KÜLTÜR SANAT
Bakan Ersoy: "İstanbul tarih boyunca yalnızca bir şehir değil, tasarımın, mimarinin ve zanaatın merkezi olmuştur" 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 22:46:34 İstanbul’da Global Design Forum’un açılış programında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "İstanbul tarih boyunca yalnızca bir şehir değil, tasarımın, mimarinin ve zanaatın merkezi olmuştur. 7 tepeli bu güzel şehir aynı zamanda fikirlerin, kültürlerin, sanatın ve üretimin buluştuğu eşsiz bir medeniyetin de merkezi olmuştur" dedi. Londra Tasarım Festivali kapsamında 15 yılı aşkın süredir Victoria & Albert Müzesi’nde düzenlenen Global Design Forum’un açılışı İstanbul’da gerçekleştirildi. İstanbul Arkeoloji Müzesi bahçesindeki formun artistik direktörlüğünü sanatçı ve tasarımcı Melek Zeynep Bulut’un üstlendi. Açılış programına Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un yanı sıra London Design Festival direktörü Ben Evans, tasarımcı Melek Zeynep Bulut, tasarımcılar, akademisyenler, sanatçılar ve kültür-sanat dünyasından davetliler katıldı. 4 gün sürecek forum kapsamında dünyanın farklı ülkelerinden tasarımcılar, mimarlar, uluslararası ve yerel tasarımcıları İstanbul’da buluşturarak şehirde tasarım kültürünü kutlamayı ve tartışmayı hedefliyor. Açılış programında konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Bugün kültürün, tasarımın, mimarlık ve kreatif endüstriler dünyasının çok kıymetli bir buluşmasına ev sahipliği yapan Global Design Forum’un bu özel buluşmasında sizlerle birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Kökeni dünyanın en saygın tasarım etkinliklerinden biri olan Londra Design Festival’e dayanan forum, 15 yılı aşkın süredir Victoria & Albert Müzesi bünyesinde düzenlenen düşünce liderliği platformunun uzantısı olarak İstanbul edisyonunu hayata geçirmektedir. Global Desing Forum’un İstanbul edisyonunun hayata geçirilmesi yalnızca bir etkinlik değil aynı zamanda Türkiye’nin kültürel vizyonunu, kreatif endüstrilerdeki iddiasını ve şehirlerimizin taşıdığı medeniyet birikimini dünya ile paylaşan güçlü bir adımdır. Bu önemli platformun İstanbul’a taşınması, şehrimizin küresel tasarım ve kültür haritasındaki yerini daha da güçlendirmektedir. İstanbul tarih boyunca yalnızca bir şehir değil, tasarımın, mimarinin ve zanaatın merkezi olmuştur. 7 tepeli bu güzel şehir aynı zamanda fikirlerin, kültürlerin, sanatın ve üretimin buluştuğu eşsiz bir medeniyetin de merkezi olmuştur. Bugün de aynı ruhla geçmişin hafızasını geleceğin üretici diliyle buluşturan bir ilham kaynağıdır" ifadelerini kullandı. Forum ile ilgili konuşan Bakan Ersoy, "İstanbul bugün bu forumla dünyanın dört bir yanından gelen tasarımcıları, sanatçıları, bu eşsiz mirasın içinde bir araya getirmektedir. Şehir geneline yayılacak kolektif yerleştirmeler, görsel ve işitsel anlatılar, İstanbul’un sesini uluslararası bir sese dönüştürecek. Bu yılki program mekan üretimi, anlatıcılık, tartışma ve yeniden düşünme olmak üzere dört başlık altında gerçekleştirilecek. ’İstanbullar’ platformu, İstanbul’un en güçlü fikirlerini, üreticilerini ve mekanlarını bir araya getirerek şehrin üretken enerjisini sergilemiş olacak. Bugün özgün ekonomiler, dünya genelinde yalnızca estetik bir üretim alanı değil, aynı zamanda ekonomik büyümenin, şehir markalaşmasının ve toplumsal dönüşümün temel dinamiklerinden biri haline gelmiştir. Türkiye’de sahip olduğu genç nüfus, kültürel çeşitlilik ve üretken potansiyel ile bu dönüşümün en önemli aktörlerinden biridir. Çünkü kültürel kalkınma ancak yerel potansiyelin uluslararası etkileşimle buluşmasıyla mümkündür. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak bizler, kültürel mirasın korunmasında olduğu kadar çağdaş üretimin desteklenmesinin de stratejik bir öncelik olarak görüyoruz. Tasarım, mimarlık creatif endüstriler ve kültürel girişimcilik alanlarında ortaya çıkan her yeni fikir, Türkiye’nin kültürel diplomasisini ve marka değerine katkı sağlamaktadır. Bu forumun yapıldığı mekan da çok özel, Ecdat yadigarı Topkapı Sarayı yerleşkesinin o ilham verici atmosferinde geçmişin ihtişamı ile geleceğin vizyonu aynı çatı altında buluşmaktadır" dedi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 20:41 Edebiyatın merkezi olacak dernek binası kapılarını açtı Kastamonu Kültür ve Edebiyat Derneği’nin yeni hizmet binası, düzenlenen törenle açıldı. Kastamonu’nun tarihi ve edebi kimliğini güçlendirmek amacıyla kurulan Kastamonu Kültür ve Edebiyat Derneği, yeni merkezine kavuştu. Dernek merkezinin açılışı, protokol üyeleri ve çok sayıda vatandaşın katılımıyla gerçekleştirildi. Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda konuşan Kastamonu Valisi Meftun Dallı, "Burası Kastamonu’da kültürün ve edebiyatın merkezlerinden biri olacaktır. Mekan bir alettir, önemli olan içindeki insandır. O konuda da sıkıntı olmayacaktır. Bu işe gönül koymuş insanlar var. İbn-i Battuta 1300’lü yıllarda Kastamonu’yu kayda gelmiştir. Cem Sultan ilk şiirlerini muhtemelen burada yazmıştır. Mehmet Akif Ersoy, İstiklal Mücadelesi’nin mayalanmasında bura büyük rol oynamıştır. Bu yolda yapılacak her türlü çalışmaya başarılar diliyorum"dedi. Dernek Başkanı Hamdi Nalbant ise "Köşe Taşı" ve "Kastamonu Araştırmaları" dergilerinin ulusal çapta bir marka haline geldiğini dile getirerek, "Hedefimiz Kastamonu’yu tıpkı Kahramanmaraş gibi Anadolu’nun edebiyat merkezlerinden biri haline getirmek. Bayramdan hemen sonra bir şiir akşamı ile yolumuza devam edeceğiz" diye konuştu. Törenin sonunda, derneğin kuruluş sürecinde ve kültürel faaliyetlerinde üstün gayret gösteren isimlere Vali Meftun Dallı tarafından teşekkür belgeleri takdim edildi. Vali Dallı ve beraberindeki katılımcılar daha sonra dernek merkezinde edebi çalışmalarla ilgili bilgi aldı.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 20:23 İstanbul’un kubbelerine ışık ve hafıza üzerinden bir bakış: Yıldız Holding "Gök Kubbe" sergisine ev sahipliği yapıyor Akademisyen ve sanatçı Nevzat Yıldırım’ın İstanbul’un tarihi camileri ve kubbelerini fotoğraf sanatının özgün diliyle yeniden yorumladığı "Gök Kubbe" sergisinin açılışı, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Tütüncü ve misafirlerin katılımıyla gerçekleşti. "Gök Kubbe" sergisi, 26 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilecek. Yıldız Holding, "Mutlu Et Mutlu Ol" anlayışı ve sanatı toplumla buluşturma hedefi doğrultusunda "Gök Kubbe" sergisine ev sahipliği yapıyor. Gök Kubbe Sergisi’nin açılışı sanatçı Nevzat Yıldırım, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Üyesi Murat Ülker, Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Tütüncü, Yıldız Holding üst yönetimi ve sanatseverlerin katılımıyla Çamlıca Kampüsü’ndeki Yıldız Holding Seminer Salonu’nda gerçekleşti. Eserleri genç yaşlarından itibaren uluslararası modern sanat müzelerinin koleksiyonlarına giren akademisyen ve sanatçı Nevzat Yıldırım’ın yaklaşık iki yıllık yoğun çalışmasının ürünü olan sergi, şehrin çok katmanlı hafızasını ışık, zaman, mekân ve mimari formlar üzerinden yeniden görünür kılıyor. Sanatçı, orta format kamera ve üst üste pozlama tekniğiyle ürettiği fotoğraflarında tek bir anı belgelemekten çok, zamanı ve mekanı çoğullaştıran katmanlı bir görsel anlatı kuruyor. Sergide yer alan eserlerde İstanbul’un tarihî camileri; ışığın, mevsimin ve bakış açısının dönüştürücü etkisiyle yeniden yorumlanıyor. Böylece kubbe formu, geçmiş ile bugün arasında kurulan görsel bir köprüye dönüşüyor. "Nevzat Yıldırım’ın Gök Kubbe sergisi sanatın geçmişle bugünü, hafızayla geleceği birbirine bağlayan gücünü hissettiriyor" Murat Ülker, sergiye ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: "Yıldız Holding olarak, ‘Mutlu Et Mutlu Ol’ anlayışımız doğrultusunda sanatsal faaliyetleri desteklemeyi sorumluluk olarak görüyoruz. Sanatçı Nevzat Yıldırım’ın ‘Gök Kubbe’ sergisi, İstanbul’un tarihî camilerini ve kubbelerini fotoğrafın özgün diliyle ele alarak sanatın geçmişle bugünü, hafızayla geleceği birbirine bağlayan gücünü hissettiriyor; bu kadim şehrin çok katmanlı dokusuna yeni bir bakış sunuyor. Sanatçımız Nevzat beyin benim de gençliğimden beri bir hobi olarak benimsediğim fotoğrafçılığın bir sanat olarak bu seviyeye taşımasını, İstanbul’dan aldığı ilhamı güçlü ve evrensel bir sanat diline dönüştürmesini çok önemli buluyorum. İstanbul’un ışığını, zamanını ve ruhunu etkileyici bir görsel anlatıya dönüştüren bu özel seçkiyi Yıldız Holding’de sanatseverlerle buluşturmaktan memnuniyet duyuyorum." "Mutlu Et Mutlu Ol" anlayışımızla kültürel yaşama değer katan çalışmaları desteklemeyi sürdüreceğiz" Yıldız Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mehmet Tütüncü, serginin açılışında gerçekleştirdiği konuşmasında şunları söyledi: "Sanat bir medeniyetin birikimini güçlendiren, kalıcı kılan ve geleceğe taşıyan en temel unsurlardan biridir. Biz de Yıldız Holding olarak, ’Mutlu Et Mutlu Ol’ anlayışımızla toplumun kültürel yaşamına değer katan çalışmaları desteklemeyi önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Sanatı toplumla buluşturmayı, sanatçılarımıza destek olmayı ve kültürel mirasımızın daha geniş kitlelerle buluşmasına katkı sağlamayı önemsiyoruz. Bu nedenle sanat koleksiyonumuzdaki eserleri yıl boyunca Çamlıca Kampüsümüzdeki kalıcı sergilerimizde ziyaretçilerimizle buluşturuyor; sergi salonumuzda farklı sanatçıları ağırlıyor, Türkiye’de ve uluslararası alanda kültür ve sanat çalışmalarına katkı sunmayı sürdürüyoruz. Bugün de akademisyen ve sanatçı Sayın Nevzat Yıldırım’ın titiz çalışmasının ürünü olan bu özel seçkiye ev sahipliği yapmaktan memnuniyet duyuyor, tüm sanatseverleri Yıldız Holding Seminer Salonu’ndaki bu sergiyi görmeye davet ediyoruz." "Eserlerimde İstanbul’un kubbelerinde saklı hafızayı ve derinliği yansıtmayı amaçlıyorum" İstanbul’un kubbelerinin, geçmiş ile bugün arasındaki en güçlü görsel köprülerden olduğunu belirten sanatçı Nevzat Yıldırım, serginin açılışında yaptığı konuşmada şunları söyledi: "Dünyanın pek çok kentinin kendine ait bir silueti vardır. İstanbul’un silueti ise alametifarikası olan kubbeleriyle hafızamızda yer eder. Bu sergide kubbeyi, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetleri, kültürleri ve inançları aynı gökyüzü altında buluşturan ortak bir hafıza alanı olarak ele aldım. Kubbeler benim için geçmişten bugüne uzanan medeniyet hafızasının en güçlü sembollerinden biri. Yaklaşık iki yıl boyunca İstanbul’un tarihi camilerini, kubbelerini ve bu yapıların ışıkla kurduğu ilişkiyi takip ettim. Fotoğrafları üretirken tek bir anı belgelemekten çok, zamanı ve mekanı çoğullaştırmayı amaçladım. Orta format kamera ve üst üste pozlama tekniğiyle oluşturduğum kompozisyonlarda üst üste gelen kubbeler, görüntüyü mimari bir unsur olmaktan çıkarıp sanatsal bir anlatıya dönüştürüyor. Bu süreçte ışık benim için çok belirleyiciydi; çünkü ışık, fotoğraf sanatının alfabesidir. Her kareyi rastlantıyla değil, ışığın en güçlü ve en şiire dair olduğu anları bekleyerek ürettim. Bu serginin, ziyaretçilerinde İstanbul’un tarihî ve kültürel mirasına dair yeni duygular ve düşünceler uyandırmasını diliyorum. Sergiye ev sahipliği yapan Yıldız Holding’e teşekkür ediyorum." "İstanbul’un kubbeleri ’Nereden geldik, nereye gidiyoruz, ne olacak?’ suallerinin cevabını veriyor" Yıldırım, kubbe temasının ortaya çıkışını ve sanat anlayışına olan yansımalarını dile getirdiği konuşmasında şu ifadeleri kullandı: "İstanbul’da Gök Kubbe temasıyla Yıldız Holding’in çatısı altında sanatseverlerle buluşuyor olmak çok değerli. ’Mutlu Et Mutlu Ol’ düşüncesiyle sanatseverleri bir araya getirmek, benim için bu projenin bir parçası olmak çok kıymetli. İstanbul’un kubbeleri yüzyıllardır farklı düşünceden, kültürden, inançtan insanları aslında aynı çatı altında getiriyor, bir kimlik bulmasını sağlıyor, düşünmeyi sağlıyor; ’Nereden geldik, nereye gidiyoruz, ne olacak?’ suallerinin cevabını veriyor kendi iç dünyamızda. Her insan bunu hisseder. İstanbul’a ilhamla baktık ve ’Gök Kubbe’de kendimizi bulduk’ diyebiliriz. Elbette ki pek çok farklı sanatla ilgilenen insan farklı duygulara ulaşacaktır, hepimizde farklı bir şey hatırlatacaktır bu eserler. Çünkü kubbeler kendi içinde katman katman ve her birinin yüzyıllara dayanan bir mazisi var. İnsanları aynı çatı altında birleştiriyor, bir araya getiriyor ve tek bir varlık etrafında, tek bir düşünce etrafında daha doğrusu buluşturmuş oluyor. İstanbul’un kubbeleri bu şehrin en önemli alametifarikalarıdır. Sanatın en önemli hamilerinden olan, koruyup kollayan, sanatçıyı destekleyen sanatçı dostu Murat Ülker’e çok teşekkür ederim böyle bir sergiyle bizleri sanatseverlerle buluşturduğu için. Elbette ki Yönetim Kurulu Başkanımız ve CEO’muz Mehmet Tütüncü’ye de ev sahipliği için teşekkür ederim. Bu sergi benim doktora sonrası ürettiğim, üzerine çok düşündüğüm, çok zihnimde gezdirdiğim bir düşüncenin yansıması olarak değerlendirilebilir." Yıldız Holding Çamlıca Kampüsü Seminer Salonu’nda ziyarete açılan "Gök Kubbe" sergisi, 26 Temmuz 2026 tarihine kadar haftanın her günü 09.00-17.00 saatleri arasında randevu alınarak ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.
İnegöl’ün kurtuluşunun 103 yıllık hikayesi sahnede sergilendi
07 Eylül 2025 Pazar - 12:30 İnegöl’ün kurtuluşunun 103 yıllık hikayesi sahnede sergilendi İnegöl Belediyesi, kurtuluşun 103. yıldönümünde düzenlediği "Kurtuluşa giden yolda halk dansları müzikali" ile 55 dansçının performansıyla tarihi süreçleri görsel bir şölenle izleyiciye sundu. İnegöl’ün düşman işgalinden kurtuluşunun 103. yıldönümü etkinlikleri kapsamında, İnegöl Belediyesi tarafından "Zaferden Kurtuluşa" programı çerçevesinde "Kurtuluşa Giden Yolda Halk Dansları Müzikali" sahnelendi. Beşinci Mevsim Kültür Sanat Merkezinde gerçekleştirilen gösteride, İnegöl Belediyesi Halk Dansları Topluluğu’ndan 55 dansçı sahne aldı. Milli mücadele sahneye taşındı Müzikalde, Bizans döneminden başlayıp Kurtuluş Savaşı’na kadar geçen süreç kronolojik olarak sahneye taşındı. Oylat efsanesi, Ertuğrul Gazi, Osman Gazi, Baykoca, Turgut Alp, coğrafi keşifler, Balkan Savaşları’ndan Tahtaköprülü Hasan, Birinci Dünya Harbi’nde Kurşunlulu Mehmet, Mahmut Şenal, Hasan Tahsin ve İnegöl Mitingi ile birlikte Milli Mücadele’nin önemli dönüm noktaları olan Samsun’a çıkış, Amasya, Havza, Erzurum ve Sivas Kongreleri canlandırıldı. Ayrıca Küçük Kamil ve Edebeyli İzzet Bey’in hikâyeleri de sahnede izleyiciyle buluştu. Gösteri katılımcılardan tam not aldı Programa İnegöl Kaymakamı Eren Arslan, İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, siyasi parti temsilcileri, belediye meclis üyeleri, daire amirleri, sivil toplum kuruluşlarının başkan ve yöneticileri ile çok sayıda vatandaş katıldı. Gösteri, salonu dolduran izleyicilerden büyük beğeni ve alkış topladı.
Yazar Emine Ataman Koç’un imza törenine yoğun ilgi
07 Eylül 2025 Pazar - 12:21 Yazar Emine Ataman Koç’un imza törenine yoğun ilgi Manisa’nın Gördes ilçesinde, Gördes’in kurtuluşunun 103. yılı etkinlikleri kapsamında düzenlenen yazar Emine Ataman Koç’un imza töreni büyük ilgi gördü. Gördesli yedi kadının gerçek hayat hikâyelerini konu alan "Gördes’in Kahraman Kızı Makbule’nin Torunları" adlı kitabı için belediye çay bahçesinde kurulan stantta okurlarıyla buluşan Koç, kitabını imzalayarak sevenleriyle bol bol fotoğraf çektirdi. Zorlu yaşam hikâyesiyle dikkat çeken Emine Ataman Koç, 29 yaşında ortaokula başlayarak eğitimini tamamladı. Japoncaya olan ilgisiyle bu dili öğrenen Koç, 34 yaşında Türkiye’nin ilk lisanslı Japonca tercümanı oldu. Japonya’da da bulunarak rehberlik lisansı alan Koç, yaklaşık 30 yıl boyunca rehberlik yaptıktan sonra eşiyle birlikte emekli olarak Gördes’e döndü. Hayatından kesitler paylaşan Koç, "16 yaşında nişanlandım, tarla işleriyle uğraştım, halı dokudum. 22 yaşında evlenip İstanbul’a geldikten sonra eğitim hayatıma yeniden başladım. Ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirdim. Japoncayı büyük bir merakla öğrendim ve yıllarca rehberlik yaptım" dedi. Gördes’te Doğa Kültür Derneği’ni kurarak başkanlığını üstlenen Koç, ilçede kültürel, sosyal ve çevresel etkinlikler düzenlediklerini söyledi. Daha önce "Japonlarla Tarihin İzinde Güneşin Peşinde", "Gördes’ten Tokyo’ya", "6 Bin Düğüm Bir Yevmiye Gördes", "Gördes Yemekleri" ve "Kıyafetlerin Diliyle Gördes Gelinleri" adlı kitaplara da imza atan Koç, geçtiğimiz yıllarda Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Manisa Valiliği tarafından "Şehrin Kültür Hazinesi" seçilmişti. İmza törenine Gördes Kaymakamı Sercan Sakarya, Gördes Belediye Başkanı İbrahim Büke, belediye meclis üyeleri, İzmir Gördesliler Derneği Yönetim Kurulu üyeleri, Gördes Doğa ve Kültür Derneği yöneticileri, muhtarlar, öğretmenler, öğrenciler ve çok sayıda kitapsever katıldı.
Yenişehir’de kurtuluş ruhu yaşatıldı
07 Eylül 2025 Pazar - 11:55 Yenişehir’de kurtuluş ruhu yaşatıldı Yenişehir’in kurtuluşunun 103’ncü yıl dönümü, etkinliklerle kutlandı. Programda konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, "Bugün bizlere düşen görev, 103 yıl önceki ruhu yeniden yaşatmaktır" dedi. Yenişehir Belediyesi ve Yenişehir Kaymakamlığı, ilçenin düşman işgalinden kurtuluşunun 103’ncü yıl dönümü, düzenlenen etkinliklerle kutlandı. Sabah saatlerinde Heykel Meydanı’nda Atatürk Anıtı’na çelenk sunumu ile başlayan etkinlikler, kortej yürüyüşüyle devam etti. Tarihi Yenişehir Belediye Meydanı’nda sembolik olarak gerçekleştirilen Yenişehir’in kurtuluşunun sembolik canlandırmasının ardından konuşan Yenişehir Belediye Başkanı Ercan Özel, "Bugün, esareti reddeden, bağımsızlıktan asla vazgeçmeyen milletimizin bayramıdır" dedi. 105 yıl önce 1920’de Yunan işgal kuvvetlerinin Yenişehir’i işgal ettiğini hatırlatan Başkan Ercan Özel, " Tam iki yıl boyunca bu topraklarda zulüm yaşandı, hürriyetimiz elimizden alınmak istendi. 105 yıl önce düşman bu topraklara ayak bastığında, Yenişehir’in yiğit evlatları ayağa kalktı. Unuttukları en önemli şey; Türk Milleti’nin tarih boyunca esareti hiçbir zaman kabul etmemiş olmasıydı. Anadolu’nun çelikten iradesi, ezelden beri hür yaşamış bir milletin isyan çığlığı, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın yaktığı istiklal ateşiyle birleşen Anadolu’nun çelikten iradesi, Yenişehir’in ufkunda bir şimşek gibi çaktı! ‘Bu topraklar bizim, bu bayrak bizim, bu vatan bizim!’ dediler! Ve imanla, cesaretle, vatan aşkıyla büyük bir destan yazdılar" diye konuştu. "Bugün o kahramanların torunları olarak bizler bu meydandayız" diyerek sözlerini sürdüren Başkan Ercan Özel, konuşmasına şöyle devam etti; "Başımız dik, alnımız ak, yüreğimiz ise gururla dolu! 6 Eylül 1922’de, aziz ordumuzun kahramanca mücadelesiyle Yenişehir’imiz yeniden hürriyetine kavuştu. O gün, iki yıl süren esaretin ardından, özgürlüğün güneşi bu topraklarda bir daha batmamak üzere doğdu. Biraz önce canlandırdığımız o sahneler, bir tiyatro değil. 103 yıl önce bu topraklarda yaşananların bir anlık yankısıdır. Bugün, o kahramanları ve onların bıraktığı mirası anarken, bizler de onların emanetine sahip çıkma sorumluluğunu üstleniyoruz. Bu kutsal görevi bugün, üretimle, kültürümüzle, dilimizle, birlik ve beraberliğimizle sürdürüyoruz. Bugün bizlere düşen görev, 103 yıl önceki ruhu yeniden yaşatmaktır! Birlik olacağız, kardeş olacağız, omuz omuza daha güçlü bir Yenişehir, daha aydınlık bir Türkiye inşa edeceğiz! Gelin, 103 yıl önce olduğu gibi bugün de el ele, omuz omuza, gönül gönüle yürüyelim. Hep birlikte daha güçlü bir Yenişehir, daha aydınlık bir Türkiye için çalışalım." Başkan Ercan Özel’in konuşmasının ardından sela okundu. Daha sonra Selimiye ve Kıblepınar Şehitlikleri ziyaret edildi.
2 asırlık cami, süslemeleriyle dikkat çekiyor
07 Eylül 2025 Pazar - 11:40 2 asırlık cami, süslemeleriyle dikkat çekiyor Yozgat’ta bulunan Başçavuşoğlu Camii, 19. yüzyıldan günümüze uzanan tarihi ve incelikli işçiliğiyle dikkat çekiyor. İstanbulluoğlu Mahallesi’nde bulunan Başçavuşoğlu Camii, 1801 yılında Çapanoğlu Süleyman Bey’in Başçavuşu Halil Ağa tarafından yaptırıldı. Dışarıdan sade bir yapıya sahip olan cami, içerisindeki süslemeler ile kendisine hayran bırakıyor. 224 yıllık geçmişe sahip cami, sade ve huzur dolu atmosferiyle hem ziyaretçilerinin hem de cemaatin beğenisini topluyor. Başçavuşoğlu Camii’nde görev yapan Fatih Şengül, "1801’de Çapanoğlu ailesinden Süleyman Efendi’nin Başçavuşu Halil Başçavuş tarafından bu cami yaptırılmış ve günümüze kadar mescit olarak kullanılmış. Tarihini koruyan bir cami. Çeşitli çiçek desenleri ve motifler var. Camimize girince cennet bahçesine girmiş gibi bir hava veriyor" dedi. Başçavuşoğlu Camii’nin özelliklerini kaybetmeden günümüze ulaştığını söyleyen Şengül, "Camimiz tamamen orijinal. Hiçbir dokunma olmamış. Kimyasal boya kullanılmadan kök boyalarla yapılmış. Yel değirmenleri, köprüler ve nehirler var. Tarihimizi ve geçmişimizi anlatıyor. Tavanda bağlantılarla yapılmış işçilik var ve nar görüntüsünde. Minberimiz kürsümüz tarihi eser. Mihrabımızdaki kandil çizimini kıblemizin aydınlık olmasına yorumluyoruz. Burayı yaptıran rahmetli Halil Başçavuş’un kabri de baş tarafta bulunuyor. Diğer kabirlerin de aile efradı olduğu söyleniyor" ifadelerine yer verdi.
Başkan Yazıcıoğlu: "Tokat’ımız kardeşlik ve hoşgörü kentidir"
07 Eylül 2025 Pazar - 11:38 Başkan Yazıcıoğlu: "Tokat’ımız kardeşlik ve hoşgörü kentidir" Tokat’ın Artova ilçesinde yapımı tamamlanan cemevi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. İlçeye bağlı Aktaş köyünde yapımı tamamlanan cemevi, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılış programına Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu ile il protokolü ve vatandaşlar katıldı. "En büyük zenginliğimiz birbirimize bağlılığımızdır" Törende konuşan Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu, Tokat’ın kültürel ve sosyal yapısına dikkat çekerek birlik ve beraberlik vurgusu yaptı. Yazıcıoğlu, "Tokat’ın en büyük zenginliği, birbirine olan bağlılığıdır. Tokat’ımız işte bu bağlılığı içinde saklayan, kardeşlik ve hoşgörü kentidir. En büyük zenginliğimiz birbirimize olan bağlılığımızdır. Tokat’ımız işte bu bağlılığı içinde saklayan, kardeşlik ve hoşgörü kentidir. Alevilik, insanı insan olduğu için seven; doğaya saygıyı esas alan, adaletin, ilmin ve ahlakın yolunu gösteren yüce bir öğretidir. Bu yolun özünde ‘Dört Kapı Kırk Makam’ vardır. Temelinde ise Hacı Bektaş-ı Veli’nin ’Eline, beline, diline sahip ol’ düsturu yatar. Bizler de bu öğretiyle büyüdük. Hz. Ali’den Kerbela’ya, İmam Hüseyin’den Hallac-ı Mansur’a, Pir Sultan’dan Nesimi’ye, Köroğlu’ndan Yunus Emre’ye ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e uzanan bu yolda; her zaman haktan, halktan ve adaletten yana olduk. Baskıya, zulme ve ayrımcılığa karşı direndik; ayırmadan, ayrıştırmadan barışı, kardeşliği ve eşitliği savunduk. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz cemevinin hayata geçmesinde emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyorum. Başta bu yola öncülük eden canlarımızı, muhtarımızı, köy halkımızı ve elbette birlik ve kardeşlik duygusuyla her daim yanımızda olan siz değerli vatandaşlarımızı gönülden kutluyorum. Cemevimiz hepimize kutlu olsun. Yolumuz açık, lokmamız bereketli, birliğimiz daim olsun" dedi. Dualar eşliğinde yapılan açılışın ardından katılımcılar Aktaş Köyü Cemevini gezerek yetkililerden bilgi aldı.
Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi
07 Eylül 2025 Pazar - 10:41 Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü tepesindeki kazılarda 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi. Çayönü tepesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani ovası kuzeyinde yer alıyor. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik çağın ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında Çayönü tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. ’’Çayönü tepesi çok güçlü bir veriye sahip’’ Bu yılki kazıların 5’inci ayında, ilk belirlemeler ve bulgulardan yola çıkılarak 9500 yıllık kamusal yapı ortaya çıkartıldı. Sarıaltun, bu yıl kazı çalışmalarına 2 Mayısta başladıklarını ve 6’ncı aya kadar da devam edeceklerini ön gördüklerini söyledi. Çayönü, kuzey Mezopotamya’nın Anadolu ile kesiştiği dağlık alan içindeki ovalık alanda önemli bir yerleşme olduğunu belirten Sarıaltun, birçok ilki barındırdığını ifade etti. Sarıaltun, bunlardan biri yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılığın başlangıçları, madencilik açısından dünyadaki başlangıç noktası olduğuna değinerek, "Onunla beraber taş işçiliği, mimarideki özelikle dikdörtgen yapıdaki evreye geçişle beraber çok önemli bir nokta. İki yıldır çalıştığımız alanda özelikle ilk Tunç çağ verileriyle de Çayönü tepesinin çok güçlü bir veriye sahip olduğunu görüyoruz. Özelikle kuzey alanda bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Yaklaşık 800 metrekarelik bir alanda bu çalışmalarımız devam ediyor" dedi. ’’9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşamının olduğunu tanımlıyor’’ Bununla beraber bu sene ilk defa başladıkları doğu alanda da yaklaşık 900 metrekarelik alanda çalışmaları yeni kazılar olarak başlattıklarını kaydeden Sarıaltun, "Bu yapıyı daha önce kazmıştık. Özel bir nitelikte olduğunu fark etmiştik ama çok yüzeye yakın olduğu için çok detaylı çalışmalar yapamamıştık. Bu sene çalışmalara ağırlık verdik ve neticesini de aldık. Bu yapının şu an için iki evresi olduğunu tespit etik. Batı tarafındaki duvarlar daha orijinal ve eski, doğu taraftaki duvar sonradan eklenmiştir. Bizim için asıl önemli noktada bu yapının tabanın en az 3-4 defa sıvandığını ve boyandığını biliyoruz. Oldukça geniş alanda bu boya ve taban izlerini tespit ettik. Bu tabanda turuncu renginden, vişneçürüğü rengine kadar kırmızının bütün tonlarını görüyoruz. Şu anda önemli bir buluntunun eşiğindeyiz. Bu, aynı zamanda kronolojik açından da çok değerli. Çünkü Çayönü tepesinin kritik aşaması olan MÖ. 7600’ler, 7500’deki yılları arasındaki dönemde yaşam modelini anlatması açısından günümüzden 9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşama ait olduğunu tanımlaması açısından da değerli bir bilgi alanı. Önünde bulunduğumuz bu kamusal-özel nitelikli yapının günümüzden önce 9500 yılına ait olduğunu şu anda öngörüyoruz" diye konuştu. "Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" Yapının Çayönü tepesinin diğer konutlarından ve evlerinden farklı olarak kamuya ait bir yapı olduğuna dikkat çeken Sarıaltun, "Bu yapı, muhtemel topluluk için bir toplantı alanı, ya da ortak etkinliklerin yapıldığı bir alan olabileceği gibi başka özel amaçlar için, ritüeller için kullanılmış olabilir. Ancak şu an için buna dair bilgilerimiz sınırlı. Tek bildiğimiz nokta, bunun bir ev olmadığı, kamuya, 9500 yıl önce yaşayan topluluğa ait ortak bir kullanım alanı olduğunu söyleyebiliriz. Çayönü’nde her evde bu boya yok. Bu yapının açığa çıkarılmasına kadar Çayönü tepesi kazılarında boyalı bir taban bulunmuş değil. Yerleşmenin en önemli yapısı mozaikli taban Terrazo yapısı, şu anda bulunduğumuz yapı da hemen yanında yer alıyor. Evi veya haneyi gösteren bir verimiz yok. Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi
07 Eylül 2025 Pazar - 10:33 Diyarbakır’da 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi İnsanlık tarihine ışık tutan Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki 12 bin yıllık Çayönü tepesindeki kazılarda 9500 yıllık kamusal yapı tespit edildi. Çayönü tepesi, Güneydoğu Anadolu bölgesinde, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinin 7 kilometre güneybatısında, Ergani ovası kuzeyinde yer alıyor. İnsanlık tarihinin yerleşik yaşama geçiş sürecini temsil eden Neolitik çağın ilk dönemlerinden itibaren, yaklaşık 12 bin yıl önce ilk defa iskan edildiği yer. Bu yerleşim yeri, sadece Anadolu değil, aynı zamanda Yakındoğu ve Levant coğrafyasında Neolitik dönem kültür tarihini en iyi yansıtan yerleşimlerden birisi olması nedeniyle dünya kültür tarihi için anahtar niteliğinde bir yerleşim yeri olarak biliniyor. Kazı projesi, ilk olarak 1964 yılında İstanbul Üniversitesi Prehistorya (Tarih Öncesi Arkeolojisi) kurucularından Prof. Dr. Halet Çambel ve Chicago Üniversitesinden Prof. Dr. Robert John Braidwood ortak projesi olarak başlatıldı. Kazı başkanlığı daha sonra 1987-1992 yılları arasında Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ardından 2015-2023 yılları arasında Prof. Dr. Aslı Erim-Özdoğan tarafından yürütüldü. Cumhurbaşkanlığı kararlı kazılar kapsamında Çayönü tepesi Kazı ve Araştırma Projesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Uygulamalı Bilimler Fakültesi Müzecilik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Savaş Sarıaltun başkanlığında yürütülüyor. ’’Çayönü tepesi çok güçlü bir veriye sahip’’ Bu yılki kazıların 5’inci ayında, ilk belirlemeler ve bulgulardan yola çıkılarak 9500 yıllık kamusal yapı ortaya çıkartıldı. Sarıaltun, bu yıl kazı çalışmalarına 2 Mayısta başladıklarını ve 6’ncı aya kadar da devam edeceklerini ön gördüklerini söyledi. Çayönü, kuzey Mezopotamya’nın Anadolu ile kesiştiği dağlık alan içindeki ovalık alanda önemli bir yerleşme olduğunu belirten Sarıaltun, birçok ilki barındırdığını ifade etti. Sarıaltun, bunlardan biri yerleşik hayata geçiş, tarım, hayvancılığın başlangıçları, madencilik açısından dünyadaki başlangıç noktası olduğuna değinerek, "Onunla beraber taş işçiliği, mimarideki özelikle dikdörtgen yapıdaki evreye geçişle beraber çok önemli bir nokta. İki yıldır çalıştığımız alanda özelikle ilk Tunç çağ verileriyle de Çayönü tepesinin çok güçlü bir veriye sahip olduğunu görüyoruz. Özelikle kuzey alanda bu konuda çalışmalarımızı yapıyoruz. Yaklaşık 800 metrekarelik bir alanda bu çalışmalarımız devam ediyor" dedi. ’’9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşamının olduğunu tanımlıyor’’ Bununla beraber bu sene ilk defa başladıkları doğu alanda da yaklaşık 900 metrekarelik alanda çalışmaları yeni kazılar olarak başlattıklarını kaydeden Sarıaltun, "Bu yapıyı daha önce kazmıştık. Özel bir nitelikte olduğunu fark etmiştik ama çok yüzeye yakın olduğu için çok detaylı çalışmalar yapamamıştık. Bu sene çalışmalara ağırlık verdik ve neticesini de aldık. Bu yapının şu an için iki evresi olduğunu tespit etik. Batı tarafındaki duvarlar daha orijinal ve eski, doğu taraftaki duvar sonradan eklenmiştir. Bizim için asıl önemli noktada bu yapının tabanın en az 3-4 defa sıvandığını ve boyandığını biliyoruz. Oldukça geniş alanda bu boya ve taban izlerini tespit ettik. Bu tabanda turuncu renginden, vişneçürüğü rengine kadar kırmızının bütün tonlarını görüyoruz. Şu anda önemli bir buluntunun eşiğindeyiz. Bu, aynı zamanda kronolojik açından da çok değerli. Çünkü Çayönü tepesinin kritik aşaması olan MÖ. 7600’ler, 7500’deki yılları arasındaki dönemde yaşam modelini anlatması açısından günümüzden 9500 yıl öncesindeki insanların nasıl bir yaşama ait olduğunu tanımlaması açısından da değerli bir bilgi alanı. Önünde bulunduğumuz bu kamusal-özel nitelikli yapının günümüzden önce 9500 yılına ait olduğunu şu anda öngörüyoruz" diye konuştu. "Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" Yapının Çayönü tepesinin diğer konutlarından ve evlerinden farklı olarak kamuya ait bir yapı olduğuna dikkat çeken Sarıaltun, "Bu yapı, muhtemel topluluk için bir toplantı alanı, ya da ortak etkinliklerin yapıldığı bir alan olabileceği gibi başka özel amaçlar için, ritüeller için kullanılmış olabilir. Ancak şu an için buna dair bilgilerimiz sınırlı. Tek bildiğimiz nokta, bunun bir ev olmadığı, kamuya, 9500 yıl önce yaşayan topluluğa ait ortak bir kullanım alanı olduğunu söyleyebiliriz. Çayönü’nde her evde bu boya yok. Bu yapının açığa çıkarılmasına kadar Çayönü tepesi kazılarında boyalı bir taban bulunmuş değil. Yerleşmenin en önemli yapısı mozaikli taban Terrazo yapısı, şu anda bulunduğumuz yapı da hemen yanında yer alıyor. Evi veya haneyi gösteren bir verimiz yok. Özelikle boya tabanıyla beraber bunun özel ve kamusal olması daha ön plana çıkıyor" şeklinde konuştu.
Pekinel Kardeşler, "Uluslararası Masterclass" ile genç yetenekleri ustalarla buluşturuyor
07 Eylül 2025 Pazar - 09:45 Pekinel Kardeşler, "Uluslararası Masterclass" ile genç yetenekleri ustalarla buluşturuyor Dünyaca ünlü piyano ikilisi Güher ve Süher Pekinel, Türkiye’de bir ilke imza atarak "Pekinel Uluslararası Masterclass" programıyla klasik müziğin usta isimlerini geleceğin yıldızlarıyla bir araya getirecek. Prof. Dr. Markus Becker’in yönetmenliğinde 6-12 Eylül’de Atatürk Kültür Merkezi’nde (AKM) düzenlenecek programda, Türkiye’den ve dünyadan genç müzisyenler, kendilerini geliştirme fırsatı bulacak. İçerik ve kapsamıyla Türkiye’de bir ilk olma özelliği taşıyan programda, solo, duo, trio ve duo piyano olmak üzere dört ayrı kategori ilk defa bir masterclass’ta ele alınacak. Program, emprovizasyon (doğaçlama) yoluyla müzikte yeni boyutlar keşfedilmesini hedefliyor. Müzikseverler ve konservatuvar öğrencileri, 6 gün sürecek masterclass programını ücretsiz olarak takip edebilecek. Güher ve Süher Pekinel, konuya ilişkin yaptıkları açıklamada, programa doğaçlamayı yalnızca bir yöntem değil, bir ifade biçimi olarak benimseyen sanatçıların katıldığını belirtti. Kapanış iki özel konserle yapılacak "Pekinel Uluslararası Masterclass" programı, AKM’de düzenlenecek iki özel konserle sona erecek. Programın eğitmeni Prof. Dr. Markus Becker, 11 Eylül Perşembe akşamı saat 20.00’de Bach, Beethoven, Brahms ve Gershwin’in eserlerinden oluşan özel bir repertuvarla resital verecek. Kapanış konserinde ise 12 Eylül Cuma akşamı saat 20.00’de Güher ve Süher Pekinel, masterclass sürecini başarıyla tamamlayan genç yeteneklerle aynı sahneyi paylaşacak. Konser sonunda genç sanatçılara ödülleri takdim edilecek. Müzikseverler, biletlerine "Biletinial" platformu üzerinden ulaşabilecek.
Kudüs-ü Şerif Müftülüğü mertebesindeki şehir
07 Eylül 2025 Pazar - 09:18 Kudüs-ü Şerif Müftülüğü mertebesindeki şehir Diyanet Akademisi Erzurum Ömer Nasuhi Bilmen Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Doç. Dr. Zeki Koçak, Abdurrahman Paşa’nın "Kudüs-ü Şerif Rütbesiyle" Erzurum Müftüsü olarak atanmasının derinliğiyle araştırılması gereken bir konu olduğunu söyledi. Osmanlı döneminde il müftülüklerinde ilk mertebe İstanbul’a mahsustu. İkinci mertebe Haremeyn’e, üçüncü mertebe ise Kudüs-ü Şerif Müftülüğündeydi. Diğer şehirlere farklı kategori ve mertebelerde müftü atanırdı. Kaynaklara göre, 1700’lerin sonlarında Abdurrahman Paşa’nın "Kudüs-ü Şerif Rütbesiyle" Erzurum Müftüsü olarak atandı. Bu da Cihan Devleti’nin Erzurum’a verdiği ehemmiyetin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. "Kudüs-ü Şerif rütbesiyle Erzurum Müftüsü’ unvanı, Abdurrahman Paşa’nın kaleme aldığı 2 ciltlik "Sefinet’ül Fetâva" adlı eserde yer alıyor. 1801 (h 1233) tarihli eserde dönemin Erzurum’unda verilen fetvalar şehrin psiko-sosyal yapısından, çarşısından, pazarından ve insanların meselelerinden mühim ipuçları veriyor. "Bu bir rütbe olarak değerlendirilebilir" Diyanet Akademisi Erzurum Ömer Nasuhi Bilmen Dini Yüksek İhtisas Merkezi Müdürü Doç. Dr. Zeki Koçak metinlerden anlaşılacağı üzere Erzurum Müftüsü Abdurrahman Paşa’nın, Kudüs-ü Şerif rütbesiyle bu makama atandığını ifade ederek, "Erzurum Müftülüğü’nün Kudüs Müftülüğü rütbesiyle verilmesi konusu elbette çok önemli ve dikkatlice incelenmesi gerek. ‘Sefînetü’l-Fetâvâ’ kitabında Erzurum Müftülüğü’nün Kudüs Müftülüğü rütbesiyle verildiğini yazıyor. Bunu biraz araştırdığımızda "Bahru’l Fetâvâ" kitabında ise Erzurum Müftüsü’nün Halep Müftülüğü rütbesiyle verildiği görülüyor. İstanbul Müftülüğü aynı zamanda Şeyhülislam’dı. Yani ona bir numara diyebilirsek iki numara Haremeyn Müftüsü, yani Mekke- Medine Müftüsü. Sonrasında ise Kudüs Müftülüğü geliyor. Yine bazı özel büyük vilayetler var. Bursa gibi Balkanlar’daki bazı vilayetler gibi onlarda da müftülükler vardı" dedi. Erzurum, Kudüs ve Bağdat’ın ortak bir yanı Abdurrahman Paşa’nın Erzurum’a iki defa atandığını hatırlatan Doç. Dr. Zeki Koçak , "İlk atandığında o rütbeyle verilmemiş. Acaba hem atanan kişinin seviyesiyle hem şehrin pozisyonuyla mı ilgili diye düşünüyorum. Öyle zannediyorum ki, Kudüs Müftülüğü Haremi Müftülüğünden sonra gelirken o müftülüğün rütbesiyle artık torba kadro gibi mi düşünebiliriz? Yaptığım çalışma ve araştırmalarda bunu çok fazla bir netleştiremedim. Bu vilayetlerle ilgili tarih hocalarının kitaplarına da baktım. Halil İnalcık hocanın olsun, İlber Ortaylı hocanın olsun diğerlerinin. Oralarda çok da bir netlik yok. Ama bu elimizde çok orijinal bir belge. Erzurum’da namazlardan sonra sela verilmesi geleneği vardır. Bunun Kudüs’te ve hatta Bağdat’ta da verildiğini öğrendik. Biz bunu aslında sadece Kurtuluş Savaşı esnasında zannediyorduk. Akşam namazı hariç diğer namazların peşine sela verilmesi geleneğinin de olmasının daha derin tarihi bir arka planı mutlaka vardır. Bu konuyu derinliğine biraz daha çok araştırmamız lazım diye düşünüyorum" diye konuştu. Abdurrahman Efendi ve "Sefînetü’l-Fetâvâ" Abdurrahman Efendi 18.yy. da Erzurum’da 21 yaşındayken müftülük yaptı, bu görevini 20 yıl sürdürdü. Ayrıca Erzurum’da kadılık ve valilik görevi üstlendi. Son olarak Ankara valiliği yapan Abdurrahman Efendi, ilim adamlığının yanında dönemin siyasetine de vakıf bir kişiydi. 20 yıl boyunca müftülük görevi sırasında vermiş olduğu fetvaları Sefinetü’l-Fetâvâ adlı eserini meydana getirdi. Nuküllü fetva türlerinden olan yani fetvalarının kaynakları gösterilmiş olan bu eseri, fetva verirken ve meseleyi çözerken izlediği metot döneminin fetva metodunu da ortaya koyuyor. Diğer fetva kitaplarından özellikle hacim ve kaynak zenginliği yönünden, ayrıca farazi fetvalardan ziyade pratik yaşanmış olayları ve dönemin yaşantısını ortaya koyması açısından farklılık arz ediyor. Eserin önemli özelliklerinden birisi de müellifin yaşadığı dönemin sosyal, hukuki, kültürel ve toplumsal sorunlarını farklı yönleriyle ortaya koymasıdır ve çözüm üretmeye çalışmasıdır. Erzurum Müftüsü Abdurrahman Efendi, Sefinetü’l -Fetava adlı eseri ile İslam Hukuk kaynaklarına önemli bir fetva eseri kazandırdı.