SAĞLIK
"Genital estetik yaşam kalitesini destekleyebilir" 07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:24:12 Genital estetik uygulamalarının amacının yalnızca görünümü düzeltmek olmadığına dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, "Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" dedi. Son yıllarda estetik uygulamalara olan ilginin artmasıyla birlikte kadınlarda genital estetik operasyonlar da daha sık gündeme gelmeye başladı. Uzmanlar, bu işlemlerin yalnızca estetik kaygılarla değil, çoğu zaman fonksiyonel ihtiyaçlar ve yaşam konforunu artırma amacıyla da tercih edildiğine dikkat çekiyor. Medikal Park Antalya Hastane Kompleksi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Berfin Ökmen Özkan, genital estetik operasyonlarının nedenlerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Kadınlarda genital bölge problemlerinin birçok farklı etkene bağlı gelişebileceğini belirten Op. Dr. Özkan, "Genetik faktörler, pelvik kasların zayıflığı, doğum sayısı ve doğum şekli, kronik öksürük ve kabızlık, obezite, hormonal değişimler ve menopoz gibi durumlar genital bölgede hem yapısal hem de fonksiyonel değişikliklere yol açabilir" şeklinde konuştu. "Estetik sorunların ötesinde fonksiyonel şikâyetler" Genital bölgedeki değişimlerin yalnızca dış görünümü etkilemediğini vurgulayan Op. Dr. Özkan, "İç dudaklarda sarkma ve asimetri, vajinal genişleme ve vulvar bölgede renk değişiklikleri estetik problemlerin yanı sıra özgüven kaybına ve cinsel yaşamda sorunlara neden olabilir. Bunun yanında tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar, idrar kaçırma, vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve vajinal bolluk gibi fonksiyonel şikâyetler de görülebilir. Bu işlemlerde temel hedef, hastanın günlük yaşam konforunu artırmak ve cinsel sağlığını desteklemektir" ifadelerini kullandı. "Her kadın kendine özgüdür" vurgusu Genital estetik uygulamalarında standart bir yaklaşımın olmadığını belirten Op. Dr. Özkan, her hastanın mutlaka ayrıntılı şekilde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Özkan, "Her kadının genital yapısı kendine özgüdür ve her farklılık bir hastalık ya da cerrahi ihtiyaç anlamına gelmez. Fonksiyonel bir problem olmadan yalnızca estetik kaygılarla yapılan işlemler bazı durumlarda istenmeyen sonuçlara ve cinsel işlev bozukluklarına yol açabilir. Bu nedenle ameliyat öncesi doğru bilgilendirme büyük önem taşır. Hastanın beklentileri, şikâyetleri ve anatomik yapısı birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Uygun teknik ve deneyimli bir ekip ile yapılan işlemler, hem güvenli hem de başarılı sonuçlar açısından belirleyicidir" dedi. "Cerrahi yöntemlerle konfor ve özgüven artabiliyor" Genital estetikte en sık uygulanan cerrahi işlemlerden birinin labioplasti olduğunu ifade eden Op. Dr. Özkan, şu bilgileri paylaştı: "Labioplasti, iç dudaklardaki doku fazlalığı, asimetri ve şekil bozukluklarının düzeltilmesini sağlar. Bu durum özellikle dar kıyafet giyerken rahatsızlık yaşayan, hijyen sorunları olan ya da cinsel ilişki sırasında problem yaşayan kadınlarda önemli bir konfor artışı sağlayabilir. Artan konforla birlikte özgüven de yükselir ve bu durum günlük yaşam kalitesine olumlu yansır." Vajinoplasti ve perinoplasti işlemlerine de değinen Op. Dr. Özkan, "Bu işlemler özellikle doğum sonrası gelişen vajinal genişleme ve perine bölgesindeki deformasyonların düzeltilmesinde tercih edilir. Normal doğuma bağlı oluşan doku hasarları ve dikiş izleri bu yöntemlerle giderilebilir" dedi. "Cerrahi dışı uygulamalara yönelim artıyor" Son yıllarda cerrahi dışı yöntemlerin de giderek daha fazla tercih edildiğini belirten Op. Dr. Özkan, bu uygulamaların hızlı ve konforlu olması nedeniyle öne çıktığını söyledi. Özkan, "Genital dolgu, PRP, ip askı ve lazer uygulamaları gibi yöntemler ağrısız ve kısa sürede uygulanabilmeleri sayesinde hastalar tarafından sıkça tercih ediliyor. Bu işlemler sonrasında hastalar günlük yaşamlarına ara vermeden devam edebiliyor" diye konuştu. Bu yöntemlerin farklı şikâyetlere yönelik çözümler sunduğunu belirten Op. Dr. Özkan, "Yaşlanma ya da kilo kaybına bağlı olarak dış dudaklarda oluşan sarkma ve hacim kaybı dolgu uygulamaları ile düzeltilebilir. Vajinal kuruluk, ilişki sırasında ağrı ve haz azalması gibi durumlarda lazer uygulamaları ve PRP etkili seçenekler arasında yer alır" dedi. Ayrıca idrar kaçırma, tekrarlayan vajinal enfeksiyonlar ve vajinal bolluk gibi şikâyetlerde de lazer uygulamalarının tercih edilebildiğini ifade eden Özkan, "Bikini bölgesinde kararma ve renk değişiklikleri yaşayan hastalarda ise vulvar lazer ya da genital peeling uygulamaları yapılabilir" diye konuştu. "Uzman değerlendirmesi şart" Genital estetik uygulamalarında en önemli noktanın doğru hasta seçimi ve kişiye özel yaklaşım olduğunu bir kez daha vurgulayan Op. Dr. Özkan, sözlerini şöyle tamamladı: "Her yöntem her hasta için uygun olmayabilir. Bu nedenle detaylı bir muayene ve doğru planlama ile ilerlemek gerekir. Uygun hastalarda yapılan doğru uygulamalar, hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yaşam kalitesini belirgin şekilde artırabilir."
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:17 MUSKİ, Gümbet esnafının korkularına 10 günde son verdi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Bodrum’un turizm açısından en yoğun bölgelerinden biri olan Gümbet Mahallesi’nde yürüttüğü içme suyu ana isale hattı yenileme çalışmalarına, bölge esnafının eylemleri nedeniyle geçici olarak ara vermek zorunda kalmıştı. Esnafın ‘5 ayda bitmez’ diyerek uzun süreceğini düşündüğü Adnan Menderes Caddesi’ndeki çalışmaların ekiplerin yoğun mesaisiyle sadece 10 gün içerisinde tamamlanması karşısında bölge esnafı memnuniyetini dile getirdi. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, turizm bölgelerindeki içme suyu hatlarının yoğun sezon öncesinde yenilenerek bölge esnafının mağduriyet yaşamaması yönündeki talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü, projelerini hız kesmeden tamamlamaya devam ediyor. Bu kapsamda, Bodrum ilçesi Gümbet Mahallesi Adnan Menderes Caddesi’nde yürütülen içme suyu ana isale hattı yenileme çalışmalarını ekiplerin yoğun mesaisi sayesinde sadece 10 gün içerisinde tamamlandı. Bölge esnafı çalışmaların kısa sürede tamamlanmasından memnun Bodrum ilçesi Gümbet Mahallesi Adnan Menderes Caddesi’nde, kullanım ömrünü tamamlayan içme suyu ana isale hattında sık sık meydana gelen patlamalar özellikle bölge esnafını zor durumda bırakıyordu. Yaşanan kesintiler nedeniyle artan kayıp-kaçak oranlarının önüne geçmek ve vatandaşların mağduriyetini gidermek amacıyla MUSKİ ekipleri tarafından bölgede 750 metre uzunluğundaki içme suyu ana isale hattının yenilenmesi çalışmalarına başlanmıştı. Çalışmalar sırasında kazı alanında tarihi doku niteliği taşıyan bir lahitin ortaya çıkması, turizm sezonu öncesinde tamamlanması planlanan projede gecikmeye neden oldu. Çalışmaların yeniden başlamasıyla birlikte bazı esnafların ‘turizm sezonu başladı’ ve ‘kazma vurdurmayız’ şeklindeki tepkileri nedeniyle sahada gerginlik yaşandı ve çalışmalar bir süre durduruldu. Ekiplerin sahada yürüttüğü yoğun çalışma temposu ve planlı süreç yönetimi sayesinde proje, belirtilen süreden de önce tamamlandı. Esnafın 3 ay süreceğini ifade ettiği içme suyu ana isale hattı yenileme çalışmaları, vaat edilenden çok daha kısa sürede, 10 gün içerisinde tamamlanarak sıcak asfalt atıldı. Çalışmaların kısa sürede tamamlanmasından memnuniyet duyan bölge esnafı, emeği geçen tüm MUSKİ Genel Müdürlüğü çalışanlarına teşekkür etti. Çalışmaların beklenilenden çok daha hızlı tamamlandığını söyleyen esnaf Erdal Aydın, "Yıllarca su sorunu yaşıyorduk. Bunası turizm yeri. Yollarda devamlı kazılıyordu. 5 günde 10 günde biteceğiz diye söz verdiler. Görünüyor ki bitiriyorlar. Yani 15 günde 20 günde bitecek işi bir haftaya çekmeyi başarabildiler. Teşekkür ederiz" dedi. Bölge esnafının turizm sezonu öncesi yaşamış olduğu endişenin planlanan çalışmanın çok daha hızlı bitirilmesiyle son bulduğunu vurgulayan MUSKİ Genel Müdür Yardımcısı Nuri Kali, "Bir amaç birlikteliğimiz vardı Bodrum ile ilgili. Sürekli suyla gündeme gelen, patlamalarla gündeme gelen Bodrum’u bu gündemden düşürmek, Bodrum’un gerçek değerine, marka değerine kavuşturmasına katkı sağlamaktı. Biz bu isale hatlarını yaptığımız yenileme ile değer kattığımıza inanıyoruz. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyoruz" dedi.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 15:13 DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) öncülüğünde gerçekleştirilen Doğu Anadolu Kariyer Fuarı’na (DAKAF’26) katılan Lokman Hekim Van Hastanesi, gençlerin istihdam ve kariyer planlamalarına yönelik yürüttüğü rehberlik çalışmalarıyla ön plana çıktı. Bölgedeki 9 üniversitenin paydaşlığı ve İŞKUR koordinatörlüğünde Expo Fuar ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen DAKAF’26, "Gençliğin Üretim Çağı" temasıyla kapılarını ziyaretçilere açtı. 140’tan fazla kurumun yer aldığı organizasyonda Lokman Hekim Van Hastanesi, gençlerle buluşarak profesyonel iş hayatına dair önemli paylaşımlarda bulundu. Fuar boyunca hastane standını ziyaret eden çok sayıda öğrenci ve mezun, sağlık sektöründeki kariyer fırsatları hakkında bilgilendirildi. Gençlere, profesyonel gelişim süreçleri ve sektörün beklentileri konularında rehberlik eden hastane yetkilileri, yeni mezunların iş başvurularını da doğrudan kabul ederek istihdama yönelik somut adımlar attı. Gençlerin geleceğine yönelik sunulan rehberlik faaliyetlerinin yanı sıra, organizasyona gümüş sponsor olarak destek veren Lokman Hekim Van Hastanesinin plaketi, Genel Müdür Ömer Tok’a takdim edildi. Gençlerin iş dünyasına hazırlanması noktasında köprü vazifesi gören hastane, fuarın en çok ilgi gören stantlarından biri oldu.
07 Mayıs 2026 Perşembe - 14:51 Evlilik öncesi ’Akdeniz anemisi’ tarama programları büyük önem taşıyor Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan Çocuk Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Yeşim Oymak, halk arasında "Akdeniz anemisi" olarak bilinen talaseminin kalıtsal bir kan hastalığı olduğunu belirterek, erken tanı, taşıyıcılık taramaları ve düzenli kan bağışının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Talaseminin, kandaki oksijeni dokulara taşıyan hemoglobin adlı proteinin yapımındaki bozukluk nedeniyle ortaya çıktığını belirten Prof. Dr. Yeşim Oymak, hastalığın özellikle çocukluk döneminde ciddi sağlık sorunlarına yol açabildiğini söyledi. Hemoglobinin kırmızı kan hücrelerinin temel yapı taşı olduğunu ifade eden Oymak, bu yapının yeterince üretilememesi durumunda ağır kansızlık geliştiğini kaydetti. Evlilik öncesi tarama programları büyük önem taşıyor Hastalığın genetik geçişli olduğunu vurgulayan Oymak, taşıyıcı bireylerin çoğu zaman herhangi bir belirti göstermeden yaşamlarını sürdürebildiğini dile getirdi. Anne ve babanın her ikisinin de taşıyıcı olması halinde çocukta ağır talasemi tablosunun ortaya çıkabileceğini aktaran Oymak, bu nedenle evlilik öncesi tarama programlarının hastalıktan korunmada büyük önem taşıdığını ifade etti. Belirtiler ilk aylarda ortaya çıkıyor Talasemi hastası çocuklarda belirtilerin doğumdan hemen sonra görülmeyebildiğini ifade eden Prof. Dr. Yeşim Oymak, "Bebekler anne karnındayken farklı bir hemoglobin yapısı kullanır. Doğumdan birkaç ay sonra erişkin tipi hemoglobine geçiş başladığında hastalık belirtileri ortaya çıkar" dedi. Ailelerin özellikle solukluk, halsizlik, iştahsızlık, sık enfeksiyon geçirme, karında şişlik ve büyüme geriliği gibi belirtiler konusunda dikkatli olması gerektiğini belirten Oymak, erken tanının tedavi sürecinde büyük fark oluşturduğunu söyledi. Düzenli kan nakli hayati önem taşıyor Talaseminin ağır formunda hastaların yaşam boyu düzenli kan transfüzyonuna ihtiyaç duyduğunu ifade eden Oymak, bu çocukların genellikle 3-4 haftada bir kan almak zorunda kaldığını belirtti. Kan bağışının bu hastalar için hayati önemde olduğunu vurgulayan Oymak, "Düzenli kan bulunamadığında hastaların yaşamı ciddi risk altına giriyor. Bu nedenle gönüllü kan bağışı çok büyük önem taşıyor" diye konuştu. Sık yapılan kan nakillerinin vücutta demir birikimine yol açtığını da anlatan Oymak, özellikle kalp, karaciğer ve hormon bezlerinde biriken demirin organ hasarına neden olabildiğini söyledi. Bu nedenle hastaların demiri vücuttan uzaklaştıran özel ilaçlarla düzenli takip edildiğini kaydetti. Yeni tedaviler umut veriyor Günümüzde uygun donör bulunduğunda yapılan kemik iliği naklinin talasemide en etkili tedavi yöntemlerinden biri olduğunu belirten Oymak, son yıllarda geliştirilen yeni ilaçlar ve gen tedavisi çalışmalarının da umut verici sonuçlar ortaya koyduğunu ifade etti. Türkiye’de uzun yıllardır uygulanan evlilik öncesi taşıyıcılık taramalarının önemli bir koruyucu sağlık hizmeti olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yeşim Oymak, toplumda farkındalığın artmasıyla yeni hasta doğumlarının önüne geçilebileceğini sözlerine ekledi.
Yağışlarda zarar gören su isale hattı yenileniyor
24 Şubat 2026 Salı - 15:26 Yağışlarda zarar gören su isale hattı yenileniyor MUSKİ Genel Müdürlüğü, Köyceğiz ilçesi Pınar ve Çayhisar Mahallelerini besleyen isale hattında, yoğun yağışların ardından meydana gelen toprak kayması sonucu hasar gören hattı yenileyerek içme suyu iletimini yeniden sağladı. Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, il genelinde etkili olan yoğun yağışlar ve buna bağlı gelişen olumsuzlukların vatandaşları mağdur etmemesi yönündeki talimatları doğrultusunda çalışmalarını sürdüren Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi (MUSKİ) Genel Müdürlüğü ekipleri, Köyceğiz’de meydana gelen yaşanan toprak kayması sonucu Pınar ve Çayhisar Mahallelerini besleyen içme suyu isale hattında oluşan hasarı kısa sürede gidererek su iletimini yeniden güvenli hale getirdi. Toprak kaymasının zarar verdiği içme suyu hattına stratejik müdahale Köyceğiz ilçesi Sandıras Dağı’nda, Pınar ve Çayhisar Mahallelerine su iletimi sağlayan Darıyeri su gözünde meydana gelen toprak kayması sonucu isale hatlarında kopmalar yaşanırken, zorlu doğa şartları ve sarp araziye rağmen hava şartlarının elverişli olduğu ilk anda planlı bir şekilde bölgeye müdahale edilerek sahada tespit çalışmaları gerçekleştirildi. Toprak kayması nedeniyle kapanan yollar kademeli olarak açılırken, gerekli iş makineleri ve yeni hatlar bölgeye sevk edildi. Drone destekli havadan yapılan tespitlerle yüzey ve alan analizi stratejik bir biçimde sağlanarak müdahale süreci hızlandırıldı. Yoğun yağışların etkisini sürdürmesiyle bölgede zaman zaman yeni toprak kaymaları yaşanmasına rağmen, depolara su iletiminin sağlanması ve sürekliliğin korunması amacıyla çalışmalar titizlikle tamamlandı. Böylece MUSKİ ekipleri, zorlu şartlar altında vatandaşların mağduriyet yaşamasının önüne geçti. MUSKİ Genel Müdürlüğü, İşletmeler Daire Başkanlığı, Kaynak şefi Özcan Çınar, "Köyceğiz ilçesi Pınar Mahallesi ve Çayhisar Mahallesi’nin belli bölümlerini besleyen kaynaklardayız. Yoğun yağışların sebep olduğu heyelan neticesinde kopan isale hatlarımız ve kaynaklarımızın bakım onarımı için bu bölgede çalışma yapmaktayız" dedi. Köyceğiz Pınar Mahallesi Muhtarı Ömer Ali Kanat, "Burası Beşparmak Dağı. Bizim içme suyumuzun olduğu kaynak burası. Kaynak bölgesindeyiz, en uçtayız, sarp arazi. Meydana gelen aşırı yağışlar ve afetten dolayı büyük bir göçük oluştu burada. Hemen akabinde de MUSKİ Genel Müdürlüğümüz ve Büyükşehirimiz hep beraber koordineli bir şekilde çalışmalara başladık burada. Burası gerçekten çalışması çok zor, sarp bir arazi. Çalışmamız bir haftadır aralıksız devam ediyor. Ben buradan özellikle üstün gayretlerinden dolayı MUSKİ çalışanlarımıza, MUSKİ Genel Müdürümüze, Ahmet Başkan’ımıza çok teşekkür ediyorum" dedi.
Malatya’da EBUS ile akciğer hastalıklarında ameliyatsız tanı
24 Şubat 2026 Salı - 15:07 Malatya’da EBUS ile akciğer hastalıklarında ameliyatsız tanı Malatya’da EBUS yöntemiyle akciğer kanseri ve göğüs içi hastalıkların tanısı cerrahiye gerek kalmadan, hızlı ve güvenli şekilde konulabiliyor. Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği Bronkoskopi Ünitesi’nde uygulanan Endobronşial Ultrasonografi (EBUS) yöntemi, akciğer kanseri ve göğüs içi lenf nodu hastalıklarının tanısında önemli kolaylık sağlıyor. İleri teknolojiyle gerçekleştirilen işlem sayesinde daha önce cerrahi girişim gerektiren birçok tanı işlemi ameliyatsız yapılabiliyor. Malatya Turgut Özal Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nurcan Kırıcı Berber, EBUS’un bronkoskopi ve ultrason teknolojisinin birleşimiyle uygulanan modern bir tanı yöntemi olduğunu belirtti. EBUS’un nefes borusu ve bronşlar yoluyla girilerek akciğer ve göğüs içindeki lenf nodlarının ultrason eşliğinde incelenmesini sağladığını ifade eden Berber, "Bu yöntemle cerrahi müdahaleye gerek kalmadan şüpheli lenf nodlarından biyopsi alınabiliyor. Bu da hem hasta güvenliği hem de tanı sürecinin hızlanması açısından önemli avantaj sağlıyor" dedi. Yöntemin en sık akciğer kanseri şüphesi olan hastalarda kullanıldığını kaydeden Berber, sarkoidoz, lenfoma, tüberküloz, mediastinit ve nedeni bilinmeyen lenf nodu büyümelerinin tanısında da EBUS’tan etkin şekilde yararlanıldığını söyledi. EBUS işleminin genellikle genel anestezi altında yapıldığını belirten Berber, "İşlem ortalama 20 ila 40 dakika sürüyor. Cerrahi kesi gerektirmediği için iyileşme süresi oldukça kısa. Hastalarımızın büyük çoğunluğunu aynı gün taburcu edebiliyoruz. Ciddi komplikasyon riski ise son derece düşük" diye konuştu.
Tunceli’de ramazanda sağlık programı etkinliği
24 Şubat 2026 Salı - 14:59 Tunceli’de ramazanda sağlık programı etkinliği Tunceli’de "Ramazanda Sağlık Programı" kapsamında, Atatürk Stadyumu’nda kurulan bilgilendirme standında vatandaşlara yönelik kapsamlı bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından düzenlenen "Ramazanda Sağlık Programı" kapsamında, Atatürk Stadyumu’nda kurulan bilgilendirme standında vatandaşlara yönelik kapsamlı bir farkındalık çalışması gerçekleştirildi. Program çerçevesinde kurulan stantta, kanser taramalarının önemi ve erken teşhisin hayat kurtarıcı rolü hakkında bilgilendirme yapıldı. Vatandaşlara sigara bırakma poliklinikleri hakkında bilgi verilirken, Sigara Bırakma Danışma Hattı ALO 171’e ilişkin rehberlik de sağlandı. Etkinlikte ayrıca vatandaşların Beden Kitle İndeksi (BKİ) ölçümleri yapılarak sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktivitenin önemi anlatıldı. Katılımcılara bireysel sağlık durumlarına göre önerilerde bulunuldu. Organ bağışının hayati önemi vurgulanarak başvuru süreçleri hakkında bilgilendirme yapılırken, 112 Acil Sağlık Hizmetleri’nin işleyişi ve doğru acil çağrı bilinci konusunda farkındalık oluşturuldu. Bunun yanı sıra UMKE ekiplerinin afet ve olağanüstü durumlarda yürüttüğü çalışmalar tanıtılarak toplumun bu konudaki bilinç düzeyinin artırılması hedeflendi. Yoğun katılımla gerçekleştirilen programda vatandaşların soruları yanıtlandı ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda kapsamlı bilgilendirme sağlandı.
Kepez’de 26 noktada gürültü ve toz ölçümü
24 Şubat 2026 Salı - 14:44 Kepez’de 26 noktada gürültü ve toz ölçümü Kepez Belediyesi, ilçe sınırları içerisinde 26 farklı noktada gürültü ve toz (partikül madde) ölçümleri gerçekleştirdi. İş Sağlığı ve Güvenliği Birimi koordinasyonunda belediye sınırları içerisinde 26 noktada yürütülen çalışmalar; 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında işverenin riskleri önleme ve çalışan maruziyetini kontrol altına alma yükümlülükleri doğrultusunda planlandı. Ölçüm ve analizler, yetkili bir firma tarafından dış hizmet alımı yöntemiyle yapıldı. Gürültü ölçümleri Çevresel gürültü ölçümleri, ilgili mevzuat hükümleri esas alınarak gerçekleştirilirken, elde edilen veriler sınır değerlerle karşılaştırıldı. Şantiye ve atölye ortamlarında ise çalışanların gürültüye maruziyet düzeyleri risk değerlendirme çalışmaları kapsamında incelendi. Yüksek hassasiyetli ve uluslararası standartlara uygun cihazlarla yapılan ölçümlerde ortamın ortalama gürültü seviyesi ile en yüksek anlık gürültü değeri kayıt altına alındı. Toz ölçümleri Açık alanlarda gerçekleştirilen PM10 ve PM2.5 ölçümleri, yürürlükteki hava kalitesi mevzuatında belirlenen sınır değerler doğrultusunda değerlendirildi. Belediyeye bağlı şantiye ve atölyelerde yapılan toz ölçümlerinde ise çalışanların maruziyet düzeyleri belirlendi. Değerlendirmelerde Tozla Mücadele Yönetmeliği ve 6331 sayılı Kanun hükümleri esas alındı. Elde edilen sonuçlar, ilgili mesleki maruziyet sınırlarıyla karşılaştırılarak risk analizi kapsamında ele alındı.
Uzmanından reflü hastalarına Ramazan uyarıları
24 Şubat 2026 Salı - 13:52 Uzmanından reflü hastalarına Ramazan uyarıları Reflü hastalarına Ramazan’da beslenme uyarılarında bulunan Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Ömer Faruk Yolcu, reflü hastalarının yağlı ve kızartılmış yiyeceklerden, acılı, baharatlı gıdalardan, kafeinli, gazlı ve asitli içeceklerden uzak durmaları gerektiğini söyledi. VM Medical Park Samsun Hastanesi Gastroenteroloji Kliniği’nden Uzm. Dr. Ömer Faruk Yolcu, Ramazan ayında reflü hastalarının beslenme düzenine daha fazla özen göstermesi gerektiğini belirtti. Reflünün, mide asidinin yemek borusuna kaçması sonucu oluştuğunu ifade eden Uzm. Dr. Yolcu, "Reflü, mide yanması, ağıza acı su gelmesi, kronik öksürük ve yutma güçlüğü gibi şikâyetlere yol açabilir" diye konuştu. "Sahur ve iftar düzenine dikkat" Sahurda hızlı yemek yemenin ve hemen ardından uyumanın reflü şikâyetlerini artırabileceğini belirten Uzm. Dr. Yolcu, "Sahur sonrası bir süre dik pozisyonda istirahat edilmelidir. İftarda ise tüm günün açlığıyla mideyi bir anda aşırı doldurmamak gerekir. İftarda yemek yavaş tüketilmeli ve ağır–yağlı gıdalardan uzak durulmalıdır" ifadelerine yer verdi. Hangi besinlerden kaçınılmalı Uzm. Dr. Yolcu, oruç tutan reflü hastalarının uzak durmaları gereken besinleri şöyle sıraladı: "Yağlı ve kızartılmış yiyecekler. Acılı ve baharatlı gıdalar. Soğan, sarımsak, domates ve salça. Çikolata, kahve ve kafeinli içecekler. Gazlı ve asitli içecekler." Uzm. Dr. Yolcu, ciddi reflü, aktif ülser ya da önemli mide-bağırsak hastalığı bulunan kişilerin oruç tutmadan önce mutlaka hekimlerine danışmaları gerektiğini hatırlatarak sözlerini tamamladı.
Tüp mide ameliyatında Türkiye’de başarı oranları yüksek
24 Şubat 2026 Salı - 12:07 Tüp mide ameliyatında Türkiye’de başarı oranları yüksek Tüp mide ameliyatının günümüzde obezite tedavisinde en sık tercih edilen cerrahi yöntemlerden biri olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Yılmaz Polat, bu ameliyat sonrasında vücutta belirli değişikliklerin meydana gelebileceğini hatta bu değişikliklerin fiziksel ve hormonal düzeyde de olabileceğini belirtti. Tüp mide ameliyatında midenin yaklaşık yüzde 70-80’inin cerrahi olarak çıkarıldığını, geriye muz şeklinde ince, uzun bir mide kaldığını, bu yüzden "tüp mide" adını aldığını ifade eden Op. Dr. Yılmaz Polat, "Tüp mide ameliyatında başarıyı tanımlarken iki ana kritere bakılır: Kilo verme oranı ve sağlık risklerinin düşük olması. Hem dünyada hem de Türkiye’de bu ameliyat, modern cerrahinin en güvenli ve etkili yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir" dedi. Polat, ameliyat sonrası hastaların büyük çoğunluğunun hedeflerine ulaştığına, hastalarda genellikle fazla kilonun en az yüzde 50’sinin de verildiğine dikkat çekti. Tüp mide ameliyatında başarı oranları yüksek Tüp mide ameliyatı verilerine bakıldığında dünya ortalamasında, hastaların ilk 1 yıl içinde fazla kilolarının yüzde 60 ila yüzde 70’ini kaybettiklerini, Tip 2 diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 45-50’sinde tam düzelme (remisyon) görüldüğünü ifade eden Op. Dr. Yılmaz Polat, "Türkiye’deki verilere baktığımızda ise özellikle Avrupa ve Orta Doğu’dan gelen hastalar için bir merkez haline gelmemiz vaka sayısını çok yükseltti. Bu yüzden Türkiye’deki tecrübeli merkezlerde kilo verme oranları dünya standartlarıyla paralel olarak ilerlemektedir. Hatta ameliyat sonrası kilo kaybı ilk 18 ayda yüzde 60-80 oranlarındadır" dedi. Türkiye’de başarı oranlarının yüksek ve memnuniyetin yüzde 95 ve üzerinde olmasının birkaç teknik sebebi olduğunu da belirten Op. Dr. Yılmaz Polat, "Vaka sayıları çok olan Türk cerrahların operasyonlarda el alışkanlığı kazanmış ve komplikasyonlara karşı tecrübeli olmaları en büyük avantajlarıdır. Ayrıca teknolojik cihaz üstünlüğü olan merkezlerde özellikle JCI akreditasyonuna sahip hastanelerde kullanılan cihazların dünya standartlarında olması en önemli kriterler arasındadır" diyerek bu konuya dikkat çekti. Tüp mide ameliyatı çoğunlukla başarılı sonuçlar verirken, nadir de olsa, bazen sonuç kişiden kişiye değişebiliyor. Bu başarıyı etkileyen başlıca kriterler ve faktörlerin olduğunu belirten Op. Dr. Yılmaz Polat, "Başlangıç kilosu ve VKİ, yaş ve metabolik durum, örneğin Tip 2 diyabet, ameliyat sonrası beslenme ve egzersiz uyumu, psikolojik destek ve takibin yanı sıra en önemli olanı da cerrah deneyimi ve klinik takiptir. Bu nedenle bazı hastalar daha fazla kilo kaybederken, bir kısmında kilo kaybı daha az olabilir veya uzun vadede bir miktar geri alım görülebilir" ifadelerini kullandı. "Tüp mide ameliyatından sonra vücutta hem fiziksel hem de hormonal düzeyde önemli değişiklikler olur" Tüp mide ameliyatından sonra vücutta hem fiziksel hem de hormonal düzeyde önemli değişiklikler olduğunu belirten Op. Dr. Yılmaz Polat, "Hormonal süreçte açlık sinyalleri kesilmeye başlar, ghrelin (açlık hormonu) seviyesi ciddi oranda düşer. Sadece mide küçüldüğü için değil, beyne giden ‘açım’ sinyali de azaldığı için iştahta azalma görülür. Mide bir futbol topu hacminden, yaklaşık bir muz büyüklüğüne (yaklaşık 100-150 ml) iner. Birkaç lokmada doygunluk hissedersiniz. Katı gıdalar midenizde daha uzun süre kalırken, sıvılar daha hızlı geçer. Bu durum, yanlış beslenme alışkanlıklarıyla (sıvı kalori alımı gibi) kilo vermeyi durdurabilir. Tüp mide ameliyatı, insülin direnci üzerinde olağanüstü bir etki oluşturur. Henüz kilo vermeden bile, hormonlardaki değişim sayesinde kan şekeri seviyeleri düzene girmeye başlar. Birçok hasta ameliyattan kısa süre sonra diyabet ilaçlarını doktor kontrolünde bırakabilir. Vücut, dışarıdan aldığı enerjiyi kısıtladığı için depolanmış yağları yakmaya odaklanır. Bununla birlikte kilo kaybı başladıkça vücut kompozisyonunuz değişir. Diz, kalça ve bel üzerindeki baskı azalır, hareket kabiliyetiniz artar" şeklinde konuştu. Op. Dr. Yılmaz Polat, ameliyat sonrası metabolik hastalıklarda da olumlu etkiler görüldüğünü belirterek, "Bunlar genellikle; Tip 2 diyabetli hastalarda özellikle kan şekerinin hızla düzelmesi durumu, tansiyon ilaçları kullanan hastaların zamanla bu ilaçlara bağımlılığının azalması, kolesterol sıkıntısı yaşayan ve uyku apnesi belirtisi olan hastalarda da bu sorunların iyileştiği gözlemlenir. Tüp mide ameliyatı sonrası psikolojik ve duygusal değişimler yaşanır. Kişinin ayna karşısında kendisini beğenme durumu ve özgüveninde de artış görülür. Muhtemel yan etkilerde geçici saç dökülmesi ile kabızlık ya da ishal görülse de zamanla bu sorunlar da ortadan kalkar" diye konuştu.
Prof. Dr. Pirinçci, "Rahim ağzı kanserinden korunmada aşı büyük önem taşıyor"
24 Şubat 2026 Salı - 11:23 Prof. Dr. Pirinçci, "Rahim ağzı kanserinden korunmada aşı büyük önem taşıyor" Rahim ağzı kanserinden korunmada aşının büyük önem taşıdığını belirten Prof. Dr. Edibe Pirinçci, "Kız çocukları 9-11 yaş grubunda HPV aşısı ile aşılanması gerekiyor. Ayrıca 14-20 yaş arasındaki kız çocuklarının 1 ya da 2 doz HPV aşısı ile 20 yaş ve üzerindeki kadınların ise 6 ay arayla 2 doz şeklinde aşılanması öneriliyor" dedi. Fırat Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Edibe Pirinçci, rahim ağzı (serviks) kanseri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Rahim ağzı kanserinin en önemli nedenlerinden biri HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonu olduğunu aktaran Pirinçci, "HPV’nin yaklaşık 200 farklı tipi bulunuyor. Bazı tipleri kansere yol açabiliyor ve bu süreç genellikle yavaş ilerliyor. Hastalığın erken dönemlerinde belirgin şikayetler çok fazla görülmüyor. İlerleyen dönemlerde vajinal kanama, anormal vajinal akıntı, cinsel ilişki sırasında ağrı ve kanama ile menopoz sonrası kanama rahim ağzı kanserinin belirtileri arasında yer alıyor" diye konuştu. Pirinçci, "Rahim ağzı kanserinden korunmada aşı büyük önem taşıyor. Kız çocukları 9-11 yaş grubunda HPV aşısı ile aşılanması gerekiyor. Ayrıca 14-20 yaş arasındaki kız çocuklarının 1 ya da 2 doz HPV aşısı ile 20 yaş ve üzerindeki kadınların ise 6 ay arayla 2 doz şeklinde aşılanması öneriliyor. Bağışıklık sistemi baskılayıcı (immünsupresif) ilaç kullanan kişilerde ise 2 ya da 3 doz aşılama yapılabilecektir. Türkiye’de rahim ağzı kanseri taramaları Sağlıklı Hayat Merkezleri ile KETEM aracılığıyla, ilçe sağlık müdürlükleri ve toplum sağlığı merkezleri tarafından ücretsiz olarak yapılıyor. Bu kapsamda 30-65 yaş aralığındaki kadınlara HPV DNA testi uygulanıyor ve bu testin 5 yılda bir yapılmasının öneriliyor. Tarama programları kapsamında yapılan smear testi ile kanser öncüsü (prekanseröz) lezyonları araştırılıyor, HPV DNA testi ile de Human Papilloma Virüsü ’nün tipi hakkında bilgi ediniliyor. Bu testlerin erken tanı açısından hayati önem taşıyor. Sigara içenler, çok eşliler, düşük sosyoekonomik düzeye sahip bireyler ve bağışıklık sistemi baskılanmış kişiler rahim ağzı kanseri açısından daha yüksek risk taşıyor. Bu grupların tarama ve korunma programlarında önceliklendirilmesi gerekiyor" şeklinde konuştu.
Evden uzak 2 yıllık lösemi tedavisinde torununun yanından ayrılmayan anneanne mutlu sona ulaştı
24 Şubat 2026 Salı - 11:20 Evden uzak 2 yıllık lösemi tedavisinde torununun yanından ayrılmayan anneanne mutlu sona ulaştı Bilecik’ten, Eskişehir’e kan kanseri tedavisi için gelen 15 yaşındaki torunu Berat Terlemez’e 2 yıllık tedavi süresince yanında kalarak destek olan anneanne, kendi sağlığını öteleyerek onun bakımını üstlendi. İlik nakli ile iyileşen Berat Terlemez, "Hastalıkta yanımda olan anneanneme ben bakacağım. Kanser tedavisi görenlere donör olmak istiyorum ve kitaplarımla oyunlarımı hastaneye hediye edeceğim" dedi. Bilecik’te yaşayan Berat Terlemez, 2 yıl önce baş ağrısı, bulantı, kusma ve kemik ağrıları şikâyetleriyle hastaneye gitti. Burada daha önce Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi’nde uzmanlığını alan bir doktor, kan sayımındaki anormalliklerden dolayı hastayı, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yönlendirdi. Burada muayeneleri yapılan Berat Terlemez’in kan kanseri olduğu tespit edildi. Annesi-babası ayrı olan Berat Terlemez ile ailesi yakından ilgilense de 69 yaşındaki anneanne Kadriye Maltaş bir an bile torunun yanından ayrılmadı. Tedavisi için Bilecik’ten Eskişehir’e torunuyla gelen 69 yaşındaki Kadriye Maltaş, en çok kalacak yer konusunda problem yaşadı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi tarafından anneanne ve toruna kurumun misafirhanesinde oda tahsis edildi. Fedakar anneanne torununun 2 yıllık tedavi ve eğitimi konusunda sağlık problemlerine rağmen bir an bile yanından ayrılmadı. Kızılay’ın Türkkök Projesi’nden uygun donör bulunduktan sonra ilik nakli olan Berat Terlemez sağlığına kavuştu. Torunun en büyük arkadaşı anneannesi oldu İyileştiği için çok mutlu olduğunu anlatan Berat Terlemez, bu zorlu süreçte en büyük destekçisi anneannesinin yanından hiç ayrılmayacağına ve ileride ona kendisinin bakacağını söyledi. Hastanede özellikle çocuklar için zamanın zor geçtiğinin altını çizen Berat Terlemez, evindeki kitap ve oyunlarını onkoloji servisine bağışlayacağını belirtirken, ilerde kendisinin de donör olacağını bildirdi. Torunun iyileştiğini gördüğü için oldukça mutlu olan anneanne şimdi de kendi sağlığı için hastanede tedavi görmeye hazırlanıyor. "Türkkök üzerinden tam uyumlu bir vericisi bulundu" Konuyla alakalı konuşan Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, "Berat, 2 yıl öncesinde bize başvurdu. Yaptığımız tahliller ve tetkikler sonucunda, Berat’ın beyninde de tutulum yapmış olan bir kan kanseri hastalığı olduğunu tespit ettik. Bu süreçte Berat’ın ailesi de birtakım sıkıntılar yaşamaktaydı. Anne ve babası ayrı hayatlar sürüyordu. Ancak bu zorlu dönemde çocuklarını yalnız bırakmadılar ve her zaman destek oldular. Berat’ın en önemli destekçisi ise anneannesi oldu. Yaşı ileri olmasına ve kendi sağlık sorunları bulunmasına rağmen, kendi sağlığını öteleyerek öncelikle torununa yardımcı oldu ve onun bakımını üstlendi. Hastalığı kontrol altına alabilmek için öncelikle bir kemoterapi tedavisi uyguladık. Ancak kemoterapi tek başına yeterli gelmeyince nakil yapma kararı aldık. Berat bu konuda şanslıydı. Türkkök üzerinden tam uyumlu bir vericisi bulundu. Tam uyumlu vericiden aldığımız kök hücrelerle nakil işlemini gerçekleştirdik. Nakil prosedüründeki hazırlık rejiminde Berat’ın ışın alması gerekiyordu. Fakat bu tedaviyi o dönemde hastanemizde uygulama şansımız olmadığından, diğer doktor arkadaşlarımızın desteğiyle kendisini Kocaeli’ye yönlendirdik. Sürecin devamında, daha önce kullanılan ilaçlara bağlı olarak birtakım kemik ve eklem sorunları gelişti. Özellikle kemik erimesi nedeniyle yürüyemeyecek kadar ciddi ağrıları vardı. Kemiği güçlendirecek tedavilerin ardından çocuğumuzu hiperbarik oksijen tedavisine yönlendirdik. Bu dönemde ciddi bir konaklama problemi yaşandı, çünkü aile Bilecik’ten gelip gidiyordu ve tedavinin günlük alınması gerekiyordu. Gidip gelmeleri mümkün olmadığı için üniversitemizin misafirhanesinde onları ağırladık. Bu sırada temel ihtiyaçlarını da yardımseverlerle iletişim kurarak karşıladık. Tedavi nedeniyle Berat okul hayatından da ayrı kaldı. Bağışıklık sistemini baskılayan tedaviler aldığı için bir süre okula gidemedi. ‘Artık okula gidebilir’ dediğimiz noktada ise kemik ve eklem problemleri engel olarak karşımıza çıktı. Okulda merdiven çıkması ve ayakta kalması çok zordu. Berat meslek lisesinde okuduğu için evde eğitim başvurusunda bulunduk. Ancak uygulamalı bir okul olduğu gerekçesiyle bu talebimiz reddedildi. Bunun üzerine çocuğumuz, yine anneannesinin büyük çabalarıyla Anadolu Lisesi’ne geçiş yapmış oldu" dedi. "Anneannem her zaman yanımdaydı" Hastalığını yendiği için mutlu olan 15 yaşında Berat Terlemez, "Bu hastalıkla iki sene önce tanıştım. İlk zamanlar her şey çok tuhaf geldi, kendi kendime ‘Acaba yapamaz mıyım, başaramaz mıyım?’ diye sordum. Ardından ailem elimden tuttu ve bana bu süreci atlatabileceğimi hissettirdiler. Onların desteğiyle yoluma devam ettim. Süreç boyunca kimi zaman çok ağrım oldu, kimi zaman acılar içinde yerimde duramadım. Ama her zaman doktorlarım bir çaresini buldu. Onlara gerçekten minnettarım, emeklerine sağlık, Allah hepsinden razı olsun. Anneannem her zaman yanımdaydı ve hâlâ da yanımda olmasını çok istiyorum. Bana çok destek oldu, hep arkamda durdu ve hiçbir zaman pes etmemem gerektiğini söyledi. En büyük destekçim oydu diyebilirim. Benimle birlikte günlerce hastanede yattı. Kendi hastalıklarını benim için göz ardı etti. Ben iyileştikten sonra nihayet kendi tedavisine vakit ayırabildiği için çok memnunum. Şimdi kendisinin de sağlığına dikkat etmesini istiyorum. Kendimi daha iyi hissettiğimde ben de ona bakacağım" diye konuştu. "Kitaplarımı ve oyunlarımı hastaneye hediye edeceğim" Hayalleri hakkında konuşan Berat Terlemez; "Gelecekteki en büyük hayalim makine mühendisi olmak. Okul ortamını, o samimiyeti, arkadaşlarımla eğlenmeyi ve hatta dersleri bile çok özledim. Ayrıca bir gün ben de donör olmak istiyorum, çünkü bana donör oldular ve yaşamamı sağladılar. Ben de diğer insanların hayata tutunması için mutlaka başvuruda bulunacağım. Hastanede benimle aynı hastalığı çeken birçok insan vardı. Kimisiyle çok yakın arkadaş olduk, kimisiyle sadece aynı ortamı paylaştık. Hemşirelerle, doktorlarla çok güzel dostluklar kurduk, ortamımız gerçekten çok iyiydi. İnşallah oradaki herkes bir an önce sağlığına tamamen kavuşur ve dışarıda istediği gibi mutlu bir hayat sürer. Onlar için eskiden okuduğum kitapları ve elimdeki masa oyunlarını hastaneye hediye edeceğim. Yeter ki orada sıkılmasınlar, tedavileri boyunca iyi vakit geçirsinler." "Hayatı yoluna girdikten sonra, huzurla bu dünyadan göçebilirim" Torunun en büyük destekçisi olan 69 yaşındaki Kadriye Maltaş, "Hastaneye, tüm çalışanlara, ekibe ve hocamızın ekibine çok teşekkür ederim; hepsine ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Bize her konuda yardımcı oldukları gibi, dışarıdan bazı hayırseverlerin desteğine ulaşmamızı sağladıkları için de minnettarım. Dışarıdan gelen hastalar için ulaşım konusu gerçekten zorlayıcı olabiliyor. Hastaların düzenli gidip gelebilmesi için araç desteği sağlanması ve düzenli olarak psikologların evlere giderek bu ailelere destek vermesi çok önemli. Refakatçiler için kalacak yer meselesi de göz ardı edilmemesi gereken bir ihtiyaç. Özellikle onkoloji bölümünde, hastalar ve refakatçiler olarak her türlü zorlukla karşılaşıyoruz, bu süreçte yıprandığımız için zaman zaman yanlış anlaşılmalar ya da moral bozuklukları yaşayabiliyoruz. Bu yüzden bölüme kalıcı bir ‘onkoloji psikoloğu’ atanması en büyük beklentimiz. Berat’ın eğitimi için çok mücadele ettik. Rehberlik bölümünden raporlar istediler, hastaneler arası yönlendirmeler oldu. Berat’ın okuduğu okul, derslerin uygulamalı olması nedeniyle eve öğretmen gönderilemeyeceğini söyledi. Okul müdürleriyle ve rehberlik birimleriyle tekrar tekrar konuştuk, ‘Başka bir okul üzerinden öğretmen gönderme şansımız var mı?’ diye sorduk. Sonunda istekli olan öğretmenlerin ve bazı temel derslerin hocalarının eve gelmesi sağlandı ancak tüm dersleri tam olarak alamıyor. İçimizde hep ‘Acaba hastalık tekrarlar mı?’ korkusu vardı. Hastanede diğer hasta yakınlarıyla yardımlaşırken, ‘Seninki nasıl oldu, benimki nasıl oldu?’ diye konuşurken bazen karamsarlığa kapılsak da hiçbir zaman umudumuzu kesmedik. Benim de sağlık sorunlarım vardı ama torunumla ilgilenirken hepsini erteledim. Berat’ın iyileştiğini duyduktan sonra ancak kendi tedavime başlayabildim. Berat’a hep söylüyorum, artık daha hareketli olması, hayata karışması kendi elinde. Tek isteğim okuyup iyi bir yerlere gelmesi, güzel bir iş bulması. Onun hayatı yoluna girdikten sonra, Hak ne zaman nasip ederse o zaman huzurla bu dünyadan göçebilirim" ifadelerini kullandı.
Kemer Belediyesi’nden 2025’te 7 bin 938 vatandaşa sağlık desteği
24 Şubat 2026 Salı - 11:20 Kemer Belediyesi’nden 2025’te 7 bin 938 vatandaşa sağlık desteği Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü, 2025 yılı içerisinde 7 bin 938 vatandaşa sağlık desteği sağladı. Kemer Belediyesi Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 2025 yılı sağlık hizmetleri verilerini paylaştı. Buna göre ekipler 2 bin 725 vatandaşın minibüsle, 275 vatandaşı da otomobille hastanelere ulaşımını sağladı. Toplam 98 vatandaşın da ambulansla hastaneye ücretsiz ulaşımını sağlayan ekipler, evde bakım hizmetleri kapsamında 571 vatandaşı evinde tıraş ederken, 471 vatandaşa pansuman ve enjeksiyon uyguladı. Bakıma muhtaç vatandaşların yanında olan ve olmaya devam eden belediye ekipleri, 65 vatandaşa hasta yatağı, 49 vatandaşa da tekerlekli sandalye temin etti. Bin 71 vatandaşa ücretsiz psikolojik destek hizmeti sağlanırken kasım ve aralık aylarında 201 vatandaşa diyetisyen hizmeti verildiKemer Belediye Başkanı Necati Topaloğlu’nun sosyal sorumluluk projeleri arasında yer alan Mola Evi ise açıldığı günden bu yana vatandaşlardan tam not almaya devam ediyor. Engelli bireylere ve ailelerine yönelik ücretsiz hizmet veren Mola Evi’ni 2025 Aralık ayında toplam 50 engelli birey ziyaret etti. Her yıl geleneksel olarak sünnet şöleni de düzenleyen Sağlık İşleri Müdürlüğü ekipleri, 68 çocuğun erkekliğe ilk adımı atmasını sağladı. Ramazan ayı dolayısıyla ihtiyaç sahibi vatandaşların da yanında olan Kemer Belediyesi 2 bin 115 vatandaşa ramazan kartı teslim edilirken, 179 vatandaşa da maddi yardım sağladı. "Bu yıl da aynı özveri ve azimle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz" Kemer Belediye Başkan Yardımcısı Semih Top yaptığı açıklamada, "2025 yılında sağlık işleri müdürlüğümüz sağlık konusunda bizden destek ve yardım isteyen tüm vatandaşlarımızın yanında oldu. Evde bakım hizmetlerimizin yanı sıra hastalarımızın hastanelere ulaşımları, maddi yardımlar, psikolog ile diyetisyen desteklerimiz ve diğer hizmetlerimizle her zaman sahada yer aldık. Geçen sene toplam sağlık konusunda 7 bin 938 vatandaşımızın yanında yer aldık. Bu yılda aynı özveri ve azimle vatandaşımıza hizmet etmeye devam edeceğiz" dedi.
Uzmanından uyarı: "Melatonin dost mu, düşman mı"
24 Şubat 2026 Salı - 11:09 Uzmanından uyarı: "Melatonin dost mu, düşman mı" Edirne Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, uykusuzluk yakınması olan ve bu amaçla özellikle en az son 1 yıldır düzenli melatonin kullanan bireylerde kullanmayanlara göre kalp yetmezliği görülme sıklığının daha yüksek olduğunun ortaya çıktığını söyledi. Almanya’da gerçekleştirilen geniş çaplı bir araştırma, uyku düzenleyici olarak yaygın biçimde kullanılan melatonine ilişkin çarpıcı sonuçlar ortaya koydu. Yapılan araştırmaya göre, uzun süreli ve özellikle 1 yılın üzerindeki düzenli melatonin kullanımının kalp yetmezliği riskini yüzde 90’a kadar artırabileceği tespit edildi. Çalışmada ayrıca, melatonin kullanan grupta kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye yatış oranlarının da belirgin şekilde arttığına dikkat çekildi. Kamuoyunda "doğal" ve "zararsız" bir takviye olarak bilinen melatonine ilişkin bu veriler, özellikle kalp rahatsızlığı riski taşıyan bireyler açısından yeni bir tartışma başlattı. "130 bin kişilik veri analizi" Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Levent Öztürk, konuya ilişkin değerlendirmesinde melatoninin 1990’lı yıllardan bu yana bilimsel olarak yoğun şekilde araştırıldığını belirtti. Tıbbi literatürde melatoninle ilgili 35 binden fazla çalışma bulunduğunu ifade eden Öztürk, molekülün antioksidan ve yaşlanma etkilerini azaltma başta olmak üzere birçok olumlu yönünün ortaya konulduğunu söyledi. Birleşik Devletler’de yapılan geniş ölçekli bir analizde farklı bir tablo ile karşılaşıldığını aktaran Prof. Dr. Öztürk, "Uykusuzluk yakınması nedeniyle en az son 1 yıldır düzenli melatonin kullanan bireylerle kullanmayanlar karşılaştırıldı. Yaklaşık 130 bin hastanın verilerinin analiz edildiği bu çalışmada, melatonin kullanan grupta kalp yetmezliği görülme sıklığının daha yüksek olduğu ortaya çıktı. Oldukça güçlü bir veri seti ancak kesitsel bir çalışma olduğu için neden-sonuç ilişkisi kuramayız" ifadelerine yer verdi. "Ölüm oranı 2 kat, hastaneye başvuru 3 kat fazla" Son 1 yıldır düzenli melatonin kullananlarda tüm nedenlere bağlı ölüm oranı kullanmayanlara kıyasla 2 kat daha fazla görüldüğünü belirten Prof. Dr. Öztürk, yeni kalp yetmezliği nedeniyle hastaneye başvuru oranının ise yaklaşık 3 kat daha fazla olduğunu ifade etti. Melatonin grubunda kalp yetmezliği oranının yüzde 19 civarındayken, kullanmayan grupta bu oranın yüzde 6,5 seviyelerinde olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Öztürk, bu sonuçların melatoninin son derece güvenli ve rahatlıkla kullanılabilir bir molekül olduğu yönündeki algıya gölge düşürdüğünü ifade etti. Melatoninin bazı ülkelerde reçeteye tabi olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Öztürk, İngiltere’de bu uygulamanın geçerli olduğunu belirtti. Türkiye dahil birçok ülkede ise melatoninin reçetesiz temin edilebildiğine değinen Prof. Dr. Öztürk, "Böylece sırf yararlı etkileri göz önüne alınarak da herhangi bir hastalığı olmayan bireylerde doktor önerisi olmadan melatonin kullanımına yönelebiliyorlar. Bunun orta uzun vadede olumsuz etkilerinin olabileceği şüphesi var artık. Doktor kontrolü ve önerisi olmadan melatonin de olsa kullanmamakta yarar var. Melatoninin uzun dönem takibini gerektiren bir durumla karşı karşıya kaldık diyebiliriz" ifadelerine yer verdi.
Uzmanlardan ’Çocuklarda makyaj’ uyarısı: "Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık"
24 Şubat 2026 Salı - 11:02 Uzmanlardan ’Çocuklarda makyaj’ uyarısı: "Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık" Sosyal medyanın da etkisiyle çocukların çok küçük yaşlarda makyaj yapmaya başladığını ifade eden uzmanlar uyarıyor. Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Name Cemşitoğlu, "Çok küçük yaşlardaki hastalara bile artık muayene etmeden önce ’Makyajını temizler misin?’ dememiz gereken durumlar olabiliyor. Çok yoğun, çok kalın fondöten, maskara, ruj bunlar artık rutin, takma kirpikler, cilt bariyerini güçlendiren çeşitli cilt rutinleri yapmışlar. Cilt bakım ürünlerinde bazı kimyasal maddeler oluyor ki endokrin hormonu benzeri etki gösterip bir tık daha hormonal dengeyi de bozabildiğini ifade eden bilimsel çalışmalar da mevcut. Aileler, ’Yapma diyoruz, dinlemiyor, yardımcı olur musunuz?’ diye çok geliyor. 5-6 yaşında çocuklarda bile ’Bu cilt rutinim, şu maskarayı kullanıyorum’ gibi videolar görmeye başladık. Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık" dedi. Sanal medya günümüzde etkisini giderek artırırken bu mecralarda yapılan paylaşımlar çok sayıda kişiyi etkiliyor. Uzmanlar, sosyal medyada oluşturulan güzellik algısının çocuk yaş grubunu da etkilediğini aktarırken bunlara özenen çocukların çok küçük yaşlarda kozmetik malzemelerle tanıştığına dikkat çekti. Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Dermatoloji Uzmanı Dr. Name Cemşitoğlu, erken yaşlarda makyaj malzemesi kullanımının cilt bariyerinin zarar görmesine egzama, aşırı akne gibi birçok durumu oluşturabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu. "Aileler, ’Yapma diyoruz, dinlemiyor, yardımcı olur musunuz?’ diye çok geliyor" "Çok küçük yaşlardaki hastalara bile artık muayene etmeden önce ’Makyajını temizler misin, o şekilde muayene edelim’ dememiz gereken durumlar olabiliyor" diyerek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Name Cemşitoğlu, "10 yaşta hatta daha bile küçük hastalarda makyaj kullanımı gözlemliyoruz. Hiçbir problem olmamasına rağmen çok yoğun, çok kalın fondöten kullanımı, maskara, ruj bunlar artık rutin. Bunları neredeyse herkeste görüyoruz. Takma kirpikler, cilt bariyerini güçlendiren çeşitli cilt rutini yapmışlar mesela onu danışmaya da geliyorlar. O şekilde çok hasta görüyoruz. Cilt bariyeri daha yeni oluşmaya başlıyor, cilt çok daha ince ve daha geçirgen oluyor, dolayısıyla da çok daha kolay reaksiyon verebiliyor. Aslında sosyal medyadan görüp ’Şu kişi, şu sosyal medya fenomeni bunu kullanmış, bende kullanmalıyım, şuna iyi geliyormuş’ gibi kullanılan ürünlerden sonra tam tersi belki kişinin cildine iritasyon, egzama yapıcı, enfeksiyon uyandırıcı şeyler olabiliyor. Temiz tutmak ve korumak en önemlisi ama tabi ki bir dermatoloji uzmanına danışarak yapmak gerekiyor. Aileler de danışıyor, en sık gördüğümüz 13-14 yaşlarında biraz daha artık yetişkinliğe yavaş yavaş adım atmaya başlayan, ergenliğe giren çocuklarda çok fazla makyaja bağlı sivilcelenme çok çok artıyor. Dolayısıyla da aile, ’Bunu nasıl engelleyebiliriz, biz çeşitli önerilerde bulunuyoruz, yapma diyoruz ama dinlemiyor, hocam yardımcı olur musunuz?’ diye çok geliyor" dedi. "Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık" Uygunsuz kullanımların cilt bariyerine zarar verebileceğini aktaran Uzm. Dr. Cemşitoğlu, "Son zamanlarda özellikle çok küçük yaş grubunda 6-7 gibi ’Anne şu makyaj malzemesini istiyorum, şunu kullanabilir miyim?’ diye geliyor ki bu yaş grubunda birbirileriyle bir şey paylaşma çok fazla oluyor. Paylaştıklarında da enfeksiyon riski çok artıyor, ürün kişiye özeldir. Sivilcelenme, kontakt dermatit (Bir maddeyle doğrudan temas veya o maddeye karşı alerjik reaksiyon sonucu oluşan kaşıntılı bir döküntü olarak ifade ediliyor), egzama özellikle göz ve ağız çevresindeki egzama durumlarında deri daha kuru, kırışık, pul pul görünümle beraber daha yaşlı durabilecek görünüme sahip olabiliyor. Cilt bakım ürünlerinde bazı kimyasal maddeler oluyor ki bunlar endokrin hormonu benzeri etki gösterip bir tık daha hormonal dengeyi de bozabildiğini ifade eden bilimsel çalışmalar da mevcut. Neredeyse her çocuk hastamda karşılaşıyorum diyebilirim, yakın zamanda bir hastam kızını getirdi. Hafif sivilcelenmesi vardı, onun dışında çok fazla komedonu olduğunu gördük. Hiç ihtiyacı olmamasına rağmen çok yoğun, kalın yapılı bir fondöten kullanmaya başladıktan sonra başlamış. Annesi onun için getirmişti. Son zamanlarda çok küçük yaşta 5-6 yaşında çocuklarda bile belki de kabul görme, kabul edilme isteği dolayısıyla ‘Bu benim cilt rutinim, şu maskarayı kullanıyorum’ vs. gibi videolar görmeye başladık. Pek çok cilt hastalığını çok çok erken yaşta görmeye başladık. Çocuklar bu tarz şeyleri devamlı yapmak istiyorlarsa bir dermatoloji uzmanı, gerekirse psikiyatri yardımı dahi olabilir çünkü gerçekten sosyal medya hayatımızı, psikolojimizi çok etkilemeye başladı. Çocukların zaten cilt bariyeri yeni yeni oluşuyor zaten temiz ve çoğunlukla sorunsuz bir ciltleri oluyor. Daha iyi olsun ya da görüneyim diye herhangi bir şey sürmenin pek bir anlamı olmadığını düşünüyorum çünkü zaten hepsinin cildi sağlıklı ve güzel ileride bunu arayacaklar" ifadelerini kullandı.