SAĞLIK
Ukraynalı hasta şifayı Mersin Şehir Hastanesinde buldu 11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:36:54 Ukrayna uyruklu 70 yaşındaki Iryna Partnova, iki taraflı kalça artrozu nedeniyle yaşadığı yürüme güçlüğü ve şiddetli ağrıdan, Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilen başarılı operasyon sayesinde kurtuldu. Sağlık turizmi kapsamında Mersin’e gelen Partnova’ya sağ total kalça protezi ameliyatı uygulandı. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Bülent Sakarya tarafından gerçekleştirilen operasyon sonrası hastanın kısa sürede ayağa kaldırıldığı belirtildi. Dr. Sakarya, hastanın uzun süredir her iki kalçada ağrı, hareket kısıtlılığı, yürümekte zorlanma ve oturup kalkarken ciddi problemler yaşadığını ifade ederek, yapılan muayene ve tetkiklerde iki taraflı koksartroz (kalça artrozu) tespit edildiğini söyledi. Sakarya, "Sağlık turizmi kapsamında Ukrayna’dan hastanemize başvuran hastamızın yaşam kalitesi ciddi şekilde etkilenmişti. Koksartroz nedeniyle sağ tarafına total kalça protezi ameliyatı gerçekleştirdik. Ameliyat sonrası üçüncü günümüzde hastamızı yürüttük, mobilizasyonunu sağladık ve bugün taburcu ediyoruz. Yakın zamanda yeniden hastanemize başvuracak ve sol kalçası için de protez ameliyatı planlayacağız" dedi. "Yabancı hastalara da hizmet veriyoruz" Mersin Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Ballı ise hastanenin sağlık turizmi alanında bölgenin önemli merkezlerinden biri haline geldiğini belirtti. Hastanenin güçlü akademik kadrosu, ileri teknolojik altyapısı ve multidisipliner sağlık hizmet anlayışıyla yalnızca Türkiye’den değil, farklı ülkelerden gelen hastalara da hizmet sunduğunu kaydeden Ballı, "Sağlık turizmi kapsamında hastanemizi tercih eden uluslararası hastalarımızın başarılı tedavi süreçleri, kurumumuzun sağlık alanındaki güçlü konumunu ortaya koymaktadır. Hastamızın sağlığına kavuşmasından büyük mutluluk duyuyoruz" diye konuştu.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 11:02 Zayıflama iğnesi ile ilgili bilgi kirliliğine dikkat Günümüzde her üç kişiden birinin fazla kilolu veya obez olduğunu belirten Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mahmut Öztürk, obeziteye karşı geliştirilen ve gittikçe yaygınlaşan GLP-1 hormon tedavisinin ancak uzman hekim kontrolünde uygulandığında güvenli ve etkili olabileceğini kaydetti. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, çağımızın en yaygın hastalıklarından biri haline gelen obezite ile mücadele edenlerin sayısının 2030 yılına kadar ikiye katlanması bekleniyor. Uzm. Dr. Mahmut Öztürk obezitenin kalp hastalıklarından diyabete, eklem rahatsızlıklarından pek çok kanser türüne kadar birçok kronik hastalığın temel nedeni haline gelen bir sağlık sorunu olduğunu, dolayısıyla vücudun tüm sistemini etkileyen bu durumla başa çıkmanın kolay olmadığını söyledi. "Obezite, vücutta aşırı yağ birikimi ile seyreden kronik bir hastalıktır. Tedavi edilmezse ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" diyen Uzm. D. Öztürk, halk arasında genellikle "zayıflama iğnesi" olarak bilinen tedavinin yaygın olarak kullanıldığını belirtti. Bu tedavide GLP-1 hormonunu taklit eden ilaçların obez kişiye enjekte edildiğini söyleyen Uzm. Dr. Öztürk, şöyle konuştu : "GLP-1 bağırsaklardan salgılanan ve iştahı kontrol eden doğal bir hormon. Bu hormonun etkisini taklit eden ilaçlar, tokluk hissini artırır, iştahı azaltır ve kalori alımını düşürerek sağlıklı kilo kaybına yardımcı olur. Bu tedavi, özellikle vücut kitle indeksi yüksek olan veya obeziteye eşlik eden ek hastalıkları bulunan bireylere hekim kontrolünde uygulanabilir. Genellikle enjeksiyon şeklinde uygulanır ve kişiye özel planlanır. En sık görülen yan etkiler bulantı ve hafif mide şikayetleridir; genellikle geçicidir. Tedavi sürecinde doktor takibi önemlidir." Açıklamasında, son dönemde sosyal medyada GLP-1 tedavisi ile ilgili bilimsel dayanağı olmayan olumsuz paylaşımlar yapıldığını dile getiren Burtom Konur Cerrahi Tıp Merkezi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Mahmut Öztürk, bu tür paylaşımların çoğu zaman bireysel deneyimlere dayandığını, oysa uygun hasta grubunda ve hekim kontrolünde uygulandığında GLP-1 analoglarının güvenli ve etkili olduğunu belirtti. Uzm. Dr. Öztürk, "Obezite tedavi edilebilir bir hastalıktır ve modern tıbbi yaklaşımlar ile başarılı sonuçlar elde edilebilir" dedi.
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:50 ’’Gizli tehlike çölyak: Belirtiler hafif, sonuçlar ağır olabilir’’ 9-15 Mayıs Dünya Çölyak Haftası kapsamında uzmanlar uyarıyor: Toplumda her 100 kişiden 1’ini etkileyen çölyak hastalığı çoğu zaman sessiz ilerliyor, tanı gecikebiliyor. Liv Hospital Ulus Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koruk, Çölyak hastalığı hakkında önemli bilgiler paylaştı. Genetik yatkınlığı olan bireylerde ortaya çıkan bu kronik hastalığın, ince bağırsakta hasara yol açarak besin emilimini bozduğunu belirten Koruk, erken tanı, doğru diyet ve düzenli takibin hayati önem taşıdığını vurguladı. "Gluten hassasiyeti ince bağırsakta kalıcı hasara yol açabiliyor" Çölyak hastalığının temelinde gluten proteinine karşı gelişen anormal bağışıklık yanıtının bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. İrfan Koruk, şu bilgileri verdi: "Gluten; buğday, arpa ve çavdar gibi tahıllarda bulunan gliadin ve glutenin proteinlerinden oluşur. Bu proteine karşı gelişen hassasiyet sonucunda ince bağırsakta besin emilimini sağlayan villus adı verilen yapılar düzleşir ve hasar görür. Bu durum vitamin, mineral ve diğer besin öğelerinin emilememesine neden olarak çok sayıda sistemik soruna yol açabilir." ’’Toplumda görülme sıklığı yüzde 1’e yakın’’ Dünya genelinde çölyak hastalığının görülme sıklığının yaklaşık yüzde 1 olduğunu belirten Koruk, tanı almamış hasta sayısının oldukça yüksek olduğuna dikkat çekti: "Birçok hasta hafif veya atipik belirtiler nedeniyle uzun süre tanı alamayabiliyor. Bu da hastalığın ilerlemesine ve farklı organ sistemlerini etkilemesine neden oluyor." ’’Belirtiler sadece bağırsakla sınırlı değil’’ Çölyak hastalığının çok geniş bir klinik tabloya sahip olduğunu belirten Koruk, belirtilerin kişiden kişiye değişebildiğini söyledi: "Şişkinlik, kronik ishal veya kabızlık, karın ağrısı, yağlı ve kötü kokulu dışkı gibi sindirim sistemi bulgularının yanı sıra; açıklanamayan kilo kaybı, halsizlik ve yorgunluk sık görülür. Bunun dışında demir eksikliği anemisi, kemik erimesi (osteoporoz), boy kısalığı, diş minesi bozuklukları ve kaşıntılı deri döküntüleri gibi bağırsak dışı bulgular da çölyak hastalığının önemli ipuçlarıdır." Tanı sürecinde doğru zamanlama kritik Tanı yöntemlerine değinen Prof. Dr. Koruk, şu uyarıda bulundu: "Kan testleri ile gluten ve bileşenlerine karşı oluşan antikorların ölçülmesi tanıda yol göstericidir. Ancak test öncesinde glutensiz diyete başlanması yanlış sonuçlara neden olabilir. Antikor testi pozitif olan bireylerde kesin tanı için endoskopi ile ince bağırsaktan biyopsi alınması gereklidir." "Tek tedavi ömür boyu glutensiz diyet" Çölyak hastalığında ilaç tedavisinin bulunmadığını belirten Koruk, tedavinin temelini beslenme düzeninin oluşturduğunu söyledi: "Buğday, arpa ve çavdar içeren tüm ürünler kesinlikle tüketilmemelidir. Ekmek, makarna, hamur işleri başta olmak üzere bu tahılları içeren tüm gıdalardan kaçınılmalıdır. Ayrıca işlenmiş gıdalarda gizli gluten bulunabileceği için etiket okuma alışkanlığı büyük önem taşır." Gizli gluten kaynaklarına dikkat Glutenin sadece temel gıdalarda değil, birçok işlenmiş üründe de bulunabileceğini vurgulayan Koruk, şu bilgileri paylaştı: "Hazır çorbalar, bulyonlar, salata sosları, soya sosu, paketli baharat karışımları ve işlenmiş et ürünleri riskli olabilir. Ürün içeriklerinde ‘hidrolize bitkisel protein’, kaynağı belirtilmemiş ‘nişasta’ veya ‘aroma verici’ ifadeleri varsa dikkatli olunmalı, gerekirse üretici firmadan bilgi alınmalıdır." İçecekler ve yulaf tüketimi konusunda uyarı "Bira, boza ve malt içeren içecekler kesinlikle tüketilmemelidir. Yulaf doğal olarak gluten içermese de üretim sırasında buğdayla temas edebileceği için çapraz bulaşma riski taşır. Bu nedenle yalnızca ‘glutensiz’ sertifikalı yulaf ürünleri tercih edilmelidir." Güvenli gıdalarla sağlıklı beslenmek mümkün Glutensiz beslenmenin doğru planlandığında sağlıklı bir şekilde sürdürülebileceğini belirten Koruk, şu önerilerde bulundu: "Pirinç, mısır, patates, kinoa, karabuğday gibi tahıllar; et, balık, yumurta ve baklagiller; katkısız süt ve süt ürünleri; taze sebze ve meyveler güvenle tüketilebilir. Çiğ ve katkısız kuruyemişler de beslenmede yer alabilir." Çapraz bulaşma ciddi risk oluşturuyor Ev ortamında bile gluten bulaşmasının bağırsak hasarını tetikleyebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Koruk, şu uyarılarda bulundu: "Aynı kesme tahtası, tost makinesi, kaşık veya süzgeçlerin kullanılması bulaşmaya neden olabilir. Kavanoz ürünlere glutenli ekmekle temas eden bıçakların sokulması dahi risklidir. Bu nedenle çölyak hastaları için ayrı mutfak ekipmanları kullanılmalı ve maksimum hassasiyet gösterilmelidir." Dışarıda yemek yerken bilinçli olunmalı Restoranlarda yemek yerken çölyak hastalığının mutlaka belirtilmesi gerektiğini söyleyen Koruk, "Personelden özel hazırlık talep edilmeli, çapraz bulaşma riski göz önünde bulundurulmalıdır" dedi. Diyetin dengeli olması önemli Glutensiz diyetin bazı besin öğeleri açısından yetersiz kalabileceğine dikkat çeken Koruk, şu değerlendirmede bulundu: "Glutensiz diyet bazen lif, demir ve B vitaminleri açısından fakir olabilir. Bu nedenle sadece paketli glutensiz ürünlere yönelmek yerine, besin değeri yüksek doğal gıdalar tercih edilmelidir." "Uzman takibi ihmal edilmemeli" Hastalığın düzenli takip gerektirdiğini vurgulayan Prof. Dr. İrfan Koruk, sözlerini şöyle tamamladı: "Çölyak hastaları mutlaka bir gastroenteroloji uzmanı tarafından izlenmeli, gerekli durumlarda tetkikler ve endoskopik değerlendirmeler yapılmalıdır. Diyete uyumsuzluk durumunda hastalık ilerleyerek farklı organ ve sistemlerde ciddi sorunlara yol açabilir."
11 Mayıs 2026 Pazartesi - 10:43 Mersin’de çölyaklı bireyler farkındalık etkinliğinde buluştu Mersin Büyükşehir Belediyesi, Dünya Çölyak Farkındalık Günü kapsamında düzenlediği etkinlikle çölyaklı bireyler ve ailelerini bir araya getirirken, belediyenin yıllardır sürdürdüğü glutensiz gıda destekleri ve farkındalık çalışmaları da vatandaşlarla paylaşıldı. Mersin Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı tarafından Dünya Çölyak Farkındalık Günü kapsamında Darıseki Örnek Köyünde çölyaklı bireyler ve ailelerini bir araya getiren anlamlı bir etkinlik düzenledi. Glutensiz ikramların sunulduğu, çocuklar için oyun alanlarının kurulduğu etkinlikte katılımcılar hem keyifli vakit geçirdi hem de çölyak hastalığı konusunda farkındalık oluşturuldu. Büyükşehir Belediyesinin sosyal belediyecilik anlayışıyla çölyaklı bireylere yönelik sürdürdüğü destek çalışmaları, Dünya Çölyak Farkındalık Günü etkinliğinde buluşan vatandaşlarla paylaşıldı. Mersin Büyükşehir Belediyesi, 2021 yılından bu yana çölyak hastalığı raporu bulunan ve başvuruda bulunan vatandaşlara her ay düzenli olarak 16 adet 250 gramlık glutensiz ekmek ile 3 kilogram glutensiz un desteği sağlayarak Ramazan ayında da çölyaklı bireylere yönelik glutensiz dayanışma gıda kolisi desteği sundu. "Çölyaklı bireylerin yaşamını kolaylaştırmaya yönelik çalışmalarımız sürüyor" Sosyal Hizmetler Dairesine bağlı Sosyal Yardımlar Şube Müdürlüğünde sosyal çalışmacı olarak görev yapan Yasemin Özbek Cilasın, Mersin Büyükşehir Belediyesinin çölyaklı bireylerin yaşamını kolaylaştırmak amacıyla yıl boyunca desteklerini sürdürdüğünü belirtti. Büyükşehir Belediyesinin yalnızca özel günlerde değil, her dönemde çölyaklı vatandaşların yanında olduğunu ifade eden Cilasın, "Bugün Dünya Çölyak Farkındalık Gününde Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak çölyak hastalığıyla mücadele eden vatandaşlarımız ve ailelerinin yanında olduğumuzu bir kez daha güçlü şekilde ifade etmek istiyoruz" dedi. 2021 yılından bu yana devam eden destekler kapsamında çölyak hastalığı raporu bulunan ve başvuruda bulunan vatandaşlara her ay düzenli olarak 16 adet 250 gramlık glutensiz ekmek ile 3 kilogram glutensiz un desteği sağlandığını söyleyen Cilasın, "Bugün itibariyle Mersin genelinde her ay 976 vatandaşımız bu hizmetten ücretsiz olarak yararlanmakta. Aylık toplam 15 bin 616 adet glutensiz ekmek ve 2 bin 928 kilogram glutensiz un dağıtımı gerçekleştirilmektedir. Ayrıca Ramazan ayı dolayısıyla özenle hazırladığımız çölyaklı bireylerin günlük yaşamını kolaylaştıran ve içerisinde temel gıdaların bulunduğu glutensiz dayanışma gıda kolisi desteğimiz kapsamında bugüne kadar toplam 4 bin 060 adet gıda kolisi vatandaşlarımıza ulaştırılmıştır. Mersin Büyükşehir Belediyesi olarak sosyal belediyecilik anlayışıyla toplumun her kesimine dokunan çalışmalar üretmeye, dayanışmayı, büyütmeye ve vatandaşlarımızın yaşam kalitesini artırmaya kararlılıkla devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Safranbolu Devlet Hastanesine ek idari hizmet binası tahsis edildi
12 Şubat 2026 Perşembe - 17:50 Safranbolu Devlet Hastanesine ek idari hizmet binası tahsis edildi Karabük’ün Safranbolu ilçesindeki devlet hastanesine tahsis edilen ek idari hizmet binasıyla poliklinik kapasitesi artırılarak sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştırılacak. Safranbolu Devlet Hastanesi yönetiminden yapılan açıklamada, ilçedeki sağlık altyapısını güçlendirecek stratejik takas işlemi Sağlık Bakanlığı tarafından onaylandığı bildirildi. Açıklamada yapılan çalışmalar neticesinde üniversite kampüs alanında bulunan 63 bin 192,95 metrekarelik arsa eğitim tesisleri yapılmak üzere Karabük Üniversitesine (KBÜ) devredildiği, Safranbolu Devlet Hastanesinin hemen yanında yer alan ve KBÜ Safranbolu Bilim ve Sanat Akademisi olarak kullanılan tarihi taş bina ise "Ek İdari Hizmet Binası" olarak kullanılmak üzere hastaneye tahsis edildiği ifade edildi. Gerçekleştirilen devir işlemiyle birlikte hastane ana binasında bulunan idari birimlerin yeni tahsis edilen tarihi binaya taşınacağı, idari birimlerden boşalan alanların ise poliklinik ve tedavi birimlerine dönüştürülerek vatandaşların hizmetine sunulacağı kaydedildi. Eski İmam Hatip Lisesi binasının KBÜ Tıp Fakültesine devir sürecinin de resmi olarak tamamlandığının aktarıldığı açıklamada, devirle birlikte Tıp Fakültesinin daha modern ve geniş bir alanda eğitim-öğretim faaliyetlerini sürdüreceği, Karabük Eğitim ve Araştırma Hastanesindeki hizmet kalitesinin de artacağı belirtildi.
OMÜ’de ebelik öğrencileri mesleğe ilk adımını attı
12 Şubat 2026 Perşembe - 17:44 OMÜ’de ebelik öğrencileri mesleğe ilk adımını attı Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü tarafından düzenlenen 2025–2026 eğitim-öğretim yılı beyaz önlük takdim töreninde 97 ebelik öğrencisi beyaz önlüklerini giyerek fetoskoplarını teslim aldı. Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Mavi Salon’da düzenlenen törende 97 ebelik öğrencisi beyaz önlüklerini giyerek fetoskoplarını teslim aldı. Açılış konuşmasını gerçekleştiren Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Seval Ağaçdiken Alkan, "Bugün manevi ve sembolik değeri yüksek bu törende sizlerle birlikte olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Ebelik mesleği, geçmişten günümüze varlığını sürdüren, toplumun temeli olan aileyi doğrudan destekleyen köklü sağlık disiplinlerinden biridir. Günümüzde ebeler; doğum öncesi dönemden başlayarak gebelik, doğum ve doğum sonrası süreçte eğitim, uygulama ve rehberlik rolleriyle ailelere destek veren profesyonellerdir. Değerli aileler, evlatlarınız köklü bir mesleğin mirasını devralmaktadır; bu nedenle sizleri tebrik ediyorum. Sevgili öğrenci ebeler, hem köklü bir mesleğin hem de OMÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümünün geleneğinin mirasçıları olacaksınız. Değerli hocalarımıza ise ebelik felsefesini ve mesleğin değerlerini öğrencilerimize aktardıkları için teşekkür ediyor, öğrencilerimize eğitim-öğretim hayatlarında başarılar diliyorum" dedi. Ebelik Bölüm Başkan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Şebnem Rüzgar, ebelik mesleğinin toplumsal önemine ve fetoskopun mesleki anlamına dikkat çekti. Konuşmaların ardından öğrenciler sahneye davet edilerek beyaz önlüklerini giydi ve fetoskoplarını teslim aldı. Beyaz önlük ve fetoskop, öğrencilerin meslek yaşamlarına attıkları ilk adımı ve ebelik mesleğine duydukları bağlılığı simgeleyen güçlü semboller olarak anlam kazandı. Programa; OMÜ Genel Sekreteri Prof. Dr. Erhan Burak Pancar, Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Zeliha Koç, akademisyenler, mezun öğrenciler, OMÜ SUVAM ve Samsun Şehir Hastanesi’nde görev yapan ebe ve hemşireler ile öğrencilerin aileleri katıldı. Tören, hatıra fotoğraflarının çekilmesiyle sona erdi.
Geçirdikleri trafik kazası sonucu yaralanan Rus çift Çanakkale’de sağlığına kavuştu
12 Şubat 2026 Perşembe - 16:38 Geçirdikleri trafik kazası sonucu yaralanan Rus çift Çanakkale’de sağlığına kavuştu Geçirdikleri trafik kazası sonucu ağır ortopedik yaralanmaları olan Rus çift Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesinde sağlığına kavuştu. Trafik kazası geçiren Rus uyruklu karı-koca, ağır ortopedik yaralanmalarla Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesine başvurdu. Hastanede yapılan tetkikler ardından kazada 36 yaşındaki erkek hastada pelvis ve asetabulum kırığı, 28 yaşındaki kadın hastada ise önkol, pelvis ve asetabulum kırıkları ile çoklu büyük kırıklar tespit edildi. Her iki hastanın da ortopedi servisinde yatış ve tedavileri gerçekleştirildi. Erkek hasta 163 gün, kadın hasta ise 108 gün boyunca hastanede tedavi gördü. Hastaların cerrahi müdahaleleri ve takipleri Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Mehmet Okan tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Gerekli tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin tamamlanmasının ardından hastalar, genel sağlık durumları iyi olarak taburcu edildi. Tedavi sürecine ilişkin açıklamalarda bulunan Op. Dr. Mehmet Okan, "Pelvis ve asetabulum kırıkları, uzun süreli ve multidisipliner yaklaşım gerektiren ciddi yaralanmalardır. Hastalarımızda uygulanan cerrahi tedaviler, yoğun bakım, servis takipleri ve rehabilitasyon süreci ekip çalışmasıyla titizlikle yürütüldü. Hastalarımızın sağlıklı şekilde taburcu edilmesi bizler için son derece sevindirici" ifadelerini kullandı. Başhekim Op. Dr. Hasan Keser ise "Bu tür ağır travma vakalarında hastanemizin sahip olduğu teknik altyapı, deneyimli hekim kadrosu ve özverili sağlık çalışanlarımız büyük önem taşımaktadır. Uzun süreli tedavilerine rağmen hastalarımızın sağlıklarına kavuşarak taburcu edilmesi, ekip çalışmasının ve kaliteli sağlık hizmetinin en güzel göstergesidir. Sürece katkı sunan tüm sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi.
Vali Köşger, Denizli Acil Durum Hastanesi inşaatının son durumu hakkında bilgi aldı
12 Şubat 2026 Perşembe - 16:31 Vali Köşger, Denizli Acil Durum Hastanesi inşaatının son durumu hakkında bilgi aldı Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger, Merkezefendi ilçesi Karahasanlı Mahallesi’nde yapımı süren 500 yataklı Acil Durum Hastanesi’nde incelemelerde bulundu. Çalışmalar hakkında bilgi alan Vali Köşger, hastanenin titizlikle yürütülen çalışmalarının yakın zamanda tamamlanacağını ve hizmete açılacağını duyurdu. Denizli Valisi Yavuz Selim Köşger, Vali Yardımcısı Nurettin Ateş ve Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk ile birlikte Merkezefendi ilçesi Karahasanlı Mahallesi’nde hizmete açılması planlanan Acil Durum Hastanesi’nde incelemelerde bulundu. Çalışmaların son durumu hakkında yetkililerden bilgi alan Vali Köşger, poliklinik alanları ile yoğun bakım ünitelerini yerinde inceleyen Köşger, yürütülen çalışmaları detaylı şekilde değerlendirdi. Denizli’de sağlık altyapısını ve hizmet kapasitesini en üst seviyeye çıkarmayı hedeflediklerini belirten Vali Köşger, vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmanın öncelikli hedefleri arasında yer aldığını ifade etti. Toplam 47 bin metrekare kapalı alana sahip olan Acil Durum Hastanesi, zemin + 2 kat şeklinde planlanan 7 bloktan oluşuyor. 450 araçlık otopark kapasitesine sahip hastane, 104’ü yoğun bakım olmak üzere toplam 500 yatak kapasitesiyle hizmet verecek. İleri teknoloji tıbbi donanımlarla donatılan hastanede 106 poliklinik, 14 ameliyathane, 2 anjiyografi ünitesi, MR, 2 BT, mamografi, 5 röntgen, 8 ultrasonografi (USG), kemik dansitometri ve ERCP ünitesi yer alacak. Yeni hastanenin hizmete girmesiyle birlikte Denizli’nin sağlık altyapısının önemli ölçüde güçlenmesi hedefleniyor.
Prof. Dr. Erol: "Bel ağrılarının büyük kısmı bel fıtığından değil, mekanik bel ağrısından kaynaklıdır"
12 Şubat 2026 Perşembe - 15:46 Prof. Dr. Erol: "Bel ağrılarının büyük kısmı bel fıtığından değil, mekanik bel ağrısından kaynaklıdır" Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Serhat Erol, "Bel fıtığının önemli bir hastalık olduğunun altını çizerek bel ağrılarının büyük bir kısmının bel fıtığından değil de mekanik bel ağrısından kaynaklıdır" dedi. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Serhat Erol, bel fıtığı hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Beyin ve sinir cerrahisi pratiğinde sık karşılaşılan hasta gruplarından birinin omurga hastaları olduğunu belirten Prof. Dr. Erol, "Boyun ve sırt omurlarının yanı sıra en çok bel bölgesiyle ilgili sorunlar görülüyor. Bel fıtığı önemli bir hastalıktır. Bel ağrılarının büyük bir kısmının bel fıtığından değil, mekanik bel ağrısından kaynaklanıyor. Mekanik bel ağrısının kaslar, eklemler, iskelet sistemi ve bu yapıları birbirine bağlayan bağların uzun süreli zorlanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu durumun hastalarda şiddetli bel ağrısına neden olabilir. Mekanik bel ağrısının bel fıtığı ile karıştırılmaması gerekiyor. Bel fıtığına kıyasla mekanik bel ağrıları çok daha sık görülüyor. Bir diğer önemli hasta grubu ise omurilik kanal darlığı olan hastalardır. Bu hastalıkta dejeneratif süreçler sonucunda omurilik kanalında ve sinir köklerinin geçtiği kemik kanallarda daralma ve kireçlenme meydana geliyor. Bu durumun omurilik ve sinir köklerinde sıkışmaya yol açar. Hastaların ayakta dururken ya da yürürken bel, kalça ve bacaklara yayılan şiddetli ağrılar hissettiğini, yürüyüş mesafesi arttıkça oturup dinlenme ihtiyacı duyarlar. Tedavi sürecinin doğru tanıya göre belirleniyor. Bel ve bacak ağrısı şikayeti olan hastaların mutlaka bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanına başvurması gerekiyor. Hastaların şikayetlerinin dinlenmesi, gerekli muayene ve tetkiklerin yapılmasının ardından hastalıkların birbirinden ayırt edilebildiğini ve buna uygun tedavi planının oluşturulur" cümlelerini kullandı.
Aşkın kişiye karşı bağımlı olunması gibi bir sonuç da doğurabileceğine dikkat
12 Şubat 2026 Perşembe - 15:07 Aşkın kişiye karşı bağımlı olunması gibi bir sonuç da doğurabileceğine dikkat Uzman Klinik Psikolog Enise Öziç, aşkın kişiye karşı bağımlı olunması gibi bir sonuç da doğurabileceğine dikkat çekerek, "Bireylerin hayatlarının merkezine partnerleri ile beraber diğer sevdiği insanları, hobilerini, işlerini, ailelerini de almaları yaşamlarının daha doyurucu ve sağlıklı olmasına yardımcı olacaktır" dedi. ‘Aşk’ konusunun son yıllarda psikolojinin çalışma alanı içinde yer alan ana temalardan biri olduğunu belirten Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi Psikoloji Kliniği’nden Uzman Klinik Psikolog Enise Öziç, 14 Şubat Sevgililer Günü dolayısıyla aşık olma duygusu hakkında bilgilendirmede bulundu. Dopamin hormonunu aşık olmayı etkilediğine dikkat çeken Psikolog Enise Öziç, "Aşkın tanımının kültürden kültüre ve kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Aşk; yakınlık, bağlanma, güven, saygı ve sevgi gibi duyguları beraberinde getiriyor. Aşk duygusunun bireyde duygusal değişimlerin yanı sıra hormonal değişimler de oluşturuyor. Örneğin aşık birinin karşısındaki insanı aklından çıkaramaması ve ona büyük bir tutkuyla bağlı olması, dopamin hormonu aracılığı ile meydana gelmektedir. Beyindeki bazı biyokimyasalların aşkla ilişkili olduğu ve insan beyninin sevdiği kişinin acısını algılayabildiği söylenebilir. Bu bakış açısına göre, aşk sürecinin genetik, hormonlar ve psikolojik deneyimlerle oluştuğu söylenebilir" diye konuştu. "Sağlıklı ilişkinin formülü bağımlı olmamak" Aşkın insanlarda birçok süreçte etkili olurken bireyin davranışlarına da yön verebildiğinin altını çizen Uzman Klinik Psikolog Enise Öziç, "Aşkın mutluluğu, bir yandan bireye yaşama hazzı verirken öte yandan bireyin duygu hissettiği kişiye karşı bağımlı olması gibi bir sonuç da doğurabilmektedir. Bu durumun yoğunluğu elbette kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Ancak sağlıklı olmaması sebebiyle bağımlı bir ilişki yaşanmaması adına bireylerin hayatlarının merkezine partnerleri ile beraber diğer sevdiği insanları, hobilerini, işlerini, ailelerini de almaları yaşamlarının daha doyurucu ve sağlıklı olmasına yardımcı olacaktır. Sevginin, aşkın bireyin yaşamında her daim var olabileceği, yılın birkaç gününe sığmayacağı ve hediyenin büyüklüğü ile ölçülemeyeceği de gözden kaçmaması gereken bir gerçektir" şeklinde konuştu.
Iğdır’da şap hastalığı sonrası hayvanlarda döl tutmama sorununa bilimsel çözüm arayışı
12 Şubat 2026 Perşembe - 14:33 Iğdır’da şap hastalığı sonrası hayvanlarda döl tutmama sorununa bilimsel çözüm arayışı Tarım ve Orman Bakanlığı Iğdır İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile Iğdır Üniversitesi iş birliğinde, Karaağaç Kampüsü 15 Temmuz Şehitleri Konferans Salonu’nda "İneklerde Döl Verimi ve Buzağı Yaşama Gücünü Artırmaya Yönelik Yetiştirici Eğitim Çalıştayı" düzenlendi. Yoğun katılımla başlayan çalıştay, saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla açıldı. Programda konuşan Iğdır İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Tingiş, şap hastalığı sonrası hayvanlarda döl tutmama sorununa bilimsel çözüm arayışı için çalıştayı düzenlendiklerini belirterek; "İlimizde özellikle ineklerde döl verimi ve buzağı kayıplarıyla alakalı olarak Iğdır Üniversitesi ve Kafkas Üniversitesi akademisyenlerimiz ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğümüzün iş birliğinde bir program gerçekleştirdik. Özellikle şap hastalığından sonra ilimizde görülen döl tutmama sorunlarını çözmek ve hayvancılığımızın verimliliğini artırmak amacıyla bu faaliyeti başlattık. Bakanlığımızın imkanları ve üniversitelerimizin değerli akademisyenlerinin desteğiyle ilimizdeki hayvan varlığını daha iyi seviyelere taşımak ve artırmak istiyoruz. Özellikle döl verimi kayıplarını minimuma indirerek, sağlıklı genleri ilimize kazandırmayı; süt ve et verimi yüksek hayvan varlığını artırarak hem sayı hem de verimlilik açısından gelişim sağlamayı hedefliyoruz. Bugün de bu kapsamda eğitim çalıştayımızı gerçekleştirdik. Çalıştay süresince üreticilerimizin A’dan Z’ye yaşadığı sıkıntıları, sorunları ve problemleri ele aldık. Devamında ise çözüm önerilerini gündeme getireceğiz. Üreticilerimizin üretimden kesime, hasada kadar her aşamada yanındayız. Tarım ve Orman Bakanlığı olarak üreticilerimizin yanında olmaya devam edeceğiz. Özellikle şap hastalığından sonra bazı hayvanlarda döl tutmama problemlerinin arttığına dair sahadan geri bildirimler aldık. Birinci ve ikinci tohumlamadan sonra gebelik elde edilememesi gibi sorunların artması üzerine bu çalıştayı düzenleme kararı aldık. Bu kapsamda, sorunların nedenlerini akademisyenlerimizle birlikte inceleyip değerlendirerek çözüm önerileri geliştireceğiz. Besleme, embriyo transferi ve suni tohumlama başta olmak üzere teknik konularda yapılacak çalışmalarla bu sorunları kökünden çözmeyi ve Iğdır’ımızın hayvan varlığını hem artırmayı hem de daha verimli hâle getirmeyi amaçlıyoruz. Bu doğrultuda çalıştayımızı gerçekleştirmiş bulunuyoruz." dedi. Hayvancılığın bölge ekonomisindeki kritik rolüne dikkat çeken Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Gürel ise "Hayvancılık bölgemizin ekonomik ve sosyal yapısının temel dinamiklerinden birisidir. Iğdır’ımızın sahip olduğu Coğrafik avantajlar ve üretim kültürü doğru bilgi bilimsel yöntemler ve nitelikli eğitimle birleştiğinde çok daha güçlü bir potansiyele dönüşmektedir. İşte bugün burada gerçekleştirdiğimiz bu çalıştay tam da bu dönüşümün bir parçası niteliğindedir. Döl veriminin artırılması ve buzağı yaşama gücünün yükseltilmesi işletme karı açısından oldukça önemli bir unsurdur. Aynı Zamanda bu durum işletme karlılığının ötesinde sürdürülebilir hayvancılık, gıda güvenliği ve ülke ekonomisi açısından da büyük bir önem taşımaktadır." dedi. Çalıştayda, şap hastalığı sonrası hayvanlarda döl tutmama sorununa bilimsel çözüm arayışı, ineklerde döl veriminin artırılması, buzağı kayıplarının azaltılması ve modern yetiştiricilik yöntemleri hakkında uzmanlar tarafından katılımcılara bilgiler verildi. Eğitim programının, bölgedeki hayvancılığın gelişimine önemli katkı sağlaması hedefleniyor. Düzenlenen çalıştaya Iğdır Valisi M. Fırat Taşolar, Iğdır Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ekrem Gürel, İl Tarım ve Orman Müdürü Ahmet Tingiş, akademisyenler, ilgili kurum temsilcileri, yetiştiriciler ve çok sayıda vatandaş katıldı.
RSV kışın zirve yapıyor: Prematüre ve 8 aydan küçük bebekler tehlike altında
12 Şubat 2026 Perşembe - 14:06 RSV kışın zirve yapıyor: Prematüre ve 8 aydan küçük bebekler tehlike altında RSV’nin her yıl milyonlarca çocuğu etkilediğini belirten Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, prematüre doğan ve kronik rahatsızlığı bulunan çocukların RSV’ye yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu söyledi. Dr. Sert, "RSV mevsimi başlamadan hamileler ve 8 aydan küçük bebekler için koruyucu aşı ihmal edilmemeli" uyarısında bulundu. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, RSV’nin (Respiratuar Sinsityal Virüs) genellikle sonbaharda başladığını ve kış aylarında zirve yaptığını söyledi. RSV’nin dünya genelinde 5 yaş altı çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonlarının en önemli nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, küresel verilerin her yıl yaklaşık 30 milyondan fazla RSV enfeksiyonu görüldüğünü, 3 milyondan fazla hastane yatışı yaşandığını ve özellikle küçük çocuklarda ciddi can kayıplarına yol açabildiğini ortaya koyduğunu söyledi. Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, RSV’ye yakalanan çocukların büyük çoğunluğunun hafif semptomlar gösterdiğini, prematüre doğan veya belirli tıbbi rahatsızlıkları olan çocukların daha ciddi hastalığa yakalanma riski taşıdığını da belirtti. "Gebelikte yapılan aşı ilk 6 ayı koruyor" RSV aşısının anne adaylarına gebeliğin uygun haftalarında uygulanabildiğini belirten Dr. Sert, "Anneye yapılan aşı sayesinde oluşan koruyucu antikorlar plasenta yoluyla bebeğe geçer. Bu durum, özellikle yaşamın ilk 6 ayında ağır RSV enfeksiyonu riskini önemli ölçüde azaltır. Gebelerin mutlaka kadın doğum ve çocuk hekimlerine danışarak aşıyı değerlendirmeleri gerekir" ifadelerini kullandı. Dr. Öğr. Üyesi Abdullah Sert, RSV’nin yalnızca bebekler için değil ileri yaş grupları için de ciddi risk oluşturduğunu belirterek, 50-74 yaş arası kronik kalp veya akciğer hastalığı bulunanlar, ek kronik rahatsızlığı olan bireyler ile huzurevi ve uzun süreli bakım tesislerinde yaşayanların da tek doz aşı ile korunması gerektiğini vurguladı. Kalabalık ve kapalı ortamlardan kaçının RSV’nin damlacık yoluyla hızla bulaştığını ifade eden Dr. Sert, kalabalık ve kapalı ortamlarda riskin arttığını el hijyeni, ortamların havalandırılması ve hasta kişilerle temastan kaçınılmasının bulaş riskini azalttığını vurguladı. (GD-BÇGEN - Ahmet Yiğit Yıldırım: "Bağımlılık boşlukta filizlenir, kimliği olmayan, hedefi olmayan, ait olduğu yeri bulamayan genci esir alır" (Fotoğraflı) Hasan Fehmi Demir RİZE (İHA) - Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım, "Gençlerimize irade kazandırıyoruz, sorumluluk yüklüyoruz, hayatın içinde sağlam durmasını sağlıyoruz. Çünkü bağımlılık boşlukta filizlenir, kimliği olmayan, hedefi olmayan, ait olduğu yeri bulamayan genci esir alır" dedi. Ülkü Ocakları Genel Merkezi tarafından illerde düzenlenen bilgi yarışmasının ardından bölge yarışmaları etabına geçildi. Karadeniz Bölgesi Ortaöğretim Teşkilatları arası bilgi yarışması da Rize’nin ev sahipliğinde gerçekleşti. Bölge yarışmasına Amasya, Artvin, Bartın, Bayburt, Bolu, Çorum, Düzce, Gümüşhane, Giresun, Karabük, Kastamonu, Ordu, Samsun, Sinop, Tokat, Trabzon, Zonguldak ve Rize’nin de aralarında olduğu 18 katıldı. Yarışmada konuşan Ülkü Ocakları Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım, gençlerin ahlaki değerlerle birlikte teknolojiye ve çağa ayak uydurmasını sağlamak için çalıştıklarını dile getirerek, "Bilgi ayrışmamız sade bir yarışma değildir. Bugün burada geleceğin kadrolarına da şahitlik edeceğiz. Buradaki arkadaşlarımız hem bilgileriyle hem ahlaklarıyla hem duruşlarıyla hepsi bizi gururla temsil edecekler. Platon’a göre cesaret olacak ama bilgiyle birleşecek. Yoksa o cesaret yıkıcı olur. Biz o yüzden gençlerimizi o minvalde yetiştirmeye gayret ediyoruz. Hem cesaretli hem de bilgili bir gençlik yetiştirmek için çalışıyoruz. Ama bugün bilgi, teknoloji artarken ahlaki değerlerimi maalesef koruyamıyoruz. Bizim muasırlaşma anlayışımız Gökalp’in dediği gibi batıyı körü körüne taklit etmek değil, ilmi almak, ahlakı korumaktır. O yüzden biz Ülkü Ocakları’nda hem bilgili hem cesaretli hem de ahlaklı bir gençlik yetiştiriyoruz. Bizim yol pusulamız çift başlı Selçuklu Kartalı’dır. Bir başı doğuya bakar, köklerimize, inancımıza, ahlakımıza, bir başı batıya bakar, ilim, bilim, teknolojiye ve çağa. Biz kökü mazide olan bir atiyiz. Ne geçmişimizden kopacağız, ne çağın gerisinde kalacağız. Ülkü Ocakları olarak Türklüğü koruyup yüceltmeyi, İslam’ın ahlakıyla yaşamayı ve çağın ilmi ile yükselmeyi bir ülkü haline getirdik. Bu yüzden yapacağımız her çalışmada bu değerleri önümüze koyup bu çerçevede ilerlememiz gerekiyor" dedi. Gençler için en büyük tehlikenin uyuşturucu, alkol, sanal kumar ve dijital bağımlılıklar olduğunun altını çizen Genel Başkan Yıldırım, "Ülkü Ocakları sadece bir eğitim kurumu değildir. Ülkü Ocakları aynı zamanda bir koruma kalkanıdır. Bugün karşımızda yeni bir cephe vardır. Bu cephe tankla, tüfekle gelmiyor. Bu cephe uyuşturucuyla, alkolle, sanal kumarla, dijital bağımlılıklarla geliyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki bir gencimizi uyuşturucuya teslim etmek bir vatan toprağını kaybetmekten farksızdır. Çünkü bir gencimizi kurtarmak demek bir aileyi kurtarmaktır, bir mahalleyi kurtarmaktır, bir milleti kurtarmaktır ve bir geleceği kurtarmaktır. Biz Ülkü Ocakları’nda gençlerimize irade kazandırıyoruz, sorumluluk yüklüyoruz, hayatın içinde sağlam durmasını sağlıyoruz. Çünkü bağımlılık boşlukta filizlenir, kimliği olmayan, hedefi olmayan, ait olduğu yeri bulamayan genci esir alır. O yüzden biz hiçbir gencimizi yalnız bırakmıyoruz ve Ülkü Ocakları’nın bu boşluğu doldurduğunu çok iyi biliyoruz. Burada gençlerimiz yalnız, sahipsiz, yönsüz, başıboş değildir. Biz gençlerimizi bağımlılıkla mücadelede yalnız değildir. Sanatla, bilimle, teknolojiyle, ahlakla donatıyoruz. Gencin enerjisini sokağa değil istiklale yönlendiriyoruz. Ve diyoruz ki ’Ülkü Ocakları varsa umut vardır, Ülkü Ocakları varsa gelecek vardır’ ifadelerini kullandı. Yarışmanın sonunda etkinliğe katılan tüm öğrencilere sertifika verilirken dereceye giren illere ödül verildi. Rize’de bir otelde 2 gün süren yarışmalara Ülkü Ocakları Genel Başkanı Ahmet Yiğit Yıldırım, genel merkez yöneticileri, Ülkü Ocakları İl Başkanları ve yönetimleri, MHP İl Başkanları ve yönetimleri katıldı.
Elazığ’da 52 yaşındaki hasta kapalı yöntemle yapılan kalp ameliyatıyla sağlığına kavuştu
12 Şubat 2026 Perşembe - 13:37 Elazığ’da 52 yaşındaki hasta kapalı yöntemle yapılan kalp ameliyatıyla sağlığına kavuştu Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesine göğüs ağrısı ve kalp damarı tıkanıklığı şikayetiyle başvuran 52 yaşındaki hasta, klasik açık ameliyat yerine kapalı by-pass yöntemiyle tedavi edildi. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’ne göğüs ağrısı ve damar tıkanıklığı şikayetiyle başvuran 52 yaşındaki hasta, yapılan tetkikler sonucunda kalp damarlarının kapalı olduğu tespit edilince ameliyata alındı. Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanları Op. Dr. Sefa Şenol ve Doç. Dr. Davut Azboy tarafından gerçekleştirilen operasyonda, Türkiye’de sayılı merkezde uygulanan minimal invaziv cerrahi yöntemi uygulandı. Başarılı bir operasyonla sağlığına kavuşan ve halk arasında "kapalı ameliyat" olarak bilinen, göğüs kafesi kesilmeden yapılan bu yöntemle hasta, kısa sürede taburcu olma imkanına kavuştu. Gerçekleştirilen bu özel operasyonun detayları hakkında bilgi veren Op. Dr. Sefa Şenol, "Koronel artr hastalığı ve damar tıkanıklığı olması sebebiyle hastamıza normal açık kalp cerrahisi dışında halk arasında kapalı yöntem denilen minimal invaziv girişimle by-pass ameliyatı gerçekleştirdik. Ekip arkadaşım doktor Davut bey ile beraber bu işlemi yaptık. Birinci hastamızı taburcu ettik. Bugün de hastamızı taburcu edeceğiz. Bu yöntemin avantajı, hasta bir an önce kendi yaşantısına geçebilmekte, yük kaldırabilmekte ve ağrısı az olabilmekte" dedi. Diyabet hastası olduğu için sağlık bakımında yaşadığı sıkıntılara değinen hasta, Elazığ’da geçirdiği başarılı operasyon sonrası iyi durumda olduğunu dile getirdi.