Son Dakika
|
ABD’de kar fırtınasında can kaybı 30’a yükseldi
ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri: "İran’da 6 bin 126 kişi öldü"
İstanbul’da yasadışı bahis operasyonu: 14 gözaltı
Şişli’de cesedi bulunan kadının komşusu konuştu: "İyi, kendi halinde bir insandı"
Mersin’de 10 milyarlık suç örgütü operasyonu: 17 tutuklama
Karbonmonoksit zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybeden ailenin oğlu konuştu
Bağcılar’da feci olay: 3 kişi karbonmonoksit zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybetti
Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk soruşturması tamamlandı
Filipinler’de feribot battı: 15 ölü, 43 kayıp
Adana’da yolcu otobüsü devrildi: 8 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Precision Metal Through the Hands of a Pakistani Craftsman
Slovakya Başbakanı Fico: "AB'nin Rus gazı yasağı enerji intiharıdır"
NASA'ya ait araştırma uçağı arıza nedeniyle gövde üzerine iniş yaptı
Dünya nükleer yıkıma en yakın zamanda
Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, Trump ile görüştü
İran’dan Hürmüz Boğazı çevresinde askeri tatbikat duyurusu
Akdeniz’de çifte hortum
Putin yarın Suriye Devlet Başkanı eş-Şara ile görüşecek
KÜLTÜR SANAT
Sakarya, Türkiye’de ilk olan fuara ev sahipliği yapacak
27 Ocak 2026 Salı - 17:37:27
Sakarya’da 9-17 Şubat tarihleri arasında "Çocuk Edebiyat Fuarı" düzenlenecek. "Maarif Modeli Destekleme Projesi" kapsamında hayata geçirilecek organizasyon, bu içerikte Türkiye’de düzenlenen ilk fuar olma özelliği taşıyor. Sakarya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle düzenlenecek olan fuar için hazırlıklar tamamlandı. Organizasyon, 9 Şubat Pazartesi günü Ofis Sanat Merkezi’nde (OSM) başlayacak. Türkiye’nin çocuk edebiyatı alanındaki önemli yayın evlerini ve yazarlarını bir araya getirecek fuar, 17 Şubat’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak. Fuar kapsamında çocuk edebiyatı alanında tanınmış 38 yazar, öğrenciler ve öğretmenlerle bir araya gelecek. Toplamda 13 yayınevinin stant açacağı organizasyonda, farklı yaş gruplarına hitap eden yaklaşık 20 bin kitap okurların beğenisine sunulacak. Program dahilinde imza günleri, söyleşiler ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek. Öğrencilere ücretsiz ulaşım desteği Sakarya Büyükşehir Belediyesi, fuar süresince okullardan fuar alanına ulaşım sağlanabilmesi için ücretsiz servis hizmeti vereceğini duyurdu. Bu sayede kentin farklı ilçelerindeki öğrencilerin fuara erişimi kolaylaştırılacak. Öte yandan, Maarif Modeli Destekleme Projesi kapsamında hayata geçirilecek organizasyon, bu içerikte Türkiye’de düzenlenen ilk fuar olma özelliği taşıyor.
27 Ocak 2026 Salı - 17:25
Sakarya’da "Güne Bakan Cam Kırıkları" oyunu sahnelendi
Sakarya’da sahnelenen "Güne Bakan Cam Kırıkları" adlı tiyatro oyunu, usta oyuncuların ilgi çeken performansıyla sanatseverlerden tam not aldı. Sakarya Büyükşehir Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı tarafından hazırlanan ocak ayı kültür sanat takvim, Sakarya Üniversitesi Kültür ve Kongre Merkezi’nde sahnelenen "Güne Bakan Cam Kırıkları" isimli tiyatro oyunuyla devam etti. Tiyatroseverlerin ilgi gösterdiği salon tamamen dolarken, oyunun komedi ve dram türündeki kurgusu dikkat çekti. Usta oyuncular Kerem Atabeyoğlu ve Almıla Uluer Atabeyoğlu’nun başrollerini paylaştığı oyun, iki yalnız insanın; yalan, gerçek, kahkaha ve gözyaşı dolu derin hikayesini sahneye taşıdı. Geçmişle bugünün, yalanla gerçeğin ustalıkla canlandırıldığı performans, izleyicilere keyifli anlar yaşattı.
27 Ocak 2026 Salı - 17:06
2026’nın en iyi destinasyonlarına Kemer damga vurdu
Dünyanın en prestijli ekonomi ve yaşam dergilerinden olan Forbes, 2026 için en iyi destinasyonlar listesini yayımladı. Sadece 20 rotanın seçildiği listeye Türkiye’den Antalya ve Kemer damga vurdu. Forbes değerlendirmesinde Antalya, lüks konaklama tesisleri, çam ormanlarıyla çevrili doğal yapısı, denizi, zengin gastronomi kültürü ve farklı ülkelerden ziyaretçileri bir araya getiren kozmopolit yapısıyla uluslararası ölçekte güçlü ve sürdürülebilir bir turizm merkezi olarak tanımlandı. Forbes’in 2026 listesinde dikkat çeken destinasyonlardan biri olan Kemer, Antalya’nın en gözde turizm merkezleri arasında yer alarak öne çıktı. Turkuaz tonlarındaki denizi, doğal güzellikleri ve nitelikli konaklama altyapısıyla Kemer, deniz, dinlenme ve yüksek standartlı tatil deneyimi arayan uluslararası gezginler için güçlü bir cazibe noktası olmayı sürdürüyor. Kemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu, Kemer’in adını dünyanın en önemli dergilerinden birisi olan Forbes’in listesinde görmekten gurur duyduklarını belirterek, "Deniz, kum, güneş ve doğanın bütünleştiği Kemer, her kesime hitap etmesiyle öne çıkıyor. Özellikle VisitKemer projemiz sayesinde Kemer’in adını ulusal ve uluslararası platformlarda duyurmayı başardık. Yaptığımız başarılı tanıtım çalışmalarının meyvelerini almaya devam ediyoruz. Kemerimizi en iyi şekilde tanıtmaya devam edeceğiz" dedi.
27 Ocak 2026 Salı - 16:59
Adıyaman’da, Göbeklitepe’deki ‘T’ şekilli taşların benzeri ortaya çıktı
Atatürk Barajı’nda sular çekilince, Şanlıurfa’da bulunan Göbeklitepe’deki gibi ‘T’ şekilli taşlar ortaya çıktı. Taşların M.Ö. 9 bin yıl öncesine, yani 11 bin yıl öncesine ait olduğu açıklandı. Adıyaman Atatürk Barajı’nda ki sular çekilince, bilim insanlarını heyecanlandıran bir tarihi yapı ortaya çıktı. Bulunan ‘T’ şeklindeki heykellere yaklaşık 150 metre uzaklıkta, baraj suyu içerisinde aynı döneme ait olduğu tahmin edilen taş duvarlar tespit edildi. Bir balıkçının ihbarı üzerine Atatürk Baraj kenarında incelemede bulunan Adıyaman Müze Müdürlüğü ekipleri, barajın Samsat ilçe kıyısında 11 bin yıl öncesine ait tarihi yapıyı tespit etti. Adıyaman Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sabahattin Ezer’in bilimsel danışmanlığında kurtarma kazısı yapan ekipler, iki adet ‘T’ şekilli taşı çıkartarak, Perre Antik Kentte sergilemeye başladı. Tespit edilen bölge, kurul kararı ile SİT alanı ilan edilirken, bilim insanlarının bölgede yüzey araştırması yapması bekleniyor. Adıyaman’da 1965 yılında yine Göbeklitepe’deki heykellere benzeyen ‘Kilisik heykeli’ ismi verilen bir heykelde köylüler tarafından bulunmuş ve Adıyaman Müzesine teslim edilmişti. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Adıyaman Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sabahattin Ezer, "Bu alan bizi tabi çok heyecanlandırdı, çok ta önemli bir yerleşim olduğunu düşünüyoruz. Son yıllarda çok popüler olan Göbeklitepe ile birlikte açığa çıkartılmış olan, Göbeklitepe kültürü olarak anılan şimdilerde Taştepeler kültürü olarak lanse edilen dönemle çağdaş ve aynı kültüre ait arkeolojik izler elimizde mevcut. Tabi ki şu anda bulduğumuz iki adet küçük yapı bize ön bilgi veriyor. Daha geniş çaplı araştırmaya ihtiyacımız var. Onunla ilgileneceğiz zaten. Burada iki tane çukur tabağını, etrafı levha taşlarla kapatılmış. O levha taşların arasında da bir tane ‘T’ biçimli küçük dikilitaşında kullanıldığını görüyoruz. Bütün bunlar bize Urfa’daki Taştepeler’de ortaya çıkartılan kültürün aynısının burada da olduğunu bize kanıtlıyor. Çok küçük iki tane yapıdan bahsediyoruz. Ama hemen arkamızda duran 150 metre mesafede fakat şu anda baraj suları altında bulunan bir yerde suların altında taş duvarlar tespit ettik. Orada birazcık içine inebildik. Müsait olan alanlarda oradaki balçığı karıştırdık ve herhangi bir çanak çömlekle karşılaşmadık. Bu çok erken, net bir şey söylememiz ama o çanak çömleğin bulunmaması o çanak çömleksiz neolitik döneme yani şimdiki bu bahsettiğimiz Milattan Önce 9 binlere tarihleyebileceğimiz yani günümüzden işte 11 bin yıl öncesine ait, buradaki yapıların ana yerleşimi acaba orası mıydı diye düşünüyoruz. Dediğimiz gibi ileriye dönük geniş kapsamlı arkeolojik yüzey araştırması ve muhtemel belli bir yerlerde jeofizik çalışma bize buradaki asıl yerleşimi tespit etmemize imkan sağlayacak" dedi. Adıyaman Müze Müdür Yardımcısı Mustafa Çelik ise konuşmasında, "Balıkçı bir vatandaşımızın bildirimi üzerine biz bu alanda bir çalışma gerçekleştirdik. Yaptığımız çalışmada direk yüzeyde 1 T formu gördük. Göbeklitepe’de bulunan formlara benzer bir yapıdaydı. Söz konusu alan aslında orijinalinde yaklaşık 2 veya 3 metre toprak altındaydı. Ancak baraj sularının yükselip alçalmasıyla, burada oluşan dinamik etkiden dolayı üsteki toprak örtü çekilince bizim burada bulunan mevcut formlar ortaya çıkmış oldu. Amacımız şu anda suların yükselmeden önce mevcuttaki yapıları kurtarmaya çalışmak" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
27 Ocak 2026 Salı- 10:27
Cumhurbaşkanı Erdoğan ödüllendirmişti...680 yıllık mesleğin son temsilcisi
2
26 Ocak 2026 Pazartesi- 11:32
Pursaklar’da Gelenek Zamanı; ‘‘Saya Gezmesi’’
3
25 Ocak 2026 Pazar- 08:59
Nörolog Dr. Mehmet Yavuz’un ilk romanı: "Madalyonun Sırrı"
4
07 Ocak 2026 Çarşamba- 15:21
Çanakkale’de Türklerin Balkanlara geçişindeki ilk mezarlık keşfedildi
5
26 Ocak 2026 Pazartesi- 12:47
Kastamonu yöresinin kültürünü yansıtan biblo bebekler tescillendi
29 Eylül 2025 Pazartesi - 11:00
Üzerine yazı yazılan 600 yıllık kaya kitabeye koruma örtüsü
Amasya’da aşkların bilinçsiz şekilde ilan edildiği yaz-boz tahtasına dönen 600 yıllık kaya kitabenin üstü uygulanan temizleme çalışmasının ardından örtüyle kapatıldı. Türkiye’de ender sayıda bulunan kaya kitabelerden olan 1418 tarihli Bayezid Paşa Camii vakfiyesi kitabesinin örtülü hali tarih meraklılarını tedirgin ediyor.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:44
Beyağaç’ın yöresel ürünleri bağbozumu şenliğinde tanıtıldı
Beyağaç Belediyesi tarafından Beyağaç Geriçam Mahallesi’nin yöresel ürünlerini tanıtmak ve sezonu başlayan üzüm hasadını renklendirmek amacıyla 3. Bağbozumu, Doğal ve Yöresel Ürünler Şenliği düzenlendi. Beyağaç Belediyesi tarafından Beyağaç’ın kültürünü, doğal güzelliklerini, yöresel ürünlerini ve sezonu başlayan üzüm hasadını eğlenceli hale getirmek amacıyla Geriçam Bağbozumu, Doğal ve Yöresel Ürünler Şenliği düzenlendi. Beyağaç Belediyesi tarafından 3’üncüsü düzenlenen şenlikler Geriçam Mahallesi Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen festivale Tavas Belediye Başkanı Kadir Tatık da katılım sağladı. Gündüz bağ bozumu gibi çeşitli etkinliklerin yer aldığı şenlik Denizli Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı sanatçısı Emin Boyacıoğlu konserleriyle son buldu. Hem çiftçiye destek olama hem de Beyağaç’ın kültürünü ve yöresel ürünlerini tanıtmak için çalışmalarına devam edeceklerini belirten Beyağaç Belediye Başkanı Sezayi Pütün, "Bugün Beyağaç Geriçam Mahallesi’nde düzenlediğimiz 3. Bağ Bozumu, Doğal ve Yöresel Ürünler Şenliğini gerçekleştiriyoruz. Burada köylülerimizin ürettiği ürünler kurulan tezgahlarda satışa sunuldu. Festivalimiz şehir dışından ve çevre ilçelerden gelen vatandaşlarımızla gerçekleştiriyoruz. Antalya ve Köyceğiz’den festivalimize özel turlar düzenlendi. Bu festival sayesinde Beyağaç’ın kültürünü, doğal güzelliklerini ve yöresel ürünlerini tanıtma fırsatı bulduk. Kadınlarız Kışa hazırlık amacıyla hazırladıkları ürünlerin de fazlaları burada kurdukları tezgahlarda satışa sundular. Bu da kadınlarımıza ek bir gelir kazandırdı. Kırsalda yaşan vatandaşlarımız bu festivalle iyi bir kazanç elde etti. Festivalimiz akşam da Denizli Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı sanatçısı Emin Boyacıoğlu sahne alacak. Düzenlediğimiz bu festival geleceğe yatırım bir festival. Kültün ve yöresel ürünlerin ve çiftçinin sahip çıkıldığı bir festival. Hizmete geldiğimiz günden bu yana en büyük hedefimiz çiftçiye ve üreticiye sahip çıkmaktır. Biz çiftçiye sahip çıkacağız sözü vermiştik ve yaptığımız yatımlarla ve projeler üretmeye devam ediyoruz. Türkiye’nin hatta dünyanın bilmesi gereken bir durum var ki çiftçi üretmezse aç kalacağımızdır. Çiftçiye destek vermezsek oluşabilecek sorunları göz önüne almalıyız" dedi.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:38
Yarış atlarının eyerleri Beypazarı’nda yapılıyor
Türkiye’de kaybolan meslekler sıralamasında yer alan eyerciliğin son ustalarından Mesut Atıcı, mesleğini Beypazarı’nda yaşatıyor. Türkiye’de kaybolan meslekler sıralamasında yer alan semerciliğin son ustalarından Ankara’nın Beypazarı ilçesinde eyercilik yapan Mesut Atıcı, eyere olan talebin azalması üzerine at eyerleri yapımına ağırlık verdi. Dededen miras kalan eyercilik mesleğinde 38 senedir mesleğini yaptığını belirten Atıcı, son yıllarda semerciliğin bitme noktasına geldiğini, semere olan talebin iyice azaldığını ve bundan dolayı mesleğe gelen talepleri yoğunlaştırdıklarını belirtti. Dana ve manda derisinden isteğe göre model yaptıklarını vurgulayan Atıcı; son yıllarda yarış atlarına, yılkı atlarına, gezi atlarına ve askeri birlik atlarına eyer yaptığını açıkladı. "1987-1989 arası çıraklıktan başlayarak devam ettim" At eyeri yapmaya dedesinin yanında başladığını ve elinden geldiği kadarıyla bu mesleği ayakta tutmaya çalıştığını belirten Atıcı, "1987-1989 arası çıraklıktan başlayarak devam ettim. Şu an bu meslekte yetişen yok, çırak yok. Malzeme konusunda da büyük sıkıntılar çekiyoruz. İskelet ve semer iskeletinde sıkıntı çekiyoruz ama deride sıkıntımız yok. Deriyi bulabiliyoruz. Şu an talep biraz daha az. Pandemi dönemine göre yaptığımız sayıları tutturamıyoruz ama mesleği canlı tutmak için hala devam ediyoruz. Kardeşim ve babam var. Onlarla birlikte bu mesleği devam ettiriyoruz. İlk önce ufak şeylerle başlanıyor. Belli bir dönemde dedemiz bize mesleğe gösterdi. Aşağı yukarı 3 veya 4 yıl içinde neredeyse yapım aşamasına geldim" diye konuştu. "Mesleğe yaklaşan yok" Semercilik ve eyercilik mesleğine çırak bulamadığını ve bu durumdan dolayı sıkıntı çektiğini ifade eden Atıcı, "Galiba çocuklar okul okuyup daha rahat işler düşünüyor. Bize gelip de ‘ben bir meslek yapacağım, bana bir mesleğe öğretir misin?’ diye talepte olan olmadı. Kendi çocuğum makine kullanıyor. Bazı şeylerin çoğunu yapıyor. Çok eski bir meslek. Çırak yetiştirilmesi gerekiyor. Bence çıraklık eğitimlerine bir kol açılması lazım. Biz Beypazarı’nda 2 kişiyiz. Biri ben, birisi de yaşlı bir adam. Ben de 50 yaşındayım. Benim bunu 50 sene daha yürütecek halim yok. En fazla 15-20 sene daha çalışırım. Bunu bir delikanlı yapsa daha iyi olur. Mesleğin kaybolma ihtimali olduğu için çocuk belki önünü karanlık görüyor, yaklaşmıyor" şeklinde konuştu. "Yurt dışında da müşterilerimiz var" Yaptığı eyerleri yurt dışına da ihraç ettiğini ve yurt dışına satış ile yurt içine satış arasında fark olduğunu vurgulayan Atıcı, "Kangal tasması satışında yurt dışında müşterilerimiz var. Birkaç sene önce Meksika’ya mal gönderdim. Adam malları çok beğenmiş. Bizi sosyal medya aracılığıyla görmüş. Oradan da bir Türk ile tanışıyor. Diyor ki ‘ben bu maldan alacağım.’ Biz de ona bazı konularda yardımcı olduk. Oranın sanatı ile bizim sanatımız bir değil. Bizim yaptığımız ürünler sıra dışı. Normal bir tasma da yapıyoruz. Sıra dışı deriden tasma da yapıyoruz" dedi.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:14
Ege’de edebiyat ve moda aynı sahneyi paylaştı
Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencileri, edebiyat ile modayı buluşturan özgün bir etkinliğe imza attı. TÜBİTAK 2209-A kapsamında düzenlenen "Edebiyatın Gardırobu: İkonik Karakterler ve Modanın Anlatısal Gücü" başlıklı defile ve sunum, Edebiyat Fakültesi Nuri Bilgin Konferans Salonunda renkli anlara sahne oldu. Etkinliğe akademisyenler ve öğrenciler yoğun ilgi gösterdi. EÜ Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Züleyha Çetiner Öktem’in danışmanlığını yaptığı projede, 3. sınıf öğrencisi Irmak Soran yürütücü; 3. sınıf öğrencisi Hazal Yüksel araştırmacı, 2. sınıf öğrencisi Dilruba Tama ise tasarımcı olarak görev aldı. Proje hakkında bilgi veren Irmak Soran, "Bu projede, edebi metinlerdeki kıyafet anlatılarının ve betimlemelerinin sadece yüzeysel detaylar olmadığını, aslında altında çok daha fazla anlam barındıran önemli ögeler olduğunu ortaya koymaya çalışıyoruz. Örneğin, Juliet’in beyaz giymesi onun küçük yaşta evlenme arzusunu ya da masumiyetini temsil ederken, Jay Gatsby’nin bulunduğu toplum daha koyu tonları tercih etmesine rağmen onun pembe tonda özel dikilmiş takım elbiseler giymesi, o topluma ait olmadığını ve kabul görme çabasını gösteriyor. Farklı kıyafetler üzerinden bu türden önemli detayları ele alarak modanın bir anlatı gücü olduğunu göstermeyi amaçlıyoruz. Proje kapsamında beş farklı tasarım ortaya koyduk. Bu karakterlerden ilham alan beş farklı kıyafet tasarımı gerçekleştirdik. Karakterlerimiz Jay Gatsby, Orlando, Juliet, Green Knight ve Anna Karenina olmak üzere toplam beş kişiden oluşuyor. Tasarımcımız, İstanbul Üniversitesi’nde ikinci sınıf öğrencisi olup tüm tasarımları kendisi yaptı. Biz de onunla bu alanda birlikte çalıştık. Projenin akademik çıktılarıyla çeşitli makaleler, akademik çıktılar ve sunumlar gerçekleştirdik" diye konuştu. "Zihinlerdeki karakterleri somut forma dönüştürdük" Edebiyatı sahne sanatları ve moda ile buluşturarak, okuyucuların zihnindeki karakterleri somut ve görsel bir forma dönüştürmeyi amaçladıklarını söyleyen Hazal Yüksel "Bu projede araştırma kısmında yer aldım. Amacımız, edebiyat karakterlerini yalnızca kitap sayfalarında bırakmayıp, moda aracılığıyla sahnede ve görsel dünyada yeniden karşımıza çıkarmaktı. Çalışmamızda farklı dönemlerden karakterler seçtik: Anna Karenina, Jay Gatsby, Juliet, Orlando ve Yeşil Şövalye. Her biri edebiyat tarihinde iz bırakmış, dönemlerinin ruhunu ve evrensel bir anlatıyı temsil eden figürlerdi. Biz de bu yönleriyle onların hikâyelerini moda üzerinden izleyiciye aktarmayı hedefledik" dedi. Projede yapılan tasarımlarla, edebiyat karakterlerinin ruhunu ve hikâyesini sadece kıyafet olarak değil, birer görsel anlatı olarak sahneye taşıdıklarını belirten Dilruba Tama ise "Ben projede tasarım sürecinden sorumluydum. Karakterleri kumaş, renk ve silüetlerle yeniden yorumladım. Juliet’te romantizm ve gençliği, Gatsby’de 1920’lerin ışıltısını, Anna Karenina’da trajik bir zarafeti, Yeşil Şövalye’de ise güçlü ve mistik bir etkiyi yansıtmaya çalıştım. Tasarımlarımız, yalnızca kostüm değil; karakterlerin ruhunu sahneye taşıyan birer anlatı unsuru oldu" dedi. Etkinlik, katılımcılardan gelen soruların cevaplanmasıyla son buldu.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:10
Yenipazar’da Pide Festivali için geri sayım başladı
Aydın’ın Yenipazar ilçesinde gerçekleştirilecek olan Yenifest Pide Festivali için geri sayım başlarken, Belediye Başkanı Malik Ercan herkesi festivale davet etti. Yenipazar Belediyesi, ilçenin geleneksel lezzetlerini ve eğlenceli etkinliklerini bir araya getiren "Yenifest Pide Festivali" için gün sayıyor. 2-5 Ekim tarihleri arasında Atatürk Parkı’nda Aydın Büyükşehir Belediyesi’nin de katkılarıyla gerçekleştirilecek olan festivalde, sunuculuğunu Ayşegül Koç ve Sevtuğ’un üstleneceği konserler kapsamında ünlü sanatçılar sahne alacak. 3 Ekim’de Zakkum, 4 Ekim’de Nahide Babashli, 5 Ekim’de ise Işın Karaca Yenipazarlılarla buluşacak. Misafirler, konserlerin yanı sıra festival alanında açılacak yöresel ürün, hediyelik eşya, tekstil ve züccaciye stantlarını ziyaret edebilecek. Ayrıca çocuklar için lunapark ve oyun alanları, dört gün boyunca ilçeye renk katacak. Yenipazar Belediye Başkanı Malik Ercan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda tüm vatandaşları festivale davet ederek, "Büyük heyecana hazır mısınız? İlçemizde 2-5 Ekim tarihleri arasında Pide Festivalimizi gerçekleştireceğiz. Tüm halkımız davetlidir" ifadelerini kullandı.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:04
Türk askerleri, Çanakkale cephesinde düşmanla burun buruna siper kazdı
Çanakkale muharebelerinde siper yapımının önemi ve zorluğuna dikkat çeken ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, askerlerin düşmana sadece birkaç metre uzaklıkta gece gündüz siper kazdığını söyledi. Çanakkale muharebelerinde askerlerin ön hatlarda düşmana yalnızca 8 metre mesafede siper kazmak zorunda kaldığını söyleyen ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, bazı siperlere günde ortalama 150 el bombası düşerken, askerlerin hem korunma hem de taarruz hazırlığını bir arada sürdürdüklerini aktardı. 19’uncu Tümen’in belgelerine göre, taşlık ve engebeli araziyi kullanarak inşa edilen siperler, yalnızca savunma amaçlı değil, düşmana karşı hızlı taarruz için özel kademelerle hazırlandı. İşlemlerin çoğunlukla gece, mehtap ve ay ışığında gerçekleştirildiğini belirten Doç. Dr. Barış Borlat, yoğun ateş altında görev yapan askerlerin kendi hatlarını güçlendirirken, düşmanın saldırılarını karşılamak için de hazırlık yaptığını vuruladı. Doç. Dr. Borlat, "Siperler bir yandan da askerlerin muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları olduğunu göreceğiz. Nitekim muharebeler devam ederken topçu bombardımanından kaynaklı askerler siperlerin içerisinde toprakların üzerini kapatmasıyla birlikte siperin içerisi doğal bir şehitlik halini almaya başlayacak. Yani asker aslında siperin içerisindeki yaşamıyla birlikte kendi mezarı da olduğunu söyleyebiliriz" dedi. "Cephede kahramanların siperlerin isimlendirilmesiyle de yaşamış" Çanakkale muhareblerinde mevzi yapım çalışmalarına değinen ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Çanakkale Kara Muharebesi 25 Nisan 1915 gününde başlamış ve kısa süre sonra mevzi harbine dönmeye başlamıştı. Ancak mevzi harbinin başlaması ile birlikte aslında en temel problemse her iki tarafın da birbirine yaklaşan şekilde siper kazması, mevzi kazmasıydı. Aslında bundaki amaç şuydu her iki tarafın topçu atışından korunmak ve kısmen sakınmayı sağlamaktı. Bu amaçla Çanakkale cephesinde hızla siper yapımının başlamış olduğunu göreceğiz. Özellikle Arıburnu bölgesindeki siperler yapılmaya başlandığında en temel sorunların bir tanesi de bu siperlerin içerisinde nasıl yol bulacağız? Askerler burada nasıl hareket edeceklerdi. İşte bu amaçla özellikle Conkbayırı bölgesinden başlamak üzere siperlere numara verilmiş olduğunu göreceğiz. Numaralar 1’den başlayacaktı ve 90’a kadar Arıburnu bölgesinde bir siperlerin numaralandırıldığını göreceğiz. Özellikle bölge içerisinde kahramanlık yapan askerler olduğunda bu kahramanlık yapılan yerlere bu isimlerin verilmiş olduğunu göreceğiz. Örneğin bölge içerisinde Hüseyin Ağa Siperi, Mehmet Çavuş Siperi, Seyit Efendi Siperinde olduğu gibi. Böylece aslında cephede kahramanların siperlerin isimlendirilmesiyle de yaşamış olduğunu söyleyebiliriz" şeklinde konuştu. "Bir nevi mühendislik harikasıydı" Siper yapımının fenni usullere değinerek yapıldığını belirten Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Siperlerin başka bir yanı ise şuydu bu aslında bir nevi bir mühendislik harikasıydı çünkü siper yapımı tesadüfi değildi. Çanakkale bölgesinde aslında biz Balkan Harbi’nden itibaren siperlerin yapılmaya başlanmış olduğunu göreceğiz. Bu geçmiş tecrübe etkisiyle siper yapılma esnasında mesafelerin hangi noktalardan geçeceği, siper derinliğinin 1 metre 80 santimetreye hazırlanması, hatta bunun için sahra tahkimatnamesi hazırlanmış ve bu tahkimatnamedeki belirtilen bütün özelliklerle yapılmış olduğunu göreceğiz. Dönem içerisinde buna fenni usullerle siperlerin yapılması esasının olduğunu göreceğiz. Bu amaçla istihkam birliklerinde siperlerin nasıl yapılacağı tarif edilmiş, her birliğin piyade askerleri tarafından siper yapımı icra edilmiş, ve sadece Arıburnu bölgesinde yaklaşık bir ay içerisinde 3 kilometreye uzanan bir siper ağanın yapılmış olduğunu göreceğiz" ifadelerini kullandı. "Muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları" Siperlerde uzun süre zaman geçiren askerlerin hem burada savaştıklarını hem de yaşamlarını sürdürdüklerini söyleyen Doç. Dr. Barış Borlat, "Siperler bir yandan da askerlerin muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları olduğunu göreceğiz. Asker siperin içerisinde 8 buçuk aydan fazla muharebe etmiş. Bir yandan aile hasretini, özlemini bu siperin içerisinde yaşamış ancak bir yandan da sadece bakın bomba sırtının bulunmuş olduğu yerdeki dönemin askeri kayıtlarına göre günlük 150 el bombasının düşmüş olduğunu göreceğiz. Yani asker bir yandan günde 150 el bombasına maruz kalacak ki dönemin subaylarından Fasi Kayabalı hatıralarında şundan bahsediyor: ’Osmanlı cephesinde subay olmak her şeyden önce el bombasına tahammül etmektir. El bombalarının etkisiyle saçım sakalım ağardı’ diyor. Yaşı 21’dir kendisinin, içinde bulunduğu aslında psikolojiyi de o el bombası ve ’mevzi harbi’nin yapmış olduğu etkiyi de en iyi anlatan anılardan birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum devam eden birçok hatıralarda yer alacaktır. Askerler mevzi harbi içerisinde Atatürk’ün bahsettiği bomba sırtındaki taraflar arasındaki mesafenin 8 metre kadar düştüğü bir gerçeklik içerisinde 9 ay boyunca düşmanıyla mücadele edecek. Bir yandan da siperin içerisinde aile özlemiyle, aile hasretiyle mektup yazacak. Ailesinden gelen haberleri bu siperin içerisinde öğrenmeye başlayacak" diye konuştu. Siperlerde yaşanan seller nedeniyle de askerler şehit oldu Eylül-ekim ayları ile beraber yağışların başlamasıyla siperler içerinde askerlerin zor durumlar yaşadığını aktaran Doç. Dr. Borlat, "Çanakkale bölgesinde tam da içinde bulunduğumuz eylül-ekim ayı içerisinde yağışlar başlayacak ve bu yağışlarla birlikte askerlerin siperlerin içerisinde sel baskınlarından kaynaklı olarak da şehit olduğunu göreceğiz. Yani aslında burası bir zaman içerisinde askerlerin doğal şehitliği halini almaya başlayacak, ki biz buna muharebe esnasında da şahit olacağız. Nitekim muharebeler devam ederken topçu bombardımanından kaynaklı askerler siperlerin içerisinde toprakların üzerini kapatmasıyla birlikte siperin içerisi doğal bir şehitlik halini almaya başlayacak. Yani asker aslında siperin içerisindeki yaşamıyla birlikte kendi mezarı da olduğunu söyleyebiliriz. Bu haliyle Gelibolu Yarımadası’nın 1915 yılındaki hava fotoğraflarına bakıldığında neredeyse her yer köstebek yuvası gibi kazılmış ki bunlar kendi içerisinde zeminlik, itibas siperleri, hendek siperleri gibi birçok özel isimle adlandırılmak suretiyle aslında biz bir siper ağı sisteminin Gelibolu Yarımadası’nda var olduğunu da söyleyebiliriz" dedi. "Asker bir yandan düşmanla bir yandan da iklimle mücadele ediyordu" Zorlu iklim şartları nedeniyle siperlerde askerlerin hem hastalandığını hem de şehit olduğunu vurgulayan Borlat, o şartları şöyle anlattı: "Çanakkale cephesinde 1915 yılında asker bir yandan düşmanla bir yandan da iklimle mücadele ediyordu. Özellikle eylül ayı geldiğinde bölgedeki yağışlar hızla artmaya başlamış ve siperler içerisinde askerlerin mahfuz bölgelerini bir sel sularıyla bastığını göreceğiz. Bu durum askerlerde selden kaynaklı olarak şehit olma durumunu beraberine getirecekti. Eylül ayındaki yağmurlar arkasından ekim-kasım ayında ise özellikle havanın hızla soğuması ve karın gelmesiyle birlikte asker bu defa kar içerisinde soğuktan donarak ve aslında etkilenmek suretiyle şehit olduğunu göreceğiz. Bu durum sadece askerin şehit olmasını değil bölgedeki hastalanmaların da hız artırdığını söyleyebiliriz. Eylül ayındaki yağışlardan kaynaklı özellikle siperlerin içerisinde su birikmeye başlamış. Bu su askerin ayaklarından soğuk almasını ve cephe içerisinde siper hatlarında özellikle ishal olmalarını hızlandırmıştır. Ve ishalden kaynaklı bu aydan sonra biz şehit sayısının hızla artmış olduğunu da söyleyebiliriz." "Siper içerisindeki askerlere Ayvacık’tan özel bir ayakkabı imali" Siperin zorlu şartlarına karşı özel bir ayakkabı tasarlandığını aktaran Borlat, "Önlem amacıyla siper içerisindeki askerlere Ayvacık’tan özel bir ayakkabı imali olduğunu göreceğiz. Keçi derisinden ayakkabı yapılacaktır. Bölgede Eylül ayında yapılan ayakkabıyı özellikle şöyle tarif ediyor. Altında takunyası bulunacak. Keçi derisini ayağına giydirmek suretiyle siperin içerisindeki asker eylül ayından sonra artık bu ayakkabıları kullanmaya başlayacak. Ve bu ayakkabılar sadece ön hatta muharebeden askere aittir. Yani eğer olur da siperden geriye alınacak olursa ayağındaki bu ayakkabıyı da çıkartması gerekiyor. Yani artık sadece düşman değil bir anlamda iklimle mücadele eylülden sonra Çanakkale cephesinde hızla artmış olduğunu da söyleyebiliriz" ifadelerini kullandı.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 10:01
Kazankaya Kanyonu tarihi ve doğal güzellikleriyle meditasyon merkezini andırıyor
Yozgat’ın Aydıncık ilçesinde bulunan Kazankaya Kanyonu eşsiz manzarası ve doğa harikası görüntüsüyle ziyaretçi akınına uğruyor. Tarihi yerleşim izleri taşıyan Kazankaya Kanyonu Alacahöyük, Boğazköy, Şapinuva, Zile, Maşat Höyük, Tavium ve Kerkenes gibi antik kentlerin arasında olmasıyla da ön plana çıkıyor. Yeşilırmak’ın bir kolu olan Çekerek Irmağı’nın geçtiği kanyon şehir içi ve şehir dışından ziyaretçilerini ağırlıyor. Doğa harikası kayalıkların çevresinde fotoğraf çektirenler manzaranın tadını çıkarıyor. "Memleketimize giderken keşfetmek amacıyla geldik" Kanyonun ziyaretçilerinden Metin Kazan Ankara’da yaşıyor olmasına rağmen Kazankaya Kanyonu’nu merak ederek ziyaret ettiğini söyledi. Kazan, "Buranın meşhur ve ileride turist çekecek bir yer olduğunu fark ettik. Turizm merkezi olabilecek bir yer. Bunu keşfetmek amacıyla eşimle birlikte geldik. Bizim de ilk deneyimimiz. Buradaki patika yol üzerinden biraz yürüdük. Gayet güzel manzaralar var. Büyük dağlar ve dağların eteklerinden akan akarsular var. Bunları keşfettik, fotoğrafladık, videoya aldık, çok memnun kaldık. İnşallah Kültür Bakanlığı buraya daha büyük yatırımlar yapıp insanları çekebilirse daha mutlu olacağız. Bu yol Zile-Ankara yolu üzerinde olduğu için Kazankaya Kanyonu levhasını görünce meraka mucip olarak buraya girmiş olduk" dedi. Ahu Kazan ise "Memleketten dönüşte burayı ziyaret ettik. Çok mutlu kaldık. Ben fotoğraf çekmeyi çok sevdiğim için doğayı çok sevdiğim için şu an çok mutluyum. Çok beğendim. İlerisi için daha güzel olacağına inanıyorum. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. "Hititlerden kalma korunaklı bir alan görüyoruz" Heykeltıraş Erol Gürgen Kazankaya Kanyonu’nun 12 kilometre boyunca uzandığını belirterek, "Aydıncık ilçesinden girince Çorum Ortaköy’den çıkılacak bir parkurdur. Genellikle hiking, trekking ekiplerinin kullandığı şu anda da yeni projemizde yürüyüş parkurları ve cam teraslar yapıldı. Bugünkü kalabalığı görüyorsunuz. Üçüncü etap daha bitmeden bu kalabalığa hakim oldu. Kazankaya Kanyonu 700 metre derinlikte. Yeşilırmak’ın bir kolu olan Çekerek Irmağı’nda. Tarihi ismi de Skylaks olması gerek. Böyle bir ırmak üzerinde kurulmuş. Burada sur duvarlarını görüyorsunuz. Bu Hititlerden kalma korunaklı bir alan aslında. İçeride mağaralar ve Kibele heykelleri, merdivenler burada tarihin yaşandığını gösteriyor" dedi. "Burası bir meditasyon ve turizm alanı" Kanyonun kendine has özelliklerine değinen Erol Gürgen, "Endemik bitki türleri var. Kendine özgü hayvanlar var. Su samuru var. Su samuru burada doğanın bozulmadığını gösteriyor aslında. 263 kuş türü var. Bunların hepsi bir araya gelince burası bir meditasyon ve turizm alanı olduğunu gösteriyor. Yeni yapılan projelerle turizme çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyoruz. Buradaki duvarlar bir söylentiye göre de ‘Ben Kuşşara Kralı Anitta. Hititleri yenmeden önce ırmağı suyla kestim, onların susuz kalmasını sağladım, onları telef ettim daha sonra gittim yendim’ diyor. Bakıyoruz Kazankaya Kanyonu’nun girişinde çok büyük bir sur var. Suyu kesen bir sur var. Hem şehrin girişi olarak algılayabiliriz hem de bu tür bir savaşta suyu kesen bir duvar olarak da algılayabiliriz. Anitta diyor ki ‘Suyu keserek onları telef ettim. Daha sonra batıya doğru gittim. Diğer tarafta onları yenerek surlarla çevirdim, bir şehir yaptım’ diyor. Bakıyoruz bu sefer de Kerkenes Harabeleri var. Burayı tarihle bütünleştirirsek çok güzel hikayeler çıkacaktır" diyerek Kanyonun tarihi önemine değindi.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 09:58
Yörük kültürü genç kuşaklara aktarılacak
Denizli’de Yörük kültürünün yaşatılması için yıllardır büyük emek veren Mustafa Yalıbir, kurucusu olduğu Denizli Efeleri Yörükleri Kültür Yardımlaşma Derneği’nde oybirliğiyle yeniden başkan seçildi. Yeni dönemde kültürel faaliyetler ve genç kuşaklara aktarım ön planda olacak. Denizli’de Yörük kültürünün tanıtılması, yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla kurulan ve bugüne kadar pek çok kültürel etkinliğe imza atan Denizli Efeleri Yörükleri Kültür Yardımlaşma Derneği’nde seçim heyecanı yaşandı. Derneğin tarihi Kaleiçi Çarşısı’ndaki binasında gerçekleşen genel kurulda, kurucu başkan Mustafa Yalıbir, üyelerin oybirliği ile bir kez daha başkanlığa seçildi. Yalıbir, tek liste ile girdiği seçimde, kullanılan tüm oyları alarak büyük bir destekle 3 yıllığına yeniden dernek başkanlığına getirildi. "Yörük ruhunu daha gür haykıracağız" Dernek çatısı altında yürütülen kültürel faaliyetlerin artarak devam edeceğini vurgulayan Yalıbir, "Bu dernek bir gönül hareketidir. Yörük kültürünü, efelik ruhunu sadece yaşatmakla kalmıyor, aynı zamanda çocuklarımıza, torunlarımıza bu mirası en doğru şekilde aktarıyoruz. Bugün buradan aldığım destek, yalnızca şahsıma değil, Yörük kültürüne duyulan güvenin bir göstergesidir. Yeni dönemde paneller, kültürel şenlikler, yöresel kıyafet tanıtımları, halk oyunları kursları ve okullarla iş birliği içinde kültür aktarım projeleri düzenleyeceğiz. Denizli halkına ve gençlere efelik geleneğini, çadır yaşamını, yöresel giyimi ve Yörük mutfağını tanıtacağız" dedi.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 09:57
Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan sinema sektörüne rekor destek
Kültür ve Turizm Bakanlığı sinema sektöründe 24 projeye toplam 142 milyon 400 bin lira destek sağladı. Kültür ve Turizm Bakanlığı uzun metraj, ortak yapım ve çekim sonrası türlerindeki 24 projeye toplam 142 milyon 400 bin lira destek sağladı. Bakanlığın bu desteğiyle birlikte 2025 yılında sinema projelerine aktarılan toplam destek miktarı 359 milyonu aşarak rekor seviyeye ulaştı. Sinema sektör temsilcilerinden oluşan Sinema Destekleme Kurulunca belirlenen ve Türk sinemasının gelişiminde önemli rol oynayan bu desteklerden 9’ar adedini ‘İlk Uzun Metrajlı Kurgu Film Yapım’ ve ‘Uzun Metrajlı Sinema Film Yapım’, 4’ünü ‘Ortak Yapım’ ve iki tanesini ise ‘Çekim Sonrası’ türlerindeki projeler oluşturdu. Usta yönetmenlere destek Bakanlığın desteklediği projeler arasında Altın Ayı ödüllü ünlü yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun ‘Bağlılık Ayda’ ile bir önceki filmi ‘Son Hasat’ ile Toronto Film Festivalinde dünya prömiyerini gerçekleştiren yönetmen Cemil Ağacıkoğlu’nun ‘Sessiz Dağ’ adlı projesi de yer aldı. Sektöre genç ve yetenekli yönetmenlerin kazandırılması amacıyla verilen ilk Uzun Metrajlı Kurgu Film Yapım türünde ise 9 projeye destek sağlandı. Sinema Destekleme Kurulu’nca son dönemin en beğenilen animasyonları arasında yer alan Rafadan Tayfa serisinin yeni filmi ‘Gordion’ ile Kral Şakir serisinin son filmi ‘Dünyalar Karıştı’ filmleri desteklenen projeler arasında yer alıyor. Kurulda ayrıca ilk filmini gerçekleştirecek yönetmenlerce tasarlanan ‘Babamın Gölgesi 1915 Küçük Kahramanlar Geçidi’ ile ‘Umay Ana: Taşların Gizemi’ adlı animasyon filmlere de destek sağlandı. Kültür ve Turizm Bakanlığınca, Türk sinemasına sağlanan destek tutarı 2024 yılında 284 milyon 141 bin lirayken 2025 yılında destekler yaklaşık yüzde 27’lik artışla 359 milyon 424 bin liraya ulaştı. Bakanlığın açıkladığı yeni desteklere https://sinema.ktb.gov.tr/TR-406347/2025-5-sayili-sinema-destekleme-kurulu-karari-aciklandi.html adresinden ulaşılabiliyor.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 09:57
Sevilen sanatçı Çakal’dan "Enerji İncirde" yanıtı
21. Geleneksel İncir Festivali’nde sahne alan ünlü sanatçı Çakal, enerjik performansıyla gençleri coştururken, Germencik’in coğrafi işaretli incirini ikram eden Başkan Zencirci’nin "Enerjinin sırrı nedir?" sorusuna Çakal’ın "İncir" yanıtı festivale renk kattı. Aydın’ın Germencik ilçesinde bu yıl 21’incisi düzenlenen Geleneksel İncir Festivali, müzik, eğlence ve bereketi bir araya getirdi. Festivalin en çok ilgi gören anlarından biri, gençlerin sevilen sanatçısı Çakal’ın sahneye çıkmasıyla yaşandı. Enerjik performansıyla gençleri coşturan sanatçı, festival alanında unutulmaz bir akşam yaşattı. Germencik Belediye Başkanı Burak Zencirci, ilçenin coğrafi işaretli ürünü olan inciri sahnede Çakal’a ikram etti. Başkan Zencirci’nin "Enerjinin sırrı nedir?" sorusuna sanatçı hiç düşünmeden "İncir" yanıtını vererek renkli bir an yaşattı. Başkan Zencirci yaptığı açıklamada, Germencik’in dünyanın en kaliteli incirlerinin yetiştiği topraklara sahip olduğunu vurgulayarak "Bu festivalde sadece müziği ve eğlenceyi değil, aynı zamanda incirimizin lezzetini ve değerini de sahnelere taşıyoruz. Sanatçılarımıza ve halkımıza ikram ettiğimiz incir, enerjisiyle herkese güç katıyor. Festival coşkusu her geçen yıl artarak devam eden Germencik’te, incir bir kez daha birlikteliğin, bereketin ve enerjinin sembolü oldu" dedi.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 09:49
Artvinli kadınlar kışa imece usulüyle hazırlanıyor
Artvin’de kadınlar, sonbaharda imece usulüyle bir araya gelerek odun sobası eşliğinde yufka, silor, erişte, makarna ve börek gibi kışlık yiyecekleri geleneksel yöntemlerle hazırlıyor. Artvin’in merkez ilçesine bağlı Sümbüllü Köyü’nde kadınlar, asırlık bir geleneği yaşatmaya devam ediyor. Köyde sonbaharın gelmesiyle birlikte odun sobası yakılıyor, hamurlar yoğruluyor, oklavalarla tahta masalarda yufkalar açılıyor. Kadınlar, imece usulüyle bir araya gelerek kışlık yufka, silor, erişte, makarna ve börek hazırlıyor. Sabah erken saatlerde yoğrulan hamurlar, büyük hamur teknelerine alınarak dinlenmeye bırakılıyor. Köyde sırayla her ev için yapılan bu hazırlıkta, sobanın sıcaklığı eşliğinde, türküler ve şarkılarla el birliğiyle çalışan kadınlar, geleneksel kış hazırlığını adeta bir şölene dönüştürüyor. "Sobanın başında sohbet, oklavada emek" Köy sakinlerinden Sevgi Şahinbaş, bu geleneğin sadece yemek hazırlığı değil, aynı zamanda bir dayanışma örneği olduğunu söylüyor: "Her yıl sonbaharda kadınlarla toplanırız. Oklavalarla yufka açar, odun sobasında çay demler, muhabbet ederiz. Hem kendimize eğlence oluyor hem de kışlıklarımızı hazırlıyoruz. İş bitince hep birlikte sofraya oturur, sobanın yanında dinleniriz. Keyfimiz yerinde, ortamımız çok güzel." Yufkalar özenle açıldıktan sonra kurumaya bırakılıyor ve sonrasında bohçalara sarılarak saklanıyor. Katlanan yufkalar, kış boyunca tüketilecek silor, börek ve diğer hamur işlerinde kullanılıyor. "Yeni nesil hazırı seviyor, bu emek unutuluyor" Emekli öğretmen Abdul Şahinbaş ise bu kültürel mirasın her yönüyle kıymetli olduğunu belirtiyor: "Bu sadece yemek yapmak değil. Yardımlaşma, sohbet, dayanışma... Her şey var bu işin içinde. Ama maalesef yeni nesil bu işleri bilmiyor. Her şey hazır oldu artık. Oysa en sağlıklı yemek, doğal yollarla yapılan yemektir. Bu kültür kaybolursa çok şey kaybederiz" ifadelerin kullandı. Köy halkı, imece geleneğini yaşatmakta kararlı olsa da, kadınlar gelecekte bu gelenekleri sürdürecek kimse kalmayacağından endişe ediyor.
29 Eylül 2025 Pazartesi - 09:34
Uluslararası Adana Lezzet Festivali, esnafın yüzünü güldürecek
Adana’da bu sene kapılarını 9. kez açacak ’Uluslararası Adana Lezzet Festivali’ne 1 milyondan fazla katılım beklenirken festival, esnafa can suyu olacak. Esnaf, "Geçen yıl 500 bin şiş et tüketilmişti bu sene ise geçen yıla oranla en az yüzde 50 daha fazla et tüketimi bekliyorum" dedi. Bu sene 9. kez düzenlenecek ’Uluslararası Adana Lezzet Festivali’, 10-12 Ekim tarihleri arasında "Kuşaktan Kuşağa" temasıyla Merkez Park’ta gerçekleştirilecek. Geçtiğimiz yıl 800 bin kişinin katıldığı festivalde 500 bin şiş et ve 400 bin şişe şalgam tüketilirken, bu sene rakamın 1 milyon kişiden fazla olması beklendiği ifade edildi. Esnafa can suyu olacak Uluslararası Adana Lezzet Festivali için Merkez Park’ta stantlar kurulurken festival heyecanı şimdiden tüm kenti sardı. Merkez Park’ta yüzlerce esnaf stant açarak Adana lezzetlerini ziyaretçilere sunacak. Dünya genelinde yaşanan belirsizlikler nedeniyle ekonomik olarak zor günler geçiren esnaf, festivalin can suyu olmasını bekliyor. Kebapçı esnaf Yaşar Aydın, dünyada böyle bir festival olmadığını belirterek, "10-11-12 Ekim’de tüm dünyayı Adana’ya bekliyoruz. 9 sene önce bu festivalin ilk yapıldığı zamanı bilirim. O yıllarda ne kadar az katılım olduğunu hatırlıyorum. Her sene katılım sayısı arttı. Dünyada böyle bir festival yok. Bizim lezzetlerimiz, sıcak kanlılığımız ve Adana insanının misafirperverliği hiçbir yerde yok" diye konuştu. "1 milyondan fazla katılımcı bekliyoruz" Bu sene geçen yıla oranla yüzde 50 daha fazla et tüketilmesini beklediğini anlatan Aydın, "Geçen yıl 800 bin katılımcı vardı. Bu sene 1 milyondan fazla katılımcı bekliyoruz. Tüm dünyadan herkes Adana’ya gelsin, kebap, şırdan, halka tatlı ve birbirinden farklı lezzetlerimizi tatsınlar. Adana’ya gelip lezzeti görsünler. Geçen yıl 500 bin şiş et tüketilmişti bu sene ise geçen yıla oranla en az yüzde 50 daha fazla et tüketimi bekliyorum" ifadelerini kullandı. Merkez Park’ta düzenlenen festivalde, 3 gün boyunca dumanların gökyüzünü kapladığını kaydeden kebapçı Aydın, "10-11-12 Ekim’de Adana üstünde yoğun duman olacağından dolayı uçaklar için hava trafiği kapanacakmış. Hep söylediğim bir sözüm var. Gez dünyayı, ye Adana’yı. Dünyayı gezeceksin ama Adana’nın lezzetlerini tadacaksın" dedi. "Festivale katılacağız" Türkmenistan’dan festival için Adana’ya gelen misafirlerini kebap yemeye getiren Uğur Öznur, "Bir Adanalı olarak festivale katılacağız. Türkmenistan’dan misafirlerim geldi ve onlarda festivale katılacaklar. Şimdiden Adana kebap yedirmeye getirdik. Festivale gelenlerde Adana’nın lezzetlerini tatsınlar" şeklinde konuştu. İstanbul’dan kebap yemeye gelen Adem Çınar da, "Bugün İstanbul’dan sadece kebap yemek için geldim. Çok övdüler, biz de bu lezzetin tadına bakmaya geldik. Çok beğendik, İstanbul’da böyle bir lezzet yok" ifadelerini kullandı. "Lezzetlerimiz çok başka" İngiltere’den gelen akrabalarını kebap yemeye getiren Rukiye Civan da, "İngiltere’den misafirlerim geldiler. Onları yemeğe getirdim. Festivale katılmak için vakitleri yok ama herkesi Adana’ya festivale bekleriz, lezzetlerimiz çok başka" diyerek düşüncelerini anlattı. Türkan Özbuzdağlı ise, "Ben bir Adanalı olarak festivale her sene katılıyorum, çok güzel geçiyor. Herkes Adana’ya gelsin ve kebap başta olmak üzere şalgam, içli köfte, şırdan, döner ve bici bici yesinler. Adana’ya gelsinler, ete doysunlar" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder