Son Dakika
|
Uzmanlardan ‘hantavirüs’ açıklaması: "Bulaştırıcılığı Covid kadar değil"
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
Baba ve oğlunu öldüren kanser hastası yaşlı adam tahliye edildi
Ankara’da yaşlı adamı ağır yaralayıp parasını gasp eden saldırgan tutuklandı
Bakan Gürlek'ten flaş açıklamalar: ''İBB Davasında ifadesini geri çeken kimse yok''
Önünü kestiği yaşlı adamın parasını çalıp öldüresiye darp etti
Kübra Yapıcı cinayetinde yeni gelişme!
Hollanda’da bir kabin memuru hantavirüs şüphesiyle karantinaya alındı
Bingöl’de kayıp emekli öğretmen derede ölü bulundu
Endonezya’da yolcu otobüsü ile akaryakıt tankeri çarpıştı: 16 ölü, 4 yaralı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Profesör açıkladı: "Hantavirüs, kemirgenlerden bulaşıyor"
Bakan Kurum: "Üretim hızımızı saatte 23, günde 550 konuta ulaştırdık"
Yol ortasındaki hindi kavgası trafiği durdurdu
İngiltere: "3 Britanyalı, hantavirüse yakalandı"
Trendyol Süper Lig’de 33. hafta heyecanı
Kağıthane’de metrobüs yangını!
İran: "ABD’nin teklifini değerlendirmeyi sürdürüyoruz"
SAĞLIK
Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:10:11
Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü dolayısıyla gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyumda ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’i tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var" dedi. "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasının önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş, bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir. Anne, sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını, hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle. Annenin sesinin de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu ifade eden Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek. Tabii ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" dedi. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:08
Anneler Günü öncesi "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumu
Anne Çocuk Eğitim ve Araştırma Derneği (AÇEAD) tarafından, "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" temasıyla aile sempozyumu düzenlendi. Anneler Günü öncesinde gerçekleştirilen "Bilgili Anneler Sağlıklı Nesiller" sempozyumunda anne ve çocuk sağlığına ilişkin güncel bilgiler paylaşılırken, sağlıklı gebelik süreci, annenin beden ve ruh sağlığının korunması, yenidoğan bakımında dikkat edilmesi gerekenler ve anne sütünün önemi gibi konular ele alındı. Sempozyum kapsamında ayrıca çocuk ruh sağlığında koruyucu yaklaşım, çocuk gelişiminde aile desteğinin önemi ve annelik sürecinde karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri bilim insanları tarafından değerlendirildi. Çocuk gelişiminde annenin rolünün önemine değinen AÇEAD Başkanı Prof. Dr. Nilgün Altuntaş, toplantıda yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: "Annenin hem biyolojik hem psikolojik olarak sağlıklı olması çok önemli. Annelik edebiyatta duygu, şefkat ile tanımlanır ama aslında bu sadece şefkat dediğimiz duygudan ibaret değil. Biyolojik de bir gücü var annenin. Şimdi bilimsel olarak gösterilenler bunlar. Çünkü beyin gelişiminin özellikle ilk üç yılda yüzde 80’ni tamamlanıyor ve yaşamın o ilk döneminde de annenin bebeğin gelişimine çok büyük katkısı var." "Anne, doğurmanın dışında sağlıklı olarak kalmasını da sağlar" Anne ve çocuğun ilk temasın önemine vurgu yapan Altuntaş, "Temasın devam etmesi, dokunuş bunlar nörolojik gelişimi desteklemektedir. Arkasından emzirme süreci gelir, anne sütüyle de aynı şekilde yine hem immün sistemini güçlendirir, bağışıklığını güçlendirir. Bunun yanında hayata tutunmasını hem de sağlıklı kalmasını sağlar aynı zamanda sütüyle, annenin sesi de bebeğin nörolojik gelişimini iyileştirdiği son çalışmalarda gösterilmiş durumda. Anne her yönüyle gerçekten çocuğu hem hayatta tutmaya, doğurmanın dışında hayatta kalmasına ve sağlıklı olarak kalmasına da etki eder" diye konuştu. "Destek öncelikli olarak eşinden olmalı" Kadınların hem ev içerisinde hem de sosyal hayatında büyük sorumluluklarının olduğunu açıklayan Altuntaş, "Bizim toplumun merkezinde olduğu için, toplumun temeli olduğu için anneyi bu büyük sorumlulukları altında kesinlikle güçlendirmemiz gerekir. Destek olunması gerekir. Bu destek öncelikli olarak eşinden olmalı, çevresinden, biz sağlıkçılardan bir destek, tabi ki devletten de bir destek mutlaka olması gerekir. Çünkü biz kadının aslında sessizce toplumu dönüştürdüğünü, dünyayı değiştirdiğini biliyoruz. O nedenle de kadına yapılacak olan yatırım, onu güçlendirmeye yönelik olarak yapılan yatırım çok önemli bir halk sağlığı yatırımı durumuna geliyor" ifadelerini kullandı. Hayata en iyi başlangıçlardan birinin normal doğum, bir diğerinin ise anne sütüyle beslenilmesi olduğunu belirten Altuntaş, "Emzirme gerçekten en önemli yatırım. Bunun için bizim çok uğraşmamız gerekiyor. Ben öğrencilerime de anlatırken ‘Bunu bir vatan hizmeti olarak göreceksin’ diyorum. Nasıl askerlik yapılıyorsa ben o şekilde yapıyorum. Gerçekten bizim ülkeye yaptığımız çok büyük bir iyilik olarak görüyorum emzirmenin yaygınlaştırılmasını. Çünkü anne zaman zaman bırakacak düzeye gelebiliyor sorunlarla boğuşurken. O yüzden anne sütü çok kıymetli. Artık içerisinde olanlar ispat edildi ki bunun bir mucize besin olduğunu biliyoruz. Zaten sadece besin de değil anne sütü. Aynı zamanda immünolojik olarak bir sürü içerisinde hücre var. Bir damlasında bir milyondan fazla hücrenin olduğu bir sıvı. Yaşayan bir sıvı ve o kadar dizayn edilmiş ki bebek büyüdükçe de o da değişerek ona uyum sağlayan bir sıvı. Enfeksiyonlardan, alerjiden, kanserden koruyor" diye konuştu. (DLR-
08 Mayıs 2026 Cuma - 16:02
Konya’da Dünya Çölyak Günü etkinliği
9 Mayıs Dünya Çölyak Günü dolayısıyla Konya İl Sağlık Müdürlüğünce çölyak hastaları ve aileleriyle etkinlik düzenlendi. Konya Şehir Hastanesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen programda, çölyak hastalarının yaşadığı sorunlara dikkat çekilirken, toplumsal farkındalığın artırılmasının önemi vurgulandı. Etkinlikte, çölyak hastalığıyla yaşayan bireylerin günlük hayatta karşılaştığı zorluklar ele alındı. Programda konuşan Konya Şehir Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Mustafa Cüneyt Çiçek, "Çölyak hastalığında en etkili tedavi yöntemi ömür boyu glütensiz beslenmektir. Bu durum yalnızca çocuklarımız için değil, aileler için de ciddi bir yaşam düzeni anlamına gelmektedir. Bu süreçte çocuklarımızın yanında olmak, onların sosyal hayatta desteklemek, toplum olarak bilinçli davranmak hepimizin sorumluluğundadır" dedi. Sadece çocuklar için değil, glütenli beslenmeden herkesin uzak durması gerektiğini belirten İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yusuf Yavuz da, "Aslında biz burada çocuklarımız değil, kendimizi eğitmemiz, kendimizin de sağlıklı beslenmeye olan inancını değiştirmemiz gerekiyor. Çocuklar burada önümüzü açan bir nefer ama bizlerin de aslında bu glüten belasından biraz daha kendimizi uzak tutmamız sağlığımız açısından gayet önemli" diye konuştu.
08 Mayıs 2026 Cuma - 15:42
Mevsim geçişlerinde kronik hastalıklar ve kanser riskine dikkat
Mevsim geçişleri ve düzensiz yaşam alışkanlıkları, bağışıklık sistemini etkileyerek kronik hastalıkların daha sık gündeme gelmesine neden olabiliyor. İç Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Sadi Rüştü Vural, düzenli sağlık kontrolleri ve yaşam tarzı değişikliklerinin hem kronik hastalıkların hem de kanser riskinin azaltılmasında önemli rol oynadığını anlattı. Mevsimsel değişiklikler, hava sıcaklıklarındaki ani farklılıklar ve kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması, bağışıklık sistemi üzerinde doğrudan etkili olabiliyor. Özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde bu dönemlerde enfeksiyonlar daha sık görülürken, metabolik hastalıklara bağlı şikâyetlerde de artış yaşanabiliyor. Diyabet, hipertansiyon, tiroit hastalıkları ve karaciğer rahatsızlıkları, erişkin yaş grubunda en sık karşılaşılan sağlık sorunları arasında yer alırken; sağlıksız yaşam alışkanlıkları bazı kanser türlerinin gelişme riskini de artırabiliyor. Medicana Kadıköy Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Sadi Rüştü Vural, özellikle 40 yaş sonrası düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, erken tanının birçok hastalıkta tedavi başarısını artırdığını belirtti. Uzm. Dr. Vural, kronik hastalıkların çoğu zaman sinsi belirtilerle ortaya çıktığını ifade ederek şu bilgileri verdi: "Yorgunluk, halsizlik, iştah değişiklikleri, sindirim sistemi problemleri, ani kilo değişimleri ve uzun süren şikâyetler yalnızca metabolik hastalıkların değil, bazı kanser türlerinin de erken belirtileri arasında yer alabiliyor. Düzenli kan testleri ve hekim kontrolleri sayesinde bu hastalıklar erken dönemde tespit edilebiliyor. Özellikle sindirim sistemi ve karaciğerle ilgili belirtilerin uzun süre devam etmesi durumunda mutlaka değerlendirme yapılması gerekiyor." Yaşam alışkanlıkları hastalık riskini etkiliyor Kronik hastalıkların görülme sıklığında yaşam tarzının önemli rol oynadığı biliniyor. Düzensiz beslenme, fiziksel hareketsizlik, yetersiz uyku ve yoğun stres, bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olurken metabolik dengeyi de olumsuz etkileyebiliyor. Sigara ve alkol kullanımı ise yalnızca kalp-damar hastalıklarıyla değil, bazı kanser türleriyle de ilişkilendiriliyor. Sağlıklı yaşam alışkanlıklarının hastalıklardan korunmada önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Vural, şöyle konuştu: "Dengeli beslenme, yeterli sıvı tüketimi, düzenli fiziksel aktivite ve kaliteli uyku, bağışıklık sisteminin desteklenmesine yardımcı olur. Özellikle mevsim geçişlerinde sebze ve meyve tüketiminin artırılması metabolik sağlığın korunmasına katkı sağlar. Sigara ve alkol kullanımının sınırlandırılması da hem kronik hastalık hem de bazı kanser türlerinin riskini azaltabilir." Düzenli takip erken müdahale şansı sağlıyor Kronik hastalıkların kontrol altında tutulabilmesi için düzenli takip büyük önem taşıyor. Uzmanlar, özellikle diyabet, hipertansiyon, tiroit ve karaciğer hastalığı bulunan bireylerin periyodik kontrollerini aksatmaması gerektiğini vurguluyor. Düzenli laboratuvar testleri ve tarama programları sayesinde hastalıklara bağlı komplikasyonların önüne geçilebiliyor. Erken müdahalenin yaşam kalitesi açısından önemli olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Vural, "Kronik hastalıkların düzenli takip edilmesi, hastalığın ilerleme hızını azaltabilir ve komplikasyon riskini düşürebilir. Özellikle sindirim sistemi hastalıkları ve kanser taramalarında erken tanı, tedavi sürecini olumlu etkileyen önemli faktörlerden biridir" dedi. Bağışıklık sistemi ve enfeksiyonlara dikkat Bağışıklık sisteminin zayıflaması, enfeksiyonlara karşı vücudun savunmasını azaltabiliyor. Mevsim geçişlerinde sık görülen üst solunum yolu enfeksiyonları, özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerde daha ağır seyredebilirken günlük yaşam alışkanlıkları bağışıklık sistemi üzerinde belirleyici rol oynuyor. Uzm. Dr. Vural, bağışıklık sisteminin desteklenmesi için düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "soğuk ve değişken hava şartları bağışıklık yanıtını etkileyebilir. Düzenli uyku, hijyen kurallarına dikkat edilmesi, yeterli ve dengeli beslenme ile fiziksel aktivitenin sürdürülmesi bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı olur. Özellikle kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin enfeksiyon belirtilerini yakından takip etmesi önem taşır." Sindirim sistemi sağlığı ihmal edilmemeli Sindirim sistemi ve metabolik sağlık birbiriyle yakından ilişkili bulunuyor. Karaciğer ve pankreas fonksiyonlarındaki değişiklikler metabolik dengeyi etkileyebilirken, uzun süren sindirim sistemi şikâyetleri bazı önemli hastalıkların habercisi olabiliyor. Sindirim sistemi belirtilerinin dikkate alınması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Vural, "Karın ağrısı, şişkinlik, düzensiz bağırsak alışkanlıkları ve sindirim sorunlarının uzun süre devam etmesi durumunda değerlendirme yapılmalıdır. Lifli gıdalarla beslenmek, yeterli sıvı tüketmek ve düzenli egzersiz yapmak hem sindirim sistemi hem de metabolik sağlık açısından fayda sağlayabilir" dedi. Ruhsal sağlık da metabolik sistemi etkiliyor Yoğun stres ve kaygı durumlarının yalnızca ruhsal sağlığı değil, fiziksel sağlığı da etkileyebildiği belirtiliyor. Uzun süreli stresin kan şekeri, tansiyon ve sindirim sistemi üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği ifade ediliyor. Stres yönetiminin önemine değinen Uzm. Dr. Vural, "Yoğun stres altında metabolik dengede değişiklikler görülebilir. Günlük yaşam içerisinde nefes egzersizleri, düzenli uyku, sosyal destek ve gevşeme yöntemleri hem ruhsal hem de fiziksel sağlığın korunmasına katkı sağlayabilir. Kronik hastalıkların yönetiminde bedensel ve ruhsal sağlığın birlikte değerlendirilmesi gerekir" ifadelerini kullandı. Günlük yaşamda uygulanabilecek basit ancak düzenli alışkanlıkların kronik hastalık riskini azaltmada önemli rol oynadığını belirtiliyor. Dengeli beslenme, hareketli yaşam, yeterli uyku, hijyen kurallarına dikkat edilmesi ve düzenli sağlık kontrolleri; hem bağışıklık sisteminin güçlenmesine hem de metabolik sağlığın korunmasına katkı sağlayabiliyor. Özellikle kronik hastalığı bulunan bireylerin hekim kontrollerini ihmal etmemesi ve önerilen tarama programlarını düzenli sürdürmesi öneriliyor.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
07 Mayıs 2026 Perşembe- 15:13
DAKAF’26’da Lokman Hekim Van Hastanesi gençlerin kariyer hedeflerine ışık tuttu
2
08 Mayıs 2026 Cuma- 14:44
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Ülkemizde henüz pozitif vaka tespit edilmemiştir"
3
06 Mayıs 2026 Çarşamba- 16:35
Akdeniz anemisi, erken tanı ve doğru takiple kontrol altına alınıyor
4
07 Mayıs 2026 Perşembe- 13:13
Dünyada bir ilk: Güven Hastanesi yapay zeka destekli mobil MR sistemini ameliyatta kullanıma sundu
5
07 Mayıs 2026 Perşembe- 10:13
Maarifin kalbinde marifetli gençlik tansiyon ölçtü
21 Şubat 2026 Cumartesi - 10:28
Türk Kızılay’dan Ramazan kampanyası filmi
Türk Kızılay, ‘Bu Ramazan’da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız’ sloganıyla başlattığı iyilik seferberliği kapsamında Ramazan ayı için hazırlanan kampanya filmini yayımladı. Türk Kızılay, ‘Bu Ramazan’da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız’ sloganıyla iyilik seferberliği başlattı. Ramazan ayı için hazırlanan kampanya filmi, Aksaray Gözlükuyu köyünde 15 yıldır tek başına yaşayan Selami Salman’ın yaşamından ilhamla hazırlandı. Türk Kızılay, Ramazan kampanyası filmini yayımladı. 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus oranının yüzde 11,1’e yükseldiği, yalnız yaşayan kişi sayısının 5,5 milyonu geçtiği Türkiye’de pek çok çalışma yürüten Kızılay, kampanya filminde de bu ihtiyaca odaklandı. ‘Bu Ramazan’da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız’ sloganıyla hazırlanan film, Aksaray Gözlükuyu köyünde 15 yıldır tek başına yaşayan Selami Salman’ın gerçek hayat hikayesinden ilham aldı. Gözlükuyu köyünde Selami amcanın evinde çekimleri yapılan film, Kızılay gönüllülerinin Ramazan kapsamında köye yaptığı ziyaret üzerinden paylaşma ve yan yana durma ruhunu sade bir anlatımla izleyicilerle buluşturuyor. Kızılay Aksaray Şubesi yetkilileri de ihtiyaçları konusunda her zaman Salman’ın yanında olduklarını dile getirdi. Türk Kızılay, bu Ramazanda 1,8 milyar lira destekle yurt içi ve yurt dışında 7,5 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyor. Vatandaşlar Kızılay’ın Ramazan yardımlarına zekat, fitre, fidye, yurt içi ve yurt dışı gıda yardımı, iftar sofrası ve bayramlık seçenekleriyle katkı sunabiliyor. Bağışlarını Kızılay’a yapmak isteyenler ‘fitre’, ‘fidye’, ‘iftar’ ve ‘sahur’ yazıp 1877’ye gönderebiliyor. Aşevlerine destek olmak isteyenler 240 lira öğün bedeli ve katları olacak şekilde katkı sunabilirken, dileyen yardımseverler 2 bin liralık bağışla bayramlık desteği verebiliyor. Ayrıca kizilay.org.tr internet sitesi üzerinden, kolay bağış uygulamasından, tüm bankalardan, mobil bankacılıktan, şubeler ve temsilcilikler aracılığıyla ya da 168 çağrı merkezini arayarak da Kızılay’a bağış ulaştırmak mümkün.
21 Şubat 2026 Cumartesi - 10:07
Toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik uygulamalar değerlendirildi
Eskişehir’de Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Babur Mimtaş’ın başkanlığında, İlçe Sağlık Müdürleri ve Sağlıklı Hayat Merkezleri (SHM) sorumlularının katılımıyla toplantı gerçekleştirildi. İl genelinde yürütülen koruyucu sağlık hizmetleri, tarama programları, kronik hastalıklarla mücadele çalışmaları ve toplum sağlığını güçlendirmeye yönelik uygulamalar kapsamlı şekilde ele alındı. Toplantıda, sahada karşılaşılan ihtiyaçlar, hizmet sunumunda yaşanan uygulama farklılıkları ve koordinasyonu güçlendirmeye yönelik öneriler paylaşıldı. İlçe bazlı geri bildirimler doğrultusunda mevcut çalışmalar gözden geçirilirken, hizmet kalitesini artırmaya yönelik planlamalar değerlendirildi ve önümüzdeki döneme ilişkin ortak çalışma başlıkları üzerinde duruldu.
20 Şubat 2026 Cuma - 17:08
Ramazan ayında diyabet hastaları için sağlıklı beslenme ipuçları
Şeker hastalarının doktorlarından onay alarak oruç tutabileceğini belirten Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, oruç tutan diyabet hastalarına önerilerde bulundu. Diyabet hastalarında uzun süren açlık esnasında kan şekerinin düşebildiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, "Ancak her diyabet hastası için farklılık gösteriyor. Bu sebeple oruç tutmak isteyen kişinin önce hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekiyor. Diyabetin tipi, kullanılan ilaçlar, genel sağlık durumu, eşlik eden hipertansiyon, kalp hastalığı gibi başka hastalıkların olup olmaması gibi birçok faktör oruç tutma kararında önem taşıyor. Medicana Bursa Hastanesi Endokrinoloji Uzmanı Doç. Dr. Pınar Köksal, "Diyabeti hafif olan, kan şeker ölçümlerinin iyi seyrettiği doktoru tarafından teyit edilen hastaların oruç tutması, doktor onayı alındıktan sonra önemli bir sakınca oluşturmayabilir. Düzenli olarak parmaktan kan şeker ölçümleri yapılmalı, hipoglisemi riskini artıracağı için yoğun egzersizlerden kaçınmak gerekir. Ramazan ayı boyunca beslenmeye önem göstermeli. Sahurda posadan zengin ve uzun süre tok tutacak gıdalar tercih edilmeli. Çavdar veya tam buğday ekmeği, az yağlı peynir, yumurta, zeytin, bol yeşillik, bir bardak süt veya ayran ve bir porsiyon meyve uygun bir seçenek olabilir. Orucu, salata ve bir kâse çorba ile açıp, 10-15 dakika ara verdikten sonra yemeğe devam ederek ani şeker yükselmelerinden kaçınmak mümkündür. Gece ara öğününde ise, gün boyu yeterince tüketilmeyen meyve, süt veya yoğurt, az miktarda fındık, badem, ceviz gibi besin gruplarına yer verilmeli. Sıvı ihtiyacı için de iftardan sonra bol su ve bunun yanında yanı sıra şekersiz komposto, ayran, süt, şekersiz çay gibi içecekler tüketilebilir" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 16:26
Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse taburcu edildi
Kalp krizi riski nedeniyle geçtiğimiz günlerde hastaneye kaldırılan Giresun Belediye Başkanı Fuat Köse, yoğun bakım sürecinin ardından taburcu edildi. Edinilen bilgilere göre Köse, evinde rahatsızlanmasının ardından ambulansla hastaneye kaldırılmış, yapılan ilk müdahalenin ardından yoğun bakımda tedavi altına alınmıştı. Burada gerçekleştirilen anjiyo işleminde damar tıkanıklığı tespit edilen Köse’ye stent takılmıştı. Tedavi sürecinin olumlu seyretmesi üzerine yoğun bakımdan servise alınan Köse’nin yapılan son kontrollerinde sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Doktorların önerisi üzerine Köse’nin bir süre evinde istirahat edeceği ve kontrollerinin sürdürüleceği belirtildi. Öte yandan Köse’nin sağlık durumunun iyiye gitmesi, belediye çalışanları ve vatandaşlar tarafından sevinçle karşılandı.
20 Şubat 2026 Cuma - 16:02
Kanseri yendi, davul-zurna ile kutladı
Muğla’da kanserle verdiği zorlu mücadeleyi kazanan matematik öğretmeni İzel Gül Usta, sağlığına kavuşmasını davul zurna eşliğinde kutladı. Sevdikleriyle birlikte balonlar uçuran Usta, ‘Kanser 0, İzel 1’ diyerek yaşadığı mutluluğu paylaştı. Muğla’nın Milas ilçesinde yaşayan matematik öğretmeni İzel Gül Usta, kanser hastalığına karşı verdiği zorlu mücadeleyi kazanarak sağlığına kavuştu. Uzun ve yorucu bir tedavi sürecinin ardından hastalığı yenen Usta, kansere karşı kazandığı bu büyük zaferi sokakta davullu-zurnalı düzenlenen coşkulu bir kutlamayla taçlandırdı. Kutlamada aile bireyleri, yakınları Usta’yı yalnız bırakmadı. Ellerinde rengarenk balonlarla bir araya gelen kalabalık, hep birlikte gökyüzüne balon bırakarak bu anlamlı anı ölümsüzleştirdi. Kutlama sırasında İzel Gül Usta, elinde ‘Kanser 0, İzel 1’ döviziyle sevincini paylaştı. Kanseri yenen matematik öğretmeni İzel Gül Usta, "Geçtiğimiz Haziran ayında hayatımın en zor haberiyle sarsıldım. Lenfoma (lenf kanseri) olduğunu öğrendim. Yeni evliydim. Hayallerimiz vardı, çok korktum, ağladım. Günlerce kendime kapattım. Neden ben diye çok sorguladım. Ama sonra düşündüm dedim ki, ben öğrencilerime her problemin bir çözümü vardır diyorum. Ve bu sefer bu problemi çözen sırası sende dedim. Ve bu problemi çözmek için çok mücadele ettim. Hiç kolay değildi. Ama eşim, annem, babam, ailem, sevdiklerim bir an olsun bile yanımdan ayrılmadılar. Onların destekleri benim için çok özeldi gerçekten. Ve bir gün o mesajı aldım. İzel tedavilerimiz bitti, gözümüz aydın mesajıydı. Canım doktorum, onun desteği benim için çok özeldi. Ve ben iyileştim arkadaşlar. Şu anda tedavim devam ediyor, ama umarım bir daha bu hastalık hiçbir şekilde yanımıza bile yaklaşamaz. Herkese umut olsun diye bu videoyu çekiyorum. Biz çok güçlüyüz. İnanın umut hep var. Umudunuzu kaybetmeyin, kendinize güvenin" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 14:03
Gastroenteroloji uzmanından Ramazan’da kabızlık ve hazımsızlığa karşı öneriler
Ramazan ayında oruç tutarken kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim sorunlarının sıkça yaşanabileceğine dikkat çeken Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Özgür Ecemiş, "Sahurda ve iftarda lifli gıdalara ağırlık verin. Lifli gıdalar, bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlığı önler. İftar ve sahur arasında bol su için. Oruç tutarken uzun süre susuz kalmak, kabızlığın en önemli nedenlerinden biridir" dedi. Ramazan ayında oruç tutarken kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim sorunları sıkça yaşanabiliyor. Liv Hospital Samsun Gastroenteroloji Uzm. Dr. Özgür Ecemiş, oruç tutarken yaşanabilecek bu sorunların önüne geçmek için dikkat edilmesi gerekenleri şöyle anlattı: "Su tüketimi: İftar ve sahur arasında bol su için. Oruç tutarken uzun süre susuz kalmak, kabızlığın en önemli nedenlerinden biridir. İftar ve sahur arasında en az 2-2,5 litre su içmeye özen gösterin. Suyun yanı sıra diğer sıvıları da tüketin. Suya ek olarak şekersiz komposto, ayran, bitki çayları gibi sıvıları da tüketebilirsiniz. Lifli gıdalar: Sahurda ve iftarda lifli gıdalara ağırlık verin. Lifli gıdalar, bağırsak hareketlerini düzenleyerek kabızlığı önler. Tam tahıllı ekmek, yulaf, kuru baklagiller, sebze ve meyve gibi lifli gıdaları sofranızdan eksik etmeyin. Kuru meyveleri tercih edin. Kuru kayısı, kuru erik, incir gibi kuru meyveler lif açısından zengindir ve kabızlığa iyi gelir. Probiyotikler: Yoğurt gibi probiyotik içeren gıdalar tüketin. Probiyotikler, bağırsak florasını düzenleyerek sindirim sistemini destekler. Yağlı ve ağır gıdalardan kaçının: İftarda ve sahurda yağlı, kızartılmış ve ağır gıdalardan uzak durun. Bu tür gıdalar, sindirimi zorlaştırarak hazımsızlığa ve kabızlığa neden olabilir. Yemekleri yavaş yiyin ve iyice çiğneyin. Aceleyle yemek yemek, hazımsızlığa yol açabilir. Düzenli egzersiz: İftar sonrası hafif egzersizler yapın. Yürüyüş gibi hafif egzersizler, sindirim sistemini harekete geçirerek kabızlığı önler. Diğer öneriler: Sahurda kahve ve çay tüketimini sınırlayın. Kafein, vücuttan su atımını artırarak kabızlığa neden olabilir. İftardan sonra rezene veya papatya çayı için. Bu bitki çayları, sindirimi rahatlatır ve hazımsızlığı önler. Kabızlık sorunu devam ederse doktora danışın. Uzun süreli kabızlık, altta yatan başka bir sağlık sorununun belirtisi olabilir." Uzm. Dr. Ecemiş, sahur ve iftar için şu örnek menüyü paylaştı: "Sahur: 1 kâse yulaf ezmesi (süt veya yoğurt ile), 1 adet haşlanmış yumurta, 1 porsiyon meyve (örneğin elma veya armut), 1 avuç içi kadar ceviz veya badem ve bol su. İftar: 1-2 adet hurma, 1 kâse mercimek çorbası, 1 porsiyon ızgara tavuk veya balık, bol yeşillikli salata, 1 kâse yoğurt, bol su."
20 Şubat 2026 Cuma - 12:57
Uzmanından uyarı: "Kas kaybını önlemek için mutlaka sahura kalkılmalı"
Zonguldak’ta Diyetisyen Gizem Güneş, Ramazan ayında sağlıklı beslenmenin püf noktalarına değinerek iftarda suyun aniden tüketilmemesi ve kas kaybını önlemek için mutlaka sahura kalkılması gerektiği konusunda vatandaşları uyardı. Ramazan ayında uzun süren açlık sonrasında iftar ve sahur öğünlerinde dikkat edilmesi gerekenleri anlatan Diyetisyen Gizem Güneş, kan şekerini dengelemek için orucun ılık, ballı ve limonlu suyla açılabileceğini belirtti. Öğünlerin zamana yayılması gerektiğini vurgulayan Güneş, "Kan şekerimizi dengeledikten sonra mutlaka yeşillik ve lifli gıdalarla başlayıp öğün sürecini olabildiğince uzatmak çok önemli. Çorba ve salata ile başlayıp 8-10 dakika mola vererek öğüne devam edilebilir" dedi. "İftarda aniden çok fazla su tüketmek mideyi genişletir" Sıvı tüketimi konusunda yapılan en büyük hatanın iftarda hemen çok fazla su içmek olduğunu ifade eden Güneş, "Bu doğru değil, midemizi genişletiriz ve baskı hissedebiliriz. Önemli olan iftardan sonra saat başı bir veya iki bardak gibi su tüketimini saatlere yaymamızdır" şeklinde konuştu. Güneş ayrıca, herhangi bir rahatsızlığı olmayanların gün boyu yavaşlayan sindirimi desteklemek amacıyla yeşil çay, rezene, ıhlamur ve zencefilli çaylar gibi bitki çaylarından destek alabileceğini sözlerine ekledi. Tatlı ve meyve tüketimi için iftardan sonra yaklaşık 2 saatlik bir beslenme penceresi açılması gerektiğini ve ardından açlık sürecinin başlatılmasının metabolizma için faydalı olacağını belirten Güneş, sahurun önemine de dikkat çekti. Kas kaybının önüne geçmek için sahurun kritik olduğunu aktaran Güneş, "Sahura kalkmamız kas kaybının olabildiğince önüne geçmemizi sağlar. Bu yüzden mutlaka sahura kalkmalıyız" ifadelerini kullandı. Ramazan ayında tartıda görülen rakamların genellikle yağ değil, ödem ve su tutumu olduğunu hatırlatan Güneş, son olarak "Ramazan’ı sadece bir detoks ayı olarak tabir etmek doğru değil. Burada önemli olan bilinçli beslenmeyi öğrenmek. Sahurda çok karbonhidrat tüketmemeye dikkat edersek Ramazan sonunda bedendeki değişimi görebilirsiniz" dedi.
20 Şubat 2026 Cuma - 12:50
Medicana’da çocukluk çağı kanserleri günü buluşması
Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında düzenlenen söyleşide, çocukluk çağı kanserlerinde son yıllarda ulaşılan yüksek tedavi başarı oranları ve kişiye özel tedavi yaklaşımları dikkat çekti. Medicana Zincirlikuyu Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Medicana International İstanbul Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Demir Yenigürbüz ve 4 kez lenf kanserini atlatan oyuncu Açelya Elmas’ın katıldığı söyleşide, çocukluk çağı kanserlerinde umut veren gelişmeler paylaşıldı. Çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım oranlarının son yıllarda önemli ölçüde arttığını vurgulayan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, 1960’lı yıllarda lösemi tanısı alan çocukların büyük bölümünün kaybedildiğini belirterek, "Günümüzde çocukluk çağı kanserlerinde sağ kalım oranı yüzde 87’lere yükselmiştir. Bu oran yalnızca bir istatistik değil, binlerce çocuğun hayata tutunması anlamına geliyor. Çocukluk çağı kanserleri nadir görülen hastalıklar arasında yer alıyor, dünyada her yıl yaklaşık 400 bin çocuk kanser tanısı almaktadır. Türkiye’de ise bu sayı yılda 3-4 bin civarındadır. Nadir görülmesi nedeniyle bu hastalıkların deneyimli merkezlerde ve güçlü ekipler tarafından yönetilmesi gerekmektedir. Doğru zamanda, doğru yerde ve doğru tedaviyle başarı oranları belirgin şekilde artıyor." Her çocuk için tedavi planı farklı Tedavi süreçlerinin her hasta için ayrı planlandığını vurgulayan Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Demir Yenigürbüz, "Günümüzde moleküler ve genetik belirteçler tedavi planlamasında belirleyici rol oynar. Hastalığın adı aynı olsa bile her çocuk kendi risk grubuna göre değerlendirilir. Moleküler özellikler, hastalığın yaygınlığı ve tedaviye yanıt gibi birçok parametre kişiye özel tedavi planının oluşturulmasında temel kriterlerdir. Gelişen tedaviler sayesinde çocukluk çağı kanserlerinde başarı oranları her geçen yıl artıyor. Akıllı ilaçlar, hedefe yönelik tedaviler ve kök hücre nakli gibi ileri yöntemler tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır. Türkiye’de bu tedavilere erişilebilmesi büyük bir avantaj sağlıyor" şeklinde konuştu. Kanser baş edilebilir bir hastalık Söyleşiye katılan ve 4 kez lenf kanserini atlatan oyuncu Açelya Elmas, hastalık sürecinde moral ve motivasyonun önemine dikkat çekti. Kanser tanısı alındığında hayatın durduğu düşüncesinin oluştuğunu ancak bu hastalığın baş edilebilir olduğunu vurgulayan Elmas, "Tedavi sürecinde moral, motivasyon ve güçlü bir ekip belirleyici rol oynuyor. Ben çalışarak tedavi olmayı tercih ettim ve hayatın içinde kalarak süreci daha güçlü yönetebildiğime inanıyorum. Hastalık korkutucu bir dille değil umut veren bir bakış açısıyla ele alınmalı. Bu süreç zor ancak imkânsız değil, tıp her geçen gün ilerliyor ve umudu kaybetmeden hayata tutunmak tedavinin en önemli parçalarından biri" dedi. Erken tanı ve doğru merkez hayati önem taşıyor Uzmanlar, çocukluk çağı kanserlerinde erken tanı ve doğru merkezde tedaviye başlanmasının başarı oranlarını doğrudan etkilediğini vurguladı. Multidisipliner yaklaşım, deneyimli ekipler ve gelişen tedavi yöntemleri sayesinde çocukluk çağı kanserlerinde iyileşme oranlarının her geçen yıl arttığına dikkat çekildi. Çocukluk Çağı Kanserleri Günü kapsamında Medicana International İstanbul Hastanesi’nde gerçekleştirilen söyleşi, artan tedavi başarı oranları ve bilimsel gelişmelerle umut verici bir döneme girildiği mesajıyla sona erdi.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:55
Hastalığı yüzünden yıllarca evden çıkamadı, şimdi ise çekinmeden çıkabiliyor
Gül hastalığı yüzünden sosyal hayattan kopan ve yıllarca evden çıkamayan Neriman Aksoy, Sivas’ta gördüğü tedavinin ardından sağlığına ve özgüvenine tekrar kavuştu. Yozgat’ta yaşayan 4 çocuk annesi 52 yaşındaki Neriman Aksoy, yaklaşık 20 yıl önce halk arasında ‘gül hastalığı’ olarak bilinen cilt rahatsızlığına yakalandı. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte yüzünde strese bağlı yaralar ve iltihaplı sivilceler oluşmaya başlayan Aksoy, uzun yıllar hem fiziksel hem de psikolojik açıdan büyük sıkıntılar yaşadı. Yüzündeki yaralar nedeniyle sosyal hayattan uzaklaşan Aksoy, zamanla insanların bakışlarından rahatsız olmaya başladı. İnsanların bakışları nedeniyle insan içerisine çıkmakta zorlanan Aksoy, bu süreçte oğlunun kız isteme merasimine ve düğününe bile katılamadı. Çevresindeki kişilerin tavsiye ettiği çeşitli yöntemleri deneyen Aksoy’un cilt sorunları daha da ağırlaştı. Yıllarca farklı doktorlara başvuran ancak bir türlü sonuç alamayan Aksoy, son çare olarak Sivas’ta çalışan dermatoloji uzmanı Selma Uçar’a başvurdu. Burada başlanan tedavi sürecinde birkaç seansın ardından yüzündeki yaraların belirgin şekilde azaldığını fark eden Aksoy, zamanla sağlığına kavuşmaya başladı. Tedavinin ilerlemesiyle birlikte özgüveni yeniden yerine gelen Aksoy, uzun bir aradan sonra rahatlıkla dışarı çıkıp sosyal hayata karışmanın mutluluğunun yaşamaya başladı. Hocalara bu süreçte teşekkür ettiğini söyleyen Neriman Aksoy, "İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı" ifadelerine yer verdi. "Oğlumun düğününe gidemedim" Bu hastalıktan dolayı çok utandığın söyleyen Neriman Aksoy, "Bu hastalık 20 yıldır bende vardı. Çok fazla doktora gittim ama çaresini bulamadım. Önceden bende böyle bir rahatsızlık yoktu. Strese bağlı bu hastalık çıktı. İlk olarak dudağımın kenarında bir sivilce çıktı ve daha sonrasında bu çoğalmaya başladı. Ben, bu hastalığı tedavi etmek için kim ne dediyse onları yaptım. Yüzüme sarımsak ve çamur gibi farklı şeyler sürdüm. Ben bunları yüzüme sürünce yüzüm daha kötü oldu ve bakılabilecek gibi değildi. Bu hastalıktan dolayı çok utandım. İnsan içine çıkamaz oldum. Oğlum kendine evlenmek için kız bulduğunda dahi istemesine gidemedim. Yaralarımdan dolayı oğlumun düğününe bile katılamadım ve çok üzüldüm. İlk buraya geldiğimde yüzüm çok kötüydü. Ağlayarak tedavi olmaya geldim. Daha sonrasında ise yüzüm gülmeye başladı. Tedavi aşaması 6 ay sürdü. Hocamdan ve çalışanlara çok teşekkür ediyorum" dedi. "Hikayesini gözleri dolarak anlattı" Hastanın iyileştiğini gördükten sonra mutlu olduklarını belirten Dermatoloji Uzmanı Selma Uçar, "Hastam bana yaklaşık bir yıl önce Yozgat’tan başvurdu. Hikayesini bize gözleri dolarak anlattı. Yüzündeki yaralardan dolayı oğlunun düğününe gidemediğini ve bakışlardan çok rahatsız olduğunu söyledi. Her yere cildiyle alakalı başvurduğunu ama bir çözüm bulamadığını söyledi. Sonrasında yaklaşık iki seans sonra yüzü gülmeye başladı. O böyle çok üzgün bakan hastamız, etrafa neşe saçmaya başladı gerçekten. Cilt hastalıkları, maalesef insanın sosyal hayatını, öz güvenini, her şeyini bazen alt üst ediyor. Hastamızda o özgüvenin patlamasını resmen gözlerimizle gördük. Bu bizim kliniğimiz için inanılmaz mutluydu. Bir de maalesef kremler ve haplar çok yetersiz kalıyor. Çünkü bu hastalık yüzde damarları çatlatıp kalıcı hasara sebep olan bir hastalık. Bunu ancak lazerle ve mezoterapilerle tedavi edebiliyorsunuz. Elbette ki aslında hastalığı hastamızda tamamen geçiremedik. Geçiremeyiz, çünkü bu bir genetik rahatsızlık. Biz klinikçe ekonomik durumu sıkıntılı olan hastaların sosyal hayatını etkileyecek bir cilt hastalığı varsa eğer bunu ücretsiz tedavi etme noktasında elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu söylemek isterim" diye konuştu.
20 Şubat 2026 Cuma - 11:39
Kanseri yendi, annelikten vazgeçmedi: Dondurulan embriyolar tutmadı, ‘Can’ geldi
Antalya’da yaşayan 32 yaşındaki Ecem Türkdoğan, henüz evliliğinin ilk yılında 3. evre meme kanseri teşhisi aldı. Zorlu geçen üç buçuk yıllık tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşan Türkdoğan, kanser tedavisi öncesinde dondurduğu embriyolardan sonuç alamadı. Umudunu kaybetmeyen genç kadın, Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nde uygulanan tedaviyle anne olma hayalini gerçekleştirdi. Mastektomi ameliyatı nedeniyle süt veremediğini belirten Türkdoğan, "Önemli olan süt değil, önce iyileşmek. Kanser tedavisine odaklandım, bugün oğlum kucağımda" sözleriyle sürecini anlattı. 2020 yılında, 27 yaşındayken meme kanserine yakalandığını öğrenen Ecem Türkdoğan, teşhisin ardından vakit kaybetmeden onkoloji servisine başvurdu. Memorial Göztepe Hastanesi Onkoloji Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mustafa Özdoğan ve ekibi tarafından tedaviye alınan Türkdoğan, 8 kür kemoterapi ve radyoterapi gördü. Tedavi sürecinin ardından her iki göğsünün alındığı mastektomi ameliyatı geçiren genç kadın, kanseri yenmeyi başardı. Türkdoğan, yaşadığı süreci şu sözlerle anlattı:"2020 yılında 27 yaşındayken meme kanser teşhisi aldım. Henüz bir yıllık evliydim. Hemen onkoloji servisine başvurdum. Kemoterapi gördüm, radyoterapi gördüm. Ardından mastektomi ameliyatı yani iki memenin birden alınması operasyonunu geçirdim." Tedavi öncesi embriyo dondurdu, transferden sonuç alamadı Kanser tedavisinin doğurganlık üzerindeki etkileri nedeniyle tedaviye başlamadan önce embriyo dondurma işlemi yaptırdığını belirten Türkdoğan, tedavisine üç buçuk yıl sonra ara verildiğini ancak dondurulan embriyoların transferinden gebelik elde edilemediğini söyledi. Türkdoğan, "Kanser tedavisinden sonra kadınlar çocuk sahibi olamayabiliyor. Bu nedenle embriyolarımızı dondurmuştuk. Tedavime ara verildiğinde transfer denedik ama gebelik oluşmadı. Farklı doktorlara başvurdum, ihtimalin çok düşük olduğu söylendi." Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi "Umudun adresi" oldu Olumsuz görüşlere rağmen Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’ne başvuran Türkdoğan, Merkez Sorumlusu Prof. Dr. Burak Karadağ ve ekibi tarafından tedaviye alındı. Yapılan değerlendirmelerde yumurtalık rezervinin belirgin düşük olduğu tespit edildi. Uygulanan kişiye özel tedaviyle az sayıda embriyo elde edildi. Türkdoğan, o dönemi şöyle anlattı: "Buraya geldiğimde Burak Hoca bana ‘korkma, halledeceğiz’ dedi. Tedaviye başladık. Az sayıda embriyom oluştu. Bir embriyom tuttu. Şu an oğlum Can kucağımda." "Öncelik kanser tedavisi olmalı" Kanserle mücadele eden ve anne olmayı hayal eden hastalara seslenen Türkdoğan, önceliğin tedavi süreci olması gerektiğini vurguladı ve şöyle devam etti: "Kanser tedavisi gibi zorlu bir süreçten çıkınca olumsuzlukları normalleştiriyorsunuz. Ben de olacak diye düşündüm ama kendime küçük bir ihtimal verdim. Doktorumun her sözünü dinledim. Öncelik kanser tedavisi olmalı. Sürece güvenmek gerekiyor. Ben süt veremeyen bir anne oldum ama bunu problem etmedim. Önemli olan önce iyileşmek." "Süt veremeyecek bir anne olma düşüncesi beni çok ürküttü" Mastektomi ameliyatını başlangıçta istemediğini ifade eden Türkdoğan, karar sürecindeki duygusal zorluğu da şu şekilde paylaştı: "Süt veremeyecek bir anne olma düşüncesi beni çok ürküttü. Ancak onkoloji doktorum ‘Önemli olan süt değil, önce iyileşmen gerekiyor’ dedi ve direkt kanser sürecine odaklandım." "Tedavi başlamadan başvurun" Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Sorumlusu Prof. Dr. Burak Karadağ ise kanser hastalarında fertilitenin korunmasının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Karadağ, "Ecem Hanım bize başvurduğunda daha önce embriyo dondurma işlemi yaptırmıştı. Ancak transferlerden gebelik elde edilemeyince merkezimize geldi. Değerlendirmelerde yumurtalık rezervinin belirgin azaldığını gördük. Kemoterapi ve radyoterapi sonrası bu tabloyla sık karşılaşıyoruz. Gerekli tedavi planlamasını yaptık ve mevcut sınırlı sayıda yumurtayla gebelik elde ettik" dedi. Karadağ, üreme çağındaki hastalar için şu uyarıda bulundu: "Kanser hastaları için en kritik adım, tedavi başlamadan önce başvurmaktır. Yumurtalık rezervi etkilenmeden yumurta, sperm ya da embriyo dondurma işlemleri yapılabilir. Bu yaklaşım yalnızca meme kanseri için değil, tüm kanser türleri için geçerlidir." Kamu hastanesinde ‘fiyat avantajı’ Merkezde uygulanan işlemlerin uluslararası standartlarda sürdürüldüğünü belirten Karadağ, kamu hastanelerinin sağladığı avantajlara da şu şekilde değindi: "Merkezimizde fertilite koruyucu işlemleri başarıyla uyguluyoruz. Kamu kurumu olmamız nedeniyle hastalar açısından maliyet avantajı söz konusu. Uygun endikasyonlarda rapor düzenlenmesi de devletin sunduğu önemli bir destek. Merkez açıldığından bu yana hasta sayımız artıyor, başarı oranlarımız uluslararası standartlarda."
20 Şubat 2026 Cuma - 11:38
Reflü hastalarına altın değerinde tavsiyeler
Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan; reflü hastalarının Ramazan ayını rahat geçirebilmeleri için önemli tavsiyelerde bulundu. Prof. Dr. Kaplan; reflü hastalarının iftarda acı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durması gerektiğini söyledi. Memorial Kayseri Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Kaplan; Ramazan ayı dolayısıyla uzun süren açlık veya sahurda yemeğin ardından hemen yatılması nedeniyle reflü şikayetlerinde artış meydana geldiğini kaydetti. Alınabilecek küçük önlemlerle reflüyü azaltmanın mümkün olduğunu dile getiren Prof. Dr. Kaplan, şu tavsiyelerde bulundu; "Ramazan ayında uzun süre açlıktan sonra ağır yemekler yenilmesine bağlı olarak iftar saatlerinde reflü şikayetleri ve yine sahurdan sonra yemek yenilip direk yatılmasından dolayı reflü şikayetleri çok fazla olmaktadır. Biz de bunu polikliniklerimizde görüyoruz, özellikle Ramazan’da uzun süren açlığın tetiklediği mide ağrıları ve reflü şikayetleriyle hastalar sıklıkla gelmektedir. Aslında alınabilecek küçük önlemlerle reflüyü azaltmak mümkündür. İftar vaktinde biraz daha hafif öğünler tercih edilmeli, reflüye sebep olabilecek acılı, baharatlı yiyeceklerden uzak durulabilir. Özellikle sahur vaktinde yemek yendikten sonra hemen yatılıyor. Burada biraz hafif yemekler tüketilmesi veya sahur vaktinin biraz öne çekilmesi önerilebilir. Meyve çayları, papatya çayı, rezene çayı gibi çaylar mide ağrılarını rahatlatabilir. Yine evde karbonat gibi yiyecekler varsa mide öz sütü için tavsiye edilebilir. Sigara da reflünün en önemli sebeplerinden birisidir. Ramazan’da sigara içen kişilerin sigarayı bırakması da özellikle reflü şikayetlerinin azaltılması konusunda hastalara çok yardımcı olacaktır."
20 Şubat 2026 Cuma - 11:30
Dr. Eskalen’den Ramazan ayında oruç tutacak gebelere öneriler
Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şerife Eskalen, gebelik döneminde oruç tutulup tutulamayacağı konusunda dikkat edilmesi gereken noktaları anlattı. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Şerife Eskalen, her gebeliğin kendine özgü olduğunu belirterek, "Anne adayının genel sağlık durumu, gebeliğin kaçıncı haftasında olduğu ve ek bir hastalığının bulunup bulunmadığı oruç kararında belirleyicidir" dedi. "İlk 3 ay daha riskli" Gebeliğin özellikle ilk trimester döneminde bulantı, kusma ve iştahsızlık gibi şikâyetlerin yoğun görülebildiğini ifade eden Op. Dr. Şerife Eskalen, uzun süreli açlık ve susuzluğun sıvı kaybına yol açabileceğini vurguladı. Bu durumun tansiyon düşüklüğü, halsizlik ve bayılma riskini artırabileceğini söyledi. "Riskli gebeliklerde oruç önerilmiyor" Şeker hastalığı, tansiyon problemi, kansızlık, erken doğum riski veya gelişme geriliği bulunan gebelerde oruç tutulmasının önerilmediğini belirten Op. Dr. Şerife Eskalen, "Bu tür durumlarda uzun süreli açlık hem anne hem de bebek açısından ciddi riskler oluşturabilir. Mutlaka hekim kontrolünde karar verilmelidir" diye konuştu. Oruç tutacak gebelere öneriler Sağlık açısından engeli bulunmayan ve doktor kontrolünde oruç tutmasına izin verilen gebelere de önemli tavsiyelerde bulunan Op. Dr. Şerife Eskalen, "Sahur mutlaka yapılmalı ve protein ağırlıklı beslenilmelidir. Gün içinde susuz kalmamak için iftar ve sahur arasında yeterli sıvı tüketilmelidir. Aşırı sıcak ve efor gerektiren ortamlardan uzak durulmalıdır. Baş dönmesi, kasılma, bebek hareketlerinde azalma gibi durumlarda oruç hemen bırakılmalı ve sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Anne adayları dini sorumluluklarını yerine getirmek isterken sağlıklarını ikinci plana atmamalıdır. İslam dininde sağlık önceliklidir. Bu nedenle her gebelik için bireysel değerlendirme şarttır" ifadelerini kullandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder