KÜLTÜR SANAT - 30 Temmuz 2024 Salı 11:39

Kışın yutulan, yazın içilen çorba: Arabaşı

A
A
A
Kışın yutulan, yazın içilen çorba: Arabaşı

Konya’da kış aylarının vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan ve özel olarak hazırlanan hamuru ile yutularak tüketilen arabaşı çorbası, yaz aylarında ise hamursuz olarak en çok tercih edilen lezzetler arasında yer alıyor. Çorbayı yapan ustalar ise, bu lezzetin tercih sebebinin çorba içerisindeki tavuk eti olduğunu söyledi.


Orta Anadolu’da ara aşı olarak bilinen lezzet, geçmişten günümüze tüketilmeye devam ediyor. Günümüzde arabaşı olarak bilinen çorba, en çok merak edilen yemekler arasında yer alıyor. Arabaşı çorbası, kavrulmuş un, acı biber, tavuk, kaz, hindi gibi hayvan etiyle pişiriliyor. Kış aylarında özel olarak hazırlanan hamuru ile yutularak tüketilen arabaşı çorbası, yaz aylarında ise hamursuz olarak en çok tercih edilen lezzetler arasında bulunuyor.



"En büyük özelliklerinden bir tanesi tavukla yapılması"


Konya denilince yaz aylarında en çok tüketilen lezzetlerden birisinin de arabaşı olduğunu anlatan 30 yıllık çorbacı Ramazan Bademci, "Tabii kışın en çok tüketilen lezzetlerden bir tanesi arabaşıdır ama havaların ısınmasıyla bu çorba zaten yazın da aynı şekilde tercih ediliyor. Çünkü ağır yemek hava sıcaklığı yüksek olduğunda büyük rahatsızlıklar verdiği için şu anda en büyük tercih edilenlerden bir tanesi arabaşı çorbası oluyor. Zaten arabaşının en büyük özelliklerinden bir tanesi ise tavukla yapılması ve bu şekilde de çok hafif olduğu için tercih kaynağı oluyor" dedi.



"17 çeşit çorba var bizde ama saydığımız çorbayı unutuyorlar"


İş yerine gelen müşterilerin 17 çorba arasında arabaşı çorbasını tercih ettiğini anlatan Ramazan Bademci, "Şöyle bir şey var, gurbetçilerimiz Konya’ya gelirken en büyük lezzet hasretlerinden bir tanesi arabaşı ve bamya çorbası. Bugünlerde en çok tüketilen lezzet olarak yoğun bir şekilde yapıyoruz. En çok arabaşını tercih ediyor müşterilerimiz, çünkü hasret oluyor. Sakatat türü isteyenler de var yurt dışında bulamadıkları için. Tabii biz şu anda yaptığımız çorbalardan hafif olduğu için bütün kısmı arabaşını tercih ediyor diyebilirim. Şimdi bu geleneklerimizden gelen bir lezzet arabaşı çorbası. Bu lezzete herkes alışkın olması nedeniyle tercih sebeplerinden bir tanesi bu çünkü kış aylarının en hızlı tüketilenlerinden bir tanesi. Mutlaka haftanın 2 - 3 günü arabaşı tüketiliyor. Burada da zaten damak alışkanlığı olduğu için biz çorbayı saydığımız zaman, 17 çeşit çorba var bizde ama saydığımız çorbayı unutuyorlar çoğu arabaşı bilinç altında olduğu için hemen arabaşı istiyor" şeklinde konuştu.



"Arabaşını denemek istiyorlar, içen de bir daha bırakmıyor"


Bademci, "Gençlerin şu anda en çok tercih ettikleri, mutlaka arabaşını duydukları için yani arabaşını denemek istiyorlar, içen de bir daha bırakmıyor. Çünkü farklı bir lezzet. Ağız tadına uygun. On numara bir şekilde tat veriyor, o yüzden de şu anda Z kuşağı da arabaşını tercih ediyor" ifadelerini kullandı.


Yaz aylarında da arabaşı çorbası içen Olcay Erkeleş, "Biz yaz kış arabaşını sevdiğimiz için tüketiyoruz, severek de içiyoruz. Bu lezzet hoşumuza gidiyor ve sevdiğimiz için içiyoruz. Tabii ki mideyi yormadığı için de severek içiyoruz arabaşını. İçmeye de devam edeceğiz" dedi.


Arabaşı çorbasının bağımlısı olduğunu söyleyen Şerife Erkeleş de, "Arabaşı yaz kış fark etmiyor. Yazın neden çay sorusu gibi bir şey herhalde neden arabaşı sorusu benim için. Çaydan da vazgeçmeyip yaz kış içiyoruz. Bir tiryakilik olmuş benim için. Yaz kış tüketiyorum. Ben beyaz eti çok tercih ediyorum. O yüzden tavuk hafif geliyor. Dolayısıyla çorbası da hafif oluyor. Bu sıcaklarda yenilebilecek en hafif çorbalardan birisi arabaşı" diye konuştu.


Hasan Hüseyin Taş ise, kış aylarında da yaz aylarında da vazgeçilmez bir lezzet olduğunu, severek tükettiklerini söyledi.



Kışın yutulan, yazın içilen çorba: Arabaşı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Yağmur rekor kırıyor ama yeraltı beslenmiyor Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir’de yağış miktarlarının rekor seviyelere ulaştığını, buna rağmen yeraltına yeterince etki edemediğine dikkat çekerek, "Yağmur yağıyor ama su toprağa girmiyor. Betonlaşma nedeniyle yağmur suları hızla denize akıyor. Biz ise binlerce yıllık yeraltı sularını çekmeye devam ediyoruz" dedi. TÜBA Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir’de yaşanan su krizinin kuraklıktan değil, yanlış kentleşme, denetimsizlik ve bilimden kopuk yönetim anlayışından kaynaklandığını söyledi. Temiz Toplum Temiz Gelecek Platformu’na yaptığı ziyarette konuşan Yaşar, körfez kirliliği, yeraltı suyu talanı ve yeraltı otopark projelerinin aynı yönetim sorununun parçaları olduğunu vurguladı. İzmir’de yağış miktarlarının rekor seviyelere ulaştığını hatırlatan Yaşar, buna rağmen yeraltı sularının beslenmediğine dikkat çekerek, "Yağmur yağıyor ama su toprağa girmiyor. Betonlaşma nedeniyle yağmur suları hızla denize akıyor" dedi. Körfez kirli, hesap veren yok İzmir Körfezi’ndeki kirlilik ve koku sorununun yıllardır çözülemediğini belirten Yaşar, sorunun teknik değil yönetimle ilgili olduğunu söyledi. Arıtma tesislerinin yeterince çalıştırılmadığını, sanayi tesisleri ve derelerin etkin biçimde denetlenmediğini dile getiren Yaşar, "Dron görüntüsü var, numune var ama sistematik yaptırım yok. Körfez böyle temizlenmez" ifadelerini kullandı. Kirlilikle mücadelede ceza yetkisi tartışmalarına da değinen Yaşar, bunun bir algı yönetimi olduğunu savundu. "Denetimi yap, ölçümü yap, veriyi açıkla. Ceza mekanizması zaten mevzuatta var. Sorun yetki değil, irade" dedi. Otopark ısrarına tepki: "Yeraltını bitirip altına beton atıyorlar" Yeraltı otoparkı ve tüp geçit projelerinin gündeme getirilmesini eleştiren Yaşar, İzmir’in mevcut altyapısının dahi tamamlanamadığını hatırlatarak, "Yollar yıllardır bitmiyor, altyapı çökmüş durumda. Yeraltı suları hızla tükenirken yeraltına yeni beton projeleri konuşuluyor. Bu şehircilik değil, risk üretmektir" diye konuştu. Tahtalı Barajı su seviyesi arttı ama tehlike geçmedi İzmir’in ana içme suyu kaynaklarından Tahtalı Barajı’ndaki doluluk oranlarının artmasının geçici bir rahatlama sağladığını ifade eden Yaşar, asıl sorunun yeraltı akiferlerinin hızla tükenmesi olduğunu vurguladı. "Barajlar dolabilir ama yeraltı suları geri gelmez. Tuzlanma ve çökme riski kapıda" uyarısında bulundu. "Sorun su değil, yönetim" Prof. Dr. Yaşar, İzmir’de yaşanan tablonun temelinde bilimin karar mekanizmalarından dışlanmasının yattığını belirterek, "Doğa bilimciler dinlenmiyor, veriler şeffaf değil. Bizde su sorunu yok, yönetim sorunu var" dedi. Temiz Toplum Temiz Gelecek Platformu Başkanı Yunus Karakaya ise yaptığı kısa açıklamada, "İzmir’in geleceği için su meselesi siyaset üstüdür. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmazsa bedelini kent öder" ifadelerini kullandı.
Muğla Köyceğiz’de ödüllü Floor Curling Turnuvası sona erdi Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde düzenlenen "Çiftler Yarışıyor Floor Curling Turnuvası" ödül töreni ile sona erdi. Köyceğiz Kaymakamlığı himayelerinde Köyceğiz Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü ve Floor Curling Federasyonu Muğla İl Temsilciliği tarafından düzenlenen "Çiftler Yarışıyor Floor Curling Turnuvası" final müsabakaları ile tamamlandı. Floor Curling Turnuvası çiftlerin yarıştığı, karma takım müsabakaları şeklinde gerçekleştirildi. 7’den 70’e Köyceğiz Spor Yapıyor projesi kapsamında Köyceğiz Kaymakamlığı, Gençlik ve Spor İlçe Müdürlüğü ve Curling Federasyonu Muğla İl Temsilciliği iş birliği ile düzenlenen 38 takımın katıldığı "Çiftler Yarışıyor Floor Curling Turnuvası" 3 gün sürdü. Turnuvada takımlar yarışmayı kazanmak için büyük ter döktü. Çiftlerin çocukları ile katıldığı turnuva renkli görüntülere sahne oldu. Turnuva sonunda ödül töreni düzenlendi. Çiftler Yarışıyor Floor Curling Turnuvasında; 1. olan Acayip ve Garaip çiftine Kaymakam Mert Kumcu, 2. olan Ayyıldız çiftine Gençlik ve Spor İlçe Müdürü Mehmet Kaleli, 3. olan Ersoylar çiftine Curling Fedarasyonu As Başkanı Mehmet Gültekin, 4. olan Lazoğlu çiftine Curling Muğla İl temsilcisi Ahmet Mağat ödüllerini takdim etti. Akabinde, Kaymakam Mert Kumcu turnuvaya desteklerinden dolayı işletme sahiplerine plaket takdim ederek teşekkür etti.
Samsun Asırlık kültür: Yumurta topuk ayakkabı Samsun Çarşamba’nın tescilli kültürel zenginliklerinden olan ve geleneksel yöntemlerle imal edilen yumurta topuk ayakkabı, asırlar geçse de unutulmuyor. Çarşamba’nın en önemli kültürel değerleri arasında yer alan, 1970’li ve 1980’li yılların vazgeçilmezi olan yumurta topuk Çarşamba ayakkabısı, 2020 yılında Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından Coğrafi İşaret Tescil Belgesi alarak özgünlüğünü resmileştirmişti. Aradan geçen yıllara rağmen bu kültürel simge, vatandaşlar tarafından ilgi ve beğeniyle tercih edilmeye devam ediyor. Çarşamba ilçesinde 15 yıldır yumurta topuk ayakkabı imalatı yapan Oğuzhan Gülşen, bu işin ata mesleği olduğunu ve 80 senedir sürdürüldüğünü söyledi. Çarşamba ayakkabısının ilçe turizmi ve kültürü için çok önemli bir değer olduğunu belirten Gülşen, tarihinin çok eski dönemlere dayandığını ifade etti. Yaklaşık 50 yıl önce ilçede 250’nin üzerinde ayakkabı imalatçısı olduğunu ancak bu sayının günümüzde 6-7’ye kadar düştüğünü açıklayan usta Gülşen, "2020 yılında belediye başkanı ve ticaret odası başkanıyla birlikte yumurta topuk ayakkabının tescilini aldık. Ancak imalatçı sayısı azaldı. Eskiden büyükşehirlerde fabrikasyon ayakkabı olmadığından ayakkabılar elde yapılıyordu. Bu nedenle çok sayıda ayakkabıcımız vardı. Ülkemiz sanayileştikçe ve ayakkabılar makinelerde üretilmeye başladıkça el yapımı ayakkabılar piyasadan çekilmeye başladı. Şu an 6-7 imalatçı kaldı. Biz de bu kültürü unutturmamak adına çalışıyoruz" dedi. "Alışan bir daha bırakamaz" Çarşamba ayakkabısını giymeye alışmış insanların başka ayakkabı giyemediğini ifade eden Gülşen, ayakkabının yalnızca Çarşamba’da üretildiğine dikkat çekerek, "Bu ayakkabı diğer illerde üretilmiyor. 81 ile kargo ile gönderiyoruz. İnsanlar gayet memnun kalıyor ancak artık insanlarımız genel olarak spor ayakkabıyı tercih ediyor. Bizim ayakkabılarımız özel günlerde, eski kültürleri yaşatmak için kullanılıyor. Sürekli giyen amcalarımız halen var. Ayrıca süs eşyası olarak küçük minyatür ayakkabılar da yapılmaya başlandı. Biz de üretmeye başladık, yoldan geçenler hediyelik olarak alıyor. İlçemizin simgesi olduğu için tercih ediliyor" ifadelerine yer verdi. "İlçemize heykel kazandırdık" Çarşamba Tarihi Köprüsü’nün yanında bulunan ayakkabı heykelini ilçeye kazandırdıklarını belirten Gülşen, "Coğrafi işaret tescil belgesi alınmadan önce kültürel ayakkabı heykelimizi tarihi köprümüzün yanına koymayı başardık" diye konuştu. Yumurta topuk ayakkabı ve sekiz köşeli kasket, Çarşambalılar yoğun ilgi göstermeye devam edecek gibi görünüyor.
Düzce Minikler acil durum ve müdahale yöntemlerini öğrendi Düzce Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü, 7’den 70’e tüm vatandaşları acil durumlar ve yangınla mücadele noktasında eğitmeye devam ediyor. Merkez itfaiye binasında çocukları misafir ederek eğitim veren müdürlük, yangın anında yapılması gereken doğru davranışlar, yangın söndürme yöntemleri ve güvenli tahliye konularını uygulamalı olarak gösterdi. Düzce Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü, rutin çalışmalarının yanı sıra acil durum ve müdahaleler noktasında bilinçlendirme eğitimlerini, hem ziyaretçiler özelinde hem de kurumlara yönelik gerçekleştirilen uygulamalı eğitimlerle sürdürüyor. Bu doğrultuda, müdürlüğün Çoban mevkisinde bulunan hizmet binasını ziyaret eden Ailem Anaokulu 4 yaş öğrencileri, itfaiye personelleri tarafından ilk olarak itfaiye teşkilatı ve binası hakkında bilgilendirildi. Kendileri için hazırlanan itfaiyeci kıyafetlerini giyerek baret takan miniklere, itfaiye araçları ve ekipmanlarının yanı sıra acil durumlar ve müdahale yöntemleri hakkında da bilgiler verilirken, öğretici ve eğlenceli zaman geçiren miniklere, ziyaret sonunda "Minik İtfaiyeci Başarı Belgesi" takdim edildi. İl özel idare personellerine uygulamalı eğitim Müdürlüğün yaptığı planlama ile Düzce’de bulunan kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik eğitim çalışmaları da İl Özel İdaresinde yapılan eğitimlerle devam ediyor. İl Özel İdaresi personellerine, yangın durumuna karşı bilinçlendirmek ve güvenli bir şekilde hareket etmelerini sağlamak amacıyla yapılan eğitimde, yangın durumunda yapılması gerekenlerle ilgili slaytlar eşliğinde teorik bilgi verildi. Uygulamalı olarak müdahale tekniklerinin ve yangın tüpü kullanımının ne şekilde yapılması gerektiği konularının da gösterildiği eğitimlerde, personellerin öğrendiklerini aileleri ve yakın çevreleri ile paylaşmaları da istendi.