SAĞLIK
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi 05 Mayıs 2026 Salı - 22:34:55 Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü’ dolayısıyla hastane personeline el hijyeni eğitim programı düzenlendi. Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘5 Mayıs Dünya El Hijyeni Günü’ kapsamında Enfeksiyon Kontrol Komite Başkanı Uzm. Dr. Haydar Ürün tarafından, hastane idarecilerinin de katılımıyla hastane personeline yönelik bir eğitim programı yapıldı. Eğitim de açılış konuşmasını yapan Kayseri Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Ali Çöl, el hijyeninin önemi ile enfeksiyonlardan korunma yöntemlerine dikkat çekerek, hem hastane personelinin sağlığını hem de hastaların sağlığını korumak adına el hijyeninin vazgeçilmez bir unsur olduğunu vurguladı. Eğitim kapsamında Enfeksiyon Kontrol Komite Başkanı Uzm. Dr. Haydar Ürün tarafından, el hijyeninin önemi ve enfeksiyonlardan korunma yöntemleri hakkında detaylı bilgilendirme yapıldı. Programın devamında, 2025 yılı el hijyeni uyum oranı en yüksek olan ‘El Hijyeni Şampiyonu Klinikleri’ belirlenerek, 3. Basamak Yoğun Bakım Ünitesi ile Ruh Sağlığı ve AMATEM klinikleri bu unvana layık görüldü. Geçen yılın şampiyonu olan bu birimlere, Başhekim Uzm. Dr. Ali Çöl ve hastane yöneticileri tarafından teşekkür belgeleri takdim edildi. Gerçekleştirilen etkinlik; farkındalık oluşturması, bilgi düzeyini artırması ve kurumsal motivasyonu güçlendirmesi içeriğiyle dikkat çekerken, programa katkı sunan ve katılım sağlayan tüm personele teşekkür edildi.
05 Mayıs 2026 Salı - 21:42 Astımda doğru tedavi ve takip hayati önem taşıyor Dünya Astım Günü kapsamında yapılan açıklamada, astımın doğru yönetimle kontrol altına alınabileceği vurgulandı. Dünya Astım Günü dolayısıyla yapılan bilgilendirmelerde, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen astım hastalığına dikkat çekildi. Tunceli Devlet Hastanesi’nde görev yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazife Özge Altan, astımın hava yollarının daralması sonucu ortaya çıkan; nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi, öksürük ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle kendini gösteren kronik bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın doğru yönetildiğinde kontrol altına alınabileceğini ifade eden Altan, tedavinin temel amacının belirtileri baskılayarak hastaların günlük yaşamlarını kısıtlama olmaksızın sürdürebilmelerini sağlamak olduğunu vurguladı. Astım ataklarını tetikleyen unsurlar arasında ev tozu akarları, polenler, küf mantarları, tütün dumanı, keskin kokular ve ani hava değişimlerinin yer aldığını belirten Altan, bu faktörlerden uzak durmanın hastalık kontrolünde önemli bir adım olduğunu dile getirdi. Hekim tarafından reçete edilen ilaçların önerilen dozda ve doğru teknikle kullanılmasının hayati önem taşıdığına dikkat çeken Altan, şikayetlerin azalmasının ilaçların bırakılması anlamına gelmediğinin altını çizdi. Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının da astım ataklarını artırabileceğini ifade eden Altan, kişisel hijyen kurallarına uyulması ve kapalı alanların düzenli havalandırılması gerektiğini söyledi. Astımın seyrinin zaman içerisinde değişebileceğini belirten Altan, düzenli hekim kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini, erken tanı ve doğru tedaviyle hastalığın kontrol altına alınabileceğini sözlerine ekledi.
05 Mayıs 2026 Salı - 17:46 Dünya Astım Günü’nde uzmanından uyarı: Düzenli takip hayat kurtarıyor Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. H. Uğur Boysan, 5 Mayıs Dünya Astım Günü çerçevesinde yaptığı açıklamada, astımın doğru tedavi, düzenli takip ve yaşam tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınabilen kronik bir hastalık olduğunu vurguladı. Astımın nefes darlığı, öksürük, hırıltı ve göğüste baskı hissi gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, bu şikayetlerin kişiden kişiye farklılık gösterebileceğini ifade etti. Bazı hastalarda yalnızca gece öksürüğü görülürken, bazılarında ise eforla artan nefes darlığının ön planda olabileceğine dikkat çekti. Tetikleyici faktörlere dikkat Hava yollarındaki kronik hassasiyetin toz, polen, tütün kullanımı, hava kirliliği ve keskin kokular gibi etkenlerle tetiklenebildiğini belirten Uzm. Dr. Boysan, tedavi başarısı için düzenli takibin şart olduğunu söyledi. Boysan, "Astım tedavisinde temel amaç, hastanın günlük yaşamını kısıtlamadan rahat nefes alabilmesi ve atak riskinin azaltılmasıdır. Bunun için hastaların kontrollerini aksatmaması ve ilaçlarını önerilen şekilde kullanması büyük önem taşır" dedi. İlaç kullanım tekniği başarıyı artırıyor Özellikle inhaler (fısfıs) ilaçların doğru teknikle kullanılmasının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurgulayan Uzm. Dr. Boysan, hastaların ilaç kullanım yöntemlerini belirli aralıklarla hekimleriyle gözden geçirmeleri gerektiğini belirtti. Sigara dumanından uzak durulması, yaşam alanlarının havalandırılması ve toz yükünün azaltılmasının astım yönetimindeki önemine değinen Boysan, düzenli takip edilen hastalarda hastalığın büyük ölçüde kontrol altında tutulabildiğini ifade etti.
05 Mayıs 2026 Salı - 17:11 "Astım kontrol altına alınabilen kronik bir hastalıktır" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefa Levent Özşahin, 5 Mayıs Dünya Astım Günü dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Genetik yatkınlık ve çevresel faktörlerin astıma zemin hazırladığını ifade eden Özşahin, "Çevresel faktörler olarak alerjenler, sigara dumanı, hava kirliliği ve beslenme alışkanlıkları astımın gelişmesinde etkili olmaktadır. Ev tozu akarları, polenler, hayvan tüyleri, küf mantarları ve hamamböceği gibi alerjenlere karşı duyarlılık astımlı hastalarda çok sık görülmektedir. Yaşadığımız ortamlarda rutubet ve küf olması, sigara dumanına maruz kalınması astım gelişimi için önemli bir risk faktörüdür. Astımlı hastalarda havayolları aşırı duyarlı olup uyaranlara karşı aşırı yanıt vermektedir. Tetikleyici olarak kabul ettiğimiz alerjenler, enfeksiyonlar, egzersiz, sigara dumanı ve hava kirliliği astım semptomlarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır" dedi. Astım hastalığının bulgularını öksürük, nefes darlığı, göğüste sertlik ve hışıltı olarak açıklayan Özşahin, "Bu şikayetlerin uzun sürmesi veya tekrarlaması halinde hastada astım düşünülmelidir. Astımda görülen öksürük, inatçı, tekrarlayan, gece ve sabaha karşı daha fazladır ve uykudan uyandırabilir. Astım hastalığı kronik olup hasta ve hekim iş birliği ile hastalığın kontrolünün sağlanması mümkündür. Tedavinin hedefi astım belirtilerinin azaltılması ve bireyin normal günlük aktivitelerini yapılabilmesidir. Astım krizlerinin olmaması, acil başvurularının olmaması, gece ve gündüz belirtilerinin kaybolması ve hastanın günlük aktivitelerini zorlanmadan yapması astım kontrolünün temel göstergeleridir. Alerjisi olan bir hastanın alerjenlerden korunması, sigara dumanına maruz kalınmasının engellenmesi, grip aşısının her yıl yapılması, aşırı kilolardan kaçınılması ve ilaçların düzenli ve doğru kullanımı önemlidir. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların büyük bölümü solunum yolu ile alınmaktadır. Bu ilaçların doğru teknikle kullanımı hastalığın kontrolü için çok önemlidir. Unutulmaması gereken en önemli konu ise tedaviye uyumun bozulması yani ilaçların yanlış teknikle ve düzensiz kullanılması hastalığın kontrolündeki başarısızlığın en önemli nedenidir. Astım kronik bir hastalık olduğu için bu sorunların aşılması ancak iyi bir hekim ve hasta iş birliği ile sağlanabilir. Hastanın eğitimi ve hekim ile iyi iş birliğinin kurulması astım kontrolünün sağlanmasının en önemli basamağıdır. Bu sayede astım daha kolay bir şekilde kontrol altına alınabilir" ifadelerine yer verdi.
İnönü’de Sigara Bırakma Polikliniği hizmete başladı
02 Mart 2026 Pazartesi - 16:20 İnönü’de Sigara Bırakma Polikliniği hizmete başladı Eskişehir’de İnönü Aile Sağlığı Merkezi Aile Hekimliği Birimi bünyesinde kurulan Sigara Bırakma Polikliniği’nin hizmete başladığı duyuruldu. Tütün ürünleri, hem dünyada hem de ülkemizde en yaygın kullanılan bağımlılık yapıcı maddeler arasında yer alıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre tütün kullanımı, her yıl milyonlarca kişinin hayatını kaybetmesine neden olan önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Tütün kullanımı; kalp-damar hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları ve çeşitli kanser türleri başta olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununa yol açıyor. Bu kapsamda Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından çalışmalar yürütülürken, tütün bağımlılığı ile mücadeleye yönelik hizmet ağı genişletiliyor. İlaç tedavisi desteği ve davranışsal danışmanlık uygulamaları yürütülecek İnönü Aile Sağlığı Merkezi’nde hizmete giren yeni Sigara Bırakma Polikliniği ile birlikte il genelinde faaliyet gösteren sigara bırakma polikliniklerinin sayısı 22’ya ulaştı. Poliklinikte görevli Aile Hekimi Dr. Sevinç Uçan’ın sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara bireysel danışmanlık hizmeti sunacağı belirtildi. Hastaların muayene ve değerlendirme sürecinin ardından hekim kontrolünde uygun tedavi yöntemleriyle sigarayı bırakma sürecine alınacağı ifade edilirken, gerekli durumlarda ilaç tedavisi desteği ve davranışsal danışmanlık uygulamaları da yürütüleceği belirtildi. Bu yeni uygulamanın vatandaşların yaşadıkları bölgeye yakın aile sağlığı merkezlerinde sigara bırakma hizmetine erişimini kolaylaştırarak, tütünle mücadelede önemli bir kolaylık sağlayacağı vurgulandı. Poliklinikte hizmet verecek olan Aile Hekimi Dr. Sevinç Uçan, 4 Mart 2026 Çarşamba gününden itibaren hasta kabulüne başlayacak.
Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi kapılarını açtı
02 Mart 2026 Pazartesi - 16:15 Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi kapılarını açtı Bölgenin ağız ve diş sağlığı ihtiyacına modern çözüm sunan Fırat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi, 184 ünitlik dev kapasitesi ve ileri teknoloji altyapısıyla eğitim ve sağlık hizmetine başladı. Fırat Üniversitesinin sağlık vizyonu doğrultusunda inşa edilen yeni Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi binası, bugün itibarıyla hizmet vermeye başladı. Toplam 17 bin metrekarelik alana sahip olan modern kompleks, hem geleceğin diş hekimlerini yetiştirecek hem de bölge halkına yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunacak. Rektör Prof. Dr. Fahrettin Göktaş ve üniversite üst yönetimi, yeni hizmet binasını ziyaret ederek incelemelerde bulundu. Fakülte Dekanı Prof. Dr. Tuba Talo Yıldırım’dan birimlerin işleyişi hakkında bilgi alan Rektör Göktaş, projenin sadece fiziki bir yatırım değil, aynı zamanda bilimsel üretim ve toplum sağlığına adanmış bir vizyonun parçası olduğunu belirtti. Daha önce 60 civarında olan diş üniti sayısının yeni binada 184’e çıkarıldığını müjdeleyen Rektör Göktaş, Rektör Göktaş, yaptığı değerlendirmede Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesi’nin yalnızca fiziki bir yatırım olmadığını, aynı zamanda bilimsel üretim, nitelikli eğitim ve toplum sağlığına hizmet anlayışının somut bir göstergesi olduğunu vurguladı. Sağlık hizmeti boyutuna da dikkat çeken Prof. Dr. Göktaş, önceki süreçte 60’lı sayılarda olan diş üniti kapasitesinin yeni hizmet binasıyla birlikte 184’e çıkarıldığını belirterek, bu artışın hem hasta kabul kapasitesini önemli ölçüde yükselttiğini hem de bekleme sürelerini azaltarak hizmet kalitesini artıracağını ifade etti. Prof. Dr. Göktaş, güçlü ve kapsamlı klinik altyapı sayesinde bölge halkına daha hızlı, erişilebilir ve nitelikli ağız ve diş sağlığı hizmeti sunulacağını vurguladı. Engelli bireyler ve özel hasta gruplarına yönelik planlanan özel kliniklerin ise üniversitenin sosyal sorumluluk anlayışının somut bir yansıması olduğunu dile getirdi. Göktaş, Diş Hekimliği Fakültesi ve Hastanesinin hayata geçirilmesinde emeği bulunan tüm kişi ve birimlere teşekkür ederek, süreci yakından takip eden Rektör Yardımcısına, Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığına, Diş Hekimliği Fakültesi Dekanına ve akademik-idari ekibine özverili çalışmalarından dolayı şükranlarını iletti. Ayrıca Rektör Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, yeni binanın resmi açılışının önümüzdeki günlerde Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun katılımıyla yapılacağını söyledi.
Doç. Dr. Kaya: "İşitme kaybı bir halk sağlığı meselesidir"
02 Mart 2026 Pazartesi - 16:15 Doç. Dr. Kaya: "İşitme kaybı bir halk sağlığı meselesidir" Eskişehir Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Zehranur Kaya, işitme kaybının bir halk sağlığı meselesi olduğunu belirterek, "İşitme kaybı, özellikle yaşamın ilk yıllarında fark edilmediğinde çocukların konuşma ve dil gelişiminde gecikmelere yol açıyor" dedi. İşitme kaybı, eğitimden istihdama, sosyal ilişkilerden toplumsal katılıma kadar yaşamın pek çok alanını etkileyen önemli bir halk sağlığı meselesi olarak değerlendiriliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, günümüzde küresel olarak yaklaşık 5-19 yaş aralığındaki 90 milyon çocuk işitme kaybıyla yaşıyor. Çocukluk çağı işitme kaybının yüzde 60’ından fazlası, basit ve düşük maliyetli halk sağlığı önlemleriyle önlenebiliyor. Bu verilerden hareketle 2026 yılının teması ’Topluluklardan sınıflara: Tüm çocuklar için işitme bakımı’ olarak ele alınıyor. Bu kapsamda Dünya Sağlık Örgütü öncülüğünde her yıl 3 Mart’ta çeşitli etkinliklerle farkındalık oluşturulan Dünya İşitme ve Kulak Günü ile erken tanının, kapsayıcı eğitim ortamlarının ve yardımcı teknolojilere erişimin hayati önemi vurgulanıyor. "İşitme kaybı bir halk sağlığı meselesidir" Anadolu Üniversitesi Engelliler Entegre Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Zehranur Kaya, işitme kaybının toplumsal boyutunu, görünmez engelleri ve çözüm yollarını değerlendirdi. Doç. Dr. Kaya, 3 Mart Dünya İşitme ve Kulak Günü’nün yalnızca işitme kaybı yaşayan bireyler için değil, toplumun tamamı için önemli bir farkındalık günü olduğunu belirtti. İşitme kaybının, bireylerin sosyal yaşama katılımını, öğrenme süreçlerini ve eğitim sonrası meslek hayatındaki üretkenliğini doğrudan etkilediğini ifade eden Kaya, kapsayıcı düzenlemelerin hayata geçirilmesinin toplumsal bir sorumluluk olduğunu vurguladı. İşitme kaybının çoğu zaman görünmez bir engel olarak algılandığını dile getiren Kaya, dışarıdan fark edilmeyen bu durumun bireyin iletişim becerilerini ve eğitim ortamlarında yapılması gereken düzenlemeleri önemli ölçüde etkilediğini aktardı. Doç. Dr. Zehranur Kaya, akademik başarının, mesleki ilerlemenin ve toplumsal hayata katılımın sağlanabilmesi için uygun öğrenme ortamlarının oluşturulmasının ve farkındalığın artırılmasının büyük önem taşıdığını söyledi. Çocuklarda işitme sağlığı ve erken tanının önemi Dünya Sağlık Örgütü’nün öncülüğünde belirlenen 2026 yılının ’çocuklarda işitme sağlığı’ teması hakkında bilgi veren Doç. Dr. Kaya, "İşitme, çocukların dünyayı algılamalarını, dili öğrenmelerini, sesleri birbirinden ayırt etmelerini ve sosyal ilişkiler kurmalarını sağlayan en temel duyulardan biri olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, okul çağındaki 5-19 yaş aralığında yaklaşık 90 milyon çocuk işitme kaybı ile yaşıyor ve bu kaybın tanılanması sürecinde önemli sorunlar yaşanıyor. İşitme kaybı, özellikle yaşamın ilk yıllarında fark edilmediğinde, çocukların konuşma ve dil gelişiminde gecikmelere yol açıyor; bu durum akademik performansın düşmesine ve psikososyal uyum sorunlarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu nedenle çocuklarda işitme sağlığının korunması için erken tanı, zamanında müdahale ve eğitim ortamlarında destekleyici düzenlemelerin sağlanması büyük önem taşıyor" dedi. "İşitme kaybı sadece duymamak değildir" Asıl sorunun iletişim süreçlerine tam olarak katılamamak olduğunu ifade eden Kaya, toplumda işitme kaybı olan bireylerle konuşurken ses yükseltmenin ya da farklı bir üslup kullanmanın çözüm olarak görüldüğünü, ancak bunun doğru bir yaklaşım olmadığını dile getirdi. Kaya, eğitim kurumlarının geliştireceği kapsayıcı uygulamaların bu alandaki farkındalığı artıracağını vurguladı. Erken tanının işitme sağlığında kritik bir rol oynadığına dikkat çeken Doç. Dr. Zehranur Kaya, özellikle yeni doğan taramalarının düzenli şekilde yapılmasının ve kontrollerin aksatılmamasının önemine dikkat çekti. En küçük bir şüphede bile sağlık kuruluşlarına başvurulmasının gerektiğini belirten Kaya, ailelerin ve öğretmenlerin bu süreçte gecikmeden harekete geçmesinin bireylerin hayata eşit katılımını desteklediğini ifade etti. "Meslek hayatında en büyük engel: İletişim" İşitme kaybı olan bireylerin meslek hayatında en çok iletişim engeliyle karşılaştığını aktaran Kaya; toplantılara katılamama, görevleri doğru anlayamama ve iş arkadaşlarıyla etkin iletişim kuramama gibi sorunların sık yaşandığını belirtti. Eğitim kurumu olarak, yükseköğretim düzeyinde işitme kayıplı bireylere yönelik özel eğitim veren tek kurum olmanın sorumluluğunu taşıdıklarını ifade eden Engelliler Entegre Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Kaya; dil desteği ve disiplinler arası çalışmaların öne çıktığı, mesleğe yönelik ürün odaklı bir eğitim modeli uyguladıklarını aktardı. Teknolojideki hızlı gelişmelerin işitme kayıplı bireylerin iletişim süreçlerine önemli katkılar sunduğunu dile getiren Kaya, dijital işitme cihazları, canlı altyazı uygulamaları ve sesi yazıya dönüştüren yazılımların önemli destekler sağladığını söyledi. Ancak asıl belirleyici unsurun bu teknolojilere erişim olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Kaya, gerekli adımların atılmasının önemine dikkat çekti. "Eşitlik aynı sesi duymak değil, sesi eşit duyurabilmek" İşitme sağlığının herkesin ortak sorumluluğu olduğuna işaret eden Kaya, erken tanı hizmetlerinin yaygınlaştırılması, yardımcı teknolojilere erişimin kolaylaştırılması ve toplumun kapsayıcı bir iletişim anlayışı benimsemesi gerektiğini ifade etti. Eşitliğin herkesin aynı sesi duyması değil; herkesin sesini eşit biçimde duyurabilmesi anlamına geldiğini vurgulayan Kaya, bu yaklaşımın daha adil ve kapsayıcı bir toplumun temelini oluşturduğunu belirtti.
Muğla’daki hastanede yeni tedavi dönemi
02 Mart 2026 Pazartesi - 15:01 Muğla’daki hastanede yeni tedavi dönemi Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, modern tıbbın en güncel cerrahi yöntemlerinden biri olan HoLEP (Holmium Lazer Enükleasyon Prostatektomi) yöntemini bünyesine katarak üroloji alanında yeni bir dönem başlattı. Halk arasında "iyi huylu prostat büyümesi" (BPH) olarak bilinen rahatsızlığın tedavisinde altın standart olarak kabul edilen bu yöntemle ilk başarılı operasyon gerçekleştirildi. Özellikle büyük prostat hacmine sahip hastalar için geleneksel olarak uygulanan açık cerrahi, yerini tamamen kapalı (endoskopik) bir yöntem olan HoLEP’e bırakıyor. Prof. Dr. Hüseyin Tarhan ve Doç. Dr. İlker Akarken öncülüğünde gerçekleştirilen ilk ameliyatla birlikte, hastanenin teknolojik altyapısındaki güçlenme de gözler önüne serildi. Operasyon sonrası açıklamalarda bulunan Üroloji Klinik Sorumlusu Prof. Dr. Hüseyin Tarhan, HoLEP yönteminin hastalara sunduğu kritik avantajları şu şekilde özetledi: "Karın bölgesinde hiçbir kesi yapılmadan, doğal idrar yollarından girilerek operasyon tamamlanır. Minimum Kanama Riski: Lazer teknolojisi, dokuyu ayırırken aynı anda damarları mühürlediği için kanama riski yok denecek kadar azdır. Bu durum, özellikle kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalar için büyük bir güvenlik sağlar. Hastalar genellikle operasyondan sadece bir gün sonra taburcu edilir; sonda kullanım süresi ise minimuma iner. Tekrarlama riski ortadan kalkıyor. Prostat dokusu kapsülünden tamamen sıyrılıp çıkarıldığı için geride parça kalmaz ve hastalığın nüksetme ihtimali neredeyse sıfırlanır" dedi. Hastanenin teknolojik gelişimine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, "Hastanemizin teknolojik altyapısını güçlendiren bu önemli cihazın temininde desteklerini esirgemeyen Sağlık Bakanlığımıza teşekkürlerimizi sunarız" açıklamasında bulundu. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi yönetimi ise, başarılı geçen ilk operasyonun ardından emeği geçen tüm sağlık ekibini tebrik ederek, bölge halkına sunulan sağlık hizmeti kalitesinin artarak devam edeceğini belirtti.
İdeal sahur öğünleri nasıl olmalı? Uzmanından Ramazan için sağlıklı öneriler
02 Mart 2026 Pazartesi - 14:52 İdeal sahur öğünleri nasıl olmalı? Uzmanından Ramazan için sağlıklı öneriler Beslenme ve Diyet Uzmanı Hilal Şahin Güneşsu, Ramazan ayında oruç tutanların gün boyu enerjik kalabilmesi ve vücut dengesini koruyabilmesi için sahur öğününün mutlaka yapılması gerektiğini vurguladı. Dyt. Güneşsu, sahurun kahvaltı niteliğinde planlanmasının en doğru yaklaşım olduğunu belirterek, bu öğünde uzun süre tok tutan ve susuzluk hissini artırmayan besinlerin tercih edilmesi gerektiğini ifade etti. Protein açısından zengin besinlerin tokluk süresini uzattığını söyleyen Güneşsu, özellikle şu gıdaların sahur için ideal olduğunu dile getirdi. Güneşsu, Süt, Yumurta, Az tuzlu peynir çeşitleri, Çiğ kuruyemişler ve Yulaf. Bu besinlerin hem dengeli enerji sağladığı hem de gün içinde kan şekeri dalgalanmalarını önlemeye yardımcı olduğunu kaydetti. Sahurda haşlanmış yumurta veya az yağlı omlet tüketiminin kaliteli protein kaynağı olması nedeniyle önemli olduğuna dikkat çeken Güneşsu, fındık, ceviz ve bademin de sağlıklı yağ ve protein içerikleri sayesinde besleyici bir alternatif sunduğunu söyledi. Domates, salatalık ve yeşilliklerin hem posa içerikleri hem de vitamin-mineral katkılarıyla sahurda mutlaka yer alması gerektiğini belirten Güneşsu, bu besinlerin sindirimi desteklediğini ve gün boyu daha dengeli bir tokluk hissi sağladığına dikkat çekti. Tok tuttuğu düşünülse de hamur işleri, tatlılar, beyaz ekmek, pilav, makarna ve ağır et yemeklerinin sahur için uygun olmadığına hatırlatan Dyt. Hilal Şahin Güneşsu, bunun yerine; tam buğday ekmeği ile hazırlanmış sandviç veya tost, süt ya da yoğurt içine eklenen yulaf, çiğ kuruyemiş ve tarçın ilavesi gibi seçeneklerin daha dengeli bir öğün oluşturduğu belirtti. Dyt. Güneşsu, "Sahur sonunda tüketilen kuru meyvelerin tatlı isteğini sağlıklı şekilde karşılıyor, aynı zamanda lif içeriği sayesinde sindirim sisteminin düzenli çalışmasına katkı sağlıyor. Sahurda da iftarda olduğu gibi porsiyon kontrolünün ihmal edilmemesi gerekiyor. Dengeli bir sahur planının hem kilo kontrolü hem de daha rahat bir oruç sürecine destek oluyor" dedi.
Samsun Şehir Hastanesi’nde kadın doğum ve çocuk klinikleri hizmette: İlk bebekler dünyaya geldi
02 Mart 2026 Pazartesi - 14:34 Samsun Şehir Hastanesi’nde kadın doğum ve çocuk klinikleri hizmette: İlk bebekler dünyaya geldi Samsun Şehir Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları birimleri hizmet vermeye başladı. Hastanede ilk bebekler de dünyaya geldi. Samsun Şehir Hastanesi’nde taşınma süreci hız kesmeden devam ediyor. Kadın doğum ve çocuk hastalıkları birimlerinin açılmasıyla birlikte ilk hastalar kabul edilirken, polikliniklerde ilk günden yoğunluk yaşandı. Hizmetin başlamasıyla birlikte hastanede ilk doğumlar da gerçekleşti. Emine ve Ümit Bilecik çifti ilk bebekleri Ülkü Asya’yı kucaklarına almanın mutluluğunu yaşarken, Ferhat ve Fatma Kaya çifti de ikinci bebekleri Zeynep’e kavuşmanın sevincini yaşadı. Samsun Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mahmut Ulubay, yeni doğan bebeklerin sağlıklı bir şekilde dünyaya geldiğini belirterek, "Yeni doğan bebekleri Allah analı babalı büyütsün. Sağlıklı dünyaya geldiler. Bizim için de ilk olduğu için önemlidir" dedi. "Samsun’a ve tüm Karadeniz halkına hayırlı olsun" Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras ise taşınma sürecinin planlı şekilde sürdüğünü ifade ederek, "Samsun Şehir Hastanesi’nin taşınma süreci devam ediyor. Bu hafta kadın doğum ve çocuk hastalıkları binamızı da şehir hastanesine taşıdık. Gerek acil servis gerek poliklinik servisi olarak hizmet vermeye başladık. Kadın doğum ve çocuk biriminde 40 poliklinikte hizmet verilmektedir. Aynı zamanda 250 servis yatağı, toplamda 50’ye yakın yeni doğan yoğun bakım yatağı ile hizmet vermeye başladık. Eski binaya göre çok daha temiz ve konforlu bir binada hizmet sunuyoruz. Samsun’a ve tüm Karadeniz halkına hayırlı olsun" diye konuştu. "İlk günden 900 hastaya hizmet" Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr. Bekir Şahin de ilk gün yoğun bir tempoyla çalıştıklarını belirterek, "Samsun Şehir Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları ile çocuk acil biriminde ilk günde 900 hastamıza hizmet verdik. Acil servisimizde hem fizik altyapı hem de araç gereç altyapısı genişletilerek başta Samsun ve bölge halkımıza daha nitelikli hizmet vermeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Tekirdağ’a 30 yeni hekim ataması
02 Mart 2026 Pazartesi - 14:23 Tekirdağ’a 30 yeni hekim ataması Tekirdağ’a 17 uzman hekim ve 13 pratisyen hekim olmak üzere toplam 30 yeni hekim ataması gerçekleştirildi. Sağlık Bakanlığı’nın son dönem atamaları kapsamında il genelinde hekim kadrosu güçlendirilmeye devam ediyor. Yapılan açıklamaya göre daha önce 289 hekimin atandığı Tekirdağ’a, 127. Devlet Hizmeti Yükümlülüğü kurası ile 17 uzman hekim ve 13 pratisyen hekim daha kazandırılacak. Son 6 ayda 92 uzman hekim ve 227 pratisyen hekim olmak üzere toplam 319 hekimin görevlendirilmesiyle ildeki sağlık hizmet kapasitesinin önemli ölçüde arttığı belirtildi. 127. DHY kurasının 4 Mart tarihinde gerçekleştirileceği, hekimlerin mart ayı içerisinde görevlerine başlamasının beklendiği bildirildi. Atama kapsamında Tekirdağ Dr. İ.F. Cumalıoğlu Şehir Hastanesi’ne 1 Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı ile 1 Klinik Nörofizyoloji Uzmanı görevlendirilecek. Çorlu Devlet Hastanesi’ne 2 Acil Tıp Uzmanı, 1 Göz Hastalıkları Uzmanı, 1 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, 1 Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, 1 Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ile 1 Kardiyoloji Uzmanı atanacak. Çerkezköy Devlet Hastanesi’ne 1 Acil Tıp Uzmanı, 1 İç Hastalıkları Uzmanı, 1 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ile 1 pratisyen tabip görevlendirilecek. ÇOSB Kapaklı Devlet Hastanesi’ne 3 pratisyen tabip, 1 Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı ile 1 Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı ataması yapılacak. Hayrabolu Devlet Hastanesi’ne 1 İç Hastalıkları Uzmanı ve 1 pratisyen tabip, Hayrabolu İlçe Sağlık Müdürlüğü’ne 1 pratisyen tabip, Malkara Devlet Hastanesi’ne 1 Göz Hastalıkları Uzmanı, Muratlı Devlet Hastanesi’ne 2 pratisyen tabip, Saray Devlet Hastanesi’ne 2 pratisyen tabip, Şarköy Devlet Hastanesi’ne 1 Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı ile 2 pratisyen tabip, Süleymanpaşa ilçesinde 1 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’na ise 1 pratisyen tabip görevlendirilecek. Yetkililer, yapılan atamalarla birlikte il genelinde sağlık hizmetlerinin daha etkin ve hızlı sunulmasının hedeflendiğini belirtti.
Şırnak’ta sağlık konuları ele alındı
02 Mart 2026 Pazartesi - 13:55 Şırnak’ta sağlık konuları ele alındı Sağlık-Sen Şırnak Şube yönetimi, İdil Sosyal Hizmet Merkezi Kuruluş Müdürü Bahattin Şiğva ile görüşerek sosyal hizmet çalışanlarının hakları ve vatandaşlara sunulan hizmetlerin niteliği üzerine değerlendirmede bulundu. Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, beraberindeki ilçe ve işyeri temsilcileriyle birlikte gerçekleştirdiği görüşmede, kurum çalışanlarının özlük hakları, ekonomik beklentileri ve sendikal çalışmalar masaya yatırıldı. Görüşmede ayrıca ilçede ihtiyaç sahiplerine yönelik yürütülen sosyal destek faaliyetleri ve hizmetlerin daha etkin sunulmasına yönelik öneriler ele alındı. Anmal, sosyal hizmet çalışanlarının toplumun en hassas kesimlerine dokunan kritik bir görev üstlendiğini belirtti. Anmal, "Devletimizin şefkat eli, bireye umut, topluma güç olan sosyal hizmet profesyonellerimiz her zaman milletimizin yanında. İhtiyaç duyulan her noktada fedakârca görev yapan çalışanlarımızın ekonomik, özlük ve sosyal haklarının iyileştirilmesi için Sağlık-Sen ailesi olarak mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. Kuruluş Müdürlüğü görevine yeni başlayan Bahattin Şiğva’nın tecrübesiyle çalışanların beklentilerine karşılık vereceğine inanıyor, kendisine başarılar diliyoruz" dedi. Şiğva ise, devlet desteklerinin ihtiyaç sahiplerine hızlı ve etkin şekilde ulaştırılması için sahada yoğun bir çalışma yürüttüklerini ifade etti. Şiğva, "İlçemizde Kaymakamımızın öncülüğünde faaliyetlerimizi aralıksız sürdürüyoruz. Sivil toplum kuruluşlarının yapıcı önerileri bizim için son derece kıymetlidir. Vatandaşlarımızdan gelen talepleri ve bildirimleri gecikmeksizin değerlendiriyoruz. Bu nazik ziyaretleri ve destekleri için sendika yönetimine teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Gerçekleştirilen görüşmenin sonunda Şube Başkanı Anmal tarafından Kuruluş Müdürü Şiğva’ya günün anısına özel olarak hazırlanan plaket takdim edildi.
Kestelli çocuklar, tekne oruçlarını birlikte açtı
02 Mart 2026 Pazartesi - 12:47 Kestelli çocuklar, tekne oruçlarını birlikte açtı Kestel Belediye Başkanı Ferhat Erol, Ramazan Çocuk Etkinlikleri kapsamında düzenlenen tekne orucu programında çocuklar ve aileleriyle bir araya gelerek bu sevince ortak oldu. Çocukların beğeni ile takip ettikleri ünlü Youtuber Sertaç Abi eşliğinde gerçekleşen programda çocuklar, oyunlar, sohbetler ve keyifli etkinlikler eşliğinde öğle saatlerinde tekne oruçlarını açtı. Kestel Belediyesi, Ramazan ayı boyunca çocuklara yönelik düzenlediği etkinliklerle Ramazan sevincini minik kalplerle buluşturmaya devam ediyor. Kestel Belediyesi’nin Ramazan ayına özel olarak hazırladığı programda çocuklar, tekne orucu tutmanın heyecanını yaşadı. Etkinlik, çocukların yakından tanıdığı ve sevdiği Sertaç Abi eşliğinde gerçekleşti. Kestel Belediyesi’nin Ramazan ayına özel olarak hazırladığı etkinlikte, çocukların niyetleri ve içten duaları programa duygu dolu anlar kattı. Ailelerin de yoğun ilgi gösterdiği buluşmada, Ramazan’ın paylaşma ve birlik ruhu hep birlikte hissedildi. Etkinlikte çocuklarla yakından ilgilenen Başkan Erol, tekne orucunun Ramazan’ı çocuklara sevdirmede önemli bir gelenek olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı: "Çocuklarımızın tuttuğu tekne orucu, ettikleri dualar ve gözlerindeki heyecan Ramazan’ın bereketini çoğaltıyor. Bu tertemiz niyetler bizler için çok kıymetli. İstiyoruz ki çocuklarımız Ramazan’ı sadece bir ay olarak değil, güzel hatıralarla hatırlayacakları özel bir zaman olarak yaşasın." Başkan Erol, Kestel’de Ramazan’ı her yaştan hemşehrileriyle birlikte yaşamaya önem verdiklerini ifade ederek, çocukların Ramazan’ı güzel hatıralarla hatırlamasını istediklerini dile getirdi. Etkinlik sonunda çocuklar ve aileler, programdan duydukları memnuniyeti paylaşırken, Ramazan’ın manevi havasının çocukların dünyasında bu şekilde yer bulmasının çok anlamlı olduğunu belirtti.
Op. Dr. Saltuk Buğra Arıkan: "Miyomda temel prensip organ koruyucu yaklaşımdır"
02 Mart 2026 Pazartesi - 12:40 Op. Dr. Saltuk Buğra Arıkan: "Miyomda temel prensip organ koruyucu yaklaşımdır" Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Saltuk Buğra Arıkan, miyoma yaklaşım ve cerrahi gerektiren durumlar hakkında bilgi vererek, "Bu nedenle günümüzde temel prensip, tıbben mümkün olan her durumda ’organ koruyucu’ yaklaşımdır" dedi. Miyomlar, rahim kas dokusundan gelişen iyi huylu oluşumlar olarak özellikle 35–55 yaş aralığındaki kadınlarda görülebiliyor. Çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebilen miyomlar, bazı hastalarda yoğun adet kanamaları, kansızlık, kasık ağrısı, karında büyüme hissi, idrar kaçırma, kabızlık ya da gebelikle ilgili sorunlara yol açabiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Saltuk Buğra Arıkan, geçmişte miyom tanısı alan hastalara yaklaşımın çoğunlukla rahmin alınması şeklinde olduğunu belirterek, "Geçmişte miyom tanısı alan hastalara yaklaşım çoğunlukla ’miyom varsa rahim alınmalı’ şeklindeydi. Ancak tıptaki gelişmeler ve cerrahi anlayıştaki değişimle birlikte bu yaklaşım yerini daha koruyucu bir felsefeye bıraktı" dedi. "Modern jinekolojide amaç yaşam kalitesini korumak" Modern jinekolojide amacın yalnızca hastalığı ortadan kaldırmak olmadığını ifade eden Arıkan, "Modern jinekolojide amaç yalnızca hastalığı ortadan kaldırmak değil, aynı zamanda kadının beden bütünlüğünü, hormon dengesini ve yaşam kalitesini korumaktır" diye konuştu. Rahmin toplumda çoğunlukla yalnızca doğurganlıkla ilişkilendirildiğini belirten Arıkan, "Toplumda rahim çoğunlukla yalnızca doğurganlıkla ilişkilendirilse de klinik deneyimler rahmin pelvik denge, beden algısı ve psikolojik bütünlük açısından da önemli bir role sahip olduğunu göstermektedir" diyerek, "Bu nedenle günümüzde temel prensip, tıbben mümkün olan her durumda ‘organ koruyucu’ yaklaşımdır. Ancak bunun mümkün olmadığı durumlarda rahmin alınması da bir tedavi seçeneği olarak değerlendirilebilir" ifadelerinde bulundu. Teknolojik gelişmeler cerrahi yaklaşımı değiştirdi Tek tip tedavi döneminin geride kaldığını kaydeden Arıkan, "Tek tip tedavi dönemi artık geride kalmıştır. Her hasta aynı olmadığı gibi her hastaya aynı çözüm önerilmemelidir" dedi. Miyomun yeri, büyüklüğü ve sayısının yanı sıra hastanın yaşı, beklentileri ve yaşam planının göz önünde bulundurulması gerektiğini belirten Arıkan, "Miyomun yeri, büyüklüğü, sayısı; hastanın yaşı, beklentileri ve yaşam planı göz önünde bulundurularak; laparoskopik (kapalı) cerrahi, açık cerrahi ya da girişimsel işlemler arasından en uygun yöntem belirlenmelidir" diye konuştu. Arıkan, "Buradaki temel amaç; hastanın en hızlı iyileştiği, günlük yaşamına en kısa sürede dönebildiği ve kendini hem fiziksel hem de psikolojik olarak iyi hissettiği tedavi seçeneğini sunmaktır. Günümüzde hasta ve hekim iş birliğiyle, kişiye özel cerrahiyi belirleme ön plandadır" dedi.
Ege Üniversitesi Hastanesi "Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026" listesinde zirvede
02 Mart 2026 Pazartesi - 11:39 Ege Üniversitesi Hastanesi "Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026" listesinde zirvede Sağlık hizmetlerinde kalite ve hasta memnuniyetini odağına alan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesi, uluslararası arenadaki başarılarına bir yenisini daha ekledi. Newsweek dergisi ve veri araştırma şirketi Statista iş birliğiyle hazırlanan ve dünya çapında 2 bin 500’den fazla hastanenin değerlendirildiği "Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026" listesi yayımlandı. Bu yıl metodolojisini genişleterek ilk kez Türkiye’yi de kapsama alan araştırmada, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi elde ettiği puanla Türkiye’deki devlet üniversitelerinin tıp fakültesi hastaneleri arasında ikinci sırada yer almayı başardı. İzmir’de sıralamaya giren tek üniversite hastanesi oldu. Dünya genelinde ilk 250 kuruma özel ödüllerin verildiği araştırmada, Türkiye’den sınırlı sayıda hastane sıralamaya girmeyi başardı. EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi; Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin ardından devlet üniversiteleri hastaneleri arasında ikinci sıraya yerleşti. EÜTF Hastanesinin elde ettiği küresel başarıyı değerlendiren Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, "Ege Üniversitesi olarak, sağlıkta dijitalleşme, araştırma-geliştirme ve hasta odaklı hizmet anlayışımızı uluslararası standartların üzerine taşımanın gururunu yaşıyoruz. Dünyanın en prestijli hastane sıralamalarından biri olan Newsweek listesinde yer almamız, sunduğumuz nitelikli sağlık hizmetinin ve akademik birikimimizin küresel ölçekte tescilidir. Bu başarı, özveriyle çalışan tüm akademik ve idari personelimizin ortak çabasının bir sonucudur. Üniversitemiz, tıp eğitiminde, klinik araştırmalarda ve sağlık hizmetlerinde öncü rolünü sürdürmeye devam edecek" dedi. Hasta memnuniyeti başarıyı getirdi Sıralamada hastaneler; doktorlar, hastane yöneticileri ve sağlık uzmanlarından oluşan binlerce profesyonelin önerileri, hastane kalite ölçütleri, mevcut hasta deneyimi verileri ve Statista’nın "Hasta Tarafından Bildirilen Sonuç Ölçütleri" (PROMs) uygulama anketi olmak üzere dört ana veri kaynağına göre puanlandırıldı. Özellikle hastaların kendi iyilik hallerini ve yaşam kalitelerini değerlendirdikleri PROMs verilerine bu yıl daha fazla ağırlık verilmesi, Ege Üniversitesi Hastanesinin hasta odaklı yaklaşımının başarısını bir kez daha kanıtladı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, önümüzdeki dönemde de teknolojik yatırımları ve bilimsel çalışmalarıyla dünya tıp literatüründeki ve küresel sıralamalardaki yerini daha da yukarı taşımayı hedefliyor.