ÇEVRE - 05 Mayıs 2026 Salı 13:49

Bakan Yumaklı: "Suyun verimli, akılcı ve sürdürülebilir kullanımına önem veriyoruz"

A
A
A
Bakan Yumaklı: "Suyun verimli, akılcı ve sürdürülebilir kullanımına önem veriyoruz"

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Su stresi altında bir ülke olarak; suyun verimli, akılcı ve sürdürülebilir kullanımına önem veriyoruz. ’Suda sıfır kayıp’ ilkesiyle, kentsel, endüstriyel ve tarımsal su kullanımında yürütülen bu seferberlik, yalnızca bir kampanya değil; bir zihniyet dönüşümüdür. Amacımız; ’her damlanın hesabını yapan bir toplum bilinci’ oluşturmaktır" dedi.


Tarım ve Orman Bakanlığı koordinasyonunda düzenlenen 5. İstanbul Uluslararası Su Forumu, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda başladı. "İnovasyondan Eyleme: Su Dirençliliğini Güçlendirmek" ana temasıyla gerçekleştirilen programın açılış töreninde konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Bu forumun temasını ’Su Direncini Güçlendirmek: İnovasyon Eylemi’ olarak belirledik. Peki neden bu tema? Çünkü artık teorik tartışmaların, iyi niyet beyanlarının ötesine geçme vaktimiz geldi. Yapay zekadan uzaktan algılamaya, dijital teknolojilerden yeni finansman modellerine kadar elimizdeki tüm yenilikçi araçları, sahada uygulanabilir politikalara dönüştürmek zorundayız. Forum ile, su dirençliliği ve verimliliğine ulaşmak için deneyimlerin, iyi uygulamaların ve yenilikçi yaklaşımların paylaşılacağı yüksek düzeyli bir platform oluşturmayı hedefledik. Forum süresince ele alacağımız konular; finansmandan ’Tek Su -Tek Sağlık’ yaklaşımına, su diplomasisinden enerji-gıda-ekosistem ilişkisine kadar, suyun tüm disiplinlerle olan kopmaz bağını yansıtıyor" dedi.



"Su verimliliğindeki asıl başarının, tarımsal üretimdeki dönüşümle mümkün olduğunu biliyoruz"


Bakan Yumaklı, su verimliliğindeki asıl başarının, tarımsal üretimdeki dönüşümle mümkün olduğunu söyleyerek, "Su stresi altında bir ülke olarak; suyun verimli, akılcı ve sürdürülebilir kullanımına önem veriyoruz. Bu bilinçle, Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayelerinde ’Su Verimliliği Seferberliğini’ başlattık. ’Suda sıfır kayıp’ ilkesiyle, kentsel, endüstriyel ve tarımsal su kullanımında yürütülen bu seferberlik, yalnızca bir kampanya değil; bir zihniyet dönüşümüdür. Amacımız; ’her damlanın hesabını yapan bir toplum bilinci’ oluşturmaktır. Su verimliliğindeki asıl başarının, tarımsal üretimdeki dönüşümle mümkün olduğunu biliyoruz" diye konuştu.



"Her bölgenin su kapasitesine uygun ürünleri çiftçilerimizle birlikte belirliyoruz"


Her bölgenin su kapasitesine uygun ürünleri çiftçilerle birlikte belirlediklerini, aşırı su tüketen ürünlerin kurak havzalarda ekilmesi yerine, su dostu ürünleri teşvik ettiklerine değinen Bakan Yumaklı, "Bu kapsamda, suya göre ürün planlaması, kuraklığa dayanıklı bitki türlerinin yaygınlaştırılması, erken uyarı sistemleri ve uydu tabanlı izleme, veri temelli sulama planları gibi yenilikçi uygulamaları hayata geçiriyoruz. Her bölgenin su kapasitesine uygun ürünleri, çiftçilerimizle birlikte belirliyor, aşırı su tüketen ürünlerin kurak havzalarda ekilmesi yerine, su dostu ürünleri teşvik ediyoruz. Dijital teknolojiler, sensör sistemleri, uzaktan algılama ve büyük veri analitiği sayesinde, suyun kaynaktan kullanıcıya kadar tüm döngüsünü anlık olarak izleyebiliyoruz. Bu imkanlar; kayıp-kaçakların azaltılmasını, su kalitesinin sürekli izlenmesini ve kuraklık ile taşkın risklerinin erken tahminini mümkün kılıyor. Tarımda uydu verileri ve yapay zeka destekli karar sistemleri, sulama verimliliğini önemli ölçüde artırırken, sanayi ve şehirlerde dijital izleme altyapıları, kaynak kullanımını daha verimli hale getiriyor. Bu dönüşümün yaygınlaştırılması için sonuç odaklı finansman modelleri, güçlü kamu-özel sektör iş birlikleri, veri standartlarının oluşturulması ve teknik kapasitenin geliştirilmesi kritik önemdedir. Bu süreç yalnızca teknolojiyle değil; kurumsal kapasite, doğru finansman ve güçlü iş birliği ile başarıya ulaşabilir. Bu kapsamda, forumdaki oturumlarda, su yönetiminde dijital dönüşümün tüm boyutlarını birlikte ele alarak, uygulanabilir politika ve çözüm önerileri geliştirmeyi hedefliyoruz. Burada gerçekleştireceğimiz fikir alışverişlerinin, "her damladan azami fayda" anlayışının benimsenmesi ve su verimliliğinin yalnızca bir politika değil, toplumsal bir kültür haline gelmesine vesile olmasını temenni ediyorum" şeklinde konuştu.



"İklim değişikliği; özellikle Akdeniz ve Orta Doğu’da, su kaynaklarının kalitesi ve miktarına etki ediyor"


İklim değişikliğinin özellikle Akdeniz ve Orta Doğu’da, su kaynaklarının kalitesi ve miktarına etki ettiğini, atık su altyapısı üzerinde de ek baskı oluşturduğunu belirten Bakan Yumaklı, "Şüphesiz ki su, sınırları aşmaktadır. Türkiye olarak biz, suyun, ülkeleri ve insanları ayırdığına değil, birleştirdiğine yürekten inanıyoruz. İklim değişikliği; özellikle Akdeniz ve Orta Doğu’da, su kaynaklarının kalitesi ve miktarına etki ediyor, atık su altyapısı üzerinde de ek baskı oluşturuyor. Bu nedenle, bölgemizde istikrarın sağlanmasına, ekonomik kalkınmaya ve refahın artırılmasına büyük önem veriyoruz. Bu anlamda, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ’Daha adil bir dünya mümkün’ ilkesine uygun olarak politikalarımızı şekillendiriyoruz. Komşularımızla suyun hakça, makul ve etkin kullanılması esasıyla, diyaloğumuzu ve işbirliğimizi sürdürmeye devam ediyoruz. Sınıraşan havzalarımızda, su kaynaklarının korunması ve kullanılması için, karşılıklı fayda esasıyla, bilgi, deneyim ve teknoloji transferi gerçekleştiriyor ve ortak teknik projeler geliştiriyoruz. 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına ulaşılması için, Afrika’daki ve dünyanın farklı bölgelerindeki çok sayıda ülkeye, su sektöründe mali ve teknik destek sağlıyoruz. Bu vesileyle, su sorunları ve krizler karşısında, ortak bir sorumluluğu paylaştığımızı ve beraber harekete geçmemiz gerektiğini bir kez daha vurgulamak isterim" ifadelerini kullandı.


Programa İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar, dünyanın dört bir yanından 9 bakan, 8 bakan yardımcısı başta olmak üzere su uzmanları, akademisyenler, kamu ile özel sektör temsilcileri katıldı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Nevşehir 19 bin kilometrelik dostluk yolculuğunun yeni durağı Kapadokya oldu Almanya’dan başlayarak yaklaşık 19 bin kilometrelik güzergah sonunda Nepal’de tamamlanacak olan Doğu Batı Dostluk ve İpek Yolu Rallisi kapsamında Türkiye’ye gelen sporcuların yeni durağı Kapadokya oldu. 27 Nisan’da Almanya’dan yola çıkan ve birçok ülkeden katılımcının yer aldığı ralli ekibi, Ankara’daki programın ardından Nevşehir’e geldi. Kapadokya bölgesine ulaşan sporcular, peribacaları ve doğal güzellikleriyle ünlü bölgede mola verdi. Tarihi İpek Yolu rotasını modern araçlarla yeniden canlandırmayı amaçlayan organizasyona katılan ralliciler, Kapadokya’nın eşsiz manzarası eşliğinde fotoğraf çektirerek bölgeyi gezdi. Sporcular ayrıca bölgenin tarihi ve kültürel noktalarını ziyaret etti. Yaklaşık 19 bin kilometrelik parkuru tamamlayacak olan ralli ekibi, Türkiye etabında Kapadokya’nın ardından Nemrut Dağı, Ahlat ve Ani Harabeleri gibi önemli tarihi noktalardan geçecek. Türkiye’den ayrılacak konvoy, İran ve Türkmenistan üzerinden Orta Asya’ya ilerleyerek yaklaşık bir buçuk ay sonra Nepal’de yolculuğunu tamamlayacak. Doğu-Batı Dostluk ve Barış Rallisi Derneği Başkanı Nadir Serin, rallinin her yıl düzenlendiğini belirterek, "Bu yıl 19 ülke ve 64 şehirden geçiyoruz. Yaklaşık 19 bin kilometrelik bir yolculuk yapıyoruz. 19 ülkeden geçmek, farklı kültürleri tanımak anlamına geliyor" dedi. Türkiye’nin doğu ile batı arasında bir köprü görevi gördüğünü ifade eden Serin, "Savaşların yaşandığı bir dönemde bu tür projelerin dünya barışına katkı sağlayacağına inanıyoruz. İnsanların birbirini tanıması ve önyargılarını kırması çok önemli" diye konuştu. Rallinin dünyanın en uzun rallilerinden biri olduğunu kaydeden Serin, "Bizim için araçların markası ya da modeli önemli değil. Önemli olan araçlarımızın bakımını iyi yapmak ve güvenli şekilde yolculuğu tamamlamak. Zorlu hava şartlarına rağmen hazırlıklıyız. Hedefimiz Nepal’e kazasız belasız ulaşmak" ifadelerini kullandı. Organizasyona Sırbistan’dan katılan Ana Jankovic ise Türkiye’ye 11’inci kez geldiğini belirterek, "İstanbul ve Ankara’nın ardından Kapadokya’da mola verdik. Böyle bir deneyim yaşattıkları için organizasyona teşekkür ediyorum. Yolculuk çok keyifli geçiyor" dedi. Polonyalı Agnieszka Trolese de Kapadokya’ya hayran kaldığını belirterek, "İstanbul dünyanın en canlı şehirlerinden biri. Kapadokya ise benim en sevdiğim turizm bölgelerinden biri. UNESCO Dünya Mirası listesindeki bu bölge gerçekten benzersiz" diye konuştu. Barış; dostluk ve kültürel etkileşim mesajı taşıyan İpek Yolu Rallisi’nin Kapadokya etabı, bölge halkı ve turistlerin de ilgisini çekti. Sporcular, Kapadokya ziyaretinin ardından rotalarına devam etti.
İstanbul Arnavutköy‘de hizmete İBB engeli Haraççı Kavşağı’nda Arnavutköy Belediyesi’nin başlattığı peyzaj çalışması, İBB ekiplerinin müdahalesiyle durduruldu. Uzun süredir düzenleme yapılmayan alanda başlatılan çalışma da yarım bırakıldı. Arnavutköy Belediyesi tarafından Haraççı Kavşağı’nda çalışması başlanan peyzaj düzenlemesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ekiplerinin müdahalesiyle engellendi. Arnavutköy Belediyesi ekipleri, kavşakta çevre düzeni ve görsel iyileştirme sağlamak amacıyla çalışma başlatırken, İBB ekipleri alana gelerek uygulamaya izin vermedi. Kavşağın kendi sorumluluk alanlarında olduğunu belirten ekipler, başlatılan çalışmayı da durdurdu. Yaşanan müdahale sırasında CHP’li meclis üyelerinin de sahada yer alması dikkat çekti. "Ne zaman hizmete başlasak müdahale ediliyor" Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Arnavutköy Belediye Başkan Yardımcısı Davut Paralı, "İBB yönetimine defalarca buradaki çalışmanın yapılması gerektiğini bildirdik. Ancak iki yıldır herhangi bir çalışma yapılmadığı gibi verilen sözler de tutulmadı. Buna istinaden Belediye Başkanımız Mustafa Candaroğlu’nun talimatlarıyla çalışmalara başladık. Ne zaman ki hizmet üretimine başladık, CHP’li meclis üyeleri ve İBB zabıtası çalışma yapan işçilerimize fiziki müdahalede bulundu. Hizmeti engellemeye yönelik bu hareketi üzülerek kınıyoruz. Yaşanan bu olay üzerine İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Belediye Başkanımız Mustafa Candaroğlu’nu arayarak iki aylık süre talep etmiş ve bu süre içerisinde çalışmanın tamamlanacağı yönünde söz vermiştir. Belediye Başkanımız da bu söze istinaden Arnavutköy Belediyesi ekiplerinin çalışmalarını durdurarak iki aylık bir müsaade vermiştir. Arnavutköy Belediyesi olarak İBB tarafından verilen sözlerin takipçisi olacağımızı ve verilen süre içerisinde çalışmaların yapılmaması durumunda Haraççı’da olduğu gibi ilçemizin diğer noktalarında da Arnavutköy Belediyesi olarak takipçisi olacağız ve hizmet üretmeye devam edeceğimizi bildiririz" ifadelerini kullandı. Bölgede uzun süredir İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından herhangi bir peyzaj düzenlemesinin hayata geçirilmemiş olması dikkat çekerken, başlatılan çalışmanın da durdurulması "hizmetin aksadığı" yönündeki eleştirileri beraberinde getirdi. Planlanan peyzaj düzenlemesinin hayata geçirilememesiyle birlikte, Haraççı Kavşağı’nda hem mevcut eksiklikler giderilemedi hem de başlatılan çalışma sonuçsuz kaldı.
Kayseri Yedikleriniz kokunuzu değiştiriyor Memorial Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, özellikle yaz aylarında terleme problemi ile gelen hastaların en büyük şikayetlerinin kötü koku olduğunu söyleyerek, "Kötü koku çoğu zaman ter ile değil hastaların ne yediği ile alakalı oluyor" dedi. Özellikle yaz aylarında ortaya çıkan terlemelerin ikiye ayrıldığını söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Muhammed Burak Yücel, "Yaz aylarının gelmesiyle birlikte hastalarımız, özellikle terleme problemleriyle bize sıkça başvuruyorlar. Tabi terlemeyi tıp literatüründe biz hiperhidroz tanısı olarak bunu biliyoruz. Öncelikle bunu tabi ikiye ayırmak lazım. Birincisinde sekonder yani altında bir sebep olan terleme sebeplerine bakmak lazım. Özellikle tiroid hastalıkları, diyabet, enfeksiyonlar, kullanılan ilaçlar ve tüketilen yiyeceklerle ilgili bölgesel değil ancak genel bütün vücutta gördüğümüz terlemelerin altta yatan sebeplerini biz bu alt başlıklarda mutlaka araştırıyoruz. Dahiliye uzmanlarıyla, endokrin uzmanlarıyla birlikte ve hastanın anamneziyle, hikayesiyle birlikte altta yatan sebep varsa bunu kestiğimiz zaman yaygın terlemelerin tedavisinin olabileceğini hastamızla paylaşıyoruz. Diğeri ise primer hiperhidroz dediğimiz altta herhangi bir sebep bulamadığımız bölgesel terlemeler özellikle bu gruba girmektedir. Hastalarımız da en çok bu gruptan muzdarip olmaktadırlar. Bunlar özellikle günlük hayatta gördüğümüz koltuk altı yoğun terlemeleri, el ayak bölgesi terlemeleri, alın ve yüz bölgesindeki terlemeler de yine bu gruba girmekte. Öncelikle tabii bu grupta kullanabileceğimiz tedavilerimiz çeşitli. Tabi terlemenin sıklığına, şiddetine ve hastayı rahatsız etmesine göre tedavi seçeneklerimiz değişmekte bizim. En hafif ve orta şiddetli bölgesel terlemelerde özellikle alüminyum klorür içeren krem ve losyonları kullanabilmekteyiz. Bunlar o bölgedeki ter bezlerinin ağızlarını kapatarak terin yüzeye çıkışını azaltmakta ve hafif ve orta şiddetli vakalarda bizim elimizi güçlendiren tedavi seçenekleri arasında mutlaka kullanmaktayız" dedi. Muhammed Burak Yücel, daha ileri safhalarda terleme önleyici tedavilere başladıklarını söyleyerek, "Bir ileri düzeyde iyontoforez dediğimiz yine terleme önleyici tedaviler de kullanmaktayız. Burada hastanın terleyen bölgesini su dolu bir küvet düşünebiliriz. Bunun içerisine alıyoruz ve düşük dozda elektrik akımı vererek o bölgeye giden, ter bezlerine giden sinirlerin aktivitesini geçici olarak blokluyoruz. Bu da yine hafif ve orta şiddetli hiperhidrozlarda tercih ettiğimiz ve hastaların fayda gördüğü yöntemlerden birisi. Orta şiddetli ve ağır şiddetli biraz daha terlemenin hastayı rahatsız ettiği durumlarda da biz botulinum toksin dediğimiz botoks uygulamalarını sıkça hem koltuk altında hem yüz ve alın bölgesi terlemelerinde hem de el ve ayak bölgesi terlemelerinde sıkça kullanmaktayız. Hem de hastalarımızdan tedavi sonuçları açısından gayet tatminkar sonuçlar almaktayız. Burada özellikle ter bezine giden sinirlerin aktivitesini baskıladığımız zaman hem en az 4 ay en fazla 6-7 ay olacak şekilde bu ter bezlerinin aktivitelerini biz bloklayabiliyoruz. Dolayısıyla bir yaz başlangıcının girişinde bir de kış mevsiminin başlangıcında senede iki kere bazı durumlarda hastanın semptomuna göre de senede üç kere botoks uygulamalarını etkili şekilde yaparak bölgesel hiperhidrozlarda bölgesel terlemelerin önüne geçiyoruz ve hasta açısından da gayet tatminkar sonuçlar alıyoruz. Bir de tabii ki bu söylediğimiz yöntemlere ek olarak bunlara rağmen yanıt alamadığımız, terlemeyi kontrol altına alamadığımız durumlarda da özellikle göğüs cerrahisi uzmanlarıyla konsülte edip hastamızı paylaşıp sempatektomi dediğimiz yani o ter bezlerine giden sinirin ameliyat yöntemiyle kesilip klipslemesi ve o bölgedeki ter aktivitesinin kalıcı olarak durdurulmasına yönelik cerrahi operasyonları, minör ameliyatları da yine göğüs cerrahisi uzmanlarıyla birlikte planlayarak hastamızı yönlendiriyoruz ve bu şekilde de eğer diğer yöntemlerden fayda alamadıysak özellikle ağır hastanın günlük hayatını bozan terleme şikayetlerinde de bu şekilde tedavi yöntemlerini kullanabilmekteyiz" ifadelerini kullandı. "Kötü koku yenilen gıdalarla ilgili olabilir" Hastaların terleme ile birlikte en büyük şikayetlerinin kötü koku olduğunu söyleyen Yücel, "Tabi terleme ile birlikte hastaların genelde bize başvuru sebeplerinden bir tanesi koku oluyor açıkçası. Bu terlemeye genelde eşlik ettiği için özellikle biz terlemenin üzerinde duruyoruz. Yani biz eğer ter salgısını kesersek ter salgısının içerisinde çözülmüş olan koku miktarı da azalacağından dolayı koku şikayeti de hastanın kendiliğinden azalmış oluyor. Bu noktada bilimsel açıdan anlamı olan şeyler aslında biraz da hastanın yedikleriyle ilgili. Ter kokusunun sekonder çok fazla bir sebebinin olduğunu düşünmüyoruz hastalık açısından. Ancak tabii dediğim gibi bu acı baharat yiyecekleri, biraz daha soğan, sarımsak gibi ter kokusunun içerisinde daha uzun süre çözünen koku moleküllerini yayan yiyeceklerden de hastalarımızın uzaklaşmasını söylüyoruz ve özellikle ter şikayetinin azalmasına odaklandığımızda da kokunun da sekonder olarak azaldığını hastalarımızda gözlemliyoruz" dedi.
İstanbul Eylem Tok’un ‘Aileyle helalleştik’ sözlerine baba Özer Aci’den yanıt: "Benim öyle bir anlaşmam yok, davamın arkasındayım" İstanbul Eyüpsultan’da 17 yaşındaki Timur Cihantimur’un çarparak ölümüne neden olduğu Oğuz Murat Aci’nin babası Özer Aci, Eylem Tok’un "aileyle helalleştik" mektubuna yanıt verdi. Baba Özer Aci, ’’Biz kan bağı varisleriyiz. İnsani bir davranış olarak benimle irtibata geçmediler, bu saatten sonra geçemezler de. Benim öyle bir anlaşmam yok, ben davamın arkasındayım, ben davama bakıyorum. 2 yıl sonra mı aklı başına gelmiş? Hep benim çocuğum, benim çocuğum, halen benim çocuğum; üniversiteye gidiyormuş, çok iyi çocukmuş. Ya bizim çocuğumuz kötü mü? Benim bir buçuk yaşında yetim kalan evladım kötü çocuk mu?’’ dedi. İstanbul Eyüpsultan’da 1 Mart 2024 gecesi meydana gelen kazada, Timur Cihantimur’un kullandığı araç Oğuz Murat Aci’ye çarpmıştı. Kaza sonucunda Oğuz Murat Aci hayatını kaybederken Cihantimur ile annesi Eylem Tok birlikte ABD’ye kaçmıştı. Hakkında kırmızı bülten çıkartılan anne ve oğlu, 2024 yılında Boston’da yakalanarak gözaltına alınmıştı. ABD’de tutuklu bulunan Eylem Tok, cezaevinden bir mektup yazdı ve Tok’un yazdığı bu mektup avukatı aracılığıyla sosyal medyada paylaşıldı. Eylem Tok mektubunda kullandığı "Bu olayda en büyük acının, hayatını kaybeden Oğuz Murat Aci’nin ailesine ait olduğunu biliyorum. Bir anne olarak, onların yaşadığı acının tarifi olmadığını tüm kalbimle hissediyorum. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine sabır diliyorum. Bu kaybın telafisi yok, biliyorum. Ancak yasal varislerle bir sulh anlaşması yaparak helalleştiğimizi de belirtmek isterim’’ ifadeleri Aci ailesini çileden çıkardı. "İnsani bir davranış olarak benimle bir irtibata geçmediler, bu saatten sonra geçemezler de’’ Eylem Tok’un mektubunda öne sürdüğü ‘aileyle helalleştik’ iddialarına yanıt veren baba Özer Aci, "Eylem Tok’lar yaklaşık iki yıldır Amerika’da hapisteler. Yasal varisler dediği bir buçuk yaşındaki çocuk ve bir buçuk yıllık evli eşi. Biz kan bağı varisleriyiz. Benimle bir anlaşma veya insani bir davranış olarak benimle bir irtibat geçmediler, bu saatten sonra geçemezler de. Bu anlaşmayı, bir yıl önce yaptılar. Bir yıl önce Mayıs ayında, yine böyle bir Mayıs ayıydı; bir para ödendiği söylenmişti. Sonradan para rakamları ortaya çıktı. Benim öyle bir anlaşmam yok, ben davamın arkasındayım, ben davama bakıyorum. İki yıl sonra mı aklı başına gelmiş? Hep benim çocuğum, benim çocuğum, halen benim çocuğum; üniversiteye gidiyormuş, çok iyi çocukmuş. Ya bizim çocuğumuz kötü mü? Benim bir buçuk yaşında yetim kalan evladım kötü çocuk mu? Kendi çocuğu iyi de bizim çocuklarımız kötü çocuk mu? ’Ben olay yerine gitmedim’ diyor utanmadan. Çocuğunu olay yerinden aldın gittin, ’telefonu almadım’ diyor, peki telefon kimin arabasında çıktı Eylem Tok? Bunu niye izah etmiyorsun?’’ şeklinde konuştu. ‘’Ben oğlumun maddi ve maneviyatını satacak kadar alçalmadım’’ Baba Özer Aci konuşmasının devamında, ‘’Bunu da izah etsin. Aradan neredeyse iki yıl geçmiş yeni mi aklı başına geliyor? Yazıklar olsun. Bu olaylar bugün mü hatırına geldi? Vicdani rahatsızlık duymalar vicdanlarını rahatlatacakmış, yumuşatacakmış. Ben bugün yine mezardan geldim. Oğlumun mezarında gözyaşı döktüm. Onun çocuğu yaşıyor şükretsin. Ben konuşmalarımda ’kendi çocuğunu diri diri toprağa gömdüler. Gelsin şu adalete teslim olsunlar’ dedim. Gelmediler. Çekecekler, Allah beter eylesin. Çekecekler, çekmek zorundalar. Kusura bakmasınlar. Ben onlardan şunu beklerdim; bir insani, bir merhametli davranış. İki sayfa mektup yazıyor, kendi evladından bahsediyor. Bana ne senin evladın, benim evladım ölmüş. Benim bir buçuk yaşında evladım yetim kalmış. İnsafsızlar, merhametsizler, vicdansızlar. Varisleriyle anlaşmışlar, neyle anlaşılır? Ben oğlumun maddi ve maneviyatını satacak kadar alçalmadım. Hiçbir zaman da alçalmam. Eğer bir para, bir şey alınırsa da bunu açık açık hiç çekinmeden söylerim. Allah’ıma şükürler olsun ona da bir ihtiyacım yok’’ dedi. ‘’Her şey cep telefonu kayıtlarında çıkacaktır" Eylem Tok’un mektubundan yer alan "olay yerine gitmedim, telefon almadım" sözleriyle ilgili olarak da konuşan Baba Özer Aci, "Doğru söylüyor, gerçekler açık olarak raporlarda yer almaktadır; kendi telefonu, getirdi şoförü polise teslim etti. Kendi aracından çıktı ‘Ben almadım’ dediği telefon. O zaman onun telefonu o arabada ne geziyor? Peki orada yaralıları kime teslim etmiş? Oğlu ölü var, ölü SOS kayıtlarında var. Peki neden o zaman ‘Anne burada bir yaralı var, ağır yaralı ölüyor, babamı çağırın yarasına bir parmak basın’ niye dememiş? Neden kaçıyor, neden? İnsani davranış olarak hareket etseydi benim çocuğum şu an yaşıyordu. Eylem Tok olayın olduğu noktada takılı kalmış. Benim çocuğum 81 dakika sonra hastaneye gidiyor. İstanbul’da 9 dakika 112’nin hizmeti. Kusura bakmasın, iyi marifet etmiş olay yerine gitmemiş. Ben gittiğinden eminim. Her şey cep telefonu kayıtlarında çıkacaktır. Onun mahkemesi de 13 Temmuz’da var, orada hesap verecektir" ifadelerini kullandı.