Son Dakika
|
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Artvin’de Sarp Sınır Kapısı yolunda heyelan
'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap
Yardım derneğine 72 milyon liralık vurgun operasyonu: 21 gözaltı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
İlkay Akkaya konserinde bayraklı protestoda bulunan öğrencilere saldırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’u karşıladı
İçişleri Bakanı Çiftçi, subay ve astsubay adaylarıyla bir araya geldi
İran Meclis Başkanı Galibaf’tan halka birlik çağrısı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Ferhan’ı kabul etti
Plan-S ve Türk Telekom’dan uydu tabanlı mobil haberleşme ağları için stratejik Ar-Ge iş birliği
Bakan Gürlek, Çağla Tuğaltay’ın ailesiyle bir araya geldi
SAĞLIK
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:35:12
Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümünden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, Akdeniz anemisinin doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini söyledi. Genetik geçişli bir hastalık olan talasemide taşıyıcılığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Diyarbakır Hastanesi Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Vekfi Gürhan Kadıköylü, doğru tanı, düzenli takip ve uygun tedavi ile hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabileceğini vurguladı. Talasemilerin, otozomal resesif geçiş gösteren, eritrosit (kırmızı kan hücrelerine) kırmızı rengini veren protein yapısındaki hemoglobin zincirlerinden birinin veya bir kaçının hatalı sentezi sonucu ortaya çıkan hipokrom mikrositer anemi ile karakterize bir grup hastalık olduğunu belirten Prof. Kadıköylü, "Talasemi, alfa, beta, gama, delta olarak tanımlanan hemoglobin zincirinin veya zincirlerinin az sayıda veya hiç yapılamaması ile oluşur. Alfa zincir yapımı azlığı alfa talasemiye, beta zincir yapım azlığı beta talasemiye neden olmaktadır. Dünya nüfusunun yüzde 3’ü beta talasemi taşıyıcısı, Güneybatı Asya’da nüfusun yüzde 5-10’u alfa talasemi taşıyıcısıdır. Ülkemizde Çukurova, Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde talasemi taşıyıcılığı çok sıktır" dedi. "Sessiz taşıyıcı hematolojik olarak normal iken talasemi minörda (taşıyıcı, heterozigot) hafif hipokrom mikrositer anemi görülür" diyen Kadıköylü, "Talasemi taşıyıcılığında herhangi bir yakınma olmaz iken tedaviye gerek yoktur. Genetik danışmanlık mutlaka verilmeli ve hasta anne, baba ve kardeşleri taşıyıcılık yönünden taranmalıdır. Talasemi intermediada (hasta, homozigot) kan transfüzyonu ihtiyacı çok değildir ancak orta derecede bir anemi mevcut olup anemiye bağlı halsizlik, çabuk yorulma, çarpıntı ve efora toleranssızlık ortaya çıkabilir. Hemoglobin düzeyi 6-10 g/dl arasında olup enfeksiyon, cerrahi gibi durumlarında kan transfüzyonu gerekir. Sarılık, dalak büyüklüğü, idrar renginde koyulaşma, yüzdeki ve uzun kemiklerdeki değişiklikler, demir emiliminin artışı ve sık kan transfüzyonuna bağlı olarak kalp, karaciğerde ve diğer organlarda demir birikimi nedeniyle çeşitli bulgular görülür" diye konuştu. Talaseminin majorda klinik bulguların genellikle 6 ay-2 yaş arasında ortaya çıktığını aktaran Kadıköylü, "İlk 4-6 ayda anemiye bağlı bulgular görülür. Solukluk, kısa boy, yüz kemikleri çıkık görünümlü, baş büyüktür, büyüme geriliği, karında şişlik, sarılık, karaciğer ve dalak büyüklüğü, kemik kırıkları tespit edilir. Bu hastalar küçük yaşlardan itibaren kan transfüzyonlarına bağımlıdır. Talasemi tanısında rutin hemogram (hemoglobin ve hematokrit düşüklüğü, bunlarla uyumsuz olarak eritrosit sayısında yükseklik, hipersplenizm gelişirse lökosit ve trombosit sayısında düşüklük), periferik yayma (hipokromi, mikrositoz, bazofilik noktalanma, eritrosit öncül hücrelerinin görülmesi), demir parametreleri (demir ve demir doygunluğunda normallik/artış, normal/yüksek ferritin düzeyleri) yardımcıdır. Ancak tanı hemoglobin elektroforezinde hemoglobin yapımına bağlı olarak HbA azalması, HbA2 ve HbF artışı tespit edilir. Genetik olarak mutasyonlar tespit edilebilirir" şeklinde konuştu. Talasemili hastalarda kan transfüzyonun amacının doku oksijenlenmesini sağlamak olduğunu kaydeden Prof. Kadıköylü, "Büyümeyi engellemeyecek, kemik iliğindeki yetersiz kan yapımını baskılayabilecek hemoglobin düzeyinin sağlanmasıdır. Hemoglobin düzeyinin 9-10 g/dl’nin altına düşürmemek için taze eritrosit süspansiyonları verilmelidir. Talasemide demir şelasyon tedavisi vücutta demir birikiminin önlenmesi, mevcut demir birikiminin azaltılması ve böylece artmış vücut demir birikimine bağlı gelişen kalp (en sık ölüm nedenidir, göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı, ritm bozukluğu), karaciğer (siroz ve kanser), endokrin (gelişme-büyüme geriliği, kemik gelişimde zayıflık, kırıklar, ergenlikte gecikme, hipogonadizm, tiroid ve paratiroid bezinde yetersiz çalışma, diyabetes mellitus), enfeksiyonlara yatkınlık gibi komplikasyonların önlenmesidir. Demir birikiminin önlenmesi ve takip için serum ferritin düzeyi (1000 ng/ml’nin altında tutulmalı) izlenmelidir. Karaciğer ve kalpte demir birikiminin tespit edilmesi için magnetik rezonans (MR) incelemesi gereklidir. Demir şelasyonu için desferrioksamine (pompa ile kullanılmaktadır, günümüzde çok tercih edilmemektedir), deferiprone (ağızdan kullanılır, kan değerlerinde kısmi düşüklük yapabilir) ve deferasiroks (ağızdan kullanılır, en çok tercih edilen ilaçtır, böbrek fonksiyonları izlenmelidir) gibi ilaçlar kullanılmaktadır" dedi. Splenektominin çocuklarda ölümcül enfeksiyon riski nedeniyle erken çocukluk çağında önerilmemekte olduğunu söyleyen Kadıköylü, "5 yaşından sonra yapılmalıdır. Splenektomiden 3-6 hafta önce pnömokok, hemofilus influenza, meningokok aşıları yapılmalı, splenektomi sonrasında antibiotik proflaksisi kullanılmalıdır. Kemik iliği (kök hücre) nakli talasemide tek kesin tedavi şeklidir. Bütün talasemi majör hastalarına tanı sonrası sağlıklı kardeşi varsa doku grupları (HLA) araştırılmalı, donörü olma ihtimali değerlendirilmelidir. HLA uygun kardeşten donör bulma şansı yaklaşık %25’tir. Kök hücre nakli kemik iliği, periferik kan, göbek kordon kanından yapılabilir. Karaciğer büyüklüğü ve biyopsi fibrozis varlığı, şelasyon tedavisine uyuma göre hastalar kök hücre nakli açısından sınıflandırılarak risk değerlendirilmesi yapılır. Talasemide en önemli nokta koruyucu/önleyici tıptır. Eğitimler okul çağında başlanmalı ve evlilik öncesi taramalar yapılmalıdır. Talasemi taşıyıcısı olan anne-babalara genetik danışmanlık verilmelidir. Prenatal tanı için fetal kan örnekleri 19-20. haftada, amniyosentez 16-20. haftalarda, koryon-villus örnekleri 10-11. haftada DNA analizi yapılır" ifadelerini kullandı.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine görme kaybı şikayetiyle başvuran 35 haftalık gebe hasta, aynı seansta gerçekleştirilen sezaryen ve endoskopik hipofiz ameliyatlarıyla sağlığına kavuştu. Bingöl’de yaşayan 3 çocuk annesi 35 yaşındaki Bircan Kolak, ani gelişen görme kaybı şikayetiyle Van Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvurdu. 35 haftalık gebe olan Kolak’ta yapılan tetkikler sonucunda, hipofiz bezinde meydana gelen kanamanın görme sinirlerine baskı yaptığı tespit edildi. Hayati risk ve kalıcı görme kaybı ihtimali üzerine Beyin Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Fatih Gök ve Op. Dr. Mustafa Arıcı ile Kadın Doğum ekibi acil operasyon kararı aldı. Ameliyathanede gerçekleştirilen koordineli müdahale ile önce sezaryen operasyonuyla bebek sağlıklı bir şekilde dünyaya getirildi. Ardından Op. Dr. Gök ve Op. Dr. Arıcı tarafından kapalı yöntemle endoskopik hipofiz cerrahisi uygulandı. Başarılı geçen operasyonların ardından yeniden görmeye başlayan Bircan Kolak ve bebeği hayati tehlikeyi atlattı. Anne ve bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu, yakın zamanda taburcu edilecekleri bildirildi. Konuya ilişkin konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Remzi Sarıkaya Van Eğitim ve Araştırma Hastanesinin çevre illerden de sevk alan ileri sevk merkezi olduğunu belirtti. Başhekim Sarıkaya, "Komplike, zor vakaların bile güzel bir şekilde yönetildiği bir seviyeye geldik. Bundan dolayı çok mutluyuz. Artık birden fazla ameliyat gerektiren durumlar, gebelik gibi riskli durumların da eşlik ettiği hastalıkları sevk etmeden merkezimizde başarılı bir şekilde yönetebiliyoruz. Ben bu ameliyatı yapan tüm ekip arkadaşlarıma canı gönülden teşekkür ediyorum, hastamıza da acil şifalar diliyorum" dedi. "Cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik" Hem kadın doğum hem de beyin cerrahisi bölümünün iki kademeli bir ameliyatı başarıyla gerçekleştirdiklerini dile getiren Beyin Cerrahisi Op. Dr. Fatih Gök ise "Önce sezaryenle hastamızın bebeğini sağlıklı bir şekilde yenidoğan yoğun bakıma gönderdik. Ardından görme kaybına sebep olan iki şah damarı arası bölgede, hormonal aktivitenin yüksek olduğu bir bölgede olan tümörünü yaklaşık 12 milimetrelik bir alandan endoskopik olarak burundan girilerek çıkardık. İki şah damarı arasından girilerek cerrahimizi başarılı bir şekilde gerçekleştirdik. Tabii bu bölgenin belli başlı anatomik göstergeleri vardı, onları kullanarak ameliyatımızı yaptık ama sonuçta bayağı riskli bir ameliyattı. Yaklaşık 5 saat süren bir ameliyatın sonunda başarılı bir şekilde sonuca eriştik. Ameliyattan sonra hastamızla görüştüğümüzde görmesinin gayet düzeldiğini, daha net gördüğünü teyit ettik. Şu anda hem hastamız hem çocuğu sağlıklı. Takip sürecimiz de bir hafta kadar sürdü. Hormonel dengelerini sağladıktan sonra taburculuğunu planlayacağız artık" diye konuştu. "Üst düzey bir ameliyattı" Beyin Cerrahisi Op. Dr. Mustafa Arıcı da bu ameliyatın genellikle üçüncü basamak hastanelerde yapılabilen üst düzey bir ameliyat olduğunu belirterek, "Post-op takibi çok önemlidir; post-op takibinde herhangi bir komplikasyon, sıkıntı yaşamadık. Multidisipliner bir şekilde takiplerimizi gerçekleştirdik. Hastamızı şifa ile taburcu etmeyi bekliyoruz" dedi. Gebe olan eşinin aynı zamanda FSH (Kas) hastası olduğunu ve görme problemi geliştiğini anlatan Erhan Kolak ise şunları söyledi: "Van’daki doktorlar bize yer açtılar. Onlar bu süreçte bize yardımcı oldular. Her gün, her saatte hastayla ilgilendiler; hastanın bütün problemlerine baktılar, çözdüler. Ondan sonra bizi taburcu ettiler, Allah onlardan razı olsun. Eşim iki ameliyat geçirdi; biri sezaryen bir de beyin cerrahi ameliyatı. İkisini de Allah’a çok şükür atlattık, bir sıkıntı yok. Doktorlara çok teşekkür ediyorum."
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 14:25
Muratlı’da sağlıklı beslenmenin temel ilkelerin anlatıldı
Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programı Muratlı ilçesinde gerçekleştirildi. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Süleymanpaşa’da başlayan "Sağlıklı ve Dengeli Beslenmenin Önemi" programının ikinci etabı Muratlı Gençlik Merkezi’nde vatandaşların katılımıyla yapıldı. Programda, Kültür Sanat ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Gençlik Hizmetleri ve Spor Şube Müdürlüğü’nde görev yapan Diyetisyen Dr. Hamit Can tarafından sağlıklı beslenmeye ilişkin detaylı bilgiler paylaşıldı. Dr. Can, dengeli beslenmenin temel ilkelerinin yanı sıra yetersiz ve dengesiz beslenmenin insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Etkinlikte ayrıca vücut kitle endeksi, kalori açığı, glisemik indeks ve insülin direnci gibi konular ele alınırken, günlük protein, karbonhidrat ve yağ tüketimine ilişkin öneriler de katılımcılarla paylaşıldı. Beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, diyet türleri ve besin grupları hakkında da bilgilendirme yapıldı. Program, katılımcıların sorularının yanıtlandığı interaktif bölümle sona ererken, etkinliğin önümüzdeki günlerde Tekirdağ genelinde farklı noktalarda devam edeceği belirtildi.
06 Mayıs 2026 Çarşamba - 13:44
Dr. Kilim: "Çocuklarda demir eksikliği sessiz bir tehdit"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğünü ve zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin özellikle 6 ay ile 5 yaş arasındaki çocuklarda sık görüldüğü belirtti. Demir eksikliğine zamanında önlem alınmadığında ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Kilim, "Çocuk sağlığı açısından kritik öneme sahip olan demir, büyüme ve gelişmenin temel yapı taşlarından biridir. Ancak son yıllarda yapılan gözlemler, çocuklarda demir eksikliğinin giderek daha yaygın hale geldiğini ve çoğu zaman fark edilmeden ilerlediğini ortaya koymaktadır. Demir, vücutta oksijen taşıyan hemoglobinin üretimi için gereklidir. Eksikliği durumunda ise kansızlık (anemi), bağışıklık sisteminde zayıflama ve gelişimde gerileme gibi sonuçlar ortaya çıkabilir" dedi. "Belirtiler her zaman belirgin olmayabilir" Ailelerin dikkat etmesi gereken başlıca belirtiler hakkında bilgi veren Dr. Kilim, "Sürekli yorgunluk ve halsizlik. İştahsızlık. Soluk cilt rengi. Dikkat eksikliği ve öğrenme güçlüğü. Sık hastalanma. Bu belirtiler başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabileceği için düzenli doktor kontrolleri büyük önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. "Risk faktörleri artıyor" Uzm. Dr. Esra Kilim, demir eksikliğinin önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun altını çizerek, dengeli ve çeşitli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının önemine dikkat çekerek, "Dengesiz beslenme alışkanlıkları, işlenmiş gıdaların artan tüketimi ve demir açısından zengin besinlerin yeterince alınmaması, demir eksikliğinin başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Özellikle sadece süt ağırlıklı beslenen çocuklarda risk daha yüksek görülmektedir. Kırmızı et, yumurta, yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller ve pekmez gibi demir açısından zengin besinlerin düzenli tüketilmesi önerilmektedir. Ayrıca, C vitamini içeren gıdalar demir emilimini artırdığı için beslenme planına dahil edilmelidir" şeklinde konuştu. "Erken tanı, sağlıklı gelecek" Dr. Kilim, "Çocuklarda demir eksikliği erken teşhis edildiğinde kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle ebeveynlerin bilinçli olması ve çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:21
Opr. Dr. Zaim: "Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:56
Uzmanı uyardı: "Rota virüsünden korunmada en etkili yöntem aşıdır"
4
05 Mayıs 2026 Salı- 22:34
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi
5
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:15
Uzmanından uyarı: "Safra kesesi taşı olan herkes ameliyat olmak zorunda değil"
27 Şubat 2026 Cuma - 10:13
Diyetisyenden iftar tavsiyesi: "30 dakikadan önce sofradan kalkmayın"
Bağcılar Belediyesi’nde görevli Diyetisyen Sena Nur Bubani, Ramazan ayında yapılan beslenme hatalarına dikkat çekti. Hızlı yemek yemenin insana zarar verdiğine dikkat çeken Bubani, "Beyne doygunluk sinyali 30 dakika içerisinde ulaşır. Eğer 30 dakikadan kısa sürede iftarınızı yapıp kalkarsanız hem doygunluk hissi oluşmaz ve hem de metabolik problemler yaşanabilir" dedi. Ramazan ayıyla birlikte beslenme alışkanlıklarımız değişiyor. Uzun süren açlık sonrası doğru ve dengeli beslenme de büyük önem taşıyor. Uzmanlar, özellikle iftar ve sahurda yapılan bazı hataların sağlık sorunlarına yol açabileceğini dile getiriyor. "Hız yapmak her yerde zararlıdır" Bağcılar Belediyesi’nde görev yapan Diyetisyen Sena Nur Bubani, iftarda beslenmeyle ilgili önemli tavsiyelerde bulundu. Gün boyu yaşanan açlığın ardından iftar saatinde hızlı ve kontrolsüz yemek tüketiminin zararlı olduğunu ifade eden Bubani, "Hız yapmak her yerde zararlı olduğu gibi maalesef beslenme esnasında da zararlıdır. Hızlı tükettiğimiz besinlerde ne tükettiğimizi fazla anlamadan yememiz gerekenin çok daha fazlasını tüketmiş oluyoruz. Almamız gereken kalorinin yüzde 30-40 oranında daha fazlasını almış oluyoruz. Ama yavaş yavaş tükettiğimizde hem tükettiğimiz şeyin bilincine vararak ne yediğimizin farkında olarak tüketmiş oluyoruz. Hem de vücuda daha az kalori alınmasını sağlamış oluyoruz. O yüzden yavaş olalım sağlıklı olalım bilinçli beslenelim" dedi. "Metabolik problemler yaşayabiliriz" İftar sofrasında geçirilmesi gereken zamanla ilgili de bir sınırlama koyan Bubani, şöyle devam etti: "Beyne doygunluk sinyali 30 dakika içerisinde ulaşır. Eğer 30 dakikadan kısa sürede iftarımızı yapıp kalkarsak doyduğumuzu hissetmeyiz hemen tatlı tüketimine geçmek isteriz. İftar süremiz 30 dakikayı geçerse tam doygunluk hissederek kalkmış oluruz ve tatlı isteğimiz de daha düşük olur. Ayrıca hızlı yemek yemekten dolayı metabolik problemler de yaşayabiliriz."
27 Şubat 2026 Cuma - 09:51
Zorlu kalp sorunu ameliyatsız yöntemle aşıldı
9 yıl önce aort kökü ve çıkan aortası tamamen değiştirilerek hayata tutunan 45 yaşındaki Ömer Bayram, bu kez doğal aort kapağında gelişen ileri derecede yetersizlik nedeniyle yeniden ciddi bir kalp sorunu ile karşı karşıya kaldı. Daha önce geçirdiği büyük aort ameliyatı nedeniyle açık cerrahinin çok yüksek risk taşıdığı bu hastada, Memorial Ataşehir Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Ali Nazmi Çalık tarafından uygulanan TAVI (Transkateter Aort Kapak İmplantasyonu) yöntemiyle ameliyatsız tedavi başarıyla gerçekleştirildi. Literatür tarandığında Türkiye’de ikinci, dünya genelinde ise ilk 5 vaka arasında gösterilen bu özellikli olgu, ileri teknolojiyle desteklenen çok disiplinli kardiyovasküler yaklaşımın önemini bir kez daha ortaya koydu. Kalp takımı kararı: Açık cerrahi çok yüksek riskliydi Yüksek riskli ileri aort yetersizliği vakasını TAVİ yöntemiyle ameliyatsız tedavi eden Prof. Dr. Ali Nazmi Çalık, hastanın geçmiş sürecini şu sözlerle anlattı: "Hastamıza 2017 yılında, aort kökü ve çıkan aortanın tamamen çıkarılarak yerine tüp greftin konulduğu, kalp cerrahisinin en büyük ve en riskli ameliyatlarından biri olan David Prosedürü Prof. Dr. Hakan Gerçekoğlu tarafından başarı ile uygulanmıştı. Bu operasyon sonrasında yaklaşık 8 yıl boyunca tamamen semptomsuz takip edilen hastamız Ömer Bayram’a 2025 yılında göğüs ağrısı nedeniyle yapılan değerlendirmede iki koroner damarında kritik darlık saptandı ve sonrasında stent takılma işlemi başarıyla gerçekleştirildi. Ancak takip eden dönemde eforla artan nefes darlığı ve çabuk yorulma şikayetleri ön plana çıktı. Yapılan ayrıntılı incelemelerde, hastamızın doğuştan biküspit yani iki yaprakçıklı olan aort kapağında ileri derecede yetersizlik ve buna bağlı olarak kalbin sol boşluklarında belirgin genişleme olduğunu gördük. Kardiyoloji, kalp ve damar cerrahisi ve anestezi uzmanlarından oluşan Kalp Takımı konseyinde hastamızın durumunu ayrıntılı bir şekilde değerlendirdik. Daha önce büyük bir aort kök ameliyatı geçirmiş olması nedeniyle yeniden açık cerrahi girişimin çok yüksek risk taşıdığına kanaat getirdik. Bu nedenle, kasıktan girilerek yapılan TAVI yöntemiyle ameliyatsız olarak aort kapak değişimini gerçekleştirdik.’ Türkiye’de ikinci, dünyada ilk 5 arasında olan bir vaka "Ömer Bayram’a uygulanan tedaviyi son derece özellikli kılan birkaç önemli faktör var. Günlük pratiğimizde TAVİ, kireçlenmiş ve ileri derecede daralmış aort kapak tedavisinde uyguladığımız yaygın bir tedavi yöntemi. Fakat Ömer Bey’in aort kapağında daralma yerine ileri derece yetersizlik olması, normalde üç yaprakçıklı olan aort kapağının Ömer Bey’de biküspit yani iki yaprakçıklı olması, aort kapağının hemen üstünde yer alan aort kökünün ve çıkan aortun tamamen tüp greft ile değiştirilmiş olması ve söz konusu greftin kendi içinde yaklaşık 90 derece açı yapıyor olması vakayı son derece zor ve özellikli hale getiren faktörlerdi. İşlem öncesi ekokardiyagrafi ve bilgisayarlı tomografi ile çok ayrıntılı değerlendirmeler ve ölçümler yapıldı. Hastamıza en uygun kapak seçildi, işlem sırasında oluşabilecek tüm komplikasyonlara karşı önlemler alındı. İşlem herhangi bir komplikasyon olmadan yaklaşık 90 dakika içinde başarıyla tamamlandı. TAVI yöntemi ile takılan yeni kapak kaçak ya da darlık olmaksızın sorunsuz şekilde çalıştı. Hastamız ertesi gün servise alındı, klinik durumu hızla düzelen hastamız gerekli kontrollerin ardından şifa ile taburcu edildi. Bu başarının en önemli unsurlarından biri, Kalp Takımı’nın uyumlu çalışması ve hasta için en doğru kararın birlikte alınmasıdır. Literatür tarandığında, David Prosedürü uygulanmış, aort kökü tamamen tüp greft ile değiştirilmiş ve biküspit yani iki yaprakçıklı doğal aort kapakta ileri derecede yetersizlik nedeniyle TAVI yapılan vakaların dünya genelinde son derece sınırlı olduğu görülmektedir. Bu vakayı, Türkiye’de ikinci, dünyada ise ilk 5 vaka arasında saymak mümkündür." Yeniden ameliyat olma fikri beni korkuttu Yaşadığı süreci ve duygularını paylaşan Ömer Bayram, TAVI işlemi öncesi yaşadıklarını ve sonrasında hissettiklerini şu sözlerle anlatıyor: "2017 yılında açık cerrahi ile aort damarımın değişimi ve aort kapağımın onarımı yapılmıştı. O günden bu yana düzenli kontrollerimi sürdürüyordum. Ancak 2025 yılında özellikle tempolu yürüyüşlerde ve ani duygusal değişimlerde göğsümde sıkışma ve daralma hissetmeye başladım. Ardından halsizlik, çabuk yorulma ve nefes nefese kalma şikayetlerim arttı. Yine büyük bir sorun ile karşı karşıya kalmıştım. Tedavim konusunda da açık kalp ameliyatının çok riskli olduğu söylendiğinde yine endişelendim. Daha önce yaşadığım zorlu ameliyat süreci gözümün önüne geldi ve yeniden aynı süreci yaşama düşüncesi beni çok korkuttu." Ameliyatsız yöntemle tedavi edilmenin kendisi için büyük bir rahatlama olduğunu ifade eden Bayram, sözlerini şöyle sürdürdü: "Prof. Dr. Ali Nazmi Çalık, açık ameliyat yerine uygulanacak TAVI yöntemini bana tüm ayrıntılarıyla anlattı. Bu süreçte en önemli şeyin doktorlarınıza güvenmek olduğunu anladım. Benim için imkansız gibi görünen bir durum başarıyla çözüldü. İşlemden hemen sonra göğsümde ciddi bir rahatlama hissettim. Gün geçtikçe daha iyi olacağıma inanıyorum. Bugün net bir şekilde söyleyebilirim ki; doğru ekip, güven veren bir yaklaşım ve ileri teknolojiyle uygulanan ameliyatsız yöntemler gerçekten hayat kurtarıyor."
27 Şubat 2026 Cuma - 09:47
Ramazan’da sağlık ve erken teşhise dikkat çektiler
Aydın’ın Nazilli ilçesinde Ramazan ayı kapsamında kurulan sağlık bilgilendirme standında vatandaşlara kanser taramaları, sigara bırakma hizmetleri ve ücretsiz koruyucu sağlık uygulamaları anlatılarak erken teşhisin önemi vurgulandı. Ramazan ayının birlik ve dayanışma atmosferi çerçevesinde Nazilli’de vatandaşlara yönelik sağlık bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. "Ramazanda Sağlık Programı" kapsamında kurulan stantta, koruyucu sağlık hizmetleri ve erken teşhisin önemi anlatıldı. Etkinlikte vatandaşlara kanser taramaları, sigara bırakma poliklinikleri, sağlıklı beslenme alışkanlıkları ve Sağlıklı Hayat Merkezlerinde sunulan ücretsiz hizmetler hakkında bilgi verildi. Özellikle düzenli taramaların hayati önem taşıdığına dikkat çekilerek, uygun yaş grubundaki vatandaşlar Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezlerine (KETEM) davet edildi. Ayrıca ilçe sağlık ekipleri, meme kanseri için 40-69 yaş arası kadınlara iki yılda bir mamografi, rahim ağzı kanseri için 30-65 yaş arası kadınlara beş yılda bir HPV-DNA testi ve kolorektal kanser için 50-70 yaş arası kadın ve erkeklere iki yılda bir gaitada gizli kan testi uygulandığını hatırlattı. Ramazan ayının manevi atmosferinde yürütülen çalışmayla toplumun sağlık okuryazarlığının artırılması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının teşvik edilmesi ve koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanma oranının yükseltilmesi hedefleniyor.
27 Şubat 2026 Cuma - 09:26
Ramazan’da mideyi yormadan hem ruhsal hem fiziksel dinlenme mümkün
İslam dünyası için manevi bir arınma mevsimi olan Ramazan ayı, dini bir vecibe olmanın ötesinde, vücudun hem fiziksel hem de manen dinlenmesi açısından çok yönlü faydaları beraberinde getiriyor. Uzmanlar, gün boyu süren açlık süresinin dengeli beslenme halinde vücutta yenilenmeyi sağladığını belirtiyor. Yozgat Şehir Hastanesi’nde görev yapan Diyetisyen Ayşe Sağdıç, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin önemine değindi. 12-13 saat süren açlık ve susuzlukla geçen oruç süresi boyunca enerji dengesinin korunması, kan şekeri dalgalanmalarının önüne geçilmesi, uyku performansının dengede tutulması ve mide yükünün arttırılmaması gibi hususlarda ipuçları verdi. "Sahur öğününü atlamamak gerekir" Sağdıç, "Önemli olan ara öğün sayısını arttırarak mideye fazla yük bindirmeden bu süreci geçirmek. En sık yapılan hatalardan birisi sahur öğününün atlanması. Sahurun atlanmasıyla birlikte orucun içinde yaşanacak halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısını tetikleyebileceği ve kan şekerinde ani değişimlerin olabileceği gözlemleniyor. Sahurda yapılacak hafif bir kahvaltı kan şekeri dalgalanmasının önüne geçebilir. Yine hafif bir çorba, zeytinyağlı bir salata, baharatsız bir sebze yemeği de yenilebilir. Uyanmakta zorlanan bireyler bir tabak hazırlayıp içine yoğurt ya da süt yanına bir meyve ekleyerek fındık, ceviz, badem ekleyebilir. Bu da uyanma süresini kısaltabilir. Sahurda susuzluk hissiyatını en aza indirecek besinler tüketilmeli. Peynir veya zeytinin tuzsuz olanı tercih edilmeli. Kızartma, salamura, işlenmiş besinler tüketilmesinin önüne geçilmeli" dedi. "İftar 2 öğün şeklinde planlanabilir" İftarda önemli olanın mideye gastrik yük bindirmemek olduğunu söyleyen Sağdıç, daha hafif yemekleri tercih etmek gerektiğini belirtti. Sağdıç, "Bireylere mideyi yormamak adına iftarı 2 öğün şeklinde planlamalarını tavsiye ediyoruz. İlk olarak suyla oruç açıldıktan sonra hurma ve 1-2 tane zeytin yenilebilir. Ardından çorba faslına geçilebilir. Bunun ardından 10-15 dakika dinlenilebilir. Bunun nedeni beynin tokluk merkezine iletilen süreye yardımcı olabilmek. Ana yemekte haşlanmış bir kırmızı et, haşlanmış beyaz et, fırınlanmış balık veya kırmızı et tüketilebilir. Baklagil veya zeytinyağlı sebze yemeği tüketilebilir. Yeşil yapraklı salata tüketimi olmalı. Sıvı ihtiyacını karşılayacak cacık ve ayran da olmalı" cümlelerini kullandı. Kronik hastalığı ve uzun süreli ilaç kullanımı olan bireylerin özellikle diyabet hastalarının kan şekerinde dalgalanmaları sıklıkla yaşadığını ifade eden Sağdıç, "Doktor kontrolünde bir hekime danışarak diyetisyen kontrolünde ilerlenmesini söylüyoruz" dedi. Ramazan ayının iç organlarımızı ve ruhumuzu dinlendirmek açısından önemli olduğunu belirten Sağdıç, "Ramazan ayı sürecini ruhu dinlendirmek kadar iç organlarımızı da dinlendirme olarak görebilir insanlar. Bizim için bir avantaj haline çevirebilmeliyiz. Karaciğerlerimiz dinleniyor. Midemiz dinlenebilir. Kan şekeri dengelenmesi de sağlanarak vücudu bir forma sokmak da bize Ramazan ayının önemini gösteriyor" şeklinde konuştu.
27 Şubat 2026 Cuma - 08:08
Erzincan’a 20 yeni hekim atandı
Erzincan’a 12 pratisyen ve 8 uzman tabip olmak üzere toplam 20 hekim atandı. AK Parti Erzincan Milletvekili Süleyman Karaman, yaptığı yazılı açıklamada, il genelinde görevlendirilmek üzere 20 hekimin atamasının gerçekleştirildiğini bildirdi. Atamalar kapsamında Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne 3 uzman tabip görevlendirildiğini belirten Karaman, bu hekimlerin romatoloji, nükleer tıp ve adli tıp branşlarında hizmet vereceğini ifade etti. Karaman, ayrıca Tercan Devlet Hastanesi’ne 1 dahiliye uzmanının atandığını kaydetti. Aile hekimliği alanında ise Refahiye, Kemah, İliç ve Çayırlı ilçelerine birer uzman doktor görevlendirildiğini aktaran Karaman, yapılan atamalarla birlikte kentte sağlık hizmet kapasitesinin daha da güçleneceğini vurguladı. Yeni görevlendirmelerin vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştıracağını belirten Karaman, "Sağlık altyapımızı daha da güçlendirecek bu kıymetli atamaların şehrimize hayırlı olmasını diliyor, görevlerine başlayan tüm hekimlerimize başarılar temenni ediyorum." ifadelerini kullandı.
26 Şubat 2026 Perşembe - 22:20
Iğdır’a 29 yeni hekim atandı
Sağlık Bakanlığı tarafından Iğdır’a 29 yeni hekim atandı. Iğdır genelinde sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi amacıyla toplam 29 yeni hekim ataması gerçekleştirildi. Yapılan atamalar kapsamında 7 tabip (pratisyen hekim) ve 22 uzman tabip, il merkezi ve ilçelerdeki sağlık kuruluşlarında göreve başlayacak. Sağlık kadrosuna yapılan bu takviyeyle birlikte vatandaşların sağlık hizmetlerine daha hızlı, kaliteli ve etkin şekilde erişiminin artırılması hedefleniyor. Hastanede göreve başlayacak uzmanlar ve branş dağılımı şöyle: "Acil Tıp: 2 uzman, İç Hastalıkları: 3 uzman, Göğüs Hastalıkları: 2 uzman, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları: 2 uzman, Nöroloji: 2 uzman, Göğüs Cerrahisi: 1 uzman, Beyin ve Sinir Cerrahisi: 1 uzman, Kardiyoloji: 1 uzman, Anesteziyoloji ve Reanimasyon: 1 uzman, Deri ve Zührevi Hastalıklar: 1 uzman, Kadın Hastalıkları ve Doğum: 1 uzman, Tıbbi Biyokimya: 1 uzman." Yapılan bu atamalarla birlikte özellikle acil servis, dahili branşlar ve cerrahi alanlarda hizmet kapasitesinin artırılması planlanıyor.
26 Şubat 2026 Perşembe - 15:41
Denizli İl Sağlık Müdürlüğü’nden ‘Sağlıklı Menopoz Okulu’ projesi
Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından, kadın sağlığının korunması ve menopozun doğal ve yönetilebilir bir yaşam süreci olduğuna dikkat çekmek amacıyla Pamukkale, Merkezefendi ve Acıpayam Sağlıklı Hayat Merkezlerinde ‘Sağlıklı Menopoz Okulu’ eğitim programı başlatıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından, kadınların menopoz süreciyle ilgili doğru bilgiye ulaşmalarının sağlanması ve bu dönemde karşılaşabilecekleri sağlık sorunları ile sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri hakkında bilgilendirilmeleri amacıyla Türkiye’de Sağlıklı Menopoz Okulu projesi hayata geçirildi. Bu kapsamında Denizli’de de Sağlıklı Hayat Merkezlerinde eğitimler verilmeye başlandı. Eğitim programı kapsamında menopozun biyolojik temellerini anlamak, sürecin fiziksel etkilerini tanımak ve sağlıklı yaşama dair bilgiler edinmek, ruh sağlığı konusunda farkındalığı arttırarak bu dönemin sağlıklı ve bilinçli bir şekilde yönetilmesini sağlamak, menopoz döneminde sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak, fiziksel aktiviteye önem vermek ve kronik hastalıklardan korunma yöntemleri hakkında bilgilendirmeler yapılıyor. Alanında uzman sağlık çalışanları tarafından verilen eğitimlerde kadınların bu süreci sağlıklı, bilinçli ve aktif bir şekilde geçirmeleri hedefleniyor. Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Sağlık Bakanlığı’nın temel amaçlarından birinin ilk regl döneminden menopoza kadar kadın sağlığının her dönemde korunması, desteklenmesi ve sürdürülmesi için bilimsel veriler ışığında sağlık hizmeti sunumunun yanı sıra eğitim ve danışmanlık hizmeti verilmesi olduğunu söyleyerek; "Menopoz günümüzde artan yaşam süresi ile birlikte bir kadının yaşamının üçte birlik dönemini kapsayan doğal bir süreçtir. Ancak menopoz döneminde yaşanan fiziksel, hormonal ve duygusal/psikolojik değişimler ile ilgili kadınların bilgi arayışı ve bu değişimlere çözüm bulma ihtiyacı artmaktadır. Bu nedenle kadınların menopoz ile ilgili doğru bilgiye ulaşmalarının sağlanması ve bu dönemde karşılaşabilecekleri sağlık sorunları ile sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri hakkında bilgilendirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu kapsamda Sağlık Bakanlığımız tarafından Sağlıklı Hayat Merkezlerinde; "Sağlıklı Menopoz Okulu" kurulması için 2025 yılı sonunda çalışma başlatılmış olup, Denizli’de de Pamukkale, Merkezefendi ve Acıpayam Sağılıklı Hayat Merkezlerimizde Sağlıklı Menopoz Okulları açılarak faaliyetlerine başlamıştır. Menopoz dönemini daha sağlıklı, bilinçli ve konforlu geçirmek isteyen tüm kadınları Sağlıklı Hayat Merkezlerimizde alanında uzman hekim, ebe, psikolog, fizyoterapist ve diyetisyen tarafından yürütülen Menopoz Okullarına bekliyoruz" dedi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 14:58
Türk kalp cerrahı Doç Dr. Yakut ve ekibinden uluslararası başarı
Şah damarlarında meydana gelen ciddi darlık ve tıkanıklıkların tedavisinde, İzmirli kalp damar cerrahı uzmanı Doç. Dr. Necmettin Yakut ve ekibi tarafından iç şah damarına kesi yapılmadan uygulanan yeni yöntem, istenmeyen komplikasyonları önemli ölçüden azalttı. Bu başarı, uluslararası tıp camisında büyük ilgi gördü. Halk arasında "şah damarı" olarak bilinen karotis (carotis) arter tıkanıklıkları; felç ve ölüm riski taşıyan, hayati derecede tehlikeli damar hastalıkları arasında yer alıyor. Sağ ve sol olmak üzere iki adet bulunan şah damarlarında meydana gelen ciddi darlık ve tıkanıklıklar, beyin dolaşımını doğrudan etkilediği için sonuçları kalp krizinden bile ağır olabiliyor. Dünya genelinde uzun yıllardır uygulanan klasik şah damarı ameliyatlarında belirli bir başarı oranının üzerine çıkılamaması ve komplikasyonların önemli bölümünün iç şah damarına yapılan cerrahi kesiden kaynaklanması, yeni teknik arayışlarını beraberinde getirdi. Bunun sonucunda, yaklaşık 25 yıl önce Doç. Dr. Necmettin Yakut ve ekibi tarafından iç şah damarına kesi yapılmadan uygulanan yeni bir cerrahi teknik geliştirildi. Günümüz teknolojisiyle daha da ileri taşınan bu yöntem, bugüne kadar 3 bin 300’ün üzerinde hastaya uygulanarak dünyada sayılı hastanelerin ulaştığı önemli bir deneyim seviyesine erişti. Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Necmettin Yakut, "Hastanemizde ekip arkadaşlarımızla birlikte yeni meslektaşlarımızı da ekip içinde tutarak, kalp damar cerrahisinde ve hastalıklarında daima ileri teknikler geliştirme içindeyiz. Hastanemizin kuruluşundan bu yana daima "Araştırma Hastanesi" anlayışı ile çalışmalarımıza devam ediyoruz" dedi. Komplikasyon oranlarında düşüş Doç. Dr. Necmettin Yakut, "Uygulanan yeni teknikle, ameliyat sırasında istenmeyen olayların görülme oranının üç ila dört kat azaldığı gözlemlendi. Ayrıca beyin dolaşımının durdurulma süresinde ciddi oranda kısalma sağlanarak hasta güvenliği önemli ölçüde artırıldı. Hastanemizde uygulanan yeni teknikler ve çalışmalar yurt içinde birçok ulusal kongrede sunuldu; zamanla uluslararası bilimsel platformlarda da dikkat çekmeye başladı. Şimdi ise uluslararası kongrelere sıkça davetler alıyoruz" şeklinde konuştu. Charing Cross’ta sertifikalandırıldı Doç. Dr. Necmettin Yakut ve ekibi tarafından iç şah damarına kesi yapılmadan uygulanan yöntem, dünyanın seçkin ve prestijli vasküler cerrahi toplantılarından biri olarak kabul edilen Charing Cross International Symposium tarafından düzenlenen Nisan 2024 tarihindeki toplantıda kabul edilerek sertifikalandırıldı. Charing Cross International Symposium, vasküler alanda alınan kararların referans niteliği taşıdığı, uzun soluklu ve yenilikçi çalışmaların değerlendirildiği en üst düzey damarsal hastalıklar bilimsel toplantıların en önemlisi olarak biliniyor. LINC 2026’da yoğun ilgi Dr. Yakut konuyla ilgili yaptığı açıklamada, "Avrupa’nın önemli iki vasküler toplantılarından biri olan Leipzig Interventional Course (LINC) 2026 Ocak ayında Almanya’da düzenlendi. Devam eden çalışma, "Original Research / Innovations" kategorisinde kabul edilerek kongrenin ilk gününde sunuldu ve uluslararası camiada büyük ilgi gördü" dedi. Doç .Dr. Yakut, ayrıca LINC grubu tarafından yayımlanan "LINC Today 2026" gazetesinde çalışmaya tam sayfa yer ayrılmasının, hem hastane hem de ülkemiz adına ayrı bir gurur kaynağı olduğunu söyledi. "Ülkemizi üst düzeyde temsil ettik" Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Necmettin Yakut, uluslararası vasküler camiada Türkiye’yi üst düzeyde temsil etmeye çalıştıklarını belirterek, hem yurt içinde hem de yurt dışında hastalar için daha güvenli ve etkili tedavi yöntemleri geliştirmeye devam edeceklerini ifade etti. Bu başarı, Türk tıbbının uluslararası arenadaki güçlü konumunu bir kez daha gözler önüne serdi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 14:52
MUSKİ, Milas Güneş Mahallesi’nde içme suyu hatlarını yeniliyor
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, Muğla genelinde yaşayan vatandaşlara kesintisiz su iletiminin sağlanması için altyapının güçlendirilmesi yönündeki talimatları doğrultusunda yatırımlarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, çalışmalarına Milas’ta devam ediyor. Milas ilçesine bağlı Güneş Mahallesi Yakamoz Caddesi’nde, ekonomik ömrünü tamamladığı için sık sık arızalara neden olan 1.500 metre uzunluğundaki içme suyu hattının tamamı yenileniyor. Arızaların önüne geçilmesi hedefleniyor Milas ilçesinin Güneş Mahallesi Yakamoz Caddesi’nde, zamanla yıpranarak ekonomik ömrünü tamamlayan 1.500 metrelik içme suyu hattı, artan arıza riskleri ve su kayıplarına neden oluyordu. Bu kapsamda planlı ve koordineli şekilde yürütülen çalışmalarla mevcut hatlar yenileniyor. Yenileme sürecinde kullanım ömrünü dolduran hatlar devre dışı bırakılarak, daha dayanıklı, uzun ömürlü ve modern içme suyu hatları sisteme dahil ediliyor. Çalışmaların tamamlanmasıyla birlikte içme suyu iletimi daha verimli, güvenli hale gelecek. Ayrıca bölgede yaşanan kesinti ve arızaların önüne geçilmesi ve kayıp-kaçak oranlarının azaltılması hedefleniyor. Modern altyapı sistemleri sayesinde bakım ve onarım ihtiyacı en aza indirilirken, yürütülen altyapı modernizasyonu çalışmalarıyla su kaynaklarının korunması, kayıpların azaltılması ve suyun gelecek nesillere güvenle aktarılması hedefleniyor. İl genelinde sürdürülen planlı hat yenileme projeleriyle Muğla’nın içme suyu altyapısı her geçen gün daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturuluyor. Güneş Mahallesi Muhtarı Cihan Yıldırım, "Biz Taleplerimizi MUSKİ’ye İlettik Hemen Çalışmalara Başladılar." Bölgedeki hattın yenilenmesi için taleplerinin hızlı bir şekilde karşılanmasından duyduğu memnuniyeti belirten Güneş Mahallesi Muhtarı Cihan Yıldırım, "Ben 1977 yılında Antalya’da doğdum. Üç aylıkken babamı kaybettikten sonra Güneş Mahallesi’ne yerleştik ve yaklaşık 49 yıldır bu mahallede yaşıyorum. Bu mahallenin geçmişini ve bugününü çok iyi bilirim. Son dönem seçimlerinde de mahallemizin muhtarı oldum. Mahallemizde altyapı sorunları yaşanıyordu. Yaklaşık 49 yıllık bir içme suyu hattımız bulunuyor ve zamanla yıprandı. Özellikle ağır tonajlı araçların geçişi sırasında sık sık patlamalar meydana geliyordu, arızalar ve kesintiler meydana geliyordu. Bu nedenle hattın yenilenmesi artık zorunlu hale gelmişti. Mahalle sakinlerimiz de bu sorunları bizlere iletti ve biz de taleplerimizi MUSKİ’ye ilettik, hemen çalışmalara başladılar, sağ olsunlar. Burada hattın yenilenmesi ve bizim problemlerimizi çözme noktasında bizlere destek veren başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a ve MUSKİ Genel Müdürümüz Yılmaz Şengül’e şahsım ve mahallem adına teşekkür ediyorum" dedi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:59
Sinop’ta vatandaşlara ‘sağlık okuryazarlığı’ anlatıldı
Sinop’un Durağan ilçesinde Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri, Ramazan ayı dolayısıyla vatandaşların sağlık bilincini artırmak amacıyla bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirdi. Sinop’un Durağan ilçesinde, Toplum Sağlığı Merkezi (TSM) tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında vatandaşlara yönelik sağlık okuryazarlığı eğitimi verildi. Durağan Toplum Sağlığı Merkezi personelleri, Ramazan ayı sağlık programı çerçevesinde Şehit Hamza Mesut Özaslan Aile Sağlığı Merkezi’ni ziyaret etti. Sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik düzenlenen faaliyette, merkeze gelen hasta ve hasta yakınlarına sağlığın korunması ve geliştirilmesi konularında detaylı bilgiler aktarıldı. Eğitimlerde, sağlık bilgilerine ulaşma, anlama ve doğru uygulama becerisi olarak tanımlanan "sağlık okuryazarlığı" üzerinde duruldu. Özellikle Ramazan ayında beslenme düzenindeki değişiklikler, kronik hastalığı olan bireylerin dikkat etmesi gereken hususlar ve ilaç kullanım saatlerinin düzenlenmesi gibi kritik konularda vatandaşlar bilgilendirildi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:55
Bayburt’ta sağlık tesislerinin standartları toplantıda değerlendirildi
Bayburt’ta sağlık hizmetlerinin daha verimli ve kaliteli sunulması amacıyla eğitim ve değerlendirme toplantısı gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Harun Sivlim başkanlığında düzenlenen toplantıda, sağlık tesisleri değerlendirilerek, geliştirme standartlarının doğru anlaşılması ve sahada etkin şekilde uygulanmasına yönelik bilgilendirmeler yapıldı. Mevcut uygulamalar ele alınarak, görüş alışverişinde bulunuldu. İl genelinde sağlık hizmetlerinin niteliğini artırmaya yönelik eğitim ve çalışmaların aralıksız süreceği öğrenildi.
26 Şubat 2026 Perşembe - 13:21
Prof. Dr. Karalezli: "Ayak bileği burkulmalarını hafife almayın"
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. M. Nazım Karalezli, ayak bileği burkulmalarında "kırık yok" denilerek tedavinin ihmal edilmesinin kronik instabiliteye yol açabileceğini belirterek, ilk 3 haftalık doğru tedavinin çok önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Karalezli,ayak bileği burkulmalarının basit bir sakatlık olarak görülmemesi gerektiğini vurguladı. Burkulmanın genellikle ayağın içe doğru ani dönmesi sonucu bağların esnemesi ya da yırtılmasıyla meydana geldiğini belirten Karalezli, en sık dış yan bağların (ATFL) hasar gördüğünü ifade etti. Burkulma anında şiddetli ağrı ve kısa sürede gelişen şişliğin önemli belirtiler olduğunu dile getiren Karalezli, 24 saat içinde topuğa ve parmaklara doğru yayılan morarmanın ise iç kanamaya işaret edebileceğini kaydederek, üzerine basamama ve boşluk hissinin de ciddi yaralanma göstergesi olduğuna dikkat çekti. "Kırık yok demek, hasar yok demek değildir" Hastaların büyük bölümünün röntgende kırık çıkmaması üzerine tedaviyi yarıda bıraktığını belirten Karalezli, asıl tehlikenin burada başladığını söyledi. Yırtılan bağın sıkı şekilde iyileşmesi için en az 3 hafta destekleyici ortez ya da atel kullanılması gerektiğini ifade eden Karalezli, desteksiz erken yük vermenin bağların gevşek iyileşmesine ve kronik ağrıya yol açabileceğini belirtti. Bağların sadece kemikleri tutmadığını, aynı zamanda beynin ayağın konumunu algılamasını sağlayan sinir uçlarını da içerdiğini aktaran Karalezli, uygun fizik tedavi yapılmadığında denge kaybının kalıcı hale gelebileceğini vurguladı. "İlk 48 saat kritik" Burkulmalarda ilk 48 saatin önemine dikkat çeken Karalezli, RICE prensibinin uygulanması gerektiğini söyledi. İstirahat, buz uygulaması, elastik bandajla kompresyon ve ayağın kalp seviyesinden yukarıda tutulmasının şişliği ve hasarı azaltacağını kaydetti. Modern tedavinin fonksiyonel yöntemlerle yapıldığını belirten Karalezli, ayağın sağa-sola dönmesini engelleyen ancak hareketine izin veren özel bilekliklerin 3-6 hafta kullanılmasının önerildiğini ifade etti. Denge egzersizleriyle derin duyunun yeniden kazandırılmasının şart olduğunu dile getirdi. "Cerrahi nadiren gerekli" Taze burkulmalarda ameliyatın neredeyse hiç gerekmediğini belirten Karalezli, ancak kronik instabilite gelişen, düz yolda yürürken dahi ayağı dönen ya da eklem içinde kıkırdak hasarı bulunan hastalarda cerrahi müdahalenin gündeme gelebileceğini söyledi. Halk arasında yaygın olan "kırıkçıya çektirme" uygulamasının son derece riskli olduğunu vurgulayan Karalezli, bu tür müdahalelerin mevcut hasarı artırabileceğini belirtti. Spora dönüş süresinin yaralanmanın derecesine göre değiştiğini kaydeden Karalezli, "Ağrısız şekilde tek ayak üzerinde zıplayabiliyorsanız spora hazırsınız demektir. Basit burkulmalarda 2-3 hafta, ciddi yırtıklarda ise 6-8 haftayı bulabilir" dedi. Karalezli, "Ayak bileği burkulmasını hafife almayın. İlk 3 haftada kullanacağınız basit bir bileklik, sizi ömür boyu sürebilecek bir sorundan kurtarabilir" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder