SAĞLIK
Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı 10 Mart 2026 Salı - 16:08:13 Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve solunum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik. Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu" dedi. Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Dr. Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimiz de rahat şu aşamada" diye konuştu. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı" dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibarıyla sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz" şeklinde konuştu.
10 Mart 2026 Salı - 16:02 Yüksek riskli beyin ameliyatı Ardahan’da ilk kez yapıldı Ardahan’da sağlık hizmetleri her geçen gün geliştirilerek hasta odaklı tedavilerine bir yenisini daha ekledi. Kentte sağlık alanında önemli bir başarıya daha imza atıldı. İl genelinde ilk kez gerçekleştirilen yüksek riskli beyin ameliyatı, uzman doktorların titiz çalışması sonucu başarıyla tamamlandı. 29 yaşındaki Emre Toptaş, geçirmiş olduğu rahatsızlık ve buna bağlı olarak gelişen ani bilinç kaybı ve sonum kaybı sonrası Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı. Hastaya yapılan tetkiklerde kanamanın damar yumağından kaynaklandığı belirlendi. Ardahan Devlet Hastanesi’nin 2. basamak sağlık kuruluşu olması dolayısıyla, dijital substraksiyon anjiyografi (DSA) imkanının bulunmaması ve sevkin zaman kaybına yol açacak olması nedeniyle hasta ameliyata alındı. Hastanın entübe halde ve bilincinin kapalı olarak acil servise getirildiğini hatırlatan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, "Biz gördüğümüzde hastayı şuuru yerinde değildi. Beyin kanaması olduğu zaman hani tomografi çektiğimizde anlayabiliyoruz bunu. Ama bu yaşta bir kaza geçirmeden birden bu kadar büyük bir beyin kanaması olması bizi şüphelendirdi. Damar yumağı olabilir mi, ya da damar büyümesi, anevrizma dediğimiz şey olabilir mi? Ona bakmak için bir tomografisini gördük. Tomografide AVM olduğunu gördük. Yani beyinde damar yumağı dediğimiz damarların iç içe geçmiş ve kanamış hali beyin cerrahisinin en zor dediğimiz ameliyatlarından birini yapacağımızı anladık o sırada. Sonra acil ameliyat kararı verdik. Yakınlarına da bilgi verdik. Ardahan’da DSA imkanlarının bulunmadığı, söz konusu hasta için sevk şanslarının olmadığı ve kanama kontrolü yapıp bunu planlayarak ameliyata almak için hızlıca hareket ettik’’ dedi. Dr. Eray, "Şahdamarı dediğimiz damarını bağladıktan sonra ameliyatta kanamasını kontrol edebilmek için kafatasını kaldırarak beyindeki o damar yumağını çıkardık. Kanamalı bir ameliyattı kendisi. Zor bir ameliyattır. Süresi de uzundur. Hayati riski de çok yüksektir. Çok nadir görülür beyin kanamalarında. 10 binde 5 kadar görülen bir durum. Hani onu görmüş olduk ve müdahale ettik. Şahdamarı bağlamamızın avantajı şu oldu. Kanamamızı kontrol etmemizi sağladı. Büyük ihtimal hani hayata tutunmasını sağlayan manevralardan biri oldu." Ameliyatı bitirdikten sonra yoğun bakımda 2 hafta takip ettiklerini aktaran Eray, "Kemiğini karnına koymuştuk kendisinin. Onu tekrar kafasına koymak için ikinci bir ameliyatı bekliyoruz. Sonra bir anjiyo görüntüleme yaptık tekrar. AVM dediğimiz damar yumağı çıktı mı diye. Onun da total olarak hepsinin çıktığını gördük. O yüzden içimizde rahat şu aşamada." Dedi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Halit Anıl Eray, erken teşhisin beyin hastalıklarında hayati önem taşıdığına da dikkat çekerek, şiddetli baş ağrısı, denge kaybı ve görme bozukluğu gibi belirtiler yaşayan vatandaşların vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini de söyledi. Hasta Emre Toptaş da şu an kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, "Durumum iyi. Hocam sağ olsun, hayatımızı kurtardı." dedi. İl Sağlık Müdürü İshak Askeroğlu ise Sağlık Bakanlığı’nın "Sağlıklı Türkiye Yüzyılı" kapsamında, projeleri Ardahan’da artırarak uygulamak istediklerini söyledi. Askeroğlu, "Bu zamana kadar ilimizde yapılamaz denilen ameliyatları, tedavileri yaptık. Onlardan birisi de Emre’ye uygulandı. Kendisine yaptığımız uygulama normalde ilimizin şartlarında bu tür hastaların ameliyatı oldukça büyük bir risk taşıyor. Ancak cerrahi ekibimiz ve sonrasında yoğun bakım ekibimizin yapmış olduğu özverili çalışmayla ilimizde daha önce hiç yapılmayan bu ameliyatı başarıyla yapmış oldular. Hastamız şu an itibariyle sağlığına kavuşmuş durumda. Yakın zamanda geçireceği ikinci bir ameliyatla da tedavisi tamamlanmış olacak. Ardahan’daki vatandaşlarımız için sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam edeceğiz." dedi.
10 Mart 2026 Salı - 14:41 Türkiye’de 10 milyon kişi böbrek hastalığı riski altında Prof. Dr. Aydın Türkmen, Türkiye’de 10 milyon kişinin böbrek hastalığı riski altında olduğunu söyledi. Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklama yapan Türkiye Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen; Türkiye’de kronik böbrek hastalığının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, organ bağışı ve erken tanının hayati önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Aydın Türkmen tarafından paylaşılan verilere göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığı görülme sıklığı yüzde 16 seviyesine ulaştı. Bu oranın yaklaşık 10 milyon kişinin böbrek yetersizliği riskiyle karşı karşıya olduğunu gösterdiğini belirten Türkmen; hastalığın sinsi ve ilerleyici yapısına dikkat çekerek erken tanının süreci durdurabileceğini veya yavaşlatabileceğini ifade etti. Vatandaşların düzenli sağlık kontrolü yaptırmasının büyük önem taşıdığını belirten Türkmen; hastalık, böbrek fonksiyonlarının yüzde 15’in altına düştüğü son evreye ulaştığında hastalar için diyaliz veya organ naklinin hayati seçenekler olduğunu söyledi. Her yıl yaklaşık 13 bin yeni hastanın diyaliz sistemine dahil olduğunu belirten Türkmen, Türkiye’de yıllık organ nakli sayısının yaklaşık 3 bin 500 seviyesinde kaldığını ifade etti. Organ naklinin hastalara yalnızca daha yüksek yaşam kalitesi sunmadığını, aynı zamanda diyalize göre yaşam süresini de anlamlı şekilde uzattığını dile getirdi. Türkiye’nin organ nakli cerrahisinde önemli başarılar elde ettiğini belirten Türkmen, bağış oranlarının ise istenilen seviyede olmadığını vurguladı. Batı ülkelerinde organ nakillerinin yüzde 90’ının kadavradan gerçekleştirildiğini ifade eden Türkmen, Türkiye’de ise bu oranın tam tersi olduğunu ve nakillerin yüzde 90’ının canlı donörlerden yapıldığını söyledi. Milyon nüfus başına düşen kadavra bağış sayısının Türkiye’de 5 civarında olduğunu belirten Türkmen, bu rakamın ABD ve İspanya gibi ülkelerde 50 seviyelerinde olduğunu dile getirdi. Çapraz nakil sistemi nakil sayısını artırabilir Donör sıkıntısının aşılması için çapraz nakil sisteminin önemine dikkat çeken Türkmen; doku veya kan grubu uyumsuzluğu nedeniyle nakil olamayan ailelerin ulusal bir havuzda toplanmasının, nakil sayılarını en az %10 artırabileceğini söyledi. Yeni yönetmeliklerle beyin ölümü tespit edilen vakalarda aileye haber verme sürecinin kolaylaştırılmasının bilimsel açıdan olumlu bir gelişme olduğunu belirten Türkmen, toplumsal farkındalığın da artırılması gerektiğini ifade etti. Nakilli annelerin başarı öyküsü Organ naklinin yalnızca bir tedavi yöntemi olmadığını, aynı zamanda hastalar için yeni bir hayat anlamına geldiğini belirten Türkmen; diyaliz aşamasındaki kadın hastaların anne olma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söyledi. Başarılı bir böbrek nakli sonrası ise birçok hastanın sağlığına kavuşarak bebek sahibi olabildiğini ifade eden Türkmen, kliniklerinde nakil sonrası anne olan yaklaşık 200 hastanın bulunduğunu belirtti. Türkmen; erken tanı, organ bağışı bilincinin artırılması, nakil sonrası düzenli takip ve merkezlerin sağ kalım oranlarına göre denetlenmesinin Türkiye’nin böbrek sağlığı politikası açısından büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Aydın’da 15 yıldır hizmet veriyordu, şimdi sessizliğe büründü
12 Ocak 2026 Pazartesi - 13:51 Aydın’da 15 yıldır hizmet veriyordu, şimdi sessizliğe büründü 2011 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan ve 15 yıldır Aydınlılara hizmet veren Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Şehir Hastanesi’ne taşınmasının ardından sessizliğe büründü. Aydın’ın Efeler ilçesinde yapımı tamamlanan ve ayda ortalama 450 bin hastaya hizmet verecek Aydın Şehir Hastanesi’ne ilk taşınan hastane Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi oldu. Bugünden (12 Ocak Pazartesi) itibaren yeni yerinde hizmet vermeye başlayan hastanenin, eski hizmet binası da sessizliğe büründü. 2011 Mayıs ayında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan ve döneminde 32 milyon TL’ye mal olan hastane binası boş kalırken, uyarı tabelaları olmaması sebebiyle hastaneye çocuklarını getiren bazı vatandaşlar da kapıdan dönmek zorunda kaldı. 2011 yılında 254 yataklı olarak hizmet vermeye başlayan hastanenin yüzde 90 oranında taşındığı ve şu an için sadece palyatif ve çocuk yoğun bakım servislerinin hizmet verdiği öğrenildi. Uzun yıllar Aydınlılara şifa dağıtan hastanenin en kısa sürede tamamen taşınması hedeflenirken, boş kalan binanın akıbeti ise merak konusu oldu. Aydın Şehir Hastanesi ise geçtiğimiz 22 Aralık 2025 yılında vatandaşlara kapılarını açmıştı. Hastane, her geçen gün tam kapasite hizmet vermeye yaklaşırken, Efeler ilçesindeki hastanelerde de taşınma süreçlerinin devam ettiği bildirildi.
Veteriner Fakültesinde 3 bin hayvana şifa
12 Ocak 2026 Pazartesi - 13:48 Veteriner Fakültesinde 3 bin hayvana şifa BAÜN Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi, her yıl artan hizmet kalitesi ve kapasitesiyle yalnızca hayvan sağlığına değil, bölge hayvancılığına ve veteriner hekimliği eğitimine de değer katmayı sürdürüyor. Veteriner Fakültesi bünyesinde faaliyet gösteren Hayvan Hastanesi 2025 yılında toplam 2996 hasta hayvana, 4 bin 559 adet muayene, teşhis ve tedavi ile sağlık hizmeti sunarak bölge hayvancılığına önemli katkılar sağladı. Bu sonuçlarla 2024 yılında bin 993 olan hasta hayvan sayısını 2025 yılında 2 bin 996’ya çıkararak hasta sayısında yaklaşık yüzde 50’lik bir artış sağlandı. BAÜN Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi, başta kedi ve köpek olmak üzere, çiftlik, egzotik ve yaban hayvanına tedavi imkânı sunuyor. Hayvan Hastanesinde; çeşitli hastalıklara karşı uygulanan etkili tedavi protokolleri sayesinde birçok hayvan sağlığına kavuştu. Ayrıca aşılama ve koruyucu hekimlik hizmetleri kapsamında paraziter ve zoonoz hastalıklarla mücadele de kararlılıkla sürdürülüyor. 2025 yılında, aylık ortalama 250 hastaya kapılarını açan Hayvan Hastanesi’ne başvuruda bulunan hasta sayısı her geçen yıl artarken, 2025 yılında bin 284 kedi, bin 196 köpek, 221 sığır, 165 koyun-keçi, 93 egzotik kuş, tavşan, hamster hayvanları, 27 at ve 10 yabani sincap, rakun, şahin gibi yabani hayvana müdahale edildi. Veteriner Fakültesi ve Hayvan Hastanesi alanında uzman akademik kadrosu sayesinde Balıkesir çevresi ile sınırlı kalmayıp; ülkemizin farklı bölgelerinden gelen hastalara da hizmet vermeyi sürdürdü. Hasta sahiplerinin sorunlarına çözüm odaklı yaklaşan uzman ekipler, güncel tanı ve tedavi yöntemlerini kullanarak etkili çözümler sunuyor. Hastanede verilen hizmetler arasında; muayene, teşhis, tedavi, tıbbi görüntüleme, cerrahi prosedürler, suni tohumlama, genetik analiz, nekropsi, bakteriyolojik, virolojik ve parazitolojik analizler, gıda analizi, yem analizi ve kapsamlı laboratuvar tetkikleri bulunuyor.
Omurga sağlığı soğuk havalarda alarm veriyor
12 Ocak 2026 Pazartesi - 13:31 Omurga sağlığı soğuk havalarda alarm veriyor Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, soğuktan korunmak için vücudun istemsiz olarak bükülmesi, omuzların öne doğru kapanması ve sırtın daha yuvarlak bir duruş almasının sık görülen duruş bozuklukları arasında yer aldığını söyledi. Düşük hava sıcaklıklarının yalnızca günlük hayatı zorlaştırmakla kalmayıp vücut sağlığı üzerinde de önemli etkilere yol açtığını söyleyen Medline Adana Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Emine Bukan Arıca, omurga sağlığını korumanın günlük hareket kabiliyetini artırmanın yanı sıra uzun vadede yaşam kalitesini yükselttiğini de belirterek önerilerde bulundu. Soğuk havaların vücutta kasların daha fazla kasılmasına neden olduğunu belirten Dr. Arıca, "Düşen sıcaklıklarla birlikte kaslar daha hızlı sertleşiyor ve esnekliğini kaybediyor. Özellikle omurgayı çevreleyen kaslarda görülen bu sertleşme, kas spazmlarına yol açabiliyor. Kaslardaki bu gerilim, sırt ve bel ağrılarını tetikleyebileceği gibi, bel fıtığı veya skolyoz gibi mevcut omurga sorunlarının da daha belirgin hale gelmesine neden olabiliyor. Düşük sıcaklıklarda vücut, ısısını koruyabilmek için daha fazla enerji harcıyor. Bu durum kasların daha az esnek hale gelmesine ve hareket kabiliyetinin azalmasına yol açıyor. Özellikle düzenli egzersiz yapmayan bireylerde artan hareketsizlik, omurga çevresindeki kasların zayıflamasına neden olabiliyor. Zamanla kas desteği azalan omurga, daha fazla yük taşımak zorunda kalıyor. Uzun süre hareketsiz kalmak, omurgadaki disklerin ve eklemlerin zorlanmasına ve ağrıların artmasına sebep olabiliyor" diye konuştu. Duruş bozuklukları artıyor Kış aylarında ağır eşyaların kaldırılmasının uzun süre oturmak ya da yanlış pozisyonda çalışmanın omurga üzerinde fazladan baskı oluşturduğu kaydeden Dr. Arıca, "Bunun yanı sıra soğuktan korunmak için vücudun istemsiz olarak bükülmesi, omuzların öne doğru kapanması ve sırtın daha yuvarlak bir duruş alması da sık görülen duruş bozuklukları arasında yer alıyor. Bu yanlış duruş alışkanlıkları, omurgaya binen yükü artırarak uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Omurgadaki eklemler, kışın düşük ısının etkisiyle daha hassas hale geliyor. Soğuk, eklem sıvısının akışkanlığını azaltarak eklemlerin daha sert ve ağrılı olmasına yol açabiliyor. Özellikle omurgadaki faset eklemleri bu durumdan olumsuz etkilenebiliyor. Romatizmal hastalıkları olan kişilerde ise soğuk havalarda eklem ağrıları daha belirgin hale gelebiliyor. Soğuk hava, kan damarlarının daralmasına neden olarak kan dolaşımını yavaşlatıyor. Bu durum, omurgayı çevreleyen kas ve dokulara giden oksijen ve besin maddelerinin azalmasına yol açabiliyor. Uzun süreli yetersiz kan dolaşımı, dokuların beslenmesini bozarak omurga sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle ileri yaşlardaki bireylerde dolaşım problemleri, omurga ile ilgili şikayetlerin daha da artmasına neden olabiliyor" ifadelerini kullandı. Dr. Arıca, omurga sağlığını korumak için yapılması gerekenleri de şu şekilde sıraladı: "Bel ve sırt bölgesini sıcak tutan giysiler tercih edin. Soğuk havalarda uzun süre hareketsiz kalmayın. Düzenli şekilde hafif egzersizler yapın, sırt ve bel kaslarını güçlendiren esneme hareketlerini ihmal edilmeyin. Uzun süre oturacaksanız doğru duruş pozisyonuna dikkat edin. Oturma ve çalışma alanlarınızı ergonomik şekilde düzenleyin. Soğuk ortamda ani ve sert hareketler yapmayın. Ağır cisimler kaldırmaktan kaçının. Soğuk havalarda kasları zorlayacak hareketlerden önce vücudunuzu ısıtın."
ERÜ, KBB Kliniğine yeni nesil Endoskopi sistemi kazandırıldı
12 Ocak 2026 Pazartesi - 13:19 ERÜ, KBB Kliniğine yeni nesil Endoskopi sistemi kazandırıldı Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Hastaneleri’nde; üniversite yönetimince sağlık hizmetlerinde kaliteyi yükseltme, ileri cerrahi uygulamaları destekleme ve uzmanlık eğitimini çağdaş standartların üzerine taşıma vizyonu istikametinde, Kulak Burun Boğaz Hastalıkları (KBB) Anabilim Dalı’na Full HD çözünürlüklü görüntüleme altyapısına sahip ve dar bant görüntüleme (Narrow Band Imaging-NBI) teknolojisi ile donatılmış yeni nesil endoskopi sistemi kazandırıldı. ERÜ Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. M. İlhan Şahin cihazın bölümlerine kazandırılması sebebiyle yaptığı açıklamada; "Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalımız, yalnızca ilimize değil, çevre illerden sevk edilen hastalara da hizmet veren bir referans merkez niteliği taşımaktadır. Kliniğimizde yıllık yaklaşık 3 bin ameliyat, dünya standartlarında başarıyla gerçekleştirilmektedir. Bu yüksek cerrahi hacim; endoskopik sinüs cerrahisi, endoskopik kulak cerrahisi, endoskopik larenks cerrahisi ve endoskopik kafa tabanı cerrahileri başta olmak üzere, ileri düzey endoskopik uygulamalarda kliniğimizin deneyim ve yetkinliğini açık biçimde ortaya koymaktadır" dedi. Full HD görüntü kalitesi sayesinde cerrahi sahadaki anatomik yapıların çok daha net ve ayrıntılı biçimde değerlendirilmesine imkan tanındığını ifade eden Doç. Dr. M. İlhan Şahin; "Hizmete alınan yeni nesil endoskopi sistemi, sahip olduğu Full HD görüntü kalitesi sayesinde cerrahi sahadaki anatomik yapıların çok daha net ve ayrıntılı biçimde değerlendirilmesine imkan tanımaktadır. NBI teknolojisi ise mukozal yüzeyler ve damarsal paternlerin seçiciliğini artırarak, özellikle karmaşık ve hassas cerrahi girişimlerde cerrahi doğruluk ve güvenliği önemli ölçüde güçlendirmektedir." diye konuştu. Bu ileri teknolojinin hasta bakım süreçlerinin tamamına katkı sunduğunu söyleyen Doç. Dr. M. İlhan Şahin; "Bu cihaz sayesinde teşhisin doğruluğun artması, cerrahi planlamanın daha rasyonel yapılması, daha etkin ve daha güvenli cerrahi tedavilerin uygulanması mümkün hale gelmiştir." ifadelerini kullandı. Doç. Dr. M. İlhan Şahin; "Ayrıca söz konusu endoskopi sistemi, Kulak Burun Boğaz uzmanlık eğitimi açısından da önemli bir kazanımdır. Asistan hekimler, yüksek hasta hacmi ve ileri endoskopik cerrahi uygulamalarla desteklenen bu eğitim ortamında, dünya çapında ileri merkezlerde kullanılan Full HD ve NBI destekli sistemlerle birebir çalışma olanağı bulmaktadır. Bu durum, uzmanlık eğitiminde hem teorik hem de pratik açıdan kalite artışı sağlamıştır." şeklinde konuştu. Doç. Dr. M. İlhan Şahin; "Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı olarak, üniversitemiz yönetiminin sağladığı bu nitelikli teknoloji yatırımlarının, bölgesel referans merkezi olma misyonumuzu daha da güçlendirdiğine inanıyoruz. Hizmete alınan bu yeni nesil endoskopi sistemi, kliniğimizin hasta bakımında mükemmeliyet, ileri cerrahi uygulamalar ve üst düzey uzmanlık eğitimi hedeflerine ulaşmasında önemli ve kalıcı bir kazanım olmuştur." dedi. Bu önemli teknoloji yatırımı; Kulak Burun Boğaz Kliniğinde sunulan tanı, tedavi ve cerrahi hizmetlerinin niteliğini daha da ileri bir düzeye taşımayı amaçlıyor.
İzmir’in 2025 sağlık karnesi açıklandı
12 Ocak 2026 Pazartesi - 12:55 İzmir’in 2025 sağlık karnesi açıklandı İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, İzmir’in sağlık vizyonunu ve 2025 yılı verilerini paylaştı. Kentte sağlık hizmetlerinin yüzde 85’inden fazlasının kamu tesislerinde verildiğini belirten Kul, "Sağlık personelimiz büyük bir iş yükü altında, kapasitesinin üzerinde bir özveriyle çalışıyor" dedi. İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle basın mensuplarıyla bir araya geldi. Toplantıda İzmir’in sağlık altyapısı, 2025 yılı çalışmaları ve 2026 hedefleri detaylı bir şekilde ele alındı. Göreve geldiği günden bu yana saha çalışmalarına ağırlık verdiklerini ifade eden Doç. Dr. Ayhan Kul, 2026 yılını İzmir’de "Saha Ziyaretleri Yılı" ilan ettiklerini açıkladı. Kul, "Haftanın her günü ben ve ekibim sahada olacağız. Aile Sağlığı Merkezlerinden hastanelere kadar her noktayı ziyaret ederek çalışanlarımızın ve vatandaşlarımızın taleplerini yerinde tespit edeceğiz" dedi. "Yükün yüzde 85’i kamunun sırtında" İzmir’deki sağlık hizmeti dağılımındaki dengesizliğe dikkat çeken Kul, uzman hekimlerin yüzde 61’inin kamuda görev yapmasına rağmen, toplam hizmetin yüzde 85’inden fazlasının Sağlık Bakanlığı tesislerince üretildiğini vurguladı. Kul, "Üniversite ve özel sektörün toplam yükü yüzde 12-15 civarındayken, kamu hastanelerimiz devasa bir iş yükünü göğüslüyor. Personelimiz büyük bir sorumlulukla kapasitesinin üzerinde hizmet veriyor" ifadelerini kullandı. Aşı kararsızlığına sosyal medya uyarısı Sosyal medya üzerinden yayılan dezenformasyonun aşı kararsızlığını tetiklediğini belirten İl Sağlık Müdürü Kul, şu uyarılarda bulundu: "Aşıların otizm yaptığı, kısırlığa yol açtığı veya genetiği bozduğu gibi iddiaların tamamı bilimsel olarak çürütülmüştür. İzmir’de aşılama oranlarımız yüksek ancak sosyal medyadaki yanlış bilgiler ebeveynleri etkileyebiliyor. Bakanlığımızın hedefi tek bir çocuğumuzun dahi aşısız kalmamasıdır." İzmir’in nüfusu yaşlanıyor, doğum oranı düşüyor İzmir’in demografik yapısına ilişkin veriler paylaşan Kul, kentin nüfus artış hızının (3.1), Türkiye ortalamasının (3.4) gerisinde kaldığını söyledi. Yaşlı nüfus oranının yüksek olmasının sağlık hizmetine olan ihtiyacı artırdığını kaydeden Kul, 2025 yılında kentte 36 bin 503 doğum gerçekleştiğini, sezaryenin bir doğum şekli değil tıbbi zorunluluk olduğunu hatırlattı. Acil müdahalede Türkiye ortalamasının üzerinde başarı İzmir’in geniş yüz ölçümü ve trafiğine rağmen acil vakalara ulaşma sürelerinde başarı sağlandığını ifade eden Kul, "0-10 dakika arasında vakaya ulaşma oranımız yüzde 92,85 ile Türkiye ortalamasının üzerindedir. 2025 yılında 273 vatandaşımız helikopter ambulansla, 25 vatandaşımız ise uçak ambulansla nakledilmiştir" dedi. MHRS sorunu çözülüyor Merkezi Hekim Randevu Sistemi’ndeki (MHRS) iyileşmelere de değinen Kul, "2025 Ocak ayında günlük 42 bin olan randevu talep sırası, 2026’nın ilk haftasında 15 bine kadar geriledi. Günlük yaklaşık 65 bin MHRS kapasitesi açıyoruz" bilgisini paylaştı. "50 yıllık sağlık sorununu çözeceğiz" Yatırımlar hakkında da bilgi veren Doç. Dr. Ayhan Kul, Dikili Devlet Hastanesi’nin bir ay içinde açılacağını, Bergama Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nin hizmete girdiğini belirtti. Kul, "Atatürk Eğitim ve Araştırma, Suat Seren gibi birçok hastanemizin yenileme süreçleri yatırım programındadır. Hedefimiz İzmir’in önümüzdeki 50 yıllık sağlık sorununu ortadan kaldırmaktır" diyerek sözlerini noktaladı.
Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Barut: "Sık idrara çıkma ve yanma sistit habercisi olabilir"
12 Ocak 2026 Pazartesi - 11:12 Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Barut: "Sık idrara çıkma ve yanma sistit habercisi olabilir" Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Barut, sistit hakkında önemli bilgiler paylaştı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Barut, erken tedavi edilmeyen sistitin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulundu. Dr. Barut, "İdrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ve alt karın ağrısı gibi şikayetlerle kendini gösteren sistit, toplumda oldukça sık görülmesine rağmen çoğu zaman ihmal ediliyor" dedi. Doç. Dr. Osman Barut, "Kadınlarda idrar kanalının kısa olması nedeniyle bakterilerin mesaneye ulaşması daha kolaydır. Bu nedenle sistit kadınlarda erkeklere göre daha sık karşımıza çıkmaktadır. Sistit, idrar kesesinin (mesanenin) iltihaplanmasıdır. Genellikle bakterilerin idrar yolundan mesaneye ulaşmasıyla ortaya çıkar. Özellikle kadınlarda daha sık görülen bu hastalık, her yaş grubunda görülebilmektedir. Sistitin en yaygın belirtileri arasında idrar yaparken yanma ve ağrı, sık idrara çıkma isteği, alt karın ve kasık ağrısı, bulanık ya da kötü kokulu idrar yer alıyor" ifadelerini kullandı. "Belirtiler göz ardı edilmemeli" Bazı hastalarda idrarda kan görülebildiğini belirten Doç. Dr. Barut, ileri vakalarda ateş ve bel ağrısının da tabloya eklenebileceğini söyledi. Tedavi edilmezse böbreklere ilerleyebilir Sistitin basit bir enfeksiyon gibi algılanmaması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Osman Barut, "Tedavi edilmeyen sistit, enfeksiyonun böbreklere yayılmasına ve daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir. Kendi kendine ilaç kullanımı ya da tedaviyi ertelemek hastalığın tekrarlamasına yol açar" şeklinde konuştu. Kimler risk altında Medical Point Gaziantep Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Osman Barut, "Yetersiz sıvı tüketimi, idrarı uzun süre tutmak, hijyen kurallarına dikkat etmemek, bağışıklık sisteminin zayıf olması, menopoz dönemi ve diyabet gibi kronik hastalıklar sistit riskini artıran faktörler arasında yer alıyor. Sistitten korunmak için bol su içilmesi, idrarın uzun süre tutulmaması, kişisel hijyene dikkat edilmesi ve şikâyetlerin başlaması halinde vakit kaybetmeden bir üroloji uzmanına başvurulması büyük önem taşıyor. Erken tanı ve doğru tedaviyle sistit kısa sürede kontrol altına alınabilir. Hastalarımızın belirtileri hafife almadan uzman görüşü alması, yaşam kalitesini önemli ölçüde artırır" diye konuştu.
Soğuk havalar diyabeti tetikliyor
12 Ocak 2026 Pazartesi - 10:28 Soğuk havalar diyabeti tetikliyor Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, soğuk havanın tip 2 diyabetli ve diyabeti olmayan bireylerde hipoglisemi (düşük glikoz seviyeleri) riskini artırabileceğine dikkat çekerek şu uyarıda bulundu: "Vücut üşüdüğünde daha fazla glikoz yakar ve bu durum kan şekerinin düşmesine yol açabilir. Ayrıca düşük sıcaklıklar; titreme, üşüme ya da uyuşma gibi belirtileri maskeleyerek hipogliseminin fark edilmesini geciktirebilir." Türkiye, Balkanlar ve Sibirya üzerinden gelen soğuk hava dalgası ile birlikte kar yağışının etkisine girerken, 41 il için kuvvetli yağış uyarısı yapıldı. Uzmanlar, aşırı soğuk ve kar yağışının özellikle kalp ve solunum yolu hastalıkları bulunan kişilerde riskleri artırabileceğini, kronik hastalıkların alevlenmesine yol açabileceğini belirterek vatandaşların tedbirli olması gerektiğini söyledi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, diyabetli hastaların soğuklarda daha dikkatli olması gerektiğini söyleyerek uyardı; "Hem çok soğuk hem de çok sıcak hava kan şeker seviyenizi değiştirebilir. Kan şekeri (kan glukozu) yönetiminde diyabetli bireyler çoğunlukla beslenme, egzersiz ve ilaç kullanımına odaklanır ancak hava şartlarının da kan şekeri üzerinde etkili olabildiğini unutmamak gerekir." Soğuk havayla başa çıkmanın stres tepkisini tetikleyebileceğini aktaran Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Vardar, "Vücudumuzun bununla doğal olarak mücadele etme yollarından biri, stres hormonlarını salgılamaktır. Bu da insülin üretimini azaltır ve depolanmış kan şekerini serbest bırakır. Bunun yanı sıra, enjekte edilen insülin soğuk havalarda daha yavaş emilebilir" ifadelerini kullandı. Düşük sıcaklıklar, hipoglisemi belirtilerini gizleyebilir Soğuk havanın diyabet yönetimini çift yönlü etkilediğine dikkat çeken Uzm. Dr. Ali Vardar, sözlerini şöyle sürdürdü; "Soğuk hava, cilt sıcaklığının düşmesine bağlı olarak insülin salgısının azalmasına ve enjeksiyon sonrası insülinin daha yavaş emilmesine yol açar. Özellikle tip 2 diyabetlilerde ve diyabeti olmayan bireylerde soğuk havalarda hipoglisemi (düşük glikoz seviyeleri) riski de artabilir. Çünkü vücut üşüdüğünde daha fazla glikoz yakar ve bu durum kan şekerinin düşmesine neden olabilir. Ayrıca düşük sıcaklıklar; titreme, üşüme veya uyuşma gibi belirtileri maskeleyerek hipogliseminin fark edilmesini geciktirebilir. Bu nedenle soğuk havalarda kan şekeri takibi daha da önemlidir." Hareketsizlik ve yüksek karbonhidrat kan şekerini yükseltiyor Kış aylarında yaşam alışkanlıklarının belirgin şekilde değiştiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Vardar, "Kış döneminde insanlar daha az hareket ediyor, buna karşılık daha yüksek karbonhidrat içeren besinlere yöneliyor. Bu iki faktör birlikte kan şekerinin yükselme riskini ciddi biçimde artırıyor. Fiziksel aktivitenin azalması, vücudun insüline duyarlılığını düşürüyor ve bu durum kan şekerinin kontrolsüz şekilde yükselmesine yol açabiliyor" ifadelerini kullandı. Kış aylarında boğaz, idrar yolları ve bağırsak enfeksiyonları ile gribal enfeksiyonların daha sık görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Vardar, bu durumun kan şekerini yükseltebileceğine dikkat çekti. Vardar, "Enfeksiyon geçiren diyabet hastalarının kan şekerlerini daha yakından takip etmeleri gerekir. Özellikle insülin kullanan hastalarda, hekimin önerisiyle insülin dozunun geçici olarak artırılması gerekebilir" uyarısında bulundu.
Az su, soğuk hava: İdrar yolu enfeksiyonları artıyor
12 Ocak 2026 Pazartesi - 10:07 Az su, soğuk hava: İdrar yolu enfeksiyonları artıyor Kış aylarında idrar yolu enfeksiyonlarına bağlı sağlık başvurularında artış yaşandığını belirten Üroloji Uzmanı Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, soğuk havanın doğrudan enfeksiyon nedeni olmasa da bağışıklık sistemi ve yaşam alışkanlıkları üzerindeki dolaylı etkilerle riski artırabildiğini söyledi. Medicana International İstanbul Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, kış aylarında idrar yolu enfeksiyonları nedeniyle sağlık kuruluşlarına yapılan başvurularda belirgin bir artış gözlendiğini belirtti. Soğuk havaların etkili olduğu dönemlerde idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma ve alt karın ağrısı gibi şikâyetlerle başvuran hasta sayısının dikkat çekici şekilde yükseldiğini ifade eden Erkmen, soğuğun tek başına enfeksiyon nedeni olmadığını, ancak bağışıklık sistemini zayıflatan etkenler ve sıvı tüketimindeki azalma nedeniyle idrar yolu enfeksiyonları için uygun bir zemin oluşturabildiğini vurguladı. Yetersiz sıvı tüketimi enfeksiyon riskini artırıyor Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, kış aylarında susama hissinin azalmasına bağlı olarak günlük sıvı tüketiminin farkında olunmadan düştüğünü, yeterli sıvı alınmadığında ise idrar miktarının azaldığını ve idrarın daha yoğun hale geldiğini ifade etti. Bu durumun bakterilerin idrar yollarında daha uzun süre kalmasına ve çoğalmasına zemin hazırladığını belirten Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, düzenli ve yeterli su tüketiminin idrarı seyreltici etkisi sayesinde bakterilerin idrar yollarından uzaklaştırılmasına yardımcı olduğunu ve enfeksiyon riskini anlamlı ölçüde azalttığını aktardı. Kadınlarda ve erkeklerde belirtiler farklılık gösterebiliyor İdrar yolu enfeksiyonlarının kadınlarda anatomik yapı nedeniyle erkeklere kıyasla daha sık görüldüğünü, kadınlarda idrar yaparken yanma ve ağrı, sık idrara çıkma, ani idrar yapma hissi ve alt karın bölgesinde rahatsızlık gibi belirtilerin ön planda olduğunu söyleyen Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, "Erkeklerde ise enfeksiyonlar daha nadir görülmekle birlikte çoğunlukla prostat hastalıkları veya idrar yolu tıkanıklıklarıyla ilişkili olabilmektedir. İdrar akımında zayıflama, idrar yapmada zorlanma ve kasık ağrısı gibi şikayetler görülebilmektedir" dedi. Erken belirtiler göz ardı edilmemeli Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, idrar yolu enfeksiyonlarının erken dönemde hafif şikayetlerle başlayabildiğini ancak tedavi edilmediğinde enfeksiyonun mesaneden böbreklere ilerleyerek daha ciddi klinik tablolara yol açabildiğini vurguladı. Bu durumda ateş, titreme, bel ağrısı ve genel durum bozukluğu gibi belirtilerin ortaya çıkabildiğini belirten Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, tekrarlayan veya eksik tedavi edilen enfeksiyonların antibiyotik direncine ve böbrek fonksiyonlarında kalıcı hasara neden olabileceğini ifade etti. Basit önlemlerle korunmak mümkün Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, kış aylarında da yeterli sıvı tüketimine özen gösterilmesinin, pamuklu ve nefes alabilen iç çamaşırlarının tercih edilmesinin ve ıslak veya terli kıyafetlerle uzun süre kalınmamasının enfeksiyon riskini azaltmada önemli rol oynadığını belirtti. İdrar ihtiyacının ertelenmemesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Akif Ersoy Erkmen, enfeksiyon şüphesinde rastgele antibiyotik kullanımından kaçınılması ve mutlaka bir üroloji uzmanına başvurulmasının büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.
Grip vakaları artıyor; C vitaminini yanlış besinde aramayın
12 Ocak 2026 Pazartesi - 10:01 Grip vakaları artıyor; C vitaminini yanlış besinde aramayın Havaların soğumasıyla grip vakalarında artış yaşanırken, düzenli ve sağlıklı beslenmek, C vitamini ağırlıklı gıdalarla bağışıklığı güçlü tutmak önem taşıyor. ABD ve Kanada’da yapılan araştırmalara göre, günlük olarak alınması gereken C vitamini miktarı, 0-6 aylık çocuklarda 40 mg, 1-3 yaş grubunda 15 mg, 4-8 yaş grubunda 25 mg, 7-12 yaş grubunda 50 mg iken yetişkin kadınlar için 75 mg, yetişkin erkekler için 90 mg, gebe ve emzikli anneler için de 85-120 mg arasında değişiyor. Havaların soğumasıyla soğuk algınlığı ve üst solunum yolu enfeksiyonlarında artış görülürken ve hastanalerde yoğunluk yaşanırken, uzmanlar bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinin önemine dikkati çekiyor. Bu çerçevede C vitamini ve içerdiği gıdalar öne çıkıyor. Artvin Çoruh Üniversitesinden Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hüdayi Ercoşkun, kış aylarında dengeli beslenmenin ve C vitamini açısından zengin gıdaların düzenli tüketilmesinin hastalıklara karşı koruyucu rol oynadığını belirtti. Ercoşkun, soğuk havanın tek başına hastalık nedeni olmadığını vurgulayarak, "Soğuk hava bağışıklık sistemini dolaylı olarak zayıflatabilir. Bu durum, vücudun enfeksiyonlara karşı direncini azaltır. Bu nedenle özellikle kış aylarında bağışıklık sistemini destekleyen beslenme alışkanlıkları büyük önem taşır" dedi. Bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında C vitamininin temel bir rolü olduğunu ifade eden Ercoşkun, bu vitaminin bağışıklık hücrelerinin etkinliğini artırdığını ve vücudu oksidatif strese karşı koruduğunu söyledi. C vitamini eksikliğinin, enfeksiyonlara yakalanma riskini artırabileceğine dikkati çeken Ercoşkun, C vitamini yönünden zengin besinlerin günlük beslenmede mutlaka yer alması gerektiğini kaydetti. Sebzelerin meyvelere oranla açık ara daha fazla C vitamini içerdiğine, bazı sebzelerin 100 gramında 200 miligrama kadar C vitamini bulunduğuna dikkati çeken Ercoşkun, "Meycelerde ise en fazla 80 miligrama kadar çıkıyor. C vitamini içeriğinde şampiyon maydanoz. Bunu 170-180 miligramla brokoli izliyor. Kırmızı ve yeşil biber de bol miktarda C citamini içeriyor. Turunçgillerin 100 gramında 80 miligrama varan miktarlarda C vitamini bulunuyor" dedi. C vitamininin hassas olduğunu belirten Ercoşkun, "Işığa ve sıcaklığa, oksijene büyük oranda duyarlıdır. Sebzeler pişirildiğinde C vitamini aktivitesi azalmaktadır. Meyveler ısıl işlem uyglanmadığı için doğal haliyle vücuduma girebiliyor. C vitamini yüksek maydonoz, roka, dereotu gibi ürünleri taze tüketmek de günlük ihtiyacın karşılanmasında önemli rol oynuyor" dedi. Bu besinlerin taze tüketilmesinin vitamin kayıplarını azaltacağını belirten Ercoşkun, sebze ve meyvelerin aşırı pişirilmeden tüketilmesinin önemine işaret etti. Yeterli sıvı tüketimi, düzenli uyku ve stres yönetiminin de bağışıklık sistemini destekleyen önemli faktörler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Hüdayi Ercoşkun, "Sağlıklı yaşam alışkanlıkları ile birlikte dengeli beslenme, kış hastalıklarına karşı en etkili korunma yollarından biridir" ifadesini kullandı. Hangi besinde ne kadar C vitamini var Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne göre, en fazla C vitamini bulunan sebzeler şöyle: "100 gram ürün başına 100-190 mg arası C vitamini içeriği (çok zengin): Maydanoz, yeşil, kırmızı ve dolma biber, roka, brokoli, dereotu 100 gram ürün başına 35-101 mg arası C vitamini içeriği (zengin): Kara lahana, tere, karnabahar, ıspanak" Vitaminlerde ise içeriklerine göre değerler şöyle: "100 gram ürün başına 45-75 mg arası C vitamini içeriği (zengin): Çilek, kızılcık, portakal ve suyu, kivi, ananas, limon, mandalina".
Doktor çift, hayat kurtaran teknoloji geliştirdi: Yapay zekalı takip sistemiyle anında müdahale imkanı
12 Ocak 2026 Pazartesi - 09:54 Doktor çift, hayat kurtaran teknoloji geliştirdi: Yapay zekalı takip sistemiyle anında müdahale imkanı Mersin’de tıp fakültesinden itibaren birlikte olan 3 çocuklu doktor çiftin geliştirdiği giyilebilir ve akıllı cihazlarda kullanılabilen yapay zekalı sağlık takip sistemi sayesinde erken müdahale hayat kurtaracak. Sinir Cerrahisi Uzmanı Operatör Dr. Ömer Neşet Kişi ile Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Seda Kişi çiftinin Adana’da tıp fakültesinde başlayan birliktelikleri 25 yıldır hem evde hem de iş hayatında sürdü. Şu anda Mersin’de hizmete giren Clinicia Entegre Sağlık Yaklaşımları Merkezi’nde görev yapan 3 çocukları olan doktor çift, bu süreçte hem sevinçleri hem de üzüntülerini birlikte yaşadı. Öğrencilik döneminde babasını kalp krizi nedeniyle kaybeden Op. Dr. Ömer Neşet Kişi ile eşi Uzm. Dr. Seda Kişi birlikte uzun yıllar çalışarak geliştirdiği teknolojiyi yapay zeka ile destekleyerek yazılımsal programla hayat kurtaran sağlık takip sistemine çevirdi. Kalp hastası annesini ilk denek olarak kullanan Op. Dr. Ömer Neşet Kişi ve eşinin geliştirdiği sistem sayesinde özellikle risk altındaki hastalara anında müdahale imkanı sağlarken, kazanılan zamanla birlikte ciddi sağlık harcamalarının düşürülmesine de önemli bir katkı sağlaması hedefleniyor. Eşiyle çocuk yaşlardan beri beraber olduklarını belirten Uzman Dr. Seda Kişi, "17 yaşından beri hem öğrenim hem mesleki hayatımız boyunca birlikte hareket ettik. Şimdi de yeni iş alanında ve yeni yapacağımız konular üzerinde de birlikte çalışıyoruz" dedi. Eşiyle birlikte geliştirdikleri projeyi çocuklarının takibinde de kullanan Uzm. Dr. Seda Kişi, "Aslında buradaki amaç genel olarak tüm insanlara destek olabilecek bir oluşum sağlamaktı. Bir anne olarak ben de çocuklarımı takip etme konusunda biraz endişeliyim. O yüzden büyüklerimizi takip ederken onlardan emin olurken, aynı zamanda evlatlarımızın da sağlığından da emin olmak istiyoruz. Bu sistem burada da en çok belki de anneleri rahatlatacak. O açıdan da bunu oluşturulup ilk olarak kendi çocuklarım da deniyorum olmaktan çok mutlu oldum" diyerek sözlerini tamamladı. "Bu benim çocukluk hayalimdi" Çocukluğunda yaşadığı acı ve bugüne kadar yaptığı çalışmalardan bahseden Op.Dr. Ömer Neşet Kişi ise, "Ben babamı çok erken yaşlarda bir kalp hastalığı yüzünden kaybettim. Zaten o zaman yeni tıp fakültesine başlamıştım. Bu tarz sıkıntılı bir hadiseyi yaşamış doktor olarak yıllar içerisinde özellikle insanları uzaktan takip edecek onlara erken müdahale imkanı sunabilecek bir sistem üzerine çok kafa yorduk. Bu benim aslına bakarsanız çocukluk hayalimdi diyebiliriz. Eşim Seda ile birlikte bu hayali çok farklı noktalara getirdik. 2022 yılında bir dijital sağlık platformu kurmak üzere yola çıktık ve kendi teknoloji şirketimizi kurduk. Bu şirket üzerinden de özel özellikle riskli hastaların sürekli olarak uzaktan izlenebildiği yapay zeka destekli bir hasta takip platformunun üzerinde çalışıyoruz. Bu platform çok özel noktalara geldi" diye konuştu. "Sağlık teknolojileri üzerine entegre olabilen bir sistem kurduk" Şu anda ilk testlerde denek olarak annesini kullandığına dikkat çeken Op.Dr. Kişi, rahatsızlığı bulunan kendi annesinin özellikle kalp atışlarını sürekli olarak takip eden kendilerinin geliştirdiği sağlık sistemiyle izlediğini vurguladı. Op.Dr. Kişi, "Özellikle kalp hastalıkları, eklem hastalıkları, epilepsi ve şuur kaybı gibi düşme ihtimali olan hastalıkların artması ile sürekli olarak büyüklerimizi ve risk altındaki yakınlarımızı düşünüyoruz. Hatta bazen bu düşünceyle günlük hayatımızda yapmamız gereken şeyleri yapamaz oluyoruz. Onların yalnız kaldıkları anda sürekli yanlarında olamadığımız zaman güvenli olduklarını bilmek istiyoruz. Tüm sistem de bunun üzerine kurulu. Bu sistemin tamamı bizim kendi Mersin’deki merkezimizde dijital sağlık sistemi tarafından takip ediliyor. Normal şartlar altında standart bir kalp hastası akşamleyin yolda yürürken birdenbire ritim bozukluğu değiştirirse ve düşecek olsa belki saatler sonra bulunabilir. Ya da bir hasta aniden şuurunu kaybettiği zaman cep telefonuna ulaşım sağlayıp yakınlarını arayamıyor olabilir. Evde yalnız başına kalça protezi olan ve yakın zamanda ameliyat olmuş bir hasta sadece su almak için kalktığında düştüğünde çevresindeki hiçbir iletişim aracına saatlerce ulaşamayabilir. İşte böyle durumlarda onlardan alınacak verileri acil durum sinyali olarak yapay zeka destekli bilgisayar sistemimize ulaştıran tamamen giyilebilir mevcut elimizdeki sağlık teknolojileri üzerine entegre olabilen bir sistem kurduk. Biz hastayla ilgili alarm durumlarında hastanın kötüleşeceğine bazen önceden yapay zeka destekli sistemlerle anlayarak ya da o anda kötüleştiği anda yakınlarının hiç bunlardan haberi yokken onun bulunduğu konuma müdahale ekipleri yollayarak onların güvenli olmasını sağlıyoruz" ifadelerini kullandı. "İlk deneğimiz annem, test aşamasında bin civarında kullanıcı var" İlk deneklerinin annesi olduğunu hatırlatan Op. Dr. Kişi, "Annemin bir kalp rahatsızlığı var, ben şu anda sürekli olarak kendi sisteminin benden bağımsız onu takip ettiğini bilerek kendimi çok daha güvende hissediyorum. Şu anda test aşaması olan sistemiz bin civarında kullanıcı var. Bunlardan da yaklaşık 100 civarında kullanıcı aktif bir şekilde test ediliyor. Mevcut muayenehane yönetim sistemlerine entegre olabilen bu sistemde yaklaşık 11 bin hastalık bir veri toplama olanağı bulduk. Sadece kötüleşen hastaları değil hastaların yaşam standartlarındaki bozulmalarla geleceğe yönelik kötüleşme ihtimallerini dahi onlara söyleyip çeşitli önerilerde bulunabilecek bir sağlık platformu üzerinde çalışıyoruz" diye konuştu. Geliştirilen sistem akıllı cihazlara entegre edilebiliyor Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu Projesi olarak kendi akıllı sistemleri ve giyilebilir cihazlarını geliştirmekte olduklarının altını çizen Kişi, halihazırda hem Android hem İOS’un kullanıldığı cep telefonlarından akıllı saatlere kadar sağlık takip sistemlerinin entegre olabildiğini söyledi. Kişi, "Bu sistemlerden aldığımız veriler bizler açısından çok kıymetli. Hastanın yaşamı ve acil durumlarıyla ilgili ipuçları veriyor. Bunları tekrar yapay zeka süzgecinden geçirerek müdahale edebiliyoruz" şeklinde konuştu. Proje sağlık harcamalarını da düşürecek Geliştirdikleri projeyle özellikle sosyal güvenlik sistemi üzerindeki maliyetler ve sağlık harcamalarını çok ciddi derecede azaltacağını düşündüklerinin de altını çizen Kişi, "Basitçe özetlemek gerekirse, bir sebepten dolayı kalbi durmuş hastaya 4 dakika sonra müdahale etmekle 34 dakika sonra müdahale etmek arasında muazzam bir fark vardır. Bu arada iç organları ya da beyni hasar görmüş yoğun bakıma hassas haline gelmiş ve aylarca hatta bazen yıllarca bakım hastası durumdaki bir hasta hem kendisine hem devlette hem de yakınlarına çok ciddi anlamda maddi bir yük getirecektir. Bu yük belki sevdikleri tarafından büyük bir sevgiyle karşılanacaktır ama normal şartlar altında çok daha erken müdahale edilen bir hastada hem nöroloji hasar olmadan hem vücutta organlarda hasar olmadan normal hayatında göndermek yoğun bakım sürecini azaltmak hem sosyal güvenlik kurumları açısından hem hasta ve hasta yakınları açısından çok kazançlı bir durum da ortaya çıkaracaktır bizlerin üzerindeki vergi yükünü de azaltacaktır" diyerek açıklamasını bitirdi.
Hastalıklara karşı ’babaanne tarifi’ ile doğal çözüm
12 Ocak 2026 Pazartesi - 09:32 Hastalıklara karşı ’babaanne tarifi’ ile doğal çözüm Sivas’ta etkili olan soğuk hava ile birlikte gribal enfeksiyon ve öksürük vakalarında artış yaşanırken, vatandaşlar çözümü doğal yöntemlerde arıyor. Bahse konu hastalıklara karşı karaturp, zencefil, zerdeçal ve bal karışımı tavsiye ediliyor. Sivas’ta havaların soğumasıyla birlikte gribal hastalıklar, öksürük ve benzeri rahatsızlıklarda gözle görülür bir artış yaşanıyor. Mevsimsel geçişlerin de etkisiyle birçok vatandaş uzun süre geçmeyen öksürük ve halsizlik gibi şikâyetlerle karşı karşıya kalıyor. Hayat kalitesini düşüren bu rahatsızlıklara karşı ise vatandaşlar doğal yöntemlere yöneliyor. Özellikle sofralarda yer alan karaturp içerisine filtre edilen zencefil, zerdeçal ve bal karışımı, halk arasında ’babaanne ilacı’ olarak biliniyor. Kısa sürede hazırlanabilen ve tamamen doğal olan bu karışımın, geçmek bilmeyen öksürüklere karşı iyi geldiği ifade ediliyor. Sivas’ta Perakende Sebze Hali’nde esnaflık yapan Ferhat Çobanoğlu, bu karışımın vatandaşlar tarafında sıkça tercih edildiğini söyleyerek, "Bu karışım düzenli şekilde kullanılırsa bir sene boyunca ne bademcikleri şişer, ne balgam olur, ne göğsünde daralma olur ve KOAH hastalarına bile birebirdir" dedi. "Hastalıklara karşı birebir" Bu karışım düzenli kullanıldığında etkili olacağını söyleyen Ferhat Çobanoğlu, "Sivas karaturpu, bal, zencefil ve zerdeçal kullanıyoruz. Bu karışımı kış geldiği andan itibaren hafif boğazımız gıcıklandığında, hafif boğazımız ağrıdığı zaman bu karışımı kullanıyoruz. Bu karışımı vatandaşlarda seviyor. Bunu bir gün kullanırsan rahatsızlıkların geçmez ama düzenli kullanırsan faydasını görürsün. Turpun içine koyduğumuz bal, su şeklinde aşağı doğru akıyor ve akan su içiliyor. Bu karışım düzenli şekilde kullanılırsa bir sene boyunca ne bademcikleri şişer, ne balgam olur, ne göğsünde daralma olur ve KOAH hastalarına bile bire birdir" dedi.