SAĞLIK
Kavaklıdere Çamlıyurt Mahallesi’nde içme suyu iletim hattı yenilendi 16 Mart 2026 Pazartesi - 15:33:05 MUSKİ Genel Müdürlüğü, Kavaklıdere ilçesi Çamlıyurt Mahallesi’nde iki içme suyu deposu arasında bulunan 800 metre uzunluğundaki iletim hattını yenileyerek mahallede daha sağlıklı ve kesintisiz içme suyu iletimini sağladı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, il genelinde vatandaşların kesintisiz içme suyuna ulaşabilmesi amacıyla eskimiş ve sık arıza veren su iletim hatlarının yenilenmesi yönündeki talimatları doğrultusunda, Muğla Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü, Kavaklıdere ilçesi Çamlıyurt Mahallesi’ndeki içme suyu iletim hattını yeniledi. Aynı zamanda bölgeye ek su kaynağı sağlanabilmesi için 25 ton kapasiteli yeni içme suyu deposu da yapılacak. Eski hattın yenilenmesiyle altyapı güçlendirildi Kavaklıdere ilçesi Çamlıyurt Mahallesi’nde uzun yıllardır kullanılan çelik içme suyu hattı, zamanla eskidiği ve kullanım ömrünü tamamladığı için sık sık arızalanıyor, özellikle yaz aylarında vatandaşların suya erişimini güçleştiriyordu. Bu kapsamda hat üzerinde başlatılan yenileme çalışması tamamlandı ve eskimiş hat devre dışı bırakılarak yerine daha dayanıklı ve uzun ömürlü modern bir iletim hattı kuruldu. Böylece mahallenin içme suyu altyapısı önemli ölçüde güçlendirildi. Ayrıca mahallede, evsel, endüstriyel atıksuların arıtılması için gerekli tüm ekipmanları tek bir yapı üzerinde toplayacak ve tam otomatik olarak çalışacak modern bir paket arıtma tesisi kurulacak. Kısa süre içinde 25 tonluk paslanmaz yapıya sahip yeni bir içme suyu deposu da bölgeye getirilecek. Böylece muhtemel kesintilerde vatandaşların mağduriyet yaşaması önlenecek ve mahalleye ilave su sağlanmış olacak. Mahallede yürütülen çalışmalarla ilgili memnuniyetini dile getiren Çamlıyurt Mahallesi Muhtar Azası Hüseyin Cesur, "Biz yazın su bulamıyorduk. Duş almada falan suyumuz yoktu. Sağolsunlar. Emeği geçen herkese, Genel Müdürüm sağolsun. Şu anda işte ek depomuz gelecek bir tane de. İşte çalışmalarımızı yapıyoruz bu şekilde. Ahmet Aras başkanımıza buradan çok çok teşekkür ederiz bu hizmetlerinden dolayı. Daha önce gittik, tamam dedi. Ne isterseniz yapacağım bu Çamlıyurt’ta dedi. Onun için ona da çok teşekkür ediyoruz" dedi. MUSKİ Genel Müdürü Yılmaz Şengül, İl genelinde eskimiş hatların değişimine devam ettiklerini, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın Muğla’nın her noktasında kesintilere neden olan, sık sık arızalanan ve özellikle kayıp-kaçak oranlarını artıran eski hatların yenilenmesi yönündeki talimatları doğrultusunda çalışmaların aralıksız devam ettiğini açıkladı. Şengül, Kavaklıdere Çamlıyurt Mahallesi’ndeki içme suyu hattını modern ve dayanıklı bir iletim hattıyla yenilediklerin belirterek, bölgeye mobil bir arıtma tesisi kurmayı planladıklarını söyledi.
16 Mart 2026 Pazartesi - 15:07 Türkiye-Afrika iş birliği SATKOF ve USTKON ile güçleniyor Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) ve Uluslararası Sanayi ve Ticaret Konfederasyonu (USTKON) tarafından yürütülen Afrika yapılanması kapsamında SATKOF Nijerya Temsilcisi Hemşire Nelson Daodu, Türkiye’de ağırlandı. SATKOF ve USTKON Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, yaklaşık 4 yıldır sürdürülen Afrika yapılanmasının önemli bir sonucu olarak sağlık alanındaki tecrübesi ile öne çıkan Hemşire Nelson Daodu’nun SATKOF Nijerya Temsilcisi olarak görevini sürdürdüğünü belirtti. SATKOF ve USTKON Genel Merkezi’nde gerçekleşen görüşmede Türkiye ile Afrika arasında sağlık turizmi, ticaret, girişimcilik ve uluslararası iş birlikleri üzerine değerlendirmelerde bulunuldu. Ziyarette Daodu’nun eşi Abimbola Elizabeth Oluwafemi’nin de sağlık alanındaki eğitimi ve girişimcilik çalışmalarıyla dikkat çektiği ifade edildi. Türkiye’de aldığı eğitimlerin ardından kurucusu olduğu Bimbleez markası ile Türkiye ve Afrika arasında kültürel ürünler, tasarım ve üretim alanlarında faaliyet gösterdiği ve iki ülke arasındaki ticari ve kültürel bağların gelişmesine katkı sunduğu kaydedildi. Ziyaret kapsamında ailenin çocukları Çınar Daodu’nun da SATKOF ve USTKON Genel Merkezi’nde ağırlandığı belirtilirken, bu buluşmanın kurumların uluslararası iş birliklerini aynı zamanda bir dostluk ve gönül köprüsüne dönüştüren vizyonunu ortaya koyduğu ifade edildi. SATKOF ve USTKON olarak hedeflerinin Türkiye ile Afrika arasında sağlık turizmi, ticaret, yatırım ve sosyal projeler alanında kalıcı ve sürdürülebilir iş birlikleri geliştirmek olduğu bildirildi. SATKOF ve USTKON Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, nazik ziyaretleri için Nelson Daodu ve ailesine teşekkür ederek Afrika yapılanmasına sağlayacakları katkılar için başarılar diledi.
16 Mart 2026 Pazartesi - 14:15 Mersin’de Ramazan’a özel sağlık bilgilendirmesi Mersin İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri, Ramazan ayı kapsamında vatandaşların sağlık bilincini artırmak amacıyla Ulu Cami yerleşkesinde sağlık stantları kurarak bilgilendirme etkinliği gerçekleştirdi. Ramazan ayının manevi atmosferinde düzenlenen etkinlikte, İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde görev yapan sağlık personelleri vatandaşlarla bir araya gelerek çeşitli konularda bilgilendirmede bulundu. Kurulan stantlarda diyetisyen ve psikologlar tarafından sahurdan iftara sağlıklı beslenme alışkanlıkları ile ruh sağlığının korunmasına yönelik danışmanlık hizmeti verildi. Etkinlikte ayrıca Sigara Bırakma Polikliniği ekipleri tütün bağımlılığıyla mücadele konusunda bilgilendirme yaparken, 112 Acil Sağlık Hizmetleri ve Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi (UMKE) personeli yürüttükleri çalışmalar ve acil durum hizmetleri hakkında vatandaşlara bilgi aktardı. Evde Sağlık Hizmetleri birimi de hastaneye gidemeyen, bakıma muhtaç ve yaşlı vatandaşlara sunulan yerinde sağlık hizmetleri ile başvuru süreçleri hakkında vatandaşları bilgilendirdi. Organ Bağışı Birimi ise ’Yaşatmak senin elinde’ sloganıyla organ bağışının önemine dikkat çekerek farkındalık oluşturdu. Etkinlik alanında kurulan mobil sağlık noktalarında vatandaşların boy ve kilo ölçümleri yapılarak genel sağlık durumları hakkında bilgilendirme ve yönlendirmelerde bulunuldu. Mersin İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, sağlıklı yaşam kültürünü toplumun her kesimine ulaştırmak amacıyla saha çalışmalarının devam edeceğini belirtti.
Çarşamba Devlet Hastanesi’nde 11 ayda 1,2 milyon muayene
22 Aralık 2025 Pazartesi - 12:24 Çarşamba Devlet Hastanesi’nde 11 ayda 1,2 milyon muayene Çarşamba Devlet Hastanesi’nde 2025 yılında 1 Milyon 200 bin hastanın muayene işlemi gerçekleştirildi. Çarşamba Devlet Hastanesi, 2025 yılının ilk 11 ayında sunduğu sağlık hizmetlerine ilişkin verileri kamuoyuyla paylaştı. Başhekim Uzm. Dr. Emre Özgen yönetiminde hizmet veren hastanede, acil servis, poliklinik, cerrahi, evde sağlık ile ağız ve diş sağlığı alanlarında rekor düzeyde hizmet sunuldu. Açıklanan rakamlar, hastanenin bulunduğu ilçe ve çevre ilçeler için önemli bir sağlık merkezi konumunda olduğunu ortaya koyarken acil ve poliklinik hizmetlerinde kesintisiz sağlık hizmeti sunulduğunu ve hastanenin cerrahi kapasitesi ve uzman hekim kadrosuyla bölgede önemli bir sağlık ihtiyacını karşıladığını gösterdi. Muayene hizmetlerinde yoğunluk dikkat çekti Artan hasta talebine rağmen hizmet kalitesinden ödün vermeden çalışmalarını sürdüren Çarşamba Devlet Hastanesi, acil sağlık hizmetlerinden poliklinik muayenelerine, cerrahi işlemlerden evde sağlık ve ağız diş sağlığı hizmetlerine kadar geniş bir yelpazede yoğun bir çalışma temposu yürüttü. Hastane verilerine göre 2025 yılının ilk 11 ayında; acil serviste 358 bin 413, polikliniklerde ise 864 bin 986 hasta muayene edildi. Toplam muayene sayısı ise 1 milyon 223 bin 399 olarak kayıtlara geçti. Yataklı tedavi ve cerrahi hizmetlerde etkin performans Yataklı tedavi ve ameliyathane hizmetlerinde de önemli sayılara ulaşıldı. Açıklanan verilere göre; Hastanede 811 doğum başarıyla gerçekleştirildi, 4 bin 749 endoskopi ve kolonoskopi işlemi yapıldı, 15 bin 201 ameliyat gerçekleştirilip, 16 bin 373 hasta yataklı servislerde tedavi altına alındı. Evde sağlık ve rehabilitasyon hizmetleri kesintisiz sürdürüldü Hareket kısıtlılığı bulunan, yaşlı ve kronik hastalara yönelik evde sağlık hizmetleri de yoğun bir şekilde devam etti. Evde sağlık hizmetleri kapsamında ise 563 ev ziyareti yapılırken, 709 aktif hasta evde sağlık hizmetinden faydalandı. Ayrıca 7 bin 339 iş-uğraş terapi uygulaması yapılarak hastaların sosyal ve fiziksel iyilik halleri desteklendi. Ağız ve Diş Sağlığı hizmetlerinde yüksek işlem hacmi Çarşamba Devlet Hastanesi Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetleri kapsamında da dikkat çeken rakamlara ulaşıldı. Bu kapsamda 3 bin 180 hareketli protez parçası, 3 bin 580 kanal tedavisi, 9 bin 758 sabit protez uygulaması, 15 bin 814 diş çekimi ve 12 bin 825 dolgu işlemi gerçekleştirilirken, toplam 76 bin 19 hasta ağız ve diş sağlığı hizmetlerinden yararlandı. Başhekim Özgen: "Ekip çalışmasının gururunu yaşıyoruz" Konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Çarşamba Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Emre Özgen, elde edilen verilerin güçlü bir ekip çalışmasının sonucu olduğunu vurgulayarak şunları söyledi; "Hastanemizde görev yapan hekimlerimiz, hemşirelerimiz, sağlık personelimiz ve tüm çalışanlarımızla birlikte vatandaşlarımıza en iyi sağlık hizmetini sunmak için büyük bir özveriyle çalışıyoruz. Açıklanan bu veriler, ekip ruhunun ve hizmet anlayışımızın bir yansımasıdır. Amacımız; güvenilir, kaliteli ve erişilebilir sağlık hizmetini her alanda daha da ileriye taşımaktır." Çarşamba Devlet Hastanesi’nin, 2025 yılının kalan döneminde de altyapı, insan kaynağı ve hizmet kalitesini artırmaya yönelik çalışmalarını sürdürerek bölge halkına kesintisiz sağlık hizmeti sunmaya devam etmeyi hedeflediği belirtildi.
Uzmanından gençlere ’hızlı zayıflama’ uyarısı
22 Aralık 2025 Pazartesi - 11:29 Uzmanından gençlere ’hızlı zayıflama’ uyarısı Zonguldak’ta diyetisyen Gizem Güneş, sosyal medyada yaygınlaşan hızlı zayıflama diyetleri ve tek tip beslenme yöntemlerinin ergenler üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Güneş, büyüme ve gelişim çağındaki çocukların bu tür uygulamalardan olumsuz etkilendiğini söyledi. Diyetisyen Gizem Güneş, ergenlik döneminin büyüme hormonu, beyin gelişimi ve fiziksel gelişimin en hızlı yaşandığı süreç olduğunu belirterek, "Bu dönemde doğru beslenme son derece önemli. Ancak sosyal medyada görülen hızlı zayıflama diyetleri ve ürünler maalesef ergenleri ve gençleri de etkiliyor" dedi. Ailelerin yasaklayıcı tutumdan kaçınması gerektiğini vurgulayan Güneş, "Öncelikle yasaklamaları kaldırmamız gerekiyor. Yasak yerine bedenimizi sevmeyi ve doğru beslenmenin ne olduğunu öğretmeliyiz. Eğer bunu ev ortamında oturtamıyorsak mutlaka bir uzmandan destek almalıyız" ifadelerini kullandı. Yanlış beslenme alışkanlıklarının ilerleyen yıllarda ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabileceğini belirten Güneş, "Bu dönemde yapılan yanlışlar, ileride ortaya çıkabilecek hastalıkların habercisi olabilir. Boy uzaması, beyin gelişimi ve özellikle kız çocuklarında adet düzensizlikleri beslenmeyle doğrudan bağlantılıdır. Beslenme ne kadar kısıtlanırsa bu süreçler o kadar olumsuz etkilenir" diye konuştu. Kendi danışanlarında da benzer sorunlarla sıkça karşılaştığını aktaran Güneş, bu durumun özellikle okul çağındaki çocuklar arasında yaygınlaştığını söyledi. Güneş, "Ebeveynler olarak çocuklarımıza bedenlerini sevmeyi öğretmeliyiz. Bu ürünler yetişkinler için bile tartışmalı iken, ergenlik dönemindeki çocuklar için çok daha tehlikelidir" dedi. Ailelere çağrıda bulunan Güneş, doğru iletişim kurulmasının ve gerekirse profesyonel destek alınmasının önemine dikkat çekerek, ergenlerin bu tür beslenme trendlerinden korunabileceğini ifade etti.
Osmangazi Belediyesi’nden kadın sağlığına farkındalık paneli
22 Aralık 2025 Pazartesi - 11:15 Osmangazi Belediyesi’nden kadın sağlığına farkındalık paneli Gerçekleştirdiği etkinliklerle toplum bilincini artırmayı amaçlayan Osmangazi Belediyesi, farkındalık paneliyle kadın sağlığının önemine bir kez daha vurgu yaptı. Alanında uzman isimlerin katılımıyla gerçekleştirilen panelde, kadın sağlığına ilişkin pek çok başlık ele alınarak katılımcılara kapsamlı bilgiler aktarıldı. Osmangazi Belediyesi, Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi ile birlikte Şadırvanlı Han’da kadın sağlığına yönelik anlamlı bir panele ev sahipliği yaptı. Psikolojik Danışman Berrak Damla Karaca, Uzman Diyetisyen ve Uzman Fizyoterapist Sümeyye Şükran Özkeleş ve Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatma Serra Sezer’in konuşmacı olarak yer aldığı panele, Osmangazi Belediyesi Başkan Vekili Hamiyet Baysal Arıkarslan, Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi üyeleri ve vatandaşlar katıldı. Kadın Meclisi olarak her ay gerçekleştirdikleri genişletilmiş toplantılarda farklı bir konuyu ele aldıklarına işaret eden Osmangazi Kent Konseyi Kadın Meclisi Yürütme Kurulu Üyesi Ayşe Simge Demir Okuroğulları, düzenlenen panelde farklı dallarda uzman görüşleriyle, farklı bakış açılarıyla kadın sağlığı üzerine konuştuklarını paylaştı. Kadınların bedenleriyle ilgili yaşadıkları doğal sürecin yıllar boyunca yanlış algılar ve tabularla gölgelendiğine dikkat çeken Psikolojik Danışman Berrak Damla Karaca, "Kadın bedeninde düzenli olarak yaşanan bu sürecin sadece bir rahatsızlık ya da olumsuz bir durum gibi görülmesinin ne kadar yanlış olduğunu burada anlatıyoruz. Bunun bir döngü olduğu, vücudun okuryazarlığının öğrenildiğinde ne kadar rahat geçilebileceği, sakin olunması gerektiğine dayalı bilgilendirme yapmak istiyoruz. Kadın bedeni sistematik bir şeydir. O sistemi okursanız, ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu algılarsanız her şey çok daha rahat olabiliyor" diye konuştu. Uzman Diyetisyen ve Uzman Fizyoterapist Sümeyye Şükran Özkeleş de, özellikle adet düzensizlikleri gibi konularla çok sık karşılaştıklarını dile getirerek, beslenme ve fizyoterapi ile bu durumun kontrol altına alınabileceğine işaret etti. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Fatma Serra Sezer ise gerçekleştirdiği sunumda kadın sağlığının anatomik yapısıyla birlikte vücut sağlığı hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Panelin ardından Osmangazi Belediyesi Başkan Vekili Hamiyet Baysal Arıkarslan, katılımcılara çiçek takdiminde bulunulurken, konuşmacılar etkinliği gerçekleştiren Osmangazi Belediyesi’ne teşekkürlerini sundu.
Psikolog uyardı: "Ekran maruziyeti otizmli çocuklarda semptomları şiddetlendirebilir"
22 Aralık 2025 Pazartesi - 11:01 Psikolog uyardı: "Ekran maruziyeti otizmli çocuklarda semptomları şiddetlendirebilir" Son zamanlarda otizm ve ekran süresi arasında bir ilişki olabileceğine dair güçlü çalışmalar olduğunun altını çizen Psikolog Ozan Yazıcı, "Ekran maruziyetinin, otizm tanısı almış çocuklarda semptomları daha şiddetli kılabileceği ve gelişimi olumsuz etkileyebileceğini de göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu senaryoda birincil bakım verenlere oldukça fazla görev düşüyor" dedi. Liv Sağlıklı Yaşam Merkezi’nden Psikolog Ozan Yazıcı bilgilendirmede bulundu. Otizm Spektrum Bozukluğunun hafiften şiddetliye farklı düzeylerde görülebilecek sosyal etkileşim, sınırlı ilgi, tekrarlayan davranışlar ve iletişim kanallarında kendini gösteren, problem çözme ve bilişsel esneklik konularında sorun oluşturabilecek nöro-gelişimsel bir bozukluk olduğunun altını çizen Yazıcı, ebeveynlere dikkat etmeleri gerekenler hakkında açıklamalarda bulundu. "1,5 yaşa kadar göz teması kurmuyorsa dikkat" Psikolog Ozan Yazıcı, "Otizm’de kalıplaşmış ve tekrarlayan davranışlar, sosyal becerilerde düşüklük veya seçici olarak etkileşim ve iletişim kurma, değişime karşı yüksek direnç, dürtüsel davranışlar, favori nesneler ve nesnelere aşırı bağlılık, göz temasından kaçınma, uyaranlara karşı duyarlılık (özellikle ses), takıntılık durumu gibi semptomlar görülebilir. Rutinlerine çok bağlıdırlar, rutin karşısında değişimde agresyon ve öfke nöbetlerine rastlamak mümkündür. Özellikle 0-1,5 yaş aralığında göz teması kurma ve ismine tepki verme gibi becerilerinin gözlemlenmesi önemlidir. Eğer bu beceriler yoksa ve zorluk çekiliyorsa, bir uzmandan destek alarak gerekli incelemeleri yaptırmakta fayda vardır" ifadelerini kullandı. "Ekran maruziyeti çocukları olumsuz etkiliyor" Son zamanlarda yapılan ve otizm ve ekran süresi arasındaki ilişkiyle ilgili bulguları ortaya koyan çalışmalarda, otizm ve ekran süresi arasında bir ilişki olabileceğine dair güçlü çalışmalar olduğunun altını çizen Psikolog Ozan Yazıcı, "Ekran maruziyetinin dikkat, dil gelişimi, hayal gücü ve sosyal ilişkiler konusunda çocukları olumsuz etkileyebileceği ve otizm benzeri, özellikle sosyal etkileşim ve iletişim kurma konusunda sorunlar oluşturabileceği düşünülmektedir. 0-3,5 yaş arası dil gelişimi için oldukça önemli ve kritik dönemlerdir, ekran maruziyetine diğer yaşlarda olduğu gibi erken dönemlerde de çok fazla dikkat etmeliyiz. Aynı zamanda ekran maruziyetinin, otizm tanısı almış çocuklarda semptomları daha şiddetli kılabileceği ve gelişimi olumsuz etkileyebileceğini de göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu senaryoda birincil bakım verenlere oldukça fazla görev düşüyor. Öncelikle çocuğun gelişim dönemlerini takip etmekle başlayabiliriz. Göz teması, emekleme, ismine tepki verme, kelimeler çıkarma, ihtiyacını ifade edebilme, daha ileri yaşlara doğru yürüme, cümle kurma, soru sorma, oyun kurma, oyuncak seçimleri ve dikkatini nasıl yönlendirdiği, akranlarıyla etkileşimi ve iletişimi vb. gibi" şeklinde konuştu. "Ekran süresi konusunda sınırlar olmalı" Ekran süresi konusunda bazı sınırlar olması gerektiğini işaret eden Yazıcı, "Ekran süresi konusunda sınırlılıkları belirleme, tutarlı olma, oyun kurması için teşvik etme, müsait olunan zamanlarda açık alanda vakit geçirmesini sağlama, akranlarıyla iletişim kurabileceği alanlar oluşturma, hikâye okuma veya masal anlatma, sportif etkinliklere ilgisini ölçme vb. gibi izlenebilecek yollar vardır. Bazen tek başınıza bu süreci yönetmek zor olabilir, izleyeceğiniz yol konusunda kafanız karışık olabilir veya konuyla ilgili eğitime ihtiyaç duyuyor olabilirsiniz. Bunlar gayet normaldir ve dışsal kaynaklarımızı kullanmamız için bir mesajdır. Eğer süreç içerisinde baş etmekte zorlanır ve desteğe ihtiyaç duyarsanız lütfen bir uzmanla iletişime geçiniz" diye konuştu.
Uzmanlar uyarıyor, estetikte ‘Yapay zeka’ etkisi: "Telefonlarıyla yaptıkları değişiklikleri bizden bekliyorlar"
22 Aralık 2025 Pazartesi - 10:49 Uzmanlar uyarıyor, estetikte ‘Yapay zeka’ etkisi: "Telefonlarıyla yaptıkları değişiklikleri bizden bekliyorlar" Yapay zeka günümüzde birçok alanda kullanılırken uzmanlar, kişilerin estetik işlemlerdeki beklentilerini de etkilediği belirterek "Son dönemde kişiler yapay zekayla, telefonlarıyla ve bilgisayar ortamında yaptıkları yüz, burun, vücut değişikliklerinin aynısını ‘Hocam yüzümün şeklini bu hale getirir misiniz?’ diyerek bizden bekler oldu. Çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığımızı düşünüyorum. Yapay zekayla oluşturulan gerçeklik dışı görüntüler ileride hayal kırıklıklarına, büyük ruhsal depresyonlara yol açabilir. Gerçeklik dışı beklentiler ortaya çıkıyor. Umarım bu uyarımıza insanlar dikkat eder" dedi. Yapay zeka günümüzde birçok alanda kendine yer bulurken uzmanlar, estetik beklentilerde yapay zeka etkisine ilişkin konuştu. İstinye Üniversitesi (İSÜ) Medical Park Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil ve Medipol Bahçelievler Üniversite Hastanesi Doç. Dr. Burak Özkan, yapay zekayı kullanarak uygulamalarda kendilerine çeşitli estetik işlemleri kısa sürelerde yapan kişilerin bu beklentilerle kendilerine başvurduğunu aktardı. Taleplerde sosyal medyanın da etkili olduğunu söyleyen uzmanlar, önemli uyarılarda bulundu. "Hayali, gerçeklik dışı beklentiler ortaya çıkıyor" Hastalarının taleplerine ilişkin konuşan Prof. Dr. Yakup Çil, "Son dönemde yapay zekayla kendi yüzünde, vücudunda değişiklikler yaptırıp ‘Hocam dudağımı böyle yapar mısınız, yüzümün şeklini bu hale getirir misiniz?’ diye talepler meydana gelmeye başladı. Çok büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kaldığımızı düşünüyorum çünkü yapay zekayla oluşturulan gerçeklik dışı görüntüler ileride hayal kırıklıklarına, büyük ruhsal depresyonlara, sorunlara yol açabilir. Yapay zekayla insanlar yüzünün ve vücudunun şeklini hemen değiştiriyorlar. Bize geldikten sonra özellikle meme ameliyatında yapay zekayla oluşturulmuş bir görüntü, ‘Hocam 10 gün sonra memem bu hale gelir mi?’ diye bana soruyorlar. ‘Hocam yeni yıla bu burunla girebilecek miyim’ diye hayali, gerçeklik dışı beklentiler ortaya çıkıyor. Yapay zekanın son dönemde özellikle estetikte çok fazla kafa karışıklığına neden olduğunu görmekteyim çünkü eskiden ünlü insanların fotoğraflarıyla gelip ‘Burnumu şu mankene, şu Hollywood yıldızına benzetir misiniz?’ diyen insanlar şimdi kendi gelişmiş telefonlarıyla ve bilgisayar ortamında yaptıkları yüz, burun, vücut değişikliklerinin aynısını bizden bekler oldu. Bu gerçeklikle alakası olmayan bir durum. Umarım bu uyarımıza insanlar dikkat eder ve bu sıkıntıya girmezler. Özellikle sosyal medyada çok aktif gezinen 20-30 yaş grubu genç grupta çok fazla karşıma çıkıyor" dedi. "Anlık değişimlerin saatler sürecek ameliyatlar olduğunu ya da mümkün olmadığını söylememiz gerekiyor" ’Yapay zeka şu anda hepimizin hayatına çok iyi bir şekilde girmiş durumda’ diyerek sözlerine başlayan Doç. Dr. Burak Özkan, "Cerrahlar olarak ameliyatların planlanması, yaptığımız ya da yapmayı düşündüğümüz değişikliklerin öngörülebilir sonuçlarını mantıklı zeminde planlama açısından kullanıyoruz. Kemikte bir oynama yapacaksak görüntüye nasıl etki edeceğini, bir meme estetiği yapacaksak implantın ne kadar bir büyüklüğe sahip olacağını, burun estetiğinde yapacağımız manevraların nasıl bir değişimi olacağını öngörebiliyoruz. Bunu hastalarla paylaşıp cerrahi planlamayı, beklentilerin gerçekle örtüşüp örtüşmediğini istişare ederek karar veriyoruz. Hastalar artık günümüzde yapay zeka programlarını telefonlarına indiriyor. Kendi yüz ya da bedenlerinde istedikleri gibi parmaklarıyla kaydırarak değişimi hızlı bir şekilde gördüklerini zannediyorlar. Bazen de bu tarz değişiklerin tarafımızdan yapılıp yapılamayacağını merak ediyorlar. Hastanede uyguladığımız yapay zeka programları; birçok hastanın datasından faydalanılarak oluşturulmuş, hastanın tedavisinde yol gösterici programlar. Bu güzellik uygulamaları, application’lar olsun, her zaman tıbbi neticesi olacak ya da öngörülebilecek sonuçları göstermiyor. Hastaların yanılmasına neden oluyorlar. Bu programların yaptığı anlık, saniyelik değişimlerin belki saatler sürecek ameliyatlar olduğunu ya da mümkün olmadığını söylememiz gerekiyor. İnsan bedeni üzerinde birçok değişken var. Bazen öngöremediğimiz şeyler de olabiliyor. Kişinin iç hastalıkları, kullandığı ilaçlar, genetik yatkınlıkları olabilir, her şey iyileşme sürecinde etkili ve yapay zeka bunu hala günümüzde öngöremiyor" şeklinde konuştu. "Bilgisayar programlarıyla yumuşak doku yönetilemez" Sözlerini sürdüren Doç. Dr. Özkan, "Topluma yön veren ya da magazinde çok, güzel gördükleri bir ünlünün burnunu, çenesini, yüzünü gösterip ‘Bunu yapabilir miyiz’ diyorlardı. Artık yapay zeka programlarıyla biraz daha kendileri, benzemek istedikleri kişilere kendilerini benzetmeye çalışıyorlar. Burunlarını kısıyorlar, ediyorlar derken aslında olmayacak bir şeyi oldurmaya çalışıyorlar. Bilgisayar programlarıyla yumuşak doku yönetilemez. Bu beklentilerin gerçek olmadığını kendilerine kibarca söylüyoruz. Sosyal medya maalesef günümüz estetik trendlerinin hızlıca yayılmasına, herkes tarafından görülmesine ve estetik yaş aralığının git gide geriye gelmesine sebep olan bir durum doğurdu. Kişiden kişiye değişen bir iyileşme süreci var. Uygunsuz uygulamanın kulaktan kulağa yayılması gerçekten önemli bir sağlık sorunu da oluşturabilir. Plastik cerrah ya da dermatolog dışında bu tarz uygulamaları yaptırmamaları gerekiyor. Yapay zeka daha çok hayatımıza girecek ameliyat planlarımızda daha da faydalı olacak ama sonuçta ameliyatı yapan kişi gerçek cerrah ve olan kişi de gerçek bir hasta. Kişilerin biraz daha sağduyulu gerçekle bağdaşan beklentilerinin olması çok önemli" dedi.
Eğirdir’de yılda 20 bin tıbbi sülük kontrollü ortamda üretiliyor
22 Aralık 2025 Pazartesi - 10:34 Eğirdir’de yılda 20 bin tıbbi sülük kontrollü ortamda üretiliyor Isparta’nın Eğirdir ilçesinde faaliyet gösteren Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü, Türkiye’nin ilk kamuya ait tıbbi sülük üretim merkezinde yürüttüğü çalışmalarla sağlık alanına yönelik faaliyetlerini sürdürüyor. Su Ürünleri Yüksek Mühendisi Mehmet Pazar, merkezde yılda yaklaşık 20 bin adet tıbbi sülük yetiştirildiğini belirterek, "Merkezimizde tıbbi sülük popülasyonlarına yönelik araştırmalar yürütülmekte, aynı zamanda sektörün ihtiyaç duyduğu steril sülüklerin üretimi gerçekleştirilmektedir" dedi. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 1987 yılında Isparta’nın Eğirdir ilçesinde kurulan Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (SAREM), balık, kerevit, tıbbi sülük ve su kirliliği alanlarında yürüttüğü çalışmalar kapsamında iç sularda 21 ilde teknik destek sağlıyor. Enstitü bünyesinde yaklaşık 15 yıldır Hirudo verbana türü tıbbi sülüklerin yetiştiriciliği yapılıyor. Üniversitelerin veterinerlik, kimya, tıp ve eczacılık fakülteleri ile özel sektörle yürütülen çalışmalar çerçevesinde, yılda yaklaşık 20 bin adet tıbbi sülük üretiliyor. Üretilen sülükler, kontrollü ve steril sistemlerde yetiştirilerek bilimsel araştırmalarda ve tıbbi uygulamalarda kullanılıyor. Tıbbi sülük üretimine yönelik araştırmalar sürdürülüyor SAREM bünyesinde faaliyet gösteren Tıbbi Sülük Araştırma ve Üretim Merkezi, 2000’li yılların başında başlatılan popülasyon çalışmaları sonucunda 2021 yılında kuruldu. Merkez, aynı yıl Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan yetiştiricilik izni aldı. Tesiste biyoloji, ekoloji, genetik, popülasyon dinamikleri, mikrobiyota ve hastalıklar üzerine araştırmalar yürütülüyor. "Merkezde yılda yaklaşık 20 bin adet tıbbi sülük yetiştirilmektedir" Su Ürünleri Yüksek Mühendisi Mehmet Pazar, "Enstitümüz yaklaşık 40 yılı aşkın süredir sorumluluk alanımızda yer alan Eğirdir iç sularına yönelik proje ve çalışmalar yürütmektedir. Bu kapsamda balıkçılık, su kirliliği, taşıma kapasitesi ve yetiştiriciliğe yönelik çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Su ürünleri alanında yer alan tıbbi sülükler de çalışma alanlarımız arasında bulunmaktadır. Bu nedenle merkezimizde tıbbi sülüklere yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Yaklaşık 15 yıldır devam eden bu çalışmalar, 2000’li yılların başında popülasyon araştırmalarıyla başlamıştır. Daha sonra bir birim haline getirilen çalışmalar, 2021 yılında projelendirilerek Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan yetiştiricilik belgesi alınmış ve Tıbbi Sülük Araştırma ve Üretim Merkezi kurulmuştur. Merkezde yılda yaklaşık 20 bin adet tıbbi sülük yetiştirilmektedir" şeklinde konuştu. Steril tıbbi sülük üretimi yapılıyor Burada tıbbi sülük popülasyonlarına yönelik araştırmalara katkı sağlanmakta, aynı zamanda sektörün ihtiyaç duyduğu steril sülüklerin üretildiğini belirten Pazar, "Üretilen sülüklerin bir kısmı perakende olarak satışa sunulmaktadır. Merkezimizin kuruluş amacı, tıbbi sülük popülasyonlarını izlemek, bu izlemeler sonucunda ortaya çıkan azalışları takip etmek ve nedenlerini araştırmaktır. Ayrıca yetiştiricilik sektörüne katkı sağlanarak tıbbi sülük popülasyonlarının korunması hedeflenmektedir. Üniversitelerin çeşitli bölümleriyle ortak AR-GE çalışmaları da yürütülmektedir. Bu kapsamda düzenlenen tıbbi sülük çalıştayına üniversitelerin farklı bölümlerinden akademisyenler katılım sağlamıştır" dedi. Uluslararası katılımlı çalıştay Isparta’da yapıldı SAREM tarafından 15–16 Nisan 2025 tarihlerinde Isparta’da Uluslararası Katılımlı Tıbbi Sülük Çalıştayı düzenlendi. Çalıştaya Türkiye’den ve yurt dışından bilim insanları, sektör temsilcileri ve kamu kurumları katıldı. Çalıştayda sülük biyolojisi, yetiştiricilik teknikleri, ticaret ve yasal düzenlemeler ele alındı. Tıbbi sülüklerde türler ve mevzuat Dünya genelinde Hirudinea alt sınıfında yer alan 800’den fazla sülük türü bulunurken, bunlardan 15’inin tıbbi amaçlarla kullanıldığı belirtildi. Türkiye sularında Hirudo verbana ve Hirudo suliki türlerinin bulunduğu kaydedildi. 2014 yılında yayımlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği kapsamında sülük tedavisinin belirli kurallar çerçevesinde uygulanabildiği, bu uygulamaların yalnızca yetkili merkezlerde gerçekleştirildiği bildirildi. Resmî verilere göre, Türkiye’de tıbbi sülük avcılığına kota uygulandığı, yetiştiricilik faaliyetlerinin ise bakanlık onayıyla yürütüldüğü ifade edildi.
Eğirdir’de yılda 20 bin tıbbi sülük kontrollü ortamda üretiliyor
22 Aralık 2025 Pazartesi - 10:20 Eğirdir’de yılda 20 bin tıbbi sülük kontrollü ortamda üretiliyor Isparta’nın Eğirdir ilçesinde faaliyet gösteren Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü, Türkiye’nin ilk kamuya ait tıbbi sülük üretim merkezinde yürüttüğü çalışmalarla sağlık alanına yönelik faaliyetlerini sürdürüyor. Su Ürünleri Yüksek Mühendisi Mehmet Pazar, merkezde yılda yaklaşık 20 bin adet tıbbi sülük yetiştirildiğini belirterek, "Merkezimizde tıbbi sülük popülasyonlarına yönelik araştırmalar yürütülmekte, aynı zamanda sektörün ihtiyaç duyduğu steril sülüklerin üretimi gerçekleştirilmektedir" dedi. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından 1987 yılında Isparta’nın Eğirdir ilçesinde kurulan Eğirdir Su Ürünleri Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (SAREM), balık, kerevit, tıbbi sülük ve su kirliliği alanlarında yürüttüğü çalışmalar kapsamında iç sularda 21 ilde teknik destek sağlıyor. Enstitü bünyesinde yaklaşık 15 yıldır Hirudo verbana türü tıbbi sülüklerin yetiştiriciliği yapılıyor. Üniversitelerin veterinerlik, kimya, tıp ve eczacılık fakülteleri ile özel sektörle yürütülen çalışmalar çerçevesinde, yılda yaklaşık 20 bin adet tıbbi sülük üretiliyor. Üretilen sülükler, kontrollü ve steril sistemlerde yetiştirilerek bilimsel araştırmalarda ve tıbbi uygulamalarda kullanılıyor. Tıbbi sülük üretimine yönelik araştırmalar sürdürülüyor SAREM bünyesinde faaliyet gösteren Tıbbi Sülük Araştırma ve Üretim Merkezi, 2000’li yılların başında başlatılan popülasyon çalışmaları sonucunda 2021 yılında kuruldu. Merkez, aynı yıl Tarım ve Orman Bakanlığından yetiştiricilik izni aldı. Tesiste biyoloji, ekoloji, genetik, popülasyon dinamikleri, mikrobiyota ve hastalıklar üzerine araştırmalar yürütülüyor. "Merkezde yılda yaklaşık 20 bin adet tıbbi sülük yetiştirilmektedir" Su Ürünleri Yüksek Mühendisi Mehmet Pazar, "Enstitümüz yaklaşık 40 yılı aşkın süredir sorumluluk alanımızda yer alan Eğirdir iç sularına yönelik proje ve çalışmalar yürütmektedir. Bu kapsamda balıkçılık, su kirliliği, taşıma kapasitesi ve yetiştiriciliğe yönelik çalışmalar gerçekleştirilmektedir. Su ürünleri alanında yer alan tıbbi sülükler de çalışma alanlarımız arasında bulunmaktadır. Bu nedenle merkezimizde tıbbi sülüklere yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Yaklaşık 15 yıldır devam eden bu çalışmalar, 2000’li yılların başında popülasyon araştırmalarıyla başlamıştır. Daha sonra bir birim haline getirilen çalışmalar, 2021 yılında projelendirilerek Tarım ve Orman Bakanlığından yetiştiricilik belgesi alınmış ve Tıbbi Sülük Araştırma ve Üretim Merkezi kurulmuştur. Merkezde yılda yaklaşık 20 bin adet tıbbi sülük yetiştirilmektedir" şeklinde konuştu. Steril tıbbi sülük üretimi yapılıyor Burada tıbbi sülük popülasyonlarına yönelik araştırmalara katkı sağlanmakta, aynı zamanda sektörün ihtiyaç duyduğu steril sülüklerin üretildiğini belirten Pazar, "Üretilen sülüklerin bir kısmı perakende olarak satışa sunulmaktadır. Merkezimizin kuruluş amacı, tıbbi sülük popülasyonlarını izlemek, bu izlemeler sonucunda ortaya çıkan azalışları takip etmek ve nedenlerini araştırmaktır. Ayrıca yetiştiricilik sektörüne katkı sağlanarak tıbbi sülük popülasyonlarının korunması hedeflenmektedir. Üniversitelerin çeşitli bölümleriyle ortak AR-GE çalışmaları da yürütülmektedir. Bu kapsamda düzenlenen tıbbi sülük çalıştayına üniversitelerin farklı bölümlerinden akademisyenler katılım sağlamıştır" dedi. Uluslararası katılımlı çalıştay Isparta’da yapıldı SAREM tarafından 15-16 Nisan 2025 tarihlerinde Isparta’da Uluslararası Katılımlı Tıbbi Sülük Çalıştayı düzenlendi. Çalıştaya Türkiye’den ve yurt dışından bilim insanları, sektör temsilcileri ve kamu kurumları katıldı. Çalıştayda sülük biyolojisi, yetiştiricilik teknikleri, ticaret ve yasal düzenlemeler ele alındı. Tıbbi sülüklerde türler ve mevzuat Dünya genelinde Hirudinea alt sınıfında yer alan 800’den fazla sülük türü bulunurken, bunlardan 15’inin tıbbi amaçlarla kullanıldığı belirtildi. Türkiye sularında Hirudo verbana ve Hirudo suliki türlerinin bulunduğu kaydedildi. 2014 yılında yayımlanan Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği kapsamında sülük tedavisinin belirli kurallar çerçevesinde uygulanabildiği, bu uygulamaların yalnızca yetkili merkezlerde gerçekleştirildiği bildirildi. Resmî verilere göre, Türkiye’de tıbbi sülük avcılığına kota uygulandığı, yetiştiricilik faaliyetlerinin ise bakanlık onayıyla yürütüldüğü ifade edildi.
Üzüntü kalbinizi hasta edebilir
22 Aralık 2025 Pazartesi - 09:58 Üzüntü kalbinizi hasta edebilir Bilimsel çalışmalara göre, yoğun emosyonel stresin kalp kasını geçici olarak felç edebildiğini, ritim bozukluklarını tetikleyebildiğini ve kimi zaman gerçek bir kalp kriziyle neredeyse aynı belirtilere yol açabildiğini söyleyen Medicana Sağlık Grubu Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Modern kardiyoloji, artık ruhsal durumun kalp sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve duygusal yüklenmenin biyolojik sonuçlarının göz ardı edilemeyeceğini net şekilde ortaya koymaktadır" dedi. Ani yoğun stres, üzüntü, ayrılık acısı, maddi manevi kayıplar ya da büyük hayal kırıklıkları insan kalbinin duygularla ilişkisi uzun yıllardır metaforlarla anlatılsa da modern tıp, duygusal travmaların kalbi biyolojik olarak da etkilediğini artık çok daha net ortaya koyabiliyor. Günlük hayatta "Kalbim sıkışıyor" diye tarif edilen his, kimi zaman sadece bir duygu değil, tıpta karşılığı olan ciddi bir tabloya işaret edebiliyor. Kırık kalp sendromunun gerçek bir kalp krizini bire bir taklit edebildiği konusunda uyarılarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Yoğun stres altında veya ani üzüntüler yaşandığında sıkça kullanılan ‘kalbim sıkışıyor’ ifadesi, aslında tıpta ‘Takotsubo Kardiyomiyopatisi’ ya da daha bilinen adıyla ‘Kırık Kalp Sendromu’ olarak tanımlanan tabloyu düşündürür. Bu sendrom, Japonya’da ahtapot avında kullanılan dar boyunlu, geniş tabanlı kaba benzeyen kalp şekli nedeniyle bu adı alır. Genellikle sevilen birinin kaybı, ayrılık, büyük bir tartışma, iş kaybı, ekonomik kriz veya trafik kazası gibi yoğun emosyonel ya da fiziksel streslerin hemen ardından ortaya çıkar. Bu tür durumlarda vücutta aşırı miktarlarda adrenalin ve katekolamin ortaya çıkar ve kalp kasında geçici süreyle kasılma kusuru oluşmasına neden olur. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, çarpıntı ve baş dönmesi gibi kalp krizinde de görülen şikâyetler görülebilir. Belirtilerin kalp krizini birebir taklit etmesi ise sıkça acil başvurusuna yol açar. Çünkü EKG bulguları ve kimi zaman kan değerleri bile kalp kriziyle karışabilir; ancak anjiyografi yapıldığında koroner damarların tıkalı olmadığı anlaşılır. Bu noktada doğru tanının konması ve uygun tedavinin planlanması için kardiyoloji uzmanlarının değerlendirmesi büyük önem taşır" diye konuştu. Duygular ve hormonlarla şekillenen denge Takotsubo’nun çoğu zaman geçici bir tablo olması ve birkaç hafta içinde kalp fonksiyonları normale dönmesinin hafife alınacak bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Özellikle ileri yaş kadınlarda daha sık görülmesi, ritim bozuklukları ve kalp yetersizliği gibi komplikasyonlara yol açabilmesi nedeniyle dikkatle izlenmesi gerekir. Modern kardiyoloji, artık ruhsal durumun kalp sağlığının ayrılmaz bir parçası olduğunu ve duygusal yüklenmenin biyolojik sonuçlarının göz ardı edilemeyeceğini net şekilde ortaya koymaktadır. Stres hormonlarının kalp üzerindeki etkileri yalnızca Takotsubo’yla sınırlı değildir. Yoğun stres dönemlerinde aritmiler, tansiyon yükselmeleri, belirgin çarpıntılar ve mevcut kalp hastalıklarının alevlenmesi sık karşılaşılan durumlardır. Bu nedenle stres yönetimi, düzenli fiziksel aktivite, kaliteli uyku, sosyal destek sistemleri ve psikolojik dayanıklılığı artıran yaşam alışkanlıkları, uzun vadede kalbi koruyan önemli faktörler hâline gelir. Günümüzde şehir yaşamının getirdiği yoğun tempo, ekonomik kaygılar ve duygusal yüklerin görünürlüğünün artması, kırık kalp sendromunun daha fazla konuşulmasına neden olurken, bize kalbin sadece biyolojik bir pompa olmadığını; duygular ve hormonlarla şekillenen kırılgan bir denge içinde çalıştığını hatırlatır" ifadelerini kullandı. Kalbi koruyucu alışkanlıklar edinin Takotsubo’nun belirtileri ve bulguları gerçek bir kalp kriziyle neredeyse bire bir aynı olduğunun altını çizen Prof. Dr. İstemihan Tengiz, göğüste baskı, sıkışma, yanma hissi, nefes darlığı, çarpıntı, kola, boyna ya da çeneye yayılan ağrı, terleme, bulantı ve baş dönmesi gibi belirtilerde acilen hastaneye başvurulmasında fayda olduğunu söyledi. Prof. Dr. İstemihan Tengiz, "Tanı sürecinde EKG, kalp kası enzimleri ve kalp ultrasonu gibi yöntemler kullanılır; gerekli görüldüğünde anjiyografi yapılır. Hastaların çoğu erken dönemde ritim bozukluğu, akut kalp yetmezliği veya kapak hastalığı gelişebileceği için yoğun bakım ya da kardiyoloji servisinde kısa süre izlenir. Tedavi kişiye göre planlanmakla birlikte genellikle kalp hızını azaltan ilaçlar, kalp kası fonksiyonunu destekleyen tedaviler ve gerekirse kan sulandırıcılar tercih edilir. Tıkalı damar olmadığı için balon veya stent uygulanması gerekmez" diye konuştu. İyileşme süreciyle ilgili de bilgi veren Prof. Dr. İstemihan Tengiz, sözlerini şöyle tamamladı: "İyileşme döneminde ağır fiziksel aktivitelerden uzak durmak, kafein ve nikotin gibi uyarıcıları azaltmak, düzenli kontrol yaptırmak ve stres kaynaklarının yönetilmesine özen göstermek önem taşır. Kalbi koruyucu yaşam tarzı alışkanlıkları arasında ise düzenli egzersiz, nefes çalışmaları, meditasyon, bilişsel davranışçı terapi yöntemleri, uyku hijyeninin düzenlenmesi ve güçlü sosyal bağlar kurmak öne çıkar. Araştırmalar, yalnızlığın kalp hastalığı riskini belirgin şekilde artırabildiğini, düzenli egzersiz ve gevşeme tekniklerinin ise stres hormonlarını düşürerek kalp fonksiyonlarını dengelediğini ortaya koymaktadır."
Çöp evlerin altındaki gizli tehlike
22 Aralık 2025 Pazartesi - 09:45 Çöp evlerin altındaki gizli tehlike Kişinin ’atarsa başına kötü bir şey geleceği’ korkusuyla eşyalardan kopamadığı istifçilik hastalığı, tedavi edilmediği takdirde yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşabiliyor. Uzman Klinik Psikolog Ece Çalışkan, özellikle çöp ev vakalarının patolojik bir tablo olduğuna dikkati çekerek, "Sadece istiflenen eşyaları ortadan kaldırmak ya da üzerine gitmek yeterli olmaz. Altta yatan psikolojik süreçlerin ele alınması gerekir" dedi. Toplumda genellikle ’biriktirme merakı’ olarak algılanan ancak ilerleyen evrelerde yaşam alanlarını çöp eve dönüştüren istifçilik davranışının, Obsesif Kompulsif Bozukluğun (OKB) bir yansıması olduğu değerlendiriliyor. Uzmanlar, nesnelere aşırı anlam yüklenmesiyle başlayan bu sürecin, profesyonel destek alınmadan sadece temizlik çalışmalarıyla çözülemeyecek patolojik bir sorun olduğuna dikkati çekiyor. VM Medical Park Kocaeli Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Ece Çalışkan, istifçilik davranışının psikolojik temelleri ve bu durumun bireyin yaşamına etkilerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Çalışkan, istifçiliğin kişinin nesnelere aşırı anlam yüklemesiyle ortaya çıktığını ifade etti. "Attığında başına bir şey geleceğini düşünebiliyor" İstifçilik davranışının genellikle OKB ile ilişkili olduğunu belirten Çalışkan, "İstifçilik davranışı, OKB’nin bir davranış şekli olarak karşımıza çıkar. Kişi, anlam yüklediği nesneleri ya da batıl ve büyüsel inançlarla saklayabilir. Attığında başına bir şey geleceği ya da o nesneyle ilgili bir sorumluluk duygusu oluşacağı düşüncesiyle bu davranışı sürdürebilir" dedi. "Çöp evler patolojik düzeyi gösteriyor" İstifçiliğin her zaman aynı düzeyde görülmediğini dile getiren Çalışkan, "İstifçilik patolojik bir bulgu olarak kabul edilir. Çöp evler, istifçilikte en sık rastladığımız ve artık çok ileri düzeyde patolojik olan durumlardır. Daha makul ve kişinin işlevselliğini bozmayacak koleksiyonlar ise her zaman patolojik kabul edilmez. Ancak çöp evler, istifçilik davranışının ciddi ve tedavi gerektiren sonucudur" diye konuştu. "Mutlaka profesyonel ruhsal destek alınması gerekir" Patolojik düzeydeki istifçiliğin mutlaka ruhsal destekle ele alınması gerektiğini vurgulayan Ece Çalışkan, "Eğer bu durum OKB ile uyumlu bir istifçilikse, mutlaka profesyonel ruhsal destek alınması gerekir. Sadece istiflenen eşyaları ortadan kaldırmak ya da üzerine gitmek yeterli olmaz. Altta yatan psikolojik süreçlerin ele alınması gerekir" şeklinde konuştu. "Yakınları mutlaka destek için başvurmalı" Çalışkan, istifçiliğin kişinin günlük yaşam işlevselliğini ciddi şekilde bozduğunu da ifade ederek, "OKB, dünyada kişinin işlevselliğini bozan temel ruhsal hastalıklar arasında yer alıyor. Eğer bir kişi, yakınının böyle bir durumda olduğunu gözlemliyorsa, mutlaka ruhsal yardım için başvurmasını öneririm" ifadelerini kullandı.