Son Dakika
|
İran'da hayatını kaybeden üst düzey askeri yetkililer için cenaze töreni
Ziraat Türkiye Kupası’nda çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu
Trabzonspor’da, Orhan Kaynak için tören düzenlendi
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Savaş, küresel ekonomi üzerinde ağır bir tahribat oluşturdu''
Kremlin: "Barış görüşmeleri için tüm taraflar İstanbul seçeneğine olumlu bakıyor"
Emeklilerin maaş ve ikramiyeleri bayram öncesi ödenecek
Servis aracı belediye otobüsüyle çarpıştı: 20 yaralı
Bakan Bayraktar: "Akaryakıt ve doğal gazda bir sıkıntı öngörmüyoruz"
"APP plakalarla ilgili uygulanan cezaları sileceğiz"
Bakan Gürlek: "(İBB davası) Davanın canlı yayınlanması için kanun değişikliği gerekiyor"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
İran: "Varil başına 200 dolarlık fiyatları bekleyin"
İspanya, İsrail'deki büyükelçisini kalıcı olarak geri çekti
Trabzonspor’da, Orhan Kaynak için tören düzenlendi
Kazakistan'da kar fırtınası: 1 kişi öldü, 407 kişi tahliye edildi
Servis aracı belediye otobüsüyle çarpıştı: 20 yaralı
Bakan Bayraktar: "Akaryakıt ve doğal gazda bir sıkıntı öngörmüyoruz"
İsviçre’de otobüste yangın faciası: 6 ölü
SAĞLIK
60 yataklı Dicle Devlet Hastanesi’nin yapımının yüzde 95’i tamamlandı
11 Mart 2026 Çarşamba - 17:33:43
Dicle Kaymakamı Mustafa Atış, Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Emre Asiltürk, Dicle İlçe Sağlık Müdürü Fırat Köse ile birlikte yapımı bitmek üzere olan Dicle Devlet Hastanesi’nde incelemelerde bulundu. Hastaneyi gezen Dicle Kaymakamı Mustafa Atış, 60 yataklı Dicle Devlet Hastanesi yapımıyla ilgili Sağlık Müdürü Emre Asiltürk’ten bilgi aldı. Hastanenin genel durumu hakkında bilgi paylaşan Sağlık Müdürü Emre Asiltürk, "Bugün Dicle Devlet hastanemizin inşaatını değerlendirdik. Dicle Devlet Hastanemiz 60 yataklı olacak. Bünyesinde 10 yataklı yoğun bakımı, 30 tane poliklinik odası ve 3 ameliyathanesi olacak. Şu anda yüzde 95 gerçekleşme oranında. En kısa zamanda hizmete alınmasını planlıyoruz. Hizmete açıldığında inşallah, Dicle ilçesi ve çevre ilçelere hizmet verecek şekilde planlandı. Hayırlı olsun" dedi.
11 Mart 2026 Çarşamba - 17:31
Uzmanından nefes darlığını azaltan egzersiz tavsiyeleri
Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde (SEAH) görevli Fizyoterapist Vahap Şahin, kronik akciğer hastalıklarında uygulanan pulmoner rehabilitasyon ve temel solunum egzersizlerinin önemi hakkında ve bu yöntemlerin nefes darlığını azaltırken hastaların egzersiz kapasitesini ve günlük yaşam kalitesini artırdığını ifade etti. Pulmoner rehabilitasyon programlarında uygulanan tekniklerin detaylarını paylaşan Şahin, diyafram solunumunun en önemli solunum kasını güçlendirdiğini belirtti. Solunum yollarının açık kalmasını sağlayan "büzük dudak nefesi" tekniğinin nefes darlığını azaltmada etkili olduğunu kaydeden Şahin, göğüs genişletme egzersizlerinin ise göğüs kafesinin esnekliğini desteklediğini aktardı. Egzersizlerin günlük hayata entegre edilmesi gerektiğini vurgulayan Fizyoterapist Şahin, "Nefes alarak ayağa kalkıp, nefes vererek oturma şeklinde yapılan egzersizler günlük aktiviteleri destekler. Kontrollü nefesle yapılan yürüyüşler ise solunum kapasitesini artırır" dedi. Solunum kaslarını güçlendirmek için kullanılan yardımcı yöntemlere de değinen Şahin, triflow cihazı ile yapılan egzersizlerin sekresyon (balgam) atmakta zorlanan hastalara fayda sağladığını, balon şişirme egzersizinin ise kas direncini artırdığını dile getirdi. Şahin, sağlıklı bir nefes için düzenli hareket etmenin ve bu egzersizleri bir yaşam biçimi haline getirmenin önemine dikkat çekti.
11 Mart 2026 Çarşamba - 16:10
12 Mart Dünya Böbrek Günü’nde erken tanının önemi vurgulandı
Kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık kampanyası hayata geçirildi. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında tanıtılan proje ile erken tanı ve düzenli sağlık kontrollerinin önemi vurgulanıyor. 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında kronik böbrek hastalığına dikkat çekmek amacıyla AstraZeneca Türkiye, Türk Nefroloji Derneği ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu işbirliğiyle ‘Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat’ farkındalık projesi hayata geçirildi. Projenin tanıtımı Model Tülin Şahin’in moderatörlüğünü yaptığı toplantıda yapıldı. Toplantı kapsamında, kronik böbrek hastalığı; hekim, hasta ve hasta yakını perspektifinden ele alındı. Açılış konuşmasını AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç’in yaptığı toplantıda Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ve Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay yaptıkları çalışmalar ve hastalıkla ilgili önemli bilgileri aktardı. Bir hasta yakını olan Tülin Şahin ve kronik böbrek hastası Duygu Bayındır’ın yaşadıkları deneyimleri paylaştığı toplantı, duygusal anlara da sahne oldu. "Düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını yaymak istiyoruz" AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Dr. Münevver Gönenç, toplantıda yaptığı açılış konuşmasında sağlık alanında kalıcı değer oluşturmanın yalnızca yenilikçi tedavileri sunmakla sınırlı olmadığını, farkındalık ve erken tanı çalışmalarıyla bu hastalıkla mücadelede çok daha önemli ilerlemelerin kaydedilebileceğini vurguladı. Gönenç, "Bilimin bugün imkansız gibi görünenleri gelecekte mümkün hale getirebileceğine olan inancımızla, toplum sağlığına katkıda bulunmayı en büyük önceliğimiz olarak görüyoruz. Kronik böbrek hastalığı gibi bireylerin yanı sıra aileleri de dahil olmak üzere toplumun geniş bir kesimini etkileyen ve sağlık sistemi üzerinde büyük yük oluşturan bu hastalığa dair farkındalık oluşturmak da sosyal sorumluluk anlayışımızın temel bir parçası. Bu proje ile erken tanı ve düzenli kontrollerle sağlıklı bir geleceğin mümkün olduğu mesajını tüm Türkiye’ye yaymak istiyoruz" dedi. ‘‘Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün’’ Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen ise kronik böbrek hastalığının üç aydan uzun süren kalıcı böbrek fonksiyon bozukluğu olarak tanımlandığını ve Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişiyi etkilediğini belirtti. Hastalığın sinsi ilerlediğine dikkat çeken Türkmen, "Böbrekler, vücudumuzdaki zararlı maddelerin atılmasını sağlayan hayati organlarımızdır ve fonksiyonlarını kaybetmeleri yaşamı derinden etkiler. Hastalık sinsi ilerlediği için pek çok kişi durumun farkında olmuyor; ancak halsizlik ve iştahsızlık gibi belirtiler başladığında hastalık çoktan ilerlemiş olabiliyor. Özellikle diyabet ve hipertansiyon hastaları ile 60 yaş üzerindeki bireylerin düzenli kontrol yaptırması büyük önem taşıyor. Erken tanı konulduğunda hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Bu nedenle farkındalık çalışmaları yapmak ve erken tanının önemine dair mesajları geniş kitlelere ulaştırmak oldukça önemli" ifadelerini kullandı. "Basit kan ve idrar testleri böbrek sağlığı açısından önemli veriler sağlar" Konuşmasında aile hekimlerinin kronik hastalıkların erken tespiti ve takibindeki kilit rolüne dikkat çeken Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Dr. Taner Balbay da "Türkiye genelindeki 30 bin aile hekimimiz, hastaların sağlık sistemiyle ilk temas noktası. Her aile hekimi ortalama 3 bin hastaya hizmet vererek koruyucu sağlık hizmetlerinin temelini oluşturuyor. KBH gibi ilerleyici hastalıkların erken teşhisi için vatandaşlarımızın yılda en az bir kez aile sağlığı merkezlerine giderek basit kan ve idrar testlerini yaptırmaları böbrek sağlığının yanı sıra tüm vücut sağlığı açısından da önemli veriler sağlar. Ayrıca böbrek sağlığını korumak için günde 2-2,5 litre su tüketimi, tuzun azaltılması ve günde ortalama 30 dakikalık yürüyüş gibi alışkanlıkların kazanılması da kritik öneme sahip. ’Sağlıklı Böbrek Sağlıklı Hayat’ projesi ile bu basit ama hayat kurtaran adımların tüm toplumda benimsenmesini amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Annemin böbreğinde tümör tespit edildiğinde hayatımız tamamen değişti" Toplantının moderatörlüğünü üstlenen Tülin Şahin ise bir hasta yakını olarak yaşadıklarını paylaşarak kronik böbrek hastalığının yalnızca hastayı değil tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu anlattı. Annesinin böbrek tümörü nedeniyle böbreğinin alındığını ve ardından diyaliz sürecine girildiğini söyleyen Şahin, sürecin duygusal ve fiziksel zorluklarını şu sözlerle paylaştı: "Bir böbrek hastası yakını olmak, aslında o süreçte hastayla birlikte her şeyi yaşamak demek. Annemin böbreğinde tümör tespit edilip diyaliz süreci başladığında hayatımız tamamen değişti. Haftada iki gün, saatlerce süren diyaliz seanslarında kapıda beklemek, hayatınızı bu takvime göre organize etmek hem fiziksel hem de ruhsal olarak çok yıpratıcıydı. Anneme böbrek nakli yapılması bizim için yeni bir umut ve dönüm noktası oldu. Bu süreç bana sağlığın, organ bağışının ve en önemlisi düzenli kontrollerin ne kadar değerli olduğunu öğretti. Erken tanı imkânı varken bunu ihmal etmemek gerekiyor." "Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim" Kronik böbrek hastası Duygu Bayındır da çok genç yaşta aldığı tanıdan bugüne uzanan 18 yıllık sağlık yolculuğunu paylaştı. Henüz 19 yaşındayken böbrek fonksiyonlarının yaklaşık yüzde 70’ini kaybettiğini öğrendiğini belirten Bayındır, annesinin böbreğini bağışlamasıyla nakil olduğunu ve sonrasında bağışıklık baskılayıcı tedavilerle yaşamını disiplinli bir şekilde sürdürdüğünü anlattı. Bayındır konuşmasının devamında duygularını şu sözlerle aktardı: "19 yaşımda tanıştığım bu hastalık bana sabrı ve dayanıklılığı öğretti. Annemin böbreğiyle yapılan nakil sonrası hayatımı artık bambaşka bir şekilde sürdürmeye başladım. Hijyenden beslenmeye kadar her adımda dikkatli olmam gerekiyor. Kronik böbrek hastalığı uzun soluklu bir süreç ve zamanla ilerleyebiliyor. Şu anda hastalığım 4. evrede ve ikinci bir nakil ihtimali gündeme gelmiş durumda. Nakil olduktan sonra böbreğin ömür boyu sorunsuz çalışmayabileceğini bu süreçte öğrendim. Bu nedenle düzenli kontroller ve tedaviler hayatımın önemli bir parçası oldu." Toplantıda tanıtımı yapılan, toplam dört bölümden oluşan, "Sağlıklı Böbrek, Sağlıklı Hayat" video serisinin ilk videosu da yayımlandı. Serinin tamamı ilerleyen günlerde YouTube’daki AstraZeneca Türkiye kanalı üzerinden yayımlanacak. Videolarda hekim görüşlerinin yanı sıra hasta ve hasta yakınlarının gerçek yaşam deneyimlerine yer veriliyor. Böylelikle hastalığın erken tanı ile kontrol altına alınabileceğine dair farkındalığı artırmak ve toplumda düzenli sağlık kontrolü alışkanlığını güçlendirmek hedefleniyor.
11 Mart 2026 Çarşamba - 15:35
Solunum hastaları sağlıklı hayat merkezinde şifa buluyor
Nilüfer Sağlık Hayat Merkezi’nde yürütülen pulmoner rehabilitasyon programı ile solunum hastalarının hayat kaliteleri yükseliyor. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü ile Uludağ Üniversitesi arasında yapılan iş birliği kapsamında anfizem, astım ve KOAH gibi çeşitli solunum hastalıkları nedeniyle Uludağ Üniversitesi Hastanesi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan hastalar, idame programlar için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne sevk ediliyor. Yaklaşık iki yıldır devam program sayesinde hastaların akciğer ve efor kapasiteleri, fizyoterapist eşliğinde yapılan rehabilitasyon çalışmalarıyla arttırılıyor. Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Fizyoterapist Ahmet Gökburu, Sağlık Bakanlığı tarafından bu yıl "Her adımda daha rahat nefes" temasıyla kutlanan Pulmoner Rehabilitasyon Haftası kapsamında yaptığı açıklamada Türkiye’de ilk kez bir sağlıklı hayat merkezinde pulmoner rehabilitasyon programı uygulandığına dikkat çekti. Hastane ortamından ve enfeksiyon tehlikesinden uzak bir şekilde iki yıldır hastalara hizmet verdiklerini vurgulayan Gökburu, "Daha çok KOAH, astım, bronşektazi gibi akciğer hastalıklarıyla beraber egzersiz kapasitesini arttırarak, oksijen oranlarını yükselterek, hastalarımızın daha iyi olmasını sağlıyoruz. Amacımız hastalıkların ilerlemesini engellemek ve idame bir program oluşturabilmek. Şu anda 9 hastamızla birlikte bu programımızı devam ettiriyoruz" şeklinde konuştu. "Sağlık durumum iyiye gidiyor" Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nden pulmoner rehabilitasyon hizmeti alan vatandaşlar da memnuniyetini dile getirdi. Rehabilitasyon programı için Mudanya’dan Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne geldiğini ifade eden hasta Sadık Öztürk, "Bende akciğer tabaka sertleşmesi rahatsızlığı var. 7-8 aydır bu programa katılıyorum. 3 ay Uludağ Üniversitesi’ne gittim. Yaklaşık 4-5 aydır da buraya geliyorum. Sağlık durumum iyiye gidiyor. Sıhhatliyim. Önceki halimle şu anki halim çok farklı. O zamanlar yürüyemiyordum. Şimdi artık yürüyebiliyorum. Rahatım ve buradan çok memnunum" diye konuştu. "Göğüs ağrılarım geçti" 1 yıldır Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’nde pulmoner rehabilitasyon programı aldığını belirten KOAH hastası 74 yaşındaki Feyzullah Eyüpoğlu ise, "Uludağ Üniversitesi’nde programa başladım. 3 ay kadar bir eğitim gördüm. Daha sonra beni buraya sevk ettiler. 1 yıldır da buradayım. Biraz iyileştim. Göğsümün ağrıları geçti. Bu şekilde devam ediyoruz. Allah’a şükür iyiyim. Başlarda soluk soluğa kalıyordum. Nefesimi alamıyordum ama şimdi 10 dakika rahatlıkla yapıyorum. Nasip olursa bir süre daha buraya gelip gitmeyi çok isterim" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
10 Mart 2026 Salı- 11:37
Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesine yeni kardiyoloji uzmanı atandı
2
10 Mart 2026 Salı- 10:20
Op. Dr. Karagözoğlu: "Sünnet, uzman hekimler tarafından yapılmalı"
3
10 Mart 2026 Salı- 10:53
Kolon kanseriyle mücadelede erken teşhis hayat kurtarıyor
4
11 Mart 2026 Çarşamba- 09:34
"Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir"
5
07 Mart 2026 Cumartesi- 01:15
Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü personeline temel ilk yardım eğitimi verildi
09 Ocak 2026 Cuma - 11:48
Sağlık Bakanı Memişoğlu: "Üçte biri sigara içen bir toplumda yaşamak istemiyoruz"
Balıkesir’i ziyaret eden Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, sağlıklı topluma işaret ederek başta sigara olmak üzere kötü alışkanlıklarla mücadele ettiklerini açıkladı. Bakan Memişoğlu, "Üçte biri sigara içen bir toplumda yaşamak istemiyoruz" dedi.
09 Ocak 2026 Cuma - 11:36
Rahim ağzı kanserinde "Aşı, tarama ve korunma ipuçları" ile riski sıfıra indirin
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre rahim ağzı kanseri her yıl yüz binlerce kadında teşhis edilirken, aşı ve düzenli taramayla büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olarak öne çıkıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Prof. Dr. Onur Erol, "Erken evrede yakalandığında başarı oranı yüzde 90’ların üzerindedir" diyerek erken tanının önemine dikkat çekti. Rahim ağzı kanseri, dünyada kadınlarda en sık görülen dördüncü kanser olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre 2022 yılında yaklaşık 660 bin yeni vaka kaydedilirken, 350 bin kadın bu hastalıktan hayatını kaybetti. GLOBOCAN 2022 tahminleri ise 662 bin 301 yeni vaka ve 348 bin 874 ölüm bildiriyor. Mevcut eğilimler değişmezse 2050 yılından itibaren yeni vakalarda yüzde 56,8’e ulaşan bir artış bekleniyor. En büyük neden HPV enfeksiyonu Memorial Antalya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Prof. Dr. Onur Erol, 1-30 Ocak Rahim Ağzı Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hastalığın nedenlerini ve korunma yöntemlerini anlattı. Prof. Dr. Erol, "Rahim ağzı kanseri, rahmin alt kısmında yer alan serviks bölgesindeki hücrelerin anormal büyümesiyle oluşur. Bu kanserin en yaygın nedeni, cinsel yolla bulaşan HPV 16 ve 18 virüsülerinin belirli tipleridir. Sigara kullanımı, çok sayıda cinsel partner, erken yaşta cinsel ilişki, bağışıklık sisteminin zayıflaması ve düşük sosyoekonomik durum gibi faktörler riski artırır" dedi. Belirti vermediği için tarama şart Hastalığın erken evrelerde fark edilmediğini belirten Prof. Dr. Erol, "Hastalığın erken evrelerinde genellikle belirti vermez. Ancak ilerledikçe vajinal kanama, ilişki sonrası kanama, pelvik ağrı ve anormal akıntı gibi belirtiler ortaya çıkabilir bu yüzden belirtiler beklenmeden düzenli tarama yaptırılması önemlidir" ifadelerini kullandı. Aşı koruyor ancak tarama devam etmeli HPV aşısının etkinliğine dikkat çeken Prof. Dr. Erol, "HPV aşısı, kansere yol açan yüksek riskli HPV tiplerine karşı yüksek koruma sağlar, yaklaşık yüzde 70-90 oranında rahim ağzı kanserini önler. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre öncelikli olarak 9-14 yaş arası kız çocuklarında cinsel aktivite başlamadan önce en etkilidir. 15-26 yaş arası gençler ve yetişkinler de aşılanabilir, koruma biraz azalır ama hala faydalıdır. Bazı ülkelerde virüsün yayılımını azaltmak için erkek çocuklar da aşılanıyor. Aşı yapılmış olsa bile tarama testleri ihmal edilmemelidir, çünkü aşı tüm HPV tiplerini kapsamayabilir" diye konuştu. KETEM’de ücretsiz tarama fırsatı Türkiye’de tarama programlarının sağladığı avantajlara değinen Prof. Dr. Erol, "Pap smear testi rahim ağzından hücre örneği alınarak anormal hücreler aranır. HPV DNA testi virüsün varlığını doğrudan tespit eder. Türkiye’de Sağlık Bakanlığı’na göre 30 yaşından itibaren, her 5 yılda bir HPV testi ve smear önerilir. 30-65 yaş arası kadınlar düzenli tarama yaptırırsa, kanser nedeniyle yaşam kaybı riski neredeyse sıfıra iner. Tarama ücretsiz olarak Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri (KETEM)’lerde yapılabilir" ifadelerini kullandı. Sigara ve bağışıklık sistemi riski etkiliyor Prof. Dr. Erol, HPV enfeksiyonunun kansere dönüşmesini etkileyen yaşam alışkanlıklarına da dikkat çekerek şunları söyledi: "Prezervatif kullanımı HPV bulaşını kısmen önler, tam koruma sağlamaz ama riski azaltır. Tek eşlilik veya partner sayısını sınırlamak riski düşürür. Sigara, HPV’nin kansere dönüşme riskini 2-4 kat artırır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek; sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz, yeterli uyku ve stres yönetimi HPV enfeksiyonunun vücuttan atılmasına yardımcı olur." Tedavide başarı erken tanıyla artıyor Hastalığın evresinin tedavi yöntemlerini belirlediğini vurgulayan Prof. Dr. Erol, "Tedavi seçenekleri ise kanserin evresine göre cerrahi müdahale, radyoterapi, kemoterapi veya immünoterapiyi içerir. Erken evrede yakalandığında başarı oranı yüzde 90’ların üzerindedir" diyerek rahim ağzı kanserinin doğru zamanda müdahale ile büyük oranda kontrol altına alınabileceğini belirtti.
09 Ocak 2026 Cuma - 11:34
75 yaşında ‘minimal invaziv’ yöntemiyle bypass olan hastaya doktorlardan mesaj: "Bu seni 40 sene götürür"
Ankara’da ‘minimal invaziv’ yöntemiyle bypass olan 75 yaşındaki hastaya doktorlar, "Bu seni 40 sene götürür" dedi. Ankara’da bir süre önce göğüs ağrısı şikayetiyle 29 Mayıs Devlet Hastanesi’ne başvuran 75 yaşındaki Ahmet Sevük, kemik kırılmadan küçük bir kesiyle bypass oldu. Uzmanlar ‘minimal invaziv’ denilen bu yöntemle hastaların ameliyat sonrasında daha kolay iyileştiğini ve günlük yaşantısına daha hızlı döndüğünü vurguluyor. Ameliyat sonrasında eski hayatına dönmek için sabırsızlandığını aktaran Sevük ise, yeniden spor yapmaya başlamak istiyor. 29 Mayıs Devlet Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Levent Enver, 1 hafta önce hastaya bypass yapıldığını belirterek öncesinde anjiyo olduğunu ve hastada 2 damar hastalığı tespit ettiklerini aktardı. Daha sonra cerrahi müdahale önerdiklerini dile getiren Enver, "Ameliyatı yan kesiyle yaptık. Minimal invaziv dediğimiz kemik kırılmadan yaptık. Hastanın tabii hızlı toparlamasının da faydası oldu" diye konuştu. "Enfeksiyon ve kanama risklerini azaltıyor" Bypass işleminin kemik kırılmadan yapılmasının daha konforlu olduğunu aktaran Enver, "Kemik kırılmadığı için ağrı daha az oluyor. Hastanın hareketini sağladığı için daha hızlı harekete geçiyor. Hastanın hayata dönmesini, normal günlük işlerini yapmasını sağlıyor. Daha hızlı bir şekilde de taburcu olduğu için enfeksiyon, kanama risklerini azaltıyor" açıklamasında bulundu. "29 Mayıs Devlet Hastanesi Ankara’da bu işlemi tek yapan ikinci basamak devlet hastanesidir" Bu işlemin ikinci basamak devlet hastanelerinde yaygın olmadığını ifade eden Enver, "Ankara 29 Mayıs Devlet Hastanesi ikinci basamak hastane olarak Ankara’da bu işlemi tek yapan ikinci basamak devlet hastanesidir" dedi. Göğüs ağrısı şikayetiyle önce aile hekimine danıştığını belirten Sevük, aile hekiminin yönlendirmesiyle ve yardımıyla hastaneye başvurduğunu anlattı. "Hasta ve doktor arasındaki güven çok önemli" Ardından anjiyo olduğunu ve bypass kararını doktorla birlikte aldıklarını dile getiren Sevük, bypass işleminin yalnızca küçük bir kesiyle yapıldığını anlattı. Sevük, "Ne yapacaksınız diye sorduğumda, yandan keseceğim dedi, kalbi de durdurmayacağım dedi. Ben kalbin durdurulmayacağını da bilmiyordum. Gözlerine baktım. ‘Bu dediklerini yapar mısın’ dedim. İşte bu güven çok önemli, karşılıklı hasta ve doktor arasındaki güven. ‘Yaparım’ dedi. Dediklerinin hepsini yapmıştı. Harika bir şey. Ben dün de çıkardım, evvelsi gün de çıkabilirdim. Birazcık ihtimam gösterdi eksik bir şeyimiz kalmasın diye" ifadelerine yer verdi. "Bu seni 40 sene daha götürür dediler" Şu anda kendisini iyi hissettiğini anlatan Sevük, "Kalp damar ve sistemim de iyiymiş diğerleri. Dediler ki ‘abi bu seni 40 sene daha götürür’. Yani razı oldum ama bilmiyorum. Onu uzatırız gibi geliyor bana" şeklinde konuştu.
09 Ocak 2026 Cuma - 11:26
Malatya’da Menopoz Okulu’nda kadın sağlığına yönelik eğitimler sürüyor
Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde hizmet veren Menopoz Okulu’nda, menopoz sürecindeki kadınların bilinçlendirilmesi, sürece uyumlarının kolaylaştırılması ve yaşam kalitelerinin artırılması amacıyla ücretsiz eğitimler devam ediyor. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatih Yiğit, menopozun yumurtalık aktivitelerinin azalmasına bağlı olarak adet döngüsünün kalıcı şekilde sona ermesiyle ortaya çıkan, doğal ve fizyolojik bir süreç olduğunu belirtti. Türkiye’de ortalama menopoz yaşının 48 ila 52 arasında değiştiğini ifade eden Op. Dr. Fatih Yiğit, bu dönemin her kadında farklı belirtilerle seyredebildiğine dikkat çekti. Menopoz sürecinde ateş basması, gece terlemeleri, halsizlik, yorgunluk, duygu durum değişiklikleri, anksiyete, kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları ve kalp-damar hastalıkları gibi çeşitli sorunlar ortaya çıkabiliyor. Op. Dr. Fatih Yiğit, bu belirtilerin şiddeti ve süresinin kişiden kişiye değişebildiğini belirterek, menopozun her kadında farklı bir seyir izleyebileceğine dikkat çekti. Kadınların bu süreci daha sağlıklı ve bilinçli şekilde geçirebilmeleri amacıyla Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren Menopoz Okulu’nda kapsamlı eğitimler veriliyor. Menopoz Okulu’nda kadın doğum uzmanı, psikolog, diyetisyen, fizyoterapist, diş hekimi, ebe ve hemşireler tarafından bilgilendirme ve danışmanlık hizmetleri sunuluyor. Menopoz sürecinin menopoz yaşı, kültürel yapı, psikososyal durum ve bireysel algılara bağlı olarak bazı kadınlarda olumsuz tutum ve davranışlara yol açabildiğini belirten Op. Dr. Fatih Yiğit, bu durumun sürece uyumu zorlaştırabildiğine dikkat çekti. Sağlık profesyonelleri tarafından verilen eğitimlerle kadınların bilgi eksikliklerinin giderildiğini vurgulayan Yiğit, menopoza yönelik tutumların olumlu yönde değiştirildiğini ifade etti.
09 Ocak 2026 Cuma - 11:16
Isparta 112’de vakaya dönüşen çağrılar arttı
Isparta’da 112 Acil Çağrı Merkezi’ne 2025 yılında gelen toplam çağrı sayısı bir önceki yıla göre azalırken, vakaya dönüşen çağrılarda artış yaşandı. Asılsız ve gereksiz çağrı oranı ise düşüş gösterdi. Isparta’da 2025 yılında 112 Acil Çağrı Merkezi’ne toplam 379 bin 707 çağrı geldi. Bu çağrıların 147 bin 851’i vakaya dönüşürken, 231 bin 856’sı asılsız ve gereksiz arama olarak kayıtlara geçti. 2024 yılında ise 112 Acil Çağrı Merkezi 410 bin 882 çağrı almıştı. Bu çağrıların 143 bin 603’ü vakaya dönüşürken, 267 bin 279’u asılsız ve gereksiz çağrı olarak değerlendirilmişti. 2025 yılı, bir önceki yıl ile kıyaslandığında toplam çağrı sayısında düşüş, vakaya dönüşen çağrılarda ise artış yaşandığı görüldü. Ayrıca 2024 yılında vakaya dönüşmeyen çağrı oranı yüzde 65,05 iken, bu oran 2025 yılında yüzde 61,06’ya geriledi. 7 bin 535 öğrenciye bilgilendirme Isparta 112 Acil Çağrı Merkezi’nin müdürü İsmail Ünal, ’’2025 yılında merkezimize 379 bin çağrı gelmiştir. Bu çağrıların 147 bini vakaya dönüşmüş, yani sağlık ve emniyet ekiplerimizin müdahale ettiği ve hizmet verdiği olaylar olmuştur. Bu oran yüzde 38.8’dir. Geçen yıla nazaran, vakaya dönüşmeyen, yani sizin tabirinizle asılsız çağrılarda, yüzde 65’ten yüzde 61’e bir düşüş yaşanmıştır. 2025 yılı içerisinde ilkokul ve ortaokullarda eğitim faaliyetlerinde bulunduk. 53 ilkokul ve ortaokulu ziyaret ederek 7 bin 535 öğrenciye merkezimizle ilgili tanıtım ve bilgilendirme faaliyetleri gerçekleştirdik’’ dedi. Olayla ilgili herhangi bir olumsuzluk yoktu Yılın son günlerinde bir vatandaşın bir kişinin öldürüldüğüne dair ihbarda bulunduğunu söyleyen Ünal, ’’Olay yerine iki emniyet ekibi ve sağlık ekiplerimiz sevk edilmiştir. Ancak yapılan incelemelerde olayla ilgili herhangi bir olumsuzluğun olmadığı anlaşılmıştır. Bu kişi hakkında yasal mevzuat gereği idari işlem başlatılmış olup süreç devam etmektedir’’ ifadelerini kullandı. ’’Adres bilgilerini doğru şekilde paylaşmalarını rica ediyoruz’’ Vatandaşların etrafında gördükleri acil durumlarda 112 Acil Çağrı Merkezi’ni aramalarını isteyen İsmail Ünal, ’’Merkezimizi aradıklarında sakin olmalarını, operatörlerimizin sorduğu sorulara kısa ve net cevaplar vermelerini, olayın ne olduğunu ve adres bilgilerini doğru şekilde paylaşmalarını rica ediyoruz. Son olarak, araç kullanan vatandaşlarımıza seslenmek istiyorum: Yolda acil durum araçlarını gördüklerinde, mümkün olduğunca yol verme konusunda yardımcı olmalarını istiyoruz’’ dedi.
09 Ocak 2026 Cuma - 11:13
Kış aylarının doğal antibiyotiği tarhana çorbası yoğun talep görüyor
Çankırı'da hava sıcaklığının düşmesinin ardından hastalıklardan korunan vatandaşlar, tarhana çorbasına yöneliyor. Kentte bulunan çorbacılar, kış mevsiminin gelmesi ile vatandaşların en çok tarhana çorbasına rağbet gösterdiğini ifade etti.
09 Ocak 2026 Cuma - 11:06
Profesör uyardı: "Lodos sizi hastanelik edebilir"
Göğüs Hastalıkları Uzm. Prof. Dr. Şevket Özkaya, kuvvetli lodosun baş ağrısı, halsizlik, uykusuzluk ve nefes darlığı gibi şikâyetlere yol açabileceğini belirterek, özellikle yüksek tansiyonu olanların mevsimsel hava değişikliklerinde kan basınçlarını takip etmeleri gerektiğini söyledi. Son günlerde yurdun büyük bir bölümünde zaman zaman etkisini sürdüren kuvvetli lodos insan sağlığını olumsuz etkilediği belirten Prof. Dr. Şevket Özkaya, açıklamalarda bulundu. Lodosun yol açtığı hava basıncındaki ani değişimlerin pek çok insanda baş ağrısı halsizlik şikayetleri yaşattığını belirten Dr. Özkaya, "Bunu ’lodos çarptı’ olarak tanımlıyorlar. Lodos ayrıca hormonal dengeyi bozan ve psikolojik sorunlara da yol açarak; Yorgunluk, halsizlik, uykusuzluk, çalışma isteğinin azalması, göz kanlanması, ağrı, mide bulantısı, nefes darlığı, uyuşukluk, iştah değişiklikleri ve psikolojik sorunlar gibi şikayetlere de sebep oluyor" dedi. Lodosun kan basıncına etkisi Lodos ve soğuk hava gibi mevsimsel hava değişikliklerinin kan basıncına etkisi hakkında bilgi veren Özkaya," Kan basıncı genellikle kışın daha yüksek, yazın ise daha düşüktür. Bunun nedeni, düşük sıcaklıkların kan damarlarının geçici olarak daralmasına neden olmasıdır. Daralmış damarlardan ve atardamarlardan kanı geçirmek için daha fazla basınca ihtiyaç duyulur. Bu da kan basıncının yükselmesine neden olur. Kan basıncı ayrıca, hava cephesi veya fırtına gibi ani hava değişikliklerinden de etkilenebilir. Vücut, kan damarları da dahil olmak üzere, nem, atmosfer basıncı, bulut örtüsü veya rüzgardaki ani değişikliklere, soğuğa verdiği tepkiye benzer şekilde tepki verebilir. Kan basıncındaki bu hava şartlarına bağlı değişiklikler, 65 yaş ve üstü kişilerde daha yaygındır. Yüksek tansiyonunuz varsa, mevsimler değiştikçe kan basıncı ölçümlerinizi not edin. Yüksek tansiyonun mevsimsel nedenleri arasında kilo alımı, tatillerde sık sık tüketilen tuzlu yiyecekler ve soğuk hava nedeniyle azalan fiziksel aktivite yer alır. Hava şartlarının kan basıncınızı nasıl etkileyebileceği konusunda sorularınız varsa, sağlık ekibinize danışın. Kan basıncı ölçümlerinizde değişiklikler olursa, sağlık uzmanınıza bildirin. Yeni bir doz kan basıncı ilacına veya farklı bir ilaca ihtiyacınız olabilir. Sağlık ekibinizle konuşmadan ilaçlarınızı değiştirmeyin" diye konuştu.
09 Ocak 2026 Cuma - 10:58
Beynine mermi saplanan çocuk hasta Memorial’daki "nöronavigasyon" teknolojili operasyonla sağlığına kavuştu
Özbekistan uyruklu Ahrorbek Hojimurodov’un, kuzeniyle birlikte oynadığı silahın ateş alması sonucu beynine mermi saplandı. Durumu kritik olan ve görme kaybıyla karşı karşıya kalan minik hasta, Memorial Ataşehir Hastanesi’nde uygulanan "nöronavigasyon" teknolojisi ile gerçekleştirilen başarılı operasyonun ardından yeniden sağlığına kavuştu. Özbekistan uyruklu 10 yaşındaki Ahrorbek Hojimurodov, Aralık 2025 tarihinde evde kuzeni ile birlikte silahla oynamaya başladı. Babası Bunyodjon Imomov’un uyarılarına rağmen çocukların oynadıkları silah bir anda patladı. Patlamanın etkisiyle silahtan çıkan mermi, Hojimurodov’un sağ gözüne çok yakın bir bölgeden beynine isabet etti. Babası tarafından ilk olarak Taşkent’teki bir hastaneye götürülen ve gözünü kaybetme riski bulunan Hojimurodov’a başarı oranı yüzde 40-60 olarak verildi. Bunun üzerine baba Imomov, oğlunu tedavi için Türkiye’ye getirerek Memorial Ataşehir Hastanesi’ndeki doktorlara teslim etti. Göz, plastik cerrahi ve beyin cerrahisi bölümlerinin koordineli çalışmalarıyla birlikte Hojimurodov’un ameliyatı başarıyla tamamlandı. Memorial Ataşehir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Zafer Orkun Toktaş, Hojimurodov’un tedavisinde kullanılan ve klasik yöntemlerden farklı olarak kapalı şekilde; adeta ’askeri dron sistemi’ne benzer yöntemlerle gerçekleştirilen ’Nöronavigasyon’ teknolojili operasyonun detaylarını aktardı. "Gerçekten teknolojiye ihtiyacımız olan bir vakaydı" Prof. Dr. Zafer Orkun Toktaş, Memorial Ataşehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen operasyonun bilinen yöntemlerin dışında hastanın beynini tamamıyla açmaya gerek kalmadan yapıldığını dile getirerek, uygulanan teknolojinin sağlık sektöründe büyük bir ilerleme sağladığını ifade etti. Prof. Dr. Toktaş, operasyonun detaylarına ilişkin şu bilgileri aktardı: "Gerçekten bizim için unutulmazlardan biri oldu bu hastamız çünkü hem olayın oluş şekli hem de bize geliş şekli üzücüydü. Kuzeniyle oynarken bir silah yaralanması oluyor ve beyne son anda girmekten kurtulan ama maalesef göze doğru yönelen bir mermi vardı. Bu hasta bize yurtdışından ulaştı. Tabii ki biraz da teknoloji için ulaştığını düşünüyoruz çünkü gerçekten teknolojiye ihtiyacımız olan bir vakaydı. Bu vakada hem göz ekibi, hem plastik cerrahi ekibi hem de beyin cerrahisi ekibi ortak bir çalışma yaptı. Eski klasik yöntemlerde olduğu gibi biz bu hastada kafatasını açmadık. Ameliyatı gözden küçük bir kesi ile girerek gerçekleştirdik. Gözün dış duvarından navigasyon teknolojisiyle sadece 2 santimlik bir kesi yapılarak; yani halk arasında ’kapalı’ olarak bilinen yöntemle çalıştık. Kemikte sadece merminin boyu kadar bir delik açarak bu mermi çıkartılmış oldu. Sonrasında hasta göz bölümüne devredildi, tamamen oranın takibi ve kontrolü altında şu anda ve sanıyorum ki o gözün görmesi de kurtarılacak, beklentilerimiz ve dileklerimiz bu yönde. Elbette ki çocuğumuzun hayatının kurtulması da bizim için ayrı bir sevinç kaynağı." "Bu yöntemle çok daha pratik ve çok daha sağlıklı şekilde sonuçlar alabiliyoruz" Prof. Dr. Toktaş, nöronavigasyon teknolojisiyle birlikte işlem gereken bölge dışında gereksiz bir noktaya zarar verilmediğinin altını çizerek; bunun sağlık sektöründe çığır açan bir teknoloji olduğunu dile getirdi. Kullanılan yöntemle ilgili olarak Toktaş, "Artık askeri teknolojilere benzer teknolojiler tıpta da kullanılmakta, özellikle son birkaç yıldır. Bunlardan en önemlisi ’nöronavigasyon’ teknolojisi. Navigasyonun bize sağladığı şey şu: Önümüzdeki kemik duvarların arkasını görmek ve gereksiz dokulara hiç dokunmadan, gerekmeyen yerleri açmadan ve sağlıklı dokulara zarar vermeden sadece o noktaya erişim için doğrudan hedefe yönelmemizi sağlıyor. Bu gerçekten bizim için çığır açan bir teknoloji, sıklıkla da kullanmaya çalışıyoruz. Uluslararası alanda da bu teknolojiler biliniyor ve hastalar artık bu teknolojilere doğru yönelmeye başladı. Bu yöntemle çok daha pratik ve çok daha sağlıklı şekilde sonuçlar alabiliyoruz. Sağlık teknolojimizin uluslararası alanda tanındığını görmek beni çok mutlu ediyor. Dünyanın farklı kıtalarından ve farklı ülkelerinden insanlar ülkemize bu tip tedaviler için başvuruyor. Bir Türk vatandaşı olarak bu benim için büyük bir gurur kaynağı" ifadelerine yer verdi.
09 Ocak 2026 Cuma - 10:58
Tüberküloza karşı online savaş
Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, tüberkülozla mücadelede geliştirilen online takip sistemi sayesinde hastaların mobil uygulama üzerinden izlenerek son 3 yılda 300 hastanın tedavisinin başarıyla tamamlandığını belirtti. Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası etkinlikleri kapsamında Samsun Şehir Hastanesi Göğüs Kliniğinde program düzenlendi. Programda Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras ile Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Hatice Öz, sağlık çalışanlarına, hasta ve hasta yakınlarına çiçek takdim etti. Dr. Mustafa Uras, tüberküloz hastalığının önemine dikkat çekerek Samsun’da tüberkülozla ile mücadele de yapılan çalışmalar hakkında şunları söyledi: "Tüberküloz halen tek bir bulaşıcı etkenin neden olduğu ölümler arasında dünyada birinci sırada yer almaktadır. Ayrıca tüm hastalıklar içerisinde en yaygın ölüm nedeni olan ilk 10 hastalıktan da biridir. Her ne kadar hastalığa maruz kalan vaka sayısı Sağlık Bakanlığımız tarafından yürütülen başarılı çalışmalarla azalsa da halen vakalar görülmeye maalesef devam etmektedir. Bu kapsamda 2025 yılında ilimizde verem savaş dispanserlerine kayıtlı tüberküloz vaka sayısı 131’dir. Bu hastalarla temas etmiş bin 359 kişinin kontrol amaçlı taraması ekiplerimiz tarafından yapılmıştır. Bu kişilerin 656’sına da koruyucu ilaç tedavisi başlanmıştır. Düzenli ilaç kullanımı ile hastaların tamamen iyileştiği tüberküloz hastalığında ilaçlar, Sağlık Bakanlığımız tarafından ücretsiz olarak, dispanserler aracılığı ile hastalarımıza verilmektedir. Tüberküloz hastasının 6 ay boyunca her gün ortalama 10 adet ilaç kullanması gerekir. Tedavi süresinin uzun oluşu ve günlük içilen ilaç miktarının fazlalığı nedeni ile tedavide Doğrudan Gözetimli Tedavi (DGT) uygulaması ilimizde devam etmektedir. Sağlık Müdürlüğümüz tarafından geliştirilen mobil bir aplikasyonla hastalarımız 3 yıldır online uygulama üzerinden video ve canlı görüşmelerle takip edilmekte, ilaç kullanımları ve sağlık durumları kontrol altında tutulmaktadır. 3 yıllık dönem zarfında şu ana kadar 300 hastamız bu şekilde takip edilmiş ve tedavilerini başarılı şekilde tamamlamıştır. İlimizde İlkadım, Çarşamba ve Bafra olmak üzere 3 Verem Savaş Dispanserimiz bulunmaktadır. Dispanserlerimizde her gün ücretsiz akciğer grafisi çekilmektedir. Dispanserlerimizde hastalarımıza 2025 yılında toplam 33 bin 26 poliklinik hizmeti verilmiştir. Ayrıca Müdürlüğümüze bağlı Mobil Tarama aracımız tarafından Çorum, Amasya, Tokat, Kastamonu ve Sinop illerindeki cezaevlerinde tarama gerçekleştirilmektedir. 2025 yılında Mobil Tarama ekibimiz tarafından 18 bin 678 kişiye akciğer grafisi çekilmiş, Tüberküloz yönünden değerlendirilmeleri sağlanmıştır" dedi.
09 Ocak 2026 Cuma - 10:53
Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Şahiner’den kasık fıtığı uyarısı
Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tayfun Şahiner, kasık fıtığı tedavisinde hastaya özel yöntemlerin önemine dikkat çekti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tayfun Şahiner, kasık fıtığı tedavisiyle ilgili bilgi vererek hastaya özel yöntemlerin önemine dikkat çekti. Kasık fıtığının, karın içindeki organların ya da dokuların karın duvarındaki kasık bölgesi gibi zayıf bir noktadan dışarı doğru yer değiştirmesiyle oluşan yaygın bir sağlık sorunu olduğunu belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tayfun Şahiner, kasık fıtığının en sık erkeklerde görülse de kadınlarda da ortaya çıkabildiğini söyledi. Prof. Dr. İbrahim Tayfun Şahiner, özellikle uzun süre ayakta kalanlarda, ağır kaldıranlarda, kronik öksürüğü veya kabızlığı olan kişilerde kasık fıtığı riskinin daha fazla olduğunu vurguladı. Kasık fıtığının belirtileri ile ilgili de konuşan Prof. Dr. İbrahim Tayfun Şahiner, kasık fıtığının en belirgin belirtisinin kasık bölgesinde ele gelen şişlik olduğunu ve bu şişliğin ayakta dururken ya da ıkınırken belirginleştiğini, yatınca da kaybolabildiğini aktardı. Şahiner, bazı hastalarda ağrı, yanma hissi veya hareketle artan rahatsızlık görülebileceğini, tedavi edilmediğinde bağırsak düğümlenmesi, boğulması gibi ciddi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğini söyledi "Kesin tedavi cerrahidir" Prof. Dr. İbrahim Tayfun Şahiner, kasık fıtığının kesin tedavisi cerrahi olduğunu aktararak, ilaçla ya da kendiliğinden iyileşme durumunun mümkün olmadığını ifade etti. Şahiner, günümüzde gelişen tıp teknolojileri sayesinde kasık fıtığı ameliyatlarının güvenli ve konforlu bir şekilde yapılabildiğini, eğer hasta uygunsa kapalı yöntem yani (laporoskopik) cerrahi tedavisinin artık standart hale geldiğini söyledi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İbrahim Tayfun Şahiner, kasık fıtığı tedavisinde hastaya özel yöntemlerin önemine de dikkat çekti. Prof. Dr. Şahiner, "Kasık fıtığı ameliyatları açık ya da kapalı (laparoskopik) yöntemlerle yapılabilir. Hangi yöntemin uygun olacağına hastanın yaşı, fıtığın durumu ve genel sağlık durumu göz önünde bulundurularak karar verilir" dedi. "Hızlı iyileşme, kısa sürede günlük hayata dönüş" Şahiner, günümüzde kullanılan modern cerrahi teknikler sayesinde hastaların genellikle kısa sürede taburcu olduğunu ve günlük yaşamlarına hızlıca dönebildiğini belirtti. Şahiner, özellikle kapalı yöntemle yapılan ameliyatlarda daha az ağrı, daha küçük kesiler ve daha hızlı iyileşme süreci sağlandığını vurguladı. Prof. Dr. Şahiner, kasık bölgesinde şişlik veya ağrı hisseden kişilerin vakit kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurması gerektiğini vurgulayarak, erken tanı ve doğru tedavinin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırdığını belirtti.
09 Ocak 2026 Cuma - 10:49
Burtom’dan geleceğin sağlık vizyonu
Bursa’da 1994 yılında bir tanı merkezi olarak kurulan ve bugün Türkiye’nin 15 ilinde kapsamlı bir sağlık ekosistemine dönüşen Burtom Sağlık Grubu, teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarıyla alanının öncüsü olmaya devam ediyor. Sağlık sektöründeki 32. yılını, tanı ve tedavi süreçlerini geliştiren dijital dönüşüm ve altyapı yatırımlarıyla taçlandıran Burtom Sağlık Grubu, 2026 yılından itibaren büyüme stratejisini "verimlilik esaslı genişleme" olarak belirledi. Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Erol Kılıç, tanı teknolojilerindeki yapay zekâ uygulamalarından onkolojideki milimetrik tedavi yöntemlerine ve yüzde 100 yenilenebilir enerji kullanımına kadar grubun çalışmalarını açıkladı. Hizmet ağını, teknolojinin en son uygulamalarını devreye alarak geliştirdiklerini anlatan Dr. Erol Kılıç, Burtom’un başarısının temelinde "tanı odaklılık" prensibinin bulunduğunu belirterek, "Burtom’un hikâyesi 32 yıl önce doğru tanıyı, doğru zamanda sunma vizyonuyla başladı. Bugün 850 kişilik büyük bir kadroya ulaşsak da ’tıbbi görüntüleme’ bizim hâlâ ana damarımızdır. Yatırımlarımızda sadece bina kapasitemizi artırmayı değil, klinik karar süreçlerine doğrudan katkı sağlayacak ileri teknoloji entegrasyonunu daha da geliştirmeyi hedefliyoruz" dedi. Yeni nesil PET-CT yatırımının bu anlayışın bir ürünü olduğuna işaret eden Dr. Kılıç, "Bu cihazımız sadece teşhiste hata payını minimize etmekle kalmıyor; daha az radyasyon yayılımı ve daha kısa çekim süresiyle hastaya konfor sağlarken, yıllık 7 MWH enerji tasarrufuyla da doğayı koruyor. Bizim için sağlık hizmeti, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin yaşam alanını da korumayı kapsayan bir bütündür" diye konuştu. Yapay zekâ destekli radyoloji Modern tıpta görüntüleme cihazlarının erken teşhisteki kritik rolüne değinen Dr. Kılıç, merkezlerindeki yapay zekâ (YZ) kullanımının sağladığı somut faydaları üç ana başlıkta topladı : YZ algoritmaları, geleneksel yöntemlerle gözden kaçabilecek en küçük patolojileri ve lezyonları tespit ederek özellikle felç ve dejeneratif hastalıkların teşhisini kolaylaştırıyor. Radyologlarımıza adeta ‘ikinci bir göz’ desteği sunuyoruz. Yapay zekâ destekli 3 Tesla MR cihazlarımız, tarama sürelerini yüzde 70’e varan oranlarda kısaltıyor. Bu, özellikle kapalı alan korkusu olan hastalar, yaşlılar ve çocuklar için büyük bir devrim niteliğinde. Bilgisayarlı Tomografi (BT) çekimlerinde radyasyon dozu yapay zekâ tarafından otomatik olarak optimize ediliyor. Daha az kontrast madde kullanımıyla, böbrek hastalarımız için de riskleri minimize eden güvenli bir tarama protokolü uyguluyoruz" dedi. Dr. Kılıç ayrıca, hastaneye gelemeyen hastalar için sundukları evde sağlık hizmetlerinin kapsamını da genişlettiklerini; taşınabilir dijital röntgen, EKG ve ultrason cihazlarıyla klinik kalitesinde hizmeti hastanın yatağına kadar götürdüklerini vurguladı. Onkolojide milimetrik hassasiyet Kanserle mücadelede en kritik aşamanın doğru evreleme ve kişiselleştirilmiş tedavi olduğunu belirten Dr. Kılıç, onkoloji birimlerindeki teknolojik kapasiteye dikkat çekti : "Nükleer tıp birimlerimizdeki PET/CT sistemleri, tedavi yanıtını izlemede bize büyük avantajlar sağlıyor. Bu süreci, 7 milyon dolarlık bir yatırımla devreye aldığımız Tomoterapi cihazıyla birleştiriyoruz. Tomoterapi, BT tabanlı görüntüleme ile yoğunluk ayarlı radyoterapiyi (IMRT) tek bir platformda buluşturuyor. Cihaz 360 derece dönerek ışınlama yaparken tümörü milimetrik olarak hedefler. Bu hassasiyet sayesinde sağlıklı dokular maksimum düzeyde korunur; yan etkiler azalır ve özellikle baş-boyun, beyin ve çocukluk çağı tümörlerinde klinik başarı oranlarımız hissedilir derecede artar." Yüzde 100 yeşil enerji ile doğa dostu sağlık Burtom’un sürdürülebilirlik vizyonunun sadece tıbbi cihazlarla sınırlı kalmadığını söyleyen Dr. Kılıç, İnegöl’de hayata geçirdikleri Güneş Enerji Santrali’nin (GES) grubun toplam elektrik ihtiyacının yüzde 100’ünü karşılandığını ifade etti. 2026 yılından itibaren büyüme stratejilerini "verimlilik esaslı genişleme" olarak tanımlayan Dr. Erol Kılıç, Burtom’u sadece bir hizmet sağlayıcı değil, uluslararası standartlarda bir sağlık ekosistemi haline getireceklerini belirtti. Gelecek 10 yıllık dönemde sağlık turizmi, geriatri (yaşlı bakımı), longevity (uzun ömür) ve bütüncül tıp alanlarına odaklanacaklarını, Bursa’nın termal kaynaklarını modern tıpla birleştirerek dünyaya açmayı planladıklarını dile getiren Dr. Kılıç, "Sayısal büyümeden ziyade, spesifik alanlarda uzmanlaşmış nitelikli sağlık profesyonellerini bünyemize katarak değer sağlamaya devam edeceğiz" dedi.
09 Ocak 2026 Cuma - 10:39
Radyoloji uzmanları hematolojik hastalıklarda görüntüleme için Adana’da buluştu
"Tarihin İzlerini Görüntülemede Sürmek: Hematolojik Hastalıklarda Radyoloji" başlıklı eğitim toplantısı, Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi ev sahipliğinde radyoloji asistan ve uzmanlarını bir araya getirdi. Eğitim toplantısının açılış konuşmasında Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Radyoloji Anabilim Dalı’ndan Doç. Dr. Hülya Özdemir, hematolojik hastalıkların bölge açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Ulusal toplantıların dahi ertelenmek zorunda kaldığı zorlu bir dönemde bu bilimsel etkinliğin gerçekleştirilebilmesine katkı sunan hastane yönetimine ve Merkez Müdürü Prof. Dr. Birol Özer’e teşekkür etti. Toplantının özellikle Çukurova bölgesinde görev yapan radyoloji hekimleri için önemli bir eğitim fırsatı sunduğunu vurguladı. Türk Radyoloji Derneği (TRD) Adana Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tuğana Akbaş da açılış konuşmasında, antik çağlardan beri kadim uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan Çukurova Bölgesi’nde sık görülen hematolojik hastalıkların izlerinin Adana Arkeoloji Müzesindeki Geç Hitit Dönemi Heykelinde bile görünür olduğunu ifade etti. Yöremizdeki radyoloji hekimlerinin, toplantıda ele alınan hematolojik hastalıkların radyolojik bulgularını bilmesinin önemine dikkat çekti. Arkeologların insan kalıntılarında hastalık tanısı koymak için kullandığı radyolojik yöntemlere ve bilimsel çalışma örneklerine değindiği açılış konuşmasını; sunum gerçekleştiren öğretim görevlilerine, katılımcı radyoloji uzmanları ve asistanlarına, TRD Adana Şubesi üyelerine ve toplantıya ev sahipliği yapan Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezine teşekkürlerini ileterek sonlandırdı. Bilimsel program kapsamında; pediatrik hematolojik hastalıklarda görüntüleme, lösemi ve hemoglobinopatiler, çocukluk çağında lenf nodu ve lenfoma görüntüleme gibi başlıklar ele alındı. Bunun yanı sıra hematolojik hastalıklarda meme tutulumundan, hematolojik hastalıklarda akciğer patolojileri ve hematolojik hastalıklarda santral sinir sistemi tutulumuna kadar birçok konu uzman konuşmacılar tarafından güncel literatür eşliğinde münazara edildi. Adana başta olmak üzere çevre şehirlerden yoğun ilgi göstererek gelen 100’e yakın katılımcı, sunumların hem teorik hem de günlük pratiğe yönelik olması nedeniyle son derece faydalı geçtiğini ifade etti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder