Son Dakika
|
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
TCG Anadolu ve denizaltı SAHA EXPO kapsamında İstanbul’da
Bayraktar Kızılelma Endonezya yolcusu
BioNTech, Covid-19 aşısının üretimini durduruyor
Borsa İstanbul’da yeni rekor
CHP Kurultayı davası 1 Temmuz’a ertelendi
Artvin’de Sarp Sınır Kapısı yolunda heyelan
'rüşvet alma', 'rüşveti temin etme', 'irtikap
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
İsrail, Beyrut’u vurdu: 2 ölü, 7 yaralı
Aracın hurdaya döndüğü kazayı burnu bile kanamadan atlattı
İlkay Akkaya konserinde bayraklı protestoda bulunan öğrencilere saldırı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Cezayir Cumhurbaşkanı Tebbun’u karşıladı
İçişleri Bakanı Çiftçi, subay ve astsubay adaylarıyla bir araya geldi
İran Meclis Başkanı Galibaf’tan halka birlik çağrısı
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Ferhan’ı kabul etti
SAĞLIK
Sedef hastalığı kalbi tehdit edebilir
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:20:43
Halk arasında sadece bir ‘cilt döküntüsü’ olarak bilinen sedef hastalığı (psoriasis), aslında bağışıklık sisteminden kalp sağlığına kadar tüm vücudu etkileyebilen kronik bir süreci kapsıyor. Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Dermatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi edilmediğinde eklemlerde kalıcı hasara yol açabileceğini, kalp damar hastalıklarına zemin hazırlayabileceğini belirterek uyardı. Deri üzerinde gümüş renkli, parlak pullanmalarla kendini gösteren ve adını bu görüntüsünden alan sedef hastalığı (psoriasis), dünya genelinde milyonlarca kişinin yaşam kalitesini etkiliyor. Medicana International İzmir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Neslihan Şendur, sedefin sadece estetik bir kaygı değil, vücudun içten dışa verdiği kronik bir ‘enflamasyon’ sinyali olarak kabul edildiğini belirtti. Prof. Dr. Neslihan Şendur, deri, saçlı deri ve tırnakları etkileyen bu hastalığın doğumdan itibaren her yaşta görülebileceğini ancak genellikle genç erişkinlik döneminde başladığını ifade etti. Sedef hastalığının nedeninin tam olarak bilinmediğini ancak genetik faktörlerin önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, "Hastalığın genetik temelini inceleyen çalışmalar, oluşumunda tek bir genin değil, birden çok sayıda genin rolü olduğunu göstermektedir. Ortaya çıkışında veya alevlenmesinde fiziksel, kimyasal ve ruhsal travmalar, çeşitli enfeksiyonlar, stres, bazı ilaçlar, güneş ışığı ve iklim değişiklikleri gibi birçok faktör tetikleyici olmaktadır. Ayrıca son yıllarda obezite, diyabet, hipertansiyon ve koroner kalp hastalığı gibi sistemik sorunlar da bu sürece eşlik eden önemli faktörler arasına eklenmiştir" dedi. Hastalığın tetikleyicisi stres Sedef hastalığının bulaşıcı olmadığını, hastalığın belirli bir gen ile aktarılmadığı için genetik hastalıklar arasında da yer almadığını vurgulayan Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalık en önemli tetikleyicisinin stres olduğunu belirtti. Şendur, "Stres sedef hastalığını başlatan ve artıran önemli bir faktördür. Araştırmalar duygusal faktörlerin sedef hastalığının oluşumunda, hastalığın şiddetlenmesinde çok önemli bir etken olduğunu göstermektedir. Beslenme, hastalar tarafından çok üzerinde durulan ve sorulan bir durum. Akdeniz tipi beslenme, Omega-3 yağ asitleri, taze sebze ve meyve önerilen gıdalardır. Hastalığın seyri ve özellikleri nedeni ile eşlik eden insülin direnci, hipertansiyon, obezite, kalp-damar hastalıklarının kontrolü açısından da şeker, karbonhidrat, alkol, sigara, işlenmiş gıdalar ve benzerlerinden korunmak gerekir. Düzenli egzersiz ve Akdeniz diyeti ile beslenme tedavileri destekler ve eşlik edebilecek hastalıkları kontrol eder" açıklamasını yaptı. Sedef için tek bir reçete mümkün değil Sedef hastalığının tedavisinde tek bir reçetenin mümkün olmadığını ifade eden Prof. Dr. Neslihan Şendur, sözlerine şöyle devam etti: "Sedef hastalığında standart bir tedavi yoktur. Seçilen tedaviler hastaların yaşına, hastalığın tipine, yaygınlığına, daha önce aldığı tedavilere ve eşlik eden hastalıklarına bağlı olarak değişir. Tedavi belirlenmeden önce hastanın çalışma düzeninden ekonomik durumuna kadar birçok parametre gözden geçirilir. Özellikle uzun süreli ve yaygın hastalığı olan, yaşam kalitesi bozulan ve diğer tedavilere yanıt vermeyen hastalarda biyolojik tedaviler büyük önem kazanmıştır. Ayrıca topikal ilaçlara yanıt vermeyen veya sistemik tedavi alamayan hastalarda, özellikle çocuklarda fototerapi (ışık tedavisi) hala güncelliğini koruyan başarılı bir yöntemdir. Sedef, sadece bir deri hastalığı değildir; tedavi edilmediğinde kalp ve damar hastalıkları, diyabet ve metabolik sendrom riskini artırır. Ayrıca hastaların yüzde 5-30’unda gelişebilen psoriatik artrit (sedef romatizması), eklemlerde kalıcı ve dejeneratif hasarlar bırakabilir. Bu nedenle erken tanı hayati önem taşır." İzmir gibi bölgelerin iklimsel avantajına da değinen Şendur, "Sedef hastalığı, iklim değişikliklerinden etkilenen bir hastalık. İzmir gibi nemli ve güneşli iklim özellikleri hastalar için yararlı olacaktır. Güneşin ve sedanter yani stressiz, sakin yaşamın tedaviye olumlu etkileri vardır" dedi. Doktorun önerdiği ürünler kullanılmalı Sedef hastalığının uygun tedavi ile iyileştirilebileceğini ancak tedavi kesildiğinde hastalığın herhangi bir nedenle yeniden başlayabileceğini belirten Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastalığın tedavi yöntemleri ve yeni gelişmeler hakkında bilgi verdi. Prof. Dr. Neslihan Şendur, "Hastalığın ortaya çıkış nedenleri ve gelişim mekanizmasına uygun hedef tedaviler geliştirilmeye devam ediliyor. En önemli konu hastalığın kontrolü ile remisyonun sağlanabileceği konusunda kişilerin eğitilmesi, risk faktörleri konusunda uyarılmasıdır. Bazen hastalığın spontan iyileşebilmesinin yanı sıra hastalığın tekrarlayıcı olduğu ve hayat boyu süreceği konusunun vurgulanması da hastaların tedaviden beklentileri konusunda önemlidir" diye konuştu. Bitkisel çözümlerin hekime danışılmadan uygulanmasının hastalık sürecine olumsuz yansıyabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Neslihan Şendur, hastaların özellikle banyoda deri bütünlüğünü bozacak uygulamalardan kaçınması gerektiğini ve dermatoloji uzmanlarının önerdiği krem, nemlendirici gibi bakım ürünlerini kullanmaları gerektiğini söyledi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:02
GAÜN Hastanesi’nde Dünya Ebeler Günü Paneli düzenlendi
Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Hastanesi’nde Dünya Ebeler Günü kapsamında "Geleceğe Yatırım: Bir Milyon Daha Fazla Ebe" başlıklı panel düzenlendi. GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi, GAÜN Hastanesi ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle gerçekleştirilen etkinlik, yoğun katılımla GAÜN Hastanesi oditoryumunda gerçekleştirildi. GAÜN Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Derya Aydın Şahin’in de katıldığı panelde; akademisyenler, sağlık çalışanları ve öğrencilerin yanı sıra alanında uzman isimler konuşmacı olarak yer aldı. Program kapsamında; Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zehra Ünal, Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü’nden Doç. Dr. Burcu Avcıbay Vurgeç, Prof. Dr. Şule Gökaydız Sürücü, Şehitkamil İlçe Sağlık Müdürlüğü’nden Dr. Elif İmran Arpacı Kızıldağ ve Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Engelli, Yaşlı ve Sağlık Hizmetleri Daire Başkanı Yusuf Çelebi konuşmacı olarak yer aldı. Açılışta konuşan GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Şen, ebelik mesleğinin insan hayatının en hassas anlarında büyük sorumluluk üstlendiğini belirterek, "Ebelik; yalnızca klinik bir görev değil, bilgi, deneyim ve insani yaklaşımın bir araya geldiği özel bir meslektir. Sağlıklı toplumlar, güçlü birinci basamak sağlık hizmetleri ve nitelikli insan kaynağıyla mümkündür. Ebeler bu yapının en kritik unsurlarındandır" dedi. GAÜN Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Semra Çevik ise konuşmasında, Dünya Ebeler Günü’nün mesleğin önemini vurgulamak adına önemli bir fırsat olduğunu ifade ederek, "Bir milyon daha fazla ebe çağrısı; annelerin güvenli doğumlara erişimi ve yenidoğanların sağlıklı bir başlangıç yapabilmesi için hayati bir gerekliliğe işaret etmektedir" diye konuştu. Panelde, ebelik mesleğinin mevcut durumu, toplum sağlığındaki rolü ve gelecekteki ihtiyaçlar ele alınırken, sahadan deneyimler ve akademik bilgiler katılımcılarla paylaşıldı. Düzenlenen panel, soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 11:02
Dr. Evirgen: "İdrar yolu enfeksiyonlarına dikkat"
Medical Point Gaziantep Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Evirgen, idrar yolu enfeksiyonlarının toplumda en sık görülen enfeksiyon hastalıkları arasında yer aldığını belirterek önemli uyarılarda bulundu. Doç. Dr. Ömer Evirgen, özellikle kadınlarda daha sık görülen idrar yolu enfeksiyonlarının erken teşhis edilmediğinde böbreklere kadar ilerleyebileceğini ifade etti. En sık görülen belirtiler arasında idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, kasık ağrısı, kötü kokulu idrar ve ateşin yer aldığını belirten Evirgen, "İdrar yolu enfeksiyonları genellikle bakterilerin idrar yollarına ulaşması sonucu gelişmektedir. Basit gibi görünen şikayetler ihmal edildiğinde enfeksiyon ilerleyebilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle yüksek ateş, bel ağrısı ve mide bulantısı gibi belirtiler böbrek enfeksiyonunu düşündürebilir" dedi. Yetersiz su tüketimi, uzun süre idrar tutma, hijyen kurallarına dikkat edilmemesi ve bilinçsiz antibiyotik kullanımının enfeksiyon riskini artırdığını söyleyen Doç. Dr. Evirgen, risk grubunda kadınlar, hamileler, diyabet hastaları ve bağışıklık sistemi zayıf bireylerin bulunduğunu kaydetti. Antibiyotiklerin mutlaka hekim kontrolünde kullanılması gerektiğini vurgulayan Evirgen, "Her hastada aynı tedavi uygulanmaz. Gereksiz antibiyotik kullanımı direnç gelişimine neden olabilir. Bu nedenle doğru tanı ve uygun tedavi büyük önem taşımaktadır" dedi. Doç. Dr. Ömer Evirgen, idrar yolu enfeksiyonlarından korunmak için bol sıvı tüketilmesini, kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesini ve belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden doktora başvurulmasını önerdi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 10:51
Tarsus Devlet Hastanesi’nde şoklama özellikli kalp pili takıldı
Tarsus Devlet Hastanesi Kardiyoloji Kliniğinde önemli bir başarıya imza atıldı. Hastanede ilk kez şoklama özelliğine sahip çift odacıklı kalp pili (ICD) implantasyonu başarıyla gerçekleştirildi. Ani kardiyak ölüm riski taşıyan hastalar için hayati önem taşıyan ileri teknoloji tedavinin artık hastanede uygulanabiliyor olması, bölge sağlık hizmetleri açısından önemli bir gelişme olarak değerlendirildi. Operasyon, Kardiyoloji Uzmanı Onur Aslan ve kardiyoloji ekibi tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Hastane yönetimi tarafından yapılan açıklamada, hastalara en güncel ve nitelikli kardiyolojik tedavi yöntemlerini sunmaya devam edecekleri belirtilirken, bu tür ileri düzey girişimlerin bölgedeki sağlık hizmetlerinin kalitesini artırdığı ifade edildi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:16
Diş eti hastalıkları Alzheimer’a neden olabiliyor
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:21
Opr. Dr. Zaim: "Bahar aylarında göz şikayetleri artabilir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 14:37
Van’da gebe anneye aynı anda hem sezaryen hem beyin ameliyatı yapıldı
4
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:56
Uzmanı uyardı: "Rota virüsünden korunmada en etkili yöntem aşıdır"
5
05 Mayıs 2026 Salı- 22:34
Kayseri Devlet Hastanesi’nde ‘el hijyeni’ eğitimi
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:17
Uzmanı açıkladı: "Oruç tutmak vücudu dinlendirip birçok fayda sağlıyor"
Sivas Medicana Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça, iftar ve sahurda aşırıya kaçılmaması halinde orucun vücutta toparlanma ve dinlenme etkisi oluşturduğunu vurgulayarak, oruç tutmanın sindirim sistemini rahatlattığını ifade etti. Ramazan ayıyla birlikte oruç ibadeti devam ederken, değişen beslenme düzeninin insan sağlığına etkileri de dikkat çekiyor. Gün boyu süren açlığın ardından yapılan sahur ve iftar öğünlerinin dengeli ve ölçülü tüketilmesi, vücudun dinlenme sürecine girmesine katkı sağlıyor. Bu süreçte sindirim sisteminin çalışma temposu düşerken, mide ve diğer organların daha az zorlanmasıyla birlikte bünyenin kendini toparlama imkânı buluyor. Ramazan döneminde abur cubur tüketiminin azalması ve gereksiz kalori alımının düşmesi, özellikle sindirim organlarının daha sakin çalışmasına imkan tanıyor. İftar ve sahurda aşırı ve hızlı yemek tüketilmemesi halinde bu olumlu etkinin daha belirgin hale geliyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Medicana Hastanesi’nde görevli Gastroenteroloji Uzmanı Dr. İbrahim Emre Kurtça, oruç tutun bir bünyenin kendini dinlemeye aldığını söyleyerek, "Bu ayda zararlı şeylerden uzak duruyoruz ve gereksiz yere kalori almıyoruz. Oruç tutmanın bu iyi yönlerinden faydalanarak, iftarda ve sahurda da vücuda aşırı yüklenmeyi yapmazsak vücudumuz dinlenme haline geçer" dedi. "Midenin en güzel dinlendiği ay, Ramazan ayıdır" Gerektiği gibi oruç tutulduğunda insan vücuduna faydası olduğunu söyleyen İbrahim Emre Kurtça, "Ramazan ayında abur cubur tarzı yiyeceklerin yenmesi azalıyor. Bu ayda böyle şeylerden uzak duruyoruz ve gereksiz yere kalori almıyoruz. Oruç tutmanın bu iyi yönlerinden faydalanarak, iftarda ve sahurda da vücuda aşırı yüklenmeyi yapmazsak vücudumuz dinlenme haline geçer. Herhangi bir yerimiz sakatlandığı zaman kendimizi dinlenmeye alıyoruz. Bizimde midemizin en güzel dinlendiği ay, Ramazan ayıdır. Eğer biz kurallara uyarak oruç tutarsak ve sağlık uzmanlarının verdiği önerilere uyduğumuz zaman bu durum bizim hem bağırsaklarımız, pankreasımız ve midemiz açısından da dinlenmemizi sağlamaktadır. Gerektiği gibi oruç tutarsak bize faydaları daha çok olur. Oruç tutmadan önce herhangi bir rahatsızlığımız varsa doktor görüşü alınmalıdır. Eğer mide ve şeker gibi çeşitli rahatsızlıklar varsa uzman görüşü alınmalıdır. Oruç tutacağız diye sağlığımızdan olmamalıyız" dedi.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:11
Van’da ilk kez korneanın sadece hasarlı tabakası değiştirildi
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Kliniği’nde uygulanan Descemet membran endotel keratoplasti (DMEK) yöntemiyle, 78 yaşındaki kadın hastanın korneasının tamamı yerine yalnızca en içte bulunan ve görme kalitesini etkileyen endotel tabakası değiştirildi. Van’da ilk kez korneanın sadece hasarlı tabakasının değiştirildiği bir kornea nakli ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi. Minimal invaziv (küçük kesiyle yapılan, dokuya daha az zarar veren cerrahi yöntem) teknikle gerçekleştirilen ameliyatın ardından hastanın görmesinde belirgin düzelme sağlandığı ve genel sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Klasik kornea nakline göre iyileşme süresinin daha kısa olduğu DMEK yöntemi, uygun hastalarda daha başarılı sonuçlar verdiği belirtildi. Van’da ilk kez uygulanan bu teknikle birlikte, göz hastaları için önemli bir adım atılmış oldu. Konuya ilişkin konuşan Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Rumeysa Bilmez Tan, 78 yaşındaki hastanın daha önce geçirdiği katarakt ameliyatı sonrası korneanın en iç tabakası olan endotel tabakasının işlevini yitirdiğini tespit ettiklerini belirtti. Op. Dr. Tan, "Endotel tabakasının yeterince çalışmaması nedeniyle korneada ödem gelişmişti. Bu tür durumlarda hastalara genellikle kornea nakli önerilmektedir. Ancak güncel yaklaşımlarda, korneanın tamamını değiştirmek yerine sadece hasarlı olan tabakanın değiştirilmesi ön plana çıkan bir cerrahi yöntemdir. Biz de bu hastamızda, yalnızca korneanın en iç tabakası olan endotel tabakasını değiştirmeyi planladık. Bu ameliyatın tıbbi adı Descemet membran endotel keratoplastidir (DMEK). Gerçekleştirdiğimiz operasyon başarıyla sonuçlandı. Naklettiğimiz doku hastamızın gözüne tutundu, işlev görmeye başladı ve korneadaki ödem gerilemeye başladı" dedi. Bu ameliyatın daha önce kentte yapılmayan bir yöntem olduğunu hatırlatan Tan, "Daha önce ilimizde uygulanamayan bu cerrahi yöntem, artık gerekli teknik altyapı ve ekip desteğiyle Van’da da başarıyla gerçekleştirilebilmektedir. Cerrahi; ekip çalışması gerektiren ve aynı zamanda bir usta-çırak geleneğiyle gelişen bir süreçtir. Bana bu ameliyatları öğreten, kornea konusundaki bilgi ve tecrübelerini paylaşan kıymetli hocalarıma teşekkür ediyorum. Ayrıca sürecin her aşamasında emeği olan anestezi ekibinden hemşirelerimize, ameliyathane personelimize ve tüm sağlık çalışanlarımıza şükranlarımı sunuyorum. Bu ameliyatın gerçekleştirilmesine imkân sağlayan başhekimliğimize ve hastane yönetimine de ayrıca teşekkür ederim" diye konuştu.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:07
Aydın’da ambulans ve istasyon binası bağışı
Aydın Valisi Yakub Canbolat’ın katılımı ile Çine’de düzenlenen protokol ile sağlık hizmetlerinde kullanılması amacıyla sağlık istasyonu binası ve ambulans tesisi için imzalar atıldı. Aydın Valisi Yakup Canbolat’ın katılımıyla, Çine Organize Sanayi Bölgesi (OSB) ile Aydın İl Sağlık Müdürlüğü arasında iş birliği protokolü imzalandı. Protokol kapsamında, İl Sağlık Müdürlüğü hizmetlerinde kullanılmak üzere ambulans bağışlanacak. Ayrıca protokol kapsamında yapımı tamamlanan sağlık istasyonu binası da İl Sağlık Müdürlüğü’ne tahsis edildi. Protokolün Aydın için hayırlı olması temennisinde bulunan Aydın Valisi Yakup Canbolat, "Sanayimizin gücüyle sağlığa destek, güçlü yarınlara yatırım yapıyoruz" dedi.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 12:02
Medical Point Gaziantep Hastanesi’nden skolyoz uyarısı
Medical Point Gaziantep Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, skolyozun erken teşhis edilmediğinde ilerleyebilen ciddi bir omurga rahatsızlığı olduğunu belirterek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Özellikle büyüme çağında hızlı ilerleyebileceğine dikkat çeken Medical Point Gaziantep Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, erken tanının tedavi başarısını doğrudan etkilediğini vurguladı. Dr. Tekin, "Skolyoz, omurganın yana doğru eğrilmesi ve kendi ekseni etrafında dönmesiyle ortaya çıkan bir deformitedir. En sık 10-18 yaş aralığındaki çocuklarda görülür" dedi. Belirtilere dikkat Belirtiler hakkında konuşan Dr. Tekin, "Omuz seviyelerinde eşitsizlik. Kürek kemiğinde belirgin çıkıntı. Bel çukurlarında asimetri. Öne eğilince sırtta eğrilik fark edilmesi yer alıyor. Ailelerin bu tür belirtileri göz ardı etmemesi gerekiyor" ifadelerini kullandı. Tedavi kişiye özel planlanıyor Skolyoz tedavisinin eğriliğin derecesine ve hastanın yaşına göre planlandığını belirten Doç. Dr. Sezgin Bahadır Tekin, hafif vakalarda düzenli takip ve özel egzersiz programlarının yeterli olabildiğini söyledi. Dr. Tekin, orta dereceli eğriliklerde korse tedavisi uygulanırken, ileri dereceli ve ilerleme riski yüksek vakalarda cerrahi tedavinin gündeme gelebileceğini ifade etti. Modern cerrahi teknikler ve gelişmiş omurga enstrümantasyon sistemleriyle başarılı skolyoz ameliyatlarının gerçekleştirildiğini belirten Tekin, "Erken teşhis sayesinde birçok hastamız ameliyata gerek kalmadan sağlığına kavuşabiliyor" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı hayat kurtarır" Dr. Tekin, çocuklarda duruş bozukluklarının basit bir alışkanlık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini hatırlatarak, skolyozun erken dönemde tespit edilmesi, hem ameliyatsız tedavi şansını artırdığını hem de ileride oluşabilecek ciddi omurga problemlerinin önüne geçileceğini söyledi.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 11:21
Akçakoca’da minik öğrencilere ağız ve diş sağlığı eğitimi
DÜZCE (İHA) – Akçakoca İlçe Sağlık Müdürlüğü ekipleri tarafından, ilçede bulunan Osmaniye İlkokulu ile Nezahat Özdemir Ortaokulu anasınıfında eğitim gören öğrencilere yönelik Ağız ve Diş Sağlığı eğitimi düzenlendi. Okulda gerçekleştirilen eğitimlerde, çocuklara ağız ve diş sağlığının önemi, doğru diş fırçalama teknikleri, sağlıklı beslenmenin diş sağlığı üzerindeki etkileri ve düzenli diş hekimi kontrollerinin gerekliliği hakkında bilgilendirme yapıldı. Yaş gruplarına uygun, görsel materyaller ve uygulamalı anlatımlarla desteklenen eğitimler sayesinde öğrencilerin konuyu daha iyi kavramaları sağlandı. Eğitim programı ile küçük yaşlardan itibaren ağız ve diş sağlığı bilincinin kazandırılması, sağlıklı alışkanlıkların erken dönemde yerleştirilmesi ve toplum genelinde koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması hedeflendi. Program sonunda öğrencilere bilgilendirici materyaller dağıtıldı.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 11:10
Uzmanından Ramazan ayında suyu dengeli ve planlı tüketin uyarısı
Ramazan ayında yaşanan yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısının temel nedeninin uzun süreli açlıktan çok yetersiz sıvı tüketimi olduğuna dikkat çeken uzmanlar, iftar ile sahur arasında dengeli ve yeterli miktarda su içilmesi gerektiğini vurguladı. Ramazan ayında gün içerisinde herhangi bir besin ve sıvı tüketilmediği için vücutta dehidratasyon gelişebildiğini belirten uzmanlar, bunun da yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, cilt kuruluğu ve kabızlık gibi şikayetlere yol açtığını ifade etti. Sıvı tüketiminin iftar ve sahurda bir anda yüksek miktarda değil, zamana yayarak yapılmasının önemli olduğu belirten uzmanlar, çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içeceklerin suyun yerini tutmadığını da vurguladı. "İftarda 1-2 bardak su ile başlayıp sahura kadar en az 1,5-2 litre kadar su içmemiz oldukça kıymetli" Ramazan ayında yaşanan yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısının sebebinin uzun süreli açlık değil, yeteri kadar sıvı alınmamasından kaynaklı olduğunu söyleyen Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, "Gün içerisinde herhangi bir besin ya da sıvı alamadığımız için dehidratasyon yaşamaktayız. Bu da gün içerisinde yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, cilt kuruluğu, kabızlık gibi sorunlarla karşı karşıya kalmamıza yol açabiliyor. Ama burada dikkat etmemiz gereken nokta iftar ve sahurda bir anda su tüketimimize yüklenmek değil. İftar ve sahur arasında yaymak oldukça önemli. Nasıl yapabiliriz, iftarda 1-2 bardak su ile başlayıp sahura kadar en az 1,5-2 litre kadar su içmemiz oldukça kıymetli" dedi. "Çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içecekler suyun yerini tutmaz" Çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içeceklerin suyun yerini tutmadığını belirten Merve Sena Nazlı, "Bunlar diüretik olduğu için vücudumuzdaki suyu daha da fazla dışarı attığı için sıvı ihtiyacımızı arttırıyor. Bu yüzden su tüketimimize oldukça dikkat etmemiz gerekiyor. Ramazan ayında enerjik kalmak, metabolizmamızın yavaşlamaması ve kabızlık için sadece yediklerimiz değil, suyu da nasıl ve ne kadar tükettiğimizde oldukça kıymetli" şeklinde konuştu.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 11:06
Bayburt’ta fırın ve marketlere ‘Ramazan’ denetimi
Bayburt İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, ramazan ayı boyunca halkın sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşmasını sağlamak amacıyla gıda denetimlerini kesintisiz sürdürüyor. Gıda kontrol görevlilerince ekmek ve unlu mamullerin üretim yerlerinde, pastanelerde, kasaplarda, şarküterilerde, marketlerde ve toplu tüketim işletmelerinde denetim yapıldı. Denetimlerde, hijyen ve depolama şartları, personel hijyeni, ürünlerin etiket fiyatı ile son kullanma tarihleri titizlikle incelendi. Ramazan ayındaki artan tüketim yoğunluğu dikkate alınarak denetimlerin devam edeceği, mevzuata aykırılık tespit edilen işletmelere gerekli idari işlemlerin uygulanacağı Tarım İl Müdürlüğü tarafından bildirildi.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 11:02
Uzmanından Ramazan ayında suyu dengeli ve planlı tüketin uyarısı
Ramazan ayında yaşanan yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısının temel nedeninin uzun süreli açlıktan çok yetersiz sıvı tüketimi olduğuna dikkat çeken uzmanlar, iftar ile sahur arasında dengeli ve yeterli miktarda su içilmesi gerektiğini vurguladı. Ramazan ayında gün içerisinde herhangi bir besin ve sıvı tüketilmediği için vücutta dehidratasyon gelişebildiğini belirten uzmanlar, bunun da yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, cilt kuruluğu ve kabızlık gibi şikayetlere yol açtığını ifade etti. Sıvı tüketiminin iftar ve sahurda bir anda yüksek miktarda değil, zamana yayarak yapılmasının önemli olduğu belirten uzmanlar, çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içeceklerin suyun yerini tutmadığını da vurguladı. "İftarda 1-2 bardak su ile başlayıp sahura kadar en az 1,5-2 litre kadar su içmemiz oldukça kıymetli" Ramazan ayında yaşanan yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısının sebebinin uzun süreli açlık değil, yeteri kadar sıvı alınmamasından kaynaklı olduğunu söyleyen Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Dyt. Merve Sena Nazlı, "Gün içerisinde herhangi bir besin ya da sıvı alamadığımız için dehidratasyon yaşamaktayız. Bu da gün içerisinde yorgunluk, halsizlik, baş ağrısı, cilt kuruluğu, kabızlık gibi sorunlarla karşı karşıya kalmamıza yol açabiliyor. Ama burada dikkat etmemiz gereken nokta iftar ve sahurda bir anda su tüketimimize yüklenmek değil. İftar ve sahur arasında yaymak oldukça önemli. Nasıl yapabiliriz, iftarda 1-2 bardak su ile başlayıp sahura kadar en az 1,5-2 litre kadar su içmemiz oldukça kıymetli" dedi. "Çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içecekler suyun yerini tutmaz" Çay, kahve ya da tüketilen asitli, gazlı içeceklerin suyun yerini tutmadığını belirten Merve Sena Nazlı, "Bunlar diüretik olduğu için vücudumuzdaki suyu daha da fazla dışarı attığı için sıvı ihtiyacımızı arttırıyor. Bu yüzden su tüketimimize oldukça dikkat etmemiz gerekiyor. Ramazan ayında enerjik kalmak, metabolizmamızın yavaşlamaması ve kabızlık için sadece yediklerimiz değil, suyu da nasıl ve ne kadar tükettiğimizde oldukça kıymetli" şeklinde konuştu.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:55
86 milyonluk Türkiye’de yapılan muayene sayısı 1.5 milyar oldu
Türkiye'de yıllık muayene sayısının 1,5 milyara, MR sayısının 15 milyona, tomografi sayısının ise 17 milyona ulaştığını açıklayan Uzm. Dr. Adil Kurban, ortalama bir vatandaşın yılda 20'nin üzerinde sağlık kuruluşuna başvurduğunu söyledi.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:49
Tavşanlı’da Ramazan’da gıda denetimleri artırıldı
Kütahya’nın Tavşanlı İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından Ramazan ayına yönelik denetim faaliyetleri aralıksız ve titizlikle sürdürülüyor. İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğünde görevli teknik personel, tüketicilerin güvenilir ve sağlıklı gıdaya kesintisiz erişimini sağlamak amacıyla marketler ve çeşitli satış noktalarında kapsamlı kontroller gerçekleştiriyor. Denetimlerde ürünlerin son tüketim tarihleri, etiket bilgileri ve hijyen şartları ayrıntılı şekilde inceleniyor. Yetkililer, vatandaşların güvenilir ve sağlıklı gıdaya erişimini temin etmek amacıyla denetimlerin Ramazan ayı boyunca aynı hassasiyet ve kararlılıkla devam edeceğini ifade etti.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:46
Kadın doğum ve çocuk klinikleri 2 Mart’ta Samsun Şehir Hastanesi’nde
Samsun Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mahmut Ulubay, Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nin 2 Mart itibarıyla Samsun Şehir Hastanesi bünyesinde hizmet vermeye başlayacağını açıkladı. Samsun Şehir Hastanesi’nde taşınma süreci hız kesmeden sürüyor. Samsun’da sağlık hizmetlerini tek bir çatı altında, en yüksek standartlarda sunmayı hedefleyen taşınma süreci planlandığı şekilde devam ediyor. Kasım ayında göğüs hastalıkları, 17 Şubat’ta ise göğüs cerrahisi kliniklerinin taşınmasıyla tamamlanan ilk aşamanın ardından, sürecin en kritik halkalarından biri olan kadın doğum ve çocuk birimleri için geri sayım başladı. Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, 2 Mart itibarıyla Samsun Şehir Hastanesi’nde hasta kabulüne başlayacak. "Modern ve nitelikli sağlık hizmeti önceliğimiz" Konuyla ilgili açıklama yapan Başhekim Doç. Dr. Mahmut Ulubay, "Samsun Şehir Hastanesi olarak temel amacımız, vatandaşlarımıza hak ettikleri modern ve konforlu sağlık hizmetini sunmaktır. Bu kapsamda, mevcut yerleşkelerinden ayrılan kadın doğum ve çocuk kliniklerimiz, 2 Mart 2026 tarihi itibarıyla Şehir Hastanesi bünyesinde hizmete başlayacak. Yeni kliniklerimiz, sadece fiziksel alan olarak değil, sunduğu imkanlar ve hasta bakım kalitesi bakımından da çok daha nitelikli bir yapıya kavuşmuş olacak. Acil servislerde kapasite artışı taşınma süreciyle birlikte hastanenin genel operasyonel gücünü artırdı. Şehir Hastanemizde açtığımız 48 yeni yoğun bakım yatağı ile acil servislerimizdeki yükü şimdiden hafifletmeye başladık. 2 Mart’tan itibaren kadın doğum ve çocuk acil polikliniklerimizin de aktif hale gelmesiyle, bölgenin en güçlü acil müdahale ağını oluşturacağız" dedi. "Kademeli taşınma devam ediyor" Mart ayı itibarıyla hastane bünyesinde göğüs hastalıkları, yetişkin alerji ve immünoloji, kadın doğum ve çocuk hastalıkları branşlarının tam kapasiteyle hizmet vereceğini ifade eden Ulubay, ana binadaki diğer bölümlerin de kademeli olarak yeni yerleşkeye aktarılacağını kaydetti. Süreç tamamlandığında bin 458 yatak kapasitesine ulaşacak olan Samsun Şehir Hastanesi; onkoloji, yanık merkezi, organ nakli ve kalp merkezi gibi özelleşmiş birimleriyle bölgenin "sağlık üssü" olma vizyonunu güçlendirecek.
25 Şubat 2026 Çarşamba - 10:44
Batman’da kraniyosinostoz teşhisi konulan 5 aylık bebek 3 saatlik ameliyatla sağlığına kavuştu
Batman’da 5 aylık Ömer Birlik, nadir görülen doğumsal bir hastalık nedeniyle kafasından geçirdiği 3 saatlik başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Yaklaşık on binde bir görülen kraniyosinostoz, yalnızca kozmetik bir şekil bozukluğu olarak değerlendirilmediği gibi zamanında müdahale edilmediğinde artan kafa içi basınç, beyin gelişiminde gerilik ve çeşitli nörolojik komplikasyonlara yol açabiliyor. Kraniyosinostoz teşhisi konulan 5 aylık Ömer Birlik’e Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanları Op. Dr. Hüseyin Ömer Semiz ve Op. Dr. Naci Emre Akşehirli tarafından başarılı bir operasyon gerçekleştirildi. Operasyonda erken kaynamış kafatası bölümü dikkatle çıkarılıp, beyin gelişimine uygun şekilde yeniden şekillendirilerek anatomik plana uygun biçimde yerine yerleştirildi. Minik Ömer, 3 saat süren başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Op. Dr. Hüseyin Ömer Semiz, nadir görülen bu hastalığın ilerlemesi durumunda beyin gelişimine engel olduğunu belirterek, "5 aylık bebek hastamızın kraniyosinostoz olarak adlandırdığımız kafa kemiklerinin erken kaynaması sonucu oluşan bir hastalığı mevcuttu. Takiplerinde bu durumun ilerlemesi nedeniyle cerrahi müdahale planladık. Bu hastalık öncelikli olarak bir kozmetik şekil bozukluğuna neden olmakta ve daha da önemlisi beyin gelişimini engellemektedir. Bu nadir görülen bir hastalık olup, ameliyatında özel yaklaşım ve planlama gerektirmektedir" dedi. Özellikle 5 aylık gibi küçük yaş grubunda yapılan bu tür ameliyatların teknik zorluk, anestezi yönetimi ve muhtemel kan kaybı açısından yüksek dikkat ve deneyim gerektirdiğini vurgulayan Op. Dr. Semiz, ameliyat sürecinde multidisipliner ekip yaklaşımıyla hasta güvenliğinin ön planda tutulduğunu söyledi. Op. Dr. Naci Emre Akşehirli ise, "5 aylık bebeğimize kraniyosinostoz ameliyatı yaptık. Bu ameliyatı olmaması durumunda kozmetik açıdan rahatsız edici bir görüntü oluşması ve bu hastalıkla beraber beyin gelişimine de etki edebilme durumu olduğundan özel bir yaklaşımla bu ameliyatın yapılması gerekmektedir. Nadir olarak görülmektedir. On bin doğumda 2-3 bebekte görmekteyiz. Ameliyatla kafatası şekillendirilerek, beyine gelişmesi için alan tanınmış oldu" diye konuştu. Operasyonda birbirine erken kaynayan kemiklerin yeniden açıldığını belirten Op. Dr. Akşehirli, "Bu ameliyatta birbirine kaynamış olan kafa kemiklerini birbirinden ayırıp tekrar olması gereken şekilde tasarlayarak yerlerine yerleştirdik. Beynin gelişmesi için bu kemikleri birbirinden ayrı tutarak beynin büyümesine olanak tanıdık" şeklinde konuştu. Op. Dr. Akşehirli, kraniyosinostoz vakalarında cerrahinin doğru zamanlamayla yapılmasının çocuğun sağlıklı beyin gelişimi açısından kritik rol oynadığını ifade ederek, ameliyat sonrası dönemde de hastaların nörolojik gelişim, kafa çevresi büyümesi ve genel sağlık durumu açısından düzenli olarak takip edildiğini kaydetti. Çocuğunun sağlığına kavuşmasından duyduğu memnuniyeti dile getiren baba Abdurrahman Birlik, "Çocuğum doğduğunda kemik yapılarında problem olduğunu, bunun ameliyat edilmemesi durumunda ileride beyin gelişiminin olumsuz etkileneceğini söylediler. Bu yüzden birçok hastaneye başvurduk ama kimse kabul etmedi. Batman’da bu ameliyatı yapabilecek doktorun olduğunu öğrenince buraya geldik. Bizi bilgilendirdiler, ameliyatın ağır olduğunu bize iletti. Bize güven verdi ve çocuğumuzu ameliyat etti ve başarılı oldu" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder