SAĞLIK
Van’da hasta ve mahsur kalanlar belediyenin çabasıyla kurtarıldı 03 Ocak 2026 Cumartesi - 00:18:32 Van’ın farklı noktalarında kar yağışı, fırtına ve tipi nedeniyle mahsur kalan vatandaşların yardımına belediye ekipleri koştu. Ekipler bir tarafta hasta ve ambulansları kurtarılırken, bir yandan da yollarda mahsur kalan vatandaşların imdadına yetişti. Kentte etkisini sürdüren kar yağışı, tipi ve fırtına nedeniyle yoğun bir mesai harcanıyor. 7-24 esasına göre yollarda olan karla mücadele ekipleri, Yukarı Darıca Mahallesi Aşağı Darıca Mezrası’nda akşam saatlerinde rahatsızlanan Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) hastası Habip Kara’nın (83) yakınları 112 sağlık ekiplerinden yardım istedi. Yolların kapalı olmasından dolayı 112 sağlık ekipleri Başkale Şantiye Şefliğinden yardım istedi. Bunun üzerine harekete geçen ekipler, Başkale ilçe merkezine yaklaşık 66 kilometre uzaklıktaki mahalleye ulaşmak için çalışma başlattı. Yaklaşık 3 buçuk saat süren çalışma ile hastaya ambulansın ulaşmasını sağlayan ekipler mahalle ve mezra yolunu da ulaşıma açtı. Ayrıca ekipler, Tuşba ilçesi Yeşilköy Mahallesi, Özalp ilçesi Kırkçalı Mahallesi ile Gevaş ilçesi Aydınocak Mahallerinde yolda kalan ambulanslar da kurtarılarak, hastaya ulaşmaları sağlandı. "Onlarca araç kurtarıldı" Belediye karla mücadele ekipleri, Başkale ilçesi Ömerova Mahallesi, Edremit ilçesi Doğanlar ve Ayazpınar Mahalleleri, İpekyolu ilçesi Arıtoprak- Karakoç mahalleleri arası, Saray ilçesi Tamer Aydın Karakolu ve Karakaş Üs Bölgesi, Özalp ilçesi Gültepe Mahallesi, Gürpınar ilçesi Sevindik Mahallesi ile Bahçesaray ilçesi başta olmak üzere onlarca noktada yoğun tipi ve fırtına nedeniyle yollarda mahsur kalan vatandaş ve araçları kurtardı. Kurtarma çalışmaları 112 Acil Servis ve ilçe şantiye şefliklerine gelen ihbarlar doğrultusunda gerçekleştirildi. Ayrıca kent merkezi ve kırsalda etkili olan kar yağışı ve tipi sonrası 319 mahalle ve 306 mezra yolunun açılması için başlatılan çalışmalar yoğun bir şekilde sürüyor.
02 Ocak 2026 Cuma - 20:54 Yolu kapalı köyde rahatsızlanan anne ve bebeği ambulans helikopterle kurtarıldı Bitlis’te yoğun kar nedeniyle yolu kapanan Akçalı köyü Tabanözü Mezrası’nda rahatsızlanan anne ve yeni doğan bebeği, helikopter ambulansla hastaneye yetiştirildi. Kar nedeniyle yolu kapanan Akçalı köyü Tabanözü Mezrası’nda rahatsızlanan anne ve bebeğinin sağlık durumunda risk oluşması üzerine Sağlık Bakanlığı’na bağlı helikopter ambulans devreye alındı. Bitlis Valiliği ile İl Sağlık Müdürlüğü koordinesinde yürütülen başarılı bir hava operasyonuyla anne ve bebeği, güvenli bir şekilde alınarak Bitlis-Tatvan Devlet Hastanesine sevk edildi. Hastanede tedavi altına alınan anne ve bebeğin sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi. İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ergene, yaptığı açıklamada "Tüm olumsuz hava ve yol şartlarına rağmen, ’İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’ anlayışıyla yürütülen bu başarılı kurtarma operasyonunda; başta Sayın Valimiz Ahmet Karakaya olmak üzere İl Özel İdaresi ekiplerine, AFAD’a, paydaş kurumlarımıza, büyük bir özveriyle görev yapan sağlık personelimize, hava ekibimize ve koordinasyonda emeği geçen tüm personele teşekkür ediyor, fedakar çalışmalarından dolayı şükranlarımızı sunuyoruz" dedi. Ergene, anne ve bebeğin sağlık durumlarının iyi olduğunu, Bitlis Tatvan Devlet Hastanesi’nde uzman hekimler tarafından tedavi ve takiplerinin sürdürüldüğünü ifade etti.
02 Ocak 2026 Cuma - 18:47 Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2025’te 1 milyon 857 bin hastaya sağlık hizmeti sundu Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, 2025 yılında 2 bin 124 sağlık personeliyle birlikte toplam 1 milyon 857 bin 740 hastaya ayaktan sağlık hizmeti verildiğini açıkladı. 2025 yılı sağlık hizmeti verilerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Karakuş Yılmaz, "Hastane olarak tüm sağlık çalışanlarımızla birlikte, hasta ve hasta yakınlarımıza bilimin ışığında gelişen teknolojik altyapımızla kaliteli sağlık hizmeti sunmak adına çalışıyoruz. Acil servis dâhil olmak üzere 2025 yılında toplam 1 milyon 857 bin 740 hastamızın ayaktan tedavisini gerçekleştirdik. Acil serviste 430 bin 463 hastamızın muayenesi yapıldı. Hastanemizde 30 bin 122 hastamız yatarak tedavi gördü. 32 bin 156 hastamızın ise başarılı bir şekilde ameliyatını gerçekleştirdik" ifadelerini kullandı. Doğum hizmetlerine de değinen Prof. Dr. Yılmaz, "Hastanemizde bin 402 bebek dünyaya gözlerini açtı. Anne ve baba olma heyecanı yaşayan ailelerin mutluluklarına ortak olduk" diye konuştu. Diyaliz ve fizik tedavi hizmetleri hakkında da bilgi veren Karakuş Yılmaz, bin 88 diyaliz hastasına 10 bin 441 seans hizmet verildiğini, 2 bin 505 hastaya anjiyo işlemi uygulandığını, Fizik Tedavi Ünitesi’nde ise 145 bin 85 seans FTR hizmeti sunulduğunu söyledi. Yılbaşı gecesi bin 641 hastaya sağlık hizmeti verildi Yılbaşı dönemine ilişkin verileri de paylaşan Prof. Dr. Yılmaz, "31 Aralık 2025 gecesi ve 2026 yılının ilk gününde acil servisimizde bin 641 kişi sağlık hizmetinden faydalandı. Bu hastalardan 54’ünün yatışı yapılarak tedavilerine servislerimizde devam edildi, 10 hastamızın ise başarılı bir şekilde operasyonu gerçekleştirildi" dedi. 2026 yılına ilişkin hedeflerini de dile getiren Yılmaz, "2026 yılında 884 hekim ve toplam bin 240 sağlık personelimizle, insan hayatının kutsallığından ve kaliteden ödün vermeden; hasta ve hasta yakınlarımıza umut olmaya, sağlıklarına kavuşmalarına ortak olmaya, onlarla birlikte yeni hikayeler yazmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.
Meme kanserinde erken teşhis çok önemli
11 Ekim 2025 Cumartesi - 11:10 Meme kanserinde erken teşhis çok önemli Meme kanserinde erken teşhisin hayat kurtardığını belirten uzmanlar, kadınları düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri konusunda uyarıyor. Her yıl Ekim ayında düzenlenen "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" dünya çapında 2,3 milyon kadını etkileyen hastalığın taranmasını ve önlenmesini teşvik etmeyi amaçlıyor. Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak hem dünyada hem de ülkemizde önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Uzmanlar, her sekiz kadından birinin yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski bulunduğuna dikkat çekerek, erken tanının hastalığın tedavisinde en kritik unsur olduğunu belirtti. Erken evrede tespit edilen meme kanserinde tedavi başarısının oldukça yüksek olduğuna işaret eden uzmanlar, 20 yaş üzeri kadınlarda düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yapılmasını, 40 yaş üzerindekilerde ise iki yılda bir mamografi kontrolünün ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Ayrıca sağlıklı yaşam alışkanlıkları, moral ve motivasyon da meme kanseriyle mücadelede önemli rol oynuyor. Meme kanserinin tüm dünyada en sık görülen kanser türlerinden bir tanesi olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü’nden Prof. Dr. Oktay Sarı, "Ülkemizde de yaklaşık her sekiz kadından birinde hayatı boyunca meme kanseri ortaya çıkma ihtimali bulunmaktadır. Bu tabii ki üzücü bir durum. Ama sevindirici olan şu ki erken tanı konulduğu zaman tedavinin başarı şansı oldukça yüksek olmaktadır. Meme kanserinde taramalarda ne yapılıyor; Taramalarda 20 yaş üzeri kadınlarda mutlaka her ay düzenli kendi kendine meme kontrolünün yapılması çok çok önemli. 40 yaş üzeri kadınlarda ise 2 yılda bir düzenli aralıklarla mamografi kontrollerin yapılmasını önermekteyiz. Bunun dışında ultrasonografi de tanıda önemli bir yöntem. Tabii bazen meme kanserinde genetik geçişler de olabilmekte. Ailevi meme kanseri varlığı var ise taramalara daha erken yaşta başlamak gerekir. Ama 40 yaş öncesinde mamografi tavsiye edilmiyor. Ultrasonografi ile tanımların yapılması gerekmekte" dedi. "Meme kanseri ile mücadelede en önemli yöntemlerden birisi moral motivasyon" Nükleer tıpta neler yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Oktay Sarı, "Biz PET/BT adını verdiğimiz yöntem ile kanserin vücuttaki yayılımını tespit etmeye, evrelendirilmesine katkıda bulunmaya çalışmaktayız. Bunun yanı sıra tedavinin başarı şansını da PET/BT yöntemi ile değerlendirmekteyiz. Tedavi ve yanıtın en önemli yöntemlerinden biri de PET/BT olarak bilinmektedir. Bunun dışında Sentinel Lenf Nodu Sintigrafisi ile koltuk altı lenf bezlerinin gereksiz yere çıkarılmasının önüne geçmeye çalışmaktayız. Bizim meme kanserinde mücadelede en büyük silahlarımız erken tarama, toplumu bilinçlendirmek ve yakınlarımızı teşvik etmek. Bunlar bizim en önemli silahlarımız. Bunun yanı sıra obezitenin alkol ve sigara kullanımının meme kanserinde önemli risk faktörleri olduğunu da unutmamalıyız. Meme kanseri ile mücadelede en önemli yöntemlerden birisi moral motivasyon. Biz hastalarımızın moral motivasyonunun yüksek olmasına, bu vesileyle bağışıklık sistemlerinin yükselmesine sebep olmaya çalışmaktayız. Moral motivasyonun yanı sıra sağlık ekibi ile hasta arasındaki koordinasyon, etkileşim çok önemli. Ve ayrıca yine moral motivasyonu sağlayan birtakım uğraşlar, fiziksel egzersizler, psikoterapi ya da sanatsal uğraşlar gibi yöntemleri de önermekteyiz. Unutmamalıyız ki erken tanı bir kişinin yaşama bağlanması demektir" ifadelerini kullandı. "Erken teşhis olduğu zaman hem hastanın yaşam kalitesi artıyor hem de sağlıklı yaşam süresi artıyor" Ekim ayının meme kanseri farkındalık ayı olduğunu hatırlatan Medicana Konya Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Okuş, "Meme kanseri niye önemli. Çünkü kadınlarda en sık görülen kanser türü. Dünyada her yıl 2.3 milyon kadın yeni meme kanseri tanısı almakta. Yaşamları boyunca her sekiz kadından biri meme kanseri olmakta. Bu da kadınlar için ciddi bir sağlık sorunu anlamına geliyor. Meme kanseri kadınlarda çok önemli. Kadınlarda en sık görülen kanser, yaklaşık yüzde 25-30’u meme kanseri. Onun için ne yapmalı, bazı önleyici tedbirler alınabilir. Ama bunlardan en önemlisi erken teşhis. Erken teşhiste kastımız ne; kanserin belirtilerinin yani kadın tarafından fark edilmeden onun yakalanması, erken evrede yakalanması. Bu da nasıl olur; ancak tarama programlarıyla olması mümkün. Tarama programından kastedilen de hastanın belli yaş aralığında hiçbir şikayet olmadığı dönemde klinik olarak muayene olması, mamografi ve benzeri tetkiklerin, hekimlerin gerekli gördüğü tetkiklerin yapılmasıdır. Böylece hastalar daha erken teşhis olur. Erken teşhis olduğu zaman hem hastanın yaşam kalitesi artıyor hem de sağlıklı yaşam süresi artıyor. Bir de sağlık sektörüne binen yük azalıyor, hastalığın tedavisinin maliyeti azalıyor" şeklinde konuştu. "Kireçlenmeleri fark ettiğimizde hastalarımız için tedavi süreci de kolaylaşıyor" Mamografinin hem tarama programlarında hem de tanısal amaçlı kullanılan bir radyolojik tetkik olduğunu söyleyen Medicana Konya Hastanesi Radyoloji doktorlarından Uzm. Dr. Nesrin Atcı, "Mamografi, memenin röntgenidir aslında. Burada x ışınları evet kullanılıyor ama radyolojideki en düşük radyasyon oranına sahip yumuşak doku dozunda biz x ışını kullanıyoruz. Yani cihazlarımızın alara prensibine göre optimize edildiğini hastalarımızın bilmesini istiyorum ve hastanın alabileceği en düşük radyasyon dozunda bir radyasyona sahip olduğu için tüm dünyada kullanılan bir radyolojik inceleme. Şimdi bu tarama programları bizde ulusal tarama programımızda Sağlık Bakanlığı’nın Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) ünitelerinde yapılan 40-69 yaş arası kadınlarımızı 2 yılda bir tarıyoruz ülkemizde. Tabii biz bunun dışında ne yapıyoruz. Bizim gibi hastane ortamlarında kadınlarımızı tarayabiliyoruz. Radyolojik anlamda mamografi ile 40 yaş üstü hastalarımızı tarıyoruz. Ama hastanın şikayeti varsa 40 yaş altında da mamografiyi kullandığımız yerler olabiliyor. Mamografi de ne görüyoruz biz, meme kanserinin erken evresi dediğimiz mikro kalkülasyon aşamasında kireçlenmeleri görüyoruz. Bu kireçlenmeleri fark ettiğimizde hastalarımız için tedavi süreci de kolaylaşıyor. Yani bunların tedavisinde belki ameliyat olmadan sadece bir hormon ilacıyla hastalıktan kurtulmuş oluyorlar. Yani önlenebilir bir kanser türü mü, aslında önlenebilir ne kadar erken teşhis kullanırsak ve bu erken teşhisi mamografi ile sağlıyoruz" diye konuştu. Uzm. Dr. Nesrin Atcı sözlerini şöyle tamamladı: "Adet gören kadınlarımız, 40-50 yaş arası kadınlarımız oluyor genelde bunlar. Adet bitiminde giderlerse mamografi çekimine çok daha konforlu bir şekilde çekim gerçekleştirilmiş olur. Bu bağlamda tabii ki kadın çok önemli. Mutlu kadın, mutlu aile, mutlu toplum diyoruz ve kadınlarımız lütfen sağlıklarını ihmal etmesinler, gerekli kontrollerini yaptırsınlar diyoruz."
Yanlış antibiyotik kullanımına karşı eczacı uyarısı
11 Ekim 2025 Cumartesi - 11:05 Yanlış antibiyotik kullanımına karşı eczacı uyarısı Eczacı Necmi Yılmaz, kış aylarıyla birlikte artan hastalıklara karşı vatandaşları uyararak, antibiyotiklerin yanlış ve reçetesiz kullanımının ciddi sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Eskişehir’de eczacı Necmi Yılmaz, kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte grip, soğuk algınlığı ve viral enfeksiyon vakalarında artış yaşandığını belirterek, vatandaşların bu dönemde antibiyotikleri bilinçsizce kullanmaması gerektiğini söyledi. Antibiyotiklerin yalnızca doktor kontrolünde ve reçeteyle kullanılabileceğini vurgulayan Yılmaz, yanlış veya yarım bırakılan tedavilerin ileride ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu. "Antibiyotikler reçetesiz alınmamalı" Antibiyotiklerin yalnızca doktor kontrolünde kullanılması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, "Komşusundan, arkadaşından antibiyotik istemek doğru değil. Antibiyotiğe ihtiyacı yokken antibiyotik kullanımında bize ısrarcı olanlar olabiliyor. Biz de reçetesiz zaten antibiyotik satamıyoruz. Doktor ihtiyaç görürse antibiyotiği reçetelendirebilir" dedi. "Tedaviyi yarım bırakmak ciddi sonuçlar doğurabilir" Vatandaşların sıkça yaptığı bir diğer hatanın tedaviyi yarım bırakmak olduğunu belirten Eczacı Yılmaz, "Hasta iki gün sonra iyileşmeye başladığında ‘Ben iyi oldum’ deyip antibiyotiği kesiyor. Bu durumda tedavi yarım kalıyor. Antibiyotiğin 10 dozluksa bitene kadar düzenli şekilde kullanılması gerekiyor" şeklinde konuştu. "Yanlış kullanım ölümcül sonuçlara yol açabilir" Yılmaz, yanlış antibiyotik kullanımının ilerleyen dönemde antibiyotik direncine neden olduğunu ifade ederek, "Yanlış antibiyotik kullanımında vücut direnç kazanıyor. Bu durumda ileride karşılaşılacak enfeksiyonlarda antibiyotikler yetersiz kalabiliyor. Allah korusun bu durum ölümcül bir enfeksiyona kadar gidebilir" dedi. "Grip aşısı ve hijyen en etkili korunma yolları" Vatandaşlara hastalıklardan korunma konusunda da tavsiyelerde bulunan Yılmaz, "Toplu taşıma kullanıyorsak ya da kalabalık ortamlara giriyorsak maske takabiliriz. Elleri sık sık yıkamak, dezenfektan kullanmak, vitamin takviyeleri almak ve grip aşısı yaptırmak da viral enfeksiyonlara karşı etkili önlemler arasında" diye konuştu.
Niğde’de yeni fizik tedavi üniteleri hizmete açıldı
11 Ekim 2025 Cumartesi - 11:01 Niğde’de yeni fizik tedavi üniteleri hizmete açıldı Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hastalara daha konforlu ve kaliteli sağlık hizmeti sunmak amacıyla oluşturulan yeni fizik tedavi üniteleri hizmete girdi. Modern cihazlar ve hasta odaklı tasarımla yenilenen ünitelerde fizik tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri artık daha geniş ve donanımlı alanlarda verilecek. Hastalar için konforlu bir ortam sağlanırken, tedavi süreçlerinin daha etkin ve verimli yürütülmesi hedefleniyor. Hastane bünyesinde hizmet veren Ergoterapi, Dil ve Konuşma Terapisi, DEMF-ÖDEM ve Elektroterapi üniteleriyle hastalara modern, bilimsel ve bütüncül bir tedavi anlayışı sunuluyor. Sağlık Bakım Hizmetleri Müdür Yardımcısı Ebru Yılmaz yaptığı açıklamada, "Ergoterapi biriminde 0-10 yaş aralığındaki otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, serebral palsi, özel öğrenme güçlüğü ve gelişim geriliği gibi tanılar almış ya da tanı konulmamış ancak fiziksel ve duygusal becerilerde yaşıtlarının gerisinde olan çocuklar terapi seanslarına alınmakta. Bu süreçte çocukların öz bakım, okul, oyun ve serbest zaman aktivitelerine göre günlük yaşam becerileri geliştirilerek, toplumsal rollerini yerine getirmeleri hedefleniyor. Dil ve Konuşma Terapisi biriminde ise iletişim, dil, konuşma, ses veya yutma bozukluklarının değerlendirilmesi ve tedavisi gerçekleştiriliyor. Dil ve konuşma terapistleri; dil gelişim geriliği, sözel anlatım bozukluğu, öğrenme güçlükleri, zeka geriliği ve nörogelişimsel bozukluklar gibi durumlarda hastalara bireysel terapi hizmeti sunuyoruz" dedi. Ayrıca fizik tedavi ünitesi bünyesinde yer alan egzersiz salonu ve girdap banyosunun hastaların tedavi süreçlerini desteklemek amacıyla aktif olarak hizmet verdiğini belirten Yılmaz, tüm fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarının uzman hekim ve fizyoterapistler tarafından kişiye özel olarak planlandığını söyledi.
Tarsus Belediyesi, Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde farkındalık etkinliği düzenledi
11 Ekim 2025 Cumartesi - 10:51 Tarsus Belediyesi, Dünya Ruh Sağlığı Günü’nde farkındalık etkinliği düzenledi Mersin’in Tarsus Belediyesi, Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında düzenlediği farkındalık söyleşisi ile kaygı bozuklukları ve baş etme yöntemlerini ele aldı. Vatandaşlar, etkinlik sayesinde ruhsal farkındalıklarını artırma fırsatı buldu. Dünya Ruh Sağlığı Günü dolayısıyla Tarsus Belediyesi Yeşil Salon’da, Sağlık İşleri Müdürlüğü’nde görev yapan Psikolog Kerim Çukurova tarafından ‘Günümüzde Kaygı Bozuklukları’ konulu farkındalık söyleşisi gerçekleştirildi. Etkinlikte, çağımızın en yaygın ruhsal sorunlarından biri olan kaygı bozukluklarının nedenleri, belirtileri ve baş etme yöntemleri ele alındı.Psikolog Çukurova, günlük yaşamda stresle başa çıkma yolları, duygusal dayanıklılığı artırma ve gerektiğinde profesyonel destek almanın önemine dikkat çekti. Katılımcılar, söyleşi boyunca hem ruhsal farkındalıklarını artırma fırsatı buldu hem de ruh sağlığını koruma konusunda pratik bilgiler edindi. Etkinlik sonunda vatandaşlar, bu anlamlı etkinlik için Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç’a teşekkür etti. "Ruh sağlığı olmadan tam bir sağlık mümkün değildir" Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç, yaptığı açıklamada, toplum sağlığının yalnızca fiziksel değil, ruhsal yönüyle de ele alınması gerektiğini ifade etti. Boltaç"Ruh sağlığı olmadan tam bir sağlık mümkün değildir. Kendimize iyi bakmak, ruhumuzu korumakla başlar. Bizler Tarsus’ta, vatandaşlarımızın hem beden hem de ruh sağlığı için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çünkü sağlıklı bireyler, güçlü bir toplumun temelidir"dedi.
Doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizlerde her 5 kişiden 1’i ruhsal sağlık sorunu yaşıyor
11 Ekim 2025 Cumartesi - 10:41 Doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizlerde her 5 kişiden 1’i ruhsal sağlık sorunu yaşıyor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalında görevli Doç. Dr. Yavuz Yılmaz, doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizler ve halk sağlığı acil durumlarının yalnızca fiziksel değil, derin psikolojik etkilere de sebep olduğunu belirterek, "Araştırmalar, bu tür krizler sırasında her 5 kişiden 1’inin ruhsal sağlık sorunu yaşadığını göstermektedir. Bu nedenle felaket ve acil durumlarda bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişimini sağlamak yalnızca önemli değil, aynı zamanda yaşam kurtarıcı bir müdahale niteliği taşımaktadır" dedi. Doç. Dr. Yavuz Yılmaz, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü’nün ruh sağlığının bireysel ve toplumsal iyilik halinin temel bir bileşeni olduğunu vurgulamak amacıyla kutlandığını belirtti. Yılmaz, "Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu (WFMH) tarafından 2025 yılı için belirlenen resmi tema, ‘Hizmetlere Erişim-Felaket ve Acil Durumlarda Ruh Sağlığı’ olmuştur. Bu tema, afetler, çatışmalar, salgınlar ve diğer insani krizler karşısında ruh sağlığı hizmetlerine erişimin önemine dikkat çekmektedir. Doğal afetler, savaşlar, ekonomik krizler ve halk sağlığı acil durumları yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda derin psikolojik etkiler de oluşturmaktadır. Araştırmalar, bu tür krizler sırasında her 5 kişiden 1’inin ruhsal sağlık sorunu yaşadığını göstermektedir. Bu nedenle felaket ve acil durumlarda bireylerin ruh sağlığı hizmetlerine erişimini sağlamak yalnızca önemli değil, aynı zamanda yaşam kurtarıcı bir müdahale niteliği taşımaktadır" dedi. Ruhsal destek hizmetlerinin insanların duygusal dayanıklılığını güçlendirdiğini ve bireylerin yanı sıra toplumların da yeniden yapılanma sürecine katkı sağladığını kaydeden Yılmaz, "Bu doğrultuda sağlık ve sosyal hizmet kurumları, eğitim alanları ve toplum örgütleri el ele vererek özellikle en savunmasız bireylerin ihtiyaç duydukları desteğe ulaşabilmelerini sağlamalıdır. Kanıta dayalı ve toplum temelli ruh sağlığı hizmetlerine yatırım yapmak, kriz anlarında etkili bir destek sunmanın yanı sıra uzun vadeli iyileşmeyi ve toplumsal dayanıklılığı da güçlendirecektir. Bu özel günde, hep birlikte ruh sağlığının herkes için değerli, korunan ve erişilebilir olduğu bir dünya için farkındalığımızı ve çabalarımızı artırmalı; dayanışma, empati ve iyileşmeyi temel alan bir yaklaşımı benimsemeliyiz. Ruh sağlığı, insan onurunun ve toplumsal iyileşmenin vazgeçilmez unsurudur" diye konuştu.
Sinsice ilerleyen karaciğer yağlanması birçok hastalığa davetiye çıkarıyor
11 Ekim 2025 Cumartesi - 09:53 Sinsice ilerleyen karaciğer yağlanması birçok hastalığa davetiye çıkarıyor Denizli Özel Tekden Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, sinsi ilerleyen ve çoğu zaman tesadüfen tespit edilen karaciğer yağlanmasının ilaçlı tedavisinin olmadığını belirterek; "Amerika ve Avrupa’da siroz ve karaciğer naklinin en sık sebebi karaciğer yağlanmasıdır" dedi. Denizli Özel Tekden Hastanesi Dahiliye Uzmanı Dr. Mehmet Acımış, karaciğer yağlanmasının nedenleri, belirtileri ve tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. Modern yaşamla beraber artan hareketsizlik ve yüksek kalorili aşırı beslenmenin sonucunda karaciğer yağlanmasının bir toplum sağlığı problemi olarak ortaya çıktığını belirten Uzm. Dr. Acımış, "Karaciğerin içindeki yağ miktarının yüzde 5’in üzerine olması durumudur. Her üç kişiden birinde mevcuttur. Alkol dışı karaciğer yağlanması, basit karaciğer yağlanması, iltihabi karaciğer yağlanması, karaciğer sirozu ve karaciğer kansere kadar uzanan, geniş bir klinik yelpazede karşımıza çıkmaktadır. Karaciğer yağlanması, bir erken uyarı sistemi olarak değerlendirilmeli. Karaciğer yağlanması olduğunda, metabolik sendrom bileşenleri obezite, Hipertansiyon, kan yağı yüksekliği, kalp damar hastalıkları, insülin direnci ve şeker hastalığı ile beraberlikleri gözlenir. Karaciğer yağlanmasına özgü erken bir bulgusu yoktur, bazen hiçbir belirti vermeden ilerleyebilir. Karaciğerin detoks görevinin bozulması ile bağlantılı; enerji düşüklüğü, sağ üst kadranda dolgunluk ve ağrı yakınmaları ile başvururlar" diye konuştu. "Sinsi ilerleyip tesadüfen tespit ediliyor" Karaciğer yağlanmasının birçok vakada yapılan kan testlerinde veya başka nedenlerle çekilen ultrasonografide tesadüfen tespit edildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Acımış, "Sinsi seyretmesi, hastalar arasındaki farkındalığın olmaması ve günümüzde onaylanmış bir ilaç tedavisinin bulunmaması sebebi ile sarılık, kanama, morarma, karın bacak şişliği gibi karaciğer yetmezliği geç bulguları ile gelebilirler. Amerika ve Avrupa’da siroz ve karaciğer naklinin en sık sebebi karaciğer yağlanmasıdır. Karaciğerin yağlanması, kendini koruma cevabıdır. Çoğu kemoterapi ilaçları, antibiyotikler özellikle parasetamol içeren ağrı kesiciler, mantar gibi toksinler, früktoz, mısır glukoz şurubu tatlandırıcılar karaciğerde alkol benzeri iltihap yapmakta, karaciğeri kolaylıkla yağlandırıyor. Basit karaciğer yağlanma tanısı konan hastalar, 10 yıldan fazla takip edilmişler, bunların sadece yüzde 3’ünde siroz gelişmiştir. Karaciğer yağlanmaların yüzde 20’si iltihabi karaciğer yağlanmasıdır. Fibrozisi de olan iltihabi karaciğer yağlanması hastalarda 5-10 yıllık süre içinde siroz gelişme riski yüzde 30’dur. En sık görülen ölüm nedeni yüzde 43 ile kalp kaynaklı hastalıklardır. İkinci en sık ölüm nedeni ise yüzde 23 ile karaciğer dışı kanserlerdir. Siroz ve karaciğer yetmezliğine bağlı ölümler yüzde 9 ile üçüncü sıradadır" ifadelerini kullandı. Karaciğer yağlanmasının tedavisine de değinen Uzm. Dr. Mehmet Acımış, şu tavsiyelerde bulundu: "Karaciğerde yağlanmanın düzelmesi için en az yüzde 5 kilo kaybı, eşlik eden fibroziste yoğun bağ dokusu artışına bağlı olarak ortaya çıkan katılaşma varsa düzelme sağlanması için en az yüzde 10 kilo kaybı hedeflenmelidir. Düşük kalorili diyetle kademeli olarak haftada 500 - 1500 gram kilo kaybı hedeflenir. Günde 30 dakika egzersiz programı şeklindeki yaşam tarzı değişikliği ve Akdeniz tipi diyet ideal diyet olarak tercih edilebilir. Bu diyetin temelini, taze meyve ve sebzeler, tam tahıllar, baklagiller, kuruyemişler, zeytinyağı, balık ve az miktarda süt ürünleri gibi doğal ve besleyici gıdalar oluşturur. Baklagiller ve tahıllar Akdeniz tipi diyet için büyük miktarlarda lif sağlar. Kırmızı et tüketimi ayda birkaç kez ile sınırlandırılmalıdır. Beyaz etler, yumurta ve süt ürünlerinin tüketimi orta düzeydedir. Bitkisel bazlı bir beslenme tarzıdır. Doğal, işlenmemiş gıdaları ön planda tutar, şekerli ve rafine ürünlerden uzak durmayı hedefler. Ölçülü meyve tüketimi gereklidir. Fırında ve haşlanmış yemekleri tercih ediniz. Hayvansal yağlardan, sakatat, yağlı et gibi kolesterol içeren yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Zeytinyağı, avokado, balık gibi omega-3 yağ asitleri bakımından zengin besinler karaciğer sağlığını destekler. Düzenli olarak günde 2 kupa ya da daha fazla filtre kahve alımı, bir kupa kahve ile alınan kahvenin miktarı, öğütülmüş kuru kahve için 5 gram civarı ve filtre kahve için 20-30 gramdır. Enerji içeriği yüksek yiyecek, işlenmiş et, fruktozlu ve paketli gıdalar ile tatlandırılmış gazlı ve şekerli içecekler, beyaz ekmek, yağlı hamur işlerinden, pastane fırın ürünlerinden kaçınılmalıdır. Fastfood ürünlerinden İşlenmiş gıda ve unlu mamullerden uzak durulmalıdır"
’Candida auris’e karşı Türkiye’nin en kapsamlı araştırması tamamlandı
11 Ekim 2025 Cumartesi - 09:41 ’Candida auris’e karşı Türkiye’nin en kapsamlı araştırması tamamlandı Yakın Doğu Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi, çoklu ilaca dirençli mantar ’candia auris’ türüne karşı yeni bir ilaç çalışması başlattı. Yakın Doğu Üniversitesi, Gazi Üniversitesi ve Bilkent Üniversitesi araştırmacıları, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından "kritik öncelikli patojen" olarak tanımlanan Candida auris mantarıyla ilgili Türkiye’nin en kapsamlı bilimsel çalışmasını tamamladı. Çoklu ilaç direnci ve hastane yüzeylerinde uzun süre canlı kalabilmesi nedeniyle ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendirilen bu mikroorganizma, enfeksiyon vakalarında yüzde 60’a varan ölüm oranlarına yol açabiliyor. Candida auris, ilk kez 2009 yılında Japonya’da tespit edilmesinin ardından kısa sürede altı kıtada 60’tan fazla ülkeye yayıldı. Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi’nin (ECDC) verilerine göre yalnızca 2023 yılında 18 Avrupa ülkesinde toplam bin 346 vaka bildirildi. Türkiye’den ise 2024 yılı raporuna göre 121 vaka kaydedildi. Yüzeylere yüksek tutunma oranı Araştırma kapsamında Türkiye’nin farklı bölgelerinden toplanan 47 Candida auris örneği analiz edildi. Çalışmayı yürüten Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayşe Kalkancı’nın açıklamasına göre, bu örneklerin yüzde 95’inin güçlü biyofilm oluşturma özelliğine sahip olduğu belirlendi. Biyofilm, mantarın tıbbi cihazlar ve hastane ekipmanları gibi yüzeylere sıkı tutunmasını sağlayarak hem tedaviyi zorlaştırıyor hem de enfeksiyonun kalıcılığını artırıyor. Dirençli türlere karşı uyarı Yakın Doğu Üniversitesi Deneysel Sağlık Bilimleri Araştırma Enstitüsü’nden Yrd. Doç. Dr. Ayşe Seyer, analiz edilen kökenlerin yüzde 31’inin yaygın kullanılan bir antifungal olan flukonazole karşı dirençli olduğunu belirtti. Ayrıca dört farklı biyosid maddeye karşı duyarlılık seviyelerinin değişkenlik gösterdiği de tespit edildi. Bu durum, bazı türlerin hastane yüzeylerinden geleneksel yöntemlerle tamamen temizlenmesinin zor olduğunu gösteriyor. Yrd. Doç. Dr. Seyer, "Hastalar antifungal tedaviyle iyileşse bile, ortamda canlı kalan mantarlar yeni enfeksiyonlara yol açabiliyor. Bu nedenle enfeksiyonla mücadelede yalnızca hasta tedavisi değil, hastane yüzeylerinin etkin şekilde arındırılması da büyük önem taşıyor" dedi. Yeni molekül araştırmaları sürüyor Araştırma sonuçları, Türkiye’deki Candida auris kökenlerinin direnç profillerinin dünya ortalamasıyla benzer olduğunu ortaya koydu. Bu bulgu, bilim insanlarını yeni antifungal ajanlar üzerine çalışmaya yöneltti. Yürütülen araştırmalara İstanbul Üniversitesi ve Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nden bilim insanları da katkı sağlıyor. Yrd. Doç. Dr. Ayşe Seyer, "Alternatif moleküller üzerine çalışmalarımız sürüyor. Sonuçları en kısa sürede bilim dünyasıyla paylaşmayı planlıyoruz" dedi. Bilimsel iş birliği öne çıkıyor Yakın Doğu Üniversitesi Rektörü ve Mikrobiyolog Prof. Dr. Tamer Şanlıdağ da proje ekibinde yer aldı. Prof. Dr. Şanlıdağ, Candida auris gibi çoklu ilaca dirençli mikroorganizmaların modern tıbbın karşı karşıya olduğu en önemli tehditlerden biri olduğunu belirtti. "Bu mantarın biyolojik özelliklerinin ve direnç mekanizmalarının ülkemizdeki örnekler üzerinden değerlendirilmesi çok kıymetli. Gazi ve Bilkent üniversiteleriyle yürüttüğümüz bu çalışma, bilimsel iş birliklerinin gücünü açıkça gösteriyor" diyen Şanlıdağ, proje kapsamında farklı disiplinlerden gelen araştırmacıların katkısıyla daha etkili ve yenilikçi sonuçlar elde etmeyi hedeflediklerini vurguladı.
Manisa, Bağımlılık Psikiyatrisi Sempozyumuna ev sahipliği yaptı
10 Ekim 2025 Cuma - 17:19 Manisa, Bağımlılık Psikiyatrisi Sempozyumuna ev sahipliği yaptı Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi 1. Uluslararası Katılımlı Adli ve Klinik Toksikoloji Günleri Sempozyumu’na ev sahipliği yaptı. Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’nin ev sahipliğinde, ‘bağımlılık psikiyatrisi’ ana temalı, 1. Uluslararası Katılımlı Adli ve Klinik Toksikoloji Günleri Sempozyumu düzenlendi. 1.Uluslararası Katılımlı Adli ve Klinik Toksikoloji Günleri Sempozyumu’na Manisa Valisi Vahdettin Özkan, Cumhuriyet Başsavcısı Kurtca Eker, İl Sağlık Müdürü Mehmet Fatih Zeren, ulusal ve uluslararası üniversitelerden akademisyenler, ilgili kurum ve kuruluşların temsilcileri ve çok sayıda davetli katıldı. Bağımlılık psikiyatrisinin ele alındığı sempozyumda bilim dünyasından birçok akademisyen sunumlarını gerçekleştirdi, küresel bir sağlık sorunu haline gelen bağımlılıkla mücadelede , disiplinler arası bir yaklaşım benimsendiği vurgulandı. Bağımlılıktan arınmış gelecek nesiller vurgusu Sempozyumda konuşan Vali Vahdettin Özkan, bağımlılıkla mücadele kapsamında yerel ve ulusal stratejilerin belirlenmesinde yol gösterici olacak ‘Bağımlılık Psikiyatrisi’ ana temalı sempozyumun, sağlık alanında yükselen bir konumu olan şehrimizde yapılmasının önemine dikkat çekildi. Vali Özkan, toplum sağlığı ve gelecek nesiller için ortak sorumluluğa dikkat çekerek şunları söyledi: "Bağımlılıktan arınmış bir toplum hepimizin ortak temennisidir. Bağımlılık, sadece bireyi değil, aileyi, toplumu ve nihayetinde geleceğimizi tehdit eden çok boyutlu bir sorundur. Bu nedenle, bağımlılıkla mücadelede sadece tıbbi değil; sosyal, psikolojik, hukuki ve teknolojik bir bakış açısını benimsemek zorundayız. Bu sempozyumun ana teması olan "Bağımlılık Psikiyatrisi", bu çok boyutlu mücadelede bilimsel rehberliğe duyulan ihtiyacı karşılamayı amaçlamaktadır. Buradan çıkacak fikirler, öneriler ve bilimsel çıktılar, sadece bugünü değil, gelecek nesillerin sağlıklı ve güvenli bir toplumda yetişmesi adına da son derece önemlidir." Dijital dönüşümle güçlenen mücadele Manisa’da dijital temelli bağımlılık yazılım çalışması hazırlandığı açıklayan Vali Özkan, yazılım sayesinde 15-65 yaş arasındaki vatandaşların sosyal risk profilinin belirlenebileceğini ve gerekli önlemlerin alınması için çalışma yapılacağını duyurdu. Vali Özkan, "Manisa’mızda bağımlılıkla mücadeleye yönelik kurumlarımızın ortak çalışması ile çok paydaşlı bir dijital proje hazırlanıyor. Valiliğimiz koordinasyonunda geliştirilen ve farklı kurumlarımızın iş birliğiyle yürütülen Bağımlılık Yazılım Projesi, bağımlılık riskini erken tespit etmeye ve riskli bireyleri doğru yönlendirmeye imkân tanıyacak çok kıymetli bir çalışmadır. Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nin katkısıyla sürdürülen bu yazılım sayesinde, 15-65 yaş arası vatandaşlarımızın sosyal risk profili bilimsel olarak değerlendirilecek, gerekli yönlendirmeler zaman kaybetmeden yapılabilecektir. Bu, halk sağlığının korunması adına atılmış son derece stratejik ve öncü bir adımdır" dedi. "Bilimsel platformlarla bağımlılıkla mücadelede iyi bir yol alabileceğimize inanıyorum" Vali Özkan, bağımlılıkla mücadelenin toplumun her kesimini kapsayan bir seferberlik gerektirdiğini belirterek, "Genel düzenlemelerle bağımlılıkla mücadele eylem planlarını il ve ilçe bazlı hazırladık. Bağımlılıkla mücadelenin dijitalleşme, bilimsel dayanak ve kurumlar arası iş birliği temellerinde yürütülmesi gerekmektedir. Erken tanı, yönlendirme, rehabilitasyon zincirini oluşturup bilimsel platformlarla politika üretimi sağlanmalıdır. Sempozyumun çıktılarının bağımlılıkla mücadelede ulusal politikalara ve uygulamalara yön vermesini temenni ediyorum. Çözüm odaklı sonuçlarla bağımlılıkla mücadelede iyi bir yol alabileceğimize inanıyorum" dedi. Toplantıda, bilimsel verilerle desteklenmiş her adımın toplumu, daha sağlıklı, daha dirençli ve daha umut dolu bir geleceğe taşıyacağı belirtildi. Sempozyumun Ülkemizdeki bağımlılıkla mücadele politikalarına sağlayacağı katkı ile ulusal düzeyde yeni iş birliklerinin ve somut yol haritalarının oluşmasına zemin hazırlayacağı değerlendirildi. Toksikoloji alanında doğrudan ruhsat alan 6. merkez olan Manisa Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesinin ev sahipliğinde düzenlenen sempozyumda akademisyenler ve katılımcılar kendi alanlarıyla ilgili bilgi verdi.