Son Dakika
|
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Ankara’da yaşlı adamı ağır yaralayıp parasını gasp eden saldırgan tutuklandı
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Cinayete kurban giden Kübra Yapıcı’nın ailesi: "10 kez müebbet alsınlar"
Kübra Yapıcı cinayetinde kan donduran detaylar
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"
Yol ortasındaki hindi kavgası trafiği durdurdu
İngiltere: "3 Britanyalı, hantavirüse yakalandı"
Trendyol Süper Lig’de 33. hafta heyecanı
Kağıthane’de metrobüs yangını!
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
SAĞLIK
Vatandaşlardan Kızılay’ın kan bağışı kampanyasına destek
08 Mayıs 2026 Cuma - 13:03:08
Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde Türk Kızılay tarafından düzenlenen kan bağışı kampanyasına vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Sarıgöl Belediye Başkanı Tahsin Akdeniz de kampanyayı ziyaret ederek bağışçılarla bir araya geldi. Hükümet Konağı bahçesinde hizmet veren mobil kan bağışı noktasını ziyaret eden Başkan Akdeniz’e, Türk Kızılay Sarıgöl Temsilcisi Yusuf Tüfekçi eşlik etti. Vatandaşlarla sohbet eden Başkan Akdeniz, kan bağışının toplumsal dayanışmanın en önemli örneklerinden biri olduğunu söyledi. Başkan Akdeniz yaptığı açıklamada, "Toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinden biri olan kan bağışı konusunda vatandaşlarımızın gösterdiği duyarlılık bizleri memnun etti. Tüm hastalarımıza acil şifalar diliyor, ‘kan bağışı hayat kurtarır’ diyerek herkesi bu önemli kampanyaya destek olmaya davet ediyorum." dedi. Öte yandan öğrencilerin de ailelerini kan bağışı konusunda bilinçlendirdiği ve velilerini bağış yapmaları için teşvik ederek kampanyaya destek sağladığı öğrenildi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:54
Hantavirüs riskine karşı uzman uyarısı: "Hijyen kurallarına uymak hantavirüsten koruyor"
Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kayhan Uğuz, hijyen kurallarına uymanın hantavirüsten korunmada önemli olduğunu belirterek, "Tarım işçileri, kamp yapan kişiler, çiftçiler, depo çalışanları ve kırsal bölgelerde yaşayan bireyler hantavirüs açısından daha yüksek risk grubunda yer alırlar" dedi. Son günlerde dünyada ve Türkiye’de sıkça gündeme gelen hantavirüs vakaları, toplumda endişeye neden oldu. Hantavirüs, genellikle fare ve kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salyasıyla temas sonucu bulaşabilen ciddi bir enfeksiyon hastalığı olarak tanımlanıyor. Özellikle kapalı ve uzun süre kullanılmamış alanların temizliği sırasında havaya karışan virüs parçacıkları solunum yoluyla vücuda girebiliyor. Medline Adana Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kayhan Uğuz, "Toplumda paniğe değil, doğru bilgiye ihtiyaç bulunuyor. Bilinçli olmak ve basit önlemlerle hantavirüs riskini büyük ölçüde azaltmak mümkündür" diyerek korunma yollarını anlattı. Hastalığı genellikle kemirgenler taşıyor Dr. Kayhan Uğuz, hantavirüsün, genellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı ve salyasıyla temas sonucu bulaştığının altını çizerek, "Özellikle uzun süre kapalı kalmış depo, ahır, bodrum ve kırsal alanlardaki yapılarda risk daha yüksektir. Temizlik sırasında havaya karışan virüs partiküllerinin solunması enfeksiyonun en yaygın bulaş yolları arasında yer alır. Özellikle farelerin bulunduğu alanlarda koruyucu ekipman kullanılmadan yapılan temizlikler ciddi bir risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonu ilk günlerde grip benzeri belirtilerle ortaya çıkabilir. Ateş, halsizlik, kas ağrısı, baş ağrısı ve mide bulantısı en sık görülen şikâyetler arasındadır. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde ise nefes darlığı, öksürük ve ciddi akciğer problemleri gelişebilir. Bu nedenle belirtilerin hafife alınmaması önemlidir. Özellikle kemirgen teması öyküsü bulunan kişilerin zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması gerekir" diye konuştu. Erken tanı önemli Hantavirüste erken teşhisin hastalığın kontrol altına alınabilmesi açısından büyük önem taşıdığını kaydeden Dr. Uğuz, şunları söyledi: "Hastalığın kesin tanısı laboratuvar testleriyle konulurken, hastanın temas öyküsü de tanı açısından önemlidir. Özellikle solunum sıkıntısı yaşayan hastaların acil değerlendirilmesi gerekir. Gerekli durumlarda akciğer ve böbrek fonksiyonlarını değerlendirmek için ek tetkikler de yapılabilir. Günümüzde hantavirüse karşı özel bir antiviral tedavi bulunmasa da erken dönemde uygulanan destek tedavileri sayesinde hastaların iyileşme şansı yüksektir. Tarım işçileri, kamp yapan kişiler, çiftçiler, depo çalışanları ve kırsal bölgelerde yaşayan bireyler hantavirüs açısından daha yüksek risk grubunda yer alırlar. Ayrıca uzun süre kullanılmamış ev veya iş yerlerini temizleyen kişiler de dikkatli olmalıdır. Fare ve kemirgenlerin yaşam alanlarına girmesini önlemek için gıda ürünlerinin kapalı şekilde saklanması ve yaşam alanlarının düzenli temizlenmesi de çok önemlidir." Hijyen kurallarına uymak koruyor Hantavirüsten korunmada en önemli adımın hijyen kurallarına dikkat etmek olduğunu vurgulayan Dr. Uğuz, "Hijyen kurallarına uymak hantavirüsten korunmada önemli. Kapalı alanlar temizlenmeden önce mutlaka havalandırılmalı, temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılmalı. Özellikle fare veya başka kemirgenlerin dışkısının görüldüğü alanların süpürülmesi yerine dezenfektan kullanılarak temizlenmesi gerekir" dedi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:46
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, hantavirüsün kemirgenlerden bulaştığını belirterek, sokak hayvanlarının özellikle fare ve sıçan popülasyonunun kontrolünde önemli rol oynadığını söyledi.
08 Mayıs 2026 Cuma - 12:20
Talasemiyle yaşamak zor, önlemek mümkün
Halk arasında Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemi, bebeklik döneminden itibaren kansızlık, solukluk ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteren zorlu bir sağlık sorunu. Çocuk Hematoloji Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Atay, 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü nedeniyle yaptığı açıklamada hastalığın seyri ve korunma yöntemleri hakkında hayati bilgiler paylaştı. Genetik geçişli ve yaşam boyu tedavi gerektiren ciddi bir kan hastalığı olan talasemi (Akdeniz anemisi), erken çocukluk döneminde ortaya çıkarak aileleri uzun soluklu bir mücadeleye sürüklüyor. 8 Mayıs Dünya Talasemi Günü kapsamında önemli uyarılarda bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Didem Atay, bu zorlu hastalıkta en etkili yaklaşımın tedavi etmekten ziyade genetik taramalarla hastalığı baştan önlemek olduğunu vurguladı. Talasemi erken dönemde belirti verebiliyor Talaseminin süt çocukluğu döneminden itibaren belirti verebildiğini belirten Prof. Dr. Atay, "Bu hastalık kansızlık, solukluk ve halsizlik gibi bulgularla ortaya çıkabilir. Bazı hastalar henüz 6 aylıkken düzenli kan nakli almak zorunda kalabiliyor. Bu durum hem çocuk hem de aile için uzun ve zorlu bir süreci beraberinde getiriyor. Talasemi yaşam boyu takip gerektirirken, multidisipliner yaklaşım oldukça önemli" dedi. Düzenli tedavi ve takip şart Talasemi tedavisinde düzenli kan transfüzyonlarının ve demir şelasyon tedavisinin temel olduğunu belirten Prof. Atay, "Bunun yanında hastaların büyüme ve gelişimleri, hormon düzeyleri ve kalp sağlığı düzenli olarak takip edilmelidir. Demir birikiminin organlara zarar verip vermediği yakından izlenmelidir. Günümüzde uygun hastalarda kök hücre nakli ile kalıcı tedavi sağlanabiliyor. Bu süreç deneyimli ekipler tarafından yürütülmesi tedavi için oldukça önemli" ifadelerini kullandı. En etkili yöntem hastalığı önlemek Talasemide en önemli adımın hastalığı önlemek olduğunu belirten Prof. Dr. Atay, "Talasemi tarama programlarıyla taşıyıcı bireylerin belirlenmesi büyük önem taşıyor. Taşıyıcı çiftlerin genetik danışmanlık alarak sağlıklı çocuk sahibi olması mümkün. Bu nedenle korunma en etkili yöntemdir" dedi. Prof. Dr. Atay, hastalık gelişmesi durumunda ise doğru tedavi ve güçlü bir ekip çalışmasıyla başarılı sonuçlar elde edilebildiğini ifade etti.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
07 Mayıs 2026 Perşembe- 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
2
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
3
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 14:27
Uzmanından uyarı: "3 aydan uzun süren bel ağrısına dikkat"
21 Şubat 2026 Cumartesi - 11:24
‘Doğru iftar beslenmesi bağışıklığı güçlendiriyor’
İftarda doğru besinlerin uygun miktarlarda tüketilmesinin, oruç tutarken bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine katkıda bulunduğunu ifade eden Diyetisyen Tuba Yıldırım, "İftarda protein ve sebze ağırlıklı beslenmeliyiz. Çok fazla karbonhidrat, yağlı, tuzlu, bol baharatlı gıdalardan kaçınmalıyız. Özellikle sindirim sistemini yormamak adına besinleri daha yavaş yemeye özen göstermeliyiz" dedi. Liv Sağlıklı Yaşam ve Danışma Merkezi’nden Diyetisyen Tuba Yıldırım, iftarda doğru beslenme hakkında bilgilendirmede bulundu. Sağlıklı ve yeterli beslenmenin, vücut direncini arttırarak hastalıklardan korunmada önemli rol oynadığını belirten Liv Sağlıklı Yaşam ve Danışma Merkezi’nden Diyetisyen Tuba Yıldırım, bu nedenle sahurda ve iftarda doğru besinlerin uygun miktarlarda tüketilmesinin, oruç tutarken bağışıklık sisteminin güçlendirilmesine de katkıda bulunduğunu ifade etti. "Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi protein yönünden zengin beslenilmeli" Diyetisyen Tuba Yıldırım, "Ramazan döneminde beslenme sahur ve iftar olmak üzere iki ana öğünden oluşur. Sahur öğünü atlanmaması gereken önemli bir öğündür. Sahurda süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi protein yönünden zengin, tam buğdaylı ekmek gibi lif açısından zengin, sebze ve meyve gibi antioksidan açısından zengin ve tokluk hissini artıracak besin grupları tercih edilmelidir" diye konuştu. "Gece 23.00-04.00 saatlerinde uykuda olmak önemli" Sahur gibi iftarda da doğru beslenmenin bağışıklık sistemimizi güçlü tutmak için çok önemli olduğuna işaret eden Diyetisyen Yıldırım, şu önerilerde bulundu: "İftarda protein ve sebze ağırlıklı beslenmeliyiz, çok fazla karbonhidrat, yağlı, tuzlu, bol baharatlı gıdalardan kaçınmalıyız. Özellikle sindirim sistemini yormamak adına çok hızlı yemek tüketmek yerine daha yavaş yemeye özen göstermeliyiz. Uyku düzenine mutlaka önem verilmelidir, ramazanda da en az 7-8 saat uyumaya özen gösterilmelidir. Özellikle vücudun melatonin salgıladığı hücre yenilenmesi sağlanan gece 23.00-04.00 saatlerinde uyku halinde olmak, bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok önemlidir. Bol su içmeye özen gösterilmelidir, su bağışıklık sisteminin güçlü olmasında çok önemlidir. Az tüketildiğinde vücuttan toksik maddelerin atılamaması bağışıklık sistemine zarar verir." "İftarda besleyiciliği yüksek bir çorba için" Sahur ve iftar öğünlerinde bol sıvı almaya, yeterli protein tüketmeye özen gösterilmesi gerektiğinin altını çizen Diyetisyen Yıldırım, "Sahur öğününde yumurta, ceviz, badem gibi tokluk etkisi yüksek ve mevsim meyvesi sebzesi gibi lif ve vitamin içeriği yüksek hafif bir kahvaltı tercih edilmelidir. İftar öğününde besleyiciliği yüksek bir çorbanın ardından yavaş bir şekilde sebze veya et yemekleri tüketilmelidir. İki dilimi geçmeyecek şekilde tam buğday ekmeği ve beraberinde salata, yoğurt/ayran/kefir yeterli olacaktır" şeklinde konuştu. "İftar ve sahur arası zencefilli ve zerdeçallı yoğurt tüketmek, bağışıklığı güçlendirir" Yiyeceklerin yavaş yenmesi mideyi yormamak için çok önemli olduğunu vurgulayan Diyetisyen Yıldırım, "İftar ile sahur zamanı arasında zencefilli ve zerdeçallı yoğurt tüketimi, bağışıklığı güçlendirmeye yardım edecektir. Oruç tutarken yaşanan en önemli sorunlardan birisi kabızlıktır. Bunun için beslenmemizde hurma, ketentohumu, sumak ve zeytinyağına mutlaka yer verilmelidir" şeklinde açıklamasını sonlandırdı.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 11:19
Uzmanından uyarı: "İnmemiş testis tedavi edilmezse ileride testis kanseri ve kısırlık riski oluşturur"
Medicana Sağlık Grubu Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Banu Kumrulu, "Bebeklerde çözülmemiş inmemiş testis sorunu ileride testis kanseri ve kısırlık riski oluşturduğu unutulmamalı, ihmal edilmemelidir" dedi. Çocuklarda sıkça karşılaşılan inmemiş testisin kendi haline bırakılacak bir süreç olmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Banu Kumrulu konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Kumrulu, zamanında müdahalenin önemine dikkati çekerek, "Bebeklerde çözülmemiş inmemiş testis sorunu ileride testis kanseri ve kısırlık riski oluşturduğu unutulmamalı, ihmal edilmemelidir" diye konuştu. İnmemiş testis ile ‘utangaç testis’ (retraktil testis) kavramlarının aileler tarafından sıkça karıştırıldığını aktaran Kumrulu, inmemiş testisin testislerin doğumdan sonra torbaya hiç inmemesi durumu olduğunu, utangaç testisin ise normalde torbada olan testisin soğuk, korku veya muayene sırasında geçici olarak yukarı kaçması anlamına geldiğini belirtti. Her iki tanı arasındaki farka ilişkin bilgi veren Kumrulu şu ifadeleri kullandı: "İnmemiş testis karın içi ya da kasık kanalında bulunur. Elle torbaya indirilemez. Çoğu vakada ameliyat gerektirir. Önemlidir çünkü tedavi edilmezse kısırlık riski ve testis kanseri riski artar. Testis küçülebilir. Kasık fıtığı eşlik edebilir. Ameliyat için en uygun dönem 6 ay ile 1 yaş arasıdır. Utangaç, çekingen olarak tanımlanan retraktil testis genellikle zararsızdır, çocuk büyüdükçe düzelir. Nadir durumlarda gerçek inmemiş testise dönüşebilir. Ameliyat, çoğu zaman gerekmez, yılda 1 kontrol önerilir." Kumrulu ailelere evde kontrol önerilerini ve ne zaman hekime başvurmaları gerektiğini belirterek, "En uygun zaman ılık banyo sonrasıdır. Testis torbada hissediliyor mu, bazen var, bazen yok mu, soğukta kayboluyor mu takip edilmelidir. Testis hiç torbada görülmüyorsa, bir taraf sürekli boşsa, önceden torbada olan testis artık gelmiyorsa, çocuk cerrahisi veya çocuk ürolojisi değerlendirmelidir. İşlem, genel anestezi altında yapılan günübirlik bir ameliyattır. Aynı gün ayağa kalkar, 2-3 gün içinde rahatlar, en geç bir hafta içinde günlük hayatına dönebilir" ifadelerini kullandı. "İnmemiş testis kendi haline bırakılacak bir durum değildir" Bu durumun anne babanın hatası olmadığını ve sık görüldüğünün de altını çizen Kumrulu, "İnmemiş testis kendi haline bırakılacak bir durum değildir; zamanında yapılan basit bir ameliyat, çocuğunuzun ilerideki üreme sağlığını ve testis sağlığını korur. İhmal edilmemelidir" açıklamasında bulundu.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 11:04
Ana okulu öğrencilerine sağlık eğitimi
DÜZCE (İHA) – Kaynaşlı İlçe Devlet Hastanesi ile Toplum Sağlığı Merkezi ekipleri tarafından, Abdüssamed Dik Anaokulu öğrencilerine yönelik bilgilendirici ve eğitici bir sağlık programı düzenlendi. Öğrencilere yönelik gerçekleştirilen eğitim programında, çocuklarda bulaşıcı hastalıklar, sağlıklı beslenme, çocuk güvenliği, kişisel hijyen ve korunma yöntemleri konularında yaş gruplarına uygun, anlaşılır ve eğlenceli içeriklerle bilgilendirme yapıldı. Uzman sağlık personeli tarafından verilen eğitimlerde, el yıkama alışkanlığı, diş sağlığı, dengeli beslenmenin önemi ve günlük hayatta karşılaşılabilecek risklere karşı alınması gereken temel önlemler uygulamalı olarak anlatıldı. Program kapsamında, çocukların sağlık bilincinin küçük yaşlardan itibaren geliştirilmesi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılması hedeflendi. Eğitim süresince öğrencilerin aktif katılımı sağlanarak, merak ettikleri sorular yanıtlandı ve doğru davranış biçimleri pekiştirildi.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 10:28
Türk Kızılay’dan Ramazan kampanyası filmi
Türk Kızılay, ‘Bu Ramazan’da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız’ sloganıyla başlattığı iyilik seferberliği kapsamında Ramazan ayı için hazırlanan kampanya filmini yayımladı. Türk Kızılay, ‘Bu Ramazan’da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız’ sloganıyla iyilik seferberliği başlattı. Ramazan ayı için hazırlanan kampanya filmi, Aksaray Gözlükuyu köyünde 15 yıldır tek başına yaşayan Selami Salman’ın yaşamından ilhamla hazırlandı. Türk Kızılay, Ramazan kampanyası filmini yayımladı. 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus oranının yüzde 11,1’e yükseldiği, yalnız yaşayan kişi sayısının 5,5 milyonu geçtiği Türkiye’de pek çok çalışma yürüten Kızılay, kampanya filminde de bu ihtiyaca odaklandı. ‘Bu Ramazan’da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız’ sloganıyla hazırlanan film, Aksaray Gözlükuyu köyünde 15 yıldır tek başına yaşayan Selami Salman’ın gerçek hayat hikayesinden ilham aldı. Gözlükuyu köyünde Selami amcanın evinde çekimleri yapılan film, Kızılay gönüllülerinin Ramazan kapsamında köye yaptığı ziyaret üzerinden paylaşma ve yan yana durma ruhunu sade bir anlatımla izleyicilerle buluşturuyor. Kızılay Aksaray Şubesi yetkilileri de ihtiyaçları konusunda her zaman Salman’ın yanında olduklarını dile getirdi. Türk Kızılay, bu Ramazanda 1,8 milyar lira destekle yurt içi ve yurt dışında 7,5 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyor. Vatandaşlar Kızılay’ın Ramazan yardımlarına zekat, fitre, fidye, yurt içi ve yurt dışı gıda yardımı, iftar sofrası ve bayramlık seçenekleriyle katkı sunabiliyor. Bağışlarını Kızılay’a yapmak isteyenler ‘fitre’, ‘fidye’, ‘iftar’ ve ‘sahur’ yazıp 1877’ye gönderebiliyor. Aşevlerine destek olmak isteyenler 240 lira öğün bedeli ve katları olacak şekilde katkı sunabilirken, dileyen yardımseverler 2 bin liralık bağışla bayramlık desteği verebiliyor. Ayrıca kizilay.org.tr internet sitesi üzerinden, kolay bağış uygulamasından, tüm bankalardan, mobil bankacılıktan, şubeler ve temsilcilikler aracılığıyla ya da 168 çağrı merkezini arayarak da Kızılay’a bağış ulaştırmak mümkün.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 10:07
Toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik uygulamalar değerlendirildi
Eskişehir’de Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Babur Mimtaş’ın başkanlığında, İlçe Sağlık Müdürleri ve Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM) sorumlularının katılımıyla toplantı gerçekleştirildi. İl genelinde yürütülen koruyucu sağlık hizmetleri, tarama programları, kronik hastalıklarla mücadele çalışmaları ve toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik uygulamalar kapsamlı şekilde ele alındı. Toplantıda, sahada karşılaşılan ihtiyaçlar, hizmet sunumunda yaşanan uygulama farklılıkları ve koordinasyonu güçlendirmeye yönelik öneriler paylaşıldı. İlçe bazlı geri bildirimler doğrultusunda mevcut çalışmalar gözden geçirilirken, hizmet kalitesini artırmaya yönelik planlamalar değerlendirildi ve önümüzdeki döneme ilişkin ortak çalışma başlıkları üzerinde duruldu.
20 Şubat 2026 Cuma - 17:08
Ramazan ayında diyabet hastaları için sağlıklı beslenme ipuçları
Şeker hastalarının doktorlarından onay alarak oruç tutabileceğini belirten Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, oruç tutan diyabet hastalarına önerilerde bulundu. Diyabet hastalarında uzun süren açlık esnasında kan şekerinin düşebildiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, "Ancak her diyabet hastası için farklılık gösteriyor. Bu sebeple oruç tutmak isteyen kişinin önce hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Diyabetin tipi, kullanılan ilaçlar, genel sağlık durumu, eşlik eden hipertansiyon, kalp hastalığı gibi başka hastalıkların olup olmaması gibi birçok faktör oruç tutma kararında önem taşıyor. Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, "Diyabeti hafif olan, kan şeker ölçümlerinin iyi seyrettiği doktoru tarafından teyit edilen hastaların oruç tutması, doktor onayı alındıktan sonra önemli bir sakınca oluşturmayabilir. Düzenli olarak parmaktan kan şeker ölçümleri yapılmalı, hipoglisemi riskini artıracağı için yoğun egzersizlerden kaçınmak gerekir. Ramazan ayı boyunca beslenmeye önem göstermeli. Sahurda posadan zengin ve uzun süre tok tutacak gıdalar tercih edilmeli. Çavdar veya tam buğday ekmeği, az yağlı peynir, yumurta, zeytin, bol yeşillik, bir bardak süt veya ayran ve bir porsiyon meyve uygun bir seçenek olabilir. Orucu, salata ve bir kâse çorba ile açıp, 10-15 dakika ara verdikten sonra yemeğe devam ederek ani şeker yükselmelerinden kaçınmak mümkündür. Gece ara öğününde ise, gün boyu yeterince tüketilmeyen meyve, süt veya yoğurt, az miktarda fındık, badem, ceviz gibi besin gruplarına yer verilmeli. Sıvı ihtiyacı için de iftardan sonra bol su ve bunun yanında yanı sıra şekersiz komposto, ayran, süt, şekersiz çay gibi içecekler tüketilebilir" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 16:26
Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse taburcu edildi
Kalp krizi riski nedeniyle geçtiğimiz günlerde hastaneye kaldırılan Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, yoğun bakım sürecinin ardından taburcu edildi. Edinilen bilgilere göre Köse, evinde rahatsızlanmasının ardından ambulansla hastaneye kaldırılmış, yapılan ilk müdahalenin ardından yoğun bakımda tedavi altına alınmıştı. Burada gerçekleştirilen anjiyo işleminde damar tıkanıklığı tespit edilen Köse’ye stent takılmıştı. Tedavi sürecinin olumlu seyretmesi üzerine yoğun bakımdan servise alınan Köse’nin yapılan son kontrollerinde sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Doktorların önerisi üzerine Köse’nin bir süre evinde istirahat edeceği ve kontrollerinin sürdürüleceği belirtildi. Öte yandan Köse’nin sağlık durumunun iyiye gitmesi, belediye çalışanları ve vatandaşlar tarafından sevinçle karşılandı.
20 Şubat 2026 Cuma - 16:02
Kanseri yendi, davul-zurna ile kutladı
Muğla’da kanserle verdiği zorlu mücadeleyi kazanan matematik öğretmeni İzel Gül Usta, sağlığına kavuşmasını davul zurna eşliğinde kutladı. Sevdikleriyle birlikte balonlar uçuran Usta, ‘Kanser 0, İzel 1’ diyerek yaşadığı mutluluğu paylaştı. Muğla’nın Milas ilçesinde yaşayan matematik öğretmeni İzel Gül Usta, kanser hastalığına karşı verdiği zorlu mücadeleyi kazanarak sağlığına kavuştu. Uzun ve yorucu bir tedavi sürecinin ardından hastalığı yenen Usta, kansere karşı kazandığı bu büyük zaferi sokakta davullu-zurnalı düzenlenen coşkulu bir kutlamayla taçlandırdı. Kutlamada aile bireyleri, yakınları Usta’yı yalnız bırakmadı. Ellerinde rengarenk balonlarla bir araya gelen kalabalık, hep birlikte gökyüzüne balon bırakarak bu anlamlı anı ölümsüzleştirdi. Kutlama sırasında İzel Gül Usta, elinde ‘Kanser 0, İzel 1’ döviziyle sevincini paylaştı. Kanseri yenen matematik öğretmeni İzel Gül Usta, "Geçtiğimiz Haziran ayında hayatımın en zor haberiyle sarsıldım. Lenfoma (lenf kanseri) olduğunu öğrendim. Yeni evliydim. Hayallerimiz vardı, çok korktum, ağladım. Günlerce kendime kapattım. Neden ben diye çok sorguladım. Ama sonra düşündüm dedim ki, ben öğrencilerime her problemin bir çözümü vardır diyorum. Ve bu sefer bu problemi çözen sırası sende dedim. Ve bu problemi çözmek için çok mücadele ettim. Hiç kolay değildi. Ama eşim, annem, babam, ailem, sevdiklerim bir an olsun bile yanımdan ayrılmadılar. Onların destekleri benim için çok özeldi gerçekten. Ve bir gün o mesajı aldım. İzel tedavilerimiz bitti, gözümüz aydın mesajıydı. Canım doktorum, onun desteği benim için çok özeldi. Ve ben iyileştim arkadaşlar. Şu anda tedavim devam ediyor, ama umarım bir daha bu hastalık hiçbir şekilde yanımıza bile yaklaşamaz. Herkese umut olsun diye bu videoyu çekiyorum. Biz çok güçlüyüz. İnanın umut hep var. Umudunuzu kaybetmeyin, kendinize güvenin" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 14:03
Gastroenteroloji uzmanından Ramazan’da kabızlık ve hazımsızlığa karşı öneriler
Ramazan ayında oruç tutarken kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim sorunlarının sıkça yaşanabileceğine dikkat çeken Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, "Sahurda ve iftarda lifli gıdalara ağırlık verin. Lifli gıdalar, bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlığı önler. İftar ve sahur arasında bol su için. Oruç tutarken uzun süre susuz kalmak, kabızlığın en önemli nedenlerinden biridir" dedi. Ramazan ayında oruç tutarken kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim sorunları sıkça yaşanabiliyor. Liv Hospital Samsun Gastroenteroloji Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, oruç tutarken yaşanabilecek bu sorunların önüne geçmek için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlattı: "Su tüketimi: İftar ve sahur arasında bol su için. Oruç tutarken uzun süre susuz kalmak, kabızlığın en önemli nedenlerinden biridir. İftar ve sahur arasında en az 2-2,5 litre su içmeye özen gösterin. Suyun yanı sıra diğer sıvıları da tüketin. Suya ek olarak şekersiz komposto, ayran, bitki çayları gibi sıvıları da tüketebilirsiniz. Lifli gıdalar: Sahurda ve iftarda lifli gıdalara ağırlık verin. Lifli gıdalar, bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlığı önler. Tam tahıllı ekmek, yulaf, kuru baklagiller, sebze ve meyve gibi lifli gıdaları sofranızdan eksik etmeyin. Kuru meyveleri tercih edin. Kuru kayısı, kuru erik, incir gibi kuru meyveler lif açısından zengindir ve kabızlığa iyi gelir. Probiyotikler: Yoğurt gibi probiyotik içeren gıdalar tüketin. Probiyotikler, bağırsak florasını düzenleyerek sindirim sistemini destekler. Yağlı ve ağır gıdalardan kaçının: İftarda ve sahurda yağlı, kızartılmış ve ağır gıdalardan uzak durun. Bu tür gıdalar, sindirimi zorlaştırarak hazımsızlığa ve kabızlığa neden olabilir. Yemekleri yavaş yiyin ve iyice çiğneyin. Aceleyle yemek yemek, hazımsızlığa yol açabilir. Düzenli egzersiz: İftar sonrası hafif egzersizler yapın. Yürüyüş gibi hafif egzersizler, sindirim sistemini harekete geçirerek kabızlığı önler. Diğer öneriler: Sahurda kahve ve çay tüketimini sınırlayın. Kafein, vücuttan su atımını artırarak kabızlığa neden olabilir. İftardan sonra rezene veya papatya çayı için. Bu bitki çayları, sindirimi rahatlatır ve hazımsızlığı önler. Kabızlık sorunu devam ederse doktora danışın. Uzun süreli kabızlık, altta yatan başka bir sağlık sorununun belirtisi olabilir." Uzm. Dr. Ecemiş, sahur ve iftar için şu örnek menüyü paylaştı: "Sahur: 1 kâse yulaf ezmesi (süt veya yoğurt ile), 1 adet haşlanmış yumurta, 1 porsiyon meyve (örneğin elma veya armut), 1 avuç içi kadar ceviz veya badem ve bol su. İftar: 1-2 adet hurma, 1 kâse mercimek çorbası, 1 porsiyon ızgara tavuk veya balık, bol yeşillikli salata, 1 kâse yoğurt, bol su."
20 Şubat 2026 Cuma - 12:57
Uzmanından uyarı: "Kas kaybını önlemek için mutlaka sahura kalkılmalı"
Zonguldak’ta Diyetisyen Gizem Güneş, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin püf noktalarına değinerek iftarda suyun aniden tüketilmemesi ve kas kaybını önlemek için mutlaka sahura kalkılması gerektiği konusunda vatandaşları uyardı. Ramazan ayında uzun süren açlık sonrasında iftar ve sahur öğünlerinde dikkat edilmesi gerekenleri anlatan Diyetisyen Gizem Güneş, kan şekerini dengelemek için orucun ılık, ballı ve limonlu suyla açılabileceğini belirtti. Öğünlerin zamana yayılması gerektiğini vurgulayan Güneş, "Kan şekerimizi dengeledikten sonra mutlaka yeşillik ve lifli gıdalarla başlayıp öğün sürecini olabildiğince uzatmak çok önemli. Çorba ve salata ile başlayıp 8-10 dakika mola vererek öğüne devam edilebilir" dedi. "İftarda aniden çok fazla su tüketmek mideyi genişletir" Sıvı tüketimi konusunda yapılan en büyük hatanın iftarda hemen çok fazla su içmek olduğunu ifade eden Güneş, "Bu doğru değil, midemizi genişletiriz ve baskı hissedebiliriz. Önemli olan iftardan sonra saat başı bir veya iki bardak gibi su tüketimini saatlere yaymamızdır" şeklinde konuştu. Güneş ayrıca, herhangi bir rahatsızlığı olmayanların gün boyu yavaşlayan sindirimi desteklemek amacıyla yeşil çay, rezene, ıhlamur ve zencefilli çaylar gibi bitki çaylarından destek alabileceğini sözlerine ekledi. Tatlı ve meyve tüketimi için iftardan sonra yaklaşık 2 saatlik bir beslenme penceresi açılması gerektiğini ve ardından açlık sürecinin başlatılmasının metabolizma için faydalı olacağını belirten Güneş, sahurun önemine de dikkat çekti. Kas kaybının önüne geçmek için sahurun kritik olduğunu aktaran Güneş, "Sahura kalkmamız kas kaybının olabildiğince önüne geçmemizi sağlar. Bu yüzden mutlaka sahura kalkmalıyız" ifadelerini kullandı. Ramazan ayında tartıda görülen rakamların genellikle yağ değil, ödem ve su tutumu olduğunu hatırlatan Güneş, son olarak "Ramazan’ı sadece bir detoks ayı olarak tabir etmek doğru değil. Burada önemli olan bilinçli beslenmeyi öğrenmek. Sahurda çok karbonhidrat tüketmemeye dikkat edersek Ramazan sonunda bedendeki değişimi görebilirsiniz" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 12:50
Medicana’da çocukluk çağı kanserleri günü buluşması
Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında düzenlenen söyleşide, çocukluk çağı kanserlerinde son yıllarda ulaşılan yüksek tedavi başarı oranları ve kişiye özel tedavi yaklaşımları dikkat çekti. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Medicana International İstanbul Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Demir Yenigürbüz ve 4 kez lenf kanserini atlatan oyuncu Açelya Elmas’ın katıldığı söyleşide, çocukluk çağı kanserlerinde umut veren gelişmeler paylaşıldı. Çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım oranlarının son yıllarda önemli ölçüde arttığını vurgulayan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, 1960’lı yıllarda lösemi tanısı alan çocukların büyük bölümünün kaybedildiğini belirterek, "Günümüzde çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım oranı yüzde 87’lere yükselmiştir. Bu oran yalnızca bir istatistik değil, binlerce çocuğun hayata tutunması anlamına geliyor. Çocukluk çağı kanserleri nadir görülen hastalıklar arasında yer alıyor, dünyada her yıl yaklaşık 400 bin çocuk kanser tanısı almaktadır. Türkiye’de ise bu sayı yılda 3-4 bin civarındadır. Nadir görülmesi nedeniyle bu hastalıkların deneyimli merkezlerde ve güçlü ekipler tarafından yönetilmesi gerekmektedir. Doğru zamanda, doğru yerde ve doğru tedaviyle başarı oranları belirgin şekilde artıyor." Her çocuk için tedavi planı farklı Tedavi süreçlerinin her hasta için ayrı planlandığını vurgulayan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Demir Yenigürbüz, "Günümüzde moleküler ve genetik belirteçler tedavi planlamasında belirleyici rol oynar. Hastalığın adı aynı olsa bile her çocuk kendi risk grubuna göre değerlendirilir. Moleküler özellikler, hastalığın yaygınlığı ve tedaviye yanıt gibi birçok parametre kişiye özel tedavi planının oluşturulmasında temel kriterlerdir. Gelişen tedaviler sayesinde çocukluk çağı kanserlerinde başarı oranları her geçen yıl artıyor. Akıllı ilaçlar, hedefe yönelik tedaviler ve kök hücre nakli gibi ileri yöntemler tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır. Türkiye’de bu tedavilere erişilebilmesi büyük bir avantaj sağlıyor" şeklinde konuştu. Kanser baş edilebilir bir hastalık Söyleşiye katılan ve 4 kez lenf kanserini atlatan oyuncu Açelya Elmas, hastalık sürecinde moral ve motivasyonun önemine dikkat çekti. Kanser tanısı alındığında hayatın durduğu düşüncesinin oluştuğunu ancak bu hastalığın baş edilebilir olduğunu vurgulayan Elmas, "Tedavi sürecinde moral, motivasyon ve güçlü bir ekip belirleyici rol oynuyor. Ben çalışarak tedavi olmayı tercih ettim ve hayatın içinde kalarak süreci daha güçlü yönetebildiğime inanıyorum. Hastalık korkutucu bir dille değil umut veren bir bakış açısıyla ele alınmalı. Bu süreç zor ancak imkânsız değil, tıp her geçen gün ilerliyor ve umudu kaybetmeden hayata tutunmak tedavinin en önemli parçalarından biri" dedi. Erken tanı ve doğru merkez hayati önem taşıyor Uzmanlar, çocukluk çağı kanserlerinde erken tanı ve doğru merkezde tedaviye başlanmasının başarı oranlarını doğrudan etkilediğini vurguladı. Multidisipliner yaklaşım, deneyimli ekipler ve gelişen tedavi yöntemleri sayesinde çocukluk çağı kanserlerinde iyileşme oranlarının her geçen yıl arttığına dikkat çekildi. Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında Medicana International İstanbul Hastanesi’nde gerçekleştirilen söyleşi, artan tedavi başarı oranları ve bilimsel gelişmelerle umut verici bir döneme girildiği mesajıyla sona erdi.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:55
Hastalığı yüzünden yıllarca evden çıkamadı, şimdi ise çekinmeden çıkabiliyor
Gül hastalığı yüzünden sosyal hayattan kopan ve yıllarca evden çıkamayan Neriman Aksoy, Sivas’ta gördüğü tedavinin ardından sağlığına ve özgüvenine tekrar kavuştu. Yozgat’ta yaşayan 4 çocuk annesi 52 yaşındaki Neriman Aksoy, yaklaşık 20 yıl önce halk arasında ‘gül hastalığı’ olarak bilinen cilt rahatsızlığına yakalandı. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte yüzünde strese bağlı yaralar ve iltihaplı sivilceler oluşmaya başlayan Aksoy, uzun yıllar hem fiziksel hem de psikolojik açıdan büyük sıkıntılar yaşadı. Yüzündeki yaralar nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşan Aksoy, zamanla insanların bakışlarından rahatsız olmaya başladı. İnsanların bakışları nedeniyle insan içerisine çıkmakta zorlanan Aksoy, bu süreçte oğlunun kız isteme merasimine ve düğününe bile katılamadı. Çevresindeki kişilerin tavsiye ettiği çeşitli yöntemleri deneyen Aksoy’un cilt sorunları daha da ağırlaştı. Yıllarca farklı doktorlara başvuran ancak bir türlü sonuç alamayan Aksoy, son çare olarak Sivas’ta çalışan dermatoloji uzmanı Selma Uçar’a başvurdu. Burada başlanan tedavi sürecinde birkaç seansın ardından yüzündeki yaraların belirgin şekilde azaldığını fark eden Aksoy, zamanla sağlığına kavuşmaya başladı. Tedavinin ilerlemesiyle birlikte özgüveni yeniden yerine gelen Aksoy, uzun bir aradan sonra rahatlıkla dışarı çıkıp sosyal hayata karışmanın mutluluğunun yaşamaya başladı. Hocalara bu süreçte teşekkür ettiğini söyleyen Neriman Aksoy, "İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı" ifadelerine yer verdi. "Oğlumun düğününe gidemedim" Bu hastalıktan dolayı çok utandığın söyleyen Neriman Aksoy, "Bu hastalık 20 yıldır bende vardı. Çok fazla doktora gittim ama çaresini bulamadım. Önceden bende böyle bir rahatsızlık yoktu. Strese bağlı bu hastalık çıktı. İlk olarak dudağımın kenarında bir sivilce çıktı ve daha sonrasında bu çoğalmaya başladı. Ben, bu hastalığı tedavi etmek için kim ne dediyse onları yaptım. Yüzüme sarımsak ve çamur gibi farklı şeyler sürdüm. Ben bunları yüzüme sürünce yüzüm daha kötü oldu ve bakılabilecek gibi değildi. Bu hastalıktan dolayı çok utandım. İnsan içine çıkamaz oldum. Oğlum kendine evlenmek için kız bulduğunda dahi istemesine gidemedim. Yaralarımdan dolayı oğlumun düğününe bile katılamadım ve çok üzüldüm. İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı. Tedavi aşaması 6 ay sürdü. Hocamdan ve çalışanlara çok teşekkür ediyorum" dedi. "Hikayesini gözleri dolarak anlattı" Hastanın iyileştiğini gördükten sonra mutlu olduklarını belirten Dermatoloji Uzmanı Selma Uçar, "Hastam bana yaklaşık bir yıl önce Yozgat’tan başvurdu. Hikayesini bize gözleri dolarak anlattı. Yüzündeki yaralardan dolayı oğlunun düğününe gidemediğini ve bakışlardan çok rahatsız olduğunu söyledi. Her yere cildiyle alakalı başvurduğunu ama bir çözüm bulamadığını söyledi. Sonrasında yaklaşık iki seans sonra yüzü gülmeye başladı. O böyle çok üzgün bakan hastamız, etrafa neşe saçmaya başladı gerçekten. Cilt hastalıkları, maalesef insanın sosyal hayatını, öz güvenini, her şeyini bazen alt üst ediyor. Hastamızda o özgüvenin patlamasını resmen gözlerimizle gördük. Bu bizim kliniğimiz için inanılmaz mutluydu. Bir de maalesef kremler ve haplar çok yetersiz kalıyor. Çünkü bu hastalık yüzde damarları çatlatıp kalıcı hasara sebep olan bir hastalık. Bunu ancak lazerle ve mezoterapilerle tedavi edebiliyorsunuz. Elbette ki aslında hastalığı hastamızda tamamen geçiremedik. Geçiremeyiz, çünkü bu bir genetik rahatsızlık. Biz klinikçe ekonomik durumu sıkıntılı olan hastaların sosyal hayatını etkileyecek bir cilt hastalığı varsa eğer bunu ücretsiz tedavi etme noktasında elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu söylemek isterim" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder