POLİTİKA - 17 Ekim 2024 Perşembe 15:41

Bakan Tunç "Darbecilerin yazdığı bir anayasa ile Türkiye yüzyılına başlamak, bizim için bir yüzkarasıdır"

A
A
A
Bakan Tunç "Darbecilerin yazdığı bir anayasa ile Türkiye yüzyılına başlamak, bizim için bir yüzkarasıdır"

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, “Darbecilerin yazdığı bir anayasa ile Türkiye yüzyılına başlamak, bizim için bir yüzkarasıdır. Sadece darbeci tarafından yazdırılmış olması bile değiştirilmesi için yeter sebeptir” dedi.


İstanbul Aydın Üniversitesi 2024-2025 Akademik Yılı açılış töreni, Florya yerleşkesi Sosyal Bilimler Kampüsü Oditoryumu’nda gerçekleştirildi. Törene; Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, İstanbul Aydın Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mustafa Aydın, İstanbul Aydın Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Hakkı Aydın, akademisyenler, davetliler ve öğrenciler katıldı.


Törende konuşan Bakan Tunç, eğitime verdikleri önemi vurgulayarak, “Adalet mülkün temelidir, adalet ve eğitim kalkınmanın ön şartıdır. Bu iki unsur olmadıktan sonra bir ülkenin kalkınması mümkün olamaz. Son yıllarda 22 yıldan bu yana en fazla bütçede payı eğitime ayırdık. Sınıflardaki 50-60 sayılarını 30’lara kadar indirdik. Öğretmen sayısını iki katına yükselttik. Üniversite sayıları 208’e ulaştı. 2 milyon öğrenciden bugün 7 milyon öğrenciye ulaşmış durumdayız. Kızlarımızın üniversitelerde oranı yüzde 50’yi geçti. Kız öğrencilerimizi özellikle hukuk fakültelerini seçmelerinden de çok memnuniyet duyuyoruz” ifadelerini kullandı.



"Temel kanunlarımızın tamamını son yıllarda yeniledik"


Hukuk alanında devrim niteliğinde reformlar gerçekleştirdiklerini anlatan Bakan Tunç, “Mevzuatımızı tamamen yeniledik. Bizim okuduğumuz yıllarda hukuk fakültesinde 80 yıllık kanunlar vardı önümüzde ve artık çağın ihtiyaçların cevap veremez hale gelmişti. Temel kanunlarımızın tamamını son yıllarda yeniledik. Ceza kanunumuzu, borçlar kanunumuzu, ticaret kanunumuzu hepsinin tamamını yenilemiş durumdayız. Şu anda yeni mevzuata göre genç kardeşlerimiz dersleri görüyorlar” şeklinde konuştu.


Yeni hazırlanan Türkiye Yüzyılı Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde de mevzuatta önemli değişiklikler olacağını söyleyen Bakan Tunç, “Özellikle ceza adaleti sistemi ile ilgili, sistemin soruşturma, kovuşturma, infaz yasasını daha da güçlendiren, soruşturmanı etkinliğini artıran, suç işlenmesini önleyen, suç ve suçlu ile mücadeleyi daha etkin hale getirecek mevzuat değişikliklerini gerçekleştireceğiz. Yine yargılamaların uzun sürmemesi konusunda da dava aşamasını hızlandıran, adalete güveni daha yükseklere çıkaran önemli düzenlemeler olacak. Yine infaz aşaması özellikle suçlunun ıslahı, topluma karıştığında bir daha suç işlememesi ile ilgili olarak alınması gereken tedbirlerle ilgili önemli düzenlemeler olacak. Bunu masa başında hazırlamış değiliz. Özellikle bilim insanlarımız, hukuk fakültesi akademisyenlerimiz ile üzerinde 1.5 yıldır çalışmamız söz konusu. Uygulayıcılar, hakim savcılarımızla çok sayıda toplantı yaparak bunları toparladık. Ayrıca internet yoluyla vatandaşlarımızdan gelen görüşleri de dikkate aldık. Önümüzdeki birkaç gün içinde Yargı Reformu Strateji Belgemizi sayın Cumhurbaşkanımız paylaşacak” diye konuştu.




"Türkiye’nin demokratik, sivil, katılımcı bir anayasaya kavuşmasını sağlayabiliriz"


Yeni anayasa konusunda da değinen Tunç, “10 yılda bir darbelerle önü kesilen ülkemizin bir daha darbelerle karşılaşmaması için önemli yapısal reformlar yaptık. Hakimler savcılar kurulu yapısının, anayasa mahkemesi yapısının daha demokratik hale getirilmesi ile ilgili önemli düzenlemeleri hayata geçirdik. Askeri yargının kaldırılması, yüksek askeri şura yapısının demokratik hukuk devleti ilkesine uygun hale getirilmesi gibi önemli reformları hayata geçirdik.


Anayasada ‘sıkıyönetim gerektiğinde ilan edilebilir’ diye bir madde vardı. ‘Darbeci yargılanamaz’ diye madde vardı. Tüm bunlar değiştirildi. Bunlar yeterli mi elbette değil. Onun için yeni anayasa diyoruz. Katılımcı anayasa diyoruz. Bu toplum sözleşmesini eğer biz Türkiye yüzyılının başında farklı fikirlerin bir araya gelerek, TBMM’de gurubu bulunan bulunmayan bütün siyasi partilerin bir araya gelerek bir uzlaşmayla yeni bir anayasa yapma konusunda başta usulde anlaşarak adım atması, başarmanın yarısıdır. Sonrasında konuşarak, tüm görüşleri alarak Türkiye’nin demokratik, sivil, katılımcı bir anayasaya kavuşmasını sağlayabiliriz. Darbecilerin yazdığı bir anayasa ile Türkiye yüzyılına başlamak, bizim için bir yüzkarasıdır. Sadece darbeci tarafından yazdırılmış olması bile değiştirilmesi için yeter sebeptir. Bunu Türkiye inşallah başarırsa gelecek için önemli bir ilerleme sağlamış oluruz” açıklamalarında bulundu.


Kadına ve çocuklara yönelik şiddet konusunda da açıklamalarda bulunan Yılmaz Tunç, şunları söyledi;


“Çocuklarımız korunması bizim için önemli. Onların her türlü kötülükten, istismardan korunması başta ailelerin ve devletin görevi. Anayasal bir görev bu. Geleceğimizi garanti altına almak durumundayız. Bunun için önemli çabalar var. Çocuklarımız geleceğimiz onlar çevresindeki tehlikelere karşı en korunmasız kişiler. Onlara gözümüz gibi bakmak durumundayız. Yeni çağda, sosyal medya düzeninde maalesef uyuşturucunun dünyada ve ülkemizde yaygınlaştığı dönemde özellikle çocuklarımız ve gençlerimizi bu kötülükten korumak için elimizden geleni yapmalıyız. Kadınlarımızı korumalıyız. Kadına şiddet kırmızı çizgimiz. Bir kadının bile şiddete uğraması, cinayete kurban gitmesi yüreğimizi yaralar. Milletçe bu konuda mücadeleyi sürdürmeliyiz. Kanunlarımızda bir takım değişikler yaptık, kadına karşı işlenen suçları ağırlaştırdık. İnfaz sürelerini de yukarıya taşıdık. Burada topyekün bir mücadele etmemiz gerekiyor. Bu anlamda inşallah önümüzdeki süreçte kadınlarımızı koruyacak, çocuklarımızı koruyacak önemli yasal düzenlemeleri hayata geçirmenin gayreti içerisinde olacağız”.


İsrail’in Filistin’de uyguladığı vahşete dikkat çeken Bakan Tunç, “400 yıl boyunca her dinden insanın barış içinde yaşadığı Filistin bugün kan gölü. Bu sadece 7 Ekim’den bu yana olanlar değil 1 asırdan bu yana zulüm var. O işgale karşı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin sayısız kararları var. Bu kararların hiçbirisine uymayan bir devlet var karşımızda. Adeta bir örgüt, bir terör devleti gibi hareket eden bir yapı var. Buna dur diyecek uluslararası sistem maalesef yok. Sayın Cumhurbaşkanımız ‘dünya 5’ten büyüktür’ derken birileri ülkemizde bile ‘ne faydası var ki bu konuşmanın’ diyordu. Bugün dünya liderlerini birçoğu BM yapısının reforma tabi tutulması gerektiğini savunuyor. Uluslararası Adalet Divanı’nda bir yargılama başladı. Biz müdahillik talebinde bulunduk. Beyanlarımızı ilettik. Suç delillerini de ibra ettik. En kapsamlı dosyayı biz takdim ettik. Sonrasında da müdahale dilekçesi verdik. Uluslararası Adalet Divanı tedbir kararları verdi. Bunların içinde ateşkes var, insani yardımlara izin vermek var. ‘Bunlara uymanız gerekir’ dedi. ‘Esas hakkında karar vermiyorum ama burada soykırıma giden bir durum var, BM soykırım sözleşmesinin ihlali kanaatindeyim’ dedi. Tedbir kararları verildi. Kim uygulayacak bunları. BM Güvenlik Konseyi. Güvenlik Konseyi’nde tüm dünyayı temsil eden bir yapı var mı yok. Orada bir veto hakkı kullanıldığında karar uygulanamıyor. BM Güvenlik Konseyi, tamamen görünürde bir güvenlik konseyi. Dünyanın güvenliği tehdit edilirken eğer bu konsey mahkeme kararını icra edemiyorsa onun bir anlamı yok” dedi.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya 13 yıl sonra açılan istismar davasında adli tıp raporu tartışması Antalya’da 13 yaşındayken tiyatro eğitimi aldığı sırada tiyatro yönetmeninin cinsel istismarına uğradığını iddia eden genç kadının davasında, Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’nun değerlendirme raporu duruşmada gündeme geldi. Mahkeme heyeti, dosyaya ulaştığı bildirilen raporun mahkeme heyetine henüz fiilen ulaşmadığını bildirerek, duruşmayı bir sonraki tarihe erteledi. Antalya’da bir sivil toplum kuruluşunun tiyatro grubunda eğitim aldığı dönemde 13 yaşındayken tiyatro yönetmeni Ü.Z.A. (51) tarafından sistematik olarak cinsel istismara uğradığını iddia eden Y.E.’nin (27) açtığı davanın duruşması, Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Sanık Ü.Z.A., "çocuğun nitelikli cinsel istismarı" ile "cebir, tehdit veya hile ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma" suçlamalarıyla yargılanıyor. Duruşmaya sanık Ü.Z.A., sanık avukatı ve sanık yakınları katıldı. Sanık avukatından Üst Kurul raporuna savunma Sanık avukatı, bir önceki celsede Adli Tıp Kurumu’ndan gelen rapora yönelik itirazlar doğrultusunda dosyanın Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’na gönderildiğini hatırlatarak, Üst Kurul tarafından hazırlanan değerlendirme raporuna ilişkin savunma yaptı. Mağdurun İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördüğünü belirten sanık avukatı, mağdurun ceza hukuku derslerinden etkilenerek ifade verdiğini ve bu durumun adli tıp değerlendirmesini etkilediğini savundu. Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu raporu dosyaya ulaştı Mahkemenin önceki celsede Adli Tıp Kurumu’ndan gelen rapora yönelik itirazlar üzerine dosyanın Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’na gönderilmesine karar vermesinin ardından hazırlanan değerlendirme raporu, mahkeme dosyasına ulaştı. Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu tarafından hazırlanan mütalaada, dosya kapsamındaki adli ve tıbbi belgeler ile taraf beyanlarının birlikte incelendiği belirtildi. Raporda, mağdurun ruh sağlığına ilişkin yapılan değerlendirmede travma sonrası stres bozukluğu bulgularının mevcut olduğu kaydedildi. Üst Kurul mütalaasında ayrıca, mağdurun ruhsal etkilenmesinin iddia edilen eylemlerle uyumlu olduğu yönünde tıbbi kanaat bildirildi. "Rapor fiilen ulaşmadı" Mahkeme heyeti ise Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’nca hazırlandığı bildirilen raporun dosyaya ulaştığını, ancak heyete henüz fiilen ulaşmadığını belirtti. Eksik evrakın tamamlanması amacıyla duruşma ileri bir tarihe ertelendi. Mağdur avukatından adli tıp mütalaası vurgusu Mağdur Y.E.’nin avukatı Yağmur Burçin Sayın, duruşma sonrası yaptığı açıklamada Adli Tıp Kurumu Üst Kurulu’nun mütalaasına işaret ederek şu ifadeleri kullandı: "Adli Tıp Kurumu tarafından adli tıp mütalaası olarak dosyaya gönderilen rapor, sanık müdafiinin bir önceki celsede ileri sürdüğü itirazları değerlendirmiştir. Dosya kapsamında bugüne kadar gelen ve tarafımızca sunulan Akdeniz Üniversitesi’nden alınan rapor, psikiyatrist tarafından hazırlanan rapor, sosyal çalışma uzmanı görüşü ve Adli Tıp’tan gelen raporlar birlikte incelenmiştir. Üst Kurul’un oy birliğiyle aldığı kararda, 18 üyenin; profesör, doçent, öğretim üyesi ve doktorlardan oluşan kurulun, müvekkilin 2011-2012 yıllarında yaşadığı iddia edilen eylemler nedeniyle ruh sağlığını bozacak derecede psikiyatrik etkilenme yaşadığı yönünde kanaat bildirdiği görülmektedir. Dava kapsamında daha ne kadar ve nereden rapor alınabileceği tartışmalıdır. Raporda yer alan tüm irdelemeler, olayın kapsamını ve müvekkilin yaşadığı süreci ortaya koymaktadır. 2011 yılında çocukluğunu yaşayamamış bir genç kızın başına gelenleri tüm açıklığıyla ifade ettik. Eylem ortada, suç ortada. Sanık her celsede tanınan bir yazar olduğunu ifade etmektedir. Dosyada sanığın kaçma şüphesinin tanınmışlığı nedeniyle yüksek olduğu kanaatindeyiz. Tutuklanması gerektiğini düşünüyoruz. Başkaca bir ispata gerek kalmadığından sanığın cezalandırılmasını ve iddia makamının bir sonraki celsede mütalaasını sunmasını talep etmekteyiz."