SAĞLIK
Doç. Dr. İrfan Koca: "Boyun ve Bel Fıtıklarında Ameliyatsız Tedavi Mümkün"
13 Ekim 2025 Pazartesi - 14:04 Doç. Dr. İrfan Koca: "Boyun ve Bel Fıtıklarında Ameliyatsız Tedavi Mümkün" Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, boyun ve bel fıtıklarının büyük çoğunluğunun ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebildiğini söyledi. "Boyun ve bel ağrılarının küçük bir oranı fıtıkla ilişkilidir" diyen Koca, öncelikli olarak doğru tanının ve kişiye özel tedavinin önemine dikkat çekti. Boyun ve bel ağrıları, çağımızın en yaygın sağlık problemlerinden biri olarak milyonlarca insanın yaşam kalitesini düşürüyor. Günlük yaşamı kısıtlayan bu ağrıların çoğu zaman fıtıkla ilişkilendirildiğini belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Doç. Dr. İrfan Koca, "Her boyun ve bel ağrısı fıtık kaynaklı değildir. Bu nedenle doğru teşhis ve uygun tedavi yöntemi büyük önem taşır" dedi. "Her ağrı fıtık kaynaklı değildir" Boyun ve bel ağrılarının sosyal yaşamı ve iş gücünü olumsuz etkileyen en önemli sağlık sorunları arasında bulunduğunu vurgulayan Doç. Dr. Koca, "Toplumda bu ağrıların büyük bir kısmı fıtığa bağlanıyor. Ancak ağrının kaynağı her zaman fıtık olmayabilir. Kas zorlanmaları, kas romatizmaları, kireçlenme, omurga eklem hareket bozuklukları, geçirilmiş ameliyatlara bağlı fasyal blokajlar ya da iç organlardan yansıyan ağrılar da benzer belirtiler gösterebilir. Bu nedenle her hastada öncelikle sorunun kaynağı bütüncül yaklaşımla belirlenmelidir. Tetkiklerde fıtık görülmesi, ağrının kesin olarak ondan kaynaklandığı anlamına gelmez" şeklinde konuştu. Fıtık nedir, nasıl oluşur Koca, boyun ve bel fıtıklarının oluşum mekanizmasını, "Omurga kemikleri arasında yer alan diskler, esnek ve yuvarlak yapılardır. Bu disklerin kenar lifleri ani ya da tekrarlayan zorlanmalar sonucu yırtılabilir. Diskin dışarı taşmasıyla fıtık oluşur. Bel fıtığı, bel ve bacaklara yayılan ağrılara; boyun fıtığı ise boyun ve kola yayılan ağrı ve uyuşmalara yol açar" sözleri ile anlattı. Hastaların yüzde 99’u ameliyatsız iyileşiyor Doç. Dr. Koca, boyun ve bel fıtıklarının büyük bölümünün ameliyata gerek kalmadan tedavi edilebildiğini belirterek dikkat çekici oranlar paylaşarak, "Boyun ve bel fıtıkları yüzde 97 ila 99 oranında ameliyatsız tedavi edilebilmektedir. Burada en önemli nokta, hastanın durumuna uygun bir tedavi protokolü belirlenmesidir" ifadelerini kullandı. Hastaların şikayet süresi üç haftadan kısa ve fıtığın ileri düzeyde olmadığı durumlarda ilk aşamada sıcak kompres, elektroterapi, fizyoterapi, kinezyolojik bantlama ve istirahat önerildiğini aktaran Koca, bu yöntemlerle düzelme sağlanamayan veya ileri düzeyde fıtığı bulunan hastalarda ise daha hedefe yönelik daha etkili tedavilere geçildiğini söyledi. Ameliyatsız tedavi yöntemleri etkili ve güvenli Nöral Terapi, Proloterapi, PRP (Platelet Rich Plasma), Kuru İğne Tedavisi, Ozon Tedavisi, Manuel Terapi, Yüksek Yoğunluklu Robotik Lazer Tedavisi, Omurga Enjeksiyonları (Sinir blokaj, Nokta Atış tedavileri) Tedavisi, Radyofrekans Tedavisi ve Tedavi Edici Egzersiz Programları gibi ameliyatsız tedavi seçeneklerinin bulunduğunu belirten Koca, "Hastanın yaşına, yaşam tarzına, fıtığın derecesine ve ağrının seyrine göre en uygun tedavi konsepti hekim tarafından belirlenir. Bu yöntemlerle çoğu hasta ameliyatsız ve risksiz şekilde, ağrısız bir yaşama kavuşabiliyor" dedi. ""Patlamış Fıtık" da ameliyatsız iyileşebilir" Halk arasında "patlamış fıtık" olarak bilinen durumun her zaman ameliyat gerektirmediğini söyleyen Doç. Dr. Koca, yanlış inanışlara da değinerek, "Disklerin tamamen yırtılması ve içeriğin dışarı taşarak sinir köklerine baskı yapması (ekstrüde disk) durumuna halk arasında patlamış fıtık deniliyor. Ancak bu tablo bile çoğu zaman ameliyatsız tedaviyle iyileşebilir. Bilimsel olarak da her patlamış fıtığın cerrahiyle tedavi edilmesi gerektiğine dair bir kural yoktur" ifadelerine yer verdi. Ne zaman ameliyat gerekir Boyun ve bel fıtıklarının yalnızca yüzde 1 ila 3’lük kısmında cerrahi müdahalenin kaçınılmaz olduğunu belirten Koca, "Kol veya bacakta yeni gelişen güç kaybı, İdrar veya dışkı tutamama, Ameliyatsız tedavilere rağmen şikayetlerde iyileşme olmaması gibi durumlar sinir kökü üzerinde ciddi baskıya işaret eder. Bu noktada cerrahi tedavi hastanın yaşam kalitesinin kalıcı olarak olumsuz etkilenmemesi açısından zorunlu hale gelir" ifadelerini kullandı. "Doğru tanı, kişiye özel tedavi" Doç. Dr. İrfan Koca, boyun ve bel fıtıklarında erken dönemde uzman hekime başvurulmasının önemine dikkat çekerek, "Ağrısının asıl kaynağı, fıtığının derecesi, omurga yapısı, eşlik eden ilave sağlık problemlerinin olup olmaması gibi faktörler her hastada farklı olabilmektedir. Bu nedenle tedavi planı da kişiye özel olmalıdır. Doğru tanı konulduğunda ve uygun tedavi seçildiğinde, ameliyatsız yöntemlerle başarılı sonuçlar elde etmek mümkündür" diye konuştu.
Beyaz İnci Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi 4’üncü şubesini Denizlilerin hizmetine sundu
13 Ekim 2025 Pazartesi - 13:39 Beyaz İnci Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi 4’üncü şubesini Denizlilerin hizmetine sundu Denizli’de ağız ve diş sağlığı alanında uzun yıllardır hizmet veren Beyaz İnci Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, 4. şubesini Yenişafak Mahallesi Ali Marım Bulvarı’nda düzenlenen geniş katılımlı bir törenle hizmete açtı. Denizli’de ağız ve diş sağlığı alanında uzun yıllardır hizmet veren Beyaz İnci Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi, kentteki hizmet ağını genişletmeye devam ediyor. Beyaz İnci, 4. şubesini Yenişafak Mahallesi Ali Marım Bulvarı’nda düzenlenen geniş katılımlı bir törenle hizmete açtı. Modern mimarisi, geniş otopark alanı, ferah bekleme salonları, hasta konforunu ön plana çıkaran iç mimarisi ve son teknoloji cihazlarıyla dikkat çeken yeni şube, hem hizmet kalitesi hem de fiziki yapısıyla bölgede örnek bir sağlık merkezi olma özelliği taşıyor. "Şehrimizi sağlık olarak yeni bir hizmet noktası kurmaktan mutlu ve onurluyuz" Beyaz İnci Diş Hastanesi’nin ortaklarından Diş hekimi İlker Özkan, "Memleketimize ve şehrimize sevdalıyız. Şehrimizi sağlık olarak yeni bir hizmet noktası kurmaktan mutlu ve onurluyuz. Tüm halkımıza güler yüzlü bir şekilde ve modern bilimin gerektirdiği ağız diş sağlığı hizmetleri vermeye bu yolda devam ediyoruz. Toplumuzun genel ihtiyaçlarını karşılayacak her türlü diş tedavisi kliniğimizde yapılıyor" dedi. "Beyaz İnci Diş grubu olarak Denizli’de açtığımız 4’üncü şubenin gururunu yaşıyoruz" Beyaz İnci Diş Hastanesi’nin ortaklarından Diş Hekimi Aykut Eser, "Beyaz İnci Diş grubu olarak Denizli’de açtığımız 4’üncü şubenin gururunu yaşıyoruz. İnşallah bundan sonra Yenişafak’ta hizmet vermeye devam edeceğiz. Burada güzel bir açılışta hep birlikte buluştuk. Beyaz İnci 20 yıla aşkı süredir Denizli’de hizmet veren köklü bir sağlık grubu. Her türlü diş tedavisi yapmaktayız. Bünyemizde 30 hekimimiz var. 4 şubemizde ise 100’den fazla çalışanımız var" diye konuştu. Açılış törene, AK Parti Denizli Milletvekilleri Cahit Özkan, Şahin Tin ve Nilgün Ök, Denizli Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Ali Marım, Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan, Babadağ Belediye Başkanı Murat Kumral, AK Parti İl Başkanı Muhammet Subaşıoğlu, Denizli Ticaret Odası Başkanı Uğur Erdoğan, Denizli Lokantacılar Odası Başkanı Osman Üçgül ve çok sayıda vatandaş katılım sağladı. Açılış kurdelesinin kesilmesinin ardından katılımcılar yeni kliniği gezerek bilgi aldı. Beyaz İnci yöneticileri, yakın zamanda 5. ve 6. şubeleriyle Denizli’nin tüm bölgelerine ulaşmayı hedeflediklerini açıkladı.
Saç dökülmesinde gizli neden: Vitamin ve mineral eksikliği
13 Ekim 2025 Pazartesi - 13:19 Saç dökülmesinde gizli neden: Vitamin ve mineral eksikliği Saç dökülmesinin yalnızca genetik ya da hormonal nedenlerle sınırlı olmadığını, beslenme yetersizliklerinin de saç sağlığını doğrudan etkilediğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Manolya Gökrem, "Özellikle biotin, B12 vitamini, folik asit, demir, çinko ve D vitamini eksiklikleri saç köklerinin beslenmesini bozarak dökülmeyi hızlandırabilir" dedi. B7 vitamini (biotin), B12 vitamini ve folik asitin saçın keratin yapısının oluşumunda görev aldığını söyleyen Liv Hospital Samsun İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Gökrem, bu vitaminlerin uzun süre eksik olmasının saç tellerinin incelmesine, uzama hızının azalmasına ve dökülmenin artmasına yol açtığını söyledi. "Demir, çinko ve D vitamini eksikliğine dikkat" Kadınlarda sık görülen demir eksikliği anemisinin saç dökülmesinin en yaygın nedenlerinden biri olduğuna değinen Dr. Gökrem, "Demir saç köklerine oksijen taşır. Eksikliğinde köklerin beslenmesi bozulur ve dökülme artar. Aynı şekilde çinko eksikliği saçın yapısal bütünlüğünü etkilerken, D vitamini yetersizliği de saç köklerinin büyüme evresini kısaltır. Bu nedenle kronik saç dökülmesi yaşayan bireylerde, demir, çinko ve D vitamini düzeylerinin mutlaka değerlendirilmesi gerekir" açıklamasında bulundu. "Saç sağlığı, vücudun genel dengesinin aynası" Uzm. Dr. Gökrem, saç sağlığının aslında genel metabolik dengenin bir yansıması olduğunu belirterek şu bilgileri paylaştı: "E vitamini, A vitamini ve omega-3 yağ asitleri saç derisinin nem dengesini korur, dolaşımı destekler. Bu maddelerin eksikliği, saç tellerinin matlaşmasına ve kırılgan hale gelmesine neden olur." "Dengeli beslenme, dış tedaviler kadar önemlidir" Son olarak Dr. Gökrem, sağlıklı ve güçlü saçlara sahip olmanın temelinde dengeli bir beslenme planı bulunduğunu kaydeden Uzm. Dr. Gökrem, "Yeterli protein, vitamin ve mineral içeren beslenme düzeni; dışarıdan yapılan bakımlar kadar saç sağlığında belirleyicidir. Saç dökülmesinin altında yatan neden doğru tespit edildiğinde, hem tedavi hem de korunma süreci çok daha etkili olur" dedi.
Alerji ile gribi ayırt etmenin yolları
13 Ekim 2025 Pazartesi - 12:09 Alerji ile gribi ayırt etmenin yolları Eskişehir Özel Ümit Batıkent Hastanesi KBB Uzmanı Dr. Bekir Oksay, alerji ile gribin bazen birbiriyle karıştırılabildiğini söyleyerek, "Gripte burun akıntısı ve hapşırık olsa da genellikle ateş, kırgınlık ve kas ağrıları tabloya eşlik eder. Bu yönüyle alerjiden ayrılır" dedi. Alerjinin genellikle mevsimsel olarak tekrarlayan bir rahatsızlık olduğunu ifade eden KBB Uzmanı Dr. Bekir Oksay, "Özellikle polenlerin arttığı bahar aylarında alerji kendini gösteriyor. Sabah saatlerinde artan hapşırık, burun kaşıntısı, gözlerde sulanma ve kızarıklık, her mevsim tekrar eden benzer şikayetler alerjinin en sık görülen belirtileri arasında yer alıyor. Alerji, bağışıklık sisteminin zararsız maddelere karşı aşırı tepki göstermesiyle ortaya çıkar. Kişi kendini genellikle halsiz hissetmez, günlük yaşamına devam edebilir" şeklinde konuştu. "Ateş, kırgınlık ve kas ağrıları gribi alerjiden ayırır" Grip ya da nezlenin ise viral enfeksiyonlardan kaynaklandığını aktaran Dr. Oksay, "Bu nedenle alerjiden farklı olarak sistemik belirtiler daha fazla öne çıkıyor. Halsizlik, kırgınlık, ateş ve üşüme, boğaz ağrısı, kas-eklem ağrıları grip ve nezlenin tipik bulguları arasında. Gripte burun akıntısı ve hapşırık olsa da genellikle ateş, kırgınlık ve kas ağrıları tabloya eşlik eder. Bu yönüyle alerjiden ayrılır" ifadelerini kullandı. "Karıştırmamak için doktora başvurun" Alerji ve grip belirtilerinin benzerlik göstermesi sebebiyle bazı hastaların bu rahatsızlıkları ayırt etmekte zorlanabildiğini dile getiren Dr. Oksay, sözlerine şöyle devam etti: "Uzmanlar, şikayetlerin süresine de dikkat edilmesi gerektiğini hatırlatıyor. Grip 7-10 gün içinde geçerken, alerji belirtileri haftalarca hatta aylarca sürebiliyor. Eğer belirtiler arasında ayırt edemiyorsanız ve şüphede kalıyorsanız mutlaka bir doktora başvurun. Erken tanı hem yaşam kalitenizi artırır hem de gereksiz ilaç kullanımının önüne geçer."
Şekerden kaçarken tencerede yakalanmayın
13 Ekim 2025 Pazartesi - 11:45 Şekerden kaçarken tencerede yakalanmayın Hücrelerin yapısını bozarak yaşlanmayı hızlandıran ve kronik hastalıklara zemin hazırlayan glikasyona karşı uyarılarda bulunan Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uzm. Dyt. Mısra Aydın, glikasyona karşı sadece şeker tüketmemenin yeterli olmadığının, bunun yanında gıdaları pişirirken de dikkatli olunması gerektiğinin altını çizdi. Uzm. Dyt. Mısra Aydın, "Sadece şeker değil, pişirme şekilleri de glikasyon ürünlerini artırır. Özellikle kızartma, ızgara ve yüksek ısıda pişirme, yiyeceklerde glikasyon ürünlerinin birikmesine yol açar" dedi. Glikasyonun, şeker moleküllerinin proteinlere veya yağlara bağlanmasıyla ortaya çıkan ve uzun vadede dokulara zarar veren kimyasal bir reaksiyon olduğunu aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Mısra Aydın, glikasyonun zararlarına ve dikkat edilmesi gereken noktalara değindi. Glikasyonun vücutta sessizce ilerleyen bir süreç olduğunu belirten Dyt. Mısra Aydın, "Bu süreçte oluşan ileri glikasyon son ürünleri (AGEs), hücrelerin yapısını bozarak yaşlanmayı hızlandırır ve kronik hastalıklara zemin hazırlar" dedi. Ayrıca glikasyonun yaşlanma ve kronik hastalıklara zemin hazırladığını ifade eden Dyt. Mısra Aydın, "Glikasyon ciltte kırışıklık ve elastikiyet kaybı gibi yaşlanma belirtilerine neden olur. Ayrıca kalp damar hastalıkları, diyabet ve Alzheimer gibi kronik hastalıkların gelişiminde önemli bir rol oynar. Yüksek şeker ve rafine karbonhidrat tüketimi, kandaki şeker seviyesini artırarak glikasyon sürecini hızlandırır. Bu nedenle beslenmemizde şeker miktarını kontrol etmek büyük önem taşır" diye konuştu. Sağlıklı pişirme yöntemlerini tercih edin Sadece şeker değil, pişirme şekillerinin de glikasyon ürünlerini artırdığını belirten Dyt. Mısra Aydın, "Özellikle kızartma, ızgara ve yüksek ısıda pişirme, yiyeceklerde glikasyon ürünlerinin birikmesine yol açar. Sağlıklı pişirme yöntemleri tercih edilmelidir. C vitamini, E vitamini, yeşil çay, yaban mersini gibi antioksidan içeren besinler, glikasyonun zararlarını azaltmada etkilidir. Düzenli tüketimleri fayda sağlar. Glikasyonu azaltmak için şeker ve işlenmiş karbonhidrat tüketimini azaltın. Taze sebze, meyve ve tam tahıllara ağırlık verin. Kızartma ve ızgara yerine haşlama, buharda pişirme yöntemlerini tercih edin. Antioksidan açısından zengin besinleri düzenli tüketin. Bol su içmeyi ihmal etmeyin" dedi. Glikasyon seviyesini ölçmek mümkün Dyt. Mısra Aydın, glikasyonun dolaylı bir göstergesi olarak HbA1c testinin kullanıldığını söyleyerek, bu testin kandaki ortalama glikoz seviyesini gösterdiğini, diyabet takibinde yaygın olarak kullanıldığını kaydetti. "Glikasyon, ciltteki kollajen ve elastin gibi yapısal proteinlerin zarar görmesine neden olur. Bu da erken yaşlanma, kırışıklık ve ciltte sarkma gibi problemlere yol açar" diyen Dyt. Mısra Aydın, sözlerini şöyle tamamladı: "Diyet ve yaşam tarzı değişiklikleriyle glikasyonun zararları bir ölçüde azaltılabilir. Ancak ilerlemiş glikasyon ürünlerinin tamamen geri dönüşü zordur, erken önlem almak önemlidir. Sonuç olarak, sağlıklı beslenmek, doğru pişirme yöntemlerini tercih etmek ve şeker tüketimini kontrol altında tutmak, glikasyonun olumsuz etkilerini azaltmada en etkili yollardır. Böylece hem genç kalabilir hem de kronik hastalıklara karşı vücudunuzu koruyabilirsiniz."
Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarır
13 Ekim 2025 Pazartesi - 11:04 Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarır Uzm. Dr. Gül Deniz, meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekerek, "Mamografi çektirmekten korkmayın, geç kalmaktan korkun" dedi. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Gül Deniz, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında açıklamalarda bulundu. Dr. Deniz, meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirterek, erken teşhisin tedavi başarısını büyük ölçüde artırdığını söyledi. Her 8 kadından biri risk altında Meme kanserinin dünya genelinde ve Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu vurgulayan Dr. Gül Deniz, "Her 8 kadından biri yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşımaktadır. Kadın olmak en önemli risk faktörüdür. Bunun dışında ailede meme kanseri öyküsü, genetik yatkınlık, erken yaşta göğüs bölgesine radyoterapi almak, erken adet görme, geç menopoza girme, obezite, hareketsiz yaşam ve sigara kullanımı da diğer risk faktörleri arasında yer alır" dedi. Mamografi ile erken teşhis mümkün 40 yaşından itibaren düzenli olarak mamografi çekiminin önemine değinen Uzm. Dr. Deniz, şunları söyledi: "Meme kanseri, genellikle 40 yaş üstü kadınlarda görülmekle birlikte genç yaşlarda da ortaya çıkabilir. Bu nedenle, özellikle 40 yaşından itibaren mamografi taramalarına başlanması büyük önem taşımaktadır. Tarama yapmamızın en büyük nedeni, meme kanserinin erken evrede teşhis edilmesi tedavi başarısını önemli ölçüde artırmaktadır. Erken teşhis, hayat kurtarır." Mamografinin bazı erken bulguları tespit etmede hayati önem taşıdığına dikkat çeken Dr. Deniz, "Mikrokalsifikasyon dediğimiz küçük kireçlenmeler, sadece mamografide görülebilir ve meme kanserinin erken habercisi olabilir. Mamografide kullanılan radyasyon dozu oldukça düşüktür. Taramalar hasta sağlığı açısından risk oluşturmamaktadır" diye konuştu. Mamografi öncesi dikkat edilmesi gerekenler Deniz, "Mamografi çekimi öncesinde özel bir hazırlığa gerek olmamakla birlikte, meme cildinin temiz olması, cilde krem, pudra gibi maddeler sürülmemesi gerekmektedir. Bu maddeler mamografide mikrokalsifikasyonları taklit edebilir. Ayrıca adet gören kadınlarda mamografi çekimi, adetten sonraki günlerde tercih edilmelidir" şeklinde konuştu. Kadınlara çağrı: Kendi kendinizi muayene edin Kadınların kendi kendine meme muayenesi ve mamografi taramalarını düzenli yaptırmaları gerektiğini vurgulayan Dr. Deniz, "Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır. Mamografi kontrollerinizi asla ihmal etmeyin. Bu farkındalık ayında tarama yaşına gelmiş her kadının mamografi kontrolünü yaptırmasını önemle hatırlatmak istiyorum. Mamografi çektirmekten korkmayın, geç kalmaktan korkun" ifadelerini kullandı.
Sağlığa sessiz tehdit: ‘Dijital bağımlılık’
13 Ekim 2025 Pazartesi - 10:21 Sağlığa sessiz tehdit: ‘Dijital bağımlılık’ İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç ve Uzman Klinik Psikolog Pınar Aytaçlar, ekran ve sosyal medya bağımlılığının giderek büyüyen bir halk sağlığı sorununa dönüştüğünü söyledi. We Are Social ve Meltwater tarafından hazırlanan Dijital 2025 Türkiye Raporu’na göre, Türkiye’deki aktif internet kullanıcısı 77,3 milyona ulaştı. Türkiye, internet kullanımının en yaygın olduğu ülkeler arasında yer alırken, sosyal medyaya olan ilgi de her geçen gün artmaya başladı. 2025 yılı itibarıyla Türkiye’deki sosyal medya kullanıcısı 60 milyona yaklaştı. Ekran başında ve sosyal medyada geçen süre hızla artarken, uzmanlar ise bunun bir bağımlılığa dönüşmemesi konusunda uyarılarda bulundu. "4 saatin üstü tehlikeli" İEÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Kılınç, özellikle geceleri yatakta telefonla vakit geçirmenin masum bir alışkanlık olmadığını söyledi. Yatağın başucunda telefonla uyumanın ve gelen her bildirime tepki vermenin uykunun derinliğini azalttığını belirten Prof. Dr. Kılınç, ekran süresinin sınırlandırılması gerektiğini aktardı. Prof. Dr. Kılınç, "Dört saatten uzun süre sosyal medyada ve ekran başında vakit geçirmek, sağlığımız açısından tehlikeli. Sosyal medya molaları verilmesi, masa başında egzersiz yapılması ve uykudan en az yarım saat önce ekranlardan uzak durulması şart. Özellikle gençlerin ve çalışanların bu konuda bilinçlenmesi büyük önem taşıyor" diye konuştu. "Ölümcül sonuçları var" Ekran bağımlılığının sadece ruhsal değil, fiziksel bir tehdit de olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kılınç, "Uykunun kalitesi düştüğünde, kalp ve damar sağlığı da olumsuz etkileniyor. Hareketsizlik; obeziteye, damar sertliğine ve hatta ölümcül akciğer pıhtılarına yol açabiliyor" dedi. Ekrana uzun süre maruz kalmanın kas-iskelet sistemi rahatsızlıklarını da tetiklediğini belirten Prof. Dr. Kılınç, yanlış oturuş düzeninin de skolyoz (omurga eğriliği) ve bileklerde sinir sıkışmalarına neden olabileceğini ifade etti. "Depresyon ve kaygıyla bağlantılı" İEÜ Psikoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin (PUAM) Uzman Klinik Psikoloğu Pınar Aytaçlar, yapılan çok sayıda bilimsel araştırmaya göre sosyal medya bağımlılığının, depresyon ve kaygıyla bağlantılı bulunduğunu ifade etti. Aytaçlar, "Araştırmalar, depresyon ve kaygı düzeylerinin sosyal medya kullanımını etkileyebildiğini; aynı zamanda yoğun sosyal medya kullanımının da depresyon ve kaygı düzeyini artırabildiğini gösteriyor. Bu, önemli bir durum. Kişiler, ‘bir şeyleri kaçırma korkusu’ nedeniyle sürekli telefonlarına yöneliyor ve birbirleriyle iletişim halinde kalmaya çalışıyor. Özellikle kadınlarda ve kolektivist toplumlarda bu bağımlılık daha yaygın şekilde görülüyor. Kadınlarda sosyal bağlantı ve aidiyet ihtiyacı; kolektivist kültürlerde ise gruba dahil olma arzusu sosyal medya kullanımını artırabiliyor. Erkeklerde ise rekabet ve oyun odaklı çevrim içi alanlar, daha fazla ilgi çekiyor. Erkekler, internet oyun bağımlılığına daha yatkın" ifadelerini kullandı. "Geçici bir ‘İyi hissetme’ duygusu oluyor" Bireylerin, olumsuz duygulardan uzaklaşmak ya da yalnızlık hissini bastırmak amacıyla da sosyal medyada sıkça vakit geçirebildiğini söyleyen Aytaçlar, bu durumun dopamin sistemini tetikleyerek kısa süreli bir ‘iyi hissetme’ duygusu oluşturabileceğini dile getirdi. Sosyal medya ve ekran bağımlılığının azaltılmasında bilinçli farkındalık egzersizleri ve terapi yöntemlerinin etkili olduğunu belirten Aytaçlar, "Sosyal medya, kişiye geçici bir haz sunuyor. Bu geçici rahatlama, uzun vadede ise gerçek ilişkilerden kopuşa, duygusal dengenin bozulmasına ve uyku düzeninde ciddi aksamalara neden olabilir. Bu hazzın yerini dolduracak, yaşama anlam katan alternatif aktiviteler oluşturmak, bağımlılıkla mücadelede önemli bir adım. Yemek yerken telefona bakmak yerine, yemeğin kokusuna ve tadına odaklanmak bile bu farkındalığı artırabilir" dedi.
Manavgat’ta sağlık çalışanlarına EKG eğitimi
13 Ekim 2025 Pazartesi - 10:21 Manavgat’ta sağlık çalışanlarına EKG eğitimi Antalya’nın Manavgat ilçesinde 112 acil servislerinde ve Manavgat Devlet Hastanesi’nde görev yapan sağlık çalışanlarına yönelik EKG (kalp ritimleri) eğitimi düzenlendi. Antalya Paramedik ve Hastane Öncesi Acil Tıp Derneği (PARHAD) ile Türk Sağlık-Sen Manavgat temsilciliği iş birliğinde düzenlenen eğitimle sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılması ve çalışanların bilgilerinin güncellenmesi amaçlandı. Manavgat Belediyesi Atatürk Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen eğitimlere, Eskişehir 112’de görevli eğitmen paramedik Harun Özkan ile paramedik Emrah Türk konuşmacı olarak katıldı. Katılımcılar, kalp ritimlerinin tanınması ve güncel uygulamalar hakkında bilgi aldı. Eğitim programı, görev dönüşünde sigara almak için durduğu sırada saldırıya uğrayarak yaşamını yitiren Antalya 112 çalışanı paramedik Hamit Aras’a adandı. "Hizmet kalitesini yükseltmek için buradayız" Türk Sağlık-Sen Manavgat Temsilcisi ve 112 çalışanı Özcan Gönen, sağlık çalışanlarının hafta sonu izinlerini eğitim için ayırmasının büyük fedakârlık olduğunu vurguladı. İki gün süren eğitim programı, Ulukapı Sülek Mahallesi’nde sanayi esnafı olan Serhat Deniz’in sazı ve sözüyle verdiği Türk Halk Müziği konseriyle sona erdi. Sağlık çalışanları yoğun geçen eğitimlerin ardından keyifli anlar yaşadı.
Meme kanserine dikkat çekmek için kürek çektiler
13 Ekim 2025 Pazartesi - 09:49 Meme kanserine dikkat çekmek için kürek çektiler Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve Moda Kürek Kulübü, meme kanserine dikkat çekmek için Kadıköy Dalyan Sahili’nde kürek çekti. Etkinlikte erken teşhisin önemi vurgulandı. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında toplumsal bilinci artırmak amacıyla Moda Kürek Kulübü ile anlamlı bir etkinliğe imza attı. "Meme Kanserine Farkındalık İçin Kürek Çekiyoruz" sloganıyla düzenlenen etkinlikte, meme kanserini yenen kadın sporcular ve 18 kadın gönüllü, hastane personeliyle birlikte kürek çekti. Kadın dayanışmasını, umudu ve erken tanının önemini simgeleyen etkinlikte, meme kanserini atlatmış kadın sporcuların azmi, diğer hastalara ilham kaynağı oldu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi yönetimi, hekimleri ve sağlık personeli de organizasyona katılarak destek verdi. Etkinliğin sonunda, farkındalık için kürek çeken sporculara ve hastane personeline teşekkür plaketi takdim edildi. "Çok anlamlı bir hatırlatma etkinliği oldu" Meme Kanserini atlatan Bahar Asırcı, meme kanserine dikkat çekmek için düzenlenen etkinliği çok anlamlı bir hatırlatma etkinliği olduğunu söyleyerek, "Sekiz kadından biri günümüzde meme kanserine yakalanıyor. Meme kanseri yalnızca kadınları değil, oranı daha düşük olsa da erkekleri de etkileyebiliyor. Bu nedenle herkesin bu konuda bilinçlenmesi ve düzenli olarak kontrollerini yaptırması açısından çok anlamlı bir hatırlatma etkinliği oldu. Ayrıca kürek, birlikte yapılan bir takım sporu. Fiziksel dayanıklılığın yanı sıra ekip ruhu da gerektiriyor. Aslında herhangi bir kanser sürecinde de bu iki şey çok önemli; hem fiziksel hem de mental olarak dayanıklı olmak ve çevrenden, arkadaşlarından, kulübünden destek görmek iyi bir durum. Kürek sporu da tam olarak bu birlikteliği ve dayanıklılığı simgeliyor. Ben de nisan ayının başında böyle şüpheli biri durum yaşadım. Doktorlar ameliyat olmam gerektiğini söyledi. O sırada antrenmanlarımız ve yarış hazırlıklarımız devam ediyordu, bu nedenle benim için oldukça zorlu bir dönemdi. Ancak erken fark ettiğim için çok şanslıydım. Fark ettiğim ertesi gün yine kürek çekmeye geldim, çünkü arkadaşlarım bana büyük destek oldular. O süreçte herkesin desteğini hissettim. Kürek sporu o dönemde hem aklımı dağıtmamı sağladı hem de kendimi güçlü hissetmeme yardımcı oldu. Tedavi sürecim ameliyatın ardından devam etti ama neyse ki hastalık ilerlemeden bu süreci geride bıraktım" dedi. "Her sekiz kadından biri meme kanserine yakalanıyor" Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Tıbbi Onkoloji Uzmanı olarak görev yapan Prof. Dr. Türkan Öztürk Topcu, erken teşhisin önemine vurgu yaparak, "Çok güzel bir organizasyondu. Ekim ayı, meme kanseri farkındalık ayı olarak bizim için büyük önem taşıyor. Erken teşhis ve erken tanı, bu hastalıkta başarının en önemli anahtarı. Ne kadar erken tanı konulursa, tedavi sürecinde o kadar başarılı oluyoruz. Artık elimizde çok sayıda ilaç, tedavi yöntemi ve gelişmiş teknikler var. Buradan tüm kadınlara seslenmek istiyorum; Lütfen meme kanseri taramalarınızı ihmal etmeyin. Kendi kendine muayene çok önemli, ayrıca 40 yaşından sonra mamografi ve diğer tarama testlerini düzenli olarak yaptırmayı unutmayın. Bugün kürek kulübü ile birlikte farkındalık için kürek çektik. Bu anlamlı etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Yaklaşık her sekiz kadından biri meme kanserine yakalanıyor, bu oldukça yüksek bir oran ve giderek artıyor. Ancak unutmayalım ki, tarama testleri sayesinde hastalığı ne kadar erken yakalarsak, tedavide o kadar başarılı oluyoruz" diye konuştu.
Obezite nedeniyle yıllardır diş tedavisi olamayan hasta sağlığına kavuştu
13 Ekim 2025 Pazartesi - 09:46 Obezite nedeniyle yıllardır diş tedavisi olamayan hasta sağlığına kavuştu Fiziksel engeli nedeniyle, uzun süredir diş tedavisi yapılamayan bir hasta, Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi hekimlerinin özverili çalışmasıyla sağlığına kavuştu. Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi hekimleri, kronik rahatsızlıkları sonucunda sonradan edinilmiş obezite sendromu gelişen ve fiziksel kısıtlılığı nedeniyle tedavi olamayan T.K.E. adlı hastaya başarılı bir müdahale gerçekleştirdi. Tedavi öncesinde Tekirdağ İl Ambulans Servisi ekipleri, hastayı özel şartlar altında hastaneye ulaştırdı. Dt. Hüseyin Kalay ve klinik yardımcısı Melike Akkaşoğlu tarafından yaklaşık iki saat süren dikkatli ve titiz bir çalışma sonucu hastanın diş tedavisi başarıyla tamamlandı. İşlemlerin ardından hasta, 112 ambulans ekipleri eşliğinde hastaneden sağlıkla ve memnuniyetle ayrıldı. Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi tarafından yapılan açıklamada, "Hastalarımızın her birine ihtiyaçlarına uygun, erişilebilir ve kaliteli sağlık hizmeti sunmak önceliğimizdir. Fiziksel engelleri veya özel durumları nedeniyle tedaviye erişimde zorluk yaşayan tüm vatandaşlarımız için gerekli koordinasyon sağlanmaktadır" denildi. Modern altyapısı ve uzman kadrosuyla hizmet veren Tekirdağ Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi, vatandaşlara 7 gün 24 saat kesintisiz olarak çözüm odaklı sağlık hizmeti sunmaya devam ediyor.