SAĞLIK
Yeni yaşını doktoruyla birlikte kutladı 05 Mayıs 2026 Salı - 10:31:12 Uzun zamandır boyun ağrısı çeken ve bu nedenle fizik tedavi önerilen 16 yaşındaki Burak Alkan, Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun tarafından uygulanan ’Laminoplasti’ yöntemiyle sağlığına kavuştu. Ameliyattan yalnızca 2.5 saat sonra ayağa kalkan genç hasta, doktoruyla aynı güne denk gelen doğum gününü hastanede kutladı. İzmir’de yaşayan 16 yaşındaki Burak Alkan, omuriliğinde bulunan ve felce neden olabilecek tümörden acilde görev yapan hekimin dikkati sayesinde kurtuldu. Son iki haftadır dayanılmaz şekilde boyun ağrısı çektiğini ve bu nedenle de 4 farklı hastaneye gittiği belirten Burak Alkan, kendisinin sürekli olarak fizik tedaviye yönlendirilip, ağrı kesici- kas gevşetici reçete edildiğini anlattı. Geçmeyen ağrılarına yüksek ateş ve boğaz ağrısı şikayeti de eklenince soluğu Medicana International İzmir Hastanesi’nin acilinde aldı. Burak Alkan, acile geldiği gün görevli olan Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Elçin Keser tarafından geçirdiği atağın normal olmadığının anlaşılması üzerine kendisine detaylı bir muayene yapıldığını ve günün sonunda ameliyat olması gerektiğinin anlaşıldığını aktardı. Uzm. Dr. Elçin Keser’in teşhis için Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’dan destek aldığını belirten Burak Alkan, tümörün temizlenmesi için kendisini Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’un ameliyat ettiğini söyledi. Ameliyat için görüştükleri sırada Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun ile aynı gün doğduklarını öğrendiğini dile getiren Burak Alkan, ameliyat sonrası ilk doğum günü pastasını da Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’dan aldı. Ağrı kesici verip gönderiyorlardı Kendisine acilde doğru müdahale edildiğini ifade eden Burak Alkan, "Yüksek ateşle geldim. Bunun üzerine beni Uzm. Dr. Elçin Keser’e yönlendirdiler. Ben atak geçirince de Uzm. Dr. Elçin Keser, hemen Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun’la konuşmuş. Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun da ‘MR ile tomografi alalım’ demiş. Çocuk doktorunun dikkati üzerine Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun devreye girdi. Beni gece yoğun bakıma aldılar. Ağrı kesici uygulayıp gönderedebilirlerdi" diye konuştu. Ameliyat konusunda çok endişeli olduğunu dile getiren Burak Alkan, "Omuriliğimin C2-C3 bölgesinde tümör vardı. Omuriliğimi kaldırıp aradan tümörü aldılar. Ameliyattan 2.5 saat sonra Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun beni yürüttü. Omurilik bizim hareket sistemimizin merkezi, onu yerinden söküp sonra tekrar taktıktan birkaç saat sonra ayağa kalkıp yürüyebilmeme çok şaşırdım. Şu anda da iyiyim" sözlerini kaydetti. Hastanın felç kalma ihtimali vardı Burak Alkan’daki tümörün sinirlere ciddi baskı yapan bir meningioma (iyi huylu sinir kılıfı tümörü) olduğunu tespit ettiklerini aktaran Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, şu ifadeleri kullandı: "Normal şartlarda 40-50’li yaşlarda görülmesine rağmen, bu vakada genç yaşta bir hastayla karşılaştık. Hasta, yüksek ateş ve boğaz enfeksiyonu şikayetiyle Uzm. Dr. Elçin Hanım’a başvurmuş, ancak sürekli devam eden kol ağrısı şikayeti üzerine durumun nörolojik olabileceği düşünülerek boyun MR’ı çekilmesine karar verildi. Tümör iyi huylu olduğu için genel tarama testlerinde bulgu vermemiş, yalnızca MR görüntülemesi sayesinde tespit edilebildi. Tümörün bulunduğu konum itibarıyla cerrahi müdahale oldukça riskliydi, zira milimetrik bir hata hastanın felç kalmasına yol açabilirdi. Ameliyat boyunca sinir iletileri sürekli kontrol edilerek motor fonksiyonlar güvence altına alındı. Omuriliği koruyan kemik doku, özel bir yöntemle açıldı ve tümör temizlendikten sonra tekrar yerine yerleştirildi. Bu sayede çekilen post-op (ameliyat sonrası) filmlerde herhangi bir kemik çöküntüsü gözlemlenmedi." Ameliyat sonrası birlikte yaptıkları doğum günü kutlamasına ilişkin de konuşan Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, "Ameliyattan bir gün sonra, her ikimiz için de ortak olan bu özel günü, Burak’ın ‘yeniden doğuş’u olarak birlikte kutladık" dedi.
05 Mayıs 2026 Salı - 10:08 Sağlıkta yeşil dönüşüm başlıyor Yaşar Üniversitesi koordinasyonunda hayata geçirilen sağlıkta düşük karbon dönüşümünü hedefleyen DE-CARE Projesi başladı. Projenin, sağlıkta yeşil dönüşüm alanında bir kıvılcım olması hedefleniyor. Avrupa Birliği-Türkiye İklim Değişikliği Hibe Programı (EU-TR CCGP) kapsamında desteklenen DE-CARE (Decarbonizing Healthcare) Projesi, Yaşar Üniversitesi koordinasyonunda ve İzmir İl Sağlık Müdürlüğü ile İzmir Proje Ajansı Derneği ortaklığında gerçekleştiriliyor. İki yıl sürecek proje ilk olarak Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uygulanmaya başlayacak. DE-CARE Projesi, sağlık sektöründe karbon ayak izini azaltarak; hastaneleri sürdürülebilir ve düşük karbonlu sistemlere dönüştürmeyi hedefliyor. Avrupa Birliği destekli proje, enerji verimliliğinden atık yönetimine uzanan kapsamlı uygulamalarla Türkiye’nin 2053 Net-Sıfır hedefine katkı sunacak. Projenin koordinatörlüğünü Yaşar Üniversitesi Araştırma ve Yenilikçilikten Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yiğit Kazançoğlu yürütüyor. Örnek proje Projenin açış etkinliğinde konuşan Yaşar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Levent Kandiller, pilot uygulaması Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde gerçekleştirilecek projenin başarılı bir model olarak tüm Türkiye’ye dalga dalga yayılacağını ifade etti. Prof. Dr. Kandiller, "Üniversite-sektör iş birliğiyle bir kamu fonunu alıp, yine kamunun faydasına sunmaktan gurur duyuyoruz. Enerji verimliliği alanındaki deneyimlerimizi sağlıkta karbon dönüşümü ve Türkiye’nin 2053 Net Sıfır karbon hedeflerine katkı sunacak şekilde kullanacağız" dedi. 2053 net-sıfır hedefi İzmir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ayhan Kul, projenin stratejik öneme sahip olduğunu belirterek, "Sağlık kurumları 7 gün 24 saat hizmet veren ve karbon ayak izinin en yoğun olduğu alanların başındadır. Türkiye’nin 2053 Net-Sıfır hedefi doğrultusunda hastanelerimizi düşük karbonlu yapılara dönüştürmek artık bir tercih değil, kurumsal bir sorumluluk hatta stratejik bir hedeftir. Hem ulusal hem de uluslararası alanda örnek olacak bu projeyi kentimizde başlatmaktan mutluyuz" diye konuştu. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Proje Uygulama Dairesi Sözleşme Yöneticisi Ayşegül Umutlu da toplam 15 milyon Avro bütçeli İklim Değişikliği Hibe Programı kapsamında, DE-CARE ile birlikte 25 adet projenin desteklendiğini anlattı. Kıvılcım olacak Projenin koordinatörlüğünü yürüten Yaşar Üniversitesi Araştırma ve Yenilikçilikten Sorumlu Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yiğit Kazançoğlu da "Yeşil hastaneden sürdürülebilir sağlığa" bakış açısıyla yola çıktıklarını belirterek, döngüsel ekonomi ve karbon emisyonunun azaltılması hedefinde hastanelerin dönüşümünün çok önemli olduğunu vurguladı. Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Kamil Yamak, günde ortalama 10 bin hastaya hizmet verdiklerini belirterek bu projede pilot hastane olmaktan mutluluk duyduklarını dile getirdi. İzmir Proje Ajansı Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ali Galip Ayvat projenin sağlıkta yeşil dönüşüm için bir kıvılcım olacağını ve diğer kamu hastanelerine de örnek teşkil edeceğini söyledi. Proje ekibinde yer alan Yaşar Üniversitesi Enerji Sitemleri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Arif Hepbaşlı, gençlere seslenerek, enerji verimliliği ve yeşil dönüşümün gelecek kuşaklar için hayatı önemde olduğunu ve bu alanlara yoğunlaşmaları gerektiğini vurguladı. Yaşar Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurdan Yıldırım ve bu alanda çalışmalar yürüten Onur Enerji CEO’su Onur Günduru da tanıtım etkinliğinde sunum yaptı. Sağlık personeline eğitim Projenin uygulama sürecinde Buca Seyfi Demirsoy Eğitim ve Araştırma Hastanesi de aktif rol alarak, geliştirilen teknik ve operasyonel yaklaşımların sahada hayata geçirilmesine katkı sağlayacak. DE-CARE kapsamında ayrıca 500 sağlık profesyoneline yönelik sürdürülebilirlik eğitimleri düzenlenecek, 5 bin kişiye ulaşacak farkındalık artırma çalışmaları gerçekleştirilecek. Bunun yanı sıra sağlık hizmetlerine yönelik ölçeklenebilir bir karbon azaltım planı da geliştirilecek. Projenin tanıtım etkinliğinde; sağlık tesislerinin yalnızca hasta tedavi hizmeti sunan yapılar olarak görülmemesi gerektiği vurgulandı. Yataklı hizmetlerden ameliyathanelere kadar çok sayıda farklı hizmeti barındıran bu yapıların bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekilirken, bu kapsamın enerji verimliliğini daha da kritik hale getirdiği ifade edildi. Konuşmalarda ayrıca, hastanelerde önemli ölçüde enerji tasarrufu potansiyeli bulunduğu belirtildi.
05 Mayıs 2026 Salı - 10:01 Bayburt Devlet Hastanesinde nisan ayında 46 bin 420 hasta muayene edildi Bayburt Devlet Hastanesinde nisan ayında 46 bin 420 hasta muayene edildi. Hastanede aynı dönemde 275 ameliyat gerçekleştirilirken, acil serviste 13 bin 614 hastaya sağlık hizmeti verildi. Hastane verilerine göre, nisan ayında MHRS üzerinden randevulu 12 bin 619, MHRS dışı ayaktan 20 bin 187 hasta muayene oldu. Acil servis başvurularıyla birlikte toplam ayaktan bakılan hasta sayısı 46 bin 420’ye ulaştı. 1-30 Nisan tarihleri arasında polikliniklere başvurarak muayene olan hasta sayıları şu şekilde: Uzman aile hekimliği: Bin 644 Anestezi polikliniği: 211 Beyin cerrahisi polikliniği: Bin 471 Cildiye polikliniği: 652 Çocuk hastalıkları polikliniği: 2 bin 415 Çocuk ve ergen ruh sağlığı: 263 Enfeksiyon hastalıkları: 99 Fizik tedavi polikliniği: Bin 516 Genel cerrahi polikliniği: Bin 335 Göğüs cerrahisi polikliniği: 176 Göğüs hastalıkları polikliniği: 770 Göz hastalıkları polikliniği: 2 bin 323 İç hastalıkları polikliniği: 5 bin 535 Kadın hastalıkları polikliniği: 2 bin 521 Kalp damar cerrahisi: 431 Kardiyoloji polikliniği: Bin 893 Kulak burun boğaz polikliniği: Bin 457 Nöroloji polikliniği: Bin 784 Ortopedi polikliniği: 3 bin 321 Plastik cerrahi polikliniği: 212 Ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniği: Bin 323 Sigara bırakma polikliniği: 9 Üroloji polikliniği: Bin 445 Acil servis: 13 bin 614 Hastanede aynı dönemde 275 ameliyat ve 74 lokal ameliyat gerçekleştirildi. Ayrıca 78 endoskopi, 58 kolonoskopi, 2 bronkoskopi ve 53 anjiyo işlemi yapıldı. Gebe okulundan yararlanan danışan sayısı ise 22 oldu.
05 Mayıs 2026 Salı - 09:54 Dünya Astım Günü’nde Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Çetin’den açıklamalar Medical Point Gaziantep Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Demet Çetin, Dünya Astım Günü ile ilgili önemli açıklamalar yaptı. Toplumda yaygın olarak görülen kronik solunum yolu hastalıklarından biri olan astımın, hava yollarında daralma ve iltihaplanma ile seyrettiğini belirten Uzm. Dr. Demet Çetin, hastalığın en sık görülen belirtilerinin nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste baskı hissi ve öksürük olduğunu ifade etti. Bu şikayetlerin özellikle gece saatlerinde ve sabaha karşı artış gösterebildiğine dikkat çekti. Astımı tetikleyen faktörler hakkında da bilgi veren Uzm. Dr. Demet Çetin, ev tozu akarları, polenler, sigara dumanı, hava kirliliği ve solunum yolu enfeksiyonlarının atakları artırabileceğini belirterek, hastaların bu tetikleyicilerden mümkün olduğunca uzak durmaları gerektiğini söyledi. Astımın tamamen ortadan kaldırılabilen bir hastalık olmadığını ancak uygun tedavi ile kontrol altına alınabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Demet Çetin, "Düzenli ilaç kullanımı, doğru inhaler teknikleri ve hekim kontrolü sayesinde hastalar sağlıklı ve aktif bir yaşam sürdürebilir. Tedaviye uyum, hastalığın kontrolünde en önemli faktörlerden biridir" dedi. Dünya Astım Günü’nün, astım konusunda toplumsal farkındalığı artırmayı amaçladığını belirten Uzm. Dr. Demet Çetin, solunum şikayetleri yaşayan bireylerin erken tanı ve tedavi için vakit kaybetmeden bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurmalarının önemine dikkat çekti.
Kolon kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor
04 Mart 2026 Çarşamba - 11:50 Kolon kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, kolon kanserinin belirtilerine değinerek erken tanının en büyük tedavi olduğunu söyledi. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan, kalın bağırsak kanserinin belirtilerine ve tedavi süreçlerine değindi. Kolon kanserinde hiçbir belirti olmasa dahi ailesinde kolon kanseri geçmişi varsa mutlaka 45 yaşında gelindiğinde kanser taraması yapılması gerektiğini söyleyen Kaplan, erken tanı ile kalın bağırsak kanserinden nerdeyse tamamen şifaya kavuşulacağını belirterek, "Kalın bağırsak kanseri dünyada en sık görülen 3. kanser türüdür. Çoğu zaman önlenebilir bir kanserdir ve bu nedenle önem arz etmektedir. Öncesinde yapılan testlerle kolon kanserini erken tanımak, bağırsaklarda polip benzeri oluşumları görüp kolon kanserini tamamen önlemek mümkündür. Kolon kanserine yakalanan hastalar bizlere popodan kanama, kilo kaybı, ishal, kabızlık veya bağırsak hareketlerindeki düzensizliklerle gelir. Ciddi kansızlık ve ciddi kilo kaybı bazı hastalarda görülmektedir. Bu hastalarda acilen ve beklemeden kolonoskopi işlemi yapılmalıdır. Hiçbir belirti olmasa bile belli bir yaşın üstündeki bireylerin kanser taraması amacıyla, özellikle 45 yaşın üzerinde ve ailede kanser hikayesi varsa, kalın bağırsak taraması yapılması önerilir. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı bu durum için dışkıda gizli kan testi yapmaktadır. Sağlık ocaklarında ve KETEM’lerde dışkıda gizli kan testi yapılmakta ve bunun sonucunda dışkıda kan tespit edilirse hastalar bize yönlendirilmektedir ve biz bu hastalara kolonoskopi yapmaktayız" şeklinde konuştu. "Sigara, alkol kullanımı ve obezite kolon kanseriyle yakından ilişkili" Sigara ve alkol kullanımının kolon kanseri riskini arttırdığını dile getiren Prof. Dr. Mustafa Kaplan, ailede kolon kanseri geçmişi varsa kesinlikle kolonoskopi yapılması gerektiğini söyleyerek, "Dışkıda gizli kan testi genelde tarama amaçlıdır, tam bir tanı koymaz. Eğer bu durumlardan şüpheleniyorsak mutlaka bu hastalara kolonoskopi yapılması gereklidir. Ailede kalın bağırsak kanseri hikayesi olan varsa bu konuda daha dikkatli olunması gerekmektedir. Kolon kanserinin en sık belirtisi rektal kanama, dışkı renginde siyahlaşma, ciddi kilo kaybı, ishal ve kabızlık ile karın ağrısıdır. Kolon kanserinin en önemli sebeplerinden biri ailede kolon kanseri hikayesinin bulunmasıdır. Günümüzde sigara ve alkol kullanımı ile obezitenin kolon kanseriyle çok yakından ilişkili olduğu belirtilmiştir. İşlenmiş gıdaların tüketiminin artmasıyla da kolon kanseri görülmektedir. İnflamatuar bağırsak hastalığı, ülseratif kolit veya daha önce kalın bağırsağında polip görülen hastalar kolon kanseri açısından yüksek derecede riske sahiptir. Kolon kanseri erken tanı alırsa neredeyse tamamen hastalıktan kurtulmak mümkündür. Erken dönemde bir hastanın bağırsağında küçük bir polip gördüğümüz zaman bunu kolonoskopi ile çıkardığımızda hasta tamamen bundan kurtulabilmektedir. Ancak aynı polipi biz 5-6 yıl sonra gördüğümüzde kalın bağırsakta kalmayıp karaciğere ve diğer organlara sıçrayabilmekte ve daha sonra tedavisi çok zor olabilmektedir. Burada en önemli şey hastalara erkenden kolonoskopi yapılmasıdır. Mümkünse şüpheli kitlelerin çıkartılması gerekir. Eğer şüpheli bir durum varsa kesinlikle kolonoskopi yaptırılmasını öneriyorum" ifadelerini kullandı.
Maraş otu kullananlar dikkat: Günde 8 paket sigaraya bedel
04 Mart 2026 Çarşamba - 11:19 Maraş otu kullananlar dikkat: Günde 8 paket sigaraya bedel Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İdris Altun, halk arasında "Maraş otu" olarak bilinen ürünün sinir sistemi üzerinde ciddi tahribata yol açabileceğini söyleyerek, "Yüksek nikotin içeriği nedeniyle kullanan kişide günde 8 paket sigara içmiş kadar etki görülür" dedi. Kahramanmaraş’ta halk arasında "Maraş otu" olarak bilinen ürünün sağlığa zararları dikkat çekiyor. HG Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İdris Altun, Kahramanmaraş’ta yaygın olarak kullanılan "Maraş otu"na ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Nikotinin vücuda doğrudan alındığını belirten Altun, bu nedenle söz konusu ürünün etkilerinin sigaradan çok farklı olmadığını söyledi. Nikotin nedeniyle sigaranın yol açtığı zararlara benzer, bazı durumlarda ise daha ağır sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini ifade eden Altun, "Akciğerlerde kirlenmeler, damarlanmalarda yapısında bozulma ve solunum yollarında daralma gibi durumlar olabilir. Özellikle çene sinir duyusunu etkileyerek duyunun azalmasına yol açabilir. Dudağın altına yerleştirildiğinden bu durum çene bölgesindeki sinirleri etkileyebilir ve his kaybına yol açabilir. Uygulama bölgesinde enfeksiyon ve tümör oluşumları da görülebilir" dedi. Prof. Dr. Altun, "Bağımlılık potansiyeli oldukça yüksektir. Sigara gibi etkileri vardır. İnsanda ciddi sağlık sorunlarına neden olmaktadır. Sigaradan ayıran en büyük özelliği ise dudak kanseri, dil kanseri gibi sorunlara neden olmaktadır" diye konuştu. "8 paket sigara içmiş kadar etki görülebilir" "Maraş otu" ya da "deli tütünü" olarak bilinen ürünün genellikle kavak ağacının külü ile hazırlandığını aktaran Altun, bu nedenle nikotin oranının oldukça yüksek olduğunu söyleyerek, "Yüksek nikotin içeriği nedeniyle kullanan kişide günde 8 paket sigara içmiş kadar etki görülür" dedi. Prof. Dr. Altun, otun iskelet sistemi üzerindeki etkilerine de değinerek, özellikle bel ve omurga bölgesinde, omurlar arasındaki disk yapılarında hasara yol açabileceğini, bunun da ciddi bel ağrıları, eklem problemleri ile diz ve dirsek rahatsızlıklarına neden olabileceğini kaydetti.
6 ayda fazla kilolarından kurtularak hem bedenini hem de ruhunu iyileştirdi
04 Mart 2026 Çarşamba - 10:55 6 ayda fazla kilolarından kurtularak hem bedenini hem de ruhunu iyileştirdi Fazla kiloları sebebiyle obezite merkezine başvuran Hüseyin Berk Uzun, 24 buçuk kilo vererek hem bedenini hem de ruhunu iyileştirdi. Türkiye’de en önemli sağlık problemlerinden biri olarak görülen obezite, insan hayatını olumsuz etkiliyor. Günlük yaşamda hareket kısıtlılıkları, düzensiz uyku, çabuk yorulma gibi etkileri de beraberinde getiren obezite, psikolojik olarak da stres bozukluğu, özgüven kaybı gibi sonuçları beraberinde getiriyor. Uzmanlar, obezitenin çevresel, genetik ve psikolojik bir durum olduğunu anlatıyor. Bu kapsamda obezite merkezlerinde ise başvuranlar, hem diyetisyen hem de psikolog eşliğinde fazla kilolarından sağlıklı bir şekilde kurtulabiliyor. Son birkaç yıldır kilo aldığını ve aldığı kiloların günlük yaşamını etkilediğini anlatan 34 yaşındaki Hüseyin Berk Uzun, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’ne başvurdu. Uzun, "Çevremdeki insanların da tavsiyesiyle endokrin bölümüne başvurdum. Endokrin bölümü de obezite merkezimize yönlendirdi beni. Burada hemşire hanım, diyetisyen, fizyoterapist ile beraber son 6 aydır diyet uyguluyorum" ifadelerini kullandı. 6 ayda büyük bir değişim yaşadığını dile getiren Uzun, "6 ayda 133,5 kilodan 109 kilo düşerek yaklaşık 24 buçuk kilo verdim. Son 6 ayda böyle bir değişim, bu şekilde kilo verdiğim için, obezite merkezi tarafından, beni yönlendirdiği için bu konuda çalışmalarından memnunum" şeklinde konuştu. Düzensiz beslenmeden dolayı kilo aldığını aktaran Uzun, diyetisyenlerin verdiği programla öncelikle beslenme düzenini oluşturduğunu ifade etti. "Hem diyetisyen hem de psikologla beraber, obezite merkezinde daha kapsamlı bir şekilde destek alabildim" Kilo aldıktan sonra psikolojisinin de olumsuz etkilendiğini belirten Uzun, "Burada sadece beslenme uzmanından değil, aynı zamanda psikolog hanımdan da destek aldım. Bu beslenme, kilo verme konusunda o da beni motive etti. Bu şekilde hem beslenme hem de psikologla beraber, obezite merkezinde daha kapsamlı bir şekilde destek alabildiğim için, daha kolay kilo verdim" açıklamasında bulundu. "Modum, enerjim düşük oluyordu" Uzun, fazla kiloların günlük yaşamını da kötü yönde etkilediğini söyleyerek, "Uyku düzenim daha bozuktu. Sabahları daha yorgun kalkıyordum. Gün içerisinde biraz daha modum, enerjim düşük oluyordu. Bunun dışında daha hareketli aktiviteler beni daha çok yoruyordu" dedi. "90’a inebilirsem benim için çok büyük bir başarı olur" İdeal kilosuna ulaşabilmek için daha da sağlıklı besleneceğini vurgulayan Uzun, "İlk etapta şu an 109 kiloyum. 100’ün altına inmeye çalışıyorum. Ondan sonra artık ideal kilom 90 kilo olur. 90’a inebilirsem benim için çok büyük bir başarı olur" ifadelerine yer verdi. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Gastroenteroloji cerrahı Prof. Dr. Muhammed Kadri Çolakoğlu ise, hastanın düzensiz kilo ve egzersiz alışkanlıklarını değiştirdiklerini anlatarak, "24 kilo verebilmesine vesile olduk. Şu an vücut kitle indeksi 34’e kadar düştü. 100 kilo civarlarında, hala tedavimiz devam ediyor" diye konuştu. "Çünkü obezite sadece kendisi değil, beraberinde taşıdığı hastalıklarla da ciddi bir risk faktörü" Türkiye nüfusunun yüzde 50’den fazlasının kilo problemi olduğunu belirten Çolakoğlu, sözlerine şöyle devam etti: "Bu artık ciddi bir problem. Çünkü obezite sadece kendisi değil, beraberinde taşıdığı, eklediği hastalıklarla da, tansiyonlar olsun, şeker olsun, eklem rahatsızlıkları olsun, ciddi bir risk faktörü. Fazla kiloya sahip olan hastalar kendilerini ifade etmekte ya da kendilerini açığa çıkartmakta biraz zorlanıyorlar. Yani ben artık bundan kurtulmak istiyorum demekle bir tık problem yaşıyorlar. Bu onları baskılayıcı ve tedavilerde engelleyici bir sebep oluyor. Ama ne zaman ki buraya geldiklerinde ve tedaviye başladıklarında ve kilo vermeye başladıkları gördüklerinde bunu üzerlerinden çok rahat bir şekilde atabiliyorlar." "Obezite psikolojik de bir durum, çevresel de bir durum, genetik de bir durum" Obezitenin psikolojik bir durum olduğuna değinen Çolakoğlu, şu ifadeleri kullandı: "Bunu sadece yemek fazlalığı ya da hasta fazla yemek yiyor ya da az hareket ediyor diye söylemek, aslında bilimsel çerçeveye bir hakaret oluyor. Obezite esasen bir psikolojik de bir durum, çevresel de bir durum, genetik de bir durum. Ailesinde genetik faktörleri fazla olan, obeziteye yatkın olan hastalarda obezite fazla olabiliyor. Çevresel etkiler vardır. Ailenizde fazla yemekle haşır neşir olan ya da sürekli paket gıdalarla beslenen insanlar olduğunda, siz de olur olmadık onlardan etkilenip bunlarla beraber yemek yiyorsunuz. Özellikle stres bozuklukları, depresyon, bunlar obeziteye sebep olduğu gibi obezite de bunlara sebep oluyor. Yani karmal bir ilişki var içerisinde."
Türk Kızılayın kan stokları normal seviyede: Negatif kan gruplarında düşüş var
04 Mart 2026 Çarşamba - 10:47 Türk Kızılayın kan stokları normal seviyede: Negatif kan gruplarında düşüş var Türk Kızılay Genel Sekreteri Yusuf Ramazan Saygılı, kan bağış oranlarının günlük 9-10 bin ünite, stoklarının ise Kızılayda bulunanlar ve hastanelere sevk edilenlerle günlük 90-100 bin ünite düzeyine ulaştığını bildirerek, "Şu anda sıkıntılı bir durumumuz yok ancak negatif kan gruplarında düşüş var, destek bekliyoruz" dedi. On bir ayın sultanı Ramazan ayında kan stoklarında dönemsel olarak yaşanan düşüşe karşı Türk Kızılay, 18 bölge kan merkezi, 68 kan bağış merkezi ve günlük ortalama 350 noktada her gün yaklaşık 9 bin ünite kan bağışı alarak düşüşe karşı seferberlik ilan etti. Hal böyle olunca bu Ramazan ayında kan stoklarında herhangi bir sorun yaşanmadı. Yetkililer, sadece negatif kan gruplarında bir miktar düşüş olduğunu belirterek kan bağış çağrısı yaptı. "Kan bağışı ötelenmemeli" Konuyla ilgili Türk Kızılay Genel Sekreteri Yusuf Ramazan Saygılı, İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. Saygılı, "Aldığımız kanları akredite laboratuvarlarımızda tahlil ettikten sonra ülke çapındaki bin 176 kamu ve özel hastaneye 7 gün 24 saat lojistiğini sağlıyoruz. Değerli kan bağışçılarımızdan kan bağışlarını ötelememelerini rica ediyoruz. Çünkü ameliyatlar, doğumlar durmuyor ve insanlar yaralanıyor" ifadelerini kullandı. "Onkoloji hastalarımız beyaz kan bekliyor" Onkoloji hastaları için beyaz kanın önemli olduğuna değinen ve 15-20 günde bir beyaz kan verilebileceğini vurgulayan Saygılı, "Onkoloji hastalarımız beyaz kan bekliyor. Bu konudaki farkındalığı arttırmayı ve insanları 15-20 günde bir beyaz kan vermeye davet ediyoruz. Ramazan ayında negatif kan grubunda düşüş var ve bağışçılarımızdan destek bekliyoruz. Şu anda sıkıntılı bir durumumuz yok, iftar sonrası kan birimlerimiz açık olduğu için bağışlar yapılıyor ancak yine de kanların hazır bulunması lazım" diye konuştu. "Risk olan sayının üzerindeyiz" Ulusal kan stoklarında herhangi bir sorun olmadığını da anlatan Yusuf Ramazan Saygılı, "Günlük 9-10 bin ünite kan alıyoruz. Şu anda ülke genelinde kan stokumuz 90-100 bin arasında. Risk olan sayının üzerindeyiz, şu anda bir sorunumuz yok" ifadelerini kullandı. Kan bağışlamaya gelen vatandaşlardan Beşir Seyhan, "Ramazan ayında kan bağışları düştüğü için kanser hastalarına destek olmak amacıyla kan vermeye geldim" dedi. Ayhan Duru ise, "Daha önce de kan bağışı yaptım. Sık sık kan bağışı yapıyorum, ihtiyacı olanlar faydalansın diye kan bağışı yapıyorum" diye konuştu. Öte yandan Türk Kızılay, Ramazan ayı boyunca kan bağışı yapan her bağışçıya içerisinde soğuk çay, limonata ve şalgamın bulunduğu ikram çantası hediye ediyor.
İşittikleriniz sizi mutlu etsin
04 Mart 2026 Çarşamba - 10:42 İşittikleriniz sizi mutlu etsin Burtom Özlüce Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Gülce Ermutlu, 3 Mart’ta kutlanan Dünya Kulak ve İşitme Günü kapsamında yaptığı açıklamada, işitme kalitesinin yaşam standartlarını doğrudan belirlediğini vurguladı. İşitme duyusunun sadece sesleri duymaktan ibaret olmadığını belirten Op. Dr. Ermutlu, "İşitme duyumuzun kalitesi, dış dünyayı ne ölçüde algılayabildiğimizi ve sosyal yaşamın içinde ne kadar var olabildiğimizi belirler. Sağlıklı bir iletişim ve bilmekle fonksiyonların korunması için kulak sağlığı ertelenemez bir ihtiyaçtır" dedi. Op. Dr. Gülce Ermutlu, işitme kaybı riskini minimize etmek ve kulak sağlığını uzun yıllar korumak için şu hayati uyarılarda bulundu: "Rutin Kontrolleri Aksatmayın : Belirli aralıklarla yapılan rutin kulak ölçümleri (odyometrik testler) muhtemel bir kaybın erken teşhisinde anahtar rol oynar. Gürültüden Uzak Durun: Uzun süreli ve yüksek sese maruz kalmak, iç kulaktaki hücrelere geri dönülemez zararlar verebilir. Kulak Çubuğu Kullanımına Dikkat: Kulak çubukları yalnızca kulak kepçesi temizliği için kullanılmalıdır. Dış kulak yolu temizliği asla kişisel objelerle yapılmamalı, yalnızca hekim kontrolünde gerçekleştirilmelidir. Vakit Kaybetmeden Tıbbi Yardım Alın: Kulakta duyum kaybı, çınlama veya dolgunluk hissi gibi şikayetlerde "geçer" diye beklemek yerine bir uzmana başvurulmalıdır. İşitme Cihazından Korkmayın: İleri yaşlarda işitme cihazı kullanımı, sadece duymayı sağlamaz; aynı zamanda demans (bunama) riskini azaltır ve bireyin sosyal etkileşimini artırarak hayata bağlı kalmasını sağlar." "İşittiklerinizin sizi mutlu etmesi dileğiyle" İşitme kaybının sosyal izolasyona ve yaşam kalitesinde ciddi düşüşlere neden olabileceğini hatırlatan Op. Dr. Ermutlu, açıklamasını şu sözlerle noktaladı: "Hayatın içindeki sesleri eksiksiz duyabilmek bir ayrıcalık değil, korunması gereken bir haktır. İşittiklerinizin sizi mutlu etmesi dileğiyle, tüm halkımızı işitme sağlığına özen göstermeye davet ediyorum."
Roza, yüzde kalıcı kızarıklığa neden oluyor
04 Mart 2026 Çarşamba - 10:41 Roza, yüzde kalıcı kızarıklığa neden oluyor Memorial Bodrum Hastanesi Dermatoloji Bölümünden Uzman Dr. Onur Sivaz, roza hastalığının temelinde cilt damarlarının hassaslaşması ve artmış iltihabi yanıtın bulunduğunu belirterek, doğru tanı ve kişisel tedavi planlamasının önemine dikkat çekti. Yüz bölgesinde kalıcı kızarıklık, hassasiyet ve dönemsel alevlenmelerle seyreden roza hastalığı, toplumda gül hastalığı olarak biliniyor. En sık yanaklar, burun, alın ve çenede görülen hastalık; ani yüz kızarmaları, yanma hissi ve zaman zaman sivilce benzeri kabarıklıklarla kendini gösteriyor. Hastalığın ataklar halinde ilerlediğini belirten Uzman Dr. Sivaz, "Bazı dönemlerde şikâyetler hafiflerken bazı dönemlerde belirgin şekilde artabilir. Güneş ışığı, sıcak ortam, stres, alkol ve baharatlı yiyecekler en sık tetikleyiciler arasında yer alıyor" dedi. Roza bulaşıcı değil Roza; cilt damarlarının aşırı duyarlılığı sonucu ortaya çıkan ve özellikle yüzün orta hattını etkileyen kronik bir dermatolojik hastalık olarak tanımlanıyor. Bulaşıcı olmadığı vurgulanan hastalık, tedavi edilmediğinde ilerleyerek cilt hassasiyetini artırabiliyor. Hastalığın her yaş grubunda görülebildiğini ancak daha çok yetişkinlerde ve hassas cilt yapısına sahip bireylerde ortaya çıktığını kaydeden Sivaz, açık tenli kişilerde ve çevresel faktörlerden kolay etkilenen ciltlerde daha sık rastlandığını ifade etti. En sık görülen belirtiler Roza hastalığında en sık görülen belirtiler; yüzde kalıcı kızarıklık, ani kızarma atakları, yanma ve batma hissi, cilt hassasiyeti, sivilce benzeri kabarıklıklar ve yüzeysel damarların belirginleşmesi olarak sıralanıyor. Belirtilerin kişiden kişiye değişebildiği ve dönemsel olarak artıp azalabildiği bildirildi. Tetikleyicilere dikkat Rozanın kesin nedeninin tam olarak bilinmediğini belirten Uzman Dr. Sivaz, güneş ışığına maruz kalma, sıcak hava, ani ısı değişimleri, stres, alkol tüketimi, baharatlı yiyecekler ve cildi tahriş eden kozmetik ürünlerin hastalığı alevlendirebildiğini kaydetti. Tetikleyicilerden kaçınmanın hastalığın kontrolünde önemli rol oynadığını vurguladı. Tedavi kişiye özel planlanıyor Roza tedavisinin dermatolojik değerlendirme sonrası kişisel olarak planlandığını ifade eden Sivaz, tedavinin temelini doğru cilt bakımının oluşturduğunu belirtti. Nazik ve sabunsuz temizleyicilerin tercih edilmesi, cildin düzenli nemlendirilmesi ve her gün en az SPF 30-50 güneş koruyucu kullanılması gerektiğini aktardı. Medikal tedavide ilk basamakta genellikle topikal ürünlerin tercih edildiğini belirten Sivaz, metronidazol, azelaik asit veya ivermektin içeren kremlerin inflamasyonu azaltarak kızarıklık ve sivilce benzeri lezyonların kontrolüne yardımcı olduğunu kaydetti. Dirençli ya da şiddetli olgularda dermatolog kontrolünde ağızdan tedavilerin uygulanabildiğini ifade etti. Kalıcı kızarıklık ve damar belirginliği olan hastalarda ışık temelli uygulamaların da tedavi seçenekleri arasında yer aldığını belirten Sivaz, BroadBandLight uygulamalarının genişlemiş yüzeysel damarları hedef alarak kızarıklığın azalmasına ve cilt tonunun dengelenmesine katkı sağlayabildiğini sözlerine ekledi. Roza hastalığının tamamen ortadan kalkmasa da doğru cilt bakımı, uygun medikal tedavi ve düzenli dermatolojik takip ile uzun süreli kontrol altına alınabildiği bildirildi. Uzmanlar, kontrolsüz ürün kullanımı ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan uygulamaların hastalığı alevlendirebileceği uyarısında bulundu.
Diyetisyen Göllü: "Türkiye’de her üç kişiden biri obez"
04 Mart 2026 Çarşamba - 10:35 Diyetisyen Göllü: "Türkiye’de her üç kişiden biri obez" Malatya Battalgazi Sağlıklı Hayat Merkezi Diyetisyeni Reyyan Yüce Göllü obezitenin yalnızca kilo sorunu değil metabolik ve hormonal dengeleri bozan ciddi bir hastalık olduğunu belirterek, Türkiye’de her üç kişiden birinin obez olduğunu söyledi. Diyetisyen Reyyan Yüce Göllü Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre Türkiye’de 18 yaş üstü yetişkinlerde obezite oranının yaklaşık yüzde 32 olduğunu belirterek bu oranın Avrupa’da ilk sırada yer aldığını kaydetti. Obezitenin vücutta sağlığı bozacak ölçüde anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlandığını aktaran Göllü, beden kütle indeksinin (BKİ) 30’un üzerinde olmasının obezite olarak sınıflandırıldığını bel çevresinin ise kadınlarda 88 santimetre, erkeklerde 102 santimetrenin üzerinde olmasının risk oluşturduğunu söyledi. Fazla kiloluluk ve obezitenin hipertansiyon tip 2 diyabet, hiperlipidemi, kalp-damar hastalıkları, inme ve bazı kanser türleri için önemli bir risk faktörü olduğunu kaydeden Göllü, obezitenin temel nedeninin tüketilen kalori ile harcanan kalori arasındaki dengesizlik olduğunu ifade etti. Yüksek şekerli ve işlenmiş gıda tüketimi, büyüyen porsiyonlar ve fiziksel aktivite eksikliğinin obeziteyi artırdığını belirten Göllü, toplumda yaygın olan öğün atlama ve gece yeme alışkanlıklarının da kilo artışını tetiklediğini belirtti. Çocukluk çağı obezitesine de dikkat çeken Göllü, "Çocuklukta kazanılan sağlıklı beslenme alışkanlıkları yetişkin obezitesini önlemede kritik rol oynar. Ailelerin bilinçlenmesi çok önemli" dedi. Obezite tedavisinde tıbbi beslenme (diyet) tedavisi, egzersiz, davranış değişikliği, ilaç ve cerrahi yöntemlerin uygulanabildiğini belirten Göllü, diyet tedavisi, artmış fiziksel aktivite ve davranış terapisinin ağırlık kaybının üç temel bileşeni olduğunu kaydetti. Uyku ve stres yönetiminin de başarıda önemli rol oynadığını ifade etti. Diyetlerin kısa süreli değil, sürdürülebilir değişim odaklı olması gerektiğini ifade eden Göllü, pratik önerilerini şöyle sıraladı: "Tabağımızın yarısı sebze, dörtte biri protein ve dörtte biri tam tahıl olsun. Şekerli içecekleri ve hazır gıdaları sınırlayalım. Gece yeme, öğün atlama ve aşırı porsiyonlardan kaçınalım. Küçük ama sürekli değişimler metabolizmayı iyileştirir ve uzun vadede kilo kontrolünü sağlar." Yetişkin bireylerde haftada en az 150-300 dakika orta şiddetli fiziksel aktivite, çocuk ve ergenlerde ise günde en az 60 dakika orta ve yüksek şiddetli fiziksel aktivite önerildiğini hatırlatan Göllü, ilaç ve cerrahi tedavinin ise mutlaka uzman hekim kontrolünde planlanması gerektiğini söyledi.
SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde atama
04 Mart 2026 Çarşamba - 10:25 SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde atama SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde, SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ünal Sarıkabadayı Başhekim olarak atandı. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ataman Gönel’in ise SANKO Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı olarak atandı. Prof. Dr. Ünal Sarıkabadayı Prof. Dr. Ünal Sarıkabadayı, 1977 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. 1994 yılında Mersin Fen Lisesi’ni bitirdi. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki eğitimini 2001 yılında tamamladı. Uzmanlık eğitimini 2007 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda tamamladıktan sonra askerlik hizmetini yerine getirdi. 2008 - 2011 yılları arasında Zekai Tahir Eğitim Araştırma Hastanesi’nde Neonatoloji Yan Dal eğitimi sonrası Gaziantep Çocuk Hastanesi’nde zorunlu hizmet görevini yaptı. 2013 yılından bu yana SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Neonatoloji Uzmanı, 2014-2025 yılları arasında SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı’nda öğretim görevlisi, 2025 yılından bu yana ise SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı olarak görevini sürdürmektedir. SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi’nin akreditasyon çalışmalarında Özdeğerlendirme Komisyon Başkanlığı da yapan Prof. Dr. Sarıkabadayı, SANKO Üniversitesi Yönetim Kurulu üyesidir. SANKO Üniversitesi Hastanesi Başhekimi olarak atanan Prof. Dr. Sarıkabadayı, Türk Neonatoloji Derneği’nde de Yönetim Kurulu üyesidir. Evli ve 2 çocuk babasıdır. Prof. Dr. Ataman Gönel Prof. Dr. Ataman Gönel, 1979 yılında Denizli’de doğdu. 2004 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2009 yılında İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Tıbbi Biyokimya uzmanlığını aldı. 2009-2016 yılları arasında Kamu Hastaneler Birliği’nde koordinatör ve farklı devlet hastaneleri bünyesinde uzman doktor olarak çalıştı. Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde 2016-2021 yılları arasında öğretim üyeliği, bölüm başkanlığı, başhekim yardımcılığı ve döner sermaye işletme müdürlüğü görevlerinde bulundu. 2021-2024 yılları arasında özel bir üniversitede öğretim üyeliği ve özel bir hastanede başhekim yardımcılığı yaptı. Ulusal ve uluslararası birçok makale ve bildirisi bulunan Prof. Dr. Gönel, Şubat 2024’ten bu yana SANKO Üniversitesi Hastanesi Merkez Laboratuvarı Tıbbi Biyokimya Bölümü’nde sorumlu uzman doktor, Eylül 2024’ten bu yana ise SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. SANKO Üniversitesi Hastanesi’ne Başhekim Yardımcısı olarak atanan Prof. Dr. Gönel, evli ve üç çocuk babasıdır.
Nazilli’de Ramazan’da sağlıklı olmaya dikkat çekildi
04 Mart 2026 Çarşamba - 10:12 Nazilli’de Ramazan’da sağlıklı olmaya dikkat çekildi Aydın’ın Nazilli ilçesinde "Ramazanda Sağlık Programı" ve 1-31 Mart Kolorektal Farkındalık Ayı etkinlikleri kapsamında Nazilli Devlet Hastanesi’nde bilgilendirme standı kuruldu. Hastane girişinde açılan stantta vatandaşlara sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve kanser taramaları konusunda bilgi verildi. İlçede hizmet veren Zafer ve Cumhuriyet Sağlıklı Hayat Merkezlerinde sunulan beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite danışmanlığı, Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) danışmanlığı, ruh sağlığı danışmanlığı, çocuk ve ergen sağlığı danışmanlığı ile tütün ve madde bağımlılığı danışmanlığı hizmetleri tanıtıldı. Ayrıca vatandaşlara Sağlıklı Hayat Merkezlerinden, aile hekimlerinden ve ALO 182 ile MHRS sistemi üzerinden nasıl randevu alınabileceği konusunda bilgilendirme yapıldı. Mart ayının Kolorektal Farkındalık Ayı olması dolayısıyla yaş aralığında bulunan vatandaşlar kanser taramalarını yaptırmaları için KETEM’e davet edildi. Tarama programı kapsamında 40-69 yaş arası kadınlara iki yılda bir mamografi ile meme kanseri taraması, 30-65 yaş arası kadınlara beş yılda bir HPV-DNA testi ile rahim ağzı kanseri taraması ve 50-70 yaş arası kadın ve erkeklere iki yılda bir gaitada gizli kan testi ile kolorektal kanser taraması yapıldığı hatırlatıldı. Nazilli İlçe Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, erken teşhisin hayat kurtardığını vurgulayarak vatandaşları ücretsiz sunulan kanser taramalarından yararlanmaya davet etti.