SAĞLIK
Horlama sadece gürültü değil ’sağlık alarmı’ 12 Mart 2026 Perşembe - 13:57:18 SAMSUN (İHA) – Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, basit horlama olarak görülen bazı durumların kalp krizi, inme ve ritim bozuklukları gibi önemli sağlık sorunları için de risk oluşturabileceğini söyledi. Medicana International Samsun Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, uyku apnesinin sanıldığından çok daha yaygın ve sistemik etkileri olan bir hastalık olduğunu belirterek, "Uyku apnesi olan hastalar gece boyunca onlarca hatta yüzlerce kez nefessiz kalabiliyor. Her nefes durması, kandaki oksijen seviyesinin düşmesi anlamına gelir. Bu tekrarlayan oksijen düşüşleri kalbi zorlar, beyni strese sokar ve uzun vadede ciddi kardiyovasküler sonuçlara zemin hazırlar" dedi. Uyku apnesi sırasında nefes akımının 10 saniye kesilebildiğine değinen Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, "Uyku apnesinde üst solunum yolu uyku sırasında daralıyor ya da tamamen kapanıyor. Nefes akımı en az 10 saniye kesiliyor, kandaki oksijen seviyesi düşüyor ve beyin kişiyi mikro uyanıklıklarla yeniden nefes almaya zorluyor. Çoğu hasta bu kısa uyanmaları hatırlamasa da uyku bütünlüğü bozuluyor ve vücut gece boyunca kronik bir stres yükü altında kalıyor. Bilimsel çalışmalar, orta ve ağır derecede uyku apnesi olan bireylerde hipertansiyon görülme oranının arttığını, koroner arter hastalığı riskinin yükseldiğini, inme ihtimalini arttığını ve tip 2 diyabetle güçlü bir ilişki bulunduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca gündüz aşırı uyku hali nedeniyle trafik kazası riskinin de birkaç kat arttığı biliniyor. Yüksek sesli ve düzensiz horlama, uykuda nefes durmalarının gözlenmesi, sabah baş ağrısı, ağız kuruluğu, gün içinde aşırı uyku hali ve konsantrasyon problemleri önemli belirtilerdir. Sabah dinlenmeden uyanan bir kişi, gece boyunca fizyolojik olarak sağlıklı bir uyku geçirmemiştir. Sürekli yorgunluk basit bir stres belirtisi değildir; altta yatan ciddi bir solunum bozukluğunun işareti olabilir" diye konuştu. "Uyku apnesinde tanı, uyku testi ile konuluyor" Hastalığın kesin tanısının, gece yapılan polisomnografi (uyku testi) ile konulduğunu belirten Doç. Dr. Turgut, "Bu testte solunum akımı, oksijen seviyesi, kalp ritmi ve beyin dalgaları eş zamanlı olarak kaydediliyor. Elde edilen veriler doğrultusunda hastalığın şiddeti belirleniyor ve kişiye özel tedavi planı hazırlanıyor. Horlamayı yazgı olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Özellikle nefes durmaları varsa mutlaka uyku testi yapılmalıdır. Erken tanı, kalp ve beyin üzerindeki uzun vadeli hasarı azaltmada kritik öneme sahiptir. Uyku apnesi tedavisinde CPAP cihazı ve ağız içi apareyler önemli bir yer tutuyor. Ancak her hasta bu yöntemlere uygun olmayabiliyor. Anatomik darlıkların bulunduğu durumlarda cerrahi tedavi gündeme gelebiliyor. Uyku apnesine yol açabilecek yapısal sorunlar; büyük bademcikler, burun deviasyonu ve burun tıkanıklığı, yumuşak damak sarkması, dil kökü hacim artışıdır. Doğru hasta seçimiyle uygulanan cerrahi girişimler, apne şiddetini anlamlı düzeyde azaltabiliyor" şeklinde konuştu. "Tedavi hayat kalitesini artırıyor" Tedavinin hayat kalitesini artırdığını vurgulayan Turgut, ayrıca şunları söyledi: "Uygun tedavi uygulanan hastalarda gündüz uyku hali azalıyor, tansiyon kontrolü kolaylaşıyor ve kardiyovasküler riskler düşüyor. Aynı zamanda iş ve sosyal yaşamda performans da belirgin şekilde artıyor. Kaliteli uyku bir lüks değil, hayati bir gerekliliktir. Gece nefesiniz duruyorsa vücudunuz alarm veriyor demektir. Uyku apnesi tedavi edilebilir bir hastalıktır. Basit bir uyku testiyle hem yaşam kalitenizi hem de gelecekteki sağlığınızı koruyabilirsiniz."
12 Mart 2026 Perşembe - 12:53 Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye’de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Bu kapsamda, Türk Nefroloji Derneği ise 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında, Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğinde, Vantive Sağlık Hizmetleri Şirketi sponsorluğunda, bilinçlendirme programına imza attı. Türk Nefroloji Derneği ve Sağlık Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye’de her 7 yetişkinden biri kronik böbrek hastası. Böbrek hastalıkları konusunda, Türkiye genelindeki çeşitli bilimsel çalışmalar ve farkındalık projeleri ile bilinen Türk Nefroloji Derneği ise 12 Mart Dünya Böbrek Günü kapsamında, Sağlık Bakanlığı ve Ankara Aile Hekimliği Derneği iş birliğinde, Vantive Sağlık Hizmetleri Şirketi sponsorluğunda, bilinçlendirme programına imza attı. Ankara Üniversitesi İbni Sina Tıp Fakültesi’nde gerçekleşen programda, Sağlık Politikaları Zirvesi ve Aile Hekimleri Eğitim Toplantısı ile kronik böbrek hastalıkları konusu ele alındı. Türk Nefroloji Derneği Yönetim Kurulu Üyeleri, Sağlık Bakanlığı Araştırma, Geliştirme ve Sağlık Teknolojisi Değerlendirme Daire Başkanlığı’ndan Olgun Şener, Vantive Pazar Erişim ve Kurumsal İlişkiler Yöneticisi Volkan Doğan, Sağlık Bakanlığı Doku, Organ Nakli ve Diyaliz Daire Başkanı Prof. Dr. Erkan Ölçücüoğlu katıldı. Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Türk Nefroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Aydın Türkmen, "Türk Nefroloji Derneği olarak halkımızın bilinçlenmesi, meslektaşlarımızın en yüksek düzeyde bilimsel bilgilerle donanması ve bunu sağlık hizmetine yansıtmalarına yönelik çalışmalarımızı aralıksız sürdürmekteyiz. Ülkemizde her yıl 10 binden fazla hasta diyaliz tedavilerine başlamakta ve bu sayının giderek artmasından endişe duymaktayız. Ülke olarak, bu konuda özellikle de toplumsal bilinç oluşturmak için kapsamlı ve uzun soluklu çalışmalara ihtiyaç duymaktayız" şeklinde konuştu. TND Yönetim Kurulu üyelerinden Prof.Dr. Aydın Türkmen, böbrek nakline verilen önemin arttırılması, Prof.Dr.Ercan Ok, tuz tüketimine dikkat edilmesi, Prof.Dr. Özkan Güngör, ülkemizde nefrolog sayısının giderek azalması ve bunun nedenleri, Prof.Dr. Galip Güz, obezite, diyabet ve KBH ilişkisi, Prof.Dr. Şükrü Ulusoy, hipertansiyon kontrolü, Prof.Dr. İsmail Koçyiğit, periton diyalizi, Prof.Dr. Elif Arı Bakır, diyabetik böbrek hastalığı açıklamalarda bulundu. Yine Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof.Dr. Şehsuvar Ertürk’de KBH’nin erken teşhisine vurgu yaptı. Konuşmasında, böbrek sağlığının iyileştirilmesine yönelik Vantive’in çözüm ve bilinçlendirme yaklaşımlarına vurgu yapan Vantive Ülke Müdürü Fuat Çukadar ise evde diyalizin sadece bir yöntem değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi olduğunu belirterek şunları söyledi: "Bugün pek çok hastamız, diyaliz için haftanın belirli günlerini hastanelerde geçirmek zorunda olduğunu düşünüyor. Oysaki Vantive olarak sunduğumuz global düzeydeki inovasyonlar sayesinde, tıpkı bir mobil ofis veya ev konforu gibi, en ileri teknolojiye sahip evde diyaliz tedavi seçeneklerini (periton diyalizi) hastalarımızın yaşam alanlarına getiriyoruz. Amacımız; hastanın hayatını tedaviye göre değil, tedaviyi hastanın hayatına göre planlamak."
12 Mart 2026 Perşembe - 12:26 İnme geçiren 91 yaşındaki hastaya başarılı müdahale, uzmanlardan uyarı: "Dakikanın önemi var" İstanbul’da yaşayan 91 yaşındaki Ali Bakırkalay’da bir anda konuşma bozukluğu, ağızda kayma gibi durumlar gelişince hemen hastaneye kaldırıldı. İnme geçirdiği anlaşılan ve başarılı bir tedavi süreci geçiren Kalay, "Kızlarım ‘Baba ağzın kaydı’ dedi. Hepsi düzeldi, bana çok iyi baktılar" derken uyguladıkları tedavi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Songül Şenadım, "Hastamızı yürüyerek taburcu ettik. İnmenin tedavisi acildir, 1 dakika bile önemli. İnme gençlerde de artık sık görülüyor. Hipertansiyon, diyabet, sedanter yaşam, sigara kullanımı gibi risk faktörü olan insanlarda inmeyi diğer insanlara göre daha fazla görüyoruz" dedi. Yüzde kayma, çekilme, konuşmada bozulma, kol ya da bacakta güçsüzlük, kol ve bacak bölgesinde uyuşma gibi belirtileri olan inme (felç) her yıl çok sayıda kişiyi yaşamdan koparırken uzmanlar, uyarıyor. İstanbul’un Avcılar ilçesinde de 91 yaşındaki Ali Bakırkalay’da edinilen bilgiye göre 30 Ocak Cuma günü 16.00 sıralarında konuşma bozukluğu, bir anda yüzünde kayma gibi belirtiler ortaya çıktı. Endişelenen ailesi önce tansiyon ile ilgili bir problemden şüphelendi sonra inme olduğunu anlayınca sağlık ekiplerine haber verildi. İAÜ VM Medical Park Florya Hastanesi İnme Merkezi’ne getirilen Kalay için hemen işlemlere başlandı. Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Songül Şenadım ve inme merkezi ekibinin başarılı tedavisiyle sonrası Kalay taburcu edildi. Doç. Dr. Şenadım, uygulanan tedavi ve inmeye ilişkin bilgi verdi. İnmede 1 dakikanın bile büyük önem taşıdığını aktaran Doç. Dr. Şenadım, inmenin önlenebilir olduğuna dikkat çekti. Kalay ve torunu ise yaşadıkları süreci anlattı. "Kızlarım ‘Baba ağzın kaydı’ dedi, hepsi düzeldi" Rahatsızlandığı süreçle ilgili konuşan 91 yaşındaki Ali Bakırkalay, "Evvela bir şey hissetmedim, odaya girdim, çıkıyordum, sağ tarafa düştüm. Kafamı kapıya vurdum. Ondan sonra bir daha konuşamadım, Allah doktor kızlarımdan sağ olsun. Bana çok iyi baktılar, çok teşekkür ediyorum. Ertesi gün iyileştirdiler beni, Kızlarım ‘Baba ağzın kaydı’ dedi. Hepsi düzeldi, düzelttiler" ifadelerini kullandı. "En sık belirtiler; ağızda kayma, kol ve bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu" Hastasının durumuna ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Songül Şenadım, "Ali Bey 91 yaşında, ani gelişen sağ kol ve bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu şikayetleriyle acil servisimize başvurdu. Bu belirtiler bize ilk olarak inmeyi düşündürdü. Hastamızı acil olarak görüntüleme amacıyla radyoloji ünitesine aldık. Beynin sol orta serebral arter dediğimiz büyük damarlarından birinde bir tıkanıklık olduğunu fark ettik. Buradaki damarı açmak üzere acil olarak hastamızı anjiyo ünitesine aldık. Mekanik trombektomi dediğimiz bir işlemi yaptık ve oldukça iyi geçti. İşlemden sonra kol ve bacağındaki güçsüzlükte belirgin bir düzelme gördük, yürüyerek taburcu ettik. İnme bir beyin damar hastalığıdır, beyin damarlarının tıkanması ya da kanamasına bağlı olarak ortaya çıkar. En sık belirtiler; ağızda kayma, kol ve bacakta güçsüzlük, konuşma bozukluğu, dengesizlik, görme bozukluğu şeklinde. Bu belirtiler hastada gelişir gelişmez hemen 112’yi aramaları, çok hızlı bir şekilde hastanın inme merkezine getirilmesi gerekiyor" dedi. "İnme gençlerde de artık sık görülüyor, 1 dakika bile önemli" İnme sonrası hızlı müdahalenin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Şenadım, "İnmenin tedavisi acildir, birkaç tedavi seçeneği var. İlk 24 saate kadar mekanik trombektomi dediğimiz işlemi uygun hastalarda yapabiliyoruz. Tabi ki bu süre ne kadar erken olursa o kadar iyi. Bizim için 1 dakika bile önemli, dakikada 1.7 milyon nöron kaybımız oluyor. Bu hastamızda kalpte ritim bozukluğu tespit ettik, pıhtının sebebini ona bağladık. Bu da yine ileri yaşta sık görülen inme sebebidir. İnme gençlerde de artık sık görülüyor. İnme sıklığı artıyor çünkü beklenen yaşam süresi artık arttı. İnme sıklığının artmasının diğer bir sebebi de risk faktörlerimizin olması. Hipertansiyon, diyabet, kolesterol yüksekliği, sedanter yaşam, sigara kullanımı, uyku apne sendromu. Bu tür risk faktörü olan insanlarda inmeyi diğer insanlara göre daha fazla görüyoruz. Hastalar risk faktörlerini kontrol altına alırsa inme önlenebilir. Ali Bey ilk 6 saat içinde geldi" şeklinde konuştu. "Gayet sağlıklı, şu an her şeyini yapabiliyor" Kalay’ın torunu Halil Kaan Sarıkaya ise "30 Ocak Cuma günü 16.00-16.30 gibi anneannem aradı. Dedemin kötü olduğuna dair, direkt annem ve babam onlara geçti. İlk başta bizimkiler tansiyon ile alakalı bir şey olduğunu düşünmüşler. Daha sonra toparlamak yerine daha kötü olunca yüzde kayma meydana gelince, isim hatırlamama olunca inme olduğunu anlıyorlar. Ambulansa haber veriliyor, ambulans bu hastaneye getirdi. Operasyon yapıldı, gerçekten çok hızlıydı. Burada çok iyi bakıldı, çok hızlı bir şekilde her şey halloldu. Çok mutluyuz, şu an gayet iyi, öncesinde yaptığı işleri kendi başına yapmaya devam ediyor. Gayet sağlıklı bir şekilde şu an her şeyini yapabiliyor" dedi.
Tekden’de başarılı çalışmalara imza atan radyoloji uzmanından hayati tespit
07 Ocak 2026 Çarşamba - 08:47 Tekden’de başarılı çalışmalara imza atan radyoloji uzmanından hayati tespit Özel Denizli Tekden Hastanesi’nde görev yaptığı dönemde de başarılı çalışmalara imza atan Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Karabulut, kalpteki gizli deliklerin hayatı tehdit eden paradoks emboliye neden olabildiğini ortaya koydu. Kalp ve akciğer görüntülemesi alanındaki uluslararası bilimsel çalışmalarıyla tanınan Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nevzat Karabulut, dünyanın önde gelen tıp dergilerinden Radiology dergisinin 2025 Kasım sayısında yayımlanan "Paradoxical Embolism with Clot-in-Transit in Atrial Septal Defect" adlı çalışmasında, penis ameliyatından 5 gün sonra ani göğüs ağrısı, nefes darlığı ve kol uyuşması şikâyetiyle hastaneye başvuran 60 yaşındaki bir hastada, daha önce fark edilmemiş kalp odacıkları arasındaki bir delikten geçen pıhtının hayati tehlike oluşturduğunu ortaya koydu. Bir dönem Özel Denizli Tekden Hastanesi’nde de görev yapan Prof. Dr. Nevzat Karabulut’un yaptığı çalışmada; akciğerin bilgisayarlı tomografi anjiyografisi sayesinde toplar damarlardan kaynaklanan pıhtının akciğer damarlarını tıkaması yanında, kalpteki delik nedeniyle kalbin sağ tarafından sol tarafına geçerek ana atardamara ulaştığı ve sol kol damarını tıkadığı gösterildi. Emboli görüntülemesi konusunda çok sayıda bilimsel çalışması bulunan Prof. Dr. Karabulut, genelde bacak damarlarından kaynaklanan pıhtıların ölümcül olabilen akciğer embolisine yol açması yanında, kalp deliği olan hastalarda ana atardamar yoluyla beyin, kol ve bacak gibi vücudun diğer bölgelerine de geçerek ani damar tıkanmasına (paradoks emboli) bağlı bulgulara yol açtığını belirtti. Prof. Dr. Karabulut’un çalışmasında nedeni bilinmeyen pıhtı atmalarında kalpteki gizli deliklerin mutlaka araştırılması gerektiği vurgulanarak ekokardiyografi ve bilgisayarlı tomografi tetkiklerinin erken ve doğru tanı koymada hayat kurtarıcı rolüne dikkat çekildi.
Denizli’de geçen yıl 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu
06 Ocak 2026 Salı - 18:06 Denizli’de geçen yıl 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu Denizli organ bağışı konusundaki başarılarına bir yenisini daha ekledi. 2024 yılında milyon nüfus başına düşen organ bağışı sayılarına göre (PMP) Türkiye 1’incisi olan Denizli, 2025 yılında da bu ünvanını kimseye kaptırmayarak zirvedeki yerini korudu. Denizli’de 2019 yılında organ bağışına dikkat çekmek, vatandaşlarda organ bağışının önemini anlatmak ve bağışta bulunan kişi sayısını arttırmak için başlatılan Her Bağış Yeni Bir Hayat Projesi; 2025 yılında da elde ettiği başarıyla Denizli’nin gururu oldu. Denizli’de 2025 yılında 3 bin 378 kişi organ bağışında bulunurken, bu rakam Türkiye’de milyon nüfus başına düşen organ bağışı sayısında Denizli’yi Türkiye birincisi yaptı. "2025 yılında 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu" Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk organ bağışının birçok hastaya yeniden yaşama şansı sunduğunu vurgulayarak, tek bir bağışın birden fazla insanın hayatını kurtarabildiğine dikkat çekti. Öztürk; "Denizli’de 2019 yılında başlattığımız Her Bağış Yeni Bir Hayat projesinin başarılarıyla mutlu ve gururluyuz. Tabi elde edilen bu başarılar Denizlili vatandaşlarımızın bilinçli yaklaşımı, sağlık çalışanlarımızın projeyi sahiplenerek özverili çalışmaları ve yürütülen farkındalık çalışmaları sayesinde mümkün oldu. Rakamlara bakacak olursak da proje kapsamında 2025 yılında 3 bin 378 kişi organ bağışında bulundu ve bu rakam milyon nüfus başına düşen organ bağış sayılarında (PMP) Denizli’yi Türkiye’de birinci yaptı. Geçen yıl da bu alanda Türkiye birincisiydik. Başarıyı tekrar yakaladığımız ve zirveyi kimseye bırakmadığımız için ayrıca mutluyuz. Yine genel organ bağışı sayılarına baktığımızda Türkiye’de İzmir, İstanbul, Manisa ve Kocaeli’nden sonra 32 bin 696 bağışla da 5. sıradayız. Ben buradan bir kez daha organ bağışında bulunan Tüm Denizlililere teşekkür ediyor, yine elde ettiğimiz başarılar da büyük emeği olan sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum" dedi. Denizli İl Sağlık Müdürlüğü olarak organ bağışı konusunda bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarının artarak devam edeceğini ifade eden Uz. Dr. Berna Öztürk, tüm vatandaşları organ bağışına destek olmaya davet etti.
Kışın egzama vakaları artıyor
06 Ocak 2026 Salı - 16:56 Kışın egzama vakaları artıyor KAYSERİ (İHA) – Acıbadem Kayseri Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Sema Karaoğlu, kış aylarında soğuk hava, rüzgâr ve kapalı ortamlardaki nem azalmasının cilt kuruluğunu artırdığını belirterek, "Kuruluk sadece kozmetik bir sorun değildir, mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık problemidir" dedi. Kış aylarında cilt kuruluğuna bağlı olarak egzama vakalarında artış görüldüğünü ifade eden Dermatoloji Uzmanı Dr. Sema Karaoğlu, "Soğuyan havanın etkisiyle klimaların ve kaloriferlerin çalışmasıyla kapalı ortamlarda nemin azalmasıyla ve yaşadığınız yerde nemsizlik varsa, sıcak duş alıyorsanız deri kuruyor. Derimiz bizi dış etkenlerden koruyan nem dengemizi sağlayan bir bariyer. Bu bariyer soğuk hava, rüzgar, nemsizlik ile birlikte bozuluyor. Deri aslında bir yağlı kâğıt gibidir. Deriniz, hücrelerinizin su kaybetmesine izin vermez. Soğuk, rüzgar, nemsizlik bu bariyeri bozunca deri su kaybetmeye başlar. Su kaybeden deri, tıpkı toprak gibi kurur ve çatlar. Çatlayan deri yüzeyinde dermal sinirler açığa çıktığı için kaşıntı başlar. Kaşıntı ile birlikte deride tahriş egzamalarda artış başlar. Eğer ki zaten kişi de egzama varsa kış aylarında da bu egzamalar mutlaka artar. Kış ayları, soğuk havalar egzamanın sebebi değildir ama egzamaların en önemli tetikleyicilerinden biridir. Dolayısıyla kış aylarında bu egzamaları çok görüyoruz" ifadelerini kullandı. "Özellikle çocuklar ve yaşlılarda cilt bariyeri daha hassas" Cilt kuruluğunun ardından enfeksiyon riskinin arttığına dikkat çeken Dr. Karaoğlu, özellikle çocuklar ve yaşlılarda cilt bariyerinin daha hassas olduğunu vurguladı. Karaoğlu, "Kuruluk kozmetik bir problem olarak görülmemeli, mutlaka tedavi edilmelidir. Banyodan sonra cilt henüz nemliyken, tamamen kurulamadan nemlendirici uygulanmalıdır. Banyo yağları veya cilde uygun onarıcı nemlendiriciler tercih edilebilir" dedi. Kapalı alanlarda kullanılan klima ve sobaların ortam nemini daha da azalttığını belirten Karaoğlu, "Özellikle kuru bölgelerde yaşayan kişilerde kış aylarında cilt kuruluğu daha sık görülür. Yüz için banyo sonrası ve gün içinde nemlendirme yapılmalı, yüz günde en az iki kez nemlendirilmelidir" şeklinde konuştu. "Her cilt tipi mutlaka nemlendirilmelidir" Yüz bakımıyla ilgili yanlış bilinen bilgiler olduğuna da değinen Dr. Sema Karaoğlu, "Bazı hastalarımız ’benim yüzüm çok yağlı, nemlendirici kullanmaya ihtiyacım yok’ ya da ’şu komşuma iyi gelmiş bana da iyi gelir’ diyerek ürün kullanıyorlar. Bu durumlar çok yanlış. Her cilt tipinin nemlendirme ihtiyacı farklı olabilir. Cildiniz kuru da olsa yağlı da olsa mutlaka nemlendirmeniz gerekli. Yağ ile su karıştırılmamalı. Birisi yağ, birisi cildin su ihtiyacı. Eğer cildiniz yağlıysa ve yüzünüzde kızarıklık- kepek oluştuysa hastalarımız kuru cilt tipine uygun ürün kullanıyorlar. Oysaki orada zaten yağ fazlalığı var, nem ihtiyacı var. Uygun nemlendiriciler kullanılmadığı için şikâyetler artıyor. Bu yüzden de yüzde kuruluk, kepeklenme ve kaşıntı artıyor. Her cilt tipinin nemlendirme ihtiyacı vardır. Yağ ve su ihtiyacı birbirinden farklıdır" dedi.
‘Anne Oteli’ zorlu kış şartlarında hastalar için sıcak bir yuva oldu
06 Ocak 2026 Salı - 16:26 ‘Anne Oteli’ zorlu kış şartlarında hastalar için sıcak bir yuva oldu Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde olumsuz hava şartları ve ulaşım zorlukları nedeniyle sağlık hizmetine erişimde güçlük yaşayan anne adayları "Anne Oteli"nde misafir ediliyor. Bölgedeki halkın yanı sıra İran ve Irak’tan gelen kadınların da tercih ettiği Yüksekova Devlet Hastanesi, sunduğu konaklama ve sağlık imkanlarıyla hayati bir görev üstleniyor. Yüksekova Devlet Hastanesi, 2016 yılından bu yana sürdürdüğü "Anne Dostu Hastane" vizyonu kapsamında özellikle kış aylarında yolları kapanan köylerden ve çevre ilçelerden gelen gebeler için "Anne Oteli" hizmetini de titizlikle yürütüyor. Şemdinli ve Derecik ilçeleriyle Esendere beldesi gibi ulaşımı zor noktalardan gelen anne adayları, doğum öncesi ve sonrasındaki kritik süreçleri bu merkezde güven içinde geçiriyor. Hastanede görev yapan Ebe Sarice Ulalı, Anne Oteli’nin sağladığı imkanların hem bebek sağlığı hem de anne konforu açısından kritik olduğunu vurguladı. Ulalı, "Anne Otelimiz, bebeği hastanede tedavi gören annelerin emzirme ve bakım sürecini kesintisiz sürdürebilmesi amacıyla hizmet vermektedir. Özellikle olumsuz hava sebebiyle ve ulaşım zorlukları nedeniyle mağduriyet yaşayabilecek annelerimize, sosyal hizmet kapsamında güvenli konaklama imkanı sunuyoruz. Burada sadece barınma değil; doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası süreçlere dair hem teorik hem de uygulamalı eğitimler de veriyoruz" dedi. Modern tıbbi donanımı ve "Anne Dostu" uygulamalarıyla dikkat çeken hastane, sadece çevre illere değil, sınır komşuları İran ve Irak’tan gelen hastalara da kapılarını açıyor. Sağlık turizmi kapsamında bölgeye gelen yabancı anne adayları, doğum süreçlerini uzman personel gözetiminde ve Anne Oteli konforunda tamamlıyor. Hastanede konaklayan anne adayları, gebelik döneminde karşılaşılan sorunlar ve çocuk sağlığı gibi konularda eğitim programlarına katılarak bilinçli birer ebeveyn olma yolunda destek alıyor.
Kasık fıtıklarında erken tanı hayati önem taşıyor
06 Ocak 2026 Salı - 16:21 Kasık fıtıklarında erken tanı hayati önem taşıyor Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Levent A. Kazak, kasık bölgesinde oluşan şişlik ve ağrının hafife alınmaması gerektiğini belirterek, "Erken tanı, kasık fıtığında ciddi risklerin önüne geçer" dedi. Kasık fıtıklarının toplumda sık görülen ancak ihmal edildiğinde hayati sonuçlara yol açabilen bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Levent A. Kazak, hastalığın karın içi organların kasık bölgesindeki zayıf noktalardan dışarı doğru çıkmasıyla oluştuğunu söyledi. Kazak, erkeklerde kadınlara oranla yaklaşık 10 kat daha fazla görülen kasık fıtığının, erkeklerde yaşam boyu görülme riskinin yüzde 25 civarında olduğunu ifade etti. Kasık fıtığının en belirgin belirtilerinin kasık bölgesinde şişlik, ağrı ve rahatsızlık hissi olduğunu belirten Kazak, bazı vakalarda şişliğin hentbol topu büyüklüğüne kadar ulaşabildiğini kaydetti. Hastalığın tedavi edilmemesi halinde ciddi komplikasyonlara yol açabileceğini dile getiren Kazak, "Bağırsak ve yağ dokusunun sıkışarak çürümesi yani nekroza gitmesi, kan zehirlenmesine kadar varabilen ağır tablolara neden olabilir. Ayrıca fıtığın uzun süre testis torbasında kalması testis fonksiyonlarını bozabilir, genç hastalarda kısırlık riskini artırabilir" diye konuştu. Kasık bölgesinde şişlik ve ağrı hisseden hastaların vakit kaybetmeden bir genel cerrahi uzmanına başvurması gerektiğinin altını çizen Opr. Dr. Levent A. Kazak, erken teşhis ve uygun tedaviyle kasık fıtıklarının büyük ölçüde sorunsuz şekilde tedavi edilebildiğini sözlerine ekledi.
Uzmanı uyardı: "Kayakta basit yaralanmalar büyük sakatlıklara yol açabilir"
06 Ocak 2026 Salı - 15:20 Uzmanı uyardı: "Kayakta basit yaralanmalar büyük sakatlıklara yol açabilir" Kış mevsiminin gelmesi ve kayak sezonunun başlamasıyla birçok kırık, bağ yaralanmaları ve sakatlanma vakalarıyla karşılaştıklarını söyleyen Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Metehan Saraçoğlu, "Kayak sporunda basit yaralanmalar büyük sakatlıklara sebep olabiliyor, bu yüzden mutlaka gerekli tedbirler alınmalı. Omurga yaralanmalarına mahal verilmemeli" dedi. Liv Hospital Samsun Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Opr. Dr. Metehan Saraçoğlu, kış mevsimiyle başlayan kayak sezonu sakatlanmaları hakkında uyarılarda bulundu. Kış mevsiminin gelmesi ve kayak sezonunun başlamasıyla birçok kırık, bağ yaralanmaları ve sakatlanma vakalarıyla karşılaştıklarını söyleyen Opr. Dr. Saraçoğlu, "Basit yaralanmalar büyük sakatlıklara sebep olabiliyor, bu yüzden mutlaka gerekli tedbirler alınmalı, omurga yaralanmalarına mahal verilmemeli. Diz sakatlanmaları, bilek sakatlıkları, bağ kopmaları yaşandığı için gerekli tedbirler alınmalı, kayakta dikkatli olunmalı. Kayma esnasında düşme yaşandığında ağırlık dizlere biniyor ve bu yüzden sakatlanma riski artıyor. El-bilek yaralanmaları, diz-ayak bileği sakatlıkları, kaburga kırıkları ve omurga zedelenmeleri tehlikeli boyutlara gelebiliyor" diye konuştu. "Kayak öncesi ısınma yapılmalı" Kayak yapmadan önce mutlaka ısınma hareketleri yapılması gerektiğine değinen Op. Dr. Saraçoğlu, "Kayak öncesi mutlaka eğitim alınmalı, bilenler için ekipman doğru olmalı, kişiye uygun seçilmeli ve botlar düzgün şekilde sıkı bağlanmalı. Bileklikler kullanılmalı. Kayak öncesi mutlaka ısınma hareketleri yapılmalı vücut ve kaslar kayağa hazırlanmalı" diye konuştu. "Kayak sakatlanmalarında fizik tedavi tercih edilebilir" Herhangi bir sakatlanma veya düşme yaşandığında mutlaka sağlık merkezine başvurulması gerektiğini vurgulayan Opr. Dr. Saraçoğlu, "Önemsenmeyen küçük bir düşme, büyük sakatlığa dönüşebilir. Hekime başvurularak yaralanmanın ne durumda olduğu takip edilmeli. Yaralanmanın ağır ve ağrılı olduğu durumda doğru teşhis konularak hızlıca doğru tedavi uygulanmalı. Kırılma ve bağ kopma durumlarında genç ve hareketli bireylerde cerrahi tedavi uygulanabilirken, aktivite seviyesi düşük kişilerde ise fizik tedavi uygulanabiliyor. Tamamen kişiye ve sakatlığına bağlı bir durum tedavi süreci. Yine cerrahi işlem sonrası hastanın mutlaka fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecini başlatıyoruz. Hızlı iyileşme için etkili bir tedavi planlaması yaparak hastanın kısa sürede günlük rutinine adapte olmasını sağlıyoruz" şeklinde konuştu.
Sessiz katile karşı basit önlemler hayat kurtarır
06 Ocak 2026 Salı - 14:58 Sessiz katile karşı basit önlemler hayat kurtarır Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, her yıl onlarca insanın ölümüne neden olan karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı uyarılarda bulundu. Bursa’nın özellikle kış aylarında, soğuk havanın ardından gelen şiddetli lodosa maruz kalabildiğini belirten Uzm. Dr. Çetin, vatandaşların bu sebeple ısıtıcı kullanımında azami dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. Halk arasında ’Sessiz Katil’ olarak da bilinen, rengi ve kokusu bulunmayan karbonmonoksit gazının yüksek düzeyde alınmasının birkaç dakika içinde ölüme neden olacağını hatırlatan Çetin, "Bu yüzden İnsanlar zehirlendiğinin farkına bile varmadan bir daha uyanamayacakları bir uykuya dalmaktadırlar. Karbonmonoksit zehirlenmeleri büyük ölçüde kullanılan ısıtıcıların bakımı yapılmadığında ya da dikkatsizce kullanıldığında gerçekleşir" dedi. Karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı alınacak önlemlerin basit fakat hayati derecede önemli olduğunu belirten Çetin, karbonmonoksit zehirlenmesine karşı uzman önerilerini dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi. Şofben ve kombi kullanılan alanların da yeterince havalandırılması gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Çetin, "Bunun yanı sıra soba kullanmak zorunda kalan vatandaşlarımız sobayı yakmak zorunda kaldıklarında dikkatle takibini gerçekleştirmelidirler. Bacalar uzmanların belirlediği standartlara uygun olmalı, bu kapsamda baca bağlantıları düzenli aralıklarla kontrol edilmelidir." şeklinde konuştu. Ayrıca, bacaların her yıl düzenli olarak temizlenmesi gerektiğini söyleyen Çetin, baca ve doğalgaz tesisatlarında aşınma, yerinden oynama, tadilat gibi sebeplerle kaçak olmadığından emin olunması ve yetkili kişilerce onarılmasının gerektiğinin altını çizdi. 112’yi Arayın Belirtileri zor fark edilen, fark edilmesi ile ölüm arasında çok az zaman olduğunu özellikle belirten Çetin, sözlerini şu şekilde sürdürdü; "Karbonmonoksit zehirlenmesi belirtileri, aniden gelişen grip gibidir. Aniden başlayan baş ağrısı, halsizlik, burun akıntısı, hapşırık gibi belirtiler varsa karbonmonoksit zehirlenmesinden şüphe edilip, derhal açık havaya çıkılmalıdır. Bulundukları ortam hemen havalandırılmalı ve vakit kaybetmeden 112’ye haber verilmelidir." Son olarak vatandaşların göstereceği azami dikkat ile karbonmonoksit zehirlenmelerinin en aza ineceğinin altını çizen Uzm. Dr. Çetin, zehirlenmenin tedavisinin korunmaktan daha zor olduğunu sözlerine ekledi.
Antalya’nın ilk ‘Menopoz Okulu’ Kepez Devlet Hastanesi’nde açıldı
06 Ocak 2026 Salı - 14:13 Antalya’nın ilk ‘Menopoz Okulu’ Kepez Devlet Hastanesi’nde açıldı Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında Antalya’da bir ilk gerçekleştirildi. Kepez Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Menopoz Okulu düzenlenen törenle açıldı. Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü koordinasyonunda toplumun sağlık okuryazarlığını artırmaya yönelik yürütülen çalışmalar kapsamında Antalya’da Kepez Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan Menopoz Okulu, düzenlenen törenle hizmete açıldı. Türkiye genelinde 2015 yılından bu yana uygulanan ve kadınların yaşam kalitesini artırmayı hedefleyen Menopoz Okulu programı, bu açılışla birlikte ilk kez Antalya’da hayata geçirilmiş oldu. Kepez Devlet Hastanesi Menopoz Okulu, kadınların menopoz dönemini bir hastalık olarak değil, yaşamın doğal ve sağlıklı bir evresi olarak karşılamalarını amaçlıyor. Program kapsamında kadınlara alanında uzman sağlık profesyonelleri tarafından menopoz sürecinde yaşanan fiziksel ve ruhsal değişimlerle baş etme yöntemleri, kemik sağlığının korunmasına yönelik beslenme ve egzersiz alışkanlıkları ile osteoporoz ve kalp-damar hastalıkları gibi dönemsel risklere karşı alınması gereken önlemler konusunda eğitimler verilecek. "Kadın sağlığı için örnek bir uygulama" Kepez Devlet Hastanesi Başhekimi Ramazan Gürkan, projenin kadın sağlığı açısından önemine dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: "Hastaneler bildiğimiz gibi tanı ve tedavi merkezi, yataklı tedavi kurumları. Ancak tanı ve tedavinin yanında sağlığı geliştirici, sağlık sistemini koruyucu, bilgi ve eğitim kurumlarıyız. Sağlık Okuryazarlığı adı altında bakanlığımız 2015’te bir proje başlatmıştı. Bu bağlamda Menopoz Okulu Antalya’da ilk kez hastanemizde açıldı. Kadınların hayatının belli bir döneminde sıkıntılı geçebilen bu süreci, hastaları bilgilendirerek, bilinçlendirerek daha sağlıklı ve mutlu geçirmelerini sağlamak için bu hizmete ön ayak olduk." Başhekim Gürkan, hastane bünyesinde daha önce anne okulu, gebe okulu ve anne oteli gibi birçok projeyi hayata geçirdiklerini de belirterek, normal doğuma teşvik konusunda Türkiye genelinde ödüle layık görüldüklerini ve her gebeye bir ebe uygulamasını başlattıklarını ifade etti. "Menopoz döneminde eğitime daha fazla ihtiyaç var" Kepez Devlet Hastanesi Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Gülcan Emir ise Menopoz Okulu’nun büyük bir ihtiyaca karşılık geldiğini vurgulayarak, "Kadınların doğurganlık ve gebelik döneminde eğitime ihtiyacı olduğu gibi menopoz döneminde buna iki kat daha fazla ihtiyaçları var. Menopoz Okulu’nu bu dönemin bir hastalık olmadığını, yaşam enerjisinin düşmesine neden olmaması gerektiğini anlatmak, beslenmeden egzersize, düzenli kontrollerden farkındalığa kadar kadınları bilinçlendirmek amacıyla oluşturduk" dedi. Eğitimler haftanın belirli günlerinde verilecek Kepez Devlet Hastanesi Anne Dostu, Bebek Dostu Hastane Koordinatörü Elif Yılmaz, özellikle gebe okullarına gelen kadınların annelerinden yoğun talep aldıklarını belirterek, eğitimlerin haftada 3 gün planlandığını, pazartesi, salı ve perşembe günleri eğitimlerin yapılacağını, diğer günlerde ise egzersiz ve beslenme eğitimlerinin düzenleneceğini ifade etti. "Bu desteğe gerçekten ihtiyacımız var" Menopoz Okulu’ndan faydalanan Nurcan Eylenti de menopoz sürecinde yaşadığı belirtiler nedeniyle eğitime ihtiyaç duyduğunu belirterek, egzersiz, diyetisyen ve fizyoterapist desteğinin kendileri için çok önemli olduğunu söyledi. Menopoz Okulu, 6 Ocak itibarıyla hasta kabulüne ve eğitim faaliyetlerine başladı. Programdan faydalanmak isteyen vatandaşlar, Kepez Devlet Hastanesi ilgili birimlerine başvurarak detaylı bilgi alabilecek. Açılış törenine Antalya İl Sağlık Müdürlüğü Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Murat Türkyılmaz, Başkan Yardımcısı Ali Pota, Kepez Devlet Hastanesi Başhekimi Ramazan Gürkan, Başhekim Yardımcısı Gülden Toplu Öztürk ve Sağlık Bakım Hizmetleri Müdürü Gülcan Emir katıldı.