Son Dakika
|
İran'da hayatını kaybeden üst düzey askeri yetkililer için cenaze töreni
Ziraat Türkiye Kupası’nda çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu
Trabzonspor’da, Orhan Kaynak için tören düzenlendi
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Savaş, küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu''
Kremlin: "Barış görüşmeleri için tüm taraflar İstanbul seçeneğine olumlu bakıyor"
Emeklilerin maaş ve ikramiyeleri bayram öncesi ödenecek
Servis aracı belediye otobüsüyle çarpıştı: 20 yaralı
Bakan Bayraktar: "Akaryakıt ve doğal gazda bir sıkıntı öngörmüyoruz"
"APP plakalarla ilgili uygulanan cezaları sileceğiz"
Bakan Gürlek: "(İBB davası) Davanın canlı yayınlanması için kanun değişikliği gerekiyor"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Trabzonspor’da, Orhan Kaynak için tören düzenlendi
Kazakistan'da kar fırtınası: 1 kişi öldü, 407 kişi tahliye edildi
Servis aracı belediye otobüsüyle çarpıştı: 20 yaralı
Bakan Bayraktar: "Akaryakıt ve doğal gazda bir sıkıntı öngörmüyoruz"
İsviçre’de otobüste yangın faciası: 6 ölü
Denizli’de 4 büyüklüğünde deprem
İsrail’den Gazze Şeridi'ne saldırı
SAĞLIK
12 Mart Dünya Böbrek Günü’nde erken tanının önemi vurgulandı
11 Mart 2026 Çarşamba - 16:10:41
Kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık kampanyası hayata geçirildi. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında tanıtılan proje ile erken tanı ve düzenli sağlık kontrollerinin önemi vurgulanıyor. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla AstraZeneca Türkiye, Türk Nefroloji Derneği ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu işbirliğiyle ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık projesi hayata geçirildi. Projenin tanıtımı Model Tülin Şahin’in moderatörlüğünü yaptığı toplantıda yapıldı. Toplantı kapsamında, kronik böbrek hastalığı; hekim, hasta ve hasta yakını perspektifinden ele alındı. Açılış konuşmasını AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç’in yaptığı toplantıda Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay yaptıkları çalışmalar ve hastalıkla ilgili önemli bilgileri aktardı. Bir hasta yakını olan Tülin Şahin ve kronik böbrek hastası Duygu Bayındır’ın yaşadıkları deneyimleri paylaştığı toplantı, duygusal anlara da sahne oldu. "Düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını yaymak istiyoruz" AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç, toplantıda yaptığı açılış konuşmasında sağlık alanında kalıcı değer oluşturmanın yalnızca yenilikçi tedavileri sunmakla sınırlı olmadığını, farkındalık ve erken tanı çalışmalarıyla bu hastalıkla mücadelede çok daha önemli ilerlemelerin kaydedilebileceğini vurguladı. Gönenç, "Bilimin bugün imkansız gibi görünenleri gelecekte mümkün hale getirebileceğine olan inancımızla, toplum sağlığına katkıda bulunmayı en büyük önceliğimiz olarak görüyoruz. Kronik böbrek hastalığı gibi bireylerin yanı sıra aileleri de dahil olmak üzere toplumun geniş bir kesimini etkileyen ve sağlık sistemi üzerinde büyük yük oluşturan bu hastalığa dair farkındalık oluşturmak da sosyal sorumluluk anlayışımızın temel bir parçası. Bu proje ile erken tanı ve düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını tüm Türkiye’ye yaymak istiyoruz" dedi. ‘‘Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün’’ Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ise kronik böbrek hastalığının üç aydan uzun süren kalıcı böbrek fonksiyon bozukluğu olarak tanımlandığını ve Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişiyi etkilediğini belirtti. Hastalığın sinsi ilerlediğine dikkat çeken Türkmen, "Böbrekler, vücudumuzdaki zararlı maddelerin atılmasını sağlayan hayati organlarımızdır ve fonksiyonlarını kaybetmeleri yaşamı derinden etkiler. Hastalık sinsi ilerlediği için pek çok kişi durumun farkında olmuyor; ancak halsizlik ve iştahsızlık gibi belirtiler başladığında hastalık çoktan ilerlemiş olabiliyor. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastaları ile 60 yaş üzerindeki bireylerin düzenli kontrol yaptırması büyük önem taşıyor. Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Bu nedenle farkındalık çalışmaları yapmak ve erken tanının önemine dair mesajları geniş kitlelere ulaştırmak oldukça önemli" ifadelerini kullandı. "Basit kan ve idrar testleri böbrek sağlığı açısından önemli veriler sağlar" Konuşmasında aile hekimlerinin kronik hastalıkların erken tespiti ve takibindeki kilit rolüne dikkat çeken Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay da "Türkiye genelindeki 30 bin aile hekimimiz, hastaların sağlık sistemiyle ilk temas noktası. Her aile hekimi ortalama 3 bin hastaya hizmet vererek koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturuyor. KBH gibi ilerleyici hastalıkların erken teşhisi için vatandaşlarımızın yılda en az bir kez aile sağlığı merkezlerine giderek basit kan ve idrar testlerini yaptırmaları böbrek sağlığının yanı sıra tüm vücut sağlığı açısından da önemli veriler sağlar. Ayrıca böbrek sağlığını korumak için günde 2-2,5 litre su tüketimi, tuzun azaltılması ve günde ortalama 30 dakikalık yürüyüş gibi alışkanlıkların kazanılması da kritik öneme sahip. ’Sağlıklı Böbrek Sağlıklı Hayat’ projesi ile bu basit ama hayat kurtaran adımların tüm toplumda benimsenmesini amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Annemin böbreğinde tümör tespit edildiğinde hayatımız tamamen değişti" Toplantının moderatörlüğünü üstlenen Tülin Şahin ise bir hasta yakını olarak yaşadıklarını paylaşarak kronik böbrek hastalığının yalnızca hastayı değil tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu anlattı. Annesinin böbrek tümörü nedeniyle böbreğinin alındığını ve ardından diyaliz sürecine girildiğini söyleyen Şahin, sürecin duygusal ve fiziksel zorluklarını şu sözlerle paylaştı: "Bir böbrek hastası yakını olmak, aslında o süreçte hastayla birlikte her şeyi yaşamak demek. Annemin böbreğinde tümör tespit edilip diyaliz süreci başladığında hayatımız tamamen değişti. Haftada iki gün, saatlerce süren diyaliz seanslarında kapıda beklemek, hayatınızı bu takvime göre organize etmek hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yıpratıcıydı. Anneme böbrek nakli yapılması bizim için yeni bir umut ve dönüm noktası oldu. Bu süreç bana sağlığın, organ bağışının ve en önemlisi düzenli kontrollerin ne kadar değerli olduğunu öğretti. Erken tanı imkânı varken bunu ihmal etmemek gerekiyor." "Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim" Kronik böbrek hastası Duygu Bayındır da çok genç yaşta aldığı tanıdan bugüne uzanan 18 yıllık sağlık yolculuğunu paylaştı. Henüz 19 yaşındayken böbrek fonksiyonlarının yaklaşık yüzde 70’ini kaybettiğini öğrendiğini belirten Bayındır, annesinin böbreğini bağışlamasıyla nakil olduğunu ve sonrasında bağışıklık baskılayıcı tedavilerle yaşamını disiplinli bir şekilde sürdürdüğünü anlattı. Bayındır konuşmasının devamında duygularını şu sözlerle aktardı: "19 yaşımda tanıştığım bu hastalık bana sabrı ve dayanıklılığı öğretti. Annemin böbreğiyle yapılan nakil sonrası hayatımı artık bambaşka bir şekilde sürdürmeye başladım. Hijyenden beslenmeye kadar her adımda dikkatli olmam gerekiyor. Kronik böbrek hastalığı uzun soluklu bir süreç ve zamanla ilerleyebiliyor. Şu anda hastalığım 4. evrede ve ikinci bir nakil ihtimali gündeme gelmiş durumda. Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim. Bu nedenle düzenli kontroller ve tedaviler hayatımın önemli bir parçası oldu." Toplantıda tanıtımı yapılan, toplam dört bölümden oluşan, "Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat" video serisinin ilk videosu da yayımlandı. Serinin tamamı ilerleyen günlerde YouTube’daki AstraZeneca Türkiye kanalı üzerinden yayımlanacak. Videolarda hekim görüşlerinin yanı sıra hasta ve hasta yakınlarının gerçek yaşam deneyimlerine yer veriliyor. Böylelikle hastalığın erken tanı ile kontrol altına alınabileceğine dair farkındalığı artırmak ve toplumda düzenli sağlık kontrolü alışkanlığını güçlendirmek hedefleniyor.
11 Mart 2026 Çarşamba - 15:35
Solunum hastaları sağlıklı hayat merkezinde şifa buluyor
Nilüfer Sağlık Hayat Merkezi’nde yürütülen pulmoner rehabilitasyon programı ile solunum hastalarının hayat kaliteleri yükseliyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ile Uludağ Üniversitesi arasında yapılan iş birliği kapsamında anfizem, astım ve KOAH gibi çeşitli solunum hastalıkları nedeniyle Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan hastalar, idame programlar için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne sevk ediliyor. Yaklaşık iki yıldır devam program sayesinde hastaların akciğer ve efor kapasiteleri, fizyoterapist eşliğinde yapılan rehabilitasyon çalışmalarıyla arttırılıyor. Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Fizyoterapist Ahmet Gökburu, Sağlık Bakanlığı tarafından bu yıl "Her adımda daha rahat nefes" temasıyla kutlanan Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında yaptığı açıklamada Türkiye’de ilk kez bir sağlıklı hayat merkezinde pulmoner rehabilitasyon programı uygulandığına dikkat çekti. Hastane ortamından ve enfeksiyon tehlikesinden uzak bir şekilde iki yıldır hastalara hizmet verdiklerini vurgulayan Gökburu, "Daha çok KOAH, astım, bronşektazi gibi akciğer hastalıklarıyla beraber egzersiz kapasitesini arttırarak, oksijen oranlarını yükselterek, hastalarımızın daha iyi olmasını sağlıyoruz. Amacımız hastalıkların ilerlemesini engellemek ve idame bir program oluşturabilmek. Şu anda 9 hastamızla birlikte bu programımızı devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu. "Sağlık durumum iyiye gidiyor" Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan vatandaşlar da memnuniyetini dile getirdi. Rehabilitasyon programı için Mudanya’dan Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldiğini ifade eden hasta Sadık Öztürk, "Bende akciğer tabaka sertleşmesi rahatsızlığı var. 7-8 aydır bu programa katılıyorum. 3 ay Uludağ Üniversitesi’ne gittim. Yaklaşık 4-5 aydır da buraya geliyorum. Sağlık durumum iyiye gidiyor. Sıhhatliyim. Önceki halimle şu anki halim çok farklı. O zamanlar yürüyemiyordum. Şimdi artık yürüyebiliyorum. Rahatım ve buradan çok memnunum" diye konuştu. "Göğüs ağrılarım geçti" 1 yıldır Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde pulmoner rehabilitasyon programı aldığını belirten KOAH hastası 74 yaşındaki Feyzullah Eyüpoğlu ise, "Uludağ Üniversitesi’nde programa başladım. 3 ay kadar bir eğitim gördüm. Daha sonra beni buraya sevk ettiler. 1 yıldır da buradayım. Biraz iyileştim. Göğsümün ağrıları geçti. Bu şekilde devam ediyoruz. Allah’a şükür iyiyim. Başlarda soluk soluğa kalıyordum. Nefesimi alamıyordum ama şimdi 10 dakika rahatlıkla yapıyorum. Nasip olursa bir süre daha buraya gelip gitmeyi çok isterim" dedi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 15:25
Elazığ’da hasta değerlendirme süreçleri ele alındı
Elazığ Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinde görev yapan psikologlar ile hasta değerlendirme süreçleri ve servislerde yürütülen psikososyal destek hizmetleri ele alındı. Hastane Başhekimi Uzm. Dr. Hilal Kaya, hastanede görev yapan psikologlar ile bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda servislerde yürütülen psikososyal destek hizmetleri, hasta değerlendirme süreçleri, ekip içi koordinasyon ve işleyişin daha etkin hale getirilmesine yönelik konular ele alındı. Servislerde sunulan hizmetlerin niteliğinin artırılması, hasta ihtiyaçlarına daha hızlı ve bütüncül yanıt verilmesi amacıyla karşılıklı görüş alışverişinde bulunuldu.
11 Mart 2026 Çarşamba - 14:47
Üroloji Uzmanı Dr. Şığva: "Taş hastalığı böbrek kaybına yol açıyor"
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Hakan Şığva, bölgede taş hastalıklarına bağlı böbrek kayıplarının ciddi boyutlara ulaştığını belirterek, "Ağrım geçti diyerek doktora gelmemezlik yapmamak lazım. Taşlar enfeksiyon ve tıkanma yoluyla böbrek yetmezliğine neden olabiliyor" dedi. Dünya genelinde her yıl 12 Mart’ta kutlanan Dünya Böbrek Günü dolayısıyla açıklamalarda bulunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Hakan Şığva, böbrek sağlığının hayati önemine ve bölgedeki taş hastalığı riskine dikkat çekti. Böbreklerin vücudun süzgeci olduğunu ve hayati organların başında geldiğini ifade eden Dr. Şığva, "Böbreklerimiz, vücudumuzdaki diğer tüm organlar gibi en önemli hayati işlevlerden birini üstlenmektedir. Günümüzde dünyada böbrek hastalıklarıyla mücadele eden kişi sayısı 800 milyona ulaşmış durumdadır. Maalesef ülkemizde de 11-12 milyon civarında böbrek hastası mevcuttur. Bu veriler, yaklaşık her 6-7 kişiden birinin böbrek hastalıklarıyla uğraştığını göstermektedir. Böbreklerimizin ana görevi, vücudumuzda bir süzgeç işlevi görmektir. Dolayısıyla böbreklerimiz çevresel her faktörden etkilenebilmektedir. Hava kirliliği genellikle akciğerlerle ilişkilendirilse de, solunan kirli hava akciğerlerden kana karıştıktan sonra maalesef böbreklerimizde kalıcı hasarlara neden olabilmektedir" diye konuştu. "Ancak içtiğimiz her suyun böbreğe iyi geldiği söylenemez" Sağlıklı böbrek için en kritik unsurlardan birinin içilen sular olduğunu dile getiren Şığva, "Dünyadaki katı atıklar, hava ve çevre kirliliği sonucunda sağlıklı suya ulaşım oldukça zorlaşmıştır. Bu nedenle kaliteli suları tüketmemiz gerekmektedir. Sağlıklı bir bireyde, özellikle kadınlarda günde 2-2.5 litre, erkeklerde ise 2.5-3 litre su tüketilmesini tavsiye etmekteyiz. Ancak su tüketiminin kısıtlanması gereken özel durumlar da mevcuttur. Özellikle kalp yetmezliği ve ileri derece böbrek yetmezliği gibi durumlarda sıvı kısıtlaması uygulanmaktadır. Bu tür durumlarda hastalarımızı ilgili uzmanlara yönlendiriyoruz" şeklinde konuştu. "Böbrek hastalıkları çok sinsi ilerleyebilmektedir" Genellikle böbrek hastalıklarının çok sinsi şekilde ilerlediğini ifade eden Şığva, sözlerini şöyle sürdürdü: "En yakınımızdaki aile hekimine giderek yapılacak basit bir kan ve idrar tahliliyle böbrek sağlığımızın ne durumda olduğunu ve bir rahatsızlık olup olmadığını öğrenmek mümkündür. Bölgemiz özelinde Van ve çevre illerini değerlendirdiğimizde ürolojide en sık karşılaştığımız sorunların başında taş hastalıkları gelmektedir. Hastalarımız genellikle taşın sadece ağrı yaptığını düşünmektedir ancak taşlar enfeksiyonlara, tıkanmalara ve ‘nefron’ dediğimiz böbrek çalışma hücrelerinin kaybına yol açarak böbrek yetmezliğine sebep olabilmektedir. Dolayısıyla taş hastalığını hafife almamak, ‘ağrım geçti’ diyerek doktor kontrollerini aksatmamak gerekir. Maalesef bu bölgede taş kaynaklı çok fazla böbrek kaybı yaşanmakta ve bu organları ameliyatla almak zorunda kalmaktayız."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
10 Mart 2026 Salı- 11:37
Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesine yeni kardiyoloji uzmanı atandı
2
10 Mart 2026 Salı- 10:20
Op. Dr. Karagözoğlu: "Sünnet, uzman hekimler tarafından yapılmalı"
3
10 Mart 2026 Salı- 10:53
Kolon kanseriyle mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor
4
11 Mart 2026 Çarşamba- 09:34
"Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir"
5
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:28
Uzmanından virüslere karşı uyarı
Soğuk havalarda çocuklarda görülen hastalıklara karşı uyarılarda bulunan Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doktor Şirin Zeynep Haskalp Arıkan, "Eğer 3 günden uzun süren bir ateş varsa, solunum sıkıntısı gelişmişse ve çocuk sıvı alamıyorsa mutlaka doktora başvurulmalı" dedi. Kış mevsimiyle birlikte özellikle okul ve kreş çağındaki çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarının hızla arttığı gözleniyor. Kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre bir arada kalan çocuklarda virüslerin yayılımı kolaylaşırken, soğuk havalarda etkenlerin bulaş hızı da artınca hastalıklar daha sık görülüyor. Bu dönemde en sık influenza (grip), RSV ve Covid-19 gibi enfeksiyonlar öne çıkıyor. "5 yaşın altında kronik hastalığı olan çocuklarda daha tehlikeli seyredebiliyor" Konuyla ilgili Acıbadem Adana Hastanesi Çocuk Hastalıkları Uzmanı Doktor Şirin Zeynep Haskalp Arıkan, İhlas Haber Ajansı muhabirlerine bilgi verdi. Bu dönemde en sık influenza (grip), RSV, Covid-19, adenovirüs ve rinovirüs gibi etkenlerle karşılaşıldığını kaydeden Arıkan, "Çocuklarda ateş, burun akıntısı ve tıkanıklığı, boğaz ağrısı, öksürük, iştahsızlık ile emmede azalma gibi belirtiler görülebilir. Özellikle 5 yaşın altında kronik hastalığı olan kreş ve okul çocuklarında bu virüsler daha tehlikeli seyredebiliyor" ifadelerini kullandı. Ailelerin belirtileri yakından takip etmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, "Eğer 3 günden uzun süren bir ateş varsa, solunum sıkıntısı gelişmişse ve çocuk sıvı alamıyorsa mutlaka doktora başvurulmalı" diye konuştu. "6 aydan sonra grip aşısı yaptırılmalı" Korunmada sık el yıkama, kapalı alanların havalandırılması ve hasta çocukların okula gönderilmemesinin kritik olduğunu anlatan Arıkan, gereksiz antibiyotik ve multivitamin kullanımından kaçınılması gerektiğini belirtti. Arıkan, ayrıca 6 aydan sonra grip aşısının yaptırılmasını önererek, özellikle okul ve kreş gibi kapalı ortamlarda bulunan çocukların aşıyla korunmasının önemli olduğuna dikkat çekti. (UMT-HİV-
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:15
Mide ve bağırsakları karnının dışında doğan 44 günlük bebek iki ameliyat geçirdi
Diyarbakır’da 44 gün önce mide ve bağırsakları karnının dışında doğan Civan, geçirdiği iki ağır ameliyatın ardından organları yerine yerleştirilerek sağlığına kavuştu. 44 günlük Civan Şen’e, anne karnındayken 25 binde bir görülen Gastroşizis hastalığı teşhisi konuldu. Mide ve bağırsakları karnın dışında gelişen Civan, 44 gün önce dünyaya geldi. Doğar doğmaz bağırsakları steril kompreslerle sarılıp aynı gün ameliyata alınan minik Civan, geçirdiği iki ameliyatın ardından anne ve babasına sağlıklı bir şekilde teslim edildi. Memorial Dicle Hastanesi Çocuk Cerrahı Op. Dr. Taner Kamacı, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine yaptığı açıklamada, bebeğin kendilerine 44 önce geldiğini, doğuştan bağırsakları karnının dışında bir şekilde doğduğunu söyledi. Gastroşizis denilen bir rahatsızlıkla dünyaya gelen hastanın doğduğunda karın duvarında bir yırtık olduğunu belirten Kamacı, bu yırtıktan dolayı çocuğun mide ve bağırsaklarının tamamen karnının dışında olduğunu ifade etti. Kamacı, bebeği doğar doğmaz sıvı ve ısı kaybı olmaması için steril kompreslerle kapattıklarını belirterek, "Doğduğu gün hemen ameliyata aldık. İki seanslı bir ameliyatla tedavisini tamamladık. İlk seansta bağırsakların tamamını karnın içine sığdıramadığımız için silo dediğimiz bir yöntemle bağırsakları korumaya alıyoruz. Daha sonra karın içi basıncı düştükçe, karın genişledikçe ve bağırsakların ödemi azaldıkça ikinci seansta bağırsakların tamamı karın içine yerleştiriliyor. Biz de hastamızı doğduğu gün birinci seans ile bağırsakları silo içine aldık, 10 günlük olduğunda da ikinci seansla artık tamamen bağırsakları karın içine yerleştirebilecek hale geldik ve kapattık" dedi. Bu hastalığın yaklaşık 25 bin doğumda bir nadir görülen anomali ve ölüm oranları da az olmayan hastalıklardan biri olduğunu ifade eden Kamacı, "Ama Allah’a şükür ki hastamız iki seanslı başarılı bir ameliyatla ve iyi bir yoğun bakım tedavisiyle bugüne kadar geldi. 35 haftalık 2 kilo 250 gram olarak doğmuştu. Şu anda 44’üncü gününde 2 kilo 600 gram olarak tamamen sağlıklı, tamamen beslenir bir halde hiçbir sorunu olmadan şifayla hastamızı taburcu ediyoruz" diye konuştu. Özel Memorial Dicle Hastanesinde Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Mehmet Emin Günel ise bebeğin geldiği gün ve sonrası iki kez operasyon geçirdiğini söyledi. Ardından yoğun bakım sürecinin zor ve meşakkatli bir süreç olduğunu aktaran Günel, "Ama gerek hemşirelik hizmetleri, gerekse hastanemizin imkanlarıyla son derece sağlıklı bir şekilde taburcu edeceğiz. 44 gündür bebeğimizi takip ediyoruz. Bu noktada tabii ki cerrahi prosedürler çok çok önemli. Ve ardından hemşirelik hizmetlerinin yapmış olduğu uygun bakımlar çok önemli. Aynı şekilde aile de bize istediğimiz anne sütünü, ilgiyi son derece yeterli düzeyde sağladılar" şeklinde konuştu. Baba Gaffar Okkan Şen de, 4 aylıkken anne karnındayken teşhis konulduğunu dile getirerek, "Doğum olduktan sonra Taner hocayla görüştük. Hocamız, hastalığın tedavisi olduğunu söyledi. Her şeyi Taner hocaya bıraktık. İki ameliyatla bağırsaklar hepsi içeri alındı. Bugün 44’üncü gündür, hayırlısıyla çocuğunuzu kucağımıza alıyoruz. Taner ve Mehmet Emin hocaya, ekiplerine çok teşekkür ediyoruz" dedi.
10 Ocak 2026 Cumartesi - 09:04
"Gebelikte fiziksel değişimler, hastalık olarak algılanmamalı"
"Gebe okullarında verilen eğitim ve destekler, anne adaylarının gebelik sürecini bilinçli, güvenli ve kaygıdan uzak bir şekilde geçirmesine katkı sağlıyor" diyen Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okulu hakkında açıklamalarda bulundu. Doç Tayfur Çift’e göre, "Gebelikte fiziksel değişimler, hastalık olarak algılanmamalı. Gebeler arası iletişim süreci kolaylaştırıyor. Psikolojik destek sürecin ayrılmaz bir parçası.Lohusalık döneminde destek hayati öneme sahip. Nev Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okullarının anne adaylarını bilinçlendirerek gebelik sürecinde yaşanabilecek komplikasyonların önüne geçilmesinde önemli bir rol üstlendiğini söyledi. Gebelik sürecine hazırlığın yalnızca doğuma değil, gebeliğin tamamına yönelik olması gerektiğini vurgulayan Çift, bu sürecin doğru bilgiyle çok daha sağlıklı yönetilebileceğini ifade etti. "Fizyolojik süreçler ile riskli durumlar ayırt ediliyor" Gebe okullarında anne adaylarına gebeliğin fizyolojik süreçleri ile problemli durumların ayrımının öğretildiğini belirten Doç. Dr. Çift, "Anne adaylarının vücutlarında meydana gelen değişimleri tanıması, hangisinin normal hangisinin riskli olduğunu bilmesi büyük önem taşıyor. Olası bir problemde vakit kaybetmeden hastaneye ya da en yakın aile hekimliğine başvurulması sağlanıyor" dedi. "Fiziksel değişimler hastalık olarak algılanmamalı" Gebelikte pek çok fizyolojik değişimin yaşandığını hatırlatan Çift, bu değişimlerin çoğu zaman anne adayları tarafından hastalık olarak algılanabildiğine dikkat çekti. "Bu sürecin gebeliğin doğal bir parçası olduğunun bilinmesi, gebenin kendini daha güvende hissetmesini sağlıyor. Bilgi, kaygıyı azaltan en önemli unsurlardan biri" diye konuştu. "Aile desteği gebelik sürecini güçlendiriyor" Gebe okullarında yalnızca anne adaylarının değil, aile bireylerinin de sürece dahil edildiğini belirten Doç. Dr. Çift, eşlerin ve aile büyüklerinin olumlu geri bildirimlerinin gebelik sürecini doğrudan etkilediğini söyledi. "Olumsuz tutumlar yerine destekleyici bir yaklaşım, gebenin hem fiziksel hem de psikolojik olarak daha sağlıklı bir süreç geçirmesine katkı sağlıyor" ifadelerini kullandı. "Lohusalık döneminde destek hayati öneme sahip" Doğum sonrası dönemin, yani lohusalık sürecinin kadınlar için oldukça zorlayıcı olabildiğini dile getiren Çift, bu dönemde annelerin kendilerini zaman zaman yalnız, dışlanmış ya da soyutlanmış hissedebildiğini belirtti. Yeni doğan bebeğin bakımının annenin zamanının büyük bölümünü aldığını vurgulayan Çift, bu süreçte verilen desteğin anne ruh sağlığı açısından kritik olduğunu söyledi. "Psikolojik destek sürecin ayrılmaz bir parçası" Gebelik ve doğum sonrası dönemde psikolojik desteğin ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Tayfur Çift, gebe okullarında bu alanda da rehberlik sağlandığını ifade etti. Anne adaylarının duygusal dalgalanmalarının normal olduğunun anlatıldığını belirten Çift, bu desteğin annenin kendini yalnız hissetmesini engellediğini söyledi. "Gebeler arası iletişim süreci kolaylaştırıyor" Gebe okullarının en önemli avantajlarından birinin de anne adaylarının birbirleriyle iletişim kurabilmesi olduğunu belirten Çift, "Benzer süreçlerden geçen gebelerin bir araya gelmesi, gebeliği daha kolay, daha keyifli ve daha eğlenceli bir hale getiriyor" dedi. "Amaç: gebeliği kaygı değil güvenle yaşamak" Gebe okullarının temel amacının gebeliğin bir anksiyete ya da stres kaynağı olarak değil, doğru destekle sağlıklı ve güzel bir süreç olarak yaşanmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Tayfur Çift, bilinçli ve desteklenen gebeliklerin hem anne hem bebek sağlığına olumlu katkı sunduğunu sözlerine ekledi.
10 Ocak 2026 Cumartesi - 08:19
Servergazi Devlet Hastanesinde hizmet kapsamı genişletildi
Denizli’de sağlık alanında önemli ihtiyaçları karşılayacak olan 23 yatak kapasiteli Palyatif Bakım Merkezi ve 24 saat hizmet verecek Çocuk Acil Servisi düzenlenen çalışmaların ardından Servergazi Devlet Hastanesinde hizmete açıldı. Denizli’de sağlık alanında sunduğu nitelikli hizmetlerle adından söz ettiren Servergazi Devlet Hastanesi’nde iki önemli birim daha hizmete alındı. Uzun süreli tedavi gerektiren hastaların yaşam kalitesini artırmayı amaçlayan 23 yatak kapasiteli Palyatif Bakım Merkeziyle, çocukların acil durumlarda daha hızlı ve etkin sağlık hizmeti alabilmesi adına oluşturulan Çocuk Acil Servisi Denizli halkının hizmetine açıldı. Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk de, Servergazi Devlet Hastanesi’nde açılan yeni birimlerde incelemelerde bulunarak Hastane Başhekimi Op. Dr. Alpaslan Alsoy’dan bilgi aldı. Hastalarla sohbet ederek geçmiş olsun dileklerini iletti. Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk incelemelerden sonra yaptığı açıklamada Denizli’de sağlık hizmetlerinin niteliğini arttırmaya yönelik çalışmalar yürüttüklerini bu doğrultuda da Servergazi Devlet Hastanesi’nde yeni birimleri açtıklarını söyledi. Öztürk; " Sağlık hizmetlerinde insan odaklı yaklaşımları esas alarak, vatandaşlarımızın talepleri doğrultusunda hizmet kapasitemizi güçlendirmeye devam ediyoruz. Bu doğrultuda Servergazi Devlet Hastanesi bünyesinde faaliyete geçirdiğimiz Palyatif Bakam Merkezi’yle yaşamı tehdit eden hastalıklarla mücadele eden bireylerin ağrı ve diğer semptomlarının azaltılması, yaşam kalitelerinin arttırılması, hasta ile birlikte ailelerinin fiziksel, psikolojik, sosyal ve manevi yönden desteklenmesi amaçlamaktadır. 23 yatak kapasitesi ile çalışacak olan Palyatif Bakım Merkezimizde, alanında uzman hekim, hemşire ve sağlık personelinden oluşan multidisipliner bir ekip tarafından hizmet vereceğiz. Yine Hastanemiz bünyesinde acil servise müracaat eden çocuk hastaların daha konforlu, daha erişilebilir ve daha kaliteli sağlık hizmeti alabilmeleri ve çocuklardaki acil durumlara daha hızlı müdahale edilebilmesi amacıyla planlanan Çocuk Acil Servisimiz de hizmete girdi. 24 saat kesintisiz hizmet verecek Çocuk Acil Servisinde 2 muayene odası ve 12 müşahade yatağımız bulunuyor. Yeni açılan birimlerimizin ilimize hayırlı olmasını diliyor, emeği geçen başta hastane yönetimimiz olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.
09 Ocak 2026 Cuma - 16:47
Muğla’nın ilk HPV laboratuvarı 12 Ocak’ta hizmete giriyor
Muğla’nın Menteşe ilçesinde Halk Sağlığı Laboratuvarında kurulum çalışmaları tamamlanan Human Papilloma Virüs (HPV) Laboratuvarı 12 Ocak 2026 tarihinden itibaren hizmet vermeye başlıyor. Muğla İl Sağlık Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, yeni hizmet binasına taşınan Menteşe İlçe Sağlık Müdürlüğü ile Halk Sağlığı Laboratuvarı’nı ziyaret etti. İl Sağlık Müdürü Akça, Halk Sağlığı Laboratuvarı bünyesinde kurulum çalışmaları tamamlanan Human Papilloma Virüs (HPV) Laboratuvarı incelendi. Laboratuvarın, 12 Ocak 2026 tarihi itibarıyla Muğla’da ilk kez hizmet vermeye başlayacağı belirtildi. Bu kapsamda, daha önce Aydın ve Ankara illerine gönderilmekte olan HPV testlerinin bundan böyle Muğla’da gerçekleştirilmesi sağlanarak hem tanı süreçleri hızlandırılacak, hem de hizmete erişim kolaylaştırılacağı açıklandı. Muğla Sağlık İl Müdürü Dr. Eriş Başaran Akça, Ula 3 No’lu Karabörtlen Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’nunu da ziyaretinde, istasyonun mevcut fiziki altyapısı, teknik donanımı ve hizmet sunum süreçleri kapsamlı şekilde değerlendirildi. Acil sağlık hizmetlerinin daha etkin, hızlı ve nitelikli bir şekilde sunulabilmesi amacıyla yapılması planlanan çalışmalar ve vatandaşlara sunulan acil sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılması amacıyla istasyonun uygun bir hizmet binasına taşınmasının planlandığı ifade edildi. Ayrıca, acil sağlık hizmetlerinin operasyonel kapasitesinin artırılması, vaka müdahale sürelerinin iyileştirilmesi ve hizmet kalitesinin güçlendirilmesi amacıyla istasyonda görev yapan mevcut 112 Acil Sağlık ambulans aracı yenilendiği açıklandı.
09 Ocak 2026 Cuma - 15:38
Menteşe Belediyesi ve Yeşilay’dan bağımlılıkla mücadelede güç birliği
Menteşe Belediyesi ile Türkiye Yeşilay Cemiyeti Muğla Şubesi arasında tütün, alkol, madde, kumar, alışveriş ve teknoloji bağımlılıkları başta olmak üzere, bağımlılıkla mücadelede koruma, önleme ve rehabilitasyon alanlarında iş birliğini kapsayan protokol imzalandı. İmzalanan protokol ile bağımlılıkla mücadelede toplumsal desteğin güçlendirilmesi, sürecin kamuoyunca benimsenmesi ve mücadele faaliyetlerinin yaygınlaştırılması amaçlanıyor. Protokol kapsamında, ortak projeler geliştirilmesi, eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütülmesi ile bağımlılıklarla mücadelede yerel düzeyde etkin adımlar atılması hedefleniyor. Protokol töreninde konuşan Yeşilay Muğla Şube Başkanı Şenol Şengör, 2026 yılının ‘Bağımsızlık Yılı’ ilan edildiğini ifade ederek, "Menteşe Belediye Başkanımız Gonca Köksal Aras ile imzaladığımız bu protokol ile bağımsızlık seferberliğinde öncü olmak istedik. Muğla’mız için hayırlısı olsun" dedi. Başkan Köksal Aras: "Hemşehrilerimizin sağlığı bizim için kıymetlidir" Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras, bağımlılıkların çağımızın en büyük sorunlarından biri olduğunu kaydederek, "Bağımlılıkla mücadele konusunda hassas bir şekilde, büyük bir gayretle çalışmalar devam ediyor. Muğla ölçeğinde de çok ciddi bir yol alındı. Menteşe Belediyesi olarak biz de tabii ki bu çalışmanın önemli bir paydaşı olmamız gerektiğinin farkındayız. Kumar, madde, tütün, alışveriş ve teknoloji bağımlılığı gibi pek çok tür var. Ciddi anlamda sosyal ve ekonomik hayatı, psikolojimizi olumsuz ve ciddi düzeyde etkiliyor. Hemşehrilerimizin sağlığı bizler için çok kıymetli. Bu yüzden bu protokolü hızlıca imzalayarak, etkinlikler düzenlemeye, projeler üreterek ortaklaşa bir çalışma yürütmeye karar verdik." diye konuştu.
09 Ocak 2026 Cuma - 13:53
Belek’te zabıtadan gıda denetimi
Serik’te Belek Zabıta ekipleri Belek Mahallesi’nde, halk sağlığını korumaya yönelik denetimler gerçekleştirdi. Marketlerde gerçekleştirilen denetimlerde, özellikle bebek mamaları ve ek gıdalar mercek altına alındı. Yapılan kontrollerde raflar tek tek incelenirken, çocukların sağlığını doğrudan etkileyen ürünlerde son kullanma tarihine özel hassasiyet gösterildi. Denetimler sonucunda, son kullanma tarihi geçmiş gıdaların satışta olduğu tespit edilen iki market hakkında idari yaptırım tutanağı düzenlendi. Belediye yetkilileri, vatandaşların güvenli gıdaya ulaşmasının öncelikleri olduğunu vurgulayarak, denetimlerin ilçe genelinde aralıksız ve kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti. Yetkililer ayrıca vatandaşlara, şüpheli ürünlerle karşılaşmaları halinde durumu zabıta ekiplerine bildirmeleri çağrısında bulundu.
09 Ocak 2026 Cuma - 13:46
Bilecik’te şap alarmı: Hayvan giriş-çıkışları yasaklandı
Bilecik’in Pazaryeri ilçesinde şap hastalığı tespit edilirken, hayvan giriş-çıkışları yasaklandı. Pazaryeri ilçesinde İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan acil duyuruda, ilçeye bağlı Yeni Mahalle’de şap hastalığı tespit edildiği bildirildi. Salgının yayılmasını önlemek amacıyla ilçe genelinde geniş kapsamlı karantina ve yasaklama kararları alındı. İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkililerinden alınan bilgiye göre, 6 mahalle ile birlikte Ahmetler, Demirköy, Karaköy, Fırınlar, Arapdede, Dereköy, Kınık, Bulduk, Gümüşdere, Günyurdu, Dülgeroğlu ve Esemen köyleri yasaklı bölge ilan edildi. Bu bölgelerde büyükbaş ve küçükbaş hayvanların giriş ve çıkışları, ikinci bir duyuruya kadar kesin olarak yasaklandı. İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkilileri, "Alınan tedbirler hayvan sağlığının korunması ve bölge ekonomisinin zarar görmemesi açısından büyük önem taşıyor. Yasaklara uymayanlar hakkında idari ve cezai işlem uygulanacak. Özellikle hayvan alım-satımı yapan üretici ve tüccarlarımızın kurallara titizlikle uyması istiyoruz. Üreticilerimizin panik yapmadan ancak dikkatli olmaları, şüpheli durumları gecikmeden İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’ne bildirmeleri çağrısında bulunuyoruz. Karantina sürecinde denetimlerimiz artırılacak. Gelişmelere ilişkin kamuoyunun bilgilendirilmeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
09 Ocak 2026 Cuma - 12:09
Soğuk hava şartları anne adaylarını zorluyor
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hasan Can Toyganözü, hamilelikte bağışıklık sisteminin bebeği korumak amacıyla doğal olarak baskılandığını belirterek, "Bu durum, grip, soğuk algınlığı ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırır" dedi. Anne adaylarının içinde bulundukları mevsime özgü riskleri tanıması ve bilinçli davranması hem anne hem de bebek sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Kış aylarında doğru önlemler alındığında gebeliğin güvenle sürdürülebileceğini söyleyen Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hasan Can Toyganözü, bu dönemi sağlıklı bir şekilde geçirmeye yardımcı olacak önerilerde bulundu. Bağışıklık sistemi etkileniyor Dr. Toyganözü, soğuk havalarda bağışıklık sisteminin daha kolay etkilenebildiğini belirterek, "Hamilelikte bağışıklık sistemi bebeği korumak amacıyla doğal olarak baskılanır. Bu durum, grip, soğuk algınlığı ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırır. Özellikle ateşle seyreden enfeksiyonlar, anne adayının genel durumunu bozabileceği gibi bebeğin sağlığı açısından da dikkatle takip edilmelidir. Kış aylarında artan kapalı alan temasları da enfeksiyon riskini yükseltir. Soğuk hava, dolaşım sistemi üzerinde de etkilidir. Düşük sıcaklıklar damarların büzüşmesine neden olarak el ve ayaklarda soğukluk, uyuşma ve bazen kramplara yol açabilir. Hamilelikte artan kan hacmi ve değişen dolaşım sistemi düşünüldüğünde, bu durum anne adaylarını zorlayabilir. Ayrıca uzun süre hareketsiz kalmak, bacaklarda ödem ve varis şikayetlerini artırabilir" diye konuştu. D vitamini seviyesi düşüyor Kış mevsiminin aynı zamanda D vitamini eksikliği açısından da önemli olduğunu ifade eden Toyganözü, "Güneş ışınlarından yeterince faydalanılamaması, hamilelerde D vitamini seviyelerinin düşmesine neden olabilir. D vitamini; bebeğin kemik gelişimi, annenin bağışıklık sistemi ve kas-iskelet sağlığı için oldukça önemlidir. Eksiklik durumunda halsizlik, kemik ağrıları ve bağışıklık zayıflığı görülebilir. Soğuk havalar cilt sağlığını da etkiler. Hamilelikte hormonal değişimlerle birlikte cilt zaten daha hassas bir hale gelir. Kışın nem oranının düşmesi, ciltte kuruluk, kaşıntı ve çatlakların artmasına yol açabilir. Özellikle karın ve göğüs bölgesinde görülen kuruluk, anne adaylarının yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilir. Kış aylarında beslenme alışkanlıkları da ister istemez değişir. Sıcak karbonhidrat ağırlıklı ve sıcak yiyeceklere yönelim artar. Ancak hamilelikte dengeli ve yeterli beslenme her mevsimde olduğu gibi kışın da büyük önem taşır. Yetersiz sebze-meyve tüketimi, kabızlık gibi sindirim sorunlarını artırabilirken, aşırı kilo alımı gebelikte istenmeyen sonuçlara yol açabilir" dedi. Kış aylarında hamilelerin günlük yaşamlarında bazı önlemler almasının büyük önem taşıdığını söyleyen Dr. Toyganözü, şunları sıraladı: "Soğuk havalarda vücudu üşütmeyecek, kat kat ve mevsime uygun giyinmeye özen gösterin. Kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre bulunmaktan kaçının, el hijyenine dikkat edin. Dengeli beslenin; taze sebze ve meyveleri sofranızdan eksik etmeyin. Güneşli günlerde kısa süreli yürüyüşler yaparak hem hareket edin hem de D vitamininden faydalanın. Bol sıvı tüketin, kışın susama hissi azalsa bile su içmeyi ihmal etmeyin. Cilt kuruluğunu önlemek için nemlendirici kullanın. Grip benzeri belirtiler, yüksek ateş veya şiddetli ağrılar durumunda mutlaka doktorunuza başvurun."
09 Ocak 2026 Cuma - 11:55
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Üçte biri sigara içen bir toplumda yaşamak istemiyoruz"
Balıkesir’i ziyaret eden Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sağlıklı topluma işaret ederek başta sigara olmak üzere kötü alışkanlıklarla mücadele ettiklerini açıkladı. Bakan Memişoğlu, "Üçte biri sigara içen bir toplumda yaşamak istemiyoruz" dedi. Bir dizi ziyaret için Balıkesir’e gelen Bakan Memişoğlu’nu Vali İsmail Ustaoğlu makamında ağırladı. Ziyarette AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Belgin Uygur, AK Parti Milletvekilleri Mustafa Canbey ve Ali Taylan Öztaylan hazır bulundu. Burada gazetecilere açıklamada bulunan Memişoğlu, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinden bu yana Balıkesir’e toplam 96 sağlık tesisi yapmışız. 17’si hastane olarak 3 bin 381 yatak kapasitesi ile hizmet veriyoruz. Hem Bandırma, hem Balıkesir Üniversitesi hem de sağlık bilimleri üniversitesinin eğitim anlamında büyük bir hizmeti de var. Bugün sağlık hizmetlerini değerlendireceğiz. Yatırımlarımızı değerlendireceğiz. Balıkesirli vatandaşlarımızın sağlığını korumak ve ihtiyaçlarımızı olan sağlıkla ilgili daha iyi hizmet almaları için toplantılar yapacağız, değerlendirmelerde bulunacağız. Tabii Balıkesir inşaatlarımız var. Özellikle Sındırgı ilçemizde devlet hastanesi inşaatımız vardı. Maalesef inşaat süreci de özellikle müteahhitlerin bırakmasıyla sorunlar yaşadık. Allah’a hamdolsun bu projeleri çözdük. Artık yeni ihalemizi yaptık, yer teslimi de yaptık. Allah nasip ederse 2026’nın ortasında vatandaşımızın hizmetine bu hastaneye sunacağız. Maalesef sorunlar yaşamıştık ama artık problemlerin hepsini çözdük. Özellikle deprem bölgesi, deprem yaşayan bu ilçemize duyurmak istiyorum. İnşallah 2026’nın ortasına bu hastaneyi oradaki vatandaşlarımızın hizmete açacağız. Tabii inşaatlarımız durmuyor. Merkezdeki hastanemizin de inşaatı hızlı bir şekilde devam ediyor. Aynı şekilde Edremit’te hastanemizin de inşaatı devam ediyor. Bunun yanında Kepsut Hastanemizin inşaatı devam ediyor. Bandırmalı hemşehrilerimize özellikle söylemek istediğim bir müjdemiz de var. Bandırma’da inşallah 300-350 yataklı kapasitesi arttırabilecek bir hastanenin ihalesini en kısa zamanda çıkıyoruz. İnşallah 2026’da bitirip hizmete başlayacağız" dedi. Hedef sigarasız toplum Sigara ve kötü alışkanlıklarla ilgili de konuşan Bakan Memişoğlu, "Biz her zaman sağlıkla ilgili problem olduğu zaman, insanlarımız hastalandığı zaman onları tedavi etmeye ve hastalığı iyileştirmeye hazırız. Çünkü Türkiye sağlık hizmetleri anlamında özellikle son 24 senede çok büyük bir yol kat etti. Bugün dünyanın 165 ülkesinden insanlar sağlık hizmeti almak için ülkemize geliyorlar. Ancak bizim en büyük hedeflerimizden bir tanesi toplumumuzu sağlıklı kalması ve hastalanmaması. Onun için ’Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ diyoruz. Toplumumuzun hastalanmadan vatandaşlarımıza bedenlerini bakmasını ve onlara sağlıklı kalmak için kötü alışkanlıklardan, sigara gibi tütün gibi maalesef insanımıza zarar veren bu alışkanlıklardan uzak durmasını ve başlamış olan arkadaşlarımızın da vatandaşlarımızı da bırakması için her türlü yardıma hazır olduğumuzu bir daha ifade etmek istiyorum. Çünkü yaklaşık üçte biri sigara içen bir toplumda yaşamak istemiyoruz. Yani Sağlık Bakanı olarak özellikle topluma beraber bırakılabileceğini sağlığa zarar veren bu alışkanlıktan zaten uzak durması gerektiğini ifade etmek istiyorum. İlacıyla, önerisiyle hekimiyle sigara bırakma insanlarımızın bu kötü alışkanlıklardan kurtulmasını sağlamaya çalışacağız" ifadelerini kullandı. Bakan Memişoğlu, daha sonra AK Parti İl Başkanlığı’nı ziyaret ederek partililerle sohbet etti.
09 Ocak 2026 Cuma - 11:48
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Üçte biri sigara içen bir toplumda yaşamak istemiyoruz"
Balıkesir’i ziyaret eden Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sağlıklı topluma işaret ederek başta sigara olmak üzere kötü alışkanlıklarla mücadele ettiklerini açıkladı. Bakan Memişoğlu, "Üçte biri sigara içen bir toplumda yaşamak istemiyoruz" dedi.
09 Ocak 2026 Cuma - 11:36
Rahim ağzı kanserinde "Aşı, tarama ve korunma ipuçları" ile riski sıfıra indirin
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre rahim ağzı kanseri her yıl yüz binlerce kadında teşhis edilirken, aşı ve düzenli taramayla büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olarak öne çıkıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof. Dr. Onur Erol, "Erken evrede yakalandığında başarı oranı yüzde 90’ların üzerindedir" diyerek erken tanının önemine dikkat çekti. Rahim ağzı kanseri, dünyada kadınlarda en sık görülen dördüncü kanser olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre 2022 yılında yaklaşık 660 bin yeni vaka kaydedilirken, 350 bin kadın bu hastalıktan hayatını kaybetti. GLOBOCAN 2022 tahminleri ise 662 bin 301 yeni vaka ve 348 bin 874 ölüm bildiriyor. Mevcut eğilimler değişmezse 2050 yılından itibaren yeni vakalarda yüzde 56,8’e ulaşan bir artış bekleniyor. En büyük neden HPV enfeksiyonu Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Onur Erol, 1-30 Ocak Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastalığın nedenlerini ve korunma yöntemlerini anlattı. Prof. Dr. Erol, "Rahim ağzı kanseri, rahmin alt kısmında yer alan serviks bölgesindeki hücrelerin anormal büyümesiyle oluşur. Bu kanserin en yaygın nedeni, cinsel yolla bulaşan HPV 16 ve 18 virüsülerinin belirli tipleridir. Sigara kullanımı, çok sayıda cinsel partner, erken yaşta cinsel ilişki, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve düşük sosyoekonomik durum gibi faktörler riski artırır" dedi. Belirti vermediği için tarama şart Hastalığın erken evrelerde fark edilmediğini belirten Prof. Dr. Erol, "Hastalığın erken evrelerinde genellikle belirti vermez. Ancak ilerledikçe vajinal kanama, ilişki sonrası kanama, pelvik ağrı ve anormal akıntı gibi belirtiler ortaya çıkabilir bu yüzden belirtiler beklenmeden düzenli tarama yaptırılması önemlidir" ifadelerini kullandı. Aşı koruyor ancak tarama devam etmeli HPV aşısının etkinliğine dikkat çeken Prof. Dr. Erol, "HPV aşısı, kansere yol açan yüksek riskli HPV tiplerine karşı yüksek koruma sağlar, yaklaşık yüzde 70-90 oranında rahim ağzı kanserini önler. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre öncelikli olarak 9-14 yaş arası kız çocuklarında cinsel aktivite başlamadan önce en etkilidir. 15-26 yaş arası gençler ve yetişkinler de aşılanabilir, koruma biraz azalır ama hala faydalıdır. Bazı ülkelerde virüsün yayılımını azaltmak için erkek çocuklar da aşılanıyor. Aşı yapılmış olsa bile tarama testleri ihmal edilmemelidir, çünkü aşı tüm HPV tiplerini kapsamayabilir" diye konuştu. KETEM’de ücretsiz tarama fırsatı Türkiye’de tarama programlarının sağladığı avantajlara değinen Prof. Dr. Erol, "Pap smear testi rahim ağzından hücre örneği alınarak anormal hücreler aranır. HPV DNA testi virüsün varlığını doğrudan tespit eder. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’na göre 30 yaşından itibaren, her 5 yılda bir HPV testi ve smear önerilir. 30-65 yaş arası kadınlar düzenli tarama yaptırırsa, kanser nedeniyle yaşam kaybı riski neredeyse sıfıra iner. Tarama ücretsiz olarak Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM)’lerde yapılabilir" ifadelerini kullandı. Sigara ve bağışıklık sistemi riski etkiliyor Prof. Dr. Erol, HPV enfeksiyonunun kansere dönüşmesini etkileyen yaşam alışkanlıklarına da dikkat çekerek şunları söyledi: "Prezervatif kullanımı HPV bulaşını kısmen önler, tam koruma sağlamaz ama riski azaltır. Tek eşlilik veya partner sayısını sınırlamak riski düşürür. Sigara, HPV’nin kansere dönüşme riskini 2-4 kat artırır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek; sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku ve stres yönetimi HPV enfeksiyonunun vücuttan atılmasına yardımcı olur." Tedavide başarı erken tanıyla artıyor Hastalığın evresinin tedavi yöntemlerini belirlediğini vurgulayan Prof. Dr. Erol, "Tedavi seçenekleri ise kanserin evresine göre cerrahi müdahale, radyoterapi, kemoterapi veya immünoterapiyi içerir. Erken evrede yakalandığında başarı oranı yüzde 90’ların üzerindedir" diyerek rahim ağzı kanserinin doğru zamanda müdahale ile büyük oranda kontrol altına alınabileceğini belirtti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder