SAĞLIK
MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi’nde Robotik Cerrahi dönemi başladı 13 Mart 2026 Cuma - 17:43:49 Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi’nde ileri teknolojiye sahip Da Vinci X Robotik Cerrahi Sistemi hizmete alındı. Sistemle birlikte hastanede minimal invaziv (kapalı) cerrahi uygulamaları ileri teknoloji desteğiyle yapılmaya başlandı. Kurulan sistem sayesinde MCBÜ Hafsa Sultan Hastanesi, Türkiye’de robotik cerrahi teknolojisini aktif olarak kullanan 10. kamu üniversite hastanesi olurken, Manisa da Da Vinci robotik cerrahi sistemi bulunan 12. il olarak robotik cerrahi altyapısına sahip şehirler arasına girdi. Robotik cerrahi teknolojisi sayesinde Manisa ve çevre illerde yaşayan hastalar, ileri teknoloji ile gerçekleştirilen kapalı ameliyatlara artık kendi bölgelerinde ulaşabilecek. Yüksek hassasiyetle gerçekleştirilen bu operasyonlar; daha küçük kesiler, daha az kan kaybı, hastanede daha kısa kalış süresi ve hızlı iyileşme gibi önemli avantajlar sağlıyor. Sistem başta üroloji, genel cerrahi ile kadın hastalıkları ve doğum branşları olmak üzere birçok cerrahi alanda kullanılabilecek. Böylece hastanenin ileri cerrahi teknoloji kapasitesi güçlenirken, verilen sağlık hizmetlerinin kalitesi de daha üst seviyeye taşınacak. Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan MCBÜ Rektörü Prof. Dr. Rana Kibar, robotik cerrahi sisteminin üniversite hastanesi için önemli bir adım olduğunu belirterek şu ifadeleri kullandı: "Hafsa Sultan Hastanesinde ilk kez uygulanan robotik cerrahi yöntemiyle böbrek alma ameliyatı (nefrektomi) başarıyla gerçekleştirildi. Daha az ağrı, daha hızlı iyileşme ve yüksek hassasiyet sağlayan bu ileri teknoloji artık Manisa’nın hizmetinde. Emeği geçen tüm sağlık ekibimizi kutluyoruz. Robotik cerrahi sisteminin hizmete alınması hem sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran hem de üniversitemizin bilimsel ve teknolojik altyapısını güçlendiren önemli bir yatırımdır. Bu altyapı aynı zamanda tıp fakültemizde yürütülen eğitim ve araştırma faaliyetlerine de katkı sağlayacaktır. Sürecin başından itibaren destek veren AK Parti Grup Başkanvekili ve Manisa Milletvekilimiz Sayın Bahadır Yenişehirlioğlu’na şehrimiz ve üniversitemiz adına teşekkür ediyorum."
13 Mart 2026 Cuma - 17:33 Selçuk Üniversitesinde 14 Mart Tıp Bayramı kutlandı Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 14 Mart Tıp Bayramı kapsamında düzenlenen programda öğretim üyelerine cübbe giydirildi, bilimsel çalışmalarıyla öne çıkan akademisyenler ödüllendirildi. Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesinin Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacağını söyledi. Sultan Alparslan Kültür Merkezinde düzenlenen programda akademisyenler, sağlık çalışanları ve öğrenciler bir araya geldi. Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, üniversitenin sağlık alanındaki gelişimine dikkat çekti. Yılmaz, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleri ile 2026 Yatırım Programı’na alınan 800 yataklı yeni hastane projesi, Üniversite ve bölge için önemli bir sağlık merkezi olacak" dedi. Rektör Prof. Dr. Yılmaz, ayrıca mevcut hastanede sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında 5 yeni ameliyathane, preoperatif polikliniği, yeni laboratuvar binası, çocuk ve yetişkin kan alma ünitesi, fizik tedavi polikliniği ve sterilizasyon ünitesinin hizmete alındığını kaydetti. 18 yataklı modern günübirlik servis, yeni onkoloji polikliniği, radyasyon onkolojisi ünitesi ile radyoloji görüntülüme sistemine yönelik de çalışmalarının sürdüğünü aktardı. 2025 yılında hastanede yaklaşık 1,5 milyon poliklinik hizmeti verildiğini ifade eden Yılmaz, "Elbette bu başarı tesadüf değildir. Bu başarı; hekimlerimizin emeğinin, sağlık çalışanlarımızın fedakarlığının ve akademisyenlerimizin bilimsel gayretinin bir sonucudur" diye konuştu. Programa katılan İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz da hekimliğin insan hayatına doğrudan dokunan bir görev olduğunu belirterek "Hekimlik; yalnızca bir meslek değil, insanın en zor anında yanında olmayı gerektiren büyük bir sorumluluktur. İnsanların duasını almak, acılarını dindirmek ve hayatlarına dokunabilmek hekimliğin en kıymetli yönüdür" dedi. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüsnü Alptekin ise 14 Mart Tıp Bayramı’nın tarihi arka planına değinerek tıp eğitiminin Osmanlı’dan günümüze uzanan gelişimini anlattı. Programda konuşmaların ardından bilimsel çalışmalarda en yüksek puanları alan öğretim elemanlarına ve ödüle değer görülen akademisyenlere teşekkür belgeleri takdim edildi. Profesör ve doçent ünvanı alan öğretim üyelerine cübbe giyme merasiminin de gerçekleştirildiği programda, 2024 - 2025 Eğitim Öğretim Yılı Gelişim Sınavı birincileri ile dönem birincilerine de teşekkür belgesi verildi. Programa Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ahmet Ak, Genel Sekreter Mustafa Karakışla, Konya İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri, İlaç ve Tıbbi Cihaz Hizmetleri Başkanı Prof. Dr. Emre Korkut da katıldı.
13 Mart 2026 Cuma - 17:01 Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Çebi, sağlık çalışanlarının Tıp Bayramı’nı kutladı Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle ilçede faaliyet gösteren hastane ve sağlık merkezlerini ziyaret etti, sağlık çalışanlarının Tıp bayramını kutladı. Büyükçekmece Belediyesi, her yıl olduğu gibi bu yıl da sağlık çalışanlarının fedakarlıklarını unutturmamak ve günlerini kutlamak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenledi. Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, 14 Mart Tıp Bayramı nedeniyle Büyükçekmece Belediye Meclis Üyesi Mustafa Büyükyılmaz, Büyükçekmece Belediyesi Koordinatörü Seçkin Özdemir ile birlikte ilçe genelinde faaliyet gösteren devlet hastaneleri, özel sağlık kuruluşlarını ziyaret etti. Hastanelerin başhekimleri tarafından karşılanan Başkan Vekili Çebi ve berberindeki heyet doktor, hemşire ve sağlık görevlilerine çiçek takdim ederek, günlerini kutladı. "İnsanlık için kutsal bir görevi üstleniyorlar" Sağlık alanında hizmet veren her sağlık çalışanının toplumlar için büyük bir önem taşıdığını belirten Büyükçekmece Belediye Başkan Vekili Hakan Çebi, "İnsan sağlığını ve yaşam hakkını koruyan, her koşulda sorumluluğunun bilincinde olan hekimlerimiz ve tüm sağlık personelimiz, gece gündüz demeden insanlık için kutsal bir görevi üstleniyorlar. Bu vesileyle hayatımızın her anında yanımızda olan ve kendilerine çok şey borçlu olduğumuz hekimlerimizin ve tüm sağlık çalışanlarımızın 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutluyor; tüm insanlığa sağlık, huzur ve esenlikler diliyorum" dedi.
Büyükşehir şifa dağıtıyor
02 Ocak 2026 Cuma - 12:35 Büyükşehir şifa dağıtıyor Bursa Büyükşehir Belediyesi, en önemli sosyal sorumluluk projelerinden biri olan evde bakım ve ambulans hizmetleri ile binlerce hastanın ayağına giderek sağlık hizmetlerinden yararlanmalarını sağladı. Bursa Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde çalışmalarını sürdüren Evde Bakım ve Ambulans Hizmetleri Şube Müdürlüğü, sağlıklı ve gülümseyen Bursa hedefiyle çalışmalarını sürdürüyor. Aktif hasta sayısı her geçen yıl artarken, 2025 yılında sisteme kayıtlı 12 bin 873 hastaya 155 bin kez evde bakım hizmeti verildi. Büyükşehir Belediyesi’nin evde bakım hizmetinden yüzde 25 ile en çok 76-85 yaş grubu yararlandı. Hizmet alanların yüzde 19’unu 66-75 yaş grubu, yüzde 16’sını 86-95 yaş grubu, yüzde 12’sini 56-65 yaş grubu, yüzde 8’ini 46-55 yaş grubu, yüzde 7’sini 96 yaş üstü, yüzde 7’sini 1-34 yaş grubu, yüzde 6’sını ise 35-45 yaş grubu oluşturdu. Toplam 7 bin 621 kişiye ise 40 bin 898 kez ambulans ve hasta nakil desteği verildi. Evde Bakım ve Ambulans Hizmetleri ile 2025 yılında 6 bin 900 doktor muayenesi, bin 228 FTR uzman ziyareti, 5 bin 500 bakım destek hizmeti, 3 bin 200 ev temizliği hizmeti, 12 bin 750 fizyoterapist hizmeti, 71 bin hemşirelik hizmeti, 2 bin 850 psikolojik destek, 450 ebelik hizmeti, bin 800 diyetisyen hizmeti verildi. Büyükşehir Belediyesi tarafından kente kazandırılan ‘Sağlık Otobüsü’nde 4 bin 567 vatandaş ağırlanırken, 23 bin 259 kez sağlık hizmeti verildi. "Her yıl binlerce vatandaşımıza destek sağlıyoruz" Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, sosyal belediyecilik anlayışını merkeze alarak Bursalıların yaşam şartlarını iyileştirmeyi amaçladıklarını söyledi. Sağlık hizmeti almanın herkesin en temel hakkı olduğunu vurgulayan Başkan Mustafa Bozbey, "Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak hiçbir vatandaşımızı yalnız bırakmıyoruz. Sağlık hizmetini mahallere ve evlere kadar ulaştırıyoruz. Amacımız, ihtiyaç duyan tüm vatandaşlarımızın yanında olmak. Hayattaki en değerli servetin sağlık olduğunu biliyoruz. Evde sağlık hizmetlerini 7 gün 24 saat kesintisiz sürdürüyoruz. Her yıl binlerce vatandaşımıza destek sağlıyoruz. Türkiye’ye örnek olacak olan halk sağlığı projelerimizi bir bir yaşama geçirmeye devam edeceğiz. Tüm hastalarımıza şifa, özveriyle çalışan sağlık ekibimize de çalışmalarında kolaylıklar diliyorum" dedi.
Evde doğum yapan anne ve bebeği, saatler süren çalışmanın ardından kurtarıldı
02 Ocak 2026 Cuma - 12:08 Evde doğum yapan anne ve bebeği, saatler süren çalışmanın ardından kurtarıldı Diyarbakır’da sancısı gelen bir kadın evde doğum gerçekleştirdi. Anne ve bebeği, kar nedeni ile saatler süren çalışmanın ardından kurtarılarak hastaneye kaldırıldı. Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde etkili olan yoğun kar yağışı ve tipi, 1 Ocak 2026 günü yaşanan bir doğum vakasında sağlık ekiplerini zamanla yarışan zorlu bir mücadeleye sürükledi. Saat 11.46’da Yeşiltaş Mahallesi’nden gelen doğum ihbarı üzerine Diyarbakır genelinde sağlık birimleri alarma geçti. Sağlık Komuta Kontrol Merkezi koordinasyonunda vakaya 1 kara ambulansı ve 1 UMKE timi olmak üzere toplam 6 sağlık personeli yönlendirildi. Hava ambulansı talebi, olumsuz hava şartları nedeniyle karşılanamazken, karadan ilerleyen ekipler yoğun kar, kapalı yollar ve tipi nedeniyle sık sık durmak zorunda kaldı. Ambulans ekibinin ilerleyememesi üzerine UMKE timi devreye girdi. Sahada ambulansa zincir desteği sağlandı, ancak Aşağı Kırlangıç köyü mevkiinde kar yağışının şiddetlenmesiyle ekipler yeniden mahsur kaldı. Bunun üzerine Çınar Kaymakamlığı ve Büyükşehir Belediyesi ile temasa geçilerek yol açma çalışmaları başlatıldı. Köy halkının traktör desteğiyle ekipler bir süre daha ilerleyebildi. Saatler süren çabanın ardından, yol açma çalışmaları ve saha koordinasyonunun güçlendirilmesiyle UMKE ekibi saat 18.15’te anneye ulaşmayı başardı. Olay yerinde doktor bilgisi dahilinde damar yolu açılarak tıbbi müdahale yapıldı, doğan bebeğin muayenesi gerçekleştirildi. Anne ve bebek, güvenli şekilde ambulans ekiplerine teslim edilerek Çınar 2 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu tarafından saat 23.41’de SBÜ Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ile Çocuk Hastalıkları Hastanesine nakledildi. Operasyonu yakından takip eden Diyarbakır İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Emre Asiltürk, zorlu süreçte görev alan UMKE Ekip Sorumlusu Salih Bülbül’e, ekibi adına gösterdiği özverili çalışmalardan dolayı teşekkür etti. Asiltürk, "Zorlu kış şartlarına ve saatler süren ulaşım güçlüklerine rağmen ekiplerimiz büyük bir koordinasyon ve özveriyle görevlerini yerine getirdi. UMKE, 112 acil sağlık ekiplerimiz ve vatandaşlarımızın desteğiyle anne ve bebeğimiz güvenli şekilde sağlık tesisimize ulaştırıldı. Diyarbakır’da vatandaşlarımızın sağlık hizmetine erişimi için her şartta sahadayız. Bu süreçte görev yapan tüm sağlık personelimize teşekkür ediyorum’’ dedi.
Uzmanından uyarı: "Egzersizde görülen nefes darlığı, kalp krizi habercisi olabilir"
02 Ocak 2026 Cuma - 11:40 Uzmanından uyarı: "Egzersizde görülen nefes darlığı, kalp krizi habercisi olabilir" Genç yaşta kalp krizi vakalarında göreceli bir artış olduğuna dikkati çeken Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mert Aker "Egzersizle ortaya çıkan nefes darlığı, eforla artan sırt ya da çene ağrısı, açlık, uzun süre ayakta kalma veya stresle açıklanamayan bayılma ataklarıyla istirahat halindeyken görülen çarpıntı ve soğuk terleme, kalp krizi açısından uyarıcı olabilir. Bu belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi. Son yıllarda kalp krizi vakalarının yalnızca ileri yaş grubuyla sınırlı olmadığını belirten Medical Park Ankara Hastanesi’nden Kardiyoloji Uzmanı Dr. Mert Aker, yaşam tarzındaki bozulmanın gençleri de ciddi risk altına soktuğunu vurguladı. "Risk faktörleri genç yaşlara kaydı" Gençlerde kalp krizi görülme sıklığındaki artışın, her gencin yüksek risk altında olduğu anlamına gelmediğini belirten Uzm. Dr. Aker, "Buradaki artışın ardındaki esas sebep sigara, obezite, hareketsizlik ve sağlıksız beslenme gibi risk faktörlerinin erken yaşlarda başlamasıdır" diye konuştu. "Sigara ve e-sigara masum değil" Sigara ve e-sigara kullanımının genç yaşta kalp krizi riskini 2 ila 4 kat artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Aker, "E-sigara damar yapısını bozar ve pıhtılaşma eğilimini arttırr. Kalp-damar sistemi açısından güvenli bir alternatif değildir" şeklinde konuştu. "Hareketsiz yaşam kalbi sessizce yoruyor" Uzun süre masa başında çalışmanın ciddi bir risk oluşturduğunu belirten Uzm. Dr. Aker, "Günde 8 saatten fazla oturmak iyi kolesterolü düşürür, insülin direncini artırır. Haftada birkaç gün spor yapmak, gün boyu hareketsizliği telafi etmeye yetmez" ifadelerini kullandı. "İşlenmiş gıdalar damar sertliğini hızlandırıyor" Ultra işlenmiş gıdaların gençlerde erken damar sertliğine yol açtığını söyleyen Uzm. Dr. Aker, "Trans yağ, aşırı tuz ve yüksek fruktoz içeren beslenme tarzı metabolik sendrom, karaciğer yağlanması ve sessiz plak oluşumunu hızlandırır. Kronik stres ve yetersiz uyku da kalp krizi riskini ciddi şekilde artırabilir. Günde 6 saatin altında uyku, kalp krizi riskini yüzde 20-40 oranında yükseltebilir. ‘Yoğun ama sağlıklıyım’ algısı gerçeği yansıtmamaktadır" açıklamasında bulundu. "Belirtiler gençlerde farklı seyredebilir" Kalp krizinin her zaman göğüs ağrısıyla ortaya çıkmadığına değinen Uzm. Dr. Aker, özellikle gençlerde farklı belirtilerin de dikkate alınması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: "Egzersizle ortaya çıkan nefes darlığı, eforla artan sırt ya da çene ağrısı, açlık, uzun süre ayakta kalma veya stresle açıklanamayan bayılma atakları ile istirahat halindeyken görülen çarpıntı ve soğuk terleme kalp krizi açısından uyarıcı olabilir. Bu belirtiler hafife alınmamalı ve vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır." "Genetik yatkınlık riski artırıyor" Birinci derece akrabada erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunmasının riski 2-3 kat artırdığını belirten Uzm. Dr. Aker, "Genetiği silah olarak düşünürsek, sağlıksız yaşam tarzı da tetiği çeken faktördür" dedi. Gençler hangi kontrolleri yaptırmalı 20’li yaşlardan itibaren düzenli tansiyon ölçümü ve kolesterol takibinin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Aker, "Risk faktörü olan bireyler EKG ve ileri tetkikleri ihmal etmemelidir. Genç yaşta alınacak önlemler hayati önem taşır. Kalp krizi yaşlıların değil, birikimin hastalığıdır. Bu birikim artık genç yaşta başlıyor. Erken önlem ve düzenli kontrol hayat kurtarır" ifadelerini kullandı.
Kış egzamasında sıcak su ve yanlış nemlendirme şikayetleri artırabiliyor
02 Ocak 2026 Cuma - 10:52 Kış egzamasında sıcak su ve yanlış nemlendirme şikayetleri artırabiliyor Soğuk hava, düşük nem ve sık sıcak duşların kış aylarında cilt bariyerini zayıflatabildiğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Sera Kayhan, kış egzamasının kaşıntı, kızarıklık, kuruluk ve çatlama gibi yakınmalarla kendini gösterebildiğini söyledi. Kayhan, yaygınlaşan lezyonlar, şiddetli kaşıntı, kanama ya da enfeksiyon bulgularında dermatoloji değerlendirmesinin önem taşıdığını vurguladı. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Sera Kayhan, kış aylarında poliklinik başvurularının önemli bir kısmını ‘kuruluk ve egzama alevlenmeleri’nin oluşturduğunu belirterek, "Kışın dış ortamın soğuğu ve iç mekanların ısıtılmasıyla düşen nem, cildin doğal koruyucu bariyerini zorlayabilir. Bariyer bozulduğunda cilt daha kolay kurur, hassaslaşır ve kaşıntı-kızarıklık döngüsü başlayabilir. Çok sıcak su geçici bir rahatlama hissi verse de cildin koruyucu yağ tabakasını azaltarak kuruluğu ve kaşıntıyı artırabilir. Kısa, ılık duş; nazik temizleyiciler ve duştan hemen sonra nemlendirme, kış egzamasında önemli bir rutindir" dedi. "Nemlendiriciyi doğru zamanda ve doğru şekilde kullanmak önemli" Kış egzamasında düzenli nemlendirmenin temel basamaklardan biri olduğunu söyleyen Kayhan, "Nemlendirici seçiminde amaç, cildin su kaybını azaltmak ve bariyeri desteklemektir. Özellikle banyo sonrası ilk birkaç dakika içinde uygulamak etkisini artırır. Kokulu ürünler, alkol içeren losyonlar ya da cildi kurutabilecek içerikler bazı kişilerde şikayeti tetikleyebilir. Kaşımak kısa süreli rahatlama sağlasa da ciltte tahrişi artırarak lezyonların yayılmasına ve çatlaklara yol açabilir. Tırnakları kısa tutmak, gece kaşımayı azaltmak için pamuklu eldiven kullanmak, cildi tahriş etmeyen kıyafetleri tercih etmek ve ortam nemini dengelemek bu döngüyü kırmaya yardımcı olabilir" ifadelerini kullandı. "Şikayetler yayılıyorsa dermatoloji uzmanına başvurun" Uzm. Dr. Sera Kayhan, günlük hayatta uygulanabilecek basit adımların çoğu kişide fark oluşturabildiğini belirterek şu önerileri sıraladı: "Ilık ve kısa duş tercih edin; çok sıcak sudan kaçının. Nazik, parfümsüz temizleyiciler kullanın; sık peeling ve kese yapmayın. Duştan sonra ilk 3-5 dakika içinde nemlendirici uygulayın. Pamuklu ve yumuşak dokulu kıyafetleri seçin; yünlü ve sert kumaşlar tahriş edebilir. İç ortam nemini dengeleyin aşırı kuru hava şikayeti artırabilir. Çatlak ve tahrişli alanları koruyun; eller için gün içinde tekrar nemlendirme yapın. Şikayetler yayılıyorsa, kaşıntı uykuyu bölüyorsa, ciltte kanama ve çatlama belirginse, sarı kabuklanma, akıntı gibi enfeksiyon düşündüren bulgular varsa veya evde bakım adımlarına rağmen yakınmalar sürüyorsa dermatoloji uzmanına başvurmak önemlidir. Egzama farklı nedenlerle görülebilir ve kişiye uygun yaklaşım için muayene gerekebilir."
"Polikistik Over Sendromu her 10 kadından birinin sorunu"
02 Ocak 2026 Cuma - 10:24 "Polikistik Over Sendromu her 10 kadından birinin sorunu" Üreme çağındaki kadınların en büyük sağlık sorunlarından biri olan Polikistik Over Sendromu (PCOS), Türkiye’de milyonlarca kadının yaşam kalitesini ve anne olma hayallerini riske attığını belirten Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Şefik Gökçe, "PCOS, sadece bir kadın hastalığı değil; diyabetten kalp hastalıklarına kadar uzanan sistemik bir endokrin bozukluktur" dedi. Kadınlarda en sık görülen hormonal bozuklukların başında gelen Polikistik Over Sendromu (PCOS), üreme çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 8 ile yüzde 13’ünü etkileyen küresel bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Türkiye’de ise her 10 kadından birinde görülen bu tablo, adet düzensizliğinden kilo artışına, tüylenmeden kısırlığa kadar pek çok şikâyetle kendini gösterebiliyor. Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Doç. Dr. Şefik Gökçe, sendromun tanı ve tedavi süreçlerine dair uyarılarda bulundu. "İnsülin direnci kilo alımını tetikliyor" PCOS’un sadece yumurtalıklarla sınırlı kalmadığını belirten Doç. Dr. Şefik Gökçe, hastalığın metabolik sistem üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, "PCOS’lu hastaların büyük kısmında insülin direnci gelişir. Yüksek insülin düzeyleri, yumurtalıklardan androjen (erkeklik hormonu) üretimini tetikleyerek adet düzensizliği, tüylenme ve akne gibi semptomları şiddetlendirir. Burada çift yönlü bir ilişki söz konusudur; insülin direnci kilo alımını kolaylaştırırken, özellikle karın çevresindeki yağlanma hormonal bozukluğu daha da derinleştirir. Bu nedenle PCOS yönetiminde insülin direncinin kontrol altına alınması kritik öneme sahiptir" ifadelerini kullandı. "Tanı için üç bulgudan en az ikisinin olması şart" Tanı sürecinde kapsamlı bir değerlendirmenin şart olduğunu ifade eden Doç. Dr. Şefik Gökçe, kullanılan kriterleri şöyle özetledi: "Düzensiz adet döngüleri, kanda androjen yüksekliği (veya buna bağlı tüylenme, saç dökülmesi) ve ultrasonda çok sayıda küçük folikül görülmesi ana kriterlerimizdir. Bu üç bulgudan en az ikisinin bulunması tanı koymak için yeterlidir. Ancak özellikle ergenlik dönemindeki genç kızlarda tanı koyarken çok dikkatli olunmalıdır; geçici hormonal dalgalanmalar PCOS ile karıştırılmamalı, aceleci davranmak yerine hasta takip edilmelidir." "Anne olmak imkânsız değil" Toplumda PCOS’lu kadınların anne olamayacağına dair yanlış bir algı bulunduğunu belirten Doç. Dr. Şefik Gökçe, "Yumurtlamanın düzenli gerçekleşmemesi nedeniyle gebe kalmak güçleşebilir, ancak bu durum her kadının infertil (kısır) olacağı anlamına gelmez. Uygun yaşam tarzı değişiklikleri, kilo kontrolü ve gerekirse yumurtlamayı destekleyen medikal tedavilerle pek çok hastamız doğal yollarla gebe kalabilmektedir. İhtiyaç halinde ise aşılama ve tüp bebek yöntemleri ile oldukça başarılı sonuçlar alıyoruz" dedi. "Tedavinin temeli yaşam tarzı değişikliği" PCOS’un tamamen ortadan kaldırılamayan ancak doğru yönetimle belirtileri kontrol altına alınabilen kronik bir durum olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Şefik Gökçe, tedavi yol haritasını şu sözlerle açıkladı: "Tedavinin ilk adımı ilaç değil, yaşam tarzıdır. Düşük glisemik indeksli beslenme ve haftada en az üç gün yapılan düzenli egzersiz, hem insülin direncini kırar hem de hormonal dengeyi sağlar. Medikal tarafta ise adet düzeni için doğum kontrol hapları, insülin direnci için ise metformin gibi destekler kullanılabilir. Doğum kontrol hapları burada sadece adet düzenleyici değil, aynı zamanda erkeklik hormonunu baskılayarak tüylenme ve sivilce şikâyetlerini azaltan, rahim kanseri riskini düşüren önemli bir araçtır." "Psikolojik etkiler göz ardı edilmemeli" Hastalığın fiziksel olduğu kadar ruhsal sağlığı da etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Gökçe, "Kilo artışı, akne ve tüylenme gibi estetik kaygılar hastaların özgüvenini zedeleyebilir; anksiyete ve depresyona yol açabilir. Bu yüzden PCOS tedavisini sadece hormonal bir düzenleme olarak değil, psikolojik destekle güçlendirilmiş bütüncül bir yaklaşım olarak ele alıyoruz" dedi. "Tedavi edilmezse uzun vadeli riskler kapıda" PCOS’un sadece dönemsel bir sorun olmadığını hatırlatan Doç. Dr. Şefik Gökçe, "Erken dönemde yönetilmeyen PCOS; ilerleyen yıllarda Tip 2 diyabet, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları ve rahim kanseri gibi ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle belirtiler fark edildiği andan itibaren bir uzmana başvurmak ve düzenli takip sürecine girmek hayat kurtarıcıdır" açıklamasında bulundu. PCOS kronik bir endokrin bozukluk olduğundan tedavinin kişiye özel olarak planlanması gerektiğini dile getiren Doç. Dr. Şefik Gökçe, uyarılarını şu sözlerle tamamladı: "Her hastanın şikayetleri ve çocuk sahibi olma planı farklı olduğu için tek bir standart tedavi protokolü yoktur. Ancak ilk aşamada yaşam tarzı değişiklikleri tedavinin temelini oluşturur. Sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve ideal kilonun korunması hem hormonal dengeyi sağlamada hem de insülin direncini azaltmada etkilidir. Kilo kaybı çoğu zaman adet düzeninde belirgin iyileşme sağlar. Hormonal dengenin sağlanması için doğum kontrol hapları sıklıkla kullanılır. Bu ilaçlar, yumurtalıkların androjen üretimini baskılar ve düzenli adet görmeyi sağlar. İnsülin direnci olan hastalarda metformin gibi insülin duyarlılığını artıran ilaçlar tercih edilebilir. Çocuk sahibi olmak isteyen hastalar için yumurtlamayı destekleyen tedaviler, örneğin klomifen sitrat, letrozol veya gerekirse tüp bebek yöntemleri gündeme gelir. Aşılama ve tüp bebek uygulamaları da bu kapsamda değerlendirilebilir."
Mersin Büyükşehir Belediyesi 2025’te sağlık ve sosyal destekle her kesime ulaştı
02 Ocak 2026 Cuma - 10:11 Mersin Büyükşehir Belediyesi 2025’te sağlık ve sosyal destekle her kesime ulaştı Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin, 2025 yılı boyunca doğumdan yaşlılığa kadar her yaş grubuna yönelik sunduğu kapsamlı sağlık ve sosyal destek hizmetleriyle vatandaşların yanında olduğu bildirildi. Mersin Büyükşehir Belediyesi 2025 yılı boyunca, doğumdan yaşlılığa kadar yaşamın her aşamasında, kapsamlı sağlık ve sosyal destek hizmetleri ile vatandaşların yanında oldu. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, her yıl olduğu gibi 2025 yılında da evde sağlık hizmetinden yatağa bağımlı hastalara, yaş almış vatandaşlardan onkoloji hastalarına, ambülans hizmetinden özel bireylere kadar, erişilebilir ve sürdürülebilir hizmet anlayışıyla kent genelinde çalışmalarını aralıksız sürdürdü. Mersin Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı Engelliler Şube Müdürü Abdullah Gerboğa, 2025 yılının da Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı açısından vatandaş odaklı hizmetlerin ön planda olduğu bir yıl olduğunu belirterek, "2025 yılında da vatandaşlarımız, bize her zaman bir telefon kadar yakın olduklarını biliyordu ve biz de hizmetlerimizi bu anlayışla onlara ulaştırdık" dedi. "Engelsiz yaşam merkezimiz, bir sosyal yaşam alanına dönüştürüldü" Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı olarak 2025 yılı boyunca verilen hizmetlerin değerlendirmesini yapan Gerboğa, engelli veri tabanına kayıtlı 29 bin 197 özel bireye yönelik çok sayıda hizmetin hayata geçirildiğini söyledi. Gerboğa ayrıca engelsiz yaşam merkezinde atölye çalışmaları, eğitim programları, kurslar ve spor aktiviteleri düzenlediklerini aktardı. Gerboğa, "Engelsiz yaşam merkezimiz yalnızca eğitim verilen bir alan olmaktan çıkarılarak, birer sosyal yaşam alanına dönüştürüldü. Engelsiz yaşam parkında kurslar ve yüzme etkinlikleri gerçekleştirdik. Ailelerle birlikte, atölye ve eğitim çalışmaları hazırlayarak, hem sosyalleşme hem de eğitim faaliyetlerimizi sürdürdük" ifadelerini kullandı. ‘Otizm Aile Danışma Merkezi’nde, 0-6 yaş arası çocuklara yönelik erken çocukluk dönemi müdahale eğitimlerinin yürütüldüğünü belirten Gerboğa, "Merkezimizde 4 bin 717 defa kişiye özel eğitim dersleri, bin 922 defa duyu bütünleme ve ergoterapi ve 483 defada bireysel psikolojik destek seansları uyguladık. Eğitim süreçlerine ailelerimizi de danışmanlık ve psikolojik destek yoluyla dâhil ederek, tüm süreci birlikte yürüttük" diye konuştu. "Hastalarımızı destekleyerek ailelerin bakım yükünün hafifletilmesini amaçladık" Evden çıkamayan, yatağa bağımlı ve ortopedik engelli bireyler ile onkoloji hastalarına yönelik hizmetlerin 2025 yılında da devam ettiğini belirten Gerboğa, "Hastane nakil ambulansları, engelli transfer araçları ve onkoloji hastalarına özel transfer hizmetleriyle, vatandaşlarımızın sağlık kuruluşlarına güvenli ulaşımını sağladık" dedi. Evde sağlık, bakım ve destek hizmetleri kapsamında, yıl genelinde toplam 15 bin 866 haneye ulaşılarak 109 bin 879 defa hizmet götürüldüğünün altını çizen Gerboğa, yaşlı destek birimine kayıtlı 301 kişiye de çeşitli destekler sağlandığını kaydetti. Gülümse Alzheimer Yaşam Merkezi’nde Alzheimer hastalarına yönelik sosyal ve zihinsel destekleyici aktiviteler gerçekleştirildiğini de aktaran Gerboğa, "Yaptığımız çalışmalarla hem hastalarımızı destekledik, hem de ailelerin bakım yükünün hafifletilmesini amaçladık" diyerek yıl boyunca merkezden yararlanan 24 kişiye toplam 10 bin 809 defa hizmet seansı uygulandığını sözlerine ekledi. Özel birey ve ailelerine önemli destek sağlanan Büyükşehir Belediyesi Mola Evleri aracılığıyla, yıl genelinde 3 bin 186 defa hizmet verildiğini aktara Gerboğa, "Aileler günlük işlerini hallederken, biz de özel bireylerimizle kaliteli zaman geçirdik, eğitimlerini gerçekleştirdik. Bu sayede ailelerin nefes almasını sağladık" ifadelerini kullandı.2025 yılında poliklinik hizmetleri kapsamında birinci basamak sağlık hizmetlerinin sunulduğunu ifade eden Gerboğa, "Temel muayene hizmetleri, basit tahliller, diş hekimliği ve psikolojik destek hizmetleri ile 3 bin 852 vatandaşımıza ulaştık. ‘Sağlıklı Yaşam Merkezleri’ aracılığıyla, vatandaşlarımızın sağlıklı yaşam konusunda bilinçlenmesine yönelik çalışmalarımızı da sürdürdük" dedi. "46 bin 449 adet medikal malzeme desteği verildi" İhtiyaç sahibi olduğunu belgelendiren vatandaşlara, 2025 yılı içerisinde toplam 46 bin 449 adet medikal malzeme desteği verildiğini aktaran Gerboğa, "Vatandaşlarımıza yönelik tekerlekli sandalye, akülü sandalye, hasta yatağı ve hasta alt bezi gibi medikal malzeme desteklerini sunduk. ‘Medikal Malzeme Bakım ve Onarım Atölyesi’nde de bu ekipmanların bakım ve onarımlarını yaparak, daha uzun süre kullanılmasını sağladık. Mezitli Kadın Sağlığı Danışma Merkezimizin sunduğu hizmetlerden 5 bin 222 defa yararlanıldı. Tarsus Atatürk Parkı Sağlıklı Yaşam Danışma Merkezi’nin hizmetlerinden ise 6 bin 305 defa faydalanıldı. 2026 yılında da hizmetlerimizi geliştirerek sürdüreceğiz. Vatandaşlarımız bize ‘Alo 185 TEKSİN’ üzerinden rahatlıkla ulaşabilir" diyerek sözlerini tamamladı.
Dijital dünyada sosyalleşen ergenleri bekleyen riskler var
02 Ocak 2026 Cuma - 10:08 Dijital dünyada sosyalleşen ergenleri bekleyen riskler var Endokrinolog Arzu Jalilova, sosyal medyanın ergen beynini nasıl şekillendirdiğine ilişkin çarpıcı değerlendirmeler yaptı. Ergen beyninin dijital uyaranlara yetişkinlerden çok daha duyarlı olduğunu belirten Uzm. Dr. Jalilova, "Ergenlerin beyninin henüz olgunlaşmamış yapısı, onları dijital dünyanın cazibesine daha duyarlı hale getiriyor. Dijital dünyanın etkisi ‘iyi’ ya da ‘kötü’ değil; nasıl, ne amaçla ve hangi ihtiyaca göre kullanıldığıyla ilişkili." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Uzmanı Dr. Arzu Jalilova, pek çok ebeveynin çocuklarının ekran başından ayrılmamasından, ellerinden telefonlarını düşürmemelerinden şikayetçi olduğunu, aslında gencin ne kadar ekran kullandığına değil, ekranı ne için, nasıl ve hangi duygusal ihtiyaçla kullandığına odaklanmaları gerektiğini söyledi. Beyin gelişimi, hormonlar ve dijital dünyanın kesişimi Ergenlerde sosyal medya kullanımının beyin gelişimi, hormon üretimindeki rolü konusunda önemli değerlendirmelerde bulunan Endokrinolog Jalilova, sosyal medyanın ergenlik dönemindeki beyin ve davranış gelişimi üzerindeki etkilerine dikkat çekerek ailelere önemli uyarılarda bulundu. Ergenliğin, beynin yeniden yapılanmasının en yoğun biçimde gerçekleştiği bir dönem olduğunu belirten Uzm. Dr. Jalilova, bu dönemde gençlerin yalnızca fiziksel olarak değil, nörobiyolojik ve psikolojik açıdan da dönüşüm geçirdiğini vurguladı. Duyguları ve ödül mekanizmasını yöneten limbik sistemin, ergenlikte yetişkinlere göre çok daha hızlı olgunlaştığını hatırlatan Jalilova, şöyle konuştu: "Buna karşın dikkat, planlama, özdenetim ve karar verme gibi yürütücü işlevlerin merkezi prefrontal korteks ancak 20’li yaşların ortalarında tamamlanıyor. Bu gelişimsel fark, gençleri risk almaya daha yatkın, duygusal tepkilere daha açık ve sosyal geri bildirime daha duyarlı hale getiriyor. Sosyal medya ve oyunlar, bu biyolojik hassasiyetle doğrudan etkileşime giriyor. Bildirim sesleri, beğeniler, takipçi artışları ve paylaşımların görünürlüğü; beynin ödül kimyasalı dopamini hızlı biçimde artırıyor. Ergen beyninin dopamin sistemi yetişkinlere göre daha hassas. Bu nedenle sosyal medya gençler için sıradan bir iletişim aracı olmaktan çıkarak biyolojik açıdan güçlü, tekrar aranan bir deneyime dönüşüyor." Dijital sosyalleşme oksitosin düzeylerini de etkiliyor Jalilova, sosyal medyanın yalnızca dopamin değil, bağlılık ve güven hissiyle ilişkili oksitosin hormonunu da tetikleyebileceğini söyledi. Gençlerin grup sohbetleri, paylaşımlar veya çevrim içi topluluklar aracılığıyla dijital ortamda bile aidiyet duygusu geliştirdiğini ifade eden Uzm. Dr. Jalilova sözlerini şöyle sürdürdü: "Bu durum, özellikle duygusal dalgalanmaların yoğun olduğu ergenlik döneminde sosyal medyayı bir güven ve aidiyet alanı haline getiriyor. Sosyal medyanın sunduğu idealize edilmiş bedenler, yüzler, başarılar ve yaşam tarzları; gençlerde sürekli kıyaslama davranışına neden olabiliyor. Bu özellikle hormonların etkisiyle duyguların yoğun yaşandığı ergenlikte risk yaratıyor. Gerçekle filtrelenmiş hayat arasındaki fark büyüdükçe gençlerin kendilerini yetersiz görme ihtimali artıyor. Bu da öz-değer kaybı, kaygı artışı ve beden algısı bozukluğuna yol açabilir." Davranışsal sonuçlar doğurur Öte yandan Uzm. Dr. Jalilova, gençlerin sosyal medya ile ilişkisinin yalnızca psikolojik değil, davranışsal sonuçlar da doğurduğunu, bildirim seslerinin, uygulama geçişlerinin, hızlı akan video içerikleri ve çoklu ekran kullanımının dikkatin sürekli bölünmesine neden olduğunu söyledi. Jalilova, "Bu durum dikkat süresini kısaltabilir, derin düşünmeyi zorlaştırabilir ve uzun, sabır gerektiren aktivitelerden kaçınma eğilimini artırabilir. Dijital ortamın sunduğu hızlı ödüller, okul dersleri gibi uzun vadeli çaba gerektiren alanlara karşı motivasyonu düşürebilir. Böylece ergenler, ‘hemen sonuç getiren’ etkinliklere yönelmekte; okuma, öğrenme veya uzun süreli odak gerektiren görevleri sürdürmekte güçlük yaşayabilmektedir. Bununla birlikte, sosyal medya ve dijital medya yalnızca risk taşımaz. Doğru ve bilinçli kullanıldığında yaratıcılığı artırabilir, bilgiye erişimi kolaylaştırabilir, benzer ilgi alanlarına sahip akranlarla güvenli topluluklar oluşturabilir ve sosyal destek açısından olumlu katkılar sağlayabilir. Gençler, dijital ortamda kendilerini ifade etmeyi öğrenebilir, toplumsal farkındalık geliştirebilir ve öğrenme süreçlerini güçlendirebilirler. Dijital dünyanın etkisi bu nedenle ‘iyi’ ya da ‘kötü’ şeklinde değil; ne amaçla, nasıl ve hangi ihtiyaca yönelik kullanıldığına göre değerlendirilmelidir. Bu nedenle temel soru gencin kadar ekran kullandığı değil, gencin ekranı ne için, nasıl ve hangi duygusal ihtiyaçla kullandığı olmalıdır." diye konuştu.
Uzmanından uyarı: "Her belde kayma, ameliyat gerektirmez"
02 Ocak 2026 Cuma - 10:03 Uzmanından uyarı: "Her belde kayma, ameliyat gerektirmez" Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, bel kayması tanısı alan her hastanın ameliyat olmak zorunda olmadığını belirterek, doğru değerlendirme ve takip sürecinin önemine dikkat çekti. Şen, şikayetlerin düzeyi ve hastanın yaşam kalitesine göre tedavi planının kişiye özel belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Bel kayması, omurgayı oluşturan kemiklerden birinin alttaki omur üzerine öne ya da arkaya doğru yer değiştirmesiyle ortaya çıkıyor. Bel ağrısı, bacaklara vuran ağrı, uyuşma ve bazı vakalarda güç kaybına yol açabiliyor. Uzmanlar, bel kayması tanısı alan her hastanın ameliyat olmak zorunda olmadığını, kaymanın derecesi, şikayetlerin şiddeti ve sinir basısı keşiflerine göre çoğu vakada ilaç, fizik tedavi ve egzersizle takip edilebileceğini belirtiyor. "Bel kaymaları, çocukluk yaştan itibaren ortaya çıkıyor" Konuyla ilgili Adana’dan Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, İhlas Haber Ajansı’na açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Şen, "Her belde kayması olan ameliyat olmamalı. Genelde bel kaymaları doğumsal, çocukluk yaştan itibaren ortaya çıkıyor. Erişkin yaşa gelindiğinde ise kişinin kilo alması, ani hareketler yapması ve kemik erimesinden dolayı sinirlerde sıkışma başlıyor. Eğer kalçadan, ayak topuğunuza kadar gelen bir ağrı varsa, ayakta durmakta bu ağrılar artıyorsa, nörolojik muayenede de kuvvet kaybı varsa, MR görüntüsünde de belde kayma varsa cerrahi işlem yapılabilir" ifadelerini kullandı. Her bel kaymasının ameliyat gerektirmediğini vurgulayan Prof. Dr. Orhan Şen, "Eğer bir hastada sadece bel ağrısı varsa, kalçadan bacağa vuran bir ağrı yoksa ve nörolojik muayenede normal çıkıyorsa bu hastayı ameliyat etmenin anlamı yok. Bu hasta, ameliyattan yarar görmez. Tam tersine ameliyat yaraları sebebiyle ağrı çeker. Hastada kuvvet kaybı varsa ve nörolojik muayene de bel kayması varsa ameliyat yapılmalı. Eğer bu keşifler yoksa ben ameliyat önermiyorum" dedi. Öte yandan Prof. Dr. Şen, her bel ağrısının bel kayması olarak yorumlanmaması gerektiğini de sözlerine ekledi.