SAĞLIK
Sağlık-Sen’den tıp bayramında birlik mesajı 17 Mart 2026 Salı - 14:56:23 Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanlığı Cizre ilçe ve işyeri temsilcileri tıp bayramının hafta sonuna denk gelmesinden dolayı ilk mesai gönünde hazırladıkları karanfilleri tüm sağlık çalışanlarını gözeterek birlik ve beraberlik şiarıyla kutladı. Sağlık-Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, Cizre ilçe temsilcisi, kadınlar komisyonu ilçe temsilcisi ve gençlik kolları ilçe temsilcisi ile birlikte Cizre Devlet Hastanesinde görev yapan Sağlık çalışanlarına karanfil dağıttı. "Sağlık çalışanlarının hak ve hukuku gözetmenmelidir" Sağlık Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, icap nöbeti tutan ancak bu nöbetin ücretini alamayan, malpraktis uygulamasındaki eksiklikler nedeniyle mağdur olan, görevi sırasında şiddete maruz kalan hatta hayattan koparılan sağlık çalışanlarının haklarının mutlaka korunması gerektiğini söyledi. Budak, "Bu konularda sağlık çalışanlarının yetkili sendikası Sağlık-Sen olarak üzerimize düşen her türlü görevi yapacağımızın bilinmesini isteriz. Unutulmamalıdır ki sağlık hizmeti bir ekip işidir. 14 Mart’ın sağlık çalışanları için gerçek bir bayram havasında geçmesi için çalışanlarımızın beklentilerini gerçek anlamda karşılayan açıklamalar yapılması, sorunların çözümü için somut adımlar atılmalıdır" dedi. Karanfil dağıtımına Sağlık-Sen İlçe Temsilcisi Veli Özalp, İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, İlçe Gençlik Kolları Temsilcisi Fikret Sarak, Kadınlar Komisyonu İlçe Temsilcisi Serpil Akcan katıldı.
17 Mart 2026 Salı - 14:30 Fatih Altaylı’nın doktorundan açıklama: "Her iki tümöre yönelik aynı seansta sorunsuz tedavi gerçekleştirildi" Beyin ve Hipofiz Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç, Gazeteci Fatih Altaylı’nın tedavi sürecine ilişkin yaptığı açıklamada, "Hastamızın detaylı MR’larında varlığını bildiğimiz 25 mm’lik menengiomaya ilaveten yeni bir 15 mm civarında meningiomanın daha oluşmuş olduğu saptandı. Ve her iki tümöre yönelik bu sabah aynı seansta tedavi gerçekleştirildi. Tedavi sorunsuz gerçekleşti. Kendisi tedavi sonrası taburcu edildi" dedi. Dün tarihçi İlber Ortaylı’nın cenazesine katılan Gazeteci Fatih Altaylı, bugün sabah saatlerinde ameliyata alındı. Altaylı’nın planlı bir operasyon geçirdiği ve işlemin 2,5 saat sürdüğü belirtildi. Fatih Altaylı’nın tedavi sürecine ilişkin Beyin ve Hipofiz Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç tarafından yapılan açıklamada, "Hastamız Fatih Altaylı’nın daha önce varlığı bilinen, yaklaşık 25 mm civarında meningioma adını verdiğimiz iyi huylu bir urunun varlığı biliniyordu. Tümörün son yıllarda bir miktar büyümesi sebebiyle kendisine bugün için bir tedavi planlaması yapılmıştı. Bu sabah Gamma Knife Işın Cerrahisi Tedavisi’nin yapılabilmesi açısından çekilen detaylı MR’larında varlığını bildiğimiz 25 mm’lik menengiomaya ilaveten yeni bir 15 mm civarında meningiomanın daha oluşmuş olduğu saptandı. Ve her iki tümöre yönelik bu sabah aynı seansta tedavi gerçekleştirildi. Tedavi sorunsuz gerçekleşti. Herhangi bir problemle karşılaşılmadı. Kendisi tedavi sonrası taburcu edildi. Tedavi edilen her iki iyi tümör, önümüzdeki bir yıllık süre içerisinde küçülerek aktif olmayan hale gelecek" ifadelerini kullandı.
17 Mart 2026 Salı - 14:27 Manisa’da 600 aile takip bilekliğiyle rahat nefes aldı Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin 2025 yılında hayata geçirdiği "Ben buradayım" projesi aile büyükleri ve özel bireylerin kaybolma riskini en aza indiriyor. Akıllı bileklik uygulamasıyla 600 aile, sevdiklerini anlık olarak takip ederek günlük yaşamlarını daha güvenli ve huzurla sürdürüyor. Manisa Büyükşehir Belediyesi, kaybolma riski taşıyan bireyler ve aileleri için başlattığı "Ben buradayım" projesiyle önemli bir sosyal sorumluluk örneğine imza attı. 2025 yılında hayata geçirilen proje kapsamında otizm spektrum bozukluğu, demans ve çağımızın en yaygın türü olan alzheimer hastalığı ve zihinsel engelli down sendromu veya otizm spektrum bozukluğu vatandaşlara verilen akıllı takip bileklikleri sayesinde 600 aile güvenli bir nefes aldı. Ailelerin en büyük endişelerinden biri olan kaybolma riskini, geliştirilen teknoloji sayesinde en aza indiriyor. Proje ile aileler çarşıya, pazara ya da işlerine giderken sevdiklerinin konumunu akıllı cihazları üzerinden anlık olarak takip edebiliyor. Böylece hem muhtemel kaybolma durumlarına hızlı müdahale ediliyor hem de günlük yaşam daha güvenli hale geliyor. "Yakınlarının her an yaşadığı endişeyi en aza indirmek" Türkiye’de öncü bir uygulama olan "Ben buradayım" hizmetini 2025 yılında hizmete aldıklarını belirten Manisa Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Koordinatörü Derya Hüner, "2025 yılından bu yana tam 600 vatandaşımıza umut olduk. Temel amacımız, kaybolma riski taşıyan büyüklerimizin ve özel bireylerimizin güvenliğini sağlamak ve onların yakınlarının her an yaşadığı haklı endişeyi en aza indirmektir. Jandarma Genel Komutanlığı ile yaptığımız iş birliği sayesinde sahada ihtiyaç sahibi insanlara da ulaşıyor, onlara yardımcı oluyoruz. Kullandığımız teknoloji gerçekten hayat kurtarıcı. "Ben buradayım" akıllı bileklikleri anlık konum takibi yapabilmekte ve geriye dönük üç günlük konum bilgisini verebilmektedir. Kaybolma söz konusu olduğunda, takip sürecini büyük ölçüde kolaylaştırmaktadır" ifadelerini kullandı. "Her an yanınızdayız ve biz buradayız" Bu cihazın şarj gerektirmediğini ve pillerinin yaklaşık bir yıllık kullanım ömrüne sahip olduğunu belirten Hüner, "Tasarım olarak cihazları bileklik şeklinde sunduk; ancak istenildiği takdirde kolye ucu olarak kullanılabilecek, kaban astarına gizlenebilecek hatta ayakkabının içine dikilebilecek incelikte tasarlanmıştır. Bu hizmetten yararlanmak isteyen hemşerilerimiz, Manisa Büyükşehir Belediyesi resmi internet sayfasındaki "Ben Buradayım" talep formunu doldurarak ya da ilçe koordinatörlüklerine müracaat ederek başvurularını yapabilirler. "Ben buradayım" hizmetimizin her zaman güzel haberlerle biten kavuşmalara vesile olmasını temenni ediyor; Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak her an yanınızda olduğumuzu ve biz buradayız dediğimizi bir kez daha vurguluyoruz" dedi. "Nereye giderlerse görebiliyorum içim rahat" Annesine ve kardeşine tek başına baktığını belirten Güler Kıyak, "Evden çıktıklarında birlikte çıkıyorlar, kaybolduklarında da birlikte kayboluyorlar. Daha önce, yaklaşık iki ay önce yine kaybolmuşlardı ve onları ancak iki saat sonra bulabilmiştik. Bu uygulamayı daha önceden duymuştum. Belediyeye başvurdum, sağ olsunlar hemen ilgilendiler. Şu anda Kur’an kursuna da gidiyorum, çarşıya da çıkıyorum. Gittiğim her yerde telefonuma bakarak onların evde olup olmadığını kontrol edebiliyorum, bu da bana büyük bir rahatlık sağlıyor. Daha önce komşularla birlikte kapı kapı dolaşıp aramadığımız, sormadığımız yer kalmamıştı ve ancak iki saat sonra bulabilmiştik. Şimdi ise bileklik sayesinde onları takip edebiliyorum. Annem 3 yıldır alzheimer hastası, bu yüzden çok çabuk kayboluyor ve gittiği yeri hatırlayamıyor. Bileklik olmadan önce bulmakta çok zorlanıyorduk. Şu anda ise telefonumdan konumunu görebiliyorum. Nereye giderse gitsin takip edebildiğim için içim rahat, gönül rahatlığıyla istediğim yere gidebiliyorum" diye konuştu. "Hayatımızı çok kolaylaştırdı" Alaşehir Bahadır Mahallesinde oturan Rıfat Özhan, "Oğlum Ayaz 2 yaşında nöbet geçirmeye başladı kendisi epilepsi hastası. İyileşme süreci biraz uzun sürüyor bu sebepten yaşadığımız yer yayla köyü olduğu için çocuğumuz ister istemez gözümüzün önünden bir anda kaybolabiliyor. Biz Büyükşehir Belediyesine başvurduk takip cihazı için başvurumuz onaylandı. Öncesinde işe gittiğimizde aklımızda kalıyordu bir şey oldu mu nereye gitti diye şimdi bu cihaza kavuştuktan sonra çocuk istediği yere gidebiliyor. Hayatımızı çok kolaylaştırdı. Büyükşehir Belediyesi ekiplerine ve başkanlarıma çok teşekkür ederim" dedi.
17 Mart 2026 Salı - 14:04 ADÜ’de organ bağışına dikkat çektiler Aydın Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Hastanesi’nde kurulan stant ile hasta ve hasta yakınlarına organ bağışının önemi anlatılarak farkındalık oluşturuldu. Aydın’da ülke genelinde düşük seviyelerde olan organ bağışının önemine dikkat çekilmek üzere gerçekleştirilen farkındalık çalışmaları devam ediyor. Bu çerçevede ADÜ Hastanesi Başhekimliği tarafından hastane poliklinik girişine bilgilendirici stant kuruldu ayrıca gerçekleştirilen sunum ile hastane personeli de bilgilendirildi. Stantta ise hastane personelleri tarafından hasta ve hasta yakınlarına organ bağışının önemi anlatılarak farkındalık oluşturuldu. Konu ile ilgili ADÜ Hastanesi’nden yapılan açıklamada "Hastanemizde organ ve doku bağışına dikkat çekmek ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen etkinlikte, organ ve doku bağışının önemi, bağış süreci ve toplum sağlığı açısından taşıdığı değer hakkında katılımcılara bilgi verildi. Vatandaşlara ve personellerimize organ bağışının hayat kurtaran bir süreç olduğu anlatılırken, bağış konusunda merak edilen sorular da yanıtlandı. Bilgilendirme çalışması, Hastanemiz Organ ve Doku Nakli Koordinatörleri Dilek Acar, Havva Böceklioğlu ve Lütfiye Yılmaz Türk tarafından yürütüldü. Etkinlik kapsamında toplumda organ ve doku bağışına yönelik farkındalığın artırılması hedeflendi" ifadeleri yer aldı.
Muratpaşa’ya 66 bin euro hibe
18 Aralık 2025 Perşembe - 12:33 Muratpaşa’ya 66 bin euro hibe Antalya Muratpaşa Belediyesi, Akdeniz kentleriyle sağlıklı ve sürdürülebilir beslenme hedefi doğrultusunda yürütülen uluslararası SHARE Projesi kapsamında 66 bin euro hibe desteği almaya hak kazandı. Avrupa Birliği ile Akdeniz ülkeleri arasındaki iş birliğini güçlendirmeyi amaçlayan SHARE Projesi, çocuklar, aileler ve yerel yönetimleri merkeze alarak Akdeniz diyetinin okul yemek sistemlerine ve kentsel gıda politikalarına entegre edilmesini hedefliyor. Proje kapsamında sağlıklı beslenmenin teşvik edilmesi, gıda israfının azaltılması ve yerel üreticilerin desteklenmesine yönelik yenilikçi uygulamalar geliştirilecek. 7 ülkeden 17 kurum ortak İtalya, İspanya, Yunanistan, Fransa, Ürdün, Türkiye ve Fas’tan toplam 17 kurumun yer aldığı SHARE Projesi, Avrupa Birliği’nin "Yeşil Mutabakat" ve "Çiftlikten Sofraya" stratejileriyle uyumlu şekilde yürütülüyor. 36 ay sürecek dönüşüm Muratpaşa Belediyesi’nin 66 bin euro hibe desteği aldığı proje 36 ay sürecek. Proje ile okul yemek sistemlerinden başlayarak Akdeniz’in gıda sistemlerinin daha dirençli, kapsayıcı ve sağlıklı hale getirilmesi amaçlanıyor. Yerel üreticiyi destekleyen, mevsimsel ve organik ürünlerden oluşan menülerle hem okulları hem de haneleri kapsayan bütüncül bir dönüşüm hedefleniyor. Dijital araçlar ve yapay zeka destekli uygulamalar SHARE Projesi kapsamında geliştirilecek dijital uygulamalar ve yapay zeka tabanlı araçlarla öğrenciler için oyunlaştırılmış eğitim içerikleri sunulacak. Aileler ve öğretmenler içinse etkileşimli platformlar oluşturulacak. Beslenme geri bildirim sistemleriyle sağlıklı beslenmeye yönelik farkındalığın artırılması ve kalıcı davranış değişikliklerinin desteklenmesi hedefleniyor. Muratpaşa’da uluslararası yaz okulu Projenin Türkiye ayağını yürüten Muratpaşa Belediyesi, 2026 yılında uluslararası bir yaz okuluna ev sahipliği yapacak. Muratpaşa’da düzenlenecek yaz okulu, Akdeniz kentlerinin okul beslenme programlarını geliştirmesine, yerel kapasitelerin artırılmasına ve iyi uygulama örneklerinin paylaşılmasına imkan sağlayacak. Yaz okulunun ardından her şehir, yerel paydaşlarıyla birlikte uygulamaya yönelik eylem planları hazırlayacak. Bu planlar gıda eğitimi, sürdürülebilir kamu alımları ve kaynak eşleşmeleri gibi başlıklarda kentlere özgü stratejilerin geliştirilmesini sağlayacak.
Çocuklarda burun tıkanıklığı okul başarısını düşürüyor
18 Aralık 2025 Perşembe - 12:04 Çocuklarda burun tıkanıklığı okul başarısını düşürüyor Manisa Şehir Hastanesinde görevli Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Hekimi Op. Dr. Cevat Çelenk, çocuklarda burun tıkanıklığının okul başarısı üzerindeki etkileri konusunda açıklamalarda bulundu. Burun tıkanıklığının çoğu zaman basit bir sağlık sorunu olarak görüldüğünü belirten Çelenk, bu durumun öğrenme süreci ve akademik başarı üzerinde sanılandan çok daha ciddi sonuçlar doğurabildiğini ifade etti. Burun tıkanıklığının kulak burun boğaz polikliniklerine en sık başvuru nedenlerinden biri olduğunu söyleyen Çelenk, her yaş grubunda görülebilmesine rağmen çocukluk çağında daha yaygın olduğuna dikkat çekti. Burun tıkanıklığının yalnızca nefes alma zorluğu ile sınırlı kalmadığını belirten Çelenk, ağız açık uyuma, horlama ve uyku apnesi gibi sorunların da tabloya eşlik edebildiğini vurguladı. Bu durumların çocukların uyku kalitesini bozduğunu ve bunun da gündüz yaşamı ile okul hayatını doğrudan etkilediğini ifade eden Çelenk, "Uyku kalitesi bozulan çocuklarda dikkat eksikliği ve algılama problemleri daha sık görülmektedir. Bu da derslere odaklanmayı zorlaştırarak okul başarısını olumsuz yönde etkilemektedir" dedi. Burun tıkanıklığı olan çocukların daha sık hastalandığını ve bu nedenle okula devamsızlık oranlarının arttığını kaydeden Çelenk, "Devamsızlık, öğrenme sürecinin aksamasına ve akademik başarının düşmesine neden olabilmektedir" diye konuştu. Sınav performansının da bu durumdan etkilendiğini belirten Çelenk, çocuk yeterince çalışmış olsa bile sınav sırasında yaşanan konsantrasyon sorunları nedeniyle beklenen performansın sergilenemeyebileceğini söyledi. Ayrıca huzursuzluk, sinirlilik ve içe kapanma gibi davranış problemlerinin de burun tıkanıklığı yaşayan çocuklarda daha sık görülebildiğini dile getirdi. Sınıf ortamında sürekli burnunu çeken ya da burundan sesli nefes alan çocukların akranları tarafından dışlanma veya zorbalığa maruz kalabildiğini de ifade eden Çelenk, bunun çocuğun psikososyal gelişimini ve okul başarısını olumsuz etkileyebileceğini sözlerine ekledi. Ailelere çağrıda bulunan Çelenk, çocuklarda burun tıkanıklığının sadece fiziksel bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirterek, "Bu durum okul başarısını doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Burun tıkanıklığı olan çocukların mutlaka bir kulak burun boğaz hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi faydalı olacaktır" dedi.
’Çözünebilir lifler kolesterolü düşürebilir’
18 Aralık 2025 Perşembe - 11:57 ’Çözünebilir lifler kolesterolü düşürebilir’ Kardiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Yunus Amasyalı, "Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su için. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir" dedi. Kalp sağlığı için sağlıklı bir beslenme alışkanlığının edinilmesi gerektiğinin altını çizen Liv Hospital Samsun Kardiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Kalp hastalıkları için risk oluşturan yüksek kan basıncı (hipertansiyon), fazla kilo ve yüksek kolesterol durumuna sağlıklı beslenme alışkanlığı ile olumlu bir katkıda bulunulabilir. Kan dolaşımındaki kolesterolün yüzde 75’i karaciğerde, yüzde 25’i ise aldığımız gıdalardan emilir. Gıdalarla aldığımız yağın miktarı ve türü kan kolesterol düzeyine önemli ölçüde etki eder. Dolaşımdaki fazla kolesterol, kalbi besleyen damarların iç yüzeylerinde ’plak’ adı verilen birikimler yapar. Bu plaklar da büyüyerek kan dolaşımını engeller. Ancak kalp hastalığına yol açan asıl etken yağın miktarından ziyade yağın türüdür. Ayrıca günde 6 gramdan fazla tuz tüketilmemelidir" diye konuştu. Yapılması gerekenin günlük kalorinin en fazla yüzde 30’unu yağlardan almak ve ’kötü’ yağları ’iyi’ yağlarla değiştirmek olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, şu bilgileri paylaştı: "Doymuş ve trans yağların tüketimi ’kötü kolesterol’ olarak bilinen LDL kolesterol düzeyini, dolayısıyla kalp hastalığı riskini artırır. Bu tip yağlardan alınan toplam kalorinin yüzde 10’nunu aşmaması gerekiyor. LDL kolesterolü yüksek ya da kalp hastası olanlarda bu oran yüzde 7’nin altına, kolesterol alımı ise günde 200 miligramın atına inmelidir. Margarin, kırmızı et, yumurta sarısı, tam yağlı süt ve ürünleri, kızarmış gıdalar, hamburger ve benzerleri, ticari unlu mamuller bu tür ’kötü’ yağların başlıca kaynaklarıdır. Doymamış yağlar ise LDL kolesterol düzeyini düşürürken ’iyi kolesterol’ olarak adlandırılan HDL kolesterolü artırır. Zeytinyağı, fındık yağı, mısırözü yağı, balık, ceviz, soya fasulyesi bu ’iyi’ yağların kaynaklarıdır ve günlük kalorinin en fazla yüzde 30’u olması gereken yağ tüketiminde bunlara ağırlık verilmelidir." Kalp sağlığı için öneriler Kalp sağlığımızı korumak için yapılması gerekenlerden bahseden Dr. Öğr. Üyesi Amasyalı, "Orta derecede karbonhidratlar, proteinler ve az miktarda ancak sağlıklı yağlardan oluşan dengeli öğünlerle beslenin. Tam yağlı süt ve ürünleri yerine yağı azaltılmış olanları tercih edin. Haftada 4 yumurtadan fazlasını yemeyin. LDL kolesterolü yüksek kişiler yumurta sarısı bakımından daha da dikkatli olmalıdırlar. Kırmızı et yerine balık, derisi hariç kümes hayvanları ve az yağlı etleri tercih edin. Günde en az 5 kez sebze ve meyve tüketin. Bunlarda önemli vitamin ve mineraller mevcuttur. Günde en az 8-10 bardak su içmelisiniz. Liften zengin tahıl, kepek, fasulye, meyve ve sebzeleri düzenli tüketin. Çözünebilir lifler kan kolesterolünü yüzde 15 kadar düşürebilmektedir" şeklinde konuştu.
Op. Dr. Barış Özcan: "Hemoroid birçok ciddi hastalıkla karışabiliyor"
18 Aralık 2025 Perşembe - 11:44 Op. Dr. Barış Özcan: "Hemoroid birçok ciddi hastalıkla karışabiliyor" Antalya’da Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Barış Özcan, toplumda sık görülen hemoroid hastalığı ve güncel tedavi yöntemleri hakkında önemli uyarılarda bulundu. Hemoroid, halk arasında bilinen adıyla basur, anüs ve rektum bölgesindeki toplardamarların genişlemesi sonucu ortaya çıkan ve çoğu zaman ihmal edilen yaygın bir sağlık sorunu olarak dikkat çekiyor. Erken dönemde tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen hemoroid hakkında bilgi veren Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Op. Dr. Barış Özcan, hastalığın hafife alınmaması gerektiğini vurguladı. "Hareketsiz yaşam ve bazı meslekler riski artırıyor" Uzun süre oturarak ya da ayakta çalışmayı gerektiren mesleklerde hemoroid riskinin arttığını belirten Op. Dr. Özcan, "Ofis çalışanları, şoförler, öğretmenler ve güvenlik görevlileri risk grubunda yer alıyor. Ayrıca ağır kaldırmayı gerektiren işlerde çalışanlarda da hemoroid daha sık görülüyor. Kadın ve erkeklerde benzer sıklıkta görülen hastalık, gebelik ve doğum döneminde kadınlarda karın içi basıncının artmasıyla daha da yaygınlaşıyor" dedi. "Birçok ciddi hastalıkla karışabiliyor" Hemoroid belirtilerinin başka hastalıklarla karışabildiğine dikkat çeken Özcan, "Makattan kanama, ağrı ve şişlik gibi şikâyetler anal fissür, fistül, apse hatta kolon kanseriyle benzerlik gösterebilir. Bu nedenle özellikle makattan kanaması olan kişilerin vakit kaybetmeden doktora başvurması büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "Tedavide yaşam tarzı değişikliği büyük önem taşıyor" Hemoroid tedavisinin hastalığın evresine göre planlandığını aktaran Op. Dr. Özcan, "Erken evrelerde liften zengin beslenme, bol su tüketimi ve ilaç tedavileri yeterli olabiliyor. İleri evrelerde ise ameliyatsız girişimsel yöntemler veya cerrahi tedaviler gündeme geliyor. Ancak tedavinin kalıcı olması için yaşam tarzı değişikliği şart" diye konuştu. "Cerrahi karar yaşam kalitesi göz önünde bulundurularak veriliyor" İleri evre hemoroid vakalarında cerrahinin gerekebileceğini belirten Özcan, "Sürekli kanamaya ve kansızlığa yol açan, ameliyat dışı yöntemlere yanıt vermeyen ya da dışarı sarkan ve manuel olarak içeri itilemeyen hemoroidlerde cerrahi tercih ediliyor. Günümüzde gelişen cerrahi teknikler sayesinde ameliyatlar daha konforlu hâle geldi. Ancak her hasta için her cerrahi yöntem uygun değildir" dedi. "Ameliyat sonrası süreç en az ameliyat kadar önemli" Cerrahi sonrası dönemin iyileşmede belirleyici olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Özcan, "Ameliyat sonrası hafif ya da orta şiddette ağrı görülebilir, önerilen ağrı kesiciler düzenli kullanılmalıdır. Kabızlıktan kaçınılmalı, bol su tüketilmeli ve lifli gıdalar tercih edilmelidir. Ikınmaktan kaçınılmalı, tuvalette uzun süre kalınmamalı, hijyene dikkat edilmelidir. Uzun süre oturmaktan kaçınmak ve kısa yürüyüşler yapmak iyileşmeyi hızlandırır" ifadelerini kullandı.
Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Güneri, "Obstrüktif Uyku Apnesi hayatı sessizce tehdit ediyor"
18 Aralık 2025 Perşembe - 10:26 Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Güneri, "Obstrüktif Uyku Apnesi hayatı sessizce tehdit ediyor" Medical Point Gaziantep Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri, obstrüktif uyku apnesinin genellikle yüksek sesli horlama, gece boyunca nefesin durması, ani uyanmalar ve sabahları yorgun uyanma gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirtti. Medical Point Gaziantep Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri, obstrüktif uyku apnesinin genellikle yüksek sesli horlama, gece boyunca nefesin durması, ani uyanmalar ve sabahları yorgun uyanma gibi belirtilerle kendini gösterdiğini belirtti. Gün içinde aşırı uyku hali, dikkat dağınıklığı ve baş ağrılarının da sık görülen şikâyetler arasında yer aldığını ifade etti. Uzm. Dr. Güneri, obstrüktif uyku apnesinin tedavi edilmediği takdirde hipertansiyon, kalp hastalıkları, inme, diyabet ve trafik kazaları riskini artırabileceğine dikkat çekti. Özellikle obezite, boyun çevresinin kalın olması, sigara ve alkol kullanımı ile genetik faktörlerin hastalık riskini yükselttiğini vurguladı. Tanının uyku testi (polisomnografi) ile konulduğunu belirten Güneri, tedavinin hastalığın şiddetine göre planlandığını söyledi. Hafif vakalarda yaşam tarzı değişiklikleri önerilirken, orta ve ileri dereceli olgularda CPAP cihazı, ağız içi aparatlar veya cerrahi yöntemlerin gündeme gelebileceğini ifade etti. Uzm. Dr. Şeyda Çevik Güneri, "Sürekli horlama, gece nefes durması veya gün içinde aşırı uyku hali yaşayan kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması gerekir. Erken tanı ve doğru tedavi, hem yaşam kalitesini artırır hem de ciddi sağlık sorunlarının önüne geçer" diyerek vatandaşları uyardı. Medical Point Gaziantep Hastanesi, uyku bozukluklarının tanı ve tedavisinde multidisipliner yaklaşımıyla hastalarına hizmet vermeye devam ediyor.
Kalp kriziyle aşıyı eşitlemek kamu sağlığına zarar verir
18 Aralık 2025 Perşembe - 10:13 Kalp kriziyle aşıyı eşitlemek kamu sağlığına zarar verir Aşıların kalp krizlerini artırdığı ve mRNA aşılarıyla kalp krizi arasında bir bağ kurulmasının bilimsel olarak yanlış olduğunu belirtildi. Prof. Dr. Fazıl Necdet Ardıç, kamuoyunda sıklıkla gündem olan "Aşılar kalp krizlerini artırıyor" iddialarına bilimsel verilerle yanıt verdi. Ardıç, kaleme alınan bir yazıda "aşılar" ifadesinin genel kullanılmasıyla tüm aşıların zan altında bırakıldığını, bunun da toplumda giderek artan aşı karşıtlığını besleyebileceğini ifade etti. Prof. Dr. Ardıç, açıklamasında öncelikle zorunlu aşılama programlarının bugüne kadar milyarlarca insanın hayatını kurtardığını hatırlatarak, araştırmaların esas olarak Covid-19 sürecinde kullanılan mRNA aşıları üzerinden yürütülmesi gerektiğini belirtti. Ardıç, kalp kası iltihabı olarak bilinen miyokardit ile damar tıkanmasına bağlı gelişen kalp krizinin (miyokard infarktüsü) tamamen farklı hastalıklar olduğunun altını çizdi. Grip, soğuk algınlığı, Covid-19 gibi pek çok viral enfeksiyonun miyokardite yol açabildiğini belirten Ardıç, bu durumun halk arasında sıklıkla kalp kriziyle karıştırıldığını söyledi. "Aşıya bağlı miyokardit nadir ve çoğu hafif seyirli" mRNA Covid aşılarıyla ilişkili miyokardit vakalarının bildirildiğini kabul eden Ardıç, bu durumun ağırlıklı olarak genç erkeklerde görüldüğünü ve genellikle hafif seyrettiğini vurguladı. Aşı sonrası milyon kişi başına görülen miyokardit riskinin oldukça düşük olduğunu belirten Ardıç, buna karşılık aşısız geçirilen Covid enfeksiyonunun miyokardit riskini katbekat artırdığını ifade etti. Dünyada kalp hastalıklarının uzun yıllardır artış gösterdiğini söyleyen Ardıç, bu artışın Covid aşılarıyla ilişkilendirilemeyeceğini belirtti. Yaşlanan nüfus, metabolik hastalıklar, çevresel ve mesleki faktörlerin kalp hastalıklarındaki artışın temel nedenleri olduğunu kaydetti. Pandemi sürecine de değinen Prof. Dr. Ardıç, dünyada 705 milyon Covid vakasının görüldüğünü ve resmi kayıtlara göre 7 milyon kişinin hayatını kaybettiğini hatırlattı. Bugüne kadar uygulanan yaklaşık 13 milyar doz aşı sayesinde, yalnızca 2021 yılında 14 milyon insanın hayatının kurtarıldığını gösteren bilimsel modellemelere dikkat çekti. Pandeminin erken döneminde çok sayıda meslektaşlarını kaybettiklerini hatırlatan Ardıç, "Elbette herkes kalp sağlığı için düzenli kontrollerini yaptırmalıdır. Ancak kalp krizi ile aşıyı eşitleyen, korkuya neden olan söylemler tıbbi olarak yanlış olduğu gibi kamu sağlığı açısından da ciddi riskler barındırmaktadır" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Fazıl Necdet Ardıç, bilimsel veriler ışığında aşıların değil, Covid enfeksiyonunun kalp sağlığı açısından asıl tehdit olmaya devam ettiğini vurgulayarak, toplumun doğru ve güvenilir bilgiye dayalı hareket etmesinin hayati önem taşıdığını belirtti.
Kalp ağrısı sanılıyor, reflü çıkıyor
18 Aralık 2025 Perşembe - 10:01 Kalp ağrısı sanılıyor, reflü çıkıyor Modern yaşamın getirdiği stres, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik Gastroözofageal reflü hastalığının görülme sıklığını her geçen gün artırıyor. Reflünün, mide asidi ve mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkan, kronik seyirli bir sindirim sistemi hastalığı olduğunu belirten Medicana Sağlık Grubu Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Bilal Toka, reflünün yalnızca yaşam kalitesini düşürmekle kalmadığını, tedavi edilmediğinde ciddi ve kalıcı sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirtti. Reflü hastalığı, çoğu zaman basit bir mide yanması olarak algılansa da göğüsten boğaza, solunum yollarından yutma fonksiyonuna kadar pek çok sistemi etkileyen farklı belirtilerle kendini gösterebiliyor. Medicana Konya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Bilal Toka, kalp ağrısı sanılan göğüs ağrılarının önemli bir bölümünün aslında reflüden kaynaklanabileceğine dikkat çekti. Tedavi edilmeyen reflü, yemek borusu kanserine neden olabilir Reflünün temelinde, mide ile yemek borusu arasındaki alt özofagus sfinkterinin yeterince iyi çalışmaması yer alıyor. Mide asidinin, mide ile yemek borusu arasındaki kapakçığın işlev bozukluğu nedeniyle yemek borusuna kaçtığını ve koruyucu tabakası olmayan yemek borusu mukozasında hasara yol açtığını belirten Doç. Dr. Bilal Toka, şu açıklamalarda bulundu: "En sık görülen belirtiler arasında göğüste yanma, ağıza acı-ekşi tat gelmesi, mide ağrısı ve yutma güçlüğü bulunur. Ayrıca ses kısıklığı, kronik öksürük, boğazda yanma ve geceleri artan nefes darlığı da reflü ile ilişkili olabilir. Yapılan çalışmalar, kalp ağrısını düşündüren göğüs ağrısıyla acil servise başvuran hastaların yaklaşık yarısında nedenin reflü olabildiğini göstermektedir. Bu nedenle özellikle tekrarlayan göğüs ağrısı, uzun süren mide yanması ve boğaz şikayetleri olan hastaların, kalp kaynaklı bir sorun olmasa dahi reflü açısından değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır." Tedavi edilmeyen reflü hastalığının zamanla yemek borusunda iltihaplanmaya neden olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Bilal Toka, ileri ve uzun süreli vakalarda ise ülser, kanama, yemek borusunda darlık ve buna bağlı yutma güçlüğü gelişebileceğini kaydetti. Uzun yıllar süren reflü hastalığında Barrett özofagusu gelişebileceğini belirten Doç. Dr. Toka, bu durumun yemek borusu kanseri açısından önemli bir risk faktörü olduğuna dikkat çekerek, "Reflü hastalığının tedavi edilmemesi ayrıca kronik farenjit, larenjit, diş çürükleri, sinüzit atakları ve astım benzeri solunum sorunlarına da neden olabiliyor" dedi. "Geç saatte yemek reflüyü artırıyor" Reflü tedavisinde yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının belirleyici rol oynadığını vurgulayan Doç. Dr. Bilal Toka, şu bilgileri verdi: "Aşırı kilo, sigara ve alkol kullanımı, yağlı ve baharatlı yiyecekler, çikolata, kafeinli ve gazlı içecekler şikayetleri artırabiliyor. Hazır gıdaların etkisi de yadsınamaz. Geç saatlerde yemek yemek ve tok karna uzanmak da reflüyü kolaylaştırıyor" ifadelerini kullandı. Reflü hastalığının tanısında hastanın şikayetlerinin yanı sıra endoskopi ve gerekli durumlarda PH incelemelerinin kullanıldığını belirten Doç. Dr. Bilal Toka, tedavide yaşam tarzı değişikliklerinin ve mide asidini azaltan ilaçların ön planda olduğunu ifade etti. Bazı hastalarda ise endoskopik ya da cerrahi yöntemler gerekebileceğini kaydeden Toka, "Uzun süredir devam eden reflü şikayetleri, ilaçlara yanıt alınamaması, yutma güçlüğü, kilo kaybı veya kanama bulguları olan hastaların gecikmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerekmektedir’’ diye konuştu.
Prof. Dr. Önal: "Radyoterapi kanser tedavisinde daha etkili hale geldi"
18 Aralık 2025 Perşembe - 10:00 Prof. Dr. Önal: "Radyoterapi kanser tedavisinde daha etkili hale geldi" Radyoterapinin temel amacının tümör hücrelerinin DNA yapısını bozarak çoğalmasını engellemek olduğunu belirten Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hüseyin Cem Önal, "Modern teknolojiler sayesinde tedavi çok daha güvenli, daha hedefe yönelik ve daha etkili hale geldi" dedi. Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hüseyin Cem Önal, kanser vakalarının dünya genelinde olduğu gibi Türkiye’de de artış gösterdiğini belirterek hem radyoterapi yöntemleri hem de kanserden korunma yolları konusunda önemli açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Önal, kanserin yalnızca tedavi süreciyle değil tanı aşamasıyla da son derece hassas ve uzmanlık gerektiren bir hastalık olduğunu vurgulayarak, doğru tedavi planlamasının multidisipliner bir ekip tarafından yapılmasının hayati önem taşıdığını ifade etti. Kanser tedavisinde multidisipliner yaklaşım şart Prof. Dr. Önal, kanserin tanı ve tedavi sürecinin tek bir branşın sorumluluğunda olmadığını, aksine birçok bölümün bir arada çalışması gerektiğini söyledi. Önal, "Görüntüleme, patoloji, cerrahi, medikal onkoloji ve radyasyon onkolojisi bir bütünün parçalarıdır. Bu halkalardan birinin eksikliği, tedavinin doğruluğunu ve başarısını olumsuz etkileyebilir. Özellikle radyoterapi hakkında toplumda ciddi bir bilgi kirliliği bulunuyor. Kanser tedavisine hangi yöntemin uygun olacağının mutlaka bir tümör konseyinde tartışılması gerekir. Hangi hastanın hangi tedaviyi, hangi sırayla alacağı bilimsel verilere göre belirlenmelidir. Radyoterapi ile ilgili bilgilerin de mutlaka uzman hekimden alınması gerekir. Halk arasında ‘ışın tedavisi’ olarak bilinen, radyoterapinin temel amacı tümör hücrelerinin DNA yapısını bozarak çoğalmasını engellemek. Modern teknolojiler sayesinde tedavi çok daha güvenli, daha hedefe yönelik ve daha etkili hale geldi" diye konuştu. Prof. Önal, radyoterapinin üç ana amaçla uygulandığını belirterek şunları söyledi: "Ameliyat sonrası mikroskobik tümör hücrelerini yok etmek: Genellikle meme kanseri ve bağırsak kanserinde ameliyat sonrası tümörlü olan bölgeye radyasyon verilerek hastalığın aynı bölgede tekrar etmesi önlenir. Ameliyatsız tümörü yok etmek: Prostat kanseri, rahim ağzı kanseri, gırtlak ve geniz bölgesi tümörleri gibi bazı kanserlerde radyoterapi tek başına tedavi sağlayabilen bir yöntem. Ameliyat öncesi tümörü küçültmek: Büyük tümörlerde radyoterapi ile kitle küçültülerek cerrahi daha mümkün ve güvenli hâle getirilebilir." Türkiye kanser tedavisinde dünya standartlarında Prof. Dr. Önal, Türkiye’nin kanser tedavisinde dünya standartlarını yakalamış bir ülke olduğunu kaydederek, "Amerika’da verilen modern radyoterapi tekniklerinin aynısı Türkiye’de de hastalara uygulanabilmektedir. Bu gelişmişlik düzeyi sayesinde birçok kanser türünün artık erken evrede tespit edildiğinde "kronik hastalık" düzeyine inecek şekilde kontrol altına alınabilir. Tedavilerin planlanmasında artık daha hassas bir yaklaşım benimseniyor. Hastalara gereksiz tedavi yükü vermeden, onlara en uygun ve en az yan etkiye sahip protokoller seçiliyor" şeklinde konuştu. Kanserden korunmanın en etkili yolu sigara içmemek Koruyucu hekimlik konusuna değinen Prof. Dr. Önal, "Toplumun kanserden korunma konusunda yapabileceği en önemli adım, kanserojen madde olduğu yüzde yüz kanıtlanmış sigarayı bırakmasıdır. Sadece akciğer değil, gırtlak, yemek borusu, pankreas, idrar torbası gibi birçok kanser türünde sigara çok önemli bir risk faktörüdür" ifadelerini kullandı. Bunun yanında sağlıklı beslenmenin, özellikle yağlı gıdalardan uzak durup sebze-meyve ağırlıklı beslenmenin kanser riskini azalttığını aktaran Önal, her gün 15-20 dakikalık düzenli yürüyüşün bile hem kanserden korunma hem de tedavi sonrası iyileşme sürecinde önemli katkılar sağladığını dile getirdi. Tarama programlarının önemi ve erken tanı Türkiye’de kanser tarama programlarının çok etkin yürütüldüğünü belirten Prof. Dr. Önal, "Özellikle KETEM’lerde ücretsiz yapılan mamografi taramaları meme kanserinin erken teşhisinde büyük avantaj sağlamaktadır. En ufak bir bulgu olduğunda beklemek yerine hemen bir hekime başvurulmalıdır. Kanser artık birçok türde erken yakalandığında başarıyla tedavi edilebilen bir hastalık haline geldi. Kanserle mücadelede en önemli güç bilgi ve farkındalıktır. Unutmayalım: Erken tanı hayat kurtarır" diyerek sözlerini tamamladı.
Uzmanı açıkladı sporcu çocuklarda kardiyolojik muayene önem taşıyor
18 Aralık 2025 Perşembe - 09:55 Uzmanı açıkladı sporcu çocuklarda kardiyolojik muayene önem taşıyor Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, spor öncesi yapılacak kalp kontrollerinin olası sağlık risklerinin önlenmesinde kritik rol oynadığını söyledi. Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimine önemli katkılar sağlayan spor aktiviteleri öncesinde yapılacak kardiyolojik muayenelerin, olası sağlık risklerinin önlenmesinde kritik rol oynuyor. Medicana Sağlık Grubu Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, "Spor, çocukların sağlıklı büyüme ve gelişimi için vazgeçilmez bir aktivite olmakla birlikte, yoğun fiziksel efor gerektiren branşlarda kalp sağlığının değerlendirilmesi büyük önem taşıyor. Spor öncesi kardiyolojik muayene sayesinde çocukların spora uygunluğu belirlenerek, güvenli ve sağlıklı bir spor deneyimi sağlanabiliyor" dedi. Çocuklar genellikle sağlıklı bireyler olarak kabul edilse de, doğuştan gelen ya da sonradan gelişen bazı kalp hastalıkları nadir de olsa görülebileceğini ileten Medicana Sivas Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, "Hipertrofik kardiyomiyopati, doğumsal kalp anomalileri ve ritim bozuklukları gibi rahatsızlıklar, yoğun fiziksel aktiviteler sırasında ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Özellikle genç sporcularda nadiren de olsa görülen ani kardiyak arrest vakaları, spor öncesi kardiyolojik değerlendirmenin önemini bir kez daha ortaya koyuyor" dedi. Spor Öncesi Kardiyolojik Muayenenin Önemli Dr. Osman Yılmaz, "Spor öncesi kardiyolojik muayene çocuğun fiziksel aktiviteye uygunluğunu değerlendirmek ve olası riskleri önceden tespit etmek amacıyla yapılır. Bu kapsamda gizli kalp hastalıklarının belirlenmesi, çocuğun yaşına, fiziksel yapısına ve yapacağı sporun yoğunluğuna uygunluğunun değerlendirilmesi, sağlığına uygun spor ve egzersiz programlarının planlanması hedeflenir. Spor öncesi kardiyolojik değerlendirme, kapsamlı bir incelemeyi içerir. Bu süreçte tıbbi öykü alınarak ailede kalp hastalığı öyküsü ve çocuğun daha önce yaşadığı bayılma, göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi şikâyetler sorgulanır. Fiziksel muayene ile kalp ritmi, kan basıncı ve genel sağlık durumu değerlendirilir. Elektrokardiyogram (EKG) ile kalbin elektriksel aktivitesi incelenir. Ekokardiyografi ile kalp kasının yapısı ve fonksiyonları değerlendirilir. Gerekli durumlarda efor testi uygulanarak egzersiz sırasında kalbin verdiği yanıt gözlemlenir. Bu tetkikler, çocuğun spor yapmasına engel olabilecek ya da dikkat edilmesi gereken durumların belirlenmesinde büyük önem taşır" dedi. Spor Öncesi Muayenenin Sağladığı Avantajlar Spor öncesi kardiyolojik muayene sayesinde olası kalp sorunları erken dönemde tespit edilerek ciddi komplikasyonların önüne geçilebileceğini ileten Dr. Yılmaz ,"Çocuğun fiziksel kapasitesine uygun spor seçimi yapılarak güvenli bir spor ortamı sağlanır. Ebeveynler ve çocuklar, sağlık açısından gerekli kontrollerin yapıldığını bilerek spora daha güvenle yaklaşır. Çocuğun performansını destekleyecek, sağlığıyla uyumlu antrenman planları oluşturulabilir. Sporla ilgilenen çocukların yılda en az bir kez kardiyolojik kontrolden geçirilmesini öneriyor. Egzersiz sırasında ortaya çıkan aşırı yorgunluk, nefes darlığı, göğüs ağrısı ya da çarpıntı gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınarak bir uzmana başvurulması gerekiyor. Çocuklarda kardiyolojik değerlendirmelerin, pediatrik kardiyoloji uzmanları tarafından yapılması büyük önem taşıyor" dedi. Sağlıklı Spor, Güvenli Kalple Mümkün Spor, çocukların sağlıklı bir yaşam sürmesi için önemli bir araçtır. Ancak bu sürecin güvenli şekilde yürütülmesi esastır diyen Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Osman Yılmaz, "Spor öncesi kardiyolojik muayene, çocukların kalp sağlığını değerlendirerek hem güvenliğini sağlar hem de sporun faydalarından risksiz bir şekilde yararlanmalarına olanak tanır" dedi.