SAĞLIK
İlaçta yerli üretim kapasitesinin artırılması hedefleniyor 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:56:12 Atatürk Üniversitesi, üniversite-sanayi iş birliği vizyonu doğrultusunda ilaç sektörünün önemli temsilcilerinden Polifarma İlaç yetkililerini ağırladı. Gerçekleştirilen ziyarette, hammadde üretimi alanında geliştirilebilecek potansiyel projeler, ortak Ar-Ge çalışmaları ve sürdürülebilir iş birliği imkanları ele alındı. Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu ev sahipliğinde Proje Destek Ofisi Koordinatörü Prof. Dr. Serdar Burmaoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirilen görüşmeye; Polifarma Ar-Ge Müdürü Levent Kandemir, Ar-Ge Teknoloji Transferi Müdür Yardımcısı Alpay Ceylan ve Ar-Ge Proses Geliştirme Müdür Yardımcısı Ahmet Demirbaş katıldı. Toplantıda; yerli ve milli üretim kapasitesinin artırılması, yüksek katma değerli ilaç hammaddelerinin geliştirilmesi, akademik bilgi birikiminin sanayi uygulamalarıyla bütünleştirilmesi ve uzun vadeli Ar-Ge iş birliklerinin oluşturulmasına yönelik değerlendirmelerde bulunuldu. Özellikle sağlık ve ilaç sektöründe dışa bağımlılığın azaltılmasına katkı sağlayacak projelerin önemine dikkat çekilirken, üniversitelerin bilimsel altyapısı ile sanayi kuruluşlarının üretim ve uygulama tecrübelerinin bir araya getirilmesinin stratejik bir gereklilik olduğu vurgulandı. "Bilimsel Bilginin Uygulamaya Dönüştürülmesi Büyük Önem Taşıyor" Ziyarette konuşan Rektör Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Atatürk Üniversitesinin bilimsel üretim kapasitesini toplum ve sanayi yararına dönüştürmeyi önceleyen bir anlayışla hareket ettiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Üniversite-sanayi iş birliğini yalnızca bilgi paylaşımı olarak değil, ülkemizin stratejik üretim hedeflerine katkı sunacak önemli bir kalkınma modeli olarak görüyoruz. Özellikle ilaç ve sağlık teknolojileri alanında yerli üretim kapasitesinin artırılması, nitelikli Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesi ve bilimsel bilginin uygulamaya dönüştürülmesi büyük önem taşımaktadır. Polifarma İlaç ile gerçekleştirilen bu görüşmenin, gelecekte somut projelere ve güçlü iş birliklerine zemin hazırlayacağına inanıyorum." Görüşme sonunda taraflar, karşılıklı bilgi paylaşımının artırılması, ortak proje geliştirme süreçlerinin değerlendirilmesi ve ilerleyen dönemde farklı çalışma başlıklarında iş birliği imkanlarının sürdürülmesi konusunda temennilerini dile getirdi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:51 Mide fıtığında tedavi kişiye özel planlanıyor "Yemek sonrası artan göğüs yanması, gece ağza gelen acı su ve bir türlü geçmeyen rahatsızlık hissi... Çoğu zaman basit bir reflü sanılarak geçiştirilen bu şikayetlerin altında, yaşam kalitesini derinden sarsan mide fıtığı yatabiliyor" diyen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Uygar Düzci, mide fıtığının toplumda sanılandan çok daha yaygın olduğuna dikkat çekti. Göğüste yanma ve ağza acı su gelmesi gibi şikayetler, günümüzün yoğun temposu ve düzensiz beslenme alışkanlıkları nedeniyle sıkça yaşanıyor. Ancak bu belirtiler sadece fonksiyonel bir reflünün değil, mide fıtığı gibi yapısal ve önemli bir sağlık sorununun da habercisi olabiliyor. Medipol Üniversitesi Esenler Dr. Öğr. Üyesi Uygar Düzci, mide fıtığının hem doğuştan hem de sonradan gelişebilen önemli bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekti. Yaşam tarzını bozuyor Mide fıtığı hakkında önemli bilgiler paylaşan Dr. Düzci, "Mide fıtığı, tıbbi adıyla hiatal herni, midenin diyaframdaki açıklıktan göğüs boşluğuna doğru yer değiştirmesiyle oluşuyor. Diyafram, göğüs ve karın boşluğunu ayıran kas yapısında bir bariyer görevi görüyor. Bu bölgedeki gevşeklik, midenin yukarı doğru kaymasına ve mide asidinin yemek borusuna kaçmasına neden olabiliyor. Bazı reflülerfonksiyoneldir. Tıka basa yemek, asitli ve gazlı içecekler tüketmek geçici reflüye neden olabilir. Ancak mide fıtığına bağlı reflü daha kalıcı ve yaşam kalitesini bozan bir tablo oluşturur" dedi. Bu şikayetlerle ortaya çıkıyor Mide fıtığı olan hastalarda en sık görülen belirten Dr. Düzci,"Yemeklerin ağza gelmesi, göğüste yanma hissi, ağıza acı ekşi su gelmesi, gece yastığa sıvı gelmesi ve ağız kokusu yer alıyor. Bazı hastalar ise göğüs ağrısı şikayetiyle kardiyolojiye başvurup yapılan tetkikler sonrası mide fıtığı tanısı alabiliyor. Toplumun yaklaşık yüzde 20’sinde mide fıtığı mevcut. Reflüşikâyetleri ise neredeyse her iki kişiden birinde görülebiliyor" diye konuştu. Tedavide ilk adım yaşam tarzı Mide fıtığının tedavisinin hastanın şikayetlerine göre planlandığını belirten Dr. Düzci, "İlk aşamada ilaç tedavisi ve yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşıyor. Bu süreçte hastalara yatmadan en az iki saat önce yeme-içmeyi bırakmaları, yastık sayısını artırmaları, asitli ve gazlı içeceklerden kaçınmaları, tıka basa yemek yememeleri ve yemekle birlikte su tüketmemelerini öneriyoruz. Ancak ilaç tedavisine ve yaşam tarzı düzenlemelerine rağmen şikâyetleri devam eden hastalarda cerrahi seçenekler gündeme geliyor. Mide ile diyafram arasındaki açıklığın kapatıldığı cerrahi tedavilerle hastaların büyük bölümünde şikâyetlerin tamamen ortadan kalktığını görüyoruz" şeklinde konuştu.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:38 Cilt kanseriyle ilgili önemli açıklama: Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğünden cilt kanseriyle ilgili yapılan açıklamada cilt kanseri gelişiminde en önemli risk faktörün güneş ışınları olduğu uyarısında bulunuldu. Konuyla ilgili yapılan yazılı açıklamada, Mayıs ayının cilt kanserine dikkat çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla "Cilt Kanseri Farkındalık Ayı" olarak kabul edildiği belirtildi. Açıklamada, "Özellikle yaz aylarında artan güneş maruziyeti öncesinde vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi önem arz etmektedir. Cildimiz, vücudumuzu dış etkenlere karşı koruyan en büyük organımızdır. Cilt kanseri ise deri hücrelerinin kontrolsüz çoğalması sonucu gelişen ve oldukça yaygın görülen bir kanser türüdür. Her cilt değişikliği kanser anlamına gelmemekle birlikte, erken dönemde fark edilen şüpheli değişikliklerin değerlendirilmesi tanı sürecinde büyük önem taşımaktadır. Cilt kanseri gelişiminde en önemli risk faktörü güneş ışınlarıdır. Özellikle ultraviyole (UV) ışınlarına uzun süre ve korunmasız maruz kalmak riski artırmaktadır. Bunun yanı sıra solaryum kullanımı, açık ten yapısı, aile öyküsü ve bağışıklık sisteminin zayıf olması da risk faktörleri arasında yer almaktadır. Unutulmamalıdır ki cilt kanserlerinin önemli bir kısmı önlenebilir ve erken teşhis ile başarılı şekilde tedavi edilebilir. Bu nedenle herkesin kendi cildini tanıması ve düzenli olarak kontrol etmesi hayati önem taşımaktadır" ifadelerine yer verildi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 12:30 Tuzu azaltarak sağlığı korumanın etkili yolları Beslenme ve Diyet Uzmanı Selva Oturakçıibogil, tuz kullanımını azaltmanın en etkili yollarından birinin baharatlardan destek almak olduğunu belirterek, "Kimyon, kekik, biberiye, karabiber, zencefil ve kırmızı biber gibi aromatik baharatlar yemeklere istediğiniz lezzeti kazandırabilir" dedi. Dünya Sağlık Örgütü, bireylerin günlük tuz tüketiminin yaklaşık 5-6 gramı geçmemesini öneriyor. Oysa pek çok kişi yalnızca yemeklere eklediği tuzla değil; peynirden zeytine, soslardan atıştırmalıklara kadar birçok besin aracılığıyla fark etmeden gereğinden fazla miktarda tuz yani sodyum tüketiyor. Günlük hayatta uygulanabilecek küçük ama etkili değişikliklerle hem daha dengeli beslenmenin hem de sağlığı korumanın mümkün olduğunu söyleyen Medline Adana Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Selva Oturakçıibogil, tuz tüketimini azaltmak için uygulanabilecek pratik önerilerde bulundu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Oturakçıibogil, yemeklerin tadına bakmadan tuz eklemenin çoğu zaman farkında olmadan fazla sodyum tüketimine neden olduğunu söyleyerek, "Bu alışkanlığı azaltmanın en etkili yollarından biri, sofradan tuzluğu tamamen kaldırmak olabilir. Beyaz peynir ve salamura peynirler genellikle yüksek miktarda tuz içerirler. Lor peyniri veya dil peyniri gibi daha düşük sodyum içeren seçenekleri tercih edin. Tuz oranı yüksek peynirleri ise tüketmeden önce bir süre suda dinlendirerek tuz miktarını azaltabilirsiniz. Kahvaltıların vazgeçilmezi olan zeytin, yüksek tuz içeriği nedeniyle kontrollü tüketilmelidir. Zeytinleri bir gece önceden suda bekletmek, içerisindeki fazla tuzun azalmasına yardımcı olacaktır. Hazır salçalar yüksek oranda tuz içerirler. Yemeklerde salça yerine taze domates rendesi kullanmak daha sağlıklı bir tercih olacaktır. Salça kullanılması gereken tariflerde ise yemeklere fazladan tuz eklemekten kaçının" dedi. Konserve sebze, hazır gıda ve çorbaların genellikle yüksek miktarda sodyum içerdiğini belirten Oturakçıibogil, "Bu nedenle mümkün olduğunca taze ve doğal besinleri tercih etmeye özen gösterin. Sucuk, salam, sosis ve paketlenmiş et ürünleri, raf ömrünü uzatmak amacıyla yoğun miktarda tuz içerirler. Et, tavuk ve balığın doğal yapısında zaten belirli miktarda sodyum bulunduğu için ekstra tuz içeren işlenmiş ürünlerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Tuz kullanımını azaltmanın en etkili yollarından biri de baharatlardan destek almaktır. Kimyon, kekik, biberiye, karabiber, zencefil ve kırmızı biber gibi aromatik baharatlar yemeklere istediğiniz lezzeti kazandırabilir. Ketçap, mayonez ve hazır salata sosları yüksek miktarda gizli tuz içerebilir. Bunun yerine taze limon, zeytinyağı ve çeşitli baharatlarla hazırlanan doğal sosları kullanabilirsiniz. Turşu, yüksek tuz içeriği nedeniyle dikkatli tüketilmesi gereken besinler arasında yer alır. Tüketmeden önce bol suyla yıkamak tuz oranının bir miktar azalmasına yardımcı olur. Ayrıca porsiyon kontrolüne de çok dikkat edilmelidir. Hazır cips ve paketli atıştırmalıklar yoğun miktarda tuz içeren ürünlerdir. Ara öğünlerde çiğ badem, ceviz, fındık gibi yağlı tohumları tercih edebilir; evde baharatlarla hazırlayıp fırınladığınız sebze veya patates cipslerini daha sağlıklı bir alternatif olarak tüketebilirsiniz" diye konuştu.
Okul döneminde çocuk sağlığı için uzmanından önemli uyarılar
10 Şubat 2026 Salı - 09:11 Okul döneminde çocuk sağlığı için uzmanından önemli uyarılar Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Süzen Celbek, okul döneminin başlamasıyla çocuklarda sık görülen sağlık sorunlarına dikkat çekerek ailelere önemli önerilerde bulundu. Okulların açılmasıyla çocukların günlük rutinlerinde yaşanan değişiklikler; kas-iskelet sistemi ağrılarından enfeksiyonlara, baş ağrısından öksürüğe kadar pek çok sağlık sorununu beraberinde getirebiliyor. Uzm. Dr. Büşra Süzen Celbek, bu dönemde hem ebeveynlerin hem de eğitimcilerin dikkatli olması gerektiğini vurguluyor. Sırt, boyun ve bel ağrılarına dikkat Okul çantalarının yaşa ve kiloya uygun olmaması; sırt, boyun ve bel ağrılarına, ilerleyen dönemde ise duruş bozuklukları ve skolyoz gibi problemlere yol açabiliyor. Dr. Celbek, "Çocukların anatomisini zorlamayacak ağırlıkta çanta kullanması, doğru oturma pozisyonu ve düzenli egzersiz bu dönemde büyük önem taşıyor" dedi. Baş ağrısının altında yatan nedenler göz ardı edilmemeli Okul çağındaki çocuklarda baş ağrısının en sık nedenleri arasında uyku düzensizliği, yetersiz su tüketimi ve görme problemleri yer alıyor. Bu nedenle okul öncesinde uyku düzeninin sağlanması, günlük su alımının takip edilmesi ve yıllık göz muayenesinin ihmal edilmemesi öneriliyor. İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı farkındalık şart Teneffüslerde tuvalet ihtiyacının ertelenmesi ve hijyen sorunları, idrar yolu enfeksiyonu riskini artırıyor. Ailelerin çocuklarını bilgilendirmesi, tuvalet hijyeninin düzenli hatırlatılması ve yeterli su tüketiminin teşvik edilmesi koruyucu rol oynuyor. Sık hastalanmanın önüne geçmek mümkün Sınıfların düzenli olarak havalandırılması ve teneffüslerde açık havada zaman geçirilmesi enfeksiyon riskini azaltıyor. El hijyeni önemli olsa da yoğun dezenfektan, ıslak mendil ve köpük sabun kullanımının çocuklarda cilt kuruluğu ve egzama riskini artırabileceği unutulmamalı. Paketli gıdalardan uzak, bağışıklığı destekleyen bir beslenme düzeni öneriliyor. Öksürük her zaman hastalık göstergesi değildir Öksürüğün çoğu zaman koruyucu bir refleks olduğunu belirten Dr. Celbek, "Çocuğun günlük yaşamını etkilemeyen hafif öksürüklerde burun temizliği ve sıvı alımı yeterlidir. Ancak kapalı alanlarda yoğun kimyasal kokular, özellikle alerjik ve astımlı çocuklarda tetikleyici olabilir" diye konuştu. Terlemeye karşı doğru kıyafet seçimi önemli Sıcak sınıf ortamından açık havaya çıkan çocukların kolayca giyip çıkarabilecekleri kıyafetler tercih edilmeli; pamuklu kumaşlar terlemeyi azaltmada yardımcı oluyor. Dr. Büşra Süzen Celbek, büyüme ve gelişmenin sağlıklı ilerleyebilmesi için D vitamini düzeylerinin doktor kontrolünde takip edilmesi ve balık tüketiminin beslenme programında yer alması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Kaliteli hayat için obeziteye dikkat
10 Şubat 2026 Salı - 09:08 Kaliteli hayat için obeziteye dikkat Kaliteli yaşamın önemine değinen Prof. Dr. Orhan Şen, "Ömür uzuyor ancak obeziteyle birlikte hareket kabiliyeti azalıyor, diz, kalça ve omurga problemleri başlıyor. Herkese ’harekette bereket vardır’ cümlesini öğretmeliyiz. Kaslar çalıştıkça damarlara pompa görevi yapar, bu sayede beyne giden kan miktarı artar ve unutkanlık azalır" dedi. Yaşam süresinin uzamasında sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması, hastalıkların daha erken teşhis edilebilmesi ve bireylerin daha sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmesinin önemli rol oynadığını belirten Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, asıl hedefin sadece uzun yaşamak değil, kaliteli bir hayat sürmek olması gerektiğini vurguladı. Yaklaşık 30 yıl önce ortalama ölüm yaşının 55-60 arasında olduğuna değinen Prof. Dr. Şen, günümüzde bu sürenin oldukça uzadığını ifade ederek, "Ömür uzadı ancak kalite aynı oranda artmadı. Asıl olan sadece ömrü uzatmak değil, sağlıklı ve kaliteli yaşlanmaktır" ifadelerini kullandı. "Obezite en büyük düşman" Obezitenin modern çağın en büyük sorunlarından biri olduğuna dikkat çeken Şen, "Ömür uzuyor ancak obeziteyle birlikte hareket kabiliyeti azalıyor. Hareket kabiliyeti azaldığında diz, kalça ve omurga problemleri başlıyor. Bu durum, uzun yaşanan dönemi kalitesiz hale getiriyor" diye konuştu. Çocuk yaşlardan itibaren hareketli hayatın teşvik edilmesi gerektiğine değinen Şen, "Herkese ’harekette bereket vardır’ cümlesini öğretmeliyiz. Kaslar çalıştıkça damarlara pompa görevi yapar. Bu sayede beyne giden kan miktarı artar ve unutkanlık azalır. Şu anda 55 yaşından itibaren ciddi unutkanlıklar görülüyor. Ömür uzuyor ama kalitesiz bir yaşam ortaya çıkıyor" ifadelerini kullandı. Unutkanlığa karşı spor ve dengeli beslenme Unutkanlığı önlemenin en etkili yolunun spor yapmak olduğunu vurgulayan Şen, tek tip beslenmeden uzak durulması gerektiğini söyledi. Akşam saat 19.00’dan sonra mümkün olduğunca bir şey yenmemesine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Şen, "Yaklaşık 14 saatlik açlık süresi, uykuyla birlikte metabolizma ve beyin sağlığı açısından çok faydalıdır. Aralıklarla insülin direnci ve yüksek tansiyon ölçümleri yaptırmak, kişinin kendini kaliteli yaşlanma adına ödüllendirmesi demektir. 75 yaşlarını çok rahat gören, hatta 85 yaşına kadar aktif kalan bireyler var. Unutkanlığı az, hareket kabiliyeti yüksek, hâlâ sahnelere çıkıp şarkı söyleyen kişiler, beslenmeye, harekete, kitap okumaya, seyahat etmeye ve yeni insanlar tanımaya önem verenlerdir" şeklinde konuştu. Kırklı yaşlardan itibaren yeterli gıda alınamadığında ya da emilim bozukluklarında takviye gıdaların kullanılabileceğinin altını çizen Şen, "Ancak bu ürünler mutlaka güvenilir yerlerden alınmalı. Takviye gıdalarını düzenli ve bilinçli kullanan bireyler, daha kaliteli bir yaşlılık dönemi geçiriyor" diyerek sözlerini tamamladı.
Tekirdağ’da mobil sigara bırakma aracı hizmete girdi
09 Şubat 2026 Pazartesi - 19:18 Tekirdağ’da mobil sigara bırakma aracı hizmete girdi Yeşilay Tekirdağ Şubesi ve sağlık ekipleri, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü kapsamında stant açarak, vatandaşları sigarayı bırakmaya davet etti. Mobil Sigara Bırakma Poliklinik Aracı da hizmete alındı. Yeşilay Tekirdağ Şubesi ile Süleymanpaşa İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde kurulan stantta vatandaşlara sigara ve elektronik sigaranın zararları anlatıldı. Yeşilay Tekirdağ Şube Başkanı Zafer Soykırlı, YEDAM sosyal hizmet uzmanları ve gönüllüler, sigarayı bırakmak isteyenlere broşür dağıtarak, ücretsiz danışmanlık hizmetleri hakkında bilgi verdi. Program kapsamında Sağlık Bakanlığı Mobil Sigara Bırakma Poliklinik Aracı da düzenlenen törenle faaliyete geçti. Mobil araç sayesinde sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara sahada yerinde hizmet sunulacağı belirtildi. Yeşilay Tekirdağ Şube Başkanı Zafer Soykırlı, YEDAM’ların 7 gün 24 saat ücretsiz hizmet verdiğini hatırlatarak, "Bırakabilirsin" mobil uygulaması ile sigarayı bırakma sürecinde vatandaşlara online destek sağlandığını ifade etti. Daha fazla desteğe ihtiyaç duyanların 115 YEDAM Danışma Hattı’na ulaşabileceği kaydedildi. Stant çalışmasında ayrıca gönüllü vatandaşlara karbonmonoksit ölçümü yapıldı. Değerleri yüksek çıkan vatandaşlar Sigara Bırakma Polikliniklerine ve Yeşilay Danışmanlık Merkezlerine yönlendirildi.
Gazipaşa İlçe Sağlık Müdürü Çelik: "Sigarayı bırakmak için en doğru zaman şimdi"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 18:06 Gazipaşa İlçe Sağlık Müdürü Çelik: "Sigarayı bırakmak için en doğru zaman şimdi" Gazipaşa İlçe Sağlık Müdürü Dr. Eşşe Çelik, "Sigarayı bırakmayı ertelemeyin, sağlığınızın sizi mecbur etmesini beklemeyin. Sigarayı bırakmak için en doğru zaman şu andır. Kendiniz ve aileniz için yeni bir başlangıç yapın" dedi. Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde her yıl 9 Şubat’ta tütün kullanımının zararları konusunda toplumsal farkındalık oluşturmak ve sigara kullanan bireyleri bırakmaya teşvik etmek amacıyla kutlanan "Dünya Sigarayı Bırakma Günü" kapsamında bilgilendirme çalışmaları gerçekleştirildi. Gazipaşa İlçe Sağlık Müdürü Dr. Eşşe Çelik, sigara kullanımının başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanser türünün yanı sıra kalp ve damar hastalıkları ile KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) gibi ciddi solunum yolu hastalıklarının ortaya çıkmasında en önemli risk faktörlerinden biri olduğunu vurgulayarak, tütün ürünlerinin her yıl milyonlarca insanın sağlığını tehdit ettiğini söyledi. Elektronik sigara, nargile ve ısıtılmış tütün ürünleri dâhil olmak üzere tüm tütün ürünlerinin zararlı olduğuna dikkat çeken Çelik, bu ürünlerin içeriğinde bulunan kanserojen maddelerin ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını ifade etti. Tütün dumanına maruz kalmanın güvenli bir düzeyinin bulunmadığını belirten Çelik, kullanım sıklığı arttıkça kanser ve diğer sağlık risklerinin de önemli ölçüde arttığını kaydetti. Tütün kullanımına başlama yaşının giderek düştüğüne dikkat çeken Çelik, tütün kullanan her 10 kişiden 9’unun sigaraya 18 yaşından önce başladığını belirterek, erken yaşta edinilen bu alışkanlığın yaşam boyu süren ciddi sağlık sorunlarına neden olduğunu söyledi. "Sigara bağımlılığı tedavi edilebilir" Sigara bağımlılığının tedavi edilebilir bir hastalık olduğunun altını çizen Dr. Çelik, sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara devlet tarafından ücretsiz destek sağlandığını vurguladı. Çelik, "Müdürlüğümüze bağlı Sağlıklı Yaşam Merkezleri bünyesinde hizmet veren Sigara Bırakma Poliklinikleri, vatandaşlarımıza hem tıbbi hem de danışmanlık desteği sunmaktadır. Ayrıca ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı üzerinden de ücretsiz danışmanlık hizmeti verilmektedir" dedi. Antalya genelinde toplam 34 sigara bırakma polikliniğinin hizmet verdiğini belirten Çelik, Gazipaşa’da da sigara polikliniğinin hafta içi pazartesi günleri mesai saatleri içerisinde hizmet vermeye devam ettiğini ifade etti. "Sağlığınızı ertelemeyin" Sigaranın her anının hem yaşam süresinden hem de insanın sevdikleriyle geçireceği sağlıklı zamanlardan çaldığını vurgulayan Dr. Eşşe Çelik, vatandaşlara şu çağrıda bulundu: "Sigarayı bırakmayı ertelemeyin, sağlığınızın sizi mecbur etmesini beklemeyin. Sigarayı bırakmak için en doğru zaman şu andır. Kendiniz ve aileniz için yeni bir başlangıç yapın." Pazar yerinde farkındalık çalışması 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü etkinlikleri kapsamında Gazipaşa’da pazar yerinde bilgilendirme çalışması yapıldı. İlçe Sağlık Müdürü Dr. Eşşe Çelik, sigaranın zararları ve bireylerin yaşam kalitesi üzerindeki olumsuz etkileri hakkında vatandaşlara bilgi vererek farkındalık oluşturdu.
Edirne’de sigara bağımlılığıyla mücadele  anlatıldı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 17:24 Edirne’de sigara bağımlılığıyla mücadele anlatıldı Edirne’de 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü etkinlikleri çerçevesinde sigara bağımlılığıyla mücadeleye dikkat çekildi. Edirne İl Sağlık Müdürlüğü ve Yeşilay Edirne Şubesi ekipleri tarafından Kurtuluş Mahallesi Muhtarlığı’nda bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirildi. Etkinlikte, sigaranın insan sağlığı üzerindeki zararları ile bağımlılıktan kurtulma yolları vatandaşlara anlatıldı. Selimiye Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Dr. Bekir Tunçer, sigaranın yalnızca akciğer kanserine değil; kalp hastalıkları, inme, böbrek ve damar hastalıklarına da yol açtığını vurguladı. Sigara kullanımının kalp krizi riskini ciddi şekilde artırdığını belirten Dr. Tunçer, günde 10 dal ve üzeri sigara içen kişilerin kalp krizi geçirme riskinin 5 kat arttığını söyledi. Bırakma sürecinde sinirlilik, huzursuzluk ve konsantrasyon güçlüğü gibi yoksunluk belirtilerinin görülebileceğini ifade eden Tunçer, sigara bırakma polikliniklerinden profesyonel destek alınması çağrısında bulundu. Yeşilay Edirne Şubesi Sosyal Hizmet Uzmanı Dilara Akgün Tamer ise tütün bağımlılığıyla mücadelede gizlilik esasına göre ücretsiz destek sağlandığını, 115 YEDAM Danışma Hattı’nın aranmasının yeterli olduğunu belirtti. Yeşilay personeli Esra Güzey de kapalı alanlarda sigara içme ihlallerinin "Yeşil Dedektör" uygulaması üzerinden bildirilebileceğini hatırlattı. Program sonunda katılımcılara bilgilendirici broşürler dağıtıldı. Etkinliğin ardından ekipler mahalledeki kahvehaneleri ziyaret ederek sigarayı bırakmanın önemi konusunda vatandaşlarla birebir görüşmeler yaptı.
Adana Müze Kompleksi, Akdeniz Diyabet Akademisi’ne ev sahipliği yaptı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 17:22 Adana Müze Kompleksi, Akdeniz Diyabet Akademisi’ne ev sahipliği yaptı Akdeniz Diyabet Akademisi 7. Toplantısı Adana Müze Kompleksi’nde gerçekleştirildi. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü ve Türkiye Diyabet Vakfı koordinesinde ve birçok sağlık kuruluşlarının işbirliğiyle düzenlenen Akdeniz Diyabet Akademisi 7. Toplantısı, Türkiye ve Orta Doğu’nun en büyük müze kompleksi olan Adana Müze Kompleksi’nde gerçekleştirildi. Toplantının, Adana’nın sağlık turizmi alanındaki vizyonunu ve kültürle entegre edilen özgün organizasyon anlayışını güçlü biçimde ortaya koyduğu ifade edildi. ’Diyabet Tarihle Buluşuyor’ temasıyla hayata geçirilen etkinliğin sağlık, bilim, kültür ve turizmi aynı çatı altında buluşturarak sağlık turizminin çok boyutlu yapısına örnek teşkil ettiği kaydedildi. Aynı gün eş zamanlı olarak 24. GAPDİAB (Güneydoğu Anadolu Diyabet Destek Projesi) ve Adana TEKNODİAB (Teknoloji ve Diyabet) toplantılarının da düzenlenmesiyle Adana, diyabet alanında bölgesel ölçekte önemli bir bilimsel merkez haline geldiği aktarıldı. Toplantılarda diyabet ve diyabet teknolojileri alanındaki en güncel bilimsel gelişmeler, yenilikçi tedavi yaklaşımları ve klinik uygulamalar ele alındı. Endokrinoloji uzmanları, iç hastalıkları uzmanları ve aile hekimlerinin yoğun ilgi gösterdiği organizasyon, 400’ün üzerinde hekimin katılımıyla bölgenin en büyük ve en prestijli diyabet toplantılarından biri olma özelliğini pekiştirdi. "Müzeler, akademik üretime ve tematik turizme ev sahipliği yapıyor" Toplantı, Adana İl Kültür ve Turizm Müdürü Emre Duru ile Akdeniz Diyabet Akademisi Başkanı ve Türkiye Diyabet Vakfı Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Prof. Dr. Okan Bakıner’in açılış konuşmalarıyla başladı. İl Kültür ve Turizm Müdürü Emre Duru, Adana’nın yalnızca tarih ve kültür kenti değil, aynı zamanda sağlık turizmi açısından güçlü ve yükselen bir destinasyon olduğunu vurguladı. Duru, "Müzeler, klasik sergileme alanlarının ötesine geçerek bilimsel toplantılara, akademik üretime ve tematik turizme ev sahipliği yapıyor. Bu, bizim için çok değerli" dedi. Toplantının planlama ve içerik sürecine İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Halil Nacar’ın sağlık turizmine yönelik vizyonu ve katkıları da önemli destek sağladı. Diyabet gibi kronik hastalıklar alanında düzenlenen bu nitelikli bilimsel toplantıların, Adana’nın sağlık turizmi hedeflerine doğrudan katkı sunduğu ifade edilerek Nacar’a teşekkür edildi. Toplantıya ev sahipliği yapan Adana Müze Kompleksi, Türkiye ve Ortadoğu’nun en büyük müze kompleksi olma özelliğini taşırken, koleksiyon çeşitliliğiyle bölgenin en zengin müze yapıları arasında yer aldığı vurgulandı. Tescilli endüstriyel mirasın kamu eliyle müzeye dönüştürüldüğü en büyük yapı olma niteliğini taşıyan kompleksin, çevre dostu ve yeşil bina olarak tasarlanan Türkiye’nin tek kamu müzesi olmasının yanı sıra, açık ve kapalı alanlarıyla ülkenin en geniş etkinlik alanına sahip müze kompleksi olarak dikkat çektiği de ifade edildi. Toplantı kapsamında ayrıca sanat tarihi, tıp tarihi ve sağlık turizmi başlıkları da öne çıktı. Antik dönemlerden günümüze hastalık algısı ve tedavi yaklaşımları müze koleksiyonları ve arkeolojik veriler eşliğinde ele alındı. Bu yönüyle etkinlik, bilimsel içeriği kültürel mirasla buluşturan örnek bir sağlık turizmi organizasyonu olarak değerlendirildi.
Kahramanmaraş sağlık turizmiyle bölgesel kalkınmaya hazırlanıyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:55 Kahramanmaraş sağlık turizmiyle bölgesel kalkınmaya hazırlanıyor Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, Kahramanmaraş’a gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında sağlık turizmi yatırımları, bölgesel kalkınma vizyonu ve sürdürülebilir yatırım modelleri üzerine önemli temaslarda bulundu. Ziyaret çerçevesinde Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer ve Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ile ayrı ayrı gerçekleştirilen görüşmelerde ilin sağlık altyapısının güçlendirilmesi, sağlık turizmine yönelik yeni tesis yatırımları, kamu-özel sektör iş birlikleri ve yatırımcılar için oluşturulabilecek stratejik modeller ele alındı. Görüşmelerde, Kahramanmaraş’ın sahip olduğu coğrafi konum, sağlık hizmet kapasitesi ve yatırım potansiyelinin; doğru planlama ve güçlü kurumsal iş birlikleriyle ulusal ve uluslararası sağlık turizmi yatırımları açısından önemli bir cazibe merkezi haline gelebileceği vurgulandı. SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, ziyaret sonrası yaptığı değerlendirmede sağlık turizmi alanında planlanacak yatırımların yalnızca sağlık hizmetlerini değil, aynı zamanda istihdamı, bölgesel ekonomiyi ve sürdürülebilir kalkınmayı da doğrudan destekleyeceğini ifade etti. Gerçekleştirilen temasların Kahramanmaraş’ta sağlık turizmi odaklı yatırımların hayata geçirilmesine, yatırımcı-kamu iş birliklerinin güçlenmesine ve ilin kalkınma vizyonunun kurumsal zeminde ilerlemesine katkı sağlamasının hedeflendiği belirtildi. SATKOF’un Kahramanmaraş’ın sağlık turizmi ve bölgesel kalkınma hedeflerine yönelik her türlü yapıcı projede kamu kurumları ve yerel yönetimlerle iş birliğini kararlılıkla sürdüreceği ifade edildi.
Nöroloji Uzmanı Sayman: "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:46 Nöroloji Uzmanı Sayman: "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir" Uluslararası Epilepsi Günü nedeniyle açıklama yapan Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Nöroloji Uzmanı Dr. Ceyhun Sayman, epilepsi hastalığı, tedavi yöntemleri, belirtileri ve epilepsi ile yaşayan bireylerin günlük hayatta karşılaştıkları sorunlara dikkat çekti. Sayman ’’Unutulmamalıdır ki farkındalık, tedavinin ve sağlıklı bir toplumun en önemli parçalarından biridir’’ dedi. Epilepsinin farklı türlerde nöbetlerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Sayman, "Uluslararası Epilepsi Günü, epilepsi hastalığına yönelik farkındalık oluşturmak, halkı hastalık yönetimi konusunda bilgilendirmek ve epilepsi ile yaşayan bireylere destek olmak amacıyla her yıl şubat ayının ikinci pazartesi günü düzenlenmektedir. Epilepsi, dünya genelinde her yaş grubunu etkileyebilen, doğru tanı ve uygun tedavi ile büyük oranda kontrol altına alınabilen kronik bir nörolojik hastalıktır. Ancak hastalığın kendisinden çok, toplumda var olan yanlış bilgiler, önyargılar ve damgalanma, epilepsi ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir" dedi. Epilepsi hastalarına sunulan sağlık hizmetleri Hastane bünyesinde epilepsi hastalarına sunulan sağlık hizmetleri hakkında da bilgi veren Nöroloji Uzmanı Dr. Sayman, "Hastanemiz Epilepsi Polikliniği’nde, Prof. Dr. Burak Yuluğ ve Doç. Dr. Şeyda Çankaya öncülüğünde asistan hekimlerimizle birlikte yaklaşık bir yıldır Alanya ve çevre ilçelerden başvuran hastalarımıza aktif olarak hizmet vermekteyiz. Polikliniğimizde epilepsinin tanı, tedavi ve izlem süreçleri güncel bilimsel rehberler doğrultusunda yürütülmekte, her hastaya özel, bütüncül bir yaklaşım benimsenmektedir. Amacımız yalnızca nöbet kontrolünü sağlamak değil, aynı zamanda hastalarımızın sosyal yaşamlarını, eğitim süreçlerini, çalışma hayatlarını ve psikolojik iyi oluşlarını desteklemektir" ifadelerini kullandı. Epilepsiye ilişkin yanlış inanışlara da değinen Dr. Sayman, "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Zekâ geriliği ile eş anlamlı değildir. Epilepsi hastaları uygun tedavi ile eğitimlerine devam edebilir, çalışabilir, evlenebilir ve toplumun her alanında aktif olarak yer alabilirler. Doğru bilginin yaygınlaşması, erken tanı ve düzenli tedavi kadar önemlidir. 9 Şubat Dünya Epilepsi Farkındalık Günü vesilesiyle toplumun tüm kesimlerini epilepsi hakkında doğru bilgi edinmeye, önyargılardan uzak durmaya ve epilepsi ile yaşayan bireylere destek olmaya davet ediyorum. Unutulmamalıdır ki farkındalık, tedavinin ve sağlıklı bir toplumun en önemli parçalarından biridir’’ şeklinde konuştu.
Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:36 Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur" Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığında elektronik sigaraya başvurulma sürecine ilişkin, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığının sürdürülebilir yeni bir formudur" şeklinde uyarılarda bulundu. Sigaranın yalnızca bir alışkanlık olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığının beyindeki haz merkezini etkileyen biyolojik ve uzun soluklu bir hastalık olduğunu vurguladı. Sigaranın kadın ve erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilediğini belirten Atagun; bağımlılığın seyrinin de buna bağlı olarak değiştiğini söyledi. Erkeklerde sigara bağımlılığının daha çok madde bağımlılığı şeklinde ilerlediğini dile getiren Atagun, stresli ve öfke dolu anlarda sigaranın bir rahatlama aracı olarak kullanıldığını aktardı. "Sigara kadınlarda çoğu zaman duygusal bir bağ" Bağımlılığın biyolojik bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Atagun, cinsiyetler arasındaki farkı şu sözlerle dile getirdi: "Erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilerken, kadınlarda daha farklı merkezlerini etkiler. Yani erkeklerde aslında maddeye karşı bir bağımlılık vardır. Mesela iş ortamında yaşadığı öfke, stres ya da trafikte yaşadığı bir öfkelenmeyle ilgili olarak erkek; sigara yakarak bu durumu toparlamaya çalışıyor. Ama kadınlarda daha duygusal bir altyapı var. Daha rahatlamadan ziyade onu bir dert ortağı olarak görüyor. Burada duygusal mekanizmalar devreye girdiği için erkeklerde nikotin replasman tedavileri ve diğer ilaç tedavileri daha işe yararken, kadınlarda mutlaka psikososyal destekle beraber tedavinin sürdürülmesi gerekir." "Elektronik sigara kullanan gençlerde akciğer sönmesini çok sık görmekteyiz" Elektronik sigaranın bir kurtuluş yolu olmadığını belirten Atagun, özellikle buhar içeriğinin zararları noktasında, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığı hastalığının sürdürülebilir yeni bir formudur. Bu teknolojik firmaların ürettiği yeni dönemde karşımıza çıkan çok büyük bir tehlikedir. Özellikle elektronik sigara kullanan genç hastalarımda pnömotoraks dediğimiz akciğer sönmesi hastalığını çok sık görmekteyiz. Bir diğer yandan sonuçta ısıtılmış bir buharla nikotin, ağır metallerin de olduğu, kanserojen maddelerin de eklendiği bir dizi buhar içeriğini içimize çekmiş oluyoruz" ifadelerine yer verdi. "Tamamen sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli" Sigaranın bırakıldığı andan itibaren vücudun hızla onarıma geçtiğini kaydeden Atagun, süreci şöyle özetledi: "Tamamen bir insan sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli. Ama ilk 24 saatte kalp krizi riski bile azalıyor. Bundan sonra peşi sıra ilk haftalardan sonra nefes darlığı, sekresyon, bunların hepsi düzelmeye başlıyor. Hasta daha güzel soluk alıp verebiliyor. Tat alma mekanizmaları, koku mekanizmaları devreye tekrar giriyor. Aslında hastanın hayat enerjisi yeniden geliyor." "Mücadeleyi bırakmayın, polikliniklere başvurun" Son olarak sigara bağımlılığının sonucunun ağır hastalıklar olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Pınar Atagun, "Uzun vadede akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) var. Hayatınızın son dönemlerini sürünerek, ilaçlarla, acil kapılarında geçirmek istemiyorsanız sigarayı bırakmak için mutlaka sigara bırakma polikliniklerine başvurunuz. Bir kere denedik olmadıysa bir daha denemeliyiz. Mutlaka bu süreci tamamlamalıyız" dedi.
Yaklaşık 40 yıldır içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:33 Yaklaşık 40 yıldır içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, yaklaşık 40 yıldır bağımlısı olduğu ve günde 3 paket içtiği sigarayı 1 haftada bırakan 58 yaşındaki Nevzat Karaca’ya plaket takdim etti. İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerince ’Koruyucu Sağlık Hizmetleri’ kapsamında kent genelinde çalışmalar yapılıyor. Bu çerçevede Delikli Taş Aile Sağlığı Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği’nde verilen hizmetlerden yararlanan çok sayıda vatandaş sigarayı başarıyla bıraktı. Bu vatandaşlardan birisi olan Nevzat Karaca, yaklaşık 40 yıldır bağımlısı olduğu ve günde 3 paket içtiği sigarayı aldığı destek sayesinde 1 hafta gibi çok kısa bir sürede bıraktığını söyledi. Vali Dr. Erdinç Yılmaz, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü sebebiyle Demirci ve sigarayı bırakan diğer vatandaşlarla bir araya gelerek plaket takdimi gerçekleştirdi. "Günde 3 paket sigara içiyordum" Sigarayı nasıl bıraktığını anlatan Nevzat Karaca, "Sağlık Bakanlığı’nın verdiği hapı 1 hafta kullandım, o iş bitti. Şu anda sigara içmiyorum. Yaklaşık 2 aydır hiç sigara kullanmıyorum. Artık kendimi iyi hissediyorum, suyun ve uykunun bile tadını alıyorum. Vatandaşlara da çağrım, bir an önce sigarayı bıraksınlar. Sigaranın hiçbir getirisi yok, her gün götürüsü var. Benim sigarayı bırakmamla kendi yeğenlerimden 4 kişi daha bıraktı. Çevremdeki insanlar da sigarayı bırakmaya devam ediyorlar, ben onları örnek oldum" dedi. "Artık sağlık problemi yaşamıyorum" Yaklaşık 30 yıldır kullandığı sigarayı bırakan 46 yaşındaki Ergün Akkaya, "Sigarayı bırakma sürecimde ilk olarak eşim sağlıkla hayat merkezleriyle iletişime geçti. Burada sigara bırakma polikliniği olduğunu duymuş, bana tavsiye etti. Ben de oraya başvurdum, doktorlarımız ve sağlık personelimizin yardımlarıyla sigarayı bıraktım. Yaklaşık 2 aydır hiç sigara kullanmıyorum. Gayet rahatım, artık sağlık problemi yaşamıyorum. Göğsüm sıkışıyordu, artık o hiç olmuyor. Koku olmuyor, ağız tadım yerine geldi. Kaliteli bir hayat sürüyorum, mutluyum. Herkese de sigarayı bırakmalarını tavsiye ederim" şeklinde konuştu. "Kanser hastalığının yüzde 90’ının sebebi sigara" Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz ise şunları söyledi: "Sigaranın dostluğu yok, sigara en sinsi düşman. Bu sinsi düşmandan bir an evvel kurtulmanız lazım. Kanser hastalığının yüzde 90’ının sebebi sigara. Alışınca bağımlılık yapıyor ama hiçbir şey bizim canımızdan daha kıymetli değil. Hadi diyelim kendi canınızı düşünmedik, bizi sevenleri düşünelim. Bize ihtiyaçları olan eşimiz, çocuğumuz, annemiz, babamız, yakınlarımız var. Onları düşünmeliyiz çünkü bu öldürüyor, bunu biliyoruz. Dolayısıyla ben bütün vatandaşlarımıza ve hemşehrilerimize diyorum ki sigarayı hemen bırakalım." Program sonunda Vali Yılmaz, sigarayı bırakan vatandaşlarla toplu hatıra fotoğrafı çekindi.