Son Dakika
|
Trump: "İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına asla izin vermeyeceğim"
İran: "Basra Körfezi'ndeki ABD'ye ait petrol tankeri uyarılara uymadığı için vuruldu"
Merkez Bankası faiz kararını açıkladı!
Şanlıurfa’da kuyumcuda hırsızlık anı kameraya yansıdı
MSB: "İncirlik bir Türk üssüdür, üs komutanı Türk Tuğgeneralimizdir"
ABD ordusu: "İran, hava gücünü her geçen gün kaybediyor"
İstanbul’da yabancılara sahte belge düzenleyen şebeke çökertildi: 13 gözaltı
İran, Bahreyn'de yakıt tanklarını vurdu
İran'da hayatını kaybeden üst düzey askeri yetkililer için cenaze töreni
Ziraat Türkiye Kupası’nda çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Kyrgyz Designer Brings Traditional Motifs to the International Runway
Ankara’da korkutan deprem!
Gazeteci Enver Aysever hakkında tahliye kararı
Trump: "İran’ın nükleer silahlara sahip olmasına asla izin vermeyeceğim"
İran'da 40 kişinin hayatını kaybettiği Risalet Meydanı yerle bir oldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’u kabul etti
Ezilmekten son anda kurtuldu
İran, Bahreyn'de yakıt tanklarını vurdu
SAĞLIK
Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı
12 Mart 2026 Perşembe - 16:06:56
Muş’un Hasköy Devlet Hastanesi bünyesinde açılan hemodiyaliz ünitesi, daha önce tedavi için kilometrelerce yol katetmek zorunda kalan hastalara büyük kolaylık sağladı. Hasköy ilçesinde bulunan devlet hastanesi bünyesinde hizmete açılan hemodiyaliz ünitesi, ilçede yaşayan böbrek hastalarının tedaviye erişimini kolaylaştırdı. 4 Şubat’ta hizmet vermeye başlayan ve 6 diyaliz makinesinin bulunduğu ünitede şu anda yaklaşık 21 hasta tedavi görüyor. Daha önce diyaliz tedavisi için Muş Devlet Hastanesi’ne gitmek zorunda kalan Hasköy ve köylerinde yaşayan hastalar, artık ilçede hizmet veren hemodiyaliz ünitesi sayesinde uzun yolculuklardan kurtuldu. Hasköy Devlet Hastanesi’nde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Balat, ünitenin yaklaşık bir aydır hizmet verdiğini belirterek, "Ünitemiz yaklaşık bir ay oldu açıldı. 6 yatağımız var. Şu an yaklaşık 21 hastamız var. Bundan önce hastalar çeşitli zorluklarla Muş merkez veya farklı yerlerde tedavi oluyorlardı. Burayı açtıktan sonra hastalar rahatlıkla diyalizlerini almakta. Hafta içi ve hafta sonu belli dönemlerde diyaliz seanslarımız var" dedi. Hasköy Devlet Hastanesi Birim Sorumlusu Fırat Narin ise ilçede kurulan hemodiyaliz ünitesinin bölge için önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade ederek, "Hasköy Devlet Hastanesi’nde gerçekten güzel bir hemodiyaliz ünitesi kurduk. Hastanemizde şu anda 21 hasta hemodiyaliz tedavisi görmekte. Pazartesi, çarşamba, cuma bir ekip, salı, perşembe ve cumartesi ise diğer ekip tedavi yapmakta. Hastalarımız haftada 12 saat, günlük 4 saat diyaliz tedavisi alıyor. Diyalize giren hastalar sadece Hasköy’den değil, mesafe olarak yakın olduğu için Korkut ilçesi ve köylerinden de geliyor. Hatta Tokat’tan gelen hastamız da mevcut. Ünitemiz ayrıca tatil hemodiyalizi hizmeti de veriyor. 6 makine ile hizmet veren hastanemiz, akşam seansıyla birlikte 34-36 hastaya kadar kapasiteye sahip. İlçede hemodiyaliz ünitesinin açılması Hasköy ve Korkut ilçelerindeki hastaları ciddi şekilde rahatlattı" diye konuştu. Diyaliz tedavisi için üniteden yararlanan 53 yaşındaki Fevzi Zeytun ise daha önce tedavi için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıklarını belirterek, "Korkut’un Altınova köyündenim. 53 yaşındayım. Son 8 aydır diyalize giriyorum. Son 3 yıldır da görme engelliyim. Arkadaşlar sağ olsun, görme engelli olmama rağmen bir sıkıntım olduğunda hemen ilgileniyorlar. Bizim yaşadığımız yer Muş merkeze 40-45 kilometre uzaklıkta. Hasköy’e ise yaklaşık 20 kilometre mesafede. Buradan evimize gitmek 20 dakika sürüyor fakat Muş merkeze gittiğimizde yol çok zamanımızı alıyordu. Allah devletten razı olsun" şeklinde konuştu.
12 Mart 2026 Perşembe - 15:45
Türkiye’de 72 bin diyaliz hastası bulunuyor
Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Dünya Böbrek Günü kapsamında, Türk Böbrek Vakfı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan 2,5 metre yüksekliğinde dev böbrek maketi, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılandı. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi. Düzenlenen etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekildi hem de su kaynaklarının korunmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2-2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor" dedi. Erk, kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir" dedi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek, "Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır" dedi. Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan bahsederek, "Kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür), vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır" dedi.
12 Mart 2026 Perşembe - 14:58
Dünya Glokom Gününde ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı
Diyarbakır’da Dünya Glokom Günü dolayısıyla düzenlenen etkinlikte ücretsiz göz tansiyonu ölçümü yapıldı. Dicle Üniversitesi Hastanesi ana bina poliklinikleri ile Tıp Fakültesi Dekanlığı girişinde kurulan stantlarda hasta, hasta yakınları ve öğrencilerin göz tansiyonları ücretsiz olarak ölçüldü. Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Uğur Keklikçi, glokom hastalığının çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebildiğine dikkat çekerek, "Glokom, halk arasında bilinen adıyla göz tansiyonu, tedavi edilmediğinde kalıcı görme kaybına yol açabilen önemli bir göz hastalığıdır. Hastalık erken dönemde çoğu zaman belirti göstermediği için düzenli göz muayeneleri büyük önem taşımaktadır. Özellikle risk grubunda bulunan bireylerin belirli aralıklarla göz kontrollerini yaptırmaları, muhtemel görme kayıplarının önlenmesi açısından hayati önem taşımaktadır" dedi. Etkinlik kapsamında kurulan stantlarda vatandaşlara glokom hakkında bilgilendirici broşürler dağıtılırken, göz tansiyonu ölçümü yapılan katılımcılara hastalık hakkında görevliler tarafından bilgi verildi.
12 Mart 2026 Perşembe - 14:39
Karadeniz Ereğli’de gebe okulu hizmete açıldı
Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde anne adaylarına yönelik "Gebe Okulu" hizmete açıldı. Gebe okulunda anne adaylarına gebelik süreci, doğuma hazırlık ve bebek bakımı konularında kapsamlı eğitimlerin ücretsiz verileceği belirtildi. Program kapsamında anne adaylarının doğum sürecine daha bilinçli ve hazırlıklı girmelerinin amaçlandığı ifade edildi. Gebe okulunda düzenlenecek eğitimlerde doğuma hazırlık dersleri, gebelik süreci hakkında bilgilendirmeler ve bebek bakımı gibi konular ele alınacak. Eğitimler, alanında uzman ve tecrübeli eğitmenler tarafından gerçekleştirilecek. Öte yandan Ereğli Anadolu Hastanesi yönetimi, gebe okulu kapsamında verilen tüm eğitim ve hizmetlerin tamamen ücretsiz olduğunu da vurguladı. Yetkililer, anne adaylarının ve ailelerin programa katılarak hem doğum süreci hem de bebek bakımı konusunda önemli bilgiler edinebileceğini belirtti. Eğitimlere katılmak isteyen anne adaylarının hastane ile iletişime geçerek kayıt yaptırabileceği bildirildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
11 Mart 2026 Çarşamba- 09:34
"Glokom belirti vermeden görme kaybına yol açabilir"
2
12 Mart 2026 Perşembe- 12:53
Türkiye’de her 7 kişiden biri böbrek hastası
3
05 Şubat 2026 Perşembe- 09:40
Kıbrıs’tan gelen küçük bir kalp, zamanında müdahalelerle sağlığına kavuştu
4
11 Mart 2026 Çarşamba- 14:47
Üroloji Uzmanı Dr. Şığva: "Taş hastalığı böbrek kaybına yol açıyor"
5
11 Mart 2026 Çarşamba- 10:18
Gümüşhane’de bel fıtığı vakaları Türkiye ortalamasının üzerinde
06 Ocak 2026 Salı - 11:08
Yine sıcak su torbası yine facia: "Koyduktan 3 dakika sonra patladı"
Tedavi amaçlı kullanılan sıcak su torbalarının patlaması sonucu vücutta yanıklar oluşabiliyor. Karnına koyduğu sıcak su torbası patlayan 28 yaşındaki Deniz Turhan acı içinde kaldı. Turhan, "Karnım çok ağrıdığı için koymuştum. Çok korktum, havasını aldım ama çok kaynardı, 6-7 yıllık bir su torbasıydı, şu an kesinlikle kullanmayacağım. Acısını çeken bilir, o kadar acılı bir süreç yaşadım ki koyduktan yaklaşık 3 dakika sonra oldu" dedi.
06 Ocak 2026 Salı - 10:46
"Bitter çikolata hipertansiyonu düşürebilir"
3-4 hafta düzenli ve belirli oranda tüketilen bitter çikolatanın tansiyonu anlamlı oranda düşürebildiğini ifade eden Dyt. Berna Arslan, bitter çikolatanın kalp ve genel sağlık üzerine etkileri hakkında bilgi verdi. Medicana Ataköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Berna Arslan, "Çikolata küçükten büyüğe hemen herkesin severek tükettiği bir gıda olarak biliniyor. Fakat fazlası kalori olduğu için de kilo aldırdığından şikayet ediliyor. Ancak son dönemlerde çikolatanın bitter versiyonunun kalp damar sağlığı ile genel sağlık üzerine faydaları araştırılıyor. Bitter çikolata diğer çikolatalardan daha faydalı" açıklaması yaptı. Dyt. Berna Arslan, "Bitter çikolatayı diğer türlerden ayıran en önemli özellik, yüksek kakao oranıdır. Kakao, flavonoid ve polifenoller gibi güçlü antioksidanlar içerir. Bu bileşikler, oksidatif stresi azaltarak hücre hasarını sınırlar ve damar iç yüzeyinin daha sağlıklı çalışmasına katkı sağlar. Düzenli ve ölçülü kakao tüketiminin damar sertliğini azaltabileceği ve kalp-damar hastalıkları riskini düşürebileceği bildirilmektedir" dedi. Sınırsız tüketilmemelidir Araştırmaların, her gün az miktarda bitter çikolata tüketiminin, özellikle hipertansiyon riski taşıyan bireylerde kan basıncında hafif ama anlamlı düşüşler sağlayabileceğini gösterdiğine değinen Dyt. Berna Arslan, "Bu etkinin genellikle 3-4 haftalık düzenli tüketim sonrasında ortaya çıktığı belirtilmektedir. Günlük önerilen 20-30 gram bitter çikolata, ortalama 2-3 küçük kareye denk gelir. Bu miktar sağlık yararları için yeterlidir. Ancak bitter çikolata enerji yoğun bir besindir, 100 gramı yaklaşık 500-550 kalori içerir. Fazla tüketildiğinde, fark edilmeden yüksek kalori alımına ve zamanla kilo artışına yol açabilir. Bu nedenle "sağlıklı" olsa da sınırsız tüketilmemelidir" şeklinde görüş verdi. Yaşlanmayı yavaşlatabilir Bitter çikolatanın antioksidan içerdiğini ifade eden Dyt. Arslan, "Bitter çikolata hakkında sıkça dile getirilen "yaşlanmayı yavaşlatır" ifadesi, içerdiği antioksidanların hücre sağlığını desteklemesine dayanmaktadır. Ancak bu etki tek başına yeterli değildir, dengeli beslenme ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla birlikte anlam kazanır. Ayrıca bazı bileşenleri serotonin ve endorfin salınımını destekleyerek ruh halinin iyileşmesine katkı sağlayabilir. Flavonoidlerin beyin kan akışını artırabileceğine dair bulgular da mevcuttur" diye konuştu. Kakao oranı en az yüzde 70 olmalıdır Bitter çikolatanın sağlık etkilerinden yararlanmak için kakao oranı en az yüzde 70 olan, şeker ve katkı maddesi düşük ürünler tercih edilmesi gerektiğini kaydeden Dyt. Arslan, "Sütlü ve beyaz çikolatalar, düşük kakao içerikleri nedeniyle aynı etkilere sahip değildir. Bitter çikolata, ölçülü tüketildiğinde kalp-damar sağlığını destekleyen ve antioksidan içeriğiyle genel sağlığa katkı sağlayan bir besindir. Ancak sağlıklı yaşamın temeli, tek bir besin değil, dengeli ve sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarıdır. Tatlı bir keyfi, bilinçli bir alışkanlığa dönüştürmek mümkündür" dedi.
06 Ocak 2026 Salı - 10:45
Yine sıcak su torbası yine facia: "Koyduktan 3 dakika sonra patladı"
Karnına koyduğu sıcak su torbası patlayan 28 yaşındaki Deniz Turhan acı içinde kaldı. Turhan, "Karnım çok ağrıdığı için koymuştum. Çok korktum, havasını aldım ama çok kaynardı, 6-7 yıllık bir su torbasıydı, şu an kesinlikle kullanmayacağım. Acısını çeken bilir, o kadar acılı bir süreç yaşadım ki koyduktan yaklaşık 3 dakika sonra oldu" dedi. Hastasının durumuna ilişkin konuşan Prof. Dr. Yakup Çil, "Uyluk ve karın alt bölgesinde yanık var. Kış döneminde bu tarz yaralanmalar çok görmeye başladık. Torbaların yanında kavanozlara da sıcak su koyup ağrıyan bölgelerine koyan hastalarımız oluyor. Bu şişeler patladığı zaman hem yanık hem o cam parçalarına bağlı yaralanmalar meydana gelebiliyor, çok dikkat etmek gerekir" diye konuştu. İstanbul’un Gaziosmanpaşa ilçesinde oturan 28 yaşındaki Deniz Turhan’ın iddiaya göre 30 Aralık Salı günü akşamı yakınlarıyla birlikteyken saat 22.00 sıralarında ağrı nedeniyle karnına koyduğu sıcak su torbası patladı, genç kız acılar içinde kaldı. Torbayı koyduktan çok kısa bir süre sonra vücudunda sıcaklık hissettiğini belirten genç kız, panikle kıyafetlerini çıkarttı. Kendisine ilk müdahaleyi yapan genç kız, ertesi gün İstinye Üniversitesi Medical Park Hastanesi’ne başvurdu. Turhan’ın tedavisine başlanırken karın ve uyluk bölgelerinde yanık tespit edildi. Genç kız, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil ve ekibi tarafından tedavisi gerçekleştirilerek kontrolleri sürdürülmek üzere evinin yolunu tuttu. Kontrolüne gelen Turhan, yaşadığı zorlu süreci anlatırken Prof. Dr. Çil, hastasının durumuna ilişkin bilgi verdi. Prof. Dr. Çil, bu durumlarda ilk yapılması gerekenleri sıralarken vatandaşlara önemli uyarılarda bulundu. "Çok kaynardı, acısını çeken bilir" Karnı ağrıdığı için koyduğu sıcak su torbasının patlamasıyla büyük bir panik yaşadığını söyleyen 28 yaşındaki Deniz Turhan, "Akşam karnım çok ağrıdığı için sıcak su torbası koymuştum. Bir anda bir sıcaklık hissettim. Bir 15 saniye kaldı orada, sonra hızlı bir şekilde çıkarttım. Hekimimle iletişime geçerek ilk yapmam gereken şeyler hakkında bilgi aldım. Söylediklerini uyguladım. Eğer dediklerini yapmasaydım 3’üncü derece gibi bir yanık olabilirmiş. Herhangi bir ses duymadım, karnımda çok sıcaklık hissettim. Hatta ilk anlayamadım zaten sıcak su torbası çok kaynardı, o an onun sıcaklığı sandım. Çok panikledim, korktum, hatırlamak istemiyorum. Havasını aldım ama normalde sıcak su konulması gerekiyormuş sanırım benimkisi baya kaynardı. Çok eski bir sıcak su torbasıydı, belki bir 6-7 yıllık. Sanırım onların son kullanma tarihi var ama o an dikkat etmedim, orada bir hata yapmış olabilirim. Sıcak su torbası olmadan yaşayamayan birisiydim, şu an kesinlikle kullanmayacağım. Bunun acısını çeken bilir, o kadar acılı bir süreç yaşadım ki bence herkes dikkat etmeli. Şu an karın bölgemde ve üst bacağımda bir yanık var. Sıcak su torbasını koyduktan yaklaşık 3 dakika sonra oldu" diye konuştu. "Cam kavanozu karnına koyanlar var, hem yanık hem cam yaralanmaları olabiliyor" ‘Hastamız genç bir bayan, 28 yaşında karın bölgesindeki ağrı sebebiyle sıcak su torbası koymuş’ diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Yakup Çil, "Torbanın patlaması sonucu yanık meydana gelmiş. İlk başta o bölgede ağrı ve sıcaklık hissetmiş, patladığını anlayınca hemen çıkarmış ve bize ulaşıldı. Böyle bir durumda ilk iş; sıcak su olduğu için temas etmiş kıyafetlerimizi çıkarmamız gerekir. Sonra orada soğutma işlemine başlamamız lazım. İşleme erken dönemde başlamaz isek bölgede yanığın derecesi artabilir. 3’üncü, en derin derecede yanık meydana gelebilecekken 2’nci derecede su toplamasının olduğu bir yanık meydana gelmiş oldu. Ne yazık ki bu kış döneminde özellikle bu tarz yaralanmalar çok görmeye başladık. Sıcak su torbalarının yanında kavanozları da sıcak su koyup karın, ayak, bacak bölgesine veya ağrıyan değişik bölgelere koyan hastalarımız oluyor. Çok ciddi yanıklar meydana geliyor. Bu şişeler patladığı zaman hem yanık hem o cam parçalarına bağlı yaralanmalar meydana gelebiliyor, çok dikkat etmek gerekir. Özellikle eğer şeker hastasıysanız veya duyusal olarak bazı bölgelerde hisleriniz azalmış ise ne yazık ki çok ciddi yanıklar meydana geldiğini görmekteyiz" dedi. "6-7 yıldır kullanılan sıcak su torbasının patlaması sonucu oluşan bir yaralanma" Hastasının kıyafetlerini hızlıca çıkarmasının sürece katkı sunduğunu söyleyen Prof. Dr. Çil, "Kıyafetlerini erken dönemde çıkardığı için genital bölgede bir yanık meydana gelmemiş oldu. Bütün işlemleri doğru yapmasına rağmen 2’nci derece sıvı toplanmasının olduğu bir yanık meydana geldi. Hemen pansuman tedavisine başladık. Uyluk ve karın alt bölgesinde şu an yanık var. Özellikle böyle ürünlerin çok kaliteli materyallerden yapılması gerekiyor. Çok sıcak su koymamanız gerekiyor, çok sıcak su koyarsanız patlama meydana gelebiliyor. Böyle malzemeler genellikle plastik malzemeden üretiliyor ve patlamaya meyilli oluyor. Eğer ki çok uzun süre kullanılmış bir sıcak su torbası kullanıyorsanız daha dikkatli olmanız lazım. Hastamızda da yaklaşık 6-7 yıldır kullanılan bir sıcak su torbasının patlaması sonucu meydana gelen bir yaralanma söz konusu. Eski mi, yıpranmış mı, kapağı tam olarak kapanıyor mu? Koyduğumuz sıcak suyun derecesinin çok fazla olmaması gerekiyor. Hastalarımızda gördüğümüz en büyük yanılgı; iç çamaşırının içine sokuyor. 10 saniyelik bir yaralanmayla 1 dakikalık yaralanma bir değil" ifadelerini kullandı.
06 Ocak 2026 Salı - 10:38
Uzmanından kadın kanserlerinde erken tanı uyarısı
Kadınlarda en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer alan kanser türleri, erken tanı sayesinde tedavi edilebiliyor. Medicana Sivas Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Ali Yanık, kadınlarda en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer alan kanser türlerinde erken tanının hayat kurtardığını belirterek düzenli tarama testlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Prof. Dr. Ali Yanık, dünya genelinde kadınları tehdit eden kanser türlerinin başında meme, kolorektal ve tiroid kanserlerinin geldiğini, bunları kadın genital kanserlerinin takip ettiğini ifade etti. Yanık, rahim ağzı, rahim içi ve yumurtalık kanserlerinde erken teşhisin hayati önem taşıdığını söyledi. "Rahim ağzı kanseri erken tanıyla tedavi edilebilir" Rahim ağzı kanserinin erken evrede tespit edilmesinin tedavi başarısını tamamen etkilediğini vurgulayan Yanık, "Kadın kanserlerinin en önemli özelliklerinden biri, rahim ağzı kanserlerinde erken tanının mümkün olmasıdır. Erken tanı konulduğunda bu hastalık tedavi edilebilir. Az gelişmiş ülkelerde en sık görülen kadın kanseri rahim ağzı kanseridir. Gelişmiş ülkelerde ise rahim içi kanserleri daha yaygındır. Rahim ağzı kanserinde taramayı smear ve HPV testleriyle sağlıyoruz. 30 yaşından sonra HPV testini 5 yılda bir, smear testini ise 3 yılda bir yaptırmak büyük önem taşıyor." ifadelerini kullandı. "HPV pozitif olmak, kanser olmak anlamına gelmez" HPV testinin pozitif çıkmasının kanserle eş anlamlı olmadığını vurgulayan Yanık, "HPV pozitif çıkan kişiler hemen panik olmamalıdır. Vücudun bağışıklık sistemi bu virüsü genellikle 16 ila 36 ay arasında temizler. HPV pozitif hastaların yalnızca yüzde 1,3’ünde ilerleme gözlenir. Kanser öncüsü lezyonlar genellikle 10 yılda, kanser ise ortalama 15 yılda gelişir. Bu dönemde yapılan erken tanı ile basit cerrahi yöntemlerle yüzde yüz tedavi mümkündür. Ancak ileri evrelerde başarı oranı düşmektedir." dedi. "Erken tanı, büyük oranda kanserden kurtulmak demektir" Kadın kanserlerinden korunmada erken tanının belirleyici olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ali Yanık, şu önerilerde bulundu: "Kanserden korunmanın en önemli yolu, tarama testlerini ihmal etmemektir. Sağlıklı beslenin, obeziteyle mücadele edin, sigaradan uzak durun. Her yıl jinekolojik muayenenizi yaptırın, smear testinizi aldırın ve düzenli aralıklarla HPV taraması yaptırın ve HPV aşısı olun. Unutmayın, erken tanı rahim ağzı kanserinde ve diğer kanserlerde çok önemlidir. Erken tanı, kanserden kurtulmak için en önemli basamaktır."
06 Ocak 2026 Salı - 10:33
Yorgunluk haritası iyileşmenin yolunu gösteriyor
Stres, kaygı, uykusuzluk, hasta hissetme hali ve benzeri durumlar modern çağın insanından en çok duyulan şikayetler arasında yer alıyor. Bu şikayetlerin nedeni kimi zaman anlaşılamıyor ve kişi kendini mutsuz, asosyal ve sürekli depresif halde yaşamını sürdürürken bulabiliyor. Bu ruh halinin nedenleri hakkında bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tıbbi açıdan hastada bir sağlık sorunu olmadığı takdirde şikayetin nedenlerine ilişkin bir haritalama yöntemi oluşturulduğunu ve bu haritaya göre 3 adımlık tedavi sürecinin başlatıldığını aktardı. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Sürekli yorgunum diyen biri geldiğinde ilk adım nedenin haritasını çıkarmaktır. Ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu-durum, kaygı düzeyi, uyku, iş yaşamı, travma öyküsü ve stres faktörlerini tespit etmektir" açıklamasını yaptı. Modern yaşamın temposu, bitmeyen sorumluluklar ve dijital dünyanın hiç susmayan uyarıları Günümüzde pek çok kişi "sürekli yorgunum" cümlesini sıkça kuruyor ancak bu yorgunluğun kaynağı her zaman netleşmeyebiliyor. Stres, kaygı, uykusuzluk ve açıklanamayan halsizlik; zamanla kişinin sosyal yaşamdan kopmasına, mutsuzluk ve çökkünlük hissinin kalıcı hâle gelmesine yol açabiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, tıbbi bir neden saptanmayan bu tabloda ‘yorgunluk haritası’ adı verilen bütüncül bir değerlendirme yaklaşımının iyileşmenin yolunu gösterdiğini belirtiyor. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu durumu, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, travma öyküsü ve stres faktörlerinin tek tek ele alındığını, elde edilen bu haritaya göre ise üç adımlı bir tedavi sürecinin planlandığını dile getirdi. Uykusuzluk depresyon ve anksiyeteyi tetikliyor Uykusuzluğun, depresyon ve anksiyete gelişiminde en güçlü risk faktörü olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "İlişki iki yönlü; bozuk bir uyku, depresyon riskini artırır, depresyon ise zaten uykuya dalma güçlüğü, erken uyanma veya sık uyanma döngüleriyle uykuyu bozar. Telefon ışığına bakarak uyuduğumuz, gece uyanıp bildirim kontrol ettiğimiz bir dünyada dinlendirici uyku artık bir lüks gibi. Gün boyu süren fiziksel ve zihinsel yorgunluğun ardında çoğu zaman kaliteli uykunun olmaması yatar. Uyku, beynin pekiştirme, duygusal düzenleme ve toksinlerden arınma (Glimfatik Sistem) süreçleri için kritik öneme sahiptir. Kalitesiz veya yetersiz uyku, beynin bilişsel işlevlerini (dikkat, hafıza, karar verme) bozar, bu da kişinin kendini "beyin sisi" içinde hissetmesine ve daha çabuk zihinsel olarak yorulmasına neden olur" dedi. Uykusuzluğun duygusal dengesizliğe de neden olduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bu durum, kişinin duygusal olarak daha hassas, sinirli ve stresle başa çıkmada yetersiz kalmasına yol açar. Bu duygusal dengesizlik, zihinsel enerjinin hızla tükenmesine neden olur. Ayrıca bağışıklık sistemini etkileyerek inflamasyonu artırır; bu da halsizlik ve bitkinliğe yol açar" açıklamasını yaptı. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Araştırmalar, kronik uykusuzluğun depresyon gelişimi için güçlü bir risk faktörü olduğunu göstermektedir. Tedavi edilmeyen uyku bozuklukları, psikiyatrik semptomların tedavisini de zorlaştırır. Bu nedenle mutlaka psikiyatrik değerlendirme gerektirir" ifadelerini kullandı. Depresyon mu, tükenmişlik mi? Sınır giderek silikleşiyor Depresyon ve tükenmişlik arasındaki ayrımın her geçen gün daha zor hâle geldiğini belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, iki durumun sıklıkla birlikte görülebildiğine dikkat çekti. Tükenmişliğin çoğunlukla iş yaşamıyla sınırlı olduğunu ve işten uzaklaşıldığında belirtilerin hafifleyebildiğini aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, yorgunluk, isteksizlik ve duygusal çökkünlüğün yalnızca işle sınırlı kalmayıp hayatın tüm alanlarına yayıldığı, en az iki hafta süren dikkat dağınıklığı, işlev kaybı ve çökkünlük hâlinin ise depresyon açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Kronik kaygının zihni sürekli tetikte tutarak kas gerginliği, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, sindirim sorunları, uyku ve konsantrasyon bozukluklarına yol açtığını ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, modern iş yaşamındaki yüksek performans beklentileri, belirsiz rol tanımları, iş-özel yaşam sınırlarının kaybolması ve pandemi sonrası artan iş yükünün hem çalışan yetişkinlerde hem de gençlerde duygusal tükenmeyi belirgin biçimde artırdığını söyledi. Sınav ve kariyer baskısı, ekonomik belirsizlik ve sosyal medyanın yarattığı karşılaştırma kültürünün gençleri zihinsel olarak yorduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, uzun süren yorgunluk ve ruhsal belirtilerin mutlaka bir ruh sağlığı uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. İlk adım yorgunluğun haritasını çıkarmak ‘Sürekli yorgunum’ şikâyetiyle başvuran bir kişide ilk adımın nedenin kapsamlı biçimde ortaya konması olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, ayrıntılı bir psikiyatrik görüşme ile duygu durumu, kaygı düzeyi, uyku düzeni, iş yaşamı, stres faktörleri ve travma öyküsünün değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, anemi, tiroit bozuklukları, enfeksiyonlar ve vitamin eksiklikleri gibi tıbbi nedenlerin de dışlanmasının önemine dikkat çekerek, sosyal ve çevresel etkenlerin; ekonomik stres, bakım verme sorumlulukları ve iş yeri koşullarının yorgunluk üzerinde belirleyici rol oynadığını vurguladı. Tedavide duygusal düzenleme, stresle baş etme ve sınır koyma becerilerinin güçlendirilmesinin temel olduğunu ifade eden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, uyku hijyeni, dijital detoks ve fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı düzenlemelerinin zihinsel tükenmişliği azaltmada etkili olduğunu söyledi. Depresyon, anksiyete, panik atak, öfke kontrol sorunları veya obsesif belirtilerin eşlik ettiği durumlarda ise uygun tıbbi tedavilerin planlandığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, farkındalık ve nefes egzersizlerinin zihni sürekli tetikte tutan kaygı döngüsünü azalttığını, değer temelli yaşam, sosyal temas ve öz-şefkat pratiğinin tükenmişlikten korunmada önemli rol oynadığını dile getirdi. Ayrıca Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sınır koyma becerisinin, dijital uyaranların sınırlandırılmasının ve enerjiyi merkeze alan zaman yönetiminin kronik yorgunlukla mücadelede bilimsel olarak etkili yaklaşımlar arasında yer aldığını aktardı.
06 Ocak 2026 Salı - 10:29
Aşılar toplum sağlığını korumada hayati rol oynuyor
Pediatrist Özlem Çakmak Yılmaz, aşıların hem bireylerin hem de toplumun sağlığını korumada vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu belirterek, aşılanmanın önemine dikkat çekti. Aşıların her yıl dünyada milyonlarca çocuğu ölümcül bulaşıcı hastalıklardan koruduğunu vurgulayan Yılmaz, "Aşı olmayan her çocuk, henüz aşı yaşına gelmemiş ya da tıbbi nedenlerle aşı olamayan diğer çocuklar için ciddi bir risk oluşturuyor. Aşılar yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özlem Çakmak Yılmaz, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ve UNICEF gibi uluslararası sağlık kuruluşları tarafından da önerilen aşı programlarının yaşamsal önemini hatırlattı. Bu aşı programları sayesinde her yıl yaklaşık altı milyon insanın ölümünün engellendiğinin bildirildiğini kaydeden Uzm. Dr. Yılmaz, "Türkiye’de ise düzenli aşılama çalışmaları 1930’lu yıllardan bu yana sürdürülüyor. Çiçek hastalığının 1977’de dünyadan silinmesi, çocuk felcinin ise 2002’de Avrupa Bölgesi’nde eradike edilmesi (hastalığın etkeni ile birlikte yeryüzünden tamamen yok edilmesi), bu çalışmaların en önemli başarıları arasında yer alıyor. Günümüzde Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü ulusal aşı takviminde BCG, çocuk felci, difteri, tetanos, boğmaca, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, hepatit A ve B, suçiçeği ve pnömokok aşıları gibi birçok aşı ücretsiz olarak uygulanıyor. Bu sayede Türkiye’de 2007 yılından itibaren aşılama oranları yüzde 95’in üzerine çıkarak ciddi bir toplumsal bağışıklık sağlandı." diye konuştu. Toplumsal bağışıklık için aşılanma önemli Aşılanmış bireylerin toplumda koruyucu bir kalkan oluşturduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Yılmaz, aşılanma oranı yüzde 95’in üzerinde olduğunda, yaşı veya sağlık durumu nedeniyle aşı olamayan bireylerin de dolaylı olarak korunduğunu söyledi. Bu duruma "toplumsal bağışıklık" dendiğini vurgulayan Uzm. Dr. Yılmaz, aşı reddi konusunda da uyarılarda bulundu. Aşı reddindeki yükselişin ciddi bir halk sağlığı riski oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Yılmaz, şöyle konuştu: "Aşıların hastalıklardan koruduğu gerçeği istatistiksel olarak da ortaya konmasına karşın son yıllarda Türkiye’de ve dünyada artan aşı reddi, uzmanları endişelendiriyor. Türkiye’de aşıyı reddeden aile sayısı 2011’de 183 iken, 2018’de 23 binlere ulaştı. Aşıların reddedilmesi, bir dönem kontrol altına alınmış hastalıklarda yeniden artışa yol açıyor. Örneğin Türkiye’de kızamık vakaları 2007-2011 arasında beşin altındayken, 2013 yılında 7.405 vakaya yükseldi. DSÖ verilerine göre yalnızca 2018 yılında Avrupa Bölgesi’nde 53 bin civarında kızamık vakası görüldü; olguların yüzde 87’sinin aşılanmamış kişiler olduğu belirlendi. Bu artış üzerine Türkiye’de 9. ayda ek kızamık aşısı uygulanmaya başlandı. Aşı olmayan her çocuk, henüz aşı yaşına gelmemiş ya da tıbbi nedenlerle aşı olamayan diğer çocuklar için ciddi bir risk oluşturuyor. Aşı olmak yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorumluluktur. Aşı reddinin tüm toplumu tehlikeye attığı bilinmelidir. Toplumsal bağışıklık ancak toplumun yüzde 95’ten fazlasının aşılı olduğu durumlarda ortaya çıkar. Bu kalkan, aşı olamayan bebekleri, immün yetmezliği olanları veya kemoterapi gibi tıbbi nedenlerle bağışıklığı baskılanmış kişileri korur. Aşı olan çoğunluk, hastalığın yayılmasını engelleyerek aşılanmamış bireyleri de dolaylı olarak korur. Bir çocuğu aşılamamak, sadece o çocuğun değil, onunla temas eden bebeklerin, hastaların, bağışıklığı zayıf kişilerin de sağlığını riske atmak olduğu unutulmamalıdır."
06 Ocak 2026 Salı - 10:20
Dirsek ağrısının sessiz nedeni: Tenisçi dirseği
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erhan Serin, tenisçi dirseği rahatsızlığında ameliyat dışı tedavilerle hastaların yaklaşık yüzde 95’inde başarılı sonuçlar alındığını söyledi. Halk arasında "tenisçi dirseği" olarak bilinen lateral epikondilit, yalnızca sporcuları değil, masa başı çalışanlardan el işi yapanlara kadar pek çok kişiyi etkileyebilen, yaşam kalitesini sessizce düşüren bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Acıbadem Adana Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erhan Serin, bu yaygın dirsek ağrısının nedenlerini ve etkili tedavi yollarını anlattı. Dirsek çevresinde en sık karşılaşılan kas-iskelet sistemi sorunlarından birinin tenisçi dirseği olduğunu belirten Prof. Dr. Erhan Serin, "Bu rahatsızlığın temelinde tekrarlayan ve zorlayıcı hareketler yatıyor. Ön kolu hareket ettiren kasların dirsek dışındaki yapışma noktasında, zamanla oluşan mikro hasarlar önce bir iltihaplanma sürecini, ardından da doku yıpranmasını beraberinde getiriyor. Bu süreç hastalarda giderek artan bir ağrıya neden oluyor. Ağrı genellikle dirseğin ve ön kolun dış tarafında hissedilir, zorlayıcı hareketlerle belirgin şekilde artar. Bazı hastalarda bu ağrı gece uykusunu bozacak kadar şiddetli olabilir. Toplumun yaklaşık yüzde 1-3’ünü etkileyen tenisçi dirseği, kadın ve erkeklerde benzer oranlarda görülürken, özellikle 30-60 yaş aralığında daha sık karşımıza çıkıyor" diye konuştu. "Spor değil, yanlış teknik tenisçi dirseğini tetikleyebilir" Tenisçi dirseğinin yalnızca spor yapanlara özgü bir sorun olmadığını hatırlatan Prof. Dr. Serin, "El gücünün yoğun kullanıldığı işler, uzun süreli ve tekrarlayan hareketler, günde bir saatten fazla aynı el-bilek aktivitesinin yapılması tenisçi dirseği riskini artırıyor. Sigara kullanımı ve bazı hastalarda uzun süreli kortizon kullanımı da tendon dokusunun iyileşme kapasitesini olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle raket sporlarında yanlış teknik, uzun süreli ve sık oyun, raketin sap uzunluğu ve ağırlığının kişiye uygun olmaması dirseğe binen yükü artırarak sorunu tetikleyebiliyor. Raket sporlarının yanı sıra okçuluk, kriket, eskrim, golf ve dağcılık gibi branşları da lateral epikondilit ile ilişkili" ifadelerini kullandı. Tenisçi dirseğinde en sık görülen belirtinin dirseğin dış kısmında hissedilen ağrı olduğunu anlatan Serin, "Başlangıçta yalnızca zorlayıcı hareketlerle ortaya çıkan bu ağrı, zamanla kavrama gücünde azalma, el bileğini kullanmakta zorlanma ve ileri evrelerde dirsek hareketlerinde kısıtlılıkla kendini gösterebilir" ifadelerini kullandı. Tanının çoğu zaman hastanın şikayetlerinin dinlenmesi ve fizik muayene ile kolaylıkla konulabildiğini ifade eden Prof. Dr. Serin, uzun süre devam etmeyen olgularda ultrasonografi veya MR gibi ileri görüntüleme yöntemlerine genellikle ihtiyaç duyulmadığını, muayene sırasında uygulanan bazı özel testlerin tanıyı desteklediğini kaydetti. "Tenisçi dirseği tedavisiz iyileşebilir" Tedavide temel hedeflerin ağrıyı azaltmak, tendon dokusunun iyileşmesini sağlamak, dirsek fonksiyonlarını geri kazandırmak ve hastalığın tekrarlamasını önlemek olduğunu vurgulayan Serin, "Lateral epikondilitte ameliyat dışı tedaviler hastaların yaklaşık yüzde 95’inde başarılı sonuçlar veriyor" diye konuştu. Tedavi sürecinin çoğu zaman aktivite düzenlemesi, istirahat ve kısa süreli iltihap giderici ilaç kullanımıyla başladığını da belirten Serin, soğuk uygulama, egzersizler, ortezler, fizik tedavi yöntemleri ve gerekli durumlarda enjeksiyonların da tedavi seçenekleri arasında yer aldığını kaydetti. Ağrıyı artıran hareketlerden kaçınmanın önemine dikkat çeken Serin, sporcularda ise 6-12 hafta spora ara verilmesi, spora özgü germe ve güçlendirme egzersizleri ile doğru teknik ve uygun ekipman kullanımının tedavinin başarısını belirleyen temel unsurlar olduğunu sözlerine ekledi.
06 Ocak 2026 Salı - 10:18
Uzmanlar uyardı: "Topuk kanı tarama testi, hastalıklara karşı koruma kalkanı"
Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Çocuk Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Emine Göksoy, yenidoğan tarama testlerinin çocuk sağlığı açısından hayati önem taşıdığını belirtti. Topuk kanı uygulamasının ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Göksoy, "Topuk kanı tarama testi, hastalıklara karşı koruma kalkanı" dedi. Yeni doğan bebeklerden alınan birkaç damla topuk kanı, sessiz seyreden ancak ciddi sonuçlar doğurabilen hastalıkların erken dönemde ortaya çıkarılmasını sağlıyor. Uzmanlar, bu basit testin çocukların tüm geleceğini etkileyebilecek hayati bir adım olduğuna dikkat çekiyor. ADÜ Çocuk Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Emine Göksoy yenidoğan döneminde alınan birkaç damla kan ile çok önemli bilgilere ulaşılabildiğini ifade ederek bu sayede henüz herhangi bir belirti göstermeyen pek çok metabolik ve genetik hastalığın erken dönemde tespit edilebildiğini belirtti. Sessiz dönemde tanı konulan hastalıklarda erken tedaviye başlanmasının, çocukların tamamen sağlıklı bir yaşam sürmelerine imkan sağladığını dile getiren Göksoy, "Yeni doğan bir bebeğin topuğundan aldığımız bir kaç damla kan ile çok büyük bilgilere ulaşabiliyoruz. Dolayısıyla bu bilgilerle sessiz dönemde herhangi bir semptomu yokken hastalığın tanısını koyup erken tedaviye başlıyoruz ve çocuklarımız tamamen sağlıklı hayatlarına devam edebiliyorlar. Bu tarama testi sadece bir test değil aslında çocuklarımız için bir koruma kalkanı diyebiliriz. Tüm ailelere seslenmek istiyorum. Lütfen yeni doğan tarama programlarımızı ve topuk kanını ihmal etmeyin. Çünkü bir kaç damla kan çocuğun tüm geleceğini değiştirebilir" ifadelerini kullandı.
06 Ocak 2026 Salı - 09:32
Sağlık ekipleri jandarma eşliğinde 1,5 kilometrelik yolu yürüyerek hastaya ulaştı
Diyarbakır’da UMKE ekibi, jandarmayla birlikte 1,5 kilometrelik zorlu yolu yürüyerek hastaya ulaştı. Lice ilçesi Kıyı Mahallesi’nde onkoloji takipli ve genel vücut ağrısı şikayeti bulunan 63 yaşındaki Ş.A için Sağlık Komuta Kontrol Merkezi’ne ambulans talebi ulaştı. Kar yağışı nedeniyle yolların kapalı olması üzerine Hani 2 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu ekibi ile UMKE ekibi, eş zamanlı olarak görevlendirildi. Sağlık personeli, Jandarma ekipleriyle koordineli şekilde hareket ederek 1,5 kilometrelik karlı yolu yürüyerek aştı. İlk müdahalesi ekipler tarafından yapılan hasta, önce Lice Halis Toprak Vakfı Hastanesi’ne, ardından ileri tetkik ve tedavi amacıyla Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi’ne sevk edilerek tedavi altına alındı. Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, kış koşullarının ağırlaştığı dönemlerde dahi vatandaşların sağlık hizmetine erişimini aksatmamak için tüm imkanları seferber ettiklerini söyledi. Karla kapalı yollar, tipi ya da coğrafi zorluklar engel olmadığını vurgulayan Asiltürk, "UMKE, 112 Acil Sağlık ve Jandarma ekiplerimizin koordineli çalışması sayesinde en zor koşullarda bile hastalarımıza ulaşıyoruz. Sahada büyük bir özveriyle görev yapan tüm personelimize teşekkür ediyorum" dedi.
06 Ocak 2026 Salı - 09:31
Türkiye’nin 15’inci ÇÖZGEM Birimi Kütahya’da hizmete açıldı
Kütahya Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Vefa Yerleşkesi bünyesinde kurulan Çok Disiplinli Çocuk ve Genç Ruh Sağlığı Merkezi (ÇÖZGEM) kapılarını açtı. Türkiye genelinde hizmete giren 15’inci ÇÖZGEM birimi olma özelliğini taşıyan merkez, özel ihtiyaçlı çocuk ve gençlerin tanı, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerini kolaylaştırmayı hedefliyor. Merkezde, farklı branşlarda sunulan sağlık hizmetleri tek çatı altında toplanarak bürokratik ve fiziksel engellerin en aza indirilmesi amaçlanıyor. Ücretsiz ve bütüncül hizmetin ÇÖZGEM’de özel ihtiyaçlı çocuklara yönelik tüm hizmetlerin ücretsiz olarak sunulacağı belirtildi. Merkez, çocukların bireysel ihtiyaçlarına uygun şekilde planlanan tanı ve tedavi süreçleriyle hem çocuklara hem de ailelerine kapsamlı destek sağlayacak. Multidisipliner Ekip Görev Yapacak Merkezde çocuk psikiyatrisi uzmanlarının koordinasyonunda; psikologlar, ergoterapistler, dil ve konuşma terapistleri ile sosyal hizmet uzmanlarından oluşan multidisipliner bir ekip görev yapacak. Uzmanlar, çocukların gelişimsel ve ruhsal ihtiyaçlarını bütüncül bir yaklaşımla ele alarak rehabilitasyon sürecini yürütecek. Kütahya için önemli bir sağlık yatırımı olarak değerlendirilen ÇÖZGEM’in, şehirdeki özel ihtiyaçlı çocuklar ve aileleri için büyük bir kazanım olması bekleniyor.
06 Ocak 2026 Salı - 09:05
Hakkari’de beyaz esarete karşı sağlık seferberliği: 520 hasta kurtarıldı
Hakkari’de 180 santimetreyi bulan kar kalınlığına rağmen sağlık ekipleri 5 günde 520 hastayı hastanelere ulaştırdı. Kent genelinde 31 Aralık– 4 Ocak tarihlerinde etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle birçok yerleşim yerinin yolu ulaşıma kapandı. Dondurucu soğuklar ve kar esaretine rağmen İl Sağlık Müdürlüğü 112 Acil Sağlık ve Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) personeli; kar paletli ambulanslar ve 4x4 araçlarla, 7/24 esasına göre görev yaparak hastalara umut oldu. Zorlu arazi şartlarında yürütülen çalışmalar kapsamında, hem kırsal bölgelerde hem de ilçe merkezlerinde rahatsızlanan 520 hastaya yerinde müdahale edildi. Kar nedeniyle yolu kapanan köylerdeki hastalar, paletli ambulanslarla kar kütleleri aşılarak hastanelere taşındı. Bu süreçte 25 hastanın il içi ve iller arası sevki de sorunsuz bir şekilde tamamlandı. Karadan ulaşımın imkânsız hale geldiği noktalarda ise Sağlık Bakanlığına ait helikopter ambulanslar devreye girdi. Hava ambulansı ile durumu kritik olan 2 hastanın sevki güvenli bir şekilde gerçekleştirilirken, bir hastaya ise arazide doğrudan müdahale edildi. UMKE ekipleri ise sadece bu 5 günlük süreçte 45 zorlu vakaya müdahale ederek hayat kurtardı. Kar yağışının ulaşımı durdurma noktasına getirdiği bölgelerde, hayati risk taşıyan diyaliz hastalarına öncelik verildi. Önceden yapılan planlamalar ve koordinasyon sayesinde, yolları kapalı olan köylerdeki diyaliz hastaları tek tek evlerinden alınarak güvenli bir şekilde hastanelere nakledildi. Sağlık ekiplerinin vakalara zamanında ulaşabilmesi için Hakkari Valiliği koordinasyonunda; İl Özel İdaresi, karayolları, emniyet ve jandarma birimleri seferber oldu. İş makineleriyle açılan yolların ardından bölgeye giren sağlık ekipleri, kurumlar arası iş birliğinin en güzel örneğini sergiledi. Hakkari İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, dondurucu soğuklara ve kar esaretine rağmen özveriyle çalışan tüm sağlık personeline ve destek veren diğer kamu kurumlarına teşekkür ederek, sağlık hizmetlerinin her şartta kesintisiz süreceğini vurguladı.
06 Ocak 2026 Salı - 09:04
Avrupa’da çare yok denildi, İstanbul’da kalbi durdurulmadan iyileşti
Avrupa’da çare yok denildi, İstanbul’da kalbi durdurulmadan iyileşti. Almanya’da doktorların "Yaşın ve hastalıkların nedeniyle ameliyat edilemezsin" diyerek ameliyat etmeye çekindiği 75 yaşındaki Emine Yalçın, çareyi vatanında buldu. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, yaşlı kadını göğsünü yarmadan ve kalbini durdurmadan ameliyat ederek tıp literatürüne geçecek bir başarıya imza attı. 75 yaşındaki Emine Yalçın için hayat, Mitral Kapak Yetmezliği nedeniyle çekilmez bir hal aldı. Almanya’da iki farklı hastaneye başvurmasına rağmen "Risk çok yüksek, ameliyat olamazsın" denildi. Diyabet, böbrek yetmezliği ve geçmişteki kanser öyküsü nedeniyle Avrupa’da ameliyat edilmeyen Yalçın, son bir umutla Türkiye’nin yolunu tuttu. Medipol Acıbadem Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Cengiz Köksal, riskli hastayı özel bir teknikle hayata döndürdü. Küçük kesi ve kalbi durdurmadan Hastanın ileri yaşına ve ek rahatsızlıklarına dikkat çeken Prof. Dr. Cengiz Köksal, "Hastamızın böbrek yetmezliği, şeker hastalığı ve geçmişte geçirdiği meme kanseri ameliyatı vardı. Almanya’da iki kez yüksek risk nedeniyle ameliyat şansı verilmemişti. Biz ise sağ koltuk altından küçük kesiyle ve kalbi durdurmadan mitral kapağını biyolojik kapakla değiştirdik. Bu yöntem, hem riskleri azalttı hem de toparlanma sürecini hızlandırdı" dedi. Her hastaya özel tedavi planı Özellikle ek hastalığı olanlarda küçük kesiyle yapılan ameliyatların önemine dikkat çeken Prof. Dr. Köksal, "Göğüs kafesini önden açmadan ve kalbi durdurmadan yapılan bu yöntem, komplikasyon riskini en aza indiriyor. Yüksek riskli hastalarda hayat kurtarıcı oluyor. Emine Hanım da 7’nci günde taburcu edilecek, konforlu bir yaşama dönecek" diye konuştu. "Nefes alabiliyorum" Ameliyat sonrası sağlığına kavuşmanın verdiği mutluluğu paylaşan Emine Yalçın, "Almanya’da bana ‘Ameliyat olamazsın, riskli’ dediler. Nefes alamıyor, vücudumda su toplanıyordu. Eve gönderildim. Umudumu yitirmiştim. Son çare olarak Türkiye’ye geldim, Cengiz Hocayı buldum. Allah razı olsun, yeniden nefes alabiliyorum" dedi.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder