SAĞLIK
Hasköy’deki hemodiyaliz ünitesi hastaları kilometrelerce yol gitmekten kurtardı 12 Mart 2026 Perşembe - 16:06:56 Muş’un Hasköy Devlet Hastanesi bünyesinde açılan hemodiyaliz ünitesi, daha önce tedavi için kilometrelerce yol katetmek zorunda kalan hastalara büyük kolaylık sağladı. Hasköy ilçesinde bulunan devlet hastanesi bünyesinde hizmete açılan hemodiyaliz ünitesi, ilçede yaşayan böbrek hastalarının tedaviye erişimini kolaylaştırdı. 4 Şubat’ta hizmet vermeye başlayan ve 6 diyaliz makinesinin bulunduğu ünitede şu anda yaklaşık 21 hasta tedavi görüyor. Daha önce diyaliz tedavisi için Muş Devlet Hastanesi’ne gitmek zorunda kalan Hasköy ve köylerinde yaşayan hastalar, artık ilçede hizmet veren hemodiyaliz ünitesi sayesinde uzun yolculuklardan kurtuldu. Hasköy Devlet Hastanesi’nde görev yapan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Balat, ünitenin yaklaşık bir aydır hizmet verdiğini belirterek, "Ünitemiz yaklaşık bir ay oldu açıldı. 6 yatağımız var. Şu an yaklaşık 21 hastamız var. Bundan önce hastalar çeşitli zorluklarla Muş merkez veya farklı yerlerde tedavi oluyorlardı. Burayı açtıktan sonra hastalar rahatlıkla diyalizlerini almakta. Hafta içi ve hafta sonu belli dönemlerde diyaliz seanslarımız var" dedi. Hasköy Devlet Hastanesi Birim Sorumlusu Fırat Narin ise ilçede kurulan hemodiyaliz ünitesinin bölge için önemli bir ihtiyacı karşıladığını ifade ederek, "Hasköy Devlet Hastanesi’nde gerçekten güzel bir hemodiyaliz ünitesi kurduk. Hastanemizde şu anda 21 hasta hemodiyaliz tedavisi görmekte. Pazartesi, çarşamba, cuma bir ekip, salı, perşembe ve cumartesi ise diğer ekip tedavi yapmakta. Hastalarımız haftada 12 saat, günlük 4 saat diyaliz tedavisi alıyor. Diyalize giren hastalar sadece Hasköy’den değil, mesafe olarak yakın olduğu için Korkut ilçesi ve köylerinden de geliyor. Hatta Tokat’tan gelen hastamız da mevcut. Ünitemiz ayrıca tatil hemodiyalizi hizmeti de veriyor. 6 makine ile hizmet veren hastanemiz, akşam seansıyla birlikte 34-36 hastaya kadar kapasiteye sahip. İlçede hemodiyaliz ünitesinin açılması Hasköy ve Korkut ilçelerindeki hastaları ciddi şekilde rahatlattı" diye konuştu. Diyaliz tedavisi için üniteden yararlanan 53 yaşındaki Fevzi Zeytun ise daha önce tedavi için uzun mesafeler kat etmek zorunda kaldıklarını belirterek, "Korkut’un Altınova köyündenim. 53 yaşındayım. Son 8 aydır diyalize giriyorum. Son 3 yıldır da görme engelliyim. Arkadaşlar sağ olsun, görme engelli olmama rağmen bir sıkıntım olduğunda hemen ilgileniyorlar. Bizim yaşadığımız yer Muş merkeze 40-45 kilometre uzaklıkta. Hasköy’e ise yaklaşık 20 kilometre mesafede. Buradan evimize gitmek 20 dakika sürüyor fakat Muş merkeze gittiğimizde yol çok zamanımızı alıyordu. Allah devletten razı olsun" şeklinde konuştu.
12 Mart 2026 Perşembe - 15:45 Türkiye’de 72 bin diyaliz hastası bulunuyor Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Dünya Böbrek Günü kapsamında, Türk Böbrek Vakfı tarafından 1800 pet şişe kullanılarak hazırlanan 2,5 metre yüksekliğinde dev böbrek maketi, vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılandı. Yaklaşık 2,5 metre yüksekliğinde ve 150 kilogram ağırlığındaki maket, plastik tüketiminin doğaya etkisini sembolik bir şekilde gözler önüne serdi. Düzenlenen etkinlikte hem böbrek hastalıklarına dikkat çekildi hem de su kaynaklarının korunmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte konuşan Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, "Türkiye’de yaklaşık 72 bin son dönem kronik böbrek yetmezliği hastası bulunuyor. Bu hastaların yaklaşık 69 bini hemodiyaliz, 3 bini ise periton diyalizi tedavisi ile yaşamını sürdürüyor. Hemodiyaliz tedavisinde kullanılan su miktarı ise konunun çevresel boyutunu ortaya koyuyor. Bir hastanın 4 saatlik tek bir hemodiyaliz seansında en az 200 litre şebeke suyu kullanılıyor. Türkiye genelinde yılda yaklaşık 2-2,5 milyon ton su, bu tedavi sürecinde kullanıldıktan sonra atığa dönüşüyor" dedi. Erk, kronik böbrek yetmezliğinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğuna dikkat çekerek, "Böbreklerimizi korumak aslında doğal kaynaklarımızı korumaktır. İklim değişikliği ve su kaynaklarının giderek azalması, suyun değerini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Günlük 2-2,5 litre su tüketimi gibi basit alışkanlıklar hem böbrek sağlığımızı koruyabilir hem de sağlık sistemindeki büyük yükün önüne geçebilir" dedi. İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Nur Canpolat ise böbrek hastalıklarının dünya genelinde hızla arttığını belirterek, "Dünya genelinde yaklaşık her 10 kişiden birinde kronik böbrek hastalığı bulunuyor. Türkiye’de ise her 6-7 yetişkinden biri böbrek hastalığı riski taşıyor. Ancak böbrek sağlığının temelleri çocukluk döneminde atılır. Yeterli su tüketimi, sağlıklı beslenme, tuz ve paketli gıdaların azaltılması, fiziksel aktivite ve gereksiz ilaç kullanımından kaçınmak böbrek sağlığını korumada büyük önem taşır" dedi. Canpolat ayrıca çocukların iklim değişikliği, hava kirliliği ve su kaynaklarının azalması gibi çevresel risklere karşı daha hassas olduğunu vurgulayarak, çevreyi korumanın aynı zamanda çocukların böbrek sağlığını korumak anlamına geldiğini ifade etti. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Zelal Adıbelli ise böbrek sağlığı ve çevresel sürdürülebilirlik konularına değindi. Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Nadir Alpay ise böbreklerin görevleri ve böbrek sağlığı adına edinilmesi gereken alışkanlıklardan bahsederek, "Kanı sürekli temizlemek (her gün yaklaşık 180 litre kan böbreklerden süzülür), vücudun su dengesini sağlamak(böbrekler vücuttaki su miktarını ayarlar), mineral ve tuz dengesini düzenlemek, kan basıncını (tansiyonu) kontrol etmek, kırmızı kan hücresi üretimine yardım etmek ve kemik sağlığını korumak böbreklerin önemli görevleridir. Böbrekleri dolayısı genel sağlık halini korumak için kazanılması gereken basit ama önemli alışkanlıklar vardır. Bu alışkanlıklara dikkat etmek ve de yıllık olarak böbrek kan tahlillerinin rutin olarak yapılması, böbrek hastalıkları anlamında koruma sağlayacaktır" dedi.
Yaşlı hasta hava ambulansı ile hastaneye yetiştirildi
05 Ocak 2026 Pazartesi - 21:59 Yaşlı hasta hava ambulansı ile hastaneye yetiştirildi Bitlis’te etkili olan yoğun kar yağışı ve yüksek çığ riski, kırsal bölgelerde ulaşımı olumsuz etkilemeye devam ederken, zamanla yarışılan bir sağlık operasyonu başarıyla sonuçlandı. Bitlis Valisi Ahmet Karakaya başkanlığında yürütülen koordineli çalışma kapsamında, Hizan ilçesi Bozpınar köyünde yaşayan ve nefes darlığı yaşayan yaşlı bir KOAH hastası için acil ihbar alındı. Kara ulaşımının mümkün olmadığı ve yolların birkaç gün kapalı kalmasının öngörüldüğü süreçte, vaka kaydı oluşturularak hasta İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerince yakından takip altına alındı. Hastanın sağlık durumunda risk oluşması üzerine, Bitlis İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Şaban Ergene koordinasyonunda Sağlık Bakanlığı’na bağlı hava ambulansı talep edildi. Gerçekleştirilen hava ambulansı operasyonuyla hasta güvenli bir şekilde bulunduğu noktadan alınarak kara sağlık ekiplerine teslim edildi. Ardından Tatvan Devlet Hastanesi’ne nakledilen hastanın, burada uzman hekimler tarafından tedavi ve takibinin sürdürüldüğü bildirildi. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Şaban Ergene, zorlu hava ve yol şartlarına rağmen sürecin başarıyla yürütülmesinde verdikleri desteklerden dolayı başta Bitlis Valisi Ahmet Karakaya olmak üzere, tüm sağlık personeline, hava ambulansı ekibine ve koordinasyonda görev alan kurumlara teşekkür etti. Ergene ayrıca, katkılarından dolayı Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun’a da teşekkürlerini iletti.
Muğla EAH Başhekimi Prof. Dr. Acar: "Günlük 6 bin 500 poliklinik hizmeti sunuyoruz"
05 Ocak 2026 Pazartesi - 17:31 Muğla EAH Başhekimi Prof. Dr. Acar: "Günlük 6 bin 500 poliklinik hizmeti sunuyoruz" Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi (MEAH) Başhekimi Prof. Dr. Ethem Acar, görevdeki 6 aylık sürecini değerlendirdi. Başhekim Acar, 3 bin 500 personel ile günlük en az 6 bin 500 poliklinik hizmeti sunduklarını, 15-20 bin vatandaş ile dolaylı yollardan temaslarının bulunduğu açıkladı. Hastanenin en büyük sorunlarından birisi olan otopark krizine yönelik yeni bir proje başlatacaklarını açıklayan Acar, bin 500 ila 2 bin araç kapasiteli yeni otopark alanı ve ring servis uygulamasıyla sorunun kısa sürede çözüleceğini belirtti. 2025 yılında 1 milyon 700 bin hastaya hizmet verildi 670 yatak kapasitesi ve 3 bin personeli bulunan Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 2025 yılı içerisinde 254 bin acil başvurusu, 1 milyon 700 bin hasta başvurusu (Poliklinik+Acil), 51 bin ameliyat, 6 bin yatan hasta ve 6 bin 200 yoğun bakım hastasına hizmet verdiğini belirten Başhekim Prof. Dr. Acar, son 6 ay içinde gerçekleştirilen iyileştirmeler hakkında bilgi verdi. Muğla EAH Başhekimi Acar, "Günlük 6 bin-6 bin 500 poliklinik, 700 acil başvurusu, 780 yatan hastası olmak üzere toplam 15 bin ila 20 bin vatandaşa direk temas ettiklerini belirtti" dedi. 6 ayda yapılan iyileştirmeler Göreve geldikten sonra hastanede iyileştirme çalışmaları yaptıklarını belirten Acar, "Acil servis ve hasta akışı yatak kapasitesi artırıldı. Yatış bekleyen hasta sayısı ortalama 10’un altına indirildi. Acilde bekleme süresi ortalama 2 güne düşürüldü. Acil çevresindeki otoparkın giriş-çıkış noktaları revize edilerek yoğun saatlerde trafik sıkışıklığı büyük ölçüde giderildi. Lokal ameliyathane, anjiyografi ve endoskopi birimlerinde mesai saatleri akşam 20.00’ye kadar uzatıldı. Yeni 2 ameliyathane salonu aktifleştirildi. Plastik cerrahiye yeni bir lokal ameliyathane kazandırıldı. Hekimlerle birebir görüşmeler yapılarak poliklinik ve ameliyat kapasitesi artırıldı. Poliklinik katında uygun görülen alanlar tadilatla polikliniğe dönüştürüldü ve 5 yeni poliklinik daha hizmete açıldı. MHRS sayıları binin altına düşürüldü. Lokal ameliyathane, anjiyografi ve endoskopi birimlerinde mesai saatleri akşam 20.00’ye kadar uzatıldı. Yeni 2 ameliyathane salonu aktifleştirildi. Plastik cerrahiye yeni bir lokal ameliyathane kazandırıldı" dedi. Otopark sorununun çözümü Hastanenin en büyük sorunlarından birisinin otopark sorunu olduğunu belirten Başhekim Acar, "Hastanenin büyük sorunlarından biri olan otopark sorununa yönelik yeni bir proje başlattık. Bin 500 ila 2 bin araç kapasiteli yeni otopark alanı ve ring servis uygulamasıyla sorunun kısa sürede çözüleceğini ümit ediyorum" derken vatandaşlar tarafından direkt başhekime ulaşılan WhatsApp iletişim hattı kurduklarını belirterek, "Hastalar problemlerini doğrudan iletebilmekte, 1 saat içinde çözüm üretilmektedir" dedi.
Prof. Dr. Yıldız "Erken tanı hayat kurtarır, bulaşmayı önler"
05 Ocak 2026 Pazartesi - 16:54 Prof. Dr. Yıldız "Erken tanı hayat kurtarır, bulaşmayı önler" DÜZCE(İHA) – Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Pınar Yıldız, Dünyada en fazla ölüme yol açan ilk 10 enfeksiyon hastalığından biri olduğunu söyledi. Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Pınar Yıldız, "Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası" dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Veremin (tüberküloz) bir bakteriden kaynaklı olduğunu bildiren Pınar Yıldız, bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olduğunu ifade etti. Hastalığın en sık akciğerleri tuttuğunu ve bu forma akciğer tüberkülozu denildiğini dile getiren Yıldız, "Ancak sadece akciğerlerle sınırlı değildir; lenf bezleri, beyin zarı, kemikler, böbrekler gibi pek çok organda da hastalık yapabilir. Hastalık, özellikle bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerde daha kolay ortaya çıkar ve tedavi edilmediğinde ağır sonuçlara yol açabilir. Erken tanı ve düzenli tedavi ile tamamen iyileşebilen bir hastalıktır" şeklinde konuştu. "Dünyada en fazla ölüme yol açan ilk 10 enfeksiyon hastalığından biri" Veremin, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada hala en fazla ölüme yol açan ilk 10 enfeksiyon hastalığından biri olduğuna dikkat çeken Yıldız "Her yıl milyonlarca yeni vaka bildirilmektedir. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde daha yaygındır. Türkiye’de ise çok güçlü bir verem savaş disiplini bulunmaktadır. Düzenli taramalar, ücretsiz ilaç temini ve takip sayesinde vaka sayıları yıllar içinde belirgin şekilde azalmıştır. Ancak tüberküloz tamamen yok olmuş değildir; kontrol altında tutulması için farkındalığın sürmesi gereklidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı hastanın iyileşmesi ve bulaşmanın engellenmesi için kritik önemdedir" Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Pınar Yıldız, veremin en sık görülen belirtilerini şu şekilde sıraladı; "2 haftadan uzun süren öksürük, balgam çıkarma, bazen kanlı balgam, göğüs ağrısı, ateş, gece terlemesi, iştahsızlık ve kilo kaybı, halsizlik ve çabuk yorulma. Bu belirtilerden özellikle öksürük ve gece terlemesi uzun sürüyorsa mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Erken tanı hem hastanın iyileşmesi hem de bulaşmanın engellenmesi için kritik önemdedir." Veremin, hava yolu ile bulaştığını belirten Pınar Yıldız, "Akciğer tüberkülozu olan kişi öksürdüğünde, konuştuğunda veya hapşırdığında havaya saçılan damlacıklar solunduğunda bulaşma meydana gelebilir. Bulaş riskini azaltmak için; aktif tüberküloz hastaları tedavinin ilk döneminde maske takmalıdır. Yaşanılan ortam sık sık havalandırılmalıdır. Kalabalık ve kapalı ortamlarda uzun süre bulunmaktan kaçınılmalıdır. Hastaların tedavisi düzenli şekilde sürdürülmelidir. Öksürürken ağız ve burun mendil ya da dirsek içi ile kapatılmalıdır" dedi. "Tedavinin yarım bırakılması çok ciddi sonuçlar doğurabilir" Veremin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Yıldız, "Tedavi genellikle en az 6 ay süreyle verilen birden fazla ilacın birlikte kullanılmasıyla yapılır. İlaçlar ücretsizdir ve hastalar düzenli olarak takip edilir. Tedaviye başlandıktan kısa süre sonra bulaştırıcılık büyük ölçüde azalır. Ancak bakterinin tamamen yok edilmesi zaman aldığı için ilaçların kesintisiz ve düzenli kullanılması son derece önemlidir" şeklinde konuştu. Tedavinin yarım bırakılmasının çok ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret eden Prof. Dr. Pınar Yıldız, "Hastalık tekrarlar. Daha ağır ve uzun süren bir seyir kazanır. İlaçlara direnç gelişebilir. Bu durumda tedavi çok daha zor, uzun ve pahalı olur. Toplumda bulaşma riski artar. Bu nedenle hasta kendini iyi hissetse bile ilaçlar doktor kontrolü olmadan asla bırakılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. "Verem hakkındaki yanlış bilgiler toplum sağlığını tehdit ediyor" Veremden korunmada BCG aşısının, özellikle çocuklarda görülen menenjit ve yaygın tüberküloz gibi ağır hastalık formlarına karşı koruyucu olduğunu belirten Yıldız, aşının Türkiye’de uzun yıllardır çocukluk çağında rutin olarak uygulandığını kaydetti. Aşının erişkinlerde akciğer tüberkülozunu tamamen engellemese de hastalığın ağır seyretmesini belirgin şekilde azalttığını da sözlerine ekleyen Yıldız, toplumda veremle ilgili doğru bilinen yanlışları değinerek, veremin artık yalnızca geçmişte kalan bir hastalık olmadığını, günümüzde hâlâ görülebildiğini ancak kontrol altına alınabildiğini ifade etti. Veremin yalnızca kötü beslenen kişilerde görüldüğü düşüncesinin de yanlış olduğuna dikkat çeken Pınar Yıldız, bağışıklık sistemini zayıflatan her durumun riski artırabileceğini, ancak herkesin bu hastalığa yakalanabileceğini belirtti. Tedavi sürecinin kısa tutulmasının yeterli olduğu yönündeki algının da doğru olmadığını dile getiren Yıldız, verem tedavisinin mutlaka en az altı ay ve hekim tarafından belirlenen süre boyunca kesintisiz sürdürülmesi gerektiğinin altını çizdi. Ayrıca veremin bulaşıcı olmadığı yönündeki yaygın kanaatin de gerçeği yansıtmadığını söyleyen Yıldız, özellikle akciğer tüberkülozunun bulaşıcı olduğunu, diğer bazı verem türlerinin ise bulaşıcı olmayabileceğini sözlerine ekledi. "Erken başvuru hayat kurtarır, bulaşmayı önler" Verem Eğitim ve Propaganda Haftasının toplumun tüberküloz konusunda bilinçlendirilmesini, erken tanı ve tedavinin öneminin vurgulanmasını hedefleyen bir farkındalık haftası olduğunu belirten Pınar Yıldız, "Amaç; hastalığı saklamak yerine fark edip tedavi etmek, bulaşmayı önlemek ve sağlığı korumaktır. Uzun süren öksürüğü asla ihmal etmeyin. Erken başvuru hayat kurtarır, bulaşmayı önler. Tüberküloz tedavi edilebilir bir hastalıktır. İlaçlarınızı düzenli kullanın, yarım bırakmayın. Sağlıklı yaşam, temiz hava ve düzenli kontroller çok önemlidir. Ve en önemlisi: Veremden korkmayalım, geç kalmaktan korkalım" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.
Alanya’da sağlık çalışanları satranç turnuvasında bir araya geldi
05 Ocak 2026 Pazartesi - 16:40 Alanya’da sağlık çalışanları satranç turnuvasında bir araya geldi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi sağlık çalışanları arasında satranç turnuvası düzenlendi. Sağlık çalışanları arasındaki dayanışma bilincini güçlendirmek, iş stresini azaltmak ve motivasyonu artırmak amacıyla gerçekleştirilen turnuvaya 20 sağlık çalışanı katıldı. Bugün saat 09.30’da başlayan organizasyon, Türkiye Satranç Federasyonu Alanya İlçe Temsilcisi Fazilet Dalkılınç, Başhakem Ahmet Sarı ve Başhakem Yardımcısı Cem Cemallettin Balcı’nın kontrolünde, 6 tur üzerinden gerçekleştirildi. Turnuva sonunda dereceye giren satranç severlere ödülleri hastane yönetimi tarafından takdim edildi. Turnuvayı 6/6 puanla tamamlayan Hakan Koyuncu birinci olurken, Ömer Kürşat Karpınar ikinci, Mervan Sağır ise üçüncü oldu. Turnuvada görev alan hakemlere teşekkür belgeleri, Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz tarafından verildi. Turnuvaya katılan tüm sporculara ise katılım sertifikaları takdim edildi. Turnuva hakkında değerlendirmede bulunan Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Sağlık çalışanlarımız arasındaki birlik ve beraberliği artırmak amacıyla bu organizasyonu düzenledik. Hem keyifli bir hafta sonu geçirildi hem de güzel bir anı biriktirilmiş oldu. Satranç turnuvasında dereceye giren sporcularımızı tebrik ediyor, emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza ve Türkiye Satranç Federasyonu Antalya İl Temsilciliği’ne teşekkür ediyorum. Bu tür sosyal organizasyonlarımız devam edecektir" dedi.
Veremde erken tanı, doğru ve düzenli tedavi hayati önem taşıyor
05 Ocak 2026 Pazartesi - 14:40 Veremde erken tanı, doğru ve düzenli tedavi hayati önem taşıyor Denizli İl Sağlık Müdürlüğü Verem Savaş Dispanseri Tüberküloz İl Koordinatörü Dr. H. Betül Abdüloğlu, 04-10 Ocak Verem Eğitimi ve Farkındalık Haftası dolayısıyla açıklamada bulunarak erken tanı, doğru ve düzenli tedavinin verem (tüberküloz) hastalığında çok önemli olduğunu vurguladı. Verem hastalığının (tüberküloz), başta akciğerler olmak üzere birçok organ ve dokuyu etkileyebilen bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Tüberküloz İl Koordinatörü Dr. H. Betül Abdüloğlu, hastalık hakkında şu bilgileri verdi: "Mycobacterium tuberculosis isimli bakterinin neden olduğu verem hastalığı, genellikle solunum yoluyla alınan damlacıklar aracılığıyla bulaşır. Verem, özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan bireylerde hızla ilerleyerek ölümcül olabilir; ancak erken tanı ve uygun antibiyotik tedavisiyle tamamen iyileştirilebilir. Hastalığın tedavisinde uzun süreli ve düzenli ilaç kullanımı çok önemlidir. Ayrıca, hastaların düzenli tedavisi ve çevrelerindeki insanlara bulaşmasını önlemek amacıyla koruyucu önlemlere dikkat etmeleri gerekir. Günümüzde, düzenli aşılamalar ve erken teşhis yöntemleri sayesinde hastalığın yayılma riski büyük ölçüde azaltılmıştır. Ancak dünya genelinde tüberküloz, bulaşıcı bir enfeksiyon hastalığı olması ve görülme sıklığı nedeniyle, küresel mücadele gerektiren önemli halk sağlığı sorunları arasında bulunmaktadır. Bu nedenle ülkemizde "Verem Eğitimi ve Farkındalık (Propaganda) Haftası" etkinlikleri 1947 yılından itibaren düzenlenmektedir. Her yıl, ocak ayının ilk pazar gününü izleyen hafta boyunca, verem hastalığı ve hastalıkla mücadele hakkında bilgilendirmeler yapılmakta, hastalığa kamuoyunun dikkati çekilmektedir" diye konuştu. Veremin, hasta kişilerin öksürme, hapşırma veya konuşma sırasında havaya saçtığı mikrodamlacıklar yoluyla bulaştığını ifade eden Abdüloğlu, belirtilerden birkaçının iki haftadan uzun sürmesi durumunda, mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiğini söyledi ve şöyle konuştu: "Verem enfeksiyonu, latent tüberküloz (gizli verem), kişinin mycobacterium tuberculosis bakterisiyle enfekte olduğu ancak güçlü bağışıklık sistemi sayesinde hastalığın aktifleşmediği, klinik, laboratuvar ve radyolojik tespitlerin görülmediği durumdur. Verem enfeksiyonu olan kişilerin yaklaşık %10’unda, yaşamlarının bir döneminde hastalık gelişebilir. Aktif verem ise bakterinin vücutta çoğalarak hastalık belirtilerinin ortaya çıktığı aşamadır. Tedavisi genellikle 6 -9 ay sürer ve birden fazla antibiyotik kullanımını gerektirir. Hastaların tedaviyi yarım bırakmaması, bakterinin direnç kazanmaması için çok önemlidir. Veremin en yaygın belirtileri: iki haftadan uzun süren öksürük, kanlı veya balgamlı öksürük, göğüs ağrısı ve nefes darlığı, açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık, gece terlemeleri, yüksek ateş veya hafif seyreden ateş, genel halsizlik ve yorgunluk, ses kısıklığı, lenf bezlerinde şişliktir (akciğer dışı tüberkülozda görülebilir). Özellikle risk grubundaki kişilerde (HIV pozitif hastalar, diyabet hastaları, bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler) bu belirtiler daha erken dönemde ciddiye alınmalıdır. Akciğer dışı tüberküloz belirtileri, enfeksiyonun yerleştiği organa göre farklılık gösterir. Bulaşıcıdır ve hastalık belirtileri başlangıçta hafif seyredebilir, ancak tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına ve hatta ölüme yol açabilir. Bu nedenle erken teşhis ve uygun tedavi hayat kurtarıcı önem taşır. Verem tanı ve tedavisi verem savaş dispanserlerinde ücretsiz olarak yapılmaktadır. Doğrudan Gözetim Tedavisi (DGT) Tele DGT, Video DGT ile hastalığın ve hastaların takibi yapılmaktadır. Tedaviye başladıktan 15-20 gün sonra bulaşıcılık kaybolur. Bu nedenle verem şüphesi olan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması ve tedaviye başlaması hayati önem taşır. Türkiye genelinde 2024 yılı verem hastalığı insidansı yüz binde 10,4, Denizli’de ise 2024 yılı insidansı yüzbinde 7,8 olup Verem Savaş Dispanserinde 2024 yılında 87 hasta ve 2025 yılında da 95 yeni tüberküloz hastası saptandı" dedi.
’Kolon kanseri taramaları hayat kurtarıyor’
05 Ocak 2026 Pazartesi - 14:38 ’Kolon kanseri taramaları hayat kurtarıyor’ Kolon kanserinin dünyada en sık görülen ve ölümcül seyredebilen kanser türleri arasında yer aldığını belirten Gastroenteroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, "Kolon kanseri genellikle uzun süre belirti vermeden ilerler. Ancak erken evrede tanı konulduğunda tedavi şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle tarama programları hayat kurtarıcıdır" dedi. Liv Hospital Samsun Gastroenteroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, kolon kanseri taramalarının erken tanı ve tedavi başarısı açısından hayati öneme sahip olduğunu vurguladı. Kolon kanserinin, dünyada en sık görülen ve ölümcül seyredebilen kanser türleri arasında yer aldığını dile getiren Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, "Kolon kanseri genellikle uzun süre belirti vermeden ilerler. Ancak erken evrede tanı konulduğunda tedavi şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle tarama programları hayat kurtarıcıdır" diye konuştu. "Erken tanı tedavide başarı şansını artırıyor" Kolon kanserine yol açabilen poliplerin tarama testleri sayesinde erken dönemde tespit edilebildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Ecemiş, "Tarama sırasında tespit edilen poliplerin çıkarılması, kolon kanseri gelişme riskini büyük ölçüde azaltır. Erken tanı hem hastanın yaşam süresini uzatır, hem de yaşam kalitesini artırır" ifadelerini kullandı. "Kolon kanseri tarama yöntemleri" Kolon kanseri taramalarının farklı yöntemlerle yapılabildiğini belirten Uzm. Dr. Ecemiş, en sık kullanılan tarama testlerini şöyle sıraladı: "Gaita Gizli Kan Testi (GGK): Dışkıda gözle görülmeyen kanı tespit ederek polip ve erken evre kanserlerin tespit edilebilmesine yardımcı olur. Fekal İmmünokimyasal Test (FIT): GGK testine benzer ancak daha hassas bir yöntemdir. Kolonoskopi: Kalın bağırsağın tamamını görüntüleme imkânı sunan, poliplerin aynı seansta çıkarılabildiği en güvenilir tarama yöntemidir. Sigmoidoskopi: Kalın bağırsağın alt bölümünü incelemek amacıyla uygulanır. DNA Tabanlı Dışkı Testleri: Dışkıda kolon kanserine işaret edebilecek genetik değişiklikleri tespit edilebilmeye yönelik testlerdir." Kimler tarama yapılmalı Kolon kanseri taramalarının genellikle 45-50 yaşından itibaren önerildiğini belirten Uzm. Dr. Ecemiş, "Aile öyküsünde kolon kanseri bulunanlar, inflamatuvar bağırsak hastalığı olanlar ve genetik yatkınlığı bulunan bireyler taramalara daha erken yaşta başlamalıdır" şeklinde konuştu. "Düzenli tarama hayati önem taşıyor" Uzm. Dr. Ecemiş, kolon kanseri taramalarının belirtiler ortaya çıkmadan önce hastalığın tespit edilebilmesini sağladığına dikkat çekerek, "Yaşa ve risk faktörlerine göre düzenli tarama yaptırmak, kolon kanserine bağlı ölümleri azaltan en etkili yöntemdir. Erken tanı, tedavide başarıyı belirleyen en önemli faktördür" ifadelerine yer verdi ve taramaların ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.
Bafra’da "Yoğun Bakım Hemşire Sertifikasyon Eğitimi"
05 Ocak 2026 Pazartesi - 14:22 Bafra’da "Yoğun Bakım Hemşire Sertifikasyon Eğitimi" Samsun Bafra Devlet Hastanesi’nde, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmaya yönelik Sağlık Bakanlığı onaylı "Yoğun Bakım Hemşire Sertifikasyon Eğitimi" başlıyor. Hastanede düzenlenecek olan ve toplam 6 hafta sürecek eğitim programı kapsamında, yoğun bakım ünitelerinde görev yapan hemşirelerin bilgi, beceri ve mesleki yetkinliklerinin artırılması hedefleniyor. Eğitimle birlikte yoğun bakımda tedavi gören hastalara sunulan sağlık hizmetlerinin daha güvenli, etkin ve kaliteli hale getirilmesi amaçlanıyor. Bafra Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Alaiddin Domaç, sertifikasyon eğitimlerinin sağlık hizmetlerinin niteliğini doğrudan etkilediğini belirterek, yoğun bakım ünitelerinin hasta takibinin en hassas şekilde yürütüldüğü alanlar olduğunu söyledi. Domaç, "Yoğun bakım ünitelerinde görev yapan sağlık personelimizin güncel bilgi ve donanıma sahip olması büyük önem taşımaktadır. Bu eğitim programı ile hastalarımıza daha kaliteli, daha güvenli ve daha etkin sağlık hizmeti sunmayı hedefliyoruz" dedi. Başhekim Domaç ayrıca, bu eğitimi ilçede düzenleyen ilk hastane olmanın gururunu yaşadıklarını ifade ederek, Bafra Devlet Hastanesi’nin eğitim ve gelişim odaklı sağlık anlayışıyla çalışmalarını sürdüreceğini kaydetti. Bafra Devlet Hastanesi, sertifikasyon programlarıyla sağlık çalışanlarının mesleki gelişimine katkı sağlamayı ve hasta memnuniyetini artırmayı hedefliyor.