Son Dakika
|
Kuyumcukent AVM’de 20 milyonluk soygun
ABD Başkanı Trump: "İran’la görüşebilirim"
Esenler’de İBB şantiyesinde yangın: 3 konteyner zarar gördü
Esenler’de 4 katlı binanın çatısı alev alev yandı
Teknik direktör Engin Fırat son yolculuğuna uğurlandı
İran Ordusu, Hayfa’daki petrol ve gaz rafinerisi ile yakıt depolarını hedef aldı
Niğde’deki patlamanın boyutu gün ağarınca ortaya çıktı
İran Meclis Başkanı Galibaf: "Kesinlikle ateşkes peşinde değiliz"
İran’ın İsrail’e saldırılarında ölenlerin sayısı 13’e yükseldi
İzmir’de taksi şoförü ücret tartışmasında öldürüldü
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı el-Burhan ile telefonda görüştü
İsrail Dışişleri Bakanı Sa’ar: "Sonsuz bir savaş istemiyoruz"
Katar’da mahsur kalan Türk vatandaşları Türkiye’ye döndü
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: "İran'ı yok etme hayaline kapılanlar, tarihten hiç ders çıkarmamışlar
Almanya Başbakanı Merz: "İran'daki savaşı sonlandırma konusunda ortak plan olmamasından endişeliyim"
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, Fransa’da
Laricani: "Hürmüz Boğazı ya barış ya da savaş kışkırtıcıları için yenilgi boğazı olacak"
SAĞLIK
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı
10 Mart 2026 Salı - 16:08:13
Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve solunum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik. Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu" dedi. Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Dr. Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimiz de rahat şu aşamada" diye konuştu. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı" dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibarıyla sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 16:02
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı
Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek hasta odaklı tedavilerine bir yenisini daha ekledi. Kentte sağlık alanında önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve sonum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi, ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik’’ dedi. Dr. Eray, "Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu." Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimizde rahat şu aşamada." Dedi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı." dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibariyle sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz." dedi.
10 Mart 2026 Salı - 14:41
Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında
Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de 10 milyon kişinin böbrek hastalığı riski altında olduğunu söyledi. Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklama yapan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen; Türkiye’de kronik böbrek hastalığının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, organ bağışı ve erken tanının hayati önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 16 seviyesine ulaştı. Bu oranın yaklaşık 10 milyon kişinin böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirten Türkmen; hastalığın sinsi ve ilerleyici yapısına dikkat çekerek erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini ifade etti. Vatandaşların düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirten Türkmen; hastalık, böbrek fonksiyonlarının yüzde 15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında hastalar için diyaliz veya organ naklinin hayati seçenekler olduğunu söyledi. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hastanın diyaliz sistemine dahil olduğunu belirten Türkmen, Türkiye’de yıllık organ nakli sayısının yaklaşık 3 bin 500 seviyesinde kaldığını ifade etti. Organ naklinin hastalara yalnızca daha yüksek yaşam kalitesi sunmadığını, aynı zamanda diyalize göre yaşam süresini de anlamlı şekilde uzattığını dile getirdi. Türkiye’nin organ nakli cerrahisinde önemli başarılar elde ettiğini belirten Türkmen, bağış oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurguladı. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 90’ının kadavradan gerçekleştirildiğini ifade eden Türkmen, Türkiye’de ise bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin yüzde 90’ının canlı donörlerden yapıldığını söyledi. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye’de 5 civarında olduğunu belirten Türkmen, bu rakamın ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olduğunu dile getirdi. Çapraz nakil sistemi nakil sayısını artırabilir Donör sıkıntısının aşılması için çapraz nakil sisteminin önemine dikkat çeken Türkmen; doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının, nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini söyledi. Yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir gelişme olduğunu belirten Türkmen, toplumsal farkındalığın da artırılması gerektiğini ifade etti. Nakilli annelerin başarı öyküsü Organ naklinin yalnızca bir tedavi yöntemi olmadığını, aynı zamanda hastalar için yeni bir hayat anlamına geldiğini belirten Türkmen; diyaliz aşamasındaki kadın hastaların anne olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söyledi. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise birçok hastanın sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini ifade eden Türkmen, kliniklerinde nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu belirtti. Türkmen; erken tanı, organ bağışı bilincinin artırılması, nakil sonrası düzenli takip ve merkezlerin sağ kalım oranlarına göre denetlenmesinin Türkiye’nin böbrek sağlığı politikası açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
10 Mart 2026 Salı - 14:29
OMÜ’de kadın kanserlerine yönelik farkındalık etkinliği
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından kadın kanserlerine yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla bilgilendirme etkinliği düzenlendi. Etkinlik, Dr. Öğretim Üyesi Şükran Başgöl liderliğinde yürütülen EBE416 Entegre Uygulamaları II dersi kapsamında ve OMÜ Ebelik Topluluğu öğrencilerinin iş birliğiyle gerçekleştirildi. OMÜ Yaşam Merkezi’nde kurulan stantta, kadın kanserleri ve erken tanının önemi hakkında bilgilendirme yapıldı. Etkinlik kapsamında özellikle meme kanseri, serviks kanseri ve diğer jinekolojik kanser türleri hakkında farkındalık oluşturmayı amaçlayan eğitimler verildi. Katılımcıların kanser taramaları konusunda doğru ve güvenilir bilgiye ulaşmalarını desteklemek amacıyla bilgilendirici broşürler de dağıtıldı. Stantta ayrıca eğitim amaçlı maketler kullanılarak uygulamalı anlatımlar yapılırken, erken tanının hayat kurtarıcı rolü vurgulandı ve düzenli taramaların önemi konusunda bilgilendirme gerçekleştirildi. Etkinlik boyunca OMÜ öğrencileri ile Yaşam Merkezi’ni ziyaret eden personel bilgilendirme standına yoğun ilgi gösterdi. Ebelik öğrencileri etkinlik sayesinde mesleki bilgi ve becerilerini toplum yararına kullanma fırsatı bulurken, toplum temelli sağlık eğitimine de katkı sundu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
10 Mart 2026 Salı- 11:37
Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesine yeni kardiyoloji uzmanı atandı
2
10 Mart 2026 Salı- 10:20
Op. Dr. Karagözoğlu: "Sünnet, uzman hekimler tarafından yapılmalı"
3
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
4
10 Mart 2026 Salı- 10:53
Kolon kanseriyle mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor
5
09 Mart 2026 Pazartesi- 13:25
Boğazına şeker kaçan 3 yaşındaki çocuk, Heimlich manevrasıyla kurtarıldı
14 Ocak 2026 Çarşamba - 15:55
B-Reçete bilgilendirme toplantısı Muğla’da düzenlendi
Bitki koruma ürünlerinin doğru, kontrollü ve izlenebilir şekilde kullanılması amacıyla Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından hayata geçirilecek B-Reçete Sistemi hakkında, ziraî ilaç bayileri, reçete yazma yetkilileri ve sektör paydaşlarına yönelik bilgilendirme toplantısı düzenlendi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi B Salonunda gerçekleştirilen toplantının açılış konuşmasını yapan Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Seyfettin Baydar, Muğla’nın tarımsal üretimde önemli bir potansiyele sahip olduğunu vurguladı. Tarladan sofraya kadar izlenebilir ve sürdürülebilir bir üretim sistemi hedefiyle geliştirilen B-Reçete Sistemi’nin Ocak 2026 itibarıyla pilot uygulama kapsamında hayata geçirildiğini belirtti. Baydar, sistem sayesinde bitki koruma ürünlerinin hatalı ve gereğinden fazla kullanımının önlenmesi, pestisit kalıntılarının azaltılması, çevre ve insan sağlığının korunması ile denetim etkinliğinin artırılmasının amaçlandığını ifade etti. Ayrıca mevcut kayıt ve izleme uygulamalarının elektronik ortama taşınarak ürün ve parsel bazlı izlenebilirliğin sağlandığını vurguladı. Konuşmasında çevre duyarlılığına da değinen Baydar, il genelinde başarıyla yürütülen zirai ambalaj atıklarının toplanması ve bertarafı projesi ile çevreye yönelik sorumluluğun somut adımlarla ortaya konulduğunu belirterek, "Temiz su, temiz toprak ve temiz çevre hedefimiz doğrultusunda çalışmalarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Bu toplantının, B-REÇETE Sisteminin doğru anlaşılması ve sahada etkin uygulanması açısından faydalı olacağına inanıyor, katkı sunan tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Toplantıda konuşan Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Yunus Bayram ise bitkisel üretimde zirai mücadelenin kaçınılmaz olduğunu, ancak bu mücadelenin doğru yönetilmemesi halinde ürün kayıplarının yanı sıra insan, çevre ve hayvan sağlığı açısından ciddi riskler oluşturduğunu ifade etti. B-Reçete sisteminin Türkiye’de bir ilk olduğuna dikkat çeken Bayram, "Bayiden üreticiye, reçete yazandan il ve ilçe müdürlüklerine kadar herkes bu sistemin bir paydaşıdır. Sistem sayesinde hangi tarlada, hangi ürüne, ne kadar bitki koruma ürünü kullanıldığı il, ilçe ve parsel bazında izlenebilecektir" şeklinde konuştu. Bayram ayrıca, B-Reçete sisteminin 4 pilot ilde 5 etken madde ile uygulanmaya başlandığını, 1 Temmuz 2026 itibarıyla ise tüm illerde hayata geçirileceğini belirterek, sistemle birlikte zirai ilaçların üretimi, satışı ve uygulamasının elektronik ortamda kayıt altına alınarak izleneceğini söyledi. Bu uygulamanın, zirai ilaçların hatalı ve aşırı kullanımının önlenmesi ile pestisit kalıntılarının azaltılmasına önemli katkı sağlayacağını vurguladı.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 15:22
Bebeğin Down Sendromlu doğacağını bildirmedi, 81 milyon liralık cezaya çarptırıldı
Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde çocukları Down Sendromlu olarak dünyaya gelen aile, kendilerine tarama yapılmadığı ve bilgi verilmediği gerekçesiyle şikayette bulundu. Arabulucu tarafından hastane ve doktordan 700 bin lira isteyen aile, talepleri kabul edilmeyince açtıkları davadan yasal faizle birlikte 81 milyon lira tazminat kazandı. Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde yaşayan Kızmaz ailesi, gebelik sürecinde 2021 yılında Diyarbakır merkezde bulunan özel bir hastaneye başvurdu. Hamilelik süreci içerisinde aynı doktora muayene olan aile 3 Temmuz 2021’de Ergani Devlet Hastanesinde çocuklarını kucaklarına aldı. Çocuklarının Down Sendromlu olduğunu hemşireden öğrenen aile, mutluluk ve hüznü bir arada yaşadı. Doktorların hamilelik sürecinde kendilerine bilgi vermediğini ve teste almadığını iddia eden aile, Diyarbakır’daki özel hastane ve doktordan şikayetçi oldu. Avukat Ferhat Yiğit’e giden aile dava açılması için işlemlerin başlatılmasını istedi. Arabuluculuk sistemi üzerinden iletişime geçilen hastaneden 700 bin lira talep eden ailenin isteği reddedilince Ergani 1’inci Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldı. Dava geçtiğimiz aralık ayında karara bağlandı. Mahkeme, aileyi haklı bularak doktoru 43 milyon lira tazminat ödemeye mahkum etti. Geçen süre göz önüne alınarak yasal faiz ve yargılama ücreti ile birlikte bu rakam 81 milyon liraya yükseldi. Hastane, karara itiraz ederek durumu üst mahkemeye taşıdı. Doktor test yaptırmamış Konu ile ilgili açıklamalarda bulunan ailenin avukatı Ferhat Yiğit, iki haftadan bu yana gündemi meşgul eden Down Sendromlu çocuk davası olarak yanlış bilinenleri açıklamak istediğini söyledi. Yiğit, ‘’İki hafta önce, davamız karara çıktıktan sonra, bazı hekim sendikaları davamızla alakalı toplumu, kamuoyunu yanlış bilgilendirecek düzeyde bilgiler paylaştılar. Bu paylaşımlar içerisinde özellikle mağdur ailemizi rencide edecek karikatürlerden de bahsettiler, paylaşım yaptılar. Biz de buna ilişkin sosyal medyada gerekli cevapları verdik. Akabinde kendileri ulusal basını da kullanarak vermiş oldukları yanlış bilgileri tekrarlamaya çalıştılar. Bize de cevap hakkı doğdu. Bu davamızı 2021 yılının 10’uncu ayında açtık. Dava açmadan önce zorunlu arabuluculuk sisteminden kaynaklı olarak taraflara ulaştım, 700 bin liralık bir teklifle gittik kendilerine. Taraftar bu teklifimizi kabul etmedi, davamız 2021 yılının 10’uncu ayında açıldı, 2025 yılının 12’nci ayında da karara çıktı. Hekimin aydınlatma yükümlülüğü ihlal ettiği yönünde karar çıktı. Hekim muayeneye giden aileye hiçbir suretle tarama testi önermedi, yazılı bir onama almadı, aydınlatma hükümlülüğünü ihlal ettiği için de gebe müvekkilimize gebeliğin sonlandırma seçeneği hakkı tanımadı. Bundan kaynaklı da ailemiz çocuklarının sağlıklı olduğunu düşünerek doğumu gerçekleştirdi. Doğum esnasında çocukların Down Sendromlu olduğunu öğrendiler. Biz de hastanede ilgili raporlarını aldık, incelediğimizde tarama testi verilmemişti, davamız bu şekilde görüldü, bu şekilde karara çıktı. Miktarı basında 77 milyon lira olarak geçti lakin şöyle bir durum var, dava 43 milyon lira üzerinden karar çıktı. Bunun dışında 26 milyon lira bir faiz işlemiş, faizi vardı, birkaç yargılama masrafı, icra harçları ve vekalet ücretleri dahil edildiğinde şu an güncel borç miktarı 81 milyon liradır. Dava üst mahkeme aşamasında, davamız devam ediyor. Biz bağımsız yargının vereceği her karara saygı duyacağız, hiçbir şekilde toplumu yanlış bilgilendirmedik bilgilendirilmesini de istemiyoruz aile hakkında bizim hakkımızda davanın hakimi hakkında çirkin ithamlardan bulunan herkese karşı da zaten suç duyurusunda bulunduk bulunmaya da devam ediyoruz bu dosya emsal nitelikte bir dosyadır o yüzden üst mahkemenin vereceği kararı biz de merakla bekliyoruz’’ dedi. ‘’Doktor sağlıklı olduğunu söyledi’’ Down Sendromlu olarak dünyaya gelen M.K.’nin babası Hüseyin Kızmaz da ’’Daha önce kontrole götürdüğümüzde bize çocuğumuzun sağlıklı olduğunu söyledi doktor. Her şeyin yolunda olduğunu, herhangi bir sorun olmadığını söyledi kendisi. Daha sonra doğum gerçekleşti Diyarbakır Ergani Devlet Hastanesinde. Hemşire tarafından ben çağrıldım, çocuğun babası sen misin dedi, evet dedim. Senin çocuğun Down Sendromlu diye söyledi. Ben de nasıl böyle bir şey olur dedim, daha önce biz kontrole götürdük, doktor bize sağlıklı olduğunu, her şeyin yolunda olduğunu söylemişti. Demek ki hiç bakmamış, hiç incelememiş. Şikayetçiyim kendisinden çünkü böyle bir dünyaya ben özürlü çocuğu getirmek istemezdim. Bize söz hakkı tanısaydı, biz de doktorun yanına tam yok deme zamanında gitmişiz. Yani bir gebeliğe son verebilirdik bizi bilgilendirseydi, istemiyoruz diyebilirdik. Bize sağlamdır dedi, her şey yolundadır dediği için biz bir seferde bunu öğrendik. Bu davayı açmamızın amacı da bizim gibi diğer aileler doğumhanenin önünde mağdur olmasın. Daha önceden bilgi sahibi olsunlar. Doktorlar da kendi işini dürüst bir şekilde yapsın, sonuçta burada bir çocuğun hayatı söz konusu. Kimsenin bizim yerimizde olmasını, bizim gibi mağdur olmasını istemiyoruz. Sosyal medyadaki haberlerin tamamı yanlış doktor diyor ben imzalı kağıt vermişim, üç sefer söylemişim, Allah’tan geleni kabul ederiz demiş. Bunların hepsi yalan, elinde zaten öyle bir evrak olmuş olsaydı mahkeme bu kararı vermezdi’’ diye konuştu.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 12:49
Elazığ’da sağlık tesisleri değerlendirildi
Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından birinci basamak sağlık tesislerinin ihtiyaç ve sorunlarının ele alındığı bir değerlendirme toplantısı düzenlendi. İl Sağlık Müdürü Dr. Emrah Gecekuşu başkanlığında birinci basamak sağlık tesislerinin ihtiyaç ve sorunlarının ele alındığı bir değerlendirme toplantısı düzenlendi. Hizmet başkanları, idareciler, taşınır kayıt kontrol yetkilileri ve satın alma personellerinin katılımıyla gerçekleşen toplantıda birinci basamak sağlık tesislerinin demirbaş ve tıbbi sarf malzeme ihtiyaçlarının belirlenmesi ve temini konularında görüş alışverişinde bulunuldu.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 12:44
Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nin hizmetleri değerlendirildi
Elazığ İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde 2025 yılında sunulan hizmetlerin ele alındığı bir değerlendirme toplantısı düzenlendi. Elazığ İl Sağlık Müdürü Dr. Emrah Gecekuşu başkanlığında Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde 2025 yılında sunulan hizmetlerin ele alındığı bir değerlendirme toplantısı düzenlendi. Hizmet başkanları, idarecileri, hastane yönetimi ve ilgili birim sorumlularının katılımıyla gerçekleştirilen toplantı sırasında 2025 yılında sunulan hizmetler, karşılaşılan sorunlar, personel durumu ve 2026 yılında planlanan çalışmalar hakkında bilgi ve görüş alışverişinde bulunuldu.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 12:36
’Prostat büyümesi her zaman ameliyat gerektirmez’
İyi huylu prostat büyümesinin yaşla birlikte doğal bir süreç olduğunu belirten Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Çağlar Yıldırım, "Sıvı alımının dengelenmesi, beslenme düzenlenmesi ve kabızlık varsa bunun giderilmesi tedavinin temelini oluşturur. Bu aşamadan sonra ilaç tedavileri devreye girer. Prostat dokusunu gevşeterek idrar kanalını rahatlatan ilaçlar, hacim küçültücü tedaviler ve bazı bitkisel içerikler kullanılabiliyor. Her prostat büyümesi tedavi gerektirmez, tedavi gerektiğinde de her zaman cerrahiye başvurulmaz" dedi. Liv Hospital Samsun Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Çağlar Yıldırım, prostatın tüm erkeklerde mesane çıkışında yer alan ve bazı salgı görevleri bulunan bez yapısında bir organ olduğunu belirtti. İyi huylu prostat büyümesinin tek başına bir hastalık olmadığını ifade eden Opr. Dr. Yıldırım, bunun yaşlanma ile ortaya çıkan doğal bir değişiklik olduğunu söyledi. Opr. Dr. Yıldırım, "Ortalama 20 gram civarında olan prostat dokusu, ilerleyen yaşla birlikte 25–30 gramın üzerine çıktığında prostat büyümesinden söz edilir. Her büyüme hastalık anlamına gelmez" açıklamasında bulundu. "Belirtiler başladığında hastalık haline geliyor" Prostatın içinden idrar kanalının geçtiğini hatırlatan Opr. Dr. Yıldırım, "Büyüme bu kanala baskı yapması halinde şikâyetler ortaya çıkar. Eğer büyüme idrar akımını bozacak seviyeye ulaşırsa hastalık belirtileri başlar ve bu aşamada tedavi gerekliliğini değerlendiririz. İyi huylu prostat büyümesi yaşla birlikte neredeyse tüm erkeklerde görülür. Erkeklerin yaklaşık yarısında tedavi ihtiyacı gelişir. Yaklaşık yüzde 15’inde ise cerrahiye ihtiyaç duyulur" şeklinde konuştu. "Tedavi her zaman ameliyat anlamına gelmez" Tedavide ilk basamağın yaşam tarzı değişiklikleri olduğunu vurgulayan Opr. Dr. Yıldırım, "Sıvı alımının dengelenmesi, beslenme düzenlenmesi ve kabızlık varsa bunun giderilmesi tedavinin temelini oluşturur. Bu aşamadan sonra ilaç tedavileri devreye girer. Prostat dokusunu gevşeterek idrar kanalını rahatlatan ilaçlar, hacim küçültücü tedaviler ve bazı bitkisel içerikler kullanılabiliyor. Her prostat büyümesi tedavi gerektirmez, tedavi gerektiğinde de her zaman cerrahiye başvurulmaz" diye konuştu. "Cerrahi kararında net kriterler var" Cerrahi tedavi kararının belli kriterlere göre verildiğini vurgulayan Opr. Dr. Yıldırım, "İşeme yalnızca prostatla ilgili değildir. Mesanenin kasılma gücü ve idrar kanalının durumu da önemlidir. Bu nedenle ameliyat öncesi bazı hastalarda mesane ve idrar kanalını kamera ile inceleyerek mekanik tıkanıklığı netleştirmek isteriz" ifadelerini kullandı. Yıldırım, tedaviye direnç, tekrarlayan enfeksiyonlar, kanama, idrar tıkanıklığı, böbrek yetmezliği veya mesane taşı gibi durumların cerrahiye yaklaştıran faktörler olduğunu söyledi. "Lazer ameliyatlar öne çıkıyor" Günümüzde iyi huylu prostat büyümesinde en güncel cerrahi yöntemlerin lazerle yapılan ameliyatlar olduğunu belirten Op. Dr. Yıldırım, "Kullanılan lazer tipine göre HOLEP, THULEP veya BIPOLEP adını alan bu yöntemlerde, prostatı portakal gibi düşünürsek kabuğu bırakıp iç dokuyu tamamen çıkarıyoruz. Bazı hastalarda su buharı yöntemi olan REZUM, çok büyük prostatlarda ise açık prostatektominin tercih edilebilir" dedi. "HOLEP ve THULEP altın standart olma yolunda" HOLEP ve THULEP ameliyatlarının iyi huylu prostat büyümesinde kapalı cerrahide altın standart olma yolunda ilerlediğini söyleyen Opr. Dr. Çağlar Yıldırım, bu yöntemlerin idrar kanalından endoskopik olarak yapıldığını ifade etti. "Bu ameliyatlarda kanama daha azdır, daha fazla doku çıkarıldığı için yeniden ameliyat ihtiyacı düşüktür. Hastanede ve sondalı kalış süresi kısalır" diyen Opr. Dr. Yıldırım, lazer enerjisinin çevre dokulara zarar vermemesi sayesinde sinir hasarının neredeyse hiç görülmediğini, sertleşme fonksiyonlarının korunduğunu da vurguladı. Kan sulandırıcı ilaç kullanan bazı hastalarda bu ilaçları kesmeden dahi ameliyat yapılabildiğini belirten Opr. Dr. Yıldırım, yöntemin önemli avantajlar sunduğunu sözlerine ekledi.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 12:29
"Serviks kanseri düzenli tarama ve aşı ile önlenebilir"
Liv Hospital Gaziantep Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ayça Bozoklar Nuh, serviks kanseri ile ilgili bilgi verdi. Serviks kanserinin günümüzde tarama programları ve aşılama sayesinde önlenebilir kanserler arasında yer aldığını söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ayça Bozoklar Nuh, "Serviks kanseri, düzenli tarama testleri ve HPV aşısı sayesinde büyük oranda önlenebilen bir kanser türüdür. Smear testi ve HPV DNA taramaları ile kanser henüz gelişmeden önce ortaya çıkan hücresel değişiklikleri tespit etmek mümkündür. "HPV aşısı, özellikle cinsel yaşam başlamadan önce uygulandığında en yüksek koruyuculuğu sağlar" dedi. Ocak ayının dünya genelinde Serviks (Rahim Ağzı) Kanseri Farkındalık Ayı olarak anıldığını hatırlatan uzmanlar, erken tanı ve koruyucu sağlık uygulamalarının serviks kanserini büyük ölçüde önleyebildiğine dikkat çekiyor. Serviks kanserinin günümüzde tarama programları ve aşılama sayesinde önlenebilir kanserler arasında yer aldığını belirten Liv Hospital Gaziantep Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ayça Bozoklar Nuh, toplumda farkındalığın artırılmasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "En sık nedeni HPV enfeksiyonu" Serviks kanserinin en önemli nedeninin cinsel yolla bulaşan Human Papilloma Virüsü (HPV) olduğunu ifade eden Op. Dr. Ayça Bozoklar Nuh, HPV’nin oldukça yaygın bir virüs olduğuna dikkat çekerek, "HPV enfeksiyonlarının büyük bir kısmı bağışıklık sistemi tarafından kendiliğinden temizlenir. Ancak bazı yüksek riskli HPV tipleri kalıcı enfeksiyona yol açabilir ve yıllar içinde serviks kanseri gelişimine zemin hazırlayabilir. Serviks kanseri, düzenli tarama testleri ve HPV aşısı sayesinde büyük oranda önlenebilen bir kanser türüdür. Smear testi ve HPV DNA taramaları ile kanser henüz gelişmeden önce ortaya çıkan hücresel değişiklikleri tespit etmek mümkündür. Bu nedenle herhangi bir şikâyet olmasa dahi kadınların düzenli jinekolojik muayenelerini ihmal etmemesi son derece önemlidir" ifadelerini kullandı. "HPV aşısı güçlü bir koruma sağlıyor" HPV aşısının serviks kanserine karşı etkili bir koruma sunduğunu belirten Op. Dr. Ayça Bozoklar Nuh, aşının ideal olarak cinsel yaşam başlamadan önce yapılmasının önerildiğini ifade ederek, "HPV aşısı, özellikle cinsel yaşam başlamadan önce uygulandığında en yüksek koruyuculuğu sağlar. Ancak ileri yaşlarda da HPV’ye bağlı kanser riskini azaltmada önemli bir rol oynar. Aşı, tarama testlerinin yerine geçmez; ancak koruyucu sağlık yaklaşımının önemli bir parçasıdır" şeklinde konuştu. "Kontroller ihmal edilmemeli" Serviks Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında tüm kadınlara çağrıda bulunan Op. Dr. Ayça Bozoklar Nuh, tarama programlarına katılımın ve doğru bilginin önemine dikkat çekerek, "Tarama programlarına katılmak, HPV aşısı hakkında doğru ve güvenilir bilgi edinmek ve düzenli sağlık kontrollerini aksatmamak, serviks kanserinden korunmada atılabilecek en etkili adımlardır" diye konuştu.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 12:16
Uzmanı uyardı: İdrar rengi, o hastalığın habercisi olabilir
Bazı hastalarda belirti göstermeden ilerleyen hastalıklardan biri olan safra taşı rahatsızlığı ile ilgili açıklama yapan Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Erol Çakmak, "Safra kanalına düşen taşlar, ciddi ve hayati riskler oluşturabilir" dedi. Safra taşı rahatsızlığının büyük kısmının belirti vermeden ilerlerken çoğu zaman tesadüfen fark ediliyor. Özellikle sarılık ve idrar renginde koyulaşma gibi bulgular safra yollarında tıkanıklığın işareti olabiliyor. Konuya ilişkin açıklama yapan Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Erol Çakmak, safra taşlarının çoğu hastada herhangi bir belirtiye yol açmadığını belirterek bu durumun hastalığın masum olduğu anlamına gelmediğine dikkat çekti. Safra kesesinin, karaciğerin altında yer alan ve sindirime yardımcı olan safrayı depolayan armut şeklinde bir organ olduğunu ifade eden Prof. Dr. Erol Çakmak, "Safra taşları, safranın içeriğinde bulunan kolesterolün kristalleşmesi sonucu zamanla oluşur. Safrada aşırı kolesterol veya bilirubin bulunması ya da safra kesesinin yeterince boşalamaması taş oluşumuna neden olabilir. Safra taşlarının büyük bir kısmı belirti vermez ve çoğu zaman ultrasonografik incelemeler sırasında tesadüfen tespit edilir" dedi. "İdrar rengindeki değişim önemli bir uyarı olabilir" Safra kesesi içerisindeki taşların, safra kesesi çıkışını tıkaması ya da safra kanalına düşmesi durumunda çeşitli şikâyetlerin ortaya çıkabileceğini vurgulayan Çakmak, "Bu durumlarda karın ağrısı, sarılık, idrar renginin kırmızı veya kahverengiye dönmesi, ateş, üşüme, titreme, bulantı ve kusma gibi belirtiler görülebilir. Safra kanalına düşen taşlar, pankreasın iltihabi hastalığı olan akut pankreatite yol açarak ciddi ve hayati riskler oluşturabilir" ifadelerine yer verdi. Zorlu safra taşı vakalarında lazer destekli tedavi Safra taşı tanısında; muayene bulgularının yanı sıra kan ve idrar tetkikleri, ultrasonografi, gerekli durumlarda bilgisayarlı tomografi ve MR gibi görüntüleme yöntemlerinin kullanıldığını belirten Prof. Dr. Çakmak, "Safra kesesi hastalıklarının tedavisinde en sık tercih edilen yöntem laparoskopik cerrahidir. Safra kesesi ameliyatlarının yüzde 5’inden daha azı açık cerrahi ile yapılmaktadır. Safra kanalına taş düşmesi durumunda ERCP yöntemiyle ağızdan girilerek endoskopik olarak taş çıkarılmaya çalışılır. Ancak bazı zorlu taşlar bu yöntemle çıkarılamayabilir." Son yıllarda geliştirilen kolanjioskop cihazının bu noktada önemli bir avantaj sağladığını ifade eden Çakmak, "Ucu yaklaşık 1 milimetre çapında kamera bulunan bu sistem sayesinde safra yollarını doğrudan görüntüleyebiliyor, zorlu taşları lazerle kırarak çıkarabiliyoruz. Bu yöntem sayesinde hastalar daha büyük ve riskli ameliyatlardan korunmuş oluyor. Bununla beraber bu cihaz ile safra ve pankreas kanallarındaki darlıklar, şüpheli lezyonlar ve tümörler doğrudan görüntülenebiliyor, tanı amaçlı biyopsiler alınabiliyor" şeklinde konuştu.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 11:19
Siirt’te boğazına madeni para kaçan çocuk, doktorların müdahalesi ile kurtarıldı
Siirt’te boğazına madeni 5 lira kaçan 8 yaşındaki çocuk, hastanede doktor müdahalesiyle kurtarıldı. Yabancı cisim yutma şikayetiyle ailesi tarafından Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirilen 8 yaşındaki Y.K., yapılan ilk değerlendirme ve görüntüleme tetkiklerinin ardından ilgili branşlarca operasyona alındı. Y.K.’nın yemek borusuna kadar ilerlediği tespit edilen madeni para, gastroenteroloji uzmanı Dr. Yaren Dirik ve kulak burun boğaz hekimi Yasin Gökçınar tarafından müdahale edilerek çıkartıldı. Operasyonun ardından bir süre gözlem altında tutulan Y.K., tedavisinin tamamlanmasıyla taburcu edildi. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzman Dr. Burak Özkan, çocuk hastalarda yabancı cisim yutma vakalarının ciddi riskler oluşturabileceğini söyledi. Uzm. Dr. Özkan, "Hastanemize başvuran 8 yaşındaki hastamızın yemek borusuna kaçan madeni para, gastroenteroloji ve KBB ekiplerimizin koordineli ve titiz çalışmasıyla herhangi bir komplikasyona yol açmadan başarılı bir şekilde çıkarılmıştır. Operasyon süreci sorunsuz geçmiş olup hastamızın genel durumu iyidir" dedi.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 11:09
Bolu’da deprem riski taşıyan iki hastane kapanıyor
Bolu’da yapılan teknik incelemeler sonucunda deprem yönetmeliğine uygun olmadığı tespit edilen iki devlet hastanesinin kapatılmasına karar verildi. Her iki hastanedeki doktor, personel ve tıbbi birimlerin, tadilat çalışmalarının ardından Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesi’ne taşınacağı belirtildi. Bolu’da sağlık hizmeti veren iki önemli hastane binası için deprem güvenliği gerekçesiyle tahliye kararı alındı. Yapılan teknik incelemelerde, kent merkezinde bulunan İzzet Baysal Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi ile Kalıcı Konutlar’da bulunan İzzet Baysal Devlet Hastanesi Merkez Ünitesi binalarının mevcut deprem yönetmeliği standartlarını karşılamadığı belirlendi. Muhtemel deprem riskine karşı hasta ve çalışan güvenliğini sağlamak amacıyla binaların boşaltılması kararlaştırıldı. Valilik kararı açıkladı Bolu Valiliği tarafından yapılan değerlendirmelere ilişkin bilgilendirme yapıldı. Valilik tarafından, "İlimizde sağlık hizmetlerinin güvenli ve etkin bir şekilde sunulmasını sağlamak amacıyla; ilgili kurum ve uzmanlar tarafından sağlık tesislerine yönelik yapısal analizler, risk değerlendirmeleri ve hizmet performans incelemeleri gerçekleştirilmiştir. Yapılan teknik çalışmalarda bazı hastane binalarımızın mevcut fiziki durumları ile hizmet sunum kapasiteleri birlikte değerlendirilmiş olup bu değerlendirmeler neticesinde; hasta ve personel güvenliğini önceleyen, sağlık hizmetlerinin daha güçlü bir altyapı ile sürdürülmesini hedefleyen bir planlama çerçevesinde İzzet Baysal Devlet Hastanesi bünyesinde hizmet veren bazı sağlık birimlerimizin birleştirilmesine yönelik karar alınmıştır. Söz konusu karar, kısa vadeli çözümlerden ziyade, uzun vadede ilimizde sağlık hizmetlerinin daha nitelikli, erişilebilir ve dayanıklı bir yapıya kavuşturulmasını amaçlamaktadır. Bu kapsamda, İzzet Baysal Devlet Hastanesi Merkez Ünitesi ile Kadın Doğum ve Çocuk Ünitesinde sunulmakta olan sağlık hizmetleri başta İzzet Baysal Devlet Hastanesi Köroğlu Ünitesi olmak üzere İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı diğer birimlerde verilmeye devam edilecektir. Bu süreçte, sağlık hizmetleri herhangi bir aksaklığa mahal verilmeden, planlı şekilde yürütülecek olup, vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine erişimi kesintisiz olarak devam edecektir. Kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla süreçle ilgili gelişmeler paylaşılmaya devam edilecektir" ifadelerine yer verildi. Taşınma işleminin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için Köroğlu Ünitesi’nde hazırlıklar başladı. Mevcut binada kapasite artışı ve fiziki şartların iyileştirilmesi amacıyla tadilat çalışmaları yapılacak. Köroğlu Ünitesi’ndeki tadilatların tamamlanmasının ardından önümüzdeki aylarda riskli binaların tamamen boşaltılması ve taşınma sürecinin gerçekleşmesi bekleniyor.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 10:56
Alaçam-Yakakent Devlet Hastanesi’nde sona doğru
Samsun Alaçam–Yakakent Devlet Hastanesi inşaatında çalışmalar devam ediyor. Yüzde 75’i tamamlanan ve tefrişat çalışmalarına başlanan hastanenin, proje kapsamında 2026 yılı içerisinde hizmete girmesi planlanıyor. Fiziki gerçekleşme oranı yüzde 75’e ulaşan hastane inşaatını, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Bekir Şahin, Destek Hizmetleri Başkan Yardımcısı Özcan Şenyurt, Alaçam Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Radi Şen, Hastane Müdürü Mustafa Can ve teknik ekip ziyaret etti. Heyet, binanın son durumu hakkında firma yetkililerinden bilgi aldı. 17 bin metrekare arsa alanı üzerine inşa edilen Alaçam–Yakakent Devlet Hastanesi, tamamlandığında iki ilçeye birden sağlık hizmeti sunacak. Hastane sayesinde bölge halkı, yaşadıkları yerde kaliteli ve etkili sağlık hizmetine erişebilecek. Yeni hastane, vatandaşların Bafra ilçesine gitmeden sağlık hizmeti almasına da imkân sağlayacak. Yüzde 75’i tamamlanan ve tefrişat çalışmalarına başlanan hastanenin, proje kapsamında 2026 yılı içerisinde hizmete girmesi planlanıyor. 50 yatak kapasiteli olarak planlanan Alaçam–Yakakent Devlet Hastanesi’nde; yeşil alanlarla birlikte 14 poliklinik, 2 ameliyathane, 4 yoğun bakım yatağı, 12 palyatif bakım yatağı, 5 yataklı diyaliz ünitesi, 2 SDL doğum odası ve 175 araç kapasiteli hasta otoparkı yer alacak.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 10:44
Bağışıklık sistemi için doğal kürlere ilgi çok
Eskişehir’de kış mevsiminin sert yüzünü göstermesiyle birlikte vatandaşların ıhlamur, kuşburnu ve zencefil gibi ürünlere ilgisinin arttığını belirten esnaf Burak Şahin, özellikle sirke ve bal gibi ürünlerdeki hile riskine karşı tüketicileri uyardı. Hava sıcaklıklarının düşüşüyle birlikte vatandaşların bitkisel çözüm arayışına girdiğini belirten aktar Burak Şahin, piyasada "şifa" adı altında satılan pek çok üründe hile yapılabildiğine dikkat çekti. Yaklaşık sekiz yıldır sektörün içerisinde olduğunu ve son bir buçuk yıldır kendi dükkanını işlettiğini ifade eden Şahin, özellikle enfeksiyonlara karşı en çok tercih edilen ürünlerin başında gelen sirke ve ıhlamur konusunda bilgiler verdi. "İyi sirke meşe fıçısında iki yıl beklemeli" Sirkedeki hile durumunun piyasada çok yaygın olduğunu vurgulayan Şahin, gerçek sirkenin özelliklerini şu sözlerle anlattı: "Sirkede hile durumu çok fazla oluyor. İçerisine asit yükleyerek herhangi bir sirke grubunu iyi veya bekletilmiş sirke olarak satan birçok yer bulunabiliyor. Oysa iyi sirke, en az iki sene meşe fıçılarında bekletilen sirkedir. Bunlar hakiki sirke olarak geçer, içimi yumuşaktır ve enfeksiyonu öldürme özelliği bulunur. Bir vatandaşın bakarak sirkenin sahte olup olmadığını anlaması çok zordur. Burada en önemli kriter, alışveriş yapılan yere duyulan güvendir." "Ihlamur fiyatları 2 bin liranın üzerinde" Bitki çaylarındaki fiyat aralıklarına ve talebe değinen Şahin, "İnsanlar en çok çiçek ıhlamur, kuşburnu, zencefil ve zerdeçalı tercih ediyor. Gribal enfeksiyon ve boğaz ağrısı için bu bitkiler çok etkili. Fiyatlar gramajına göre 80 liradan başlayıp 200 liraya kadar çıkabiliyor. Ancak ıhlamurda fiyatlar her sene olduğu gibi yüksek. İyi bir ıhlamurun perakende kilogram fiyatı 2 bin ile 2 bin 300 lira arasında değişiyor" ifadelerini kullandı. Karışım ürünlere ilgi büyük Son dönemde en çok sattıkları ürünler arasında "atom çayı" ve özel karışımların olduğunu belirten Burak Şahin, "Propolis ilaveli atom çayları çok tercih ediliyor. Ayrıca müşterilerimiz iyi balın içerisine zencefil, zerdeçal ve karabiber karıştırarak kendi kürlerini hazırlıyor. Bizim sektörümüzde hile potansiyeli yüksek olduğu için tazelik ve kalite çok önemli. Aradaki 5-10 liralık fark insan sağlığını etkileyebilir. Vatandaşlarımız bildikleri, güvendikleri yerlerden alışveriş yapmaya dikkat etsinler" dedi.
14 Ocak 2026 Çarşamba - 10:28
Uzmandan risk gruplarına erken başvuru uyarısı
Kış aylarıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında belirgin artış yaşanırken, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Deniz Özer, özellikle risk grubundaki bireylerin gribi ve benzeri enfeksiyonları hafife almaması gerektiğini vurguladı. Kış aylarının gelmesiyle birlikte üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanırken, Manisa Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Deniz Özer, özellikle risk grubundaki bireylerin enfeksiyonları "basit bir üşütme" olarak görmemesi gerektiğini belirtti. Dr. Özer, "Risk grubundaysanız, ‘bana bir şey olmaz’ demeden daha erken değerlendirilmek faydalıdır" dedi. Kış aylarında boğaz ağrısı, burun akıntısı, öksürük, kırgınlık ve ateşle seyreden üst solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğünü ifade eden Dr. Deniz Özer, bunun nedenleri arasında soğuk havalarla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi, havalandırmanın azalması ve bazı virüslerin soğuk-kuru havada daha uzun süre canlı kalabilmesinin yer aldığını söyledi. Bazı virüslerin soğuk ve kuru havada havada asılı kalma ve yüzeylerde tutunma sürelerinin uzadığına dikkat çeken Dr. Özer, "Grip virüsünün havada 30-60 dakika sonra bile bulaştırıcı düzeylerde kalabildiğini gösteren çalışmalar var. Kış şartları bu süreyi daha da uzatabiliyor" diye konuştu. "Enfeksiyon herkeste aynı seyretmez" Her enfeksiyonun herkeste aynı şekilde seyretmediğini vurgulayan Dr. Özer, bazı kişilerin bir haftada evde istirahatle iyileşebildiğini, bazı bireylerde ise tablonun ağırlaşabildiğini belirtti. Özellikle 65 yaş ve üzeri bireyler, gebeler, kalp-damar ve akciğer hastalığı olanlar, diyabet hastaları, kronik böbrek yetmezliği bulunanlar, bağışıklığı baskılanmış kişiler ve 5 yaş altı çocukların risk grubunda yer aldığını kaydetti. Bu dönemde özellikle İnfluenza (grip) ve COVID-19’un öne çıktığını belirten Dr. Özer, her iki hastalığın da benzer şikayetlerle başlayabildiğini ancak seyir ve komplikasyonlar açısından dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. Grip ciddi sonuçlara yol açabiliyor Türkiye’de solunum yolu virüslerinin haftalık sürveyans raporlarıyla izlendiğini aktaran Dr. Özer, 2025 yılının 51. haftasında influenza benzeri şikayetlerle başvuran kişilerden alınan örneklerin bir kısmında İnfluenza A (H3N2) ve İnfluenza A (H1N1) tespit edildiğini söyledi. Gribin yalnızca ateşle sınırlı bir hastalık olmadığını vurgulayan Dr. Özer, "Grip, zatürre başta olmak üzere ciddi akciğer enfeksiyonlarına yol açabilir. Ayrıca kalp kası iltihabı gibi ağır komplikasyonlar görülebilir. Kalp hastalığı olan kişilerde grip enfeksiyonunun ilk yedi gününde kalp krizi riskinin 6 kat arttığı bildirilmektedir" dedi. Antibiyotik uyarısı ve aşı hatırlatması Çoğu kişinin bir haftada tedavisiz iyileşebileceğini ancak risk grubundakiler için erken başvurunun önemli olduğunu belirten Dr. Özer, antibiyotiklerin grip ve soğuk algınlığında işe yaramadığını, çünkü bu hastalıkların etkeninin virüsler olduğunu hatırlattı. Grip aşısının her yıl yaptırılması gerektiğini ifade eden Dr. Özer, "Aşının koruyuculuğu yaklaşık 2 hafta sonra başlar ve 6-8 ay sürer. Bunun yanında el hijyeni, havalandırma, kalabalık ortamlarda maske kullanımı gibi günlük önlemler de en az aşı kadar önemlidir" diye konuştu. "COVID-19 bitmedi" COVID-19’un tamamen ortadan kalkmadığını ancak takip şeklinin değiştiğini belirten Dr. Özer, son sürveyans raporlarının virüsün hâlâ dolaşımda olduğuna işaret ettiğini söyledi. Risk grubundaki bireylerin COVID-19 açısından da dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Dr. Özer, kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için alarm belirtilerinde gecikmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder