EKONOMİ - 25 Aralık 2024 Çarşamba 17:49

Afrika’nın en büyük arenasına Türk imzası

A
A
A
Afrika’nın en büyük arenasına Türk imzası

Afrika’nın en büyük arenası olma özelliğini taşıyacak olan 20 bin kişilik kapasiteli devasa yapı Türk mühendisleri tarafından hayata geçiriliyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde gerçekleştirdikleri projeler neticesinde iki ülke arasındaki 50 milyon dolar olan ticaret hacminin kısa bir sürede 300 milyon dolara çıktığını belirten Miller Holding CEO’su Turhan Mildon, "Yükselen inşaatlarda dalgalanan Türk bayrağını görmek bizim için büyük bir gurur kaynağı” dedi.

 

Afrika’da inşası devam eden ve 20 bin kişilik kapasitesi ile ülkenin en büyük arenası olması planlanan yapı, Türk mühendislerinin emekleri ile yükseliyor. Sporun birçok branşı için altyapıya sahip olacak inşaatta bin 500’ü Türk olmak üzere toplamda 7 bin kişi görev alıyor. Kullanılan tüm malzemelerin Türkiye’den tedarik edildiği arenanın 2025 yılı Eylül ayında açılması planlanıyor. Holding CEO’su Turhan Mildon, şirketin Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yaptığı projelerin Türkiye-Afrika ilişkilerine sağladığı katkıya dikkat çekti. Mildon, “Miller, Kongo’ya girmeden önce iki ülke arasındaki ticaret hacmi 50 milyon dolardı. 14 ay gibi kısa bir sürede bu rakamı 300 milyon dolara çıkardık. Yükselen inşaatlarda dalgalanan Türk bayrağını görmek bizim için büyük bir gurur kaynağı” diye konuştu.

Afrika’nın en büyük arenasına Türk imzası

Expo merkezi yolda

2025 yılında temeli atılacak olan ve Afrika kıtasının en büyük Expo merkezi olması planlanan yeni proje de Miller Holding imzası taşıyor. 60 bin metrekarelik alana kurulacak merkez, alışveriş merkezlerinden konser salonlarına ve çocuk eğlence alanlarına kadar birçok fonksiyonu bir araya getirecek. Ayrıca, Holding’in Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yürüttüğü sosyal konut projesiyle 2025 Haziran ayında bin aile yeni evlerine kavuşacak. Öte yandan Miller Holding, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bulunan futbol kulübü Vita Club’ü satın alarak spor alanında önemli bir yatırım yaptı. Vita Club, Miller Holding’in grup şirketlerinden Milsport ile yapılan ortaklık sayesinde Afrika şampiyonluğunu hedefliyor.



 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Türk firma, düşman İHA’larını avlayacak "avcı dron" geliştirdi Türk FPV dron şirketi, düşman İHA ve dronlarını havada imha edecek "avcı dron" geliştirdi. Avcı dronun yalnızca elde değil, farklı platformlardan da kullanılabileceğini belirten Mehmet Öztekin, "Bu sistem kara araçlarından, deniz platformlarından, hatta küçük bir bot üzerinden bile rahatlıkla kullanılabilir. Aynı zamanda hava platformlarından bırakılabilecek şekilde de tasarlıyoruz" dedi. Modern savaşın doğasını kökten değiştiren insansız sistemler, yeni nesil "avcı" (interceptor) dronlarla farklı bir boyuta taşınıyor. Özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte düşük maliyetli, yüksek hızlı ve hedefe kilitlenebilen sistemlerin sahadaki etkisi artarken, Türk savunma sanayisi bu alanda da iddiasını ortaya koyuyor. Türkiye’nin ilk önleme (interceptor) dronu Skydagger tarafından geliştirildi. Hava tehditlerine karşı anlık reaksiyon göstererek imha edebilen avcı dron operasyonel kabiliyeti de artıracak. Avcı dron insansız hava araçlarını, kamikaze dronları veya mini/mikro dron sürülerini tespit edip, havada imha etmek için tasarlandı. Avcı dron, mühimmatlı olarak 10 dakika maksimum uçuş süresi ve saatte 320 km/s ulaşabilen yüksek sürati sayesinde hava tehditlerine karşı anlık reaksiyon gösterebiliyor. Bünyesinde çift kamera bulunduran avcı dron, 500 gramlık harp başlığıyla hedefe doğrudan çarparak yüksek imha gücü sağlıyor. "320 kilometre hıza ulaşan avcı dron geliştirdik" Skydagger Genel Müdürü Mehmet Öztekin, geliştirdikleri yeni nesil interceptor dron sistemine ilişkin detayları paylaştı. Öztekin, sistemin yüksek hız ve etkin hedef imha kabiliyetiyle öne çıktığını belirterek, "Sektörde benzer platformlar var ancak biz daha yüksek hız, daha fazla menzil ve daha büyük harp başlığına odaklandık. Düz uçuşta 320 kilometre hıza ulaşabiliyoruz. Hedefe dalış anında bu hız 350-360 kilometre seviyelerine çıkıyor" dedi. Dünyada benzer ölçekte yaklaşık 30-35 farklı platform bulunduğunu ifade eden Öztekin, geliştirdikleri sistemin özellikle performans değerleriyle ayrıştığını vurguladı. "Tüfek gibi elde ateşlenebilecek" Sistemin en dikkat çeken özelliklerinden birinin kullanım kolaylığı olduğunu belirten Öztekin, platformun elde taşınarak ateşlenebileceğini söyledi. Öztekin, "Bu sistemi adeta bir tüfek gibi düşünün. Personel, hedefi gördüğü anda yönlendirerek ateşleyebilecek. Kalkışı manuel olarak hedef doğrultusunda yapılıyor. Bu da sahada büyük esneklik sağlıyor" diye konuştu. Sistemin iki farklı çalışma prensibine sahip olduğunu belirten Öztekin, bu kabiliyetlerin sahadaki etkinliği artırdığını dile getirdi. "Hedefe kilitlenip otonom imha yapıyor" İlk kullanım senaryosunda operatörün görsel temasla hedefe kilitlenme sağladığını ifade eden Öztekin, şunları söyledi: "Yakın mesafede gördüğünüz hedeflerde hem gündüz hem termal kamerayla görüntü kilitleme yapıyorsunuz. Kilit atıldıktan sonra sistem tamamen otonom şekilde hedefe yöneliyor ve imha görevini gerçekleştiriyor. Kalkıştan itibaren süreci kendisi yönetebiliyor." "Radar destekli yönlendirme ile hedefe ulaşıyor" İkinci senaryoda ise sistemin radar verileriyle yönlendirildiğini belirten Öztekin, şu bilgileri verdi: "Radar, hava tehdidini algılıyor ve enlem, boylam, yükseklik bilgilerini yer istasyonuna aktarıyor. Bu veriler pilotun önüne düşüyor. Sistem, yönlendirici imleçlerle operatörü hedef bölgesine götürüyor. Görsel temas sağlandıktan sonra yine kilitleme yapılarak hedef etkisiz hale getiriliyor." "500 gramlık harp başlığıyla etkili imha gücü" Sistemin harp başlığına ilişkin de bilgi veren Öztekin, toplamda yaklaşık 500 gramlık bir mühimmat yapısına sahip olduğunu belirtti. Öztekin, "Bunun yaklaşık 100 gramı patlayıcı, 280 gramı ise bilya şeklinde tahrip unsurlarından oluşuyor. Bu yapı sayesinde hedef üzerinde yüksek etki oluşturabiliyoruz" dedi. "Her platformdan kullanılabilecek şekilde tasarlandı" Yeni nesil interceptor dronun yalnızca elde değil, farklı platformlardan da kullanılabileceğini belirten Öztekin, sistemin çok yönlü kullanımına dikkat çekti. Öztekin, "Bu sistem kara araçlarından, deniz platformlarından, hatta küçük bir bot üzerinden bile rahatlıkla kullanılabilir. Aynı zamanda hava platformlarından bırakılabilecek şekilde de tasarlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Seri üretim hedefi yüz binler" Üretim süreçlerinde yüksek adetli imalata odaklandıklarını belirten Öztekin, enjeksiyon ve 3D üretim tekniklerini birlikte kullandıklarını söyledi. Öztekin, "Dünyada bu tür sistemler genelde 3D printer ile üretiliyor. Ancak biz seri üretim hedeflediğimiz için enjeksiyon yöntemine geçiyoruz. Tasarımlarımızı buna uygun hale getiriyoruz. Amacımız yüz binler seviyesinde üretim yapmak" diye konuştu.