SAĞLIK
Denizli Tekden gazetecileri geleneksel etkinlikte bir araya getirdi 10 Ocak 2026 Cumartesi - 12:24:17 Denizli’de görev yapan yerel ve ulusal medya kuruluşu temsilcileri, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü nedeniyle Özel Denizli Tekden Hastanesi tarafından organize edilen geleneksel kahvaltıda bir araya geldi. Denizli’de Özel Tekden Hastanesi tarafından 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle kahvaltı düzenlendi. Düzenlenen geleneksel kahvaltının açılış konuşmasını yapan Özel Denizli Tekden Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Cemal Işık, hastane olarak 23 yıldan bu yana her yıl kendilerini yenileyerek büyüyen Denizli’ye en kaliteli sağlık hizmeti sunmaya devam ettiklerini söyledi. Denizli’de en iyi hastane olma hedeflerinden bir tanesini misyon edindiklerini ve 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününde gazetecilerin gününü kutlayan Özel Denizli Tekden Hastanesi Genel Müdür Yardımcısı Cemal Işık, "10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü münasebetiyle 10’unusunu düzenlediğimiz kahvaltımızda bizleri yalnız bırakmadınız. Sizler sağlık sektörünün emekçilerisiniz, bizlerde aynı şekilde. Aşağıya yukarı yaptığımız işler aynı. Bizimde gecemiz gündüzümüz yok. Sizlerde gece gündüz demeden çalışıyorsunuz. 2003 yılından beri Denizli’de faaliyet gösteren bir işletmeyiz. Özel Tekden Hastanesi Denizli, Denizli’nin ilçeleri ve birçok illerdeki vatandaşlarımızın gönlünü kazanmış bir kurumdur. Yapmış olduğumuz işin en iyisini yapma mücadelesinin gayreti ile çalışıyoruz. Bugün için Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Tekden aramızda yok ama bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyor. Biz yaptığımız işin en iyisini yapma mücadelesi içerisindeyiz yani Denizli’de en iyi hastane olma hedeflerinden bir tanesine misyon edindik. Denizli’de olmaktan mutluyuz. Yenilikleri yakından takip ediyoruz. Bizleri yalnız bırakmadığınız için hepinize teşekkür ediyoruz" dedi. Özel Denizli Tekden Hastanesinin basın mensuplarına verdiği değerin önemini vurgulayan Denizli Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Osman Nuri Boyacı ise "Bu etkinlik artık geleneksel hale geldi. Çarşamba gününden beri 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyoruz. Programları yaparken öncelikli rezervasyonumuz Tekden Hastanesi. 10 yıldır bu etkinliği düzenliyorlar. Her yıl Özel Tekden Hastanesi gazetecilerin yanında. Görev yapmak yani haber yapmak için sağlıklı olmak lazım. Sağlıklı olmayan bireylerin sadece gazetecilik değil diğer meslekleri icra etmesi mümkün değil. Özel Tekden Hastanesi, Denizli’nin sağlık konusunda önemli kuruluşlardan birisi. Dilerim ki bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, diğer yıllarda çok daha rahat ortamda yazabildiğimiz, daha iyi işler yapabildiğimiz ve daha da büyüdüğümüz 10 Ocaklarda kutlayalım" diye konuştu.
10 Ocak 2026 Cumartesi - 12:04 Klinik tıp ile hızla gelişen teknoloji buluşması Çocuk sağlığında yaşanan dönüşüm, ’Pediatri 2.0: Değişim Başladı’ temasıyla tüm yönleriyle masaya yatırıldı. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, "15 yaş altındaki çocukların sosyal medya uygulamalarından korunmasını destekliyoruz. Sosyal medyanın çocukların ruhsal, sosyal ve zihinsel gelişimi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabildiğini biliyoruz" dedi. Prof. Dr. A. Çiğdem Aktuğlu Zeybek de "Amacımız, klinik tıp ile hızla gelişen teknolojiyi bir araya getirmek" dedi. Yapay zekânın klinik pratikteki yeri, genetik ve moleküler tanıda güncel yöntemleri, biyolojik ve hedefe yönelik tedavileri, adölesan sağlığı, beslenme ve beden algısı, acil pediatri, solunum yetersizliği ve travma yönetimi, ayrıca aşılama ve küresel sağlık dinamikleri alanında uzman konuşmacılarla birlikte güncel bilimsel veriler ışığında değerlendirildi. Bilimsel programda, ileri teknolojik gelişmeler pediatristlerin sahada karşılaştıkları klinik sorunlarla birlikte ele alınacak şekilde kurgulandı. Prof. Dr. Kasapçopur, "Çocuk sağlığı ve hastalıklarını yalnızca bir bilim dalı olarak değil, çocukların yaşam hakkını ve geleceğini koruyan bir sorumluluk alanı olarak görüyoruz. Bugün 5. Cerrahpaşa Pediatri Günleri’nde bu sorumluluğun bilinciyle büyük bir heyecan ve gurur yaşıyoruz. Çocuklar, yaşamın en kırılgan grubudur. Yoksulluk, çevresel etkiler, yanlış beslenme, dijital bağımlılık, zararlı alışkanlıklar ve bilim dışı uygulamalar çocukları yetişkinlere göre çok daha derinden etkiler" dedi. Kasapçopur, "15 yaş altındaki çocukların sosyal medya uygulamalarından korunmasını destekliyoruz. Sosyal medyanın çocukların ruhsal, sosyal ve zihinsel gelişimi üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturabildiğini biliyoruz. Aynı şekilde 18 yaş altındaki çocukların ultra işlenmiş, paketli ve sağlıksız gıdalardan korunması gerektiğini savunuyoruz. Bunun yanı sıra, toplumda hızla yaygınlaşan elektronik sigara ve benzeri ürünlerin çocuklar ve gençler için ciddi bir tehdit oluşturduğunu özellikle vurgulamak istiyoruz. Bizim temel amacımız, çocukları yaşamın her alanında korumak; onları bilimsel, çağdaş ve etik hekimlik anlayışıyla geleceğe hazırlamaktır. Çağdaş ve bilimsel tıp bu ülkenin tüm çocukları için bir haktır" dedi. Kongre Başkanı Prof. Dr. A. Çiğdem Aktuğlu Zeybek de, "Bu yıl kongremizin ana temasını özellikle farklı bir bakış açısıyla belirledik. Amacımız, klinik tıp ile hızla gelişen teknolojiyi bir araya getirmekti. Tıp ve teknoloji son derece hızlı ilerliyor; biz hekimler de bu dönüşümün bir parçası hâline geliyoruz. Artık hastalarımız acil servislere ya da polikliniklere internetten araştırma yaparak geliyor, hatta zaman zaman ‘ChatGPT böyle söyledi’ diyerek karşımıza çıkıyor. Bizler de bu yeni dijital dünyayı tanımak, doğru kullanmak ve klinik pratiğe bilimsel çerçevede entegre etmek zorundayız. Elbette yapay zekâ hiçbir zaman hekimin yerini alamaz. Ancak önemli olan, bu teknolojileri klinik karar süreçlerine nasıl doğru ve güvenli biçimde dahil edebileceğimizdir. Genç pediatristlere ve uzman meslektaşlarımıza bu dönüşümü nasıl aktaracağımız da bu kongrenin temel başlıklarından biridir. Bu yılki programımızda yalnızca teknolojik gelişmeleri değil, aynı zamanda bu dönüşümün çocuk sağlığı üzerindeki etkileri de masaya yatırıldı. Dijitalleşmeyle birlikte çocukların daha az hareket etmesi, sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artması ve yeni sağlık sorunlarının ortaya çıkması önemli bir risk alanı oluşturuyor. Bu nedenle kongremizde, bu sorunlara karşı alınabilecek önlemleri ve doğru yaklaşımları da ele aldık. Hedefimiz; bilimsel, güncel, sahada karşılığı olan ve çocuk sağlığına gerçek katkı sağlayan konuları bir araya getirmekti" dedi. Genetik ve metabolizmada yeni teknolojiler Genetik ve Metabolizma Oturumu kapsamında çocuk sağlığının geleceğinin genetik bilimi ışığında ele alındığını belirten Kongre Sekreteri Doç. Dr. Nilay Güneş, oturumda yeni nesil ve uzun okuma dizileme teknolojileri, genomik yaklaşımlar ve yapay zekâ destekli varyant yorumlama araçlarının değerlendirildiğini ifade etti. Nadir genetik ve metabolik hastalıklarda hedefe yönelik tedavilerin güncel verilerle münazara edildiğini vurgulayan Doç. Dr. Nilay Güneş, genetik tanının klinik pratiğe entegrasyonu ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının pediatrik hasta yönetimine katkılarının değerlendirildiğini belirtti. Doç. Dr. Güneş, metabolik hastalıklarda erken tanının kritik rolüne değinerek, oturumda ileri teknolojilerin yanı sıra genetik danışmanlık ve etik boyutların da ele alındığını ekledi. Çocuklarda uyku bozukluklarının büyüme, öğrenme ve kalp-akciğer sağlığını doğrudan etkileyen bir sorun olduğunu vurgulayan Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Ayşe Ayzıt Kılınç, geleneksel yöntemlerin çocuklar için zahmetli ve erişimi sınırlı olabildiğine dikkat çekti. Günümüzde uyku tıbbının yeni nesil teknolojilerle bir dönüşüm sürecine girdiğini belirten Doç. Dr. Ayşe Ayzıt Kılınç, "Giyilebilir sensörler, evde uygulanabilen uyku testleri ve yapay zekâ destekli analiz sistemleri, çocukların daha doğal uyku ortamlarında değerlendirilmesine imkan sağlamaktadır" dedi. Bu yöntemlerin özellikle prematüre bebekler ve nörogelişimsel bozukluğu olan çocuklar için alternatif sunduğunu kaydeden Doç. Dr. Kılınç, bu gelişmelerin çocuk sağlığında uyku tıbbının geleceğini yeniden şekillendirdiğini ifade etti. Spor yapan adölesanlarda beslenme yaklaşımları Spor yapan adölesanlarda beslenmenin temel amacının kısa vadeli performans artışı değil, sağlıklı büyüme ve gelişmenin desteklenmesi olduğunu söyleyen Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tanyel Zübarioğlu, önceliğin her zaman doğal ve dengeli besinler olması gerektiğini vurguladı. Yanlış takviye kullanımının sağlık riskleri oluşturduğunu, yetersiz beslenmenin ise büyüme geriliğine yol açabileceğini belirten Doç. Dr. Tanyel Zübarioğlu, "Çocuklar küçük birer erişkin değildir; bu nedenle erişkin sporcu beslenme önerilerinin doğrudan çocuklara uygulanması doğru değildir" uyarısında bulundu. Süreçte spor hekimi, diyetisyen ve ruh sağlığı profesyonellerinin iş birliğinin önemine değinen Doç. Dr. Zübarioğlu, doğru bilgi okuryazarlığının güçlendirilmesini hedeflediklerini belirtti. Küresel sağlıkta enfeksiyon dinamikleri ve aşılama Küreselleşme, iklim değişikliği ve göçlerin enfeksiyonları küresel bir tehdit haline getirdiğini ifade eden Düzenleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Deniz Aygün, aşılamanın toplumları korumadaki en etkili yol olduğunu belirtti. Küresel aşılama oranlarındaki düşüşün aşı ile önlenebilir hastalıklarda artışa neden olduğu uyarısını yapan Doç. Dr. Deniz Aygün, antimikrobiyal dirençle mücadelede aşıların stratejik bir rol üstlendiğini vurguladı. Önlemenin tedavi etmekten daha kolay olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Aygün, güçlü bağışıklama programları ve akılcı antibiyotik kullanımının çocukları geleceğin tehditlerine karşı korumanın anahtarı olduğunu ifade etti.
10 Ocak 2026 Cumartesi - 10:22 Uzmanından uyarı: "Her unutkanlık demans değildir" Demansın ‘40 yaşına düştüğü’ yönündeki söylemlerin klinikte sıkça dile getirildiğini ancak 40-55 yaş aralığında unutkanlık şikayetiyle başvuran hastaların büyük çoğunluğunda demans saptanmadığını belirten Medicana Sağlık Grubu Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Zülküf Önal, bu yakınmaların en sık depresyon ve anksiyete ile post-COVID benzeri tablolardan kaynaklandığını vurguladı. Toplumda ‘gençlerde unutkanlık arttı’ algısının büyük ölçüde demans dışı nedenlerle sağlık kuruluşlarına yapılan başvuruların artmasından ve tanı yöntemlerine daha erken ve kolay erişilmesinden kaynaklandığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. M. Zülküf Önal, manyetik rezonans görüntüleme olanaklarının yaygınlaşması, bilişsel tarama testlerinin artması ve hekim ile toplum farkındalığının yükselmesiyle birlikte daha fazla vakanın tanı aldığını, bunun da ‘demans genç yaşlara indi’ algısını güçlendirdiğini söyledi. "Unutkanlığın seyri önemli" Genç başlangıçlı demansın 45-64 yaş aralığında görüldüğünü, 45 yaş altının ise ‘çok genç başlangıçlı’ olarak ayrıca değerlendirildiğini belirten Önal yaşlılığın tanımının değişmesi ile demansın artık sadece Alzheimer hastalığı ile birlikte görülen bir belirti olmadığını vurguladı. Önal, "1970’lerde 60 yaş ‘yaşlı’ kabul edilirken, bugün 65 yaş yaşlılığın başlangıcı olarak değerlendiriliyor. Genç başlangıçlı demans nadirdir. Sistematik derlemeler, 30-64 yaş için prevalansı yaşla birlikte hızla arttığını ancak genç yaşlarda oldukça düşük seyrettiğini göstermektedir. Bu nedenle değerlendirmede işlev kaybı, unutkanlığın seyri ve objektif test bulguları esas alınmalıdır. Depresyon veya anksiyete ile demansı ayırt etmek çoğunlukla ek tetkiklere gerek kalmadan muayene ile mümkündür. Yakınmalar dalgalı seyrediyor, gün gün değişiyor ve stresle artıyorsa; motivasyon, enerji, uyku belirgin şekilde bozulmuşsa ve hasta yakınları ‘isteksiz/dağınık’ olduğunu ifade ediyorsa depresyon ve/veya anksiyete düşünülmelidir. Buna karşın sinsi başlangıçlı, aylar ya da yıllar içinde yavaş ama belirgin ilerleyen bir tablo; yeni bilgileri öğrenmede belirgin güçlük, aynı soruların tekrarı ve günlük yaşam işlevlerinde kayıp nörodejeneratif bir süreci akla getirmelidir. Genç yaşta ‘psödo demans’ sanılan tablo depresyon olabileceği gibi tam tersi şekilde depresyon ya da kişilik değişimi olarak etiketlenen bir demans tablosu da gözden kaçabilir. Bu nedenle hasta yakını gözlemleri, nöropsikolojik testler ve beyin MR ile değerlendirme önemlidir" değerlendirmesinde bulundu. "Deli dana hastalığı da olabilir" Unutkanlık şikayeti olan genç bir hastada iş veya okul performansında belirgin düşüş, günlük yaşam işlevlerinde kayıp; nesne adlandıramama, anlam kaybı ve akıcılık bozukluğu gibi dil sorunları; tanıdık yerleri bulamama gibi yönelim bozuklukları ya da dürtüsellik, sosyal uygunsuzluk ve empati kaybı gibi kişilik ve davranış değişiklikleri varsa demans olasılığının mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini belirten Önal, şu ifadeleri kullandı: "Buna ek olarak yeni başlayan fokal güçsüzlük, denge bozukluğu, epileptik nöbet, hızlı progresyon gibi nörolojik bulguların eşlik ettiği ve haftalar-aylar içinde hızla kötüleşen tablolar deli dana hastalığını akla getirmelidir. Ailede özellikle 60 yaş altında demans öyküsü varsa bu durum ayrıca dikkatle incelenmelidir. Şikayetlerin 4-6 haftayı aşması ve ilerleyici bilişsel bozulma ile işlev kaybının eşlik etmesi halinde acil ve ayrıntılı nörolojik değerlendirme gereklidir."
Irak’ta tüp patlamasında yaralanan kadın Van’da hayata tutundu
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:52 Irak’ta tüp patlamasında yaralanan kadın Van’da hayata tutundu Irak’ın kuzeyinde yer alan Duhok kentinde, mutfak tüpü patlaması sonucu ağır yanıklar alan 38 yaşındaki kadın hasta, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi’nde yapılan başarılı tedaviyle sağlığına kavuştu. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaklaşık 3 milyon hastaya sağlık hizmeti sunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, yurt dışından sevk edilen hastalara da şifa kapısı oluyor. Ülkesinde ilk müdahalesi yapılan ve yanıklarının genişliği ile derinliği nedeniyle hayati tehlikesi bulunan hasta, yakınlarının Van’daki Yanık Merkezi ile iletişime geçmesi üzerine Türkiye’ye nakledildi. Yoğun bakım ve yanık tedavisinin ardından hasta, yeniden hayata tutundu. Hastanın tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Op. Dr. Ali Rıza Karayıl, Irak’tan gelen hastanın 50 gün önce meydana gelen bir tüp patlaması sonrası, vücudunun yaklaşık yüzde 60’ında ikinci ve üçüncü derece derin yanıklar oluştuğunu hatırlattı. İlk müdahalesinin Duhok’taki hastanede yapıldığını ifade eden Op. Dr. Karayıl, "Yanık alanlarının geniş ve derin olması nedeniyle ölüm riskinin yüksek olduğu belirtilmiş. Bunun üzerine hasta önce Hakkari’ye, oradan da hastanemize sevk edildi. Hastamızı kabul ettik. İlk geldiğinde genel durumu oldukça kötüydü. Yaklaşık bir hafta boyunca yoğun bakımda takip ettik. Ardından yanık merkezimize alarak tedavisine devam ettik. Bu süreçte debridmanlar, eskarotomi işlemleri ve birçok cerrahi müdahale gerçekleştirdik" dedi. "Hastamız tamamen iyileşmiş durumda" Tedavi sürecinin ardından hastanın yaralarının tamamen iyileştiğini belirten Karayıl, "Kendisini memleketine sağlıklı bir şekilde uğurlayacağız. Umarız bir daha böyle bir kaza yaşanmaz. Hastamıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bu başarı elbette sadece bana ait değil; hastamız nazikçe öyle ifade etse de bu bir ekip işidir. Yanık merkezindeki tüm ekip arkadaşlarıma, doktorlarımıza, hemşirelerimize, personelimize ve bu imkanları sağlayan hastane yönetimine teşekkür ederiz" diye konuştu. Nihat Hasan Mohammed Mohammed isimli hasta, yaklaşık 50 gün önce yaşadığı mutfak kazası sonucu vücudunda derin yanıklar oluştuğunu söyledi. İlk müdahalesinin ülkesinde yapıldığını, ardından sevk edildiği Van’da tedavi edilerek sağlığına kavuştuğunu belirten Mohammed, tedavisini gerçekleştiren doktor ve ekibe teşekkür etti.
Irak’ta tüp patlamasında yaralanan kadın Van’da hayata tutundu
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:49 Irak’ta tüp patlamasında yaralanan kadın Van’da hayata tutundu Irak’ın kuzeyinde yer alan Duhok kentinde mutfak tüpü patlaması sonucu ağır yanıklar alan 38 yaşındaki kadın hasta, Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Yanık Merkezi’nde yapılan başarılı tedaviyle sağlığına kavuştu. Doğu Anadolu Bölgesi’nde yaklaşık 3 milyon hastaya sağlık hizmeti sunan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi, yurt dışından sevk edilen hastalara da şifa kapısı oluyor. Ülkesinde ilk müdahalesi yapılan ve yanıklarının genişliği ile derinliği nedeniyle hayati tehlikesi bulunan hasta, yakınlarının Van’daki Yanık Merkezi ile iletişime geçmesi üzerine Türkiye’ye nakledildi. Yoğun bakım ve yanık tedavisinin ardından hasta yeniden hayata tutundu. Hastanın tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Yanık Merkezi Sorumlu Hekimi Op. Dr. Ali Rıza Karayıl, Irak’tan gelen hastanın 50 gün önce meydana gelen bir tüp patlaması sonrası, vücudunun yaklaşık yüzde 60’ında ikinci ve üçüncü derece derin yanıklar oluştuğunu hatırlattı. İlk müdahalesinin Duhok’taki hastanede yapıldığını ifade eden Op. Dr. Karayıl, "Yanık alanlarının geniş ve derin olması nedeniyle ölüm riskinin yüksek olduğu belirtilmiş. Bunun üzerine hasta önce Hakkari’ye, oradan da hastanemize sevk edildi. Hastamızı kabul ettik. İlk geldiğinde genel durumu oldukça kötüydü. Yaklaşık bir hafta boyunca yoğun bakımda takip ettik. Ardından yanık merkezimize alarak tedavisine devam ettik. Bu süreçte debridmanlar, eskarotomi işlemleri ve birçok cerrahi müdahale gerçekleştirdik" dedi. "Hastamız tamamen iyileşmiş durumda" Tedavi sürecinin ardından hastanın yaralarının tamamen iyileştiğini belirten Karayıl, "Kendisini memleketine sağlıklı bir şekilde uğurlayacağız. Umarız bir daha böyle bir kaza yaşanmaz. Hastamıza geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Bu başarı elbette sadece bana ait değil; hastamız nazikçe öyle ifade etse de bu bir ekip işidir. Yanık merkezindeki tüm ekip arkadaşlarıma, doktorlarımıza, hemşirelerimize, personelimize ve bu imkanları sağlayan hastane yönetimine teşekkür ederiz" diye konuştu. Nihat Hasan Mohammed Mohammed isimli 38 yaşındaki hasta, yaklaşık 50 gün önce yaşadığı mutfak kazası sonucu vücudunda derin yanıklar oluştuğunu söyledi. İlk müdahalesinin ülkesinde yapıldığını, ardından sevk edildiği Van’da tedavi edilerek sağlığına kavuştuğunu belirten Mohammed, tedavisini gerçekleştiren doktor ve ekibe teşekkür etti.
Meme kanseri taramalarında mamografi altın standarttır
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:45 Meme kanseri taramalarında mamografi altın standarttır Osmangazi Belediyesi, kadın sağlığına dikkat çekmek ve meme kanserinde erken teşhisin önemini vurgulamak amacıyla anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. ‘Meme Kanseri Farkındalık Sergisi ve Söyleşisi’ programı kapsamında alanında uzman hekim, hemşire ile sanatçı, meme kanseriyle mücadele sürecinde farkındalık, moral ve umut dolu mesajlar paylaştı. Osmangazi Belediyesi, dünyada ve ülkemizde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olan meme kanserine karşı erken tanının önemini vurgulamak için ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ etkinlikleri çerçevesinde ‘Farkındalık Yaşatır, Meme Kanserine Karşı Birlikteyiz’ konulu program düzenledi. Ördekli Kültür Merkezi’nde gerçekleşen ve kadın sağlığını korumaya yönelik bilgilerin paylaşıldığı etkinlikte katılımcılar hem bilinçlendi hem de umut dolu hikayelere tanıklık etti. Osmangazi Belediyesi Sosyal Destek Hizmetleri Müdürü Dr. Sevcan Yaman moderatörlüğünde yürütülen söyleşide Op. Dr. Can Başaran ve Yüksek Hemşire Hüsnüye Altıntaş, meme kanserinin nedenleri, korunma yöntemleri ile tarama sürecine ilişkin bilgiler verdi. "Mamografide sağlığı tehdit eden bir radyasyon dozu yok" Meme kanserinde erken tanının hayat kurtardığını belirten Op. Dr. Can Başaran, "Her 8 kadından biri yaşamının bir döneminde meme kanseriyle karşılaşıyor. Toplumda hala ‘Ben gencim ya da ben artık yaşlıyım, bana bir şey olmaz’ düşüncesi yaygın. Oysa bu hastalık yaş ayırt etmiyor. Ne yazık ki birçok kadın, mamografideki radyasyon endişesiyle kontrolleri geciktiriyor. Oysa mamografide sağlığı tehdit eden bir radyasyon dozu yok. Kadınlarımız şunu bilmeli; düzenli kontroller ve erken teşhis hastalığın seyrini tamamen değiştirebilir. Özellikle 40 yaş üzerindeki tüm kadınların yılda bir kez mamografi çektirmesini öneriyoruz. Günümüzde hala meme kanseri taramalarında mamografi altın standarttır. KETEMDER ücretsiz olarak 40-69 yaş arasında bütün kadınlara bu imkanı sağlıyor" dedi. 25 yıldır meme kanseri hastalarının tedavi sürecinde çalıştığını söyleyen Yüksek Hemşire Hüsniye Altıntaş da, "Kadınların hayattan erken kopmaması, sevdiklerine ve kendilerine sahip çıkabilmesi için erken tanının ne kadar önemli olduğunu her fırsatta anlatıyoruz. Kadın toplumun kalbidir; o yüzden sağlığı her şeyden değerlidir. Bizler onların yanında olmak, her zaman destek olmak ve farkındalık oluşturmak için var gücümüzle çalışıyoruz. Kadınlarımızın yaşam mücadelesinde daime yanlarında olacağım" diye konuştu. "Sergim Erken Teşhisin Ne Kadar Önemli Olduğunu Anlatıyor" Yoğun katılımın sağlandığı programda meme kanseriyle mücadele etmiş Fotoğraf Sanatçısı Serpil Savaş ise hastalıkta tanı konduğu günden iyileşme sürecine kadar geçen dönemi anlatan fotoğraflarını paylaştı. Erken teşhisin bir insanın hayatını nasıl değiştirebileceğini duygusal karelerle anlatan Savaş, "İki yıl önce meme kanserine yakalandım. Hastalığımın başladığı andan itibaren yaşadığım her duyguyu, geçirdiğim tüm aşamaları fotoğraflarla belgeledim. Bugün açtığım bu sergide, hastalığın zorlu tedavi sürecinin ardından yeniden hayata tutunmanın mümkün olduğunu göstermek istedim. Fotoğraflarım, erken teşhisin bir yaşamı nasıl değiştirebileceğini, umudun insanı nasıl yeniden ayağa kaldırdığını anlatıyor. Eğer bu farkındalığa sahip olabilirsek, özellikle 40 yaş üzeri kadınlarımız düzenli kontroller yaptırırsa, erken teşhisin hayat kurtardığını hep birlikte görebiliriz" dedi. Program sonunda CHP Osmangazi İlçe Başkanı Raşit Gürbüz ve meclis üyeleri, konuşmacılara günün anısına teşekkür hediyesi takdim etti.
Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde ’Dünya El Yıkama Günü’ etkinliği düzenlendi
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:44 Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde ’Dünya El Yıkama Günü’ etkinliği düzenlendi Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte çocuklara el yıkamanın önemi anlatılırken, eğlenceli aktivitelerle keyifli anlar yaşandı. 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü dolayısıyla Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlendi. Hastane içerisinde kurulan stantta, Enfeksiyon Kontrol Komitesi hemşireleri ve doktorlar tarafından çocuklara el yıkamanın önemi anlatıldı. Etkinlikte çocuklar, palyaço gösterileri ve çeşitli aktivitelerle gönüllerince eğlenirken kendilerine hediyeler de verildi. 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte konuşan Fethi Sekin Şehir Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Fatih Demir, "Bugün, 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü. Biz de 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında hastanemizde bir etkinlik düzenledik. 2008 yılından beri 15 Ekim bütün dünyada Dünya El Yıkama Günü olarak kutlanmakta. Bugünün anlamına dikkat çekmek için hastanemizde hem çocukların eğlenebileceği hem de el yıkamanın önemine dikkat çekebileceğimiz bu etkinlik kapsamında bir takım faaliyetler düzenlendi. El yıkama aslında çok basit ama etkili bir hijyen sağlama yöntemi. Birkaç saniyemizi ayırarak su ve sabunla birçok enfeksiyon hastalığının önlenmesine katkı sağlayabilecek bir faaliyet. Özellikle Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre enfeksiyon hastalıklarının, ishallerin, solunum yolu hastalıklarının yüzde 30’a kadar önlenmesinde el yıkama önemli bir noktada. Bu anlamda biz de su ve sabunla birkaç saniyemizi ayırıp el yıkamanın önemine dikkat çekerek hem çocuklarımızın hem erişkinlerin, özellikle sağlık çalışanlarının ve yaşlıların bu tarz enfeksiyon hastalıklarından korunmasına yönelik önemli bir farkındalık oluşturduk. Bu etkinlik kapsamında hastanemizdeki hasta çocukları, hasta yakınlarımızın çocuklarını da dahil ederek hem onların eğlenmesine vesile olduk hem de el yıkamanın önemini, bilincini kavratmaya çalıştık" dedi. Etkinliğe katılan vatandaşlardan Nurhan Açıkdilli, farkındalık etkinliğini çok beğendiğini belirterek, "Çocukların bilinçlenmesi çok güzel oldu. Hem eğlendiler hem de hijyen konusunda bilgi sahibi oldular. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Etkinliğe katılan çocuklardan 11 yaşındaki Miraç Çiçek ise "Bugün elimizi yıkamayı ve neden yıkamamız gerektiğini öğrendik. Güzel oyunlar oynadık, çok eğlendik ve mutlu olduk" ifadelerini kullandı. Etkinliğe Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Fatih Demir, hastane yöneticileri, sağlık çalışanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde "Dünya El Yıkama Günü" etkinliği
15 Ekim 2025 Çarşamba - 12:43 Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde "Dünya El Yıkama Günü" etkinliği Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında farkındalık etkinliği düzenlendi. Etkinlikte çocuklara el yıkamanın önemi anlatılırken, eğlenceli aktivitelerle keyifli anlar yaşandı. 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü dolayısıyla Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde farkındalık oluşturmak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenlendi. Hastane içerisinde kurulan stantta, Enfeksiyon Kontrol Komitesi hemşireleri ve doktorlar tarafından çocuklara el yıkamanın önemi anlatıldı. Etkinlikte çocuklar, palyaço gösterileri ve çeşitli aktivitelerle gönüllerince eğlenirken, kendilerine hediyeler de verildi. 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında düzenlenen etkinlikte konuşan Fethi Sekin Şehir Hastanesi Başhekimi Dr. Öğr. Üyesi Fatih Demir, " Bugün, 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü. Biz de 15 Ekim Dünya El Yıkama Günü kapsamında hastanemizde bir etkinlik düzenledik. 2008 yılından beri 15 Ekim bütün dünyada Dünya El Yıkama Günü olarak kutlanmakta. Bu günün anlamına dikkat çekmek için hastanemizde hem çocukların eğlenebileceği hem de el yıkamanın önemine dikkat çekebileceğimiz bu etkinlik kapsamında bir takım faaliyetler düzenlendi. El yıkama aslında çok basit ama etkili bir hijyen sağlama yöntemi. Birkaç saniyemizi ayırarak su ve sabunla birçok enfeksiyon hastalığının önlenmesine katkı sağlayabilecek bir faaliyet. Özellikle Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre enfeksiyon hastalıklarının, ishallerin, solunum yolu hastalıklarının yüzde 30’a kadar önlenmesinde el yıkama önemli bir noktada. Bu anlamda biz de su ve sabunla birkaç saniyemizi ayırıp el yıkamanın önemine dikkat çekerek hem çocuklarımızın hem erişkinlerin, özellikle sağlık çalışanlarının ve yaşlıların bu tarz enfeksiyon hastalıklarından korunmasına yönelik önemli bir farkındalık oluşturduk. Bu etkinlik kapsamında hastanemizdeki hasta çocukları, hasta yakınlarımızın çocuklarını da dahil ederek hem onların eğlenmesine vesile olduk hem de el yıkamanın önemini, bilincini kavratmaya çalıştık" dedi. Etkinliğe katılan vatandaşlardan Nurhan Açıkdilli, farkındalık etkinliğini çok beğendiğini belirterek, "Çocukların bilinçlenmesi çok güzel oldu. Hem eğlendiler hem de hijyen konusunda bilgi sahibi oldular. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum" şeklinde konuştu. Etkinliğe katılan çocuklardan 11 yaşındaki Miraç Çiçek ise, "Bugün elimizi yıkamayı ve neden yıkamamız gerektiğini öğrendik. Güzel oyunlar oynadık, çok eğlendik ve mutlu olduk" ifadelerini kullandı. Etkinliğe Başhekim Dr. Öğr. Üyesi Fatih Demir, hastane yöneticileri, sağlık çalışanları ve çok sayıda vatandaş katıldı.
Mersin’de 4 yeni acil sağlık hizmetleri istasyonu için protokol imzalandı
15 Ekim 2025 Çarşamba - 11:56 Mersin’de 4 yeni acil sağlık hizmetleri istasyonu için protokol imzalandı Mersin Valisi Atilla Toros’un himayelerinde, il genelinde dört farklı noktada yapılacak acil sağlık hizmetleri istasyonları için hayırseverler ile İl Sağlık Müdürlüğü arasında protokoller imzalandı. Mersin’de sağlık altyapısını güçlendirecek yatırımlar kapsamında, hayırseverlerin desteğiyle dört yeni ’Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ binasının yapımı için protokoller hayata geçirildi. Bu kapsamda hayırsever Mustafa Yükselgüngör ile İl Sağlık Müdürlüğü arasında imzalanan protokol çerçevesinde, Erdemli ilçesi Arpaçbahşiş Mahallesi’ne ’Ali Yükselgüngör Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ yapılacak. Daha önce de Yükselgüngör tarafından ’Arpaçbahşiş Aile Sağlığı Merkezi’ ile Kargıpınarı Mahallesi’ne ’112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ kazandırılmıştı. Hayırsever Yücelen Vakfı ile İl Sağlık Müdürlüğü arasında imzalanan protokolle, Anamur ilçesine ’Rüştü Kazım Yücelen 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ yapılacak. Anamur Yaş Meyve ve Sebze Komisyoncuları Derneği tarafından yapılacak olan ’Anamur 3 No’lu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ için de protokol imzalandı. Son olarak, hayırsever Erdal Karan ile İl Sağlık Müdürlüğü arasında yapılan protokolle, ’Anamur Nihat Karan 112 Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’ binasının yapımı karara bağlandı. Gerçekleştirilen imza törenlerinde konuşan Mersin Valisi Atilla Toros, hayırseverlerin sağlık alanındaki desteklerinin toplum adına büyük bir anlam taşıdığını vurguladı. Vali Toros, "Hayırsever hemşehrilerimizin bu duyarlı davranışları hem ilimizin sağlık altyapısına katkı sağlıyor hem de geleceğe örnek teşkil ediyor. Bugüne kadar yaptıkları tüm hayırlı çalışmalar için kendilerine teşekkür ediyorum. Bu değerli katkıların Mersin’e ve ülkemize hayırlı olmasını diliyorum" dedi.
Oyuncu Devrim Yakut: "4 ay önce meme kanseri teşhisi kondu, erken tanı sayesinde geldi ve geçti"
15 Ekim 2025 Çarşamba - 11:30 Oyuncu Devrim Yakut: "4 ay önce meme kanseri teşhisi kondu, erken tanı sayesinde geldi ve geçti" Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde meme kanseri farkındalık ayı kapsamında düzenlenen "Meme Kanserine Karşı Her Raunda Hazırız" etkinliğine ünlü oyuncu Devrim Yakut da katıldı. Yakut, 4 ay önce meme kanseri tanısı aldığını ilk kez bu programda dile getirirken yaşadığı süreci "Erken teşhis sayesinde geldi ve geçti" sözleriyle aktardı. Meme kanseri, dünyada kadınlarda en sık görülen kanser türü olmaya devam ediyor. Türkiye’de kadınlarda görülen kanserlerin yüzde 24’ünü meme kanseri oluştururken, bu durum yılda yaklaşık 25 bin yeni meme kanseri tanısı anlamına geliyor. Ancak tüm kanser türlerinde olduğu gibi meme kanserinde de erken tanıyla birlikte, kadınlara ikinci bir yaşam şansı sunuyor. Bu nedenle meme kanserine karşı farkındalık oluşturmak ve toplumu bilinçlendirmek, hastalıkla mücadelede büyük önem taşıyor. Her yıl ekim ayında yapılan farkındalık etkinlikleri kapsamında bu yıl da, Acıbadem Altunizade Hastanesi’nde meme kanseri farkındalık programı düzenlendi. Pembe İzler Kadın Kanserleri Derneği’nin desteğiyle gerçekleştirilen ’Meme Kanserine Karşı Her Raunda Hazırız’ etkinliğinde Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Başaran, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aykut Soyder, Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkin Arıbal ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Kadriye Tezcanlı, tanı ve tedavide en yeni gelişmeleri paylaşırken katılımcılardan gelen soruları yanıtladı. Öte yandan ünlü oyuncu Devrim Yakut da kadınlara erken tanının önemini kendi hikayesinden yola çıkarak vurgulamak amacıyla, etkinlikte konuşmacı olarak yer aldı. 4 ay önce erken teşhisle meme kanserini yendiğini, ilk kez bu programda dile getiren ve sürecini içtenlikle anlatan Yakut, erken tanı ve farkındalıkla birlikte tedavi sürecine önemli katkı sunulacağının bir kez daha altını çizdi. "O kadar erken fark edildi ki geldi ve geçti" Meme kanserini erken tanı sayesinde hızlıca ve sağlıklı bir şekilde atlattığını dile getiren Devrim Yakut, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Erken tanının önemine çok inandığım için ve ailemde bu hastalığın varlığı nedeniyle çok titizlendim. Ben de bu işin kıyısından erken teşhisle dönmüş biri olarak burada kendi serüvenimi anlatacağım. Aslında serüven bile denemez, o kadar erken fark edildi ki, böylece geldi ve geçti çok şükür. Ekim ayındaki bu farkındalığı çok önemsiyorum çünkü bir toplumda kadın sağlıklıysa eğer toplum da sağlıklıdır; hem psikolojik olarak hem zihinsel olarak. O yüzden kadınlarımız sağlıklı olsun, toplumumuz da sağlıklı olsun. Benim hastalığım da erken tanı sayesinde geldi ve geçti." "Bir an bile umutsuzluğa kapılmadım, şimdi sağlıklı bir biçimde buradayım" Meme kanseri teşhisini rutin kontrolleri sırasında öğrendiğini belirten Yakut, süreç boyunca nasıl ilerlediğinden ve neler hissettiğinden ise "Mamografi sırasında daha önceki kontrollerde olmayan çok küçük bir şeye rastlandı. Radyolog o minicik şeyi fark etti ve sonra süreç başladı. Hocalarımız ilk gün bana ’biz bu işi halledeceğiz’ dediler. Onların kendilerine, mesleklerine ve bunu yapış biçimine inançları beni hep çok dik tuttu. Bir an bile umutsuzluğa kapılmadım, o yüzden buradayım zaten. Umutsuzluğa kapılmamak bu rahatsızlıkta son derece önemli. 4 ay önce daha ilk teşhis konmuştu, 4 ay sonra sağlıklı bir biçimde buradayım. Bundan 20 yıl önce zor bir hastalıktı bu. Ben annemi de bu rahatsızlıktan kaybettim; ama o zaman algımla bu zaman algım birbirinden çok farklı. Çünkü hekimlerimiz erken teşhisin önemini hep söylüyordu. Erken teşhis de ancak düzenli kontrollerle olabiliyor, bundan korkmamak gerekiyor. ’Hastaneye gidersem korkacağım bir şeyle karşılaşacağım’ korkusu daha büyük şeylere sebep oluyor, bunu kimse yapmasın" sözleriyle bahsetti. "Erken evrede yalnızca cerrahi müdahale bile yeterli olabiliyor" Acıbadem Altunizade Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Gül Başaran, erken tanının önemine dikkat çekerek, şu şekilde konuştu: "İsteriz ki kimse kanser olmasın ve karşımıza gelmesin ama yine de beni en çok mutlu eden hasta grubu, daha eline gelmeden tarama sırasında milimetrik tümörle gelenler. Çünkü o durumda sadece cerrahi müdahaleyle tedaviyi gerçekleştirebiliyoruz. Bu nedenle herkesin erken taramaya girip özellikle 40 yaşından sonra düzenli mamografi yaptırmasını tavsiye ediyoruz. Bu şekilde olunca medikal onkologların da işi daha kolaylaşmış oluyor. Çünkü ne kadar ileri evre olursa o kadar da tedavi gerekiyor demek; bu hem hasta hem de takip eden hekim açısından çok zor bir durum. Erken tanıdan asla korkmamak gerekiyor. Bunu bir akciğer grafisi ya da kolonoskopi gibi düşünebilirsiniz, ne kadar küçükken tespit edilebilirse bizim için o kadar iyi. Üstelik her gün de değil, yılda 1 kez yaptırmak bile yeterli. Buradan bir kez daha belirtelim; ’erken tanı hayat kurtarır.’" "Meme kanserinde birçok faktörün etkisi var, tedaviler de buna göre şekilleniyor" Meme kanserinin erken ergenlik, geç menopoz, menopoz sonrası hormon ilacı kullanma, geç doğum yapma veya hiç doğum yapmama gibi faktörlerle bağlantılı olduğunu belirten Prof. Dr. Başaran, "Bu faktörlerin herhangi birine sahip olmak meme kanseri olunabileceği anlamına gelmiyor. Çünkü meme kanseri tek bir risk faktörü nedeniyle değil birçok faktörün etkisi ile oluşuyor. Meme kanserinin yüzde 5-10’u ise kalıtsal gen bozukluklarından gelişebiliyor. Ayrıca başka hastalıklar nedeniyle göğüs bölgesine radyoterapi almak, sürekli ve fazla miktarda alkol kullanmak ve obezite meme kanseri riskini artıran etkenler arasında yer alıyor" dedi. "Ne kadar erken evrede tanı koyabilirsek bu o kadar az tedavi demek" Acıbadem Altunizade Hastanesi Meme Sağlığı Merkezi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Aykut Soyder, meme kanserinin tedavilere tamamen cevap ve sonuç veren bir kanser türü olduğunu dile getirerek, "Meme kanserini diğer kanser türlerinden ayıran en önemli özelliklerinden biri, tüm tedavi protokollerinden sonra kendisini tamamen unutabileceğimiz bir hastalık olması. O yüzden mümkün olabildiğince ne kadar erken evrede tanı koyabilirsek bu o kadar az tedavi demek. Erken tanı sayesinde bu hastalığın tedavisini belki kemoterapisiz, yalnızca sınırlı cerrahi ve radyoterapi işlemleriyle bir an önce gerçekleştirebiliriz. Normalde tarama programlarına 40 yaş sonrası ultrason ve mamografiyle devam ediyoruz. Ama kendi kendine muayene dediğimiz ve erken tanı kapsamında çok önemsediğimiz kısım da çok kıymetli. Bu yüzden her kadının 20 yaş itibariyle kendi meme dokusunu tanımasını ve 25 yaşından itibaren de klinik değerlendirmelere başlanmasını önemsiyoruz. Elbette ki her hastalık gibi bu hastalık da kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Örneğin kişilerin aile öyküsünün varlığı ya da genetik pozitiflik bazı tetkikleri bunları göz önünde bulundurarak yapmamız anlamına geliyor. Çünkü bu tip hastalarda genç ve erken tanı bizim için çok önemli" ifadelerini kullandı. "Meme kanserinde doğru bilinen yanlışlar erken tanıya engel olabiliyor" Türkiye’de ’radyasyon’ korkusu nedeniyle mamografi çektirmekten kaçınılmasının erken teşhiste gecikmeye yol açtığına dikkat çeken Prof. Dr. Soyder, "Mamografinin zararlı olduğu, tanı sürecinde biyopsi yapılmasının hastalığın yayılmasına yol açtığı, ailede meme kanseri öyküsü yoksa riskin olmadığı, ele gelen kitle ağrılı olmadığı için meme kanserinden şüphelenmek gerekmediği gibi toplumda doğru bilinen yanlışlar da meme kanserinde erken tanı fırsatının kaçırılmasına yol açabiliyor" dedi. "Her kadının kendi riskini öğrenmesi önemli" Meme kanserinin özellikle 40 yaş üstü kadınlarda daha sık görüldüğünü belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Radyoloji Uzmanı Prof. Dr. Erkin Arıbal, "Ancak her kadının riski aynı değildir. Meme kanseri gelişme ihtimali kadından kadına değişebiliyor. Bu nedenle her kadına özel bir takip protokolü oluşturmayı tercih ediyoruz. Genel olarak 40 yaş sonrasında mamografi yapılması önerilmekle birlikte, bazı kadınlarda buna ek olarak ultrason, MR, üç boyutlu mamografi veya kontrastlı mamografi gibi farklı görüntüleme yöntemlerinden yararlanmak gerekebiliyor" dedi. Kadınların özellikle 40 yaşından sonra kendi risk düzeylerini belirlemek için bu konuda uzmanlaşmış bir meme merkezine başvurmalarının sağlıklı bir yaklaşım olacağını vurgulayan Prof. Dr. Arıbal, "Ailede meme veya yumurtalık kanseri öyküsünün bulunması, genetik yatkınlığı düşündürür. Bununla birlikte meme yoğunluğu gibi bazı faktörler de kadının riskini belirleyen önemli unsurlardır. Riski belirlenen kadınlara, bu faktörler doğrultusunda yılda bir mamografi ya da gerektiğinde daha ileri tetkiklerle meme kanseri taraması yapılması uygun olur. Her kadının kendi riskini ve meme yapısını öğrenmesi, erken tanı ve etkin korunma açısından son derece önemlidir" dedi. "Meme kanseri tedavisi bütüncül bir yaklaşıma dönüştü" Meme radyoterapisindeki gelişmeler ve yaşam tarzı değişikliklerinin tedavi sürecindeki önemini belirten Acıbadem Altunizade Hastanesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Evrim Kadriye Tezcanlı ise "Meme kanseri tedavisinde radyoterapi, son yıllarda teknolojik ilerlemeler ve klinik deneyimlerin artmasıyla önemli ölçüde gelişti. Günümüzde amaç, tümör bölgesini ve risk altındaki dokuları yeterli dozda tedavi ederken özellikle kalp ve diğer sağlıklı dokuların korunması. Modern planlama sistemleri, görüntü kılavuzlu tedavi, yüzey takip sistemleri ve solunum kontrolü (örneğin; derin solunumda nefes tutma) teknikleriyle, kalbe giden dozlar sınırlanarak, tedavi alanlarının doğruluğu ve güvenliği belirgin şekilde arttı. Bu gelişmeler sayesinde, hastalar daha kısa süreli ve iyi tolere edilen tedaviler alabiliyor" diyerek yaşanan yenilikleri aktardı. Tedavinin başarısında yaşam tarzındaki iyileşmelerin de önemli etkisi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tezcanlı, "Günümüzde meme kanseri tedavisi, yalnızca hastalığı kontrol altına almakla kalmayıp, hastaların uzun vadede sağlıklı ve aktif bir yaşam sürdürmesini hedefleyen bütüncül bir yaklaşıma dönüştü" şeklinde konuştu.
Bu alışkanlıklar menopoza davetiye çıkarıyor
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:47 Bu alışkanlıklar menopoza davetiye çıkarıyor Yaşam süresi uzadıkça menopoz yaşı da daha fazla gündeme gelirken; menopozun geciktirilip geciktirilmeyeceği merak ediliyor. Medicana Sağlık Grubu Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Doç. Dr. Aşkın Doğan, kadınların menopoza girmelerinin sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla geciktirilebileceğine vurgu yaparak, "Menopozdan kaçınmak mümkün olmasa da daha sağlıklı bir yaşam ve toksinlerden uzak durarak menopoza erken girmenin önüne geçilebilir" mesajını verdi. Menopoz, son yıllarda kadınların yaşam süresinin uzamasıyla beraber daha fazla gündemde yer alıyor. Hal böyle olunca kadınlar da menopoza girişin evrelerini, menopozu nasıl erteleyebileceğini ve bu süreçte ne yapması gerektiğini daha fazla araştırıyor. Medicana International İzmir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Aşkın Doğan, menopozla ilgili merak edilen soruları yanıtladı. Kadınların yüzde 80’ini sıcak basıyor Menopoz öncesi dönemde kadınlarda en sık görülen semptomun sıcak basması olduğunu aktaran Doç. Dr. Aşkın Doğan, "Kadınların yüzde 80’ine kadarında menopoz öncesi dönemde sıcak basmaları ortaya çıkmaktadır. Bu bulgular vazomotor semptomlar olarak da adlandırılır. Genellikle gövdenin üst kısmında başlayan ve yüzde hissedilen bu ataklar 2-4 dakika sürer; ardından terleme ve üşüme ile sonlanır. Anksiyete de eşlik edebilir. Günde 7’den fazla atak yaşayan kadınlarda uyku, konsantrasyon, ruh hali ve cinsel aktivitede bozulma görülebilir" dedi. Depresyon riski artabilir Öte yandan menopoza geçiş dönemindeki kadınlarda, menopoz öncesi dönemlere kıyasla depresyon riskinin belirgin bir şekilde artabileceğini aktaran Doç. Dr. Aşkın Doğan, geçiş döneminde gözlemlenen diğer belirtilere değindi: "Adet düzeninde de değişiklikler olur. Eski adet düzenine göre iki adet arasındaki süre 7 günden fazla olacak şekilde önce sıklaşır, daha sonra uzamaya başlar. Adet kanama miktarında ise kademeli bir azalma görülür. Genellikle yağ kütlesi artar, yağsız kütle azalır ve bel çevresinde yağlanma daha belirgin hale gelir." Menopoz yaşında bir numaralı etken: Aile Menopoz yaşını etkileyen en önemli faktörlerden birinin genetik yatkınlık olduğunu ifade eden Doç. Dr. Aşkın Doğan, "Ailede erken menopoz öyküsü varsa risk artar. Ayrıca otoimmün hastalıkları bulunan bireylerde de risk yüksektir. Geçirilmiş yumurtalık cerrahisi, kemoterapi ve radyoterapi gibi tedaviler menopoza geçiş sürecini hızlandırabilir. Öte yandan genç bireylerde erken menopoz riskini değerlendirmek için ailede erken menopoz öyküsü olup olmadığına bakılır. Ayrıca kemoterapi, radyoterapi veya yumurtalık cerrahisi geçiren kişilerde AMH (Anti-Müllerian Hormon) düzeylerinin ölçülmesi fikir verebilir. Buna ek olarak, ultrasonla yumurta sayımı ya da adet döngüsünün 3. gününde bakılan hormon değerleri de bilgi sağlar" dedi. Menopozu ertelemek mümkün değil Menopozu ertelemenin mümkün olup olmadığı konusuna da açıklık getiren Doç. Dr. Aşkın Doğan, sözlerine şöyle devam etti: "Menopozu tamamen ertelemek mümkün olmasa da, sağlıklı yaşam alışkanlıkları ve toksinlerden uzak durmak; örneğin sigara ve alkol kullanmamak erken menopoza girişi geciktirebilir. Sağlıklı beslenme de önemlidir: antioksidan, omega-3, D vitamini, folat ve B12 alımı genel olarak önerilir. Ayrıca stres yönetimi de önemlidir. Çünkü stres, kortizol üretimini artırarak yumurtalık fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilir." Semptomları hafifletmekte etkili olabilir Menopozu ertelemek ya da geciktirmek için uygulanan tedavilerin sağlık üzerindeki etkileri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Aşkın Doğan, sözlerini şöyle tamamladı: "Menopozu geciktirmek tam anlamıyla mümkün olmasa da, erken menopoz durumlarında hormon replasman (yerine koyma) tedavileri uygun hastalarda semptomları hafifletmede etkili olabilir. Özellikle 40 yaş altında, AMH değerleri düşük ve ileride çocuk sahibi olma isteği bulunan hastalarda oosit (yumurta) dondurma işlemi önerilir. Bu işlem menopozu geciktirmese de doğurganlık (fertilite) kapasitesini koruma açısından önemlidir. Uygun hastalarda (meme kanseri öyküsü olmayan, tromboemboli, inme, koroner kalp hastalığı veya aktif karaciğer hastalığı bulunmayan bireylerde) hormon replasman tedavisi semptomatik hastalarda önerilebilir. Kısa vadede sıcak basmaları ve vajinal kuruluk gibi şikayetleri azaltırken, uzun vadede bilişsel fonksiyonlar, kemik sağlığı ve idrar kontrolü üzerine olumlu etkiler sağlayabilir. Deneysel olarak PRP (Platelet Rich Plasma) gibi bazı yöntemler menopozu ertelemeye yönelik olarak araştırılmaktadır. Ancak şu anda bu amaçla bilimsel olarak kanıtlanmış bir yöntem bulunmamaktadır."
2 yılda bir yetişiyor, olgunlaşınca değil çürüyünce tüketiliyor
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:44 2 yılda bir yetişiyor, olgunlaşınca değil çürüyünce tüketiliyor Sivas’ın yüksek rakımlı bölgelerinde kendiliğinden yetişen üvez ağaçları, iki yılda bir verdiği meyvelerle dikkat çekiyor. Ağustos ve Eylül aylarında toplanan üvez, tam olgunluğa ulaştıktan sonra bir süre bekletilerek çürümeye bırakılıyor. Bu şekilde tüketilen meyvenin kalp ve cilt rahatsızlıklarına iyi geldiği, sindirim sistemi üzerinde olumlu etkiler sunduğu düşünülüyor. Doğal yapısı ve nadir bulunması nedeniyle kıymetli görülen üvez, özellikle bağırsak sorunları ve kalp krizi riskine karşı koruyucu bir besin olarak değerlendiriliyor. Bir yıl aranın ardından olgunlaşan üvez meyvesi, geçtiğimiz yıl Ağustos ve Eylül aylarında toplanıp çürümeye bırakılmasının ardından bu sezon Sivas’ta tezgâhlarda yeniden yerini aldı. Kilosu 300 liradan satışa sunulan üvez, şifa arayanlar tarafından yoğun ilgi görüyor. Sivas’ta esnaflık yapan Ahmet Şarkışla vezin kış meyvesi olduğunu söyleyerek, "Vatandaş vezi aldıktan sonra karanlık bir odaya koyar. 1-2 günde değil, 30 gün boyunca tüketilir. 10 ve 11. aylarda, Tokat - Sivas arasında ve yüksek kesimlerde çıkar. Her köyde bulunmaz. Vezi kış meyvesi olarak adlandırırız. Yetişkin insanlar veziyi daha iyi bilirler. Soğuk algınlığına, sindirim sistemine ve bağışıklığa da iyi gelir" dedi. Geçen yıl 500 kilo çıkan üvez bu yıl sadece 50 kilo "2 yılda bir yetişiyor. Bir sene bereketli olur, diğer sene daha az yetişir. Olgunlaşınca tezgaha asarız, simsiyah olunca yenir. Bağın tanesi yaklaşık 2 kilogram, vatandaş bunu 1 ayda tüketmeli. Geçen sene bu zamanlarda 150 liraydı, şimdi ise 300 liraya kadar çıktı. Bu yıl dökümü daha az olduğu için fiyatı yükseldi. 500 kilogram çıkan yerde şu an 50 kilogram toplandı" diye belirtti. Kış aylarının şifa meyvesi Üvezin sağlık açısından faydalarını anlatan Ahmet Şarkışla, "Özellikle kış aylarında tüketilmesi gereken üvez soğuk algınlığına, bağışıklığa, yüksek tansiyona, bağırsak hastalığına, kalbe ve böbrek rahatsızlıklarına iyi gelir. Sadece Sivas’tan değil çevre illerden de alanlar oluyor. Vatandaş merak edip geliyor. İkram ediyoruz ve ertesi gün gelip alıyorlar. Bilmeyenler adını öğrensin diye 5 tane etiket koyduk" diye belirtti.
Dikkat testi çocuğun potansiyelini ortaya çıkarabilir
15 Ekim 2025 Çarşamba - 10:43 Dikkat testi çocuğun potansiyelini ortaya çıkarabilir Çocukluk çağının en sık görülen rahatsızlıklarından olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite bozukluğu (DEHB), son derece önemli akademik, sosyal, psikiyatrik sorunlara yol açabilen aşırı hareketlilik, dikkatle ilgili sorunlar, dürtüsellik ile karakterize ve olumsuz etkileri yaşam boyu sürebilen bir nörobiyolojik rahatsızlıktır. Moxo Testiile dikkat eksiliği ve hiperaktive bozukluğu tanısına ulaşılabilir. Medicana Bursa Hastanesi Uzman Psikolog Başak Mutlu, çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerinin erken dönemde fark edilmesi ve bilimsel yollarla değerlendirilmesinin, hem akademik başarı hem de sosyal uyum açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Mutlu, bu konuda ailelere önemli bir destek aracı olan MOXO Dikkat Testi hakkında bilgi verdi. MOXO Dikkat Testi’nin; çocukların dikkat düzeyini, zamanlama becerilerini, dürtü kontrolünü ve hiperaktivite seviyesini objektif biçimde ölçen bilimsel bir test olduğunu belirten Psikolog Başak Mutlu, şunları söyledi: "MOXO testi, çocukların gerçek yaşamdaki dikkat performanslarını yansıtan bir testtir. Test sırasında çeşitli dikkat dağıtıcı uyaranlar eşliğinde çocuğun tepkileri ölçülür. Bu sayede sadece dikkat eksikliği değil, aynı zamanda hangi ortamlarda zorlandığı da net bir şekilde ortaya konur. Böylece çocuğa özel, doğru destek planları geliştirilebilir." Başak Mutlu, bazı davranışsal belirtilerin dikkate alınarak bir uzmandan MOXO testi talep edilmesi gerektiğini de ifade etti: "Ders çalışmasına rağmen düşük notlar. Ödevleri son ana bırakma. Akran ilişkilerinde zorluk. Sınavlarda zamanı etkili kullanamama. Dalgınlık, unutkanlık ve sık hata yapma. Sürekli hareket halinde olma veya sakarlık. Dikkat süresinin çok kısa olması." Çocukların dikkat becerilerinin yalnızca şikâyetlere göre değil, bilimsel verilerle değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Mutlu, testin aynı zamanda tedavi ve destek süreçlerinin planlanmasında önemli bir kılavuz olduğunu söyledi Mutlu, "MOXO, çocuğun güçlü ve gelişime açık yönlerini ortaya koyarak bize yol gösterir. Ebeveynlerin içgüdüsel gözlemleri çok değerlidir ancak bu gözlemleri bilimsel verilerle desteklemek, çocuğa en doğru desteği sunmamızı sağlar" diye konuştu.