SAĞLIK
13 Mart 2026 Cuma - 11:45 "Yüzde 10 yaşama hakkın kaldı" denilen KOAH hastası yeniden nefes aldı Gittiği hastanede "Yüzde 10 yaşama hakkın kaldı" denilen ve solunum cihazına bağlı yaşayan 43 yaşındaki KOAH hastası, Samsun’da uygulanan tedavi ve yoğun solunum fizyoterapisi sayesinde cihazlardan kurtularak yeniden yürümeye ve günlük yaşamını sürdürmeye başladı. Uzun yıllardır KOAH hastalığıyla mücadele eden ve solunum cihazına bağlı yaşayan bir hasta, uygulanan tedavi ve rehabilitasyon sürecinin ardından yeniden sağlığına kavuştu. Yaklaşık 15 yıldır KOAH hastası olan ve son dönemde yoğun bakımda tedavi gören hasta, yapılan müdahaleler ve solunum fizyoterapisi sayesinde oksijen cihazına bağımlılıktan kurtularak yeniden günlük yaşamına dönebildi. "Günlük ihtiyaçlarını yapabiliyor" Medicana International Samsun Hastanesi Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar, hastanın ileri evre KOAH nedeniyle uzun süre solunum cihazına bağlı yaşamak zorunda kaldığını belirterek uygulanan tedavi sürecini anlattı. Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar, "Hastamız yaklaşık 15 yıldır KOAH ile mücadele ediyor. Son 2 ayını yoğun bakım şartlarında geçirmek zorunda kalmış. Yoğun bakımda hasta solunum cihazına bağlanmıştı. Solunum cihazından ayrılamadığı için ev tipi solunum cihazı ile taburcu edilmişti. KOAH 4. (ileri) evredeydi ve yaygın kronik bronşiti vardı. Hasta bize başvurduğunda, yapay solunum cihazı ile yaşamak zorunda olduğundan dolayı gırtlak dediğimiz bölgede trakeostomi ile soluması sağlanmaktaydı. İlk olarak yaptığımız bronkoskopik değerlendirmede, trakeostominin hava yolunda oluşturduğu tahribatları gidermeye çalıştık. Ardından standart tedavilere ek olarak uyguladığımız çeşitli antiinflamatuar sitokin tedavilerini yoğun şekilde verdik. Bu tür uzun süre yatak bağımlılığı olan, hareket kısıtlılığı bulunan hastalarda gelişen kas erimesi ve kas güçsüzlüğü üzerine yoğunlaştık. Yoğun bir solunum fizyoterapisi uyguladık. Öncelikli olarak gırtlak bölgesindeki trakeostomiden solumasını durdurduk ve hastanın normal oksijenle soluyabilir hale gelmesini sağladık. Ardından hastanın kliniği giderek iyileşti. Sonuç olarak hasta, normal günlük hayatını sürdürebilecek, kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek düzeye gelmeyi başardı. KOAH, insan hayatının standartlarını oldukça düşüren ve zamanla hastanın günlük ihtiyaçlarını kendi başına yapamayacak hale gelmesine neden olan ilerleyici ve geri dönüşümsüz bir hastalıktır. Yapmamız gereken, hastayı kolaya alıştırmak yerine tam tersine zor olanı, yani fizyolojik olarak kendi başına yapması gerekeni yapmaya teşvik etmektir. Hastanın kendisini sürekli solunum cihazına bağlamak yerine solunum egzersizlerine ağırlık vermesi gerekir. Uygulanan rutin tedavilerden fayda göremiyorsa, bizim gibi sayılı merkezlerde yapılan çeşitli bronkoskopik tedavilerin uygulandığı merkezleri araştırması gerekir" dedi. "Oksijen cihazını bile bıraktım" 15 yıl boyunca KOAH ile mücadele ettiğini belirten 43 yaşındaki Soner Kurulay ise tedavi sürecinin ardından cihazlardan kurtulduğunu söyledi. Kurulay, "Bende doğuştan bronşit vardı. Sonrasında KOAH oldum. Daha önce başka bir şehirde hastaneye gittim. Orada bana ‘Yüzde 10 yaşama hakkın kaldı’ dediler, beni ölüme terk ettiler. Hocamı sosyal medyada gördüm. Hocamızdan Allah razı olsun. Bende büyük bir cihaz vardı. İlk olarak onu çıkardı. ‘Sen nefes alabiliyorsun’ dedi. Gittiğim hastanede beni o cihazla yaşatıyorlardı. Yemek yedirtmiyorlardı, su içirtmiyorlardı. Burada hocamın tedavisi sayesinde şimdi ayağa kalktım, yürüyebiliyorum. Sağlığıma kavuştum. 15 senedir KOAH hastasıyım. Cihazla yaşıyordum. Onsuz hiçbir şey yapamıyordum. Lavaboya dahi cihazla gidiyordum. 4 tane cihazla yaşıyordum. Şu an hocamızın tedavisi sayesinde oksijen cihazını bile bıraktım" diye konuştu.
13 Mart 2026 Cuma - 11:42 Hekimlerin çalışma şartları ve sağlık sisteminin geleceği Adıyaman’da ele alındı HEKİMSEN heyeti Adıyaman’da üniversite ve hastane yönetimleriyle bir araya gelerek tıp eğitimi, hekimlerin çalışma şartları ve sağlık sisteminin geleceğine ilişkin istişarelerde bulundu. HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, Uzm. Dr. Gülsün Narin Kurban, HEKİMSEN Genel Başkan Yardımcısı Dr. Abdurrahman Akgül ve Adıyaman İl Temsilcisi Dr. Furkan Pamuk’tan oluşan heyet, ilk olarak Adıyaman Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı görevine atanan Prof. Dr. Ali Zeynal Abidin Tak’ı ziyaret etti. Ziyarette tıp eğitiminin niteliğinin artırılması, genç hekimlerin mesleki gelişim süreçleri ve sağlık sisteminin sürdürülebilirliği konularında değerlendirmelerde bulunuldu. Heyet daha sonra Adıyaman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği görevine atanan Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Tepe’yi makamında ziyaret ederek hayırlı olsun dileklerini iletti. Görüşmede kamu hastanelerinde sunulan sağlık hizmetlerinin etkinliği, hekimlerin çalışma şartları ve sağlık hizmetlerinde kalite ile verimliliğin artırılmasına yönelik konular ele alındı. Ziyaretlerde, güçlü bir sağlık sisteminin temelinin nitelikli tıp eğitimi, güçlü akademik kurumlar ve mesleki saygınlığı korunmuş hekimlerden geçtiği vurgulandı. Üniversitelerin ve sağlık kurumlarının sağlık sisteminin gelişiminde kritik bir rol üstlendiğine dikkat çekilirken, akademi ile meslek örgütleri arasındaki iş birliğinin önemine değinildi. Hekimlerin mesleki motivasyonu sağlık hizmetlerini doğrudan etkiliyor HEKİMSEN Genel Başkanı Uzm. Dr. Adil Kurban, sağlık sisteminin daha güçlü ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşabilmesi için akademik kurumlar, sağlık yöneticileri ve meslek örgütleri arasında kurulacak iş birliğinin büyük önem taşıdığını belirtti. Kurban, hekimlik mesleğinin yalnızca bir meslek değil aynı zamanda toplumsal güven unsuru olduğunu ifade ederek, hekimlerin mesleki motivasyonunun korunmasının ve çalışma şartlarının iyileştirilmesinin sağlık hizmetlerinin kalitesini doğrudan etkilediğini söyledi. Görüşmelerde ayrıca sağlık sisteminin karşı karşıya olduğu güncel sıkıntılar, hekimlerin mesleki çalışma ortamları ve sağlık hizmetlerinin daha etkin sunulmasına yönelik çözüm önerileri üzerine fikir alışverişinde bulunuldu. Ziyaretlerin sonunda HEKİMSEN heyeti, nazik ev sahipliği dolayısıyla Prof. Dr. Ali Zeynal Abidin Tak ve Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Tepe’ye teşekkür ederek yeni görevlerinde başarılar diledi. HEKİMSEN’in, hekimlik mesleğinin saygınlığının korunması ve sağlık sisteminin güçlendirilmesine yönelik çalışmalara destek vermeye devam edeceği belirtildi.
Soğuk hava cildi sessizce yıpratıyor
05 Ocak 2026 Pazartesi - 10:02 Soğuk hava cildi sessizce yıpratıyor Kışın sıcak duş alma isteğinin arttığını ancak çok sıcak suyun cildin doğal yağ dengesini bozarak ve kuruluğu artırdığını belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Nalan Kükürt, "Kış aylarında duş süresi kısa tutulmalı, suyun çok sıcak olmamasına özen gösterilmeli" dedi. Ciltte kuruluk, çatlama, kaşıntı ve hassasiyet gibi sorunlarla kış aylarında oldukça sık karşılaşılıyor. Medline Adana Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Nalan Kükürt, soğuk havanın cildi sessizce yıprattığını ancak doğru bakım alışkanlıklarıyla bu etkilerden korumanın mümkün olduğunu söyleyerek basit ama etkili önerilerde bulundu. Soğuk hava ve düşük nem oranının cildin su kaybetmesine neden olduğunu kaydeden Dr. Kükürt, "Özellikle eller, yüz ve dudaklar daha hızlı kurur ve çatlayabilir. Bu nedenle nemlendirici kullanımı yalnızca ihtiyaç halinde hatırlanmamalı, düzenli bir alışkanlık haline getirilmelidir. Kuru ciltler için yoğun içerikli, yağ bazlı, yağlı ve karma ciltler için ise su bazlı ürünler tercih edilmelidir. Soğuk hava, egzama gibi kronik cilt hastalıklarının şikayetlerini artırabilir; kaşıntı, kızarıklık ve pullanma daha belirgin hale gelir. Sert sabunlar ve alkol içeren temizleyiciler kış aylarında cildi tahriş edebileceğinden sabunsuz, cilt bariyerini koruyan ve nemlendirici özelliği olan temizleyiciler kullanılmalıdır" diye konuştu. Ilık su ile duş alın Kışın sıcak duş alma isteğinin arttığını ancak çok sıcak suyun cildin doğal yağ dengesini bozarak ve kuruluğu artırdığını ifade eden Kükürt, "Kış aylarında duş süresi kısa tutulmalı, suyun çok sıcak olmamasına özen gösterilmelidir. Duş sonrası ilk birkaç dakika içinde nemlendirici sürmek cildin nemi hapsetmesine yardımcı olur. Isıtıcılar cilt nemini azaltır kapalı alanlarda kullanılan kalorifer ve klimalar, havadaki nem oranını düşürür. Bu durum cildin daha hızlı kurumasına neden olur. Ortam nemlendiricileri kullanmak ya da odada bir kap içerisinde su bulundurmak cilt sağlığını destekler. Dudaklarda çatlama, ellerde kuruluk ve hatta ağrılı yarıklar kış aylarında oldukça sık görülür. Bu bölgeler için yoğun nemlendirici ve onarıcı ürünler kullanılmalıdır. Özellikle dışarı çıkmadan önce cilt korunmalı, ayrıca gece bakımına da özen gösterilmelidir. Sık el yıkayan kişiler el kremi kullanımını artırmalıdır" şeklinde konuştu. Güneş koruyucuları kışın da kullanın Kışın güneşin zararlı etkilerinin olmadığı düşünülse de UV ışınlarının yıl boyunca cilde zarar verebileceğinin altını çizen Dermatoloji Uzmanı Dr. Kükürt, şunları kaydetti: "Özellikle karlı havalarda yansıma etkisiyle güneş ışınları cilt üzerinde olumsuz etki oluşturabilir. Bu nedenle kış aylarında da güneş koruyucu kullanımı ihmal edilmemelidir. Kışın hassaslaşan cilde sık peeling yapmak, koruyucu tabakaya zarar verebilir. Bu durum kızarıklık, pullanma ve egzama şikayetlerini artırır. Peeling gerekiyorsa haftada en fazla bir kez ve nazik ürünler yardımıyla uygulanmalıdır. Dışarı çıkarken atkı, bere ve eldiven kullanmak cildin doğrudan soğuğa maruz kalmasını önleyen etkili bir korunma yöntemidir. Özellikle yüz ve ellerin rüzgarla temasını azaltmak, ciltte meydana gelebilecek tahrişi engeller. Beslenme ve su tüketimi cilt sağlığını etkiler. Kışın su içme alışkanlığı azalabilir ancak yeterli su tüketimi cildin nem dengesini korur. Omega-3, vitamin ve mineral açısından zengin beslenme de cildin kendini yenilemesine destek olur."
Koroner bypass sonrası çalma sendromu’na dikkat
05 Ocak 2026 Pazartesi - 09:13 Koroner bypass sonrası çalma sendromu’na dikkat Bypass ameliyatı sonrası efor sarf edince veya sol kol kullanılınca göğüste ağrı koroner çalma sendromu olabiliyor. Prof. Dr. Saygın Türkyılmaz, kalbe giden kanın kol damarları tarafından çekildiği Koroner çalma sendromuna dikkat çekti. Koroner arter hastalığı günümüzde yaygın olarak görülen bir sağlık sorunu olmaya devam ediyor. Tedavide koroner stentlerve bypass ameliyatları öne çıkarken, bazen hastalarda gözden kaçabilen koroner çalma sendromu gibi komplikasyonlar ortaya çıkabiliyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi’nden Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Saygın Türkyılmaz, bu durumun özellikle efor sırasında göğüs ağrısına yol açtığını belirtti. "Ameliyat sonrası göğüs ağrısı göz ardı edilmemeli" Süreç hakkında önemli bilgiler veren Prof. Dr. Türkyılmaz, "Bazı hastalar yürürken ya da diyaliz sırasında göğüs ağrısı yaşayabiliyor. Bu durum özellikle bypass yapılan hastalarda, göğüs boşluğundan alınan arteriyel damarların açıklığıyla ilgili olabiliyor. Damar darlığı olduğunda kalbe giden kan tam tersine, kola yönlenebiliyor ve hastada ağrı oluşuyor" dedi. Detaylı değerlendirme hayat kurtarıyor Hastaların şikayetlerinin doğru anlaşılması ve detaylı tetkiklerle değerlendirilmesinin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Türkyılmaz, "Hastanın hayat kalitesini ciddi şekilde etkileyen bu durumu başka bir ağrı gibi görmemek gerekiyor. Detaylı anamnez, muayene ve tetkik ile tanıyı koyuyoruz ve tedaviyi en kısa sürede tamamlıyoruz" diye konuştu. Damar sağlığı tüm vücudu ilgilendiriyor Damar sağlığının yalnızca kalbi değil, tüm vücut damarlarını etkilediğini belirten Prof. Dr. Türkyılmaz, "Bypass olmuş veya stent takılmış hastaların dahi bu tür şikayetleri varsa kliniklerimize başvurmaları çok önemli. Biz hastaların konforlu yaşamlarını sağlamak için detaylı değerlendirmelerini yapıyoruz" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da misafir anne projesi
04 Ocak 2026 Pazar - 12:15 Diyarbakır’da misafir anne projesi Sağlık Bakanlığı tarafından Türkiye genelinde yürütülen "Misafir Anne Projesi", Diyarbakır’da da özellikle kış aylarında ulaşımın zorlaştığı kırsal bölgelerde anne ve bebek sağlığı için önemli bir güvence sağlıyor. Bu kapsamda, 2 Ocak’ta Çınar ilçesi Görece Mahallesi’nde ikamet eden ve gebeliğinin son haftalarında bulunan S.Ö., Misafir Anne Projesi kapsamında evinden alınarak Çınar İlçe Devlet Hastanesi’ne nakledildi. Yapılan değerlendirme sonrası ileri merkezde takibinin uygun görülmesi üzerine gebe hasta, 112 Acil sağlık ekipleri tarafından Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları ek binasına güvenli şekilde ulaştırıldı. Aynı gün Çınar ilçesi Çatmadal Mahallesi’nde yaşayan ve doğumu yaklaşan G.A. isimli gebe de yine Misafir Anne Projesi kapsamında sağlık ekiplerince evinden alındı. Yoğun kar yağışı, kapalı yollar ve buzlanma nedeniyle ambulansın ilerleyemediği bölgede UMKE ekipleri devreye girerek saha ve zincir desteği sağladı. UMKE ve 112 Acil sağlık ekiplerinin koordinasyonuyla gebe sağlık tesisine güvenle ulaştırıldı. Misafir Anne Projesi; Türkiye genelinde, özellikle ulaşımın güç olduğu bölgelerde yaşayan ve doğumu yaklaşan gebelerin, doğum öncesinde evlerinden alınarak hastanelere veya sağlık tesislerine yakın konaklama alanlarına yerleştirilmesini kapsayan önleyici bir sağlık hizmetidir. Amaç, ani doğumların ev ortamında değil, hastane şartlarında gerçekleşmesini sağlamaktır. Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, uygulamanın ulusal ölçekte önem taşıdığını belirterek, "Misafir Anne Projesi, ülke genelinde anne ve bebek sağlığını korumaya yönelik önemli bir uygulamadır. Diyarbakır’da da özellikle kış şartlarının ağırlaştığı bölgelerde bu projeyi etkin şekilde uyguluyoruz. Doğumu yaklaşan gebelerimizi önceden sağlık tesislerine alarak riskleri en aza indiriyoruz. Süreçte görev alan tüm sağlık ekiplerimize teşekkür ediyorum" dedi.
Bağışıklığı güçlendiren kış reçetesi
04 Ocak 2026 Pazar - 12:09 Bağışıklığı güçlendiren kış reçetesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Uzmanı Uzm. Dyt. Ecem Fidan, kış aylarında bağışıklık sistemini güçlendirmenin yolunun doğru beslenmeden geçtiğini vurgulayarak; vitamin ve mineral açısından zengin besinler, doğal antibiyotikler ve mevsiminde tüketilmesi gereken gıdalar hakkında önemli öneriler paylaştı. Soğuk havaların etkisini artırdığı, mevsimsel hastalıkların daha sık görüldüğü kış aylarında bağışıklık sistemini güçlü tutmak her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Yeniboğaziçi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Uzmanı Dyt. Ecem Fidan, kışı sağlıklı geçirmek için doğru beslenmenin bağışıklık üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekerek, hastalıklardan korunmaya yönelik önemli beslenme önerileri paylaştı. Uzm. Dyt. Fidan ayrıca, kış aylarında beslenmeye katkı sağlayacak iki sağlıklı tarif de paylaştı. Yeterli miktarda vitamin ve mineral almak önemli C vitamini, D vitamini, çinko, selenyum gibi vitamin ve minerallerin yanı sıra antioksidan açısından zengin meyve ve sebzeler de vücudu hastalıklara karşı koruduğunu belirten Uzm. Dyt. Fidan, bunları içeren düzenli bir beslenmenin özellikle grip ve soğuk algınlığı gibi yaygın hastalıklara karşı koruyucu etkisi olduğunu vurguluyor. "C vitamini, bağışıklık sistemini güçlendirmekle kalmaz, aynı zamanda hücrelerin yenilenmesine ve cilt sağlığına da katkıda bulunur" ifadelerini kullanan Uzm. Dyt. Fidan, turunçgillerin bu açıdan zengin olduğunu belirterek; portakal, mandalina, limon, kivi, kuşburnu ve kırmızı biberin yeteri kadar tüketilmesi gerektiğini belirtti. D vitamini eksikliğinin, özellikle güneş ışığının azalmasıyla hissedildiğini belirten Uzm. Dyt. Fidan, "Bu nedenle yemek listemizde balık bulundurulması son derece önemlidir" dedi. D vitamini açısından zengin olan balık türlerinin; somon, uskumru, sardalya gibi balıklar olduğunu belirten Uzm. Dyt. Fidan, ayrıca yumurta sarısının da faydalı olacağının altını çizdi. Çinko ve selenyum minerallerinin bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkiler sağladığını ve özellikle çinkonun; bağışıklık hücrelerinin gelişimi ve fonksiyonu için kritik bir rol oynadığını belirtti. Uzm. Dyt. Fidan, "Kabuklu deniz ürünleri, kırmızı et, tam tahıllar ve kurubaklagiller, çinko ve selenyum açısından zengin besinlerdir ve günlük beslenme düzenine dahil edilmelidir" dedi. Tüm bunların yanında "Kırmızı meyveler, nar, ıspanak ve brokoli gibi gıdalar, antioksidan içeriği yüksek olan besinlerdir" ifadelerini kullanan Uzm. Dyt. Fidan, "Bu besinlerin düzenli tüketimi, kış aylarında hastalıklara karşı dirençli olmanıza yardımcı olur" dedi. Doğal antibiyotikler: zencefil, zerdeçal ve sarımsak Zencefil, zerdeçal ve sarımsak gibi doğal antibiyotik özelliklere sahip gıdaların, bağışıklık sistemini desteklediğini ve enfeksiyonlara karşı koruma sağladığını belirten Uzm. Dyt. Fidan, bu besinlerin çay, çorba ve yemeklerde mümkün olduğunca kullanılması gerektiğini vurguladı. "Propolis ve bal gibi doğal ürünler ise boğaz enfeksiyonlarına karşı koruyucu etkiler gösterir" ifadelerini kullanan Uzm. Dyt. Fidan, "Özellikle kış aylarında, her sabah bir kaşık bal tüketmek soğuk algınlığına karşı koruma sağlayabilir" dedi. Mevsiminde sebze ve meyve tüketiminin önemine de değinen Uzm. Dyt. Fidan, "Kış sebzeleri, vitamin ve mineral açısından zengindir ve düşük kalorili olduklarından dengeli beslenmeye katkı sağlar. Kabak, pırasa, havuç, ıspanak, karnabahar ve lahana gibi sebzeleri günlük öğünlerinizde bulundurun" dedi. Meyvelerden ise elma, armut, ayva, nar ve kivinin tatlı ihtiyacınızı sağlıklı bir şekilde karşılayarak, antioksidan özellikleri sayesinde vücudu zararlı etkenlerden koruyacağının altını çizdi. Sağlıklı tarifler Uzm. Dyt. Fidan iki sağlıklı tarifi paylaştı. Zencefilli Balkabağı Çorbası Malzemeler: 500 g balkabağı 1 adet havuç 1 adet patates 1 adet soğan 2 diş sarımsak 1 yemek kaşığı zeytinyağı 1 yemek kaşığı rendelenmiş taze zencefil 1 tatlı kaşığı zerdeçal 4 su bardağı su Tuz ve karabiber Hazırlanışı: "Balkabağı, havuç ve patatesi soyup doğrayın. Zeytinyağını bir tencerede ısıtın, doğranmış soğan ve sarımsakları ekleyip kavurun. Ardından doğranmış sebzeleri, zencefili ve zerdeçalı ekleyin, birkaç dakika kavurun. Suyu ekleyip sebzeler yumuşayana kadar pişirin. Çorbayı blenderdan geçirerek pürüzsüz hale getirin. Tuz ve karabiber ile tatlandırıp sıcak servis yapın." Nar ve Cevizli Kış Salatası Malzemeler: 1 adet nar 100 g ceviz içi 1 adet roka demeti 1 adet kırmızı soğan 100 g beyaz peynir 1 yemek kaşığı nar ekşisi 3 yemek kaşığı zeytinyağı Tuz ve karabiber Hazırlanışı: "Roka yapraklarını yıkayıp kurulayın, servis tabağına yerleştirin. Narı ayıklayıp tanelerini rokaların üzerine serpin. Ceviz içini iri parçalara ayırarak salataya ekleyin. Kırmızı soğanı ince halkalar şeklinde doğrayıp üzerine ekleyin. Beyaz peyniri küçük küpler halinde doğrayıp salatanın üzerine serpiştirin. Zeytinyağı, nar ekşisi, tuz ve karabiberi karıştırarak sos hazırlayın ve salatanın üzerine gezdirin. Salatayı servis yapmadan önce iyice karıştırın."
Şap hastalığıyla mücadelede aşılama hayati önem taşıyor
04 Ocak 2026 Pazar - 11:02 Şap hastalığıyla mücadelede aşılama hayati önem taşıyor Türkiye’de hayvancılığın en önemli sorunlarından biri olan şap hastalığı hayvan sağlığını ciddi şekilde tehlikeye atıyor. Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesinden Dr. Murat Kaan Durgut, hastalıkla mücadelenin temel yolunun aşılama önlemleri olduğunu söyledi. Türkiye’nin şap hastalığının endemik olarak görüldüğü ülkeler arasında yer aldığını ifade eden Dr. Durgut; hayvan hareketliliği, göç ve ticaretin hastalığın yayılımını hızlandıran başlıca etkenler olduğunu söyledi. Durgut, "Virüs ağız boşluğunda ve tırnak aralarında içi sıvı dolu veziküller oluşturur. Bu lezyonlar açıldığında ciddi yaralar meydana gelir, yüksek ateşle birlikte iştahsızlık ve verim kayıpları ortaya çıkar" dedi. Son dönemde görülen vakaların daha ağır seyretmesinin yeni varyantlarla ilişkili olduğunu belirten Durgut, "Önceki aşılama çalışmaları bu varyanta karşı yeterince etkili olamadı. Bu nedenle hastalık bu dönemde daha ağır seyretti. Bu hastalık rüzgarla kilometrelerce uzağa taşınabilir. Bu nedenle yetiştiriciler hastalığı gördükleri anda veteriner hekimlere ve ilgili resmi kurumlara bildirimde bulunmalıdır" ifadelerini kullandı. Düzenli aşılama ve biyogüvenlik önlemlerine uyulmasıyla şap hastalığının kontrol altına alınabileceğini belirterek aşı takvimiyle ilgili bilgi veren Durgut, "Antibiyotikler yalnızca ikincil bakteriyel enfeksiyonları önlemek amacıyla destekleyici olarak kullanılabilir. Hastalığı önlemenin tek etkili yolu aşılamadır. Annesi aşılı olmayan hayvanlarda 2 haftalıktan büyük tüm hayvanlara, annesi aşılı olanlarda ise 2 aylıktan büyük hayvanlara şap aşısı uygulanmalı ve bir ay sonra mutlaka güçlendirme dozu yapılmalıdır" şeklinde konuştu. Türkiye’nin şap hastalığıyla mücadelede önemli bir altyapıya sahip olduğunu dile getiren Durgut, "Ülkemiz, 1967 yılında Şap Enstitüsünün kurulmasıyla birlikte şap aşısını kendi imkanlarıyla üretmeye başlamış ve bu alanda dışa bağımlılığını ortadan kaldırmıştır" diye konuştu.
Eğer öksürüğünüz 2 haftayı geçtiyse, ’üşüttüm, sigaradandır, geçer’ demeyin
04 Ocak 2026 Pazar - 10:01 Eğer öksürüğünüz 2 haftayı geçtiyse, ’üşüttüm, sigaradandır, geçer’ demeyin Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Verem denilince akla ilk olarak akciğerler gelir. Ancak bu bakteri kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine de yayılabilir" dedi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, 4 -10 Ocak Verem Eğitim ve Farkındalık Haftası nedeniyle yaptığı açıklamada önemli konulara değindi. Verem denilince akla ilk olarak akciğerler geldiğini ancak veremin kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine yayılabileceğine dikkat çeken Acıbadem Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Verem diğer adıyla tüberküloz özellikle başlangıç evresindeyken üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) ve grip ile karıştırılabilir. Bu benzerlik, maalesef tüberküloz tanısının gecikmesine neden olan en büyük faktörlerden biridir" dedi. "Verem tedavi edilmediğinde ölümcül olabilen kronik bir enfeksiyon hastalığıdır" Veremin tıp dilindeki adıyla tüberkülozun "Mycobacterium tuberculosis" (verem basili) adı verilen, dış ortama dayanıklı ve çok yavaş çoğalan bakterinin neden olduğu, bulaşıcı ve tedavi edilmediğinde ölümcül olabilen kronik bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Mehmet Karadağ, "Halk arasında sinsi ilerlemesi ve vücudu zayıflatması nedeniyle "ince hastalık" olarak da bilinir. Verem denilince akla ilk olarak akciğerler gelir ki, hastaların yaklaşık yüzde 80’inde akciğerler etkilenir. Ancak bu bakteri kan ve lenf yoluyla vücudun diğer bölgelerine (omurga, böbrek, beyin zarı, kemikler ve lenf bezleri) de yayılabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları ve grip, başlangıç evresinde verem ile sıklıkla karıştırılabilir. Bu benzerlik, maalesef tüberküloz tanısının gecikmesine neden olan en büyük faktörlerden biridir" dedi. Üst Solunum yolu Enfeksiyonu, grip ve veremin solunum sistemini etkilemesi neticesinde öksürük, halsizlik ve yorgunluk, hafif ateş gibi belirtilerinin ortak olduğunu belirten Prof. Dr. Karadağ; "Eğer öksürüğünüz 2 haftayı geçtiyse, "üşüttüm, sigaradandır, geçer" demeyin. Özellikle Bursa gibi havası nemli ve kışın hava kirliliğinin görülebildiği bölgelerde, bu belirtiler çok sık maskelenir" uyarısında bulundu. "Bursa, yüzde 95’e varan tedavi takip başarısıyla Türkiye ortalamasının üzerinde performans sergilemektedir" Dünya Sağlık Örgütü’nün 2025 sonu raporlarına göre, verem’in dünya genelinde bulaşıcı hastalıklardan kaynaklanan ölüm listesinde yeniden ilk sıraya yerleştiğini belirten Prof. Dr. Karadağ, "Yılda 10,7 milyon yeni vaka ve 1,2 milyon ölüm kaydedilmektedir. Pandeminin etkisiyle COVID-19 süreci küresel verem mücadelesinde yaklaşık 8 yıllık bir gerilemeye neden olmuş; 2026 yılı bu kaybın telafisi için "Hızlanma Yılı" ilan edilmiştir. Ülkemiz, uyguladığı "Ulusal Tüberküloz Kontrol Programı" ile dünya standartlarının üzerinde bir başarı sergilemektedir. Türkiye geneli 2005’te 20 binin üzerinde olan vaka sayısı, günümüzde 9.000 - 9.500 bandına gerilemiştir. İnsidans hızı 100 bin kişide 10,3’e düşerek Türkiye’yi "eliminasyon" (yok etme) eşiğine taşımıştır. Sanayi ve nüfus yoğunluğu bakımından kritik önemdeki Bursa’da, yıllık kayıtlı hasta sayısı 350-400 arasındadır. Bursa, yüzde 95’e varan tedavi takip başarısıyla Türkiye ortalamasının üzerinde performans sergilemektedir" dedi. "Tedavinin yarım bırakılması, ’İlaç Dirençli Verem’ gibi tedavisi çok daha güç ve maliyetli bir tabloya yol açmaktadır" Hava yoluyla bulaşan tüberküloz basilinden korunmak ve zinciri kırmak için dikkat edilmesi gereken belirtileri sıralayan Prof. Dr. Karadağ, "2 haftayı geçen inatçı öksürük, gece terlemesi ve inatçı ateş, iştahsızlık ve hızlı kilo kaybı, halsizlik ve göğüs ağrısı gibi belirtilerin olması durumunda vakit kaybeden Aile Sağlığı Merkezlerine başvurulmalı. Tanı kesinleştiğinde veya güçlü şüphe olduğunda bu kez Verem Savaş Dispanserlerine gidilerek sürecin buradan yönetilmesi gerekir. Tedavide kullanılan tüm ilaçlar Sağlık Bakanlığı tarafından hastalara teslim edilmek üzere gönderilir ve ilaç temini buradan sağlanır. Tüberküloz teşhisi konulan bir hasta, tedaviye başladıktan 2-3 hafta sonra bulaştırıcılığını kaybeder. Ancak tam iyileşme için ilaçların en az 6-9 ay boyunca, Verem Savaş Dispanserleri gözetiminde (DGT) düzenli kullanılması şarttır. Tedavinin yarım bırakılması, ’İlaç Dirençli Verem’ gibi tedavisi çok daha güç ve maliyetli bir tabloya yol açmaktadır" dedi.