SAĞLIK
15 Mart 2026 Pazar - 12:17 Uzmanından sınav kaygısıyla ilgili önemli uyarılar Uzman Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav kaygısının belirli bir düzeyde normal olduğunu ancak yoğunlaştığında öğrencilerin başarısını olumsuz etkileyebileceğini belirterek, doğru destek ve yöntemlerle bu kaygının yönetilebileceğini söyledi. Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav öncesi belirli düzeyde kaygının performansı artırabileceğini ancak yoğun ve kontrol edilemeyen kaygının öğrencilerin hem akademik başarısını hem de psikolojik sağlığını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti. Kaygının insan yaşamının doğal bir parçası olduğunu ancak özellikle sınav dönemlerinde yoğunlaşan kaygının kontrol edilememesi durumunda bir kaygı bozukluğuna dönüşebileceğini belirten Arı, "Sınav öncesi hissedilen belirli düzeyde kaygı performansı artırabilir. Ancak bu duygu yoğun, sürekli ve kontrol edilemez hale gelirse hem akademik başarıyı hem de psikolojik sağlığı olumsuz etkiler" dedi. Sınav kaygısı nedir? Öğrencinin performansını gerçek potansiyelinin altında göstermesine neden olan yoğun endişe hali olduğunu belirten Arı, özellikle ergenlik dönemindeki öğrencilerde bu durumun daha sık görüldüğünü ifade etti. Psikolog Arı, "Sürekli, ’Ya başaramazsam’, ’Ya rezil olursam’ gibi düşünceler öğrencinin zihnini meşgul eder. Bu durum dikkat ve konsantrasyonu düşürür, bilgiyi hatırlamayı zorlaştırır" diye konuştu. Ne zaman sorun haline gelir? Sınav kaygısının bazı durumlarda profesyonel destek gerektirebileceğini söyleyen Arı, şu belirtilere dikkat çekti: "Günler hatta haftalar önce başlayan yoğun endişe, uykusuzluk, mide bulantısı ve karın ağrısı gibi fiziksel belirtiler, ders çalışmayı sürekli erteleme ya da tamamen kaçınma, sınav anında zihnin boşalması. Sınav kaygısı kısa süreli ve durumsal olabilir ancak bu kaygı hayatın diğer alanlarına da yayılıyorsa ve kişi sürekli bir başarısızlık beklentisi içindeyse, burada kaygı bozukluğundan söz edebiliriz." Ailelere önemli uyarı Klinik uygulamalarda en sık karşılaşılan kaygı sorunlarının yaygın kaygı bozukluğu, panik atak, sosyal kaygı ve obsesif kompulsif belirtiler olduğunu belirten Uzm. Klinik Psikolog Gonca Malkoç Arı, sınav dönemlerinin bu rahatsızlıkları tetikleyebildiğini ifade etti. Aile tutumlarının sınav kaygısı üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çeken Arı, "Sürekli başarı odaklı ve kıyaslayıcı bir yaklaşım çocuğun kaygısını artırır. Destekleyici, anlayışlı ve süreç odaklı bir yaklaşım ise kaygıyı azaltır" ifadelerini kullanarak kaygı bozukluklarının tedavi edilebilir olduğunu vurguladı.
ESOGÜ‘de anlamlı sergi
24 Aralık 2025 Çarşamba - 13:03 ESOGÜ‘de anlamlı sergi Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi geliri Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Servisinde tedavi gören çocuklara harcanacak olan ve 2 gün sürecek El İşi ve El Sanatları Sergisi’nin açılışı yapıldı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi geliri kanserli çocukların ihtiyaçlarında kullanılmak üzere Çocuk Hematoloji ve Onkolojisi Bilim Dalı’nın El İşi ve El Sanatları Sergisi’nin açılışı yapıldı. Açılışa Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Haluk Hüseyin Gürsoy, Başhekim yardımcısı Prof. Dr. Pınar Yıldız , Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematolojisi-Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, Hastane Yönetimi ve bölüm çalışanları ile hasta yakınları hastane öğretmenleri katıldı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi öğrencileri, doktorlar, sağlık çalışanları ve gönüllü vatandaşların ürün verdiği sergi 24 ve 25 Aralık tarihlerinde sürecek. "Gerçekten çok büyük bir dayanışma sergiledi" Sergi ile ilgili Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Hematolojisi-Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynep Canan Özdemir, "Biz hastanede bir el sanatları atölyesi kurduk ve bu el sanatları atölyesinde ben de dahil olmak üzere tüm çalışan arkadaşlarım, hemşirelerimize, öğretmenlerimiz el emeğiyle ürünler ortaya çıkardık. Tabii bunun yanında annelerimizin de çok fazla desteği oldu. Dışarıdan destek olan başka insanlar da oldu. Profesyonel destek aldık bu amaçla. Hepimizin el emeğiyle ortaya çıkardığımız eserler bunlar. Bu yeni yıl sergisinin amacı şu; Yeni yılı umutla beklediğimiz bu günlerde umudu ve dayanışmayı çoğaltmak için bu sergiyi düzenledik. Tabii ki kanserli çocuklar yararına etkinlik bu. Gelirleri oraya gidecek. Hatta bir çocuğumuza bilgisayar sözü vermiştik. Bilgisayarı olmayan bir çocuğumuza. Sergiden elde ettiğimiz gelirle çocuğumuzun ihtiyacını karşılayacağız. Tabii burada gördüğünüz her eser her bir çocuğa umut ve ailelerine destek olmak onların yalnız olmadığını hissettirmek için hazırladık bu sergiyi. Ben çok mutluyum, gururluyum. Gerçekten çok büyük bir dayanışma sergiledi. Herkes bu serginin oluşumunda pay sahibi. İnşallah güzel de satışlar yaparız ve çocuklarımıza bir nebze olsun katkımız olur" dedi.
Geçmeyen öksürük ve şiddetli karın ağrısına dikkat
24 Aralık 2025 Çarşamba - 12:12 Geçmeyen öksürük ve şiddetli karın ağrısına dikkat GAZİANTEP (İHA) – Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Servis Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Duru, son dönemde acil servislere yapılan başvurularda artış yaşandığını belirterek, vatandaşları uyardı. Son haftalarda özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları, mide-bağırsak rahatsızlıkları ve göğüs ağrısı şikayetleriyle yapılan başvurularda belirgin artış gözlemleniyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Acil Servis Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Duru, bu artışta mevsim geçişleri, düzensiz beslenme ve stresin önemli rol oynadığını söyledi. Yüksek ateş, geçmeyen öksürük, şiddetli karın ağrısı, göğüs ağrısı ve nefes darlığı gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Duru, "Özellikle grip ve benzeri viral enfeksiyonlar toplumda hızla yayılıyor. Bu tür belirtiler görüldüğünde panik yapmadan ancak zaman kaybetmeden acil servise başvurulması büyük önem taşıyor" dedi. Çocuklarda yüksek ateşin, yaşlılarda ise tansiyon ve kalp kaynaklı şikayetlerin acil servis başvurularında ilk sıralarda yer aldığını ifade eden Duru, evde bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınılması gerektiğinin de altını çizdi. Acil servislerin hayati durumlar için hizmet verdiğini hatırlatan Prof. Dr. Mehmet Duru, "Acil servisler hayat kurtarmak için vardır. Gereksiz başvurular, gerçek acil hastalara yapılacak müdahaleleri geciktirebilir" diyerek vatandaşlara uyarılarda bulundu.
Bilinçsiz takviye ve bitki çayına tüketimine dikkat: "Hastaların bir kısmı soluğu acilde alabiliyor"
24 Aralık 2025 Çarşamba - 11:00 Bilinçsiz takviye ve bitki çayına tüketimine dikkat: "Hastaların bir kısmı soluğu acilde alabiliyor" Üst solunum yolları rahatsızlıklarının kendini gösterdiği bu günlerde doktor tavsiyesi dışında kullanılan gıda takviyeleri ve bitki çaylarının oluşturabileceği sorunlara yönelik konuşan İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Akarsu, "Bir maddenin ilaç veya zehir diye tanımlanması doza bağlıdır. Hekim kontrolü dışında çeşitli ürünlerin kullanımlarında karaciğere toksik etki olabiliyor, ölümcül olabiliyor. Çoğunlukla poliklinik hastalarımız geliyor. Bir kısmı hakikaten soluğu acilde alabiliyor" dedi. Bitki çayları, gıda takviyesi gibi ürünlerin bilinçsiz kullanımların çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini ifade eden uzmanlar uyarıyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dahiliye Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Murat Akarsu da doktor kontrolü dışında kullanılan ürünlerin ilaçlarla etkileşime girebileceğini, ciddi toksik etki ve ölümü kadar götürebilecek süreçlere neden olabileceğini aktardı. "Bir maddenin ilaç veya zehir diye tanımlanması doza bağlıdır" ‘Bu ürünlerin kullanımı mutlaka hekim gözetiminde olmalı’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Murat Akarsu, "2-3 gramını geçen dozlarda kullanılabildiğini görüyoruz. Covid ile birlikte başladı ama doğrusu bu kadar yüksek doz C vitaminlerini önermiyoruz çünkü böbrekte taşa yol açabiliyor. Çok kompleks B vitaminlerinin birlikte tüketildiğini görüyoruz. Folik asit eksikse bunun, B12 eksikse B12’nin yerine konmasını daha doğru buluyoruz. Özellikle magnezyum günümüzün hastalığı yorgunluk. Laboratuvar verilerine bakmadan doktora danışmadan magnezyum alındığını görüyoruz. Enfeksiyonla karşılaştığımızda vücudumuz buna bir reaksiyon gösteriyor. Biz bitki çaylarından medet ummaya çalışıyoruz. Örneğin; bir hastanın üst solunum yolu enfeksiyonu varsa bitki çayı, kış çayı içebilir. Lakin temel ayırt etmemiz gereken nokta; karışım formlarının içinde ne olduğunu bilmiyoruz, iyi tanımlanmış olması, dozunda kullanmamız gerekiyor. Bir maddenin ilaç veya zehir diye tanımlanması doza bağlıdır" ifadelerini kullandı. "Kan sonuçlarını beklemeden alıyoruz, ölümcül olabiliyor" Çeşitli ürünlerin hekim kontrolü dışında, aşırı dozlarda kullanılmasının faydadan çok zarar getireceğini aktaran Doç. Dr. Akarsu, "Omega 3’ten de bahsetmeden geçemiyorum. Özellikle çocukluk çağında çok faydalı, yaşlılarda demans ve bilişsel fonksiyonların düzenlenmesinde önemli. Fakat fazla miktarda kullanıldığında özellikle kan sulandırıcı kullanan hastaların, bu kan sulandırma eşiğinin aşağı çekildiğinin yani kanamalarla hastanın gelebileceğini, bazı hastalarda da son yapılan çalışmalarda çarpıntının olabildiğini söyleyebilirim. Her hastanın kilosu farklıdır, tıbbi geçmişi farklıdır, kişiye özel tedaviyi ancak hekim belirleyip verebilir. Probiyotiğin bağırsak alışkanlığını sağlayabilmesi için en az 3 ay beklenmesi gerekiyor ama biz çok kısa süreli tedavilerde probiyotiklerin kullanıldığını görüyoruz. Vitaminler için de aynı şeyi söyleyebilirim, çok yüksek dozlarda alıyoruz, kan sonuçlarını beklemeden, görmeden alıyoruz. D vitamini düşüklüğü toplumuzda birçok kişide var ve insanlar artık kanıksamışlar. Hakikaten çok ciddi yan etkileri oluşabiliyor. Karaciğer hasarı, yetersizliğine götürecek tablolar olabiliyor, ölümcül olabiliyor" şeklinde konuştu. "Hastaların bir kısmı soluğu acilde alabiliyor" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Akarsu, "Bitki çaylarını çok kontrolsüz kullananlar yaşlı hastalarsa ki zaten vücuttaki sıvı dengesi bozuk, total sıvısı azalmış. Hastaya yeşil çay ya da kontrolsüz düzeyde bitki çayı verdiğinizde hastanın sıvı dengesini bozabilir. Bu da böbrek yetersizliği ve hastanın ölümüne yol açabilecek tablolar doğurabilir. Bazen bu karışımların içinde tanımlanmayan bir bitkisel ürün, karaciğere toksik etki yapabilir. Gebelerde bitkisel çay önerilmiyor, çok dikkatli olmak lazım. Gebelere hiçbir şekilde aktardan bir ürün alıp içmelerini tavsiye etmiyoruz. Özellikle toplumda kilo vermek için bu takviye ürünlere ihtiyaç duyuluyor. Bitkisel çaylar yine burada da var özellikle sıvı kaybına, ishale yol açarak bir yalancı kilo kaybetme duygusu oluşturabiliyor. Tartıda, 2 kilo kaybetmiş görünebiliyorsunuz ama total vücut sıvınızdan bir kayıp söz konusu. Bu sağlıklı bir durum değil. İnternetten karışım ürün ya da bilmediğiniz, tanımlamadığınız bir ürünü almanızı tavsiye etmiyorum. Çoğunlukla poliklinik hastalarımız geliyor. Elektrolit değerlerini bozabiliyor, kan tuzlarını etkileyebiliyor. Bir kısmı hakikaten soluğu acilde alabiliyor. Bu hastaları çözümlemek de zor çünkü hastalar bu takviyeleri ilaç gibi görmüyor ve çözmeye çalışıyorsunuz. İç hastalıklarıyla ilgili çözmemiz gereken başka bir durum mu var diye aslında ilaçları, takviyeleri sorguladığımıza ortaya çıkıyor" dedi. (HK-RU
Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik cihaz geliştirdi
24 Aralık 2025 Çarşamba - 10:52 Egeli akademisyenler meme kanserinin erken tanısına yönelik cihaz geliştirdi Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Engin yürütücülüğünde hayata geçirilen TÜSEB destekli proje kapsamında, meme kanserine yönelik yenilikçi bir görüntüleme sistemi geliştirildi. "Infrared Termal ve Difüz Optik Tabanlı Meme Görüntülerini Derin Öğrenme ile Değerlendiren Yenilikçi Bir Mamografi Sisteminin (Infomam) Prototip Tasarımı" başlıklı proje kapsamında geliştirilen cihaz, meme kanseri riskinin erken dönemde belirlenmesine yönelik bir ön tanı sistemi sunmayı amaçlıyor. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, proje ekibini tebrik ederek çalışmalarında başarılar diledi. Prof. Dr. Mehmet Engin, "Projemizin temel amacı, kadınlarda en sık görülen kanser türü olan ve her sekiz kadından birinde rastlanan meme kanserinin erken evrede tanılanmasını sağlayacak bir tarama sistemi geliştirmektir. Mevcut tanılama yöntemleri olan mamografi, ultrasonografi, MR ve PET gibi cihazlar yüksek maliyetli olabilmekte ve X ışını radyasyonu içerebilmektedir. Geliştirdiğimiz sistem, mamografinin yerini almak yerine tamamlayıcı bir tarama aracı olarak tasarlanmıştır. Cihazımız, özellikle mamografinin tespit etmekte zorlandığı erken evre vakalarda ve meme dokusu yoğun olan genç kadınlarda risk analizi yapmayı hedeflemektedir. Yoğun meme dokusu, mamografide kontrastı düşürdüğü için tanılama başarımı düşebilmektedir. Bu anlamda geliştirdiğimiz sistem önemli bir farklılık sunmaktadır. Teknik olarak ‘İnfrared Termal - Optik Mamografi’ olarak adlandırabileceğimiz bu yöntem, kızılaltı termal ve optik görüntüleme teknolojilerini bir arada kullanmaktadır" diye konuştu. "Tedavi süreçleri radyasyon riski olmadan devam edebilecek" VIVOMAM ismini verdikleri görüntüleme cihazının özelliklerinden bahseden Prof. Dr. Mehmet Engin, "Sistemin en önemli özelliklerinden biri, hastayla herhangi bir temas gerektirmemesidir. Mamografide olduğu gibi memenin iki plaka arasında sıkıştırılmasına gerek kalmadan, cihaz 360 derece dönerek termal ve optik kökenli fizyolojik değişimleri izlemektedir. Elde edilen görüntüler, yapay zekâ algoritmalarıyla analiz edilerek hastalar; düşük, orta ve yüksek risk gruplarına ayrılmaktadır. Riskli bulunan bireyler, zaman kaybetmeden ileri tetkikler için yönlendirilebilecektir. Tedavi sürecinde düzenli olarak mamografi çektirmesi gereken hastalarda radyasyon alımı önemli bir sorun oluşturmaktadır. Özellikle hamilelerde bu durum daha da kritik hale gelmektedir. Ancak geliştirdiğimiz cihazın radyasyon etkisi bulunmadığı için her dönemde güvenle görüntüleme yapılabilecektir" dedi. "Cihaz EÜ Hastanesinde denenecek" Gerekli etik kurul izinlerinin alındığını belirten Prof. Dr. Engin, "Önümüzdeki günlerde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Bölümü Meme Biriminin yönlendirdiği gönüllü hastalar üzerinde klinik ortam görüntüleme çalışmaları başlayacaktır. Yaklaşık 60 gönüllüden elde edilecek verilerle yapay zekâ sistemimiz eğitilecek ve test edilecektir. Elde edilen sonuçlar, mamografi bulgularıyla karşılaştırılarak sistemin başarısı ölçülecektir. Meme kanserinde tümörün belirli bir boyuta ulaşmasını beklemeden patolojik riskin öngörülebilmesi, erken müdahale ve tedavi başarısı açısından büyük önem taşımaktadır. Radyasyon riski taşımayan bu cihaz, tedavi sürecinde değerli bir takip imkânı sunacaktır" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Mehmet Engin’in yürütücülüğünü üstlendiği projede; EÜ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Erkan Zeki Engin, EÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Özge Aslan, Manisa Celal Bayar Üniversitesi öğretim üyeleri Doç. Dr. Yücel Koçyiğit, Arş. Gör. Burcu Acar Demirci ve Öğr. Gör. Osman Demirci araştırmacı olarak yer alıyor. Projenin danışmanlığını EÜ Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayşe Nur Oktay Alfatlı yaparken Arş. Gör. Ceyda Boz ise bursiyer olarak yer alıyor.
Kahta Devlet Hastanesi’nde kadın hastalıkları ve doğum alanında bir ilk
24 Aralık 2025 Çarşamba - 10:23 Kahta Devlet Hastanesi’nde kadın hastalıkları ve doğum alanında bir ilk Adıyaman Kahta Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında önemli bir ilke imza atıldı. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Büşra Gümrükçüoğlu tarafından ilk kez V-NOTES (Vajinal Laparoskopik İzsiz Cerrahi) yöntemiyle ileri cerrahi bir ameliyat başarıyla gerçekleştirildi. Uygulanan bu modern yöntemle hastaya sağ overyan kistektomi işlemi tamamen kapalı teknikle yapıldı. Karında herhangi bir kesi olmadan gerçekleştirilen operasyon sayesinde dikiş ve iz oluşmazken, hasta konforu artırıldı ve iyileşme süreci önemli ölçüde hızlandı. V-NOTES yöntemiyle histerektomi, myomektomi, overyan kistektomi (yumurtalık kistinin çıkarılması) ve tüplerin bağlanması gibi birçok kadın hastalıkları ve doğum ameliyatı, karında kesi yapılmadan, tamamen kapalı şekilde güvenle uygulanabiliyor. Konuya ilişkin açıklama yapan Kahta Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mustafa Akel, "Hastanemizde Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında ilk kez uygulanan V-NOTES yöntemi, sağlık hizmetlerimizin geliştiğini ve modern cerrahi teknikleri yakından takip ettiğimizi göstermektedir. Hastalarımıza daha konforlu ve güvenli tedavi seçenekleri sunmayı amaçlıyoruz. Bu başarılı operasyonu gerçekleştiren Op. Dr. Büşra Gümrükçüoğlu başta olmak üzere emeği geçen tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Başhekim Akel, Kahta Devlet Hastanesi’nde ileri cerrahi ve yenilikçi uygulamaların artarak devam edeceğini sözlerine ekledi.
"Tek kulakta çınlama, hastalık işareti olabilir"
24 Aralık 2025 Çarşamba - 10:14 "Tek kulakta çınlama, hastalık işareti olabilir" Toplumda sık görülen kulak çınlamasının çoğu zaman geçici olabildiğini ancak bazı durumlarda ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirten Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Recep Haydar Koç, "İki kulakta birden olan çınlamalar genellikle yaşa bağlı işitme kaybı veya uzun süreli gürültüye maruziyetle ilişkilidir. Tek kulakta görülen çınlamalar ise daha dikkatli değerlendirilmelidir. Bu durum bazen kulakla ya da sinir sistemiyle ilgili özel bir sorunu işaret edebilir" dedi. İstinye Üniversitesi Liv Hospital Topkapı’dan Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Recep Haydar Koç, kulak çınlaması hakkında açıklamalarda bulundu. Kulak çınlamasının, dışarıdan herhangi bir ses kaynağı olmadan kişinin kulağında ya da başının içinde ses duyması olduğunu söyleyen Op. Dr. Koç, "Bu ses uğultu, vızıltı, ıslık ya da zil sesi şeklinde hissedilebilir. Toplumda oldukça yaygındır ve erişkinlerin yaklaşık yüzde 10-15’inde hayatlarının bir döneminde görülür" diye konuştu. "Her çınlama bir hastalık belirtisi değildir" Kısa süreli ve hafif çınlamaların çoğu zaman ciddi bir soruna işaret etmediğini ifade eden Op. Dr. Koç, "Ancak çınlama uzun sürüyorsa, şiddetliyse ya da başka şikâyetlerle birlikte görülüyorsa altta yatan bir sağlık probleminin habercisi olabilir" dedi. "Tek kulak çınlamasına dikkat" Kulak çınlamasının tek ya da iki kulakta görülebileceğini belirten Op. Dr. Koç, "İki kulakta birden olan çınlamalar genellikle yaşa bağlı işitme kaybı veya uzun süreli gürültüye maruziyetle ilişkilidir. Tek kulakta görülen çınlamalar ise daha dikkatli değerlendirilmelidir. Bu durum bazen kulakla ya da sinir sistemiyle ilgili özel bir sorunu işaret edebilir" ifadelerini kullandı. "En sık nedenler arasında işitme kaybı ve gürültü var" Kulak çınlamasının en yaygın nedenleri hakkında bilgi veren Op. Dr. Koç, "İşitme kaybı, yüksek sese maruz kalma, kulak kiri, orta kulak hastalıkları, stres, anksiyete ve bazı ilaçlar çınlamaya yol açabilir" dedi. "Yüksek ses iç kulaktaki hücrelere zarar veriyor" Yüksek sese maruz kalmanın çınlamaya nasıl neden olduğuna değinen Op. Dr. Koç, "Yüksek ses, iç kulaktaki hassas işitme hücrelerine zarar verir. Bu hücreler hasar gördüğünde beyin, eksik kalan sesleri telafi etmeye çalışır ve bu durum çınlama olarak algılanır. Uzun süreli ve tekrarlayan gürültü maruziyeti riski artırır" şeklinde konuştu. "Bu durumlarda mutlaka doktora başvurun" Kulak çınlamasının bazı durumlarda ciddiye alınması gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Koç, şu uyarılarda bulundu: "Çınlama ani başladıysa, tek kulaktaysa, giderek artıyorsa ya da uyku ve günlük yaşamı olumsuz etkiliyorsa mutlaka kulak burun boğaz uzmanı tarafından değerlendirilmelidir." "Baş dönmesi ve işitme kaybı eşlik ediyorsa gecikmeyin" Kulak çınlamasına baş dönmesi veya işitme kaybının eşlik etmesinin iç kulak hastalıklarını düşündürdüğünü kaydeden Op. Dr. Koç, "Özellikle baş dönmesi varsa denge sistemini etkileyen sorunlar söz konusu olabilir ve gecikmeden değerlendirme yapılmalıdır" dedi. "Tedavi kişiye özel planlanıyor" Kulak çınlamasının tek bir tedavisinin olmadığını belirten Op. Dr. Koç, "Tedavi; çınlamanın nedenine, süresine, şiddetine ve kişinin yaşam kalitesine etkisine göre planlanır. Gerekli durumlarda ilaç tedavisi, işitme cihazları, ses terapileri ve yaşam tarzı düzenlemeleri birlikte uygulanabilir" ifadelerini kullandı. "Gürültülü ortamlardan kaçınılmalı" Kulak çınlaması olan kişilere önerilerde bulunan Op. Dr. Koç, "Gürültülü ortamlardan kaçınılmalı, stres azaltılmalı, uyku düzenine dikkat edilmeli, kafein ve sigara tüketimi sınırlandırılmalı, kulak sağlığı ihmal edilmemelidir" dedi. "Kulaklık kullanımında ses seviyesi önemli" Kulaklık kullanımının çınlamayı artırabileceğine dikkat çeken Op. Dr. Koç, "Yüksek sesle ve uzun süre kulaklık kullanımı çınlamayı artırabilir. Kulaklıkla müzik dinlerken ses seviyesi düşük tutulmalı, uzun süreli kullanımdan kaçınılmalı ve mümkünse gürültü engelleyici kulaklıklar tercih edilmelidir" dedi.