GÜNDEM - 02 Ocak 2026 Cuma 12:28

’Dijital’, vicdanı yok ediyor

A
A
A
’Dijital’, vicdanı yok ediyor

Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, bireylerin ekranda gördüklerine karşı bir şeyler yapma isteği ile zamanla çökme yaşadıklarını söyleyerek, "Dijitalde yapılan paylaşımlarla vicdan rahatlatması yapılıyor ve gerçek hayattaki sorumluluklar erteleniyor" dedi.


Beynin duyguları ve duygusal süreçleri aynı anda işleyemediğini ve iki uçtan birinin yaşandığını söyleyen Uzman Psikolog Arzu Hamurcu, "Dijital vicdan, kişinin ekranda gördüğü felaketlere, yardım çağrılarına, mükemmel hayatlara, başarılı performanslara karşı vermiş olduğu sorumluluk, suçluluk ve yetersizlik duygularının toplamına verilmiş bir kavram aslında. Çünkü dijital vicdan ne kadar yeni bir kavrammış gibi görünse de aslında birçoğumuzun çoktan hayatının içine girmiş bulunmakta. Eskiden insanlar vicdanı tek bir olayla ya da birkaç olayla karşılaştırıp kendi vicdanlarına iç seslerine göre yorum yapıyorlar iken artık ekranın sesiyle yapılan bir yorum haline geldi. Artık telefonumuzu açtığımızda, bildirimlere baktığımızda onlarca felaket, binlerce yardım haberi, muazzam hayatlar, muhteşem başarılar görürken insanda bıraktığı duygu artık yetişmek, bir şeylere ulaşmak, ben de bir şeyler yapmalıyım hissiyatı ile geride kalan bir psikoloji haline geliyor. Bunun en büyük örneklerinden birisi artık bireylerin üzerinde görmüş olduğumuz bir yorgunluk hali. Artık bir çökkünlük görüyoruz. Çünkü insanlar ‘bir şeyler yapmalıyım, ben bu kadar duyguyla nasıl baş edeceğim’ diye düşünmeye başlıyorlar. Beyin bu kadar bilgiyi aynı anda işleyebiliyor olsa bile aslında duyguları ve duygusal süreçleri aynı anda sindiremiyor. Haliyle iki uçtan birini yaşıyoruz. Ya bütün bu haberlere duyarsız kalıyoruz ya da artık bir şeyler yapmalıyım suçluluğu ve sorumluluğuyla en azından aktif olan birisi olayım diyerek paylaşımda bulunuyoruz, beğenilerde bulunuyoruz, destekler yapmaya çalışıyoruz ya da kampanyalara bir şekilde katılmaya çalışıyoruz. İşin bu kısmı zaten etik ve ahlaki bir süreçte yürütülmediği zaman hem bireysel hem de toplumsal olarak çok ciddi zararlar verebiliyor. Kaldı ki biz bunu yaparken bir başkasını da bunun üzerinden yani ‘paylaşım yapmıyor’ şeklinde yargılayabiliyor ve onun da iyi bir insan olmadığını sorgulamaya başlıyoruz. Şimdi burada aslında vicdan rahatlatması dediğimiz kısımda burası. Çünkü ben sadece bir fotoğraf paylaşarak, sadece bir beğeni butonuna basarak gerçek hayattaki sorumluluğumu ertelemiş oluyorum. İşte gerçek vicdanla dijital vicdan arasındaki en önemli fark burasıdır. Gerçek vicdan gerçekten bir insana temas etmektir. Gerçekten bir bağ kurmaktır. Ben bir paylaşım yaptığımda aslında kaç insana ve kaç noktaya gerçekten temas ediyorum? Sadece bir şeyler yapmış olmak için sadece bir kampanyaya katılmış olmak için mi paylaşıyorum yoksa gerçekten bir insana yardımcı olmak için mi paylaşıyorum?" diye konuştu.


Hamurcu, bireylerle bağın ekranda değil hayatta kurulduğunu söyleyerek, "Dijital dünyanın en önemli ahlaki kısmında durup şunu sorgulamamız lazım. ‘Ben şu an bu paylaşımı gerçekten kimin için yapıyorum? Eğer ben yardımcı olmak için yapıyorsam ben bir kahraman değilim. Ben dünyayı kurtaramayacağımı, kendime hatırlatarak kendi yapabileceğim yardımı görmem lazım’. Yani gerçek dünyada benim yardım etmem ve gerçek dünyada gerçek bir bağ kurarak insanlara temas etmem gerekiyor. Gerçek haberler, gerçek iletişim kaynakları, gerçek kampanyalarla benim hayatımı oturtmam ve düzenlemem gerekiyor. Çünkü bağ, gerçek hayatın en içerisinde samimi bir şekilde kurulan bir bağ olduğunda vicdanımız işliyor. Diğer türlü sadece bir yarışın içerisinde bir performans kaygısıyla ‘ben de geç kalmayayım, ben de onlar gibi olayım’ diye paylaşılan bütün paylaşımlar ne yazık ki sahte paylaşımlar oluyor ve günün sonunda bize elimizde kalan bir geç kalmışlık, suçluluk ya da duyarsızlaşma ile bize dönüş yapmış oluyor. Burada en önemli ve son olarak söyleyeceğim kavram şudur ki artık hayata yetişmeye çalışmaktansa kendimize yetişmek ve kendimize kurduğumuz bağı insanlara gerçek bir şekilde yansıtmak gerekmektedir. Yani dijitalin vicdanımızı ne kadar kararttığını bu örneklerden de görebiliyoruz. Çünkü sürekli maruz kaldığımızda artık merhametimiz de azalıyor ve körelme duygularına başlayabiliyoruz. O yüzden istediğimiz şey burada ekran süresini değil kalbinizin süresini tutmanız ve ekrandan bir performans olarak değil kalbinizden geçen gerçek bir bağ ile temas kurarak vicdanınızı kullanmanızdır. Çünkü vicdan bir performans değildir, bir bağdır ve bağ, ekranda değil, hayatta kurulur" ifadelerini kullandı.



’Dijital’, vicdanı yok ediyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Büyükşehir Bakımevi’nde can dostlar sıcak yuvalarına kavuşuyor Antalya Büyükşehir Belediyesi Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde tedavi ve rehabilitasyon süreçleri tamamlanan sahipsiz hayvanlar, yeni yuvalarına kavuşmayı bekliyor. Bakımevinde sürdürülen sahiplendirme çalışmalarıyla çok sayıda can dost sıcak bir yuvaya kavuşurken, vatandaşlar da "Satın almayın, sahiplenin" çağrısı yapıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde sahiplendirme çalışmaları aralıksız sürüyor. Bakımevine getirilen sahipsiz hayvanlar önce sağlık kontrolünden geçiriliyor, yaralı ve travmalı olanların tedavi süreçleri tamamlanıyor. Rehabilitasyon süreci tamamlanan hayvanlar ise sahiplendirme alanlarında kendilerine uzanacak sıcak bir eli bekliyor. Uzman veteriner hekimler gözetiminde bakım ve tedavileri yapılan can dostlar, gerekli yasal işlemlerin ardından yeni yuvalarına kavuşturuluyor. Rehabilitasyon sürecinin ardından sahiplendiriliyor Antalya Büyükşehir Belediyesi Sokak Hayvanları Geçici Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde görev yapan Uzman Veteriner Hekim Osman Samsunlu, "Tedavi ve rehabilitasyon tamamlanan can dostlarımız sahiplendirme bölmelerine alıyoruz. Sahiplendirilmeyi bekleyen hayvanlarımız, arka tarafta bulunan yaklaşık bahçemizde yeni yuvalarını bekliyor. Hayvan sahiplenmek isteyen vatandaşlarımız, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu kapsamında gerekli belgeler ve nüfus cüzdanı fotokopisi ile başvurarak bu hayvanlarımızı sahiplenebiliyor" ifadelerini kullandı.
Sivas Sivas Uluslararası Film Festivali üçüncü kez perdelerini açıyor Sivas Uluslararası Film Festivali’nin üçüncüsü 12-16 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek. Festival kapsamında sinema dünyasından çok sayıda ünlü isim Sivas’ta sanatseverlerle buluşacak. Sivas Valiliği, Sivas Belediyesi, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi ve Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) iş birliğiyle bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilecek Sivas Uluslararası Film Festivali için hazırlıklar tamamlandı. 12-16 Mayıs tarihleri arasında düzenlenecek festival öncesinde Sivas Valisi Yılmaz Şimşek başkanlığında basın bilgilendirme toplantısı gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Vali Şimşek, festivalin kısa sürede önemli bir kültür ve sanat organizasyonu haline geldiğini belirterek, Sivas’ın ‘sinema şehri’ olma yolunda ilerlediğini ifade etti. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü desteğiyle festivalin uluslararası niteliğinin güçlendiğini vurgulayan Şimşek, etkinlik kapsamında sinema, tiyatro ve televizyon dünyasından çok sayıda ismin Sivas’ta ağırlanacağını söyledi. Festival süresince kortej yürüyüşü, film gösterimleri, söyleşiler, açık hava sineması, Yeşilçam nostalji konseri ve çeşitli atölye çalışmaları düzenlenecek. Festivalin Sivas’ın kültürel ve sanatsal gelişimine katkı sunması hedefleniyor. Birçok ödül verilecek Vali Yılmaz Şimşek, bu yıl ödül kategorilerinin de genişletildiğini belirterek, En İyi Film, En İyi Dizi, En İyi Oyuncu ödüllerinin yanı sıra Türk Sineması Hizmet Ödülü, Onur Ödülü ve TÜRKSOY Özel Ödülü’nün de verileceğini kaydetti. Sivas Belediye Başkanı Adem Uzun ise festivalin şehre hayırlı olmasını temenni ederken, toplantıya üniversite ve kurum temsilcileri ile düzenleme kurulu üyeleri de katıldı.
İzmir Evlilik öncesi ’Akdeniz anemisi’ tarama programları büyük önem taşıyor Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Çocuk Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Oymak, halk arasında "Akdeniz anemisi" olarak bilinen talaseminin kalıtsal bir kan hastalığı olduğunu belirterek, erken tanı, taşıyıcılık taramaları ve düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Talaseminin, kandaki oksijeni dokulara taşıyan hemoglobin adlı proteinin yapımındaki bozukluk nedeniyle ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Yeşim Oymak, hastalığın özellikle çocukluk döneminde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini söyledi. Hemoglobinin kırmızı kan hücrelerinin temel yapı taşı olduğunu ifade eden Oymak, bu yapının yeterince üretilememesi durumunda ağır kansızlık geliştiğini kaydetti. Evlilik öncesi tarama programları büyük önem taşıyor Hastalığın genetik geçişli olduğunu vurgulayan Oymak, taşıyıcı bireylerin çoğu zaman herhangi bir belirti göstermeden yaşamlarını sürdürebildiğini dile getirdi. Anne ve babanın her ikisinin de taşıyıcı olması halinde çocukta ağır talasemi tablosunun ortaya çıkabileceğini aktaran Oymak, bu nedenle evlilik öncesi tarama programlarının hastalıktan korunmada büyük önem taşıdığını ifade etti. Belirtiler ilk aylarda ortaya çıkıyor Talasemi hastası çocuklarda belirtilerin doğumdan hemen sonra görülmeyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Yeşim Oymak, "Bebekler anne karnındayken farklı bir hemoglobin yapısı kullanır. Doğumdan birkaç ay sonra erişkin tipi hemoglobine geçiş başladığında hastalık belirtileri ortaya çıkar" dedi. Ailelerin özellikle solukluk, halsizlik, iştahsızlık, sık enfeksiyon geçirme, karında şişlik ve büyüme geriliği gibi belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini belirten Oymak, erken tanının tedavi sürecinde büyük fark oluşturduğunu söyledi. Düzenli kan nakli hayati önem taşıyor Talaseminin ağır formunda hastaların yaşam boyu düzenli kan transfüzyonuna ihtiyaç duyduğunu ifade eden Oymak, bu çocukların genellikle 3-4 haftada bir kan almak zorunda kaldığını belirtti. Kan bağışının bu hastalar için hayati önemde olduğunu vurgulayan Oymak, "Düzenli kan bulunamadığında hastaların yaşamı ciddi risk altına giriyor. Bu nedenle gönüllü kan bağışı çok büyük önem taşıyor" diye konuştu. Sık yapılan kan nakillerinin vücutta demir birikimine yol açtığını da anlatan Oymak, özellikle kalp, karaciğer ve hormon bezlerinde biriken demirin organ hasarına neden olabildiğini söyledi. Bu nedenle hastaların demiri vücuttan uzaklaştıran özel ilaçlarla düzenli takip edildiğini kaydetti. Yeni tedaviler umut veriyor Günümüzde uygun donör bulunduğunda yapılan kemik iliği naklinin talasemide en etkili tedavi yöntemlerinden biri olduğunu belirten Oymak, son yıllarda geliştirilen yeni ilaçlar ve gen tedavisi çalışmalarının da umut verici sonuçlar ortaya koyduğunu ifade etti. Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan evlilik öncesi taşıyıcılık taramalarının önemli bir koruyucu sağlık hizmeti olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yeşim Oymak, toplumda farkındalığın artmasıyla yeni hasta doğumlarının önüne geçilebileceğini sözlerine ekledi.
Antalya Alanyalı hayırseverden ALKÜ’ye bina bağışı Alanyalı hayırsever Alirıza Bacaksız tarafından Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi’ne (ALKÜ) bağışlanan bina için protokol imzalandı. Geçtiğimiz yıl kurulan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Destek ve Yardım Vakfı’na (ALKÜDEV) bağışlar devam ediyor. ALKÜ Rektörü Prof. Dr. Kenan Ahmet Türkdoğan öncülüğünde kurulan ALKÜDEV’e Alanyalı hayırsever Alirıza Bacaksız tarafından Çarşı Mahallesi Kaleyolu mevkiindeki bir bina bağışlandı. ALKÜ Senato Salonu’nda Rektör Türkdoğan ve hayırsever Bacaksız tarafından bağış için imzalar atıldı. Rektör Türkdoğan, eğitime yapılan her katkının geleceğe bir yatırım olduğunu belirterek, "ALKÜDEV’in kurulmasıyla birlikte üniversitemiz adına eğitim ve öğretime yapılan katkılar devam ediyor. Bacaksız ailesi tarafından eğitime verilen bu destekle vakfımız ve üniversitemiz gücüne güç katacak. Bu anlamlı bağışı bulunma erdemi gösteren Alirıza Bacaksız ve ailesine yürekten teşekkür ediyor, bağışın ülkemiz adına hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Hayırsever Alirıza Bacaksız da, aile olarak eğitime büyük önem verdiklerini dile getirdi. Ülkenin daha hızlı kalkınması adına bu tür bağışların fazlalaşması gerektiğini belirten Bacaksız, "Alanya’mız adına yaptığımız bu bağıştan dolayı büyük bir gurur yaşıyoruz. Bağışın milletimize, ülkemize hayırlı olmasını dilerim" dedi. Konuşmalar ve imzaların atılmasının ardından tören, hatıra fotoğrafı çekimi ile sona erdi. İmza törenine Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Kılıç, Prof. Dr. Mehmet Kılıç, Prof. Dr. Işık Bayraktar, ALKÜ Genel Sekreteri Hüseyin Er, bağışçı Alirıza Bacaksız’ın yakınları katıldı.