SAĞLIK
5 saat süren mikro operasyon başarıyla tamamlandı: Kendi dokusuyla hayata tutundu 13 Mayıs 2026 Çarşamba - 18:18:27 Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, kanser nedeniyle memesi alınan bir hastaya, kendi dokusu kullanılarak mikro cerrahi yöntemle yeni meme oluşturuldu. Şehirde ilk kez uygulanan bu operasyonla, hastanın karın bölgesinden alınan doku damarlarıyla birlikte göğüs bölgesine nakledildi. Rahatsızlığı nedeniyle Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran hastada gerçekleştirilen operasyon iki aşamalı olarak tamamlandı. İlk olarak genel cerrahi ekibi tarafından gerçekleştirilen işlemin ardından, Plastik Cerrahi Uzmanları Dr. Muaz Zuhurlu ve Dr. Emre Berkay Zeyrek devraldı. Yaklaşık 5 saat süren operasyonda, "serbest doku aktarımı" adı verilen mikro cerrahi yöntemi uygulandı. Operasyon kapsamında hastanın karın bölgesinden alınan doku, mikroskop altında damar bağlantıları yapılarak göğüs bölgesine taşındı. Uzmanlar, hastanın kendi dokusunun kullanıldığı bu yöntemin, yapay materyallere oranla vücutla daha uyumlu ve kalıcı sonuçlar sunduğunu ifade etti. Yaşam kalitesini artırıyor Uygulanan yöntemin meme kanseri sonrası rehabilitasyon sürecinde ve hastanın yaşam kalitesinin artırılmasında önemli rol oynadığı belirtildi. Sakarya’da ilk kez gerçekleştirilen bu mikro cerrahi müdahalesinin, bölgedeki benzer durumdaki hastalar için bir tedavi alternatifi oluşturması hedefleniyor. Hastanın sağlık durumunun iyi olduğu ve takip sürecinin devam ettiği öğrenildi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:08 "Yapay zekanın tesellisi tehlike saçıyor, muhakeme yeteneğini bloke ediyor" Uzmanlar, yapay zekanın insan beynini bloke ederek muhakeme yeteneğini zayıflattığı ve yanlış yönlendirmelerle bireyleri intihara kadar sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Yöyen, yapay zekayla kurulan duygusal bağın sosyal izolasyonu derinleştirdiğini ve insanın problem çözme yeteneğini körelttiğini belirtti. Yapay zekayı arkadaş olarak kullanan gençlerin sosyal olarak kendini izole etmeye meyilli olduğunu belirten Yöyen, yapay zekanın özellikle gençler üzerinde bilinçsiz kullanım sonucunda büyük hasarlara yol açabileceğini vurguladı. "Yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor" Değişen toplum yapısıyla beraber insanların yalnızlaştığını ve çözümü yapay zekada aradığını belirten Yöyen, "İnsanoğlu yalnızlığa tahammül edebilen bir varlık değildir. İnsan beyni sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla insanlar bu sosyalleşme ihtiyaçlarını yapay zekayla sohbet ederek gidermeye çalışıyorlar ve tabii ki oradan aldıkları küçük tavsiyelerle de hayatlarına yön vermeye çalışıyorlar. Fakat bu tavsiyeler aslında kişilerin kendi gerçekte küçük de olsa sorunlarında, problem çözebilme becerilerini azaltıyor. Kız arkadaşınla kavga ettiysen ona bir çiçek al ve özür dile. Oldukça robotik davranmaya başlıyoruz ve yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor. Bu anlamda insanın problem çözme ve düşünme, muhakeme edebilme süreçlerini bloke ettiği için masum bile görünse insan beynini bloke eden bu yapısıyla değersiz olduğunu düşünüyorum yapay zekanın" dedi. "Gençler neden buna ihtiyaç duyuyor" Kendini rahat ifade edemeyen ve toplumda kendilerine yer bulamayan gençlerin yapay zekayı arkadaş gibi kullandıklarını vurgulayan ve bu konuda gençlerin ailelerine ve arkadaşlarına büyük rol düştüğünü ifade eden Yöyen, "Öyle görünüyor ki yapay zekayla sohbet eden gençler daha sosyal ve ailesel ilişkileri anlamında kendini geri çekmiş. Daha sosyal anlamda izolasyonuna kendini sürüklemiş, yalnızlaşmış çocuklar. Aileler ya da onların çevresinde bulunanların buna biraz dikkat etmesi gerekiyor" diye konuştu. "Kendi kendinize terapi de yapamazsınız" Terapi uygulamasının bir uzman eşliğinde yapılması gerektiğini belirten Yöyen, "Terapi bir başka kişi tarafından size uygulanabilen bir hizmettir. Evet ağırlıklı olarak konuşma üzerine yapılmış olan bir tedavi biçimidir ama nasıl konuşacağımızı, ne zaman konuşacağımızı, ne zaman geri bildirim vereceğimizi, neyi nasıl yansıtacağımızı özel tekniklerle öğreniyoruz. Bu anlamda kendi kendine terapi diye bir şey yok. Sadece bu kendi var olan sorunlarını yüksek sesle dile getirmek ve bu sorunun varlığını kabul etmek bu konuda bir farkındalık geliştirmek olabilir" ifadelerini kullandı. Yapay zeka algoritmasının verilen bilgilerle şekillendiğini belirten Yöyen, terapi ve tedavi süreçlerinde bir uzman yönlendirilmesiyle kullanılması gerektiğini vurgulayarak, "Yapay zeka ’gel bana derdini anlat, gel bana halini anlat, ben sana teşhis koyayım ve seni yönlendireyim’ gibi bir uygulamada bulunmaz. Bu yüzden sorumluluk tamamen yapay zekayı kullanan bireyin kendisinde olması gerekiyor. Kişinin verdiği bilgilerle yapay zeka şekillendiği ve algoritma öyle yönlendirildiği için kendini doğru ifade edemediğinde yapay zekadan alacağı geri bildirimle depresyon derinleşebilir. ’Artık gerçekten hiçbir çıkar yol bulamıyorum’ diyerek insanları intihara sürükleyebilir" ifadelerini kullandı.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 15:59 Prof. Dr. Çelik: "Obezite artık kozmetik bir sorun değil kronik bir hastalıktır" Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, obezitenin artık estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çağın en korkutucu salgını haline geldiğini söyledi. Avrupa Obezite Günü dolayısıyla dünya genelinde ve Türkiye’de artış gösteren kilo problemleri, modern toplumların en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sadece fiziksel değil, psikososyal etkileriyle de bireylerin yaşam kalitesini düşüren obezite, küresel ölçekte bir pandemi halini alırken, uzmanlar bu durumun kronik bir hastalık olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulunuyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde yaklaşık 7 yıldır faaliyette olan Van Obezite Merkezi, bölgedeki obezite ile mücadelede lokomotif rolü üstleniyor. Günümüze kadar 2 binden fazla danışanın sağlık hizmeti aldığı merkezde, başvuranların yüzde 60’ı başarılı bir şekilde kilo vermeyi başardı. Merkezde takip edilen hastaların 200’ü ise cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek sağlığına kavuştu. "Obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum değil" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, günümüzde obezitenin ciddi bir salgın halini aldığını belirtti. Prof. Dr. Çelik, "Günümüzde, çağımızın en önemli salgınlarından biri obezitedir. Obezite artık estetik ya da kozmetik bir sorun olarak algılanmıyor, algılanmamalıdır da. Halen estetik amaçlarla obezite tedavisine başvuran ya da bu şekilde düşünen insanlar var; ancak bu kesinlikle yanlıştır. Çünkü obezite; kanserden şeker hastalığına, tansiyona kadar birçok hastalığın ana nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum da değildir; psikolojik ve sosyolojik yönleri olan, ’multifaktöriyel’ dediğimiz bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu, sadece şu ilaçla ya da şu ameliyatla düzelecek biyolojik bir problem değildir; psikolojiyi ve sosyal desteği de gerektiren, birçok bölümü ilgilendiren bir hastalıktır. Bu nedenle obeziteyle mücadele de birçok alanı kapsamaktadır" dedi. "Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır" Eskiden insanların açlıktan vefat ettiğini günümüzde ise aşırı kilodan dolayı sağlığını kaybedenlerin sayısının daha fazla olduğuna dikkat çeken Çelik, "Bunları, obezitenin ne kadar ciddi bir problem haline geldiğini vurgulamak için söylüyorum. Öte yandan, obez popülasyondaki insanları suçlamamamız gerekiyor. Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır. Dolayısıyla hastalıkla daha akılcı yöntemlerle mücadele etmemiz gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye genelinde obezite oranı yüzde 30-31 civarında gözüküyor. Van ilimizde de maalesef obezite yüksek oranda seyrediyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, İl Sağlık Müdürlüğümüzün de katkılarıyla 2019 yılında kurduğumuz Obezite Merkezimiz, şu anda 2 bine yakın danışanıyla aktif hizmet vermeye devam ediyor. Buraya gelen danışanlarımızın çok başarılı bir şekilde tedavi olduklarını ve verilerimize göre ciddi kilo kaybı sağladıklarını biliyoruz" diye konuştu. Obezitenin çok inatçı bir hastalık olduğunu, kilo verdikten sonra tekrar kilo almalarının mümkün olduğunu hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kilo verip tekrar geri almak, hastaların yüzde 60’ında izlediğimiz bir durumdur. Ameliyat ettiğimiz hastalarda bile 2-3 yıl sonra bir kısmının geri kilo aldığını görüyoruz. Bu durum şunu gösteriyor: Obezite sadece mideyi küçülterek, bir hap alarak ya da bir iğne yaparak çözülecek bir konu değildir. Bu bir kozmetik sorun değil; şeker hastalığı gibi ömür boyu mücadele gerektiren kronik bir sağlık sorunudur. Şayet iyi donanımlı bir merkezde takip edilirse, hastaların tekrar kilo alma oranı azalacaktır."
Edirne’de sigara bağımlılığıyla mücadele  anlatıldı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 17:24 Edirne’de sigara bağımlılığıyla mücadele anlatıldı Edirne’de 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü etkinlikleri çerçevesinde sigara bağımlılığıyla mücadeleye dikkat çekildi. Edirne İl Sağlık Müdürlüğü ve Yeşilay Edirne Şubesi ekipleri tarafından Kurtuluş Mahallesi Muhtarlığı’nda bilgilendirme faaliyeti gerçekleştirildi. Etkinlikte, sigaranın insan sağlığı üzerindeki zararları ile bağımlılıktan kurtulma yolları vatandaşlara anlatıldı. Selimiye Sağlıklı Hayat Merkezi’nde görevli Dr. Bekir Tunçer, sigaranın yalnızca akciğer kanserine değil; kalp hastalıkları, inme, böbrek ve damar hastalıklarına da yol açtığını vurguladı. Sigara kullanımının kalp krizi riskini ciddi şekilde artırdığını belirten Dr. Tunçer, günde 10 dal ve üzeri sigara içen kişilerin kalp krizi geçirme riskinin 5 kat arttığını söyledi. Bırakma sürecinde sinirlilik, huzursuzluk ve konsantrasyon güçlüğü gibi yoksunluk belirtilerinin görülebileceğini ifade eden Tunçer, sigara bırakma polikliniklerinden profesyonel destek alınması çağrısında bulundu. Yeşilay Edirne Şubesi Sosyal Hizmet Uzmanı Dilara Akgün Tamer ise tütün bağımlılığıyla mücadelede gizlilik esasına göre ücretsiz destek sağlandığını, 115 YEDAM Danışma Hattı’nın aranmasının yeterli olduğunu belirtti. Yeşilay personeli Esra Güzey de kapalı alanlarda sigara içme ihlallerinin "Yeşil Dedektör" uygulaması üzerinden bildirilebileceğini hatırlattı. Program sonunda katılımcılara bilgilendirici broşürler dağıtıldı. Etkinliğin ardından ekipler mahalledeki kahvehaneleri ziyaret ederek sigarayı bırakmanın önemi konusunda vatandaşlarla birebir görüşmeler yaptı.
Adana Müze Kompleksi, Akdeniz Diyabet Akademisi’ne ev sahipliği yaptı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 17:22 Adana Müze Kompleksi, Akdeniz Diyabet Akademisi’ne ev sahipliği yaptı Akdeniz Diyabet Akademisi 7. Toplantısı Adana Müze Kompleksi’nde gerçekleştirildi. İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, İl Sağlık Müdürlüğü ve Türkiye Diyabet Vakfı koordinesinde ve birçok sağlık kuruluşlarının işbirliğiyle düzenlenen Akdeniz Diyabet Akademisi 7. Toplantısı, Türkiye ve Orta Doğu’nun en büyük müze kompleksi olan Adana Müze Kompleksi’nde gerçekleştirildi. Toplantının, Adana’nın sağlık turizmi alanındaki vizyonunu ve kültürle entegre edilen özgün organizasyon anlayışını güçlü biçimde ortaya koyduğu ifade edildi. ’Diyabet Tarihle Buluşuyor’ temasıyla hayata geçirilen etkinliğin sağlık, bilim, kültür ve turizmi aynı çatı altında buluşturarak sağlık turizminin çok boyutlu yapısına örnek teşkil ettiği kaydedildi. Aynı gün eş zamanlı olarak 24. GAPDİAB (Güneydoğu Anadolu Diyabet Destek Projesi) ve Adana TEKNODİAB (Teknoloji ve Diyabet) toplantılarının da düzenlenmesiyle Adana, diyabet alanında bölgesel ölçekte önemli bir bilimsel merkez haline geldiği aktarıldı. Toplantılarda diyabet ve diyabet teknolojileri alanındaki en güncel bilimsel gelişmeler, yenilikçi tedavi yaklaşımları ve klinik uygulamalar ele alındı. Endokrinoloji uzmanları, iç hastalıkları uzmanları ve aile hekimlerinin yoğun ilgi gösterdiği organizasyon, 400’ün üzerinde hekimin katılımıyla bölgenin en büyük ve en prestijli diyabet toplantılarından biri olma özelliğini pekiştirdi. "Müzeler, akademik üretime ve tematik turizme ev sahipliği yapıyor" Toplantı, Adana İl Kültür ve Turizm Müdürü Emre Duru ile Akdeniz Diyabet Akademisi Başkanı ve Türkiye Diyabet Vakfı Yönetim Kurulu Genel Sekreteri Prof. Dr. Okan Bakıner’in açılış konuşmalarıyla başladı. İl Kültür ve Turizm Müdürü Emre Duru, Adana’nın yalnızca tarih ve kültür kenti değil, aynı zamanda sağlık turizmi açısından güçlü ve yükselen bir destinasyon olduğunu vurguladı. Duru, "Müzeler, klasik sergileme alanlarının ötesine geçerek bilimsel toplantılara, akademik üretime ve tematik turizme ev sahipliği yapıyor. Bu, bizim için çok değerli" dedi. Toplantının planlama ve içerik sürecine İl Sağlık Müdürü Uzman Dr. Halil Nacar’ın sağlık turizmine yönelik vizyonu ve katkıları da önemli destek sağladı. Diyabet gibi kronik hastalıklar alanında düzenlenen bu nitelikli bilimsel toplantıların, Adana’nın sağlık turizmi hedeflerine doğrudan katkı sunduğu ifade edilerek Nacar’a teşekkür edildi. Toplantıya ev sahipliği yapan Adana Müze Kompleksi, Türkiye ve Ortadoğu’nun en büyük müze kompleksi olma özelliğini taşırken, koleksiyon çeşitliliğiyle bölgenin en zengin müze yapıları arasında yer aldığı vurgulandı. Tescilli endüstriyel mirasın kamu eliyle müzeye dönüştürüldüğü en büyük yapı olma niteliğini taşıyan kompleksin, çevre dostu ve yeşil bina olarak tasarlanan Türkiye’nin tek kamu müzesi olmasının yanı sıra, açık ve kapalı alanlarıyla ülkenin en geniş etkinlik alanına sahip müze kompleksi olarak dikkat çektiği de ifade edildi. Toplantı kapsamında ayrıca sanat tarihi, tıp tarihi ve sağlık turizmi başlıkları da öne çıktı. Antik dönemlerden günümüze hastalık algısı ve tedavi yaklaşımları müze koleksiyonları ve arkeolojik veriler eşliğinde ele alındı. Bu yönüyle etkinlik, bilimsel içeriği kültürel mirasla buluşturan örnek bir sağlık turizmi organizasyonu olarak değerlendirildi.
Kahramanmaraş sağlık turizmiyle bölgesel kalkınmaya hazırlanıyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:55 Kahramanmaraş sağlık turizmiyle bölgesel kalkınmaya hazırlanıyor Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, Kahramanmaraş’a gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında sağlık turizmi yatırımları, bölgesel kalkınma vizyonu ve sürdürülebilir yatırım modelleri üzerine önemli temaslarda bulundu. Ziyaret çerçevesinde Kahramanmaraş Valisi Mükerrem Ünlüer ve Kahramanmaraş Büyükşehir Belediye Başkanı Fırat Görgel ile ayrı ayrı gerçekleştirilen görüşmelerde ilin sağlık altyapısının güçlendirilmesi, sağlık turizmine yönelik yeni tesis yatırımları, kamu-özel sektör iş birlikleri ve yatırımcılar için oluşturulabilecek stratejik modeller ele alındı. Görüşmelerde, Kahramanmaraş’ın sahip olduğu coğrafi konum, sağlık hizmet kapasitesi ve yatırım potansiyelinin; doğru planlama ve güçlü kurumsal iş birlikleriyle ulusal ve uluslararası sağlık turizmi yatırımları açısından önemli bir cazibe merkezi haline gelebileceği vurgulandı. SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay Karabulut, ziyaret sonrası yaptığı değerlendirmede sağlık turizmi alanında planlanacak yatırımların yalnızca sağlık hizmetlerini değil, aynı zamanda istihdamı, bölgesel ekonomiyi ve sürdürülebilir kalkınmayı da doğrudan destekleyeceğini ifade etti. Gerçekleştirilen temasların Kahramanmaraş’ta sağlık turizmi odaklı yatırımların hayata geçirilmesine, yatırımcı-kamu iş birliklerinin güçlenmesine ve ilin kalkınma vizyonunun kurumsal zeminde ilerlemesine katkı sağlamasının hedeflendiği belirtildi. SATKOF’un Kahramanmaraş’ın sağlık turizmi ve bölgesel kalkınma hedeflerine yönelik her türlü yapıcı projede kamu kurumları ve yerel yönetimlerle iş birliğini kararlılıkla sürdüreceği ifade edildi.
Nöroloji Uzmanı Sayman: "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:46 Nöroloji Uzmanı Sayman: "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir" Uluslararası Epilepsi Günü nedeniyle açıklama yapan Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli Nöroloji Uzmanı Dr. Ceyhun Sayman, epilepsi hastalığı, tedavi yöntemleri, belirtileri ve epilepsi ile yaşayan bireylerin günlük hayatta karşılaştıkları sorunlara dikkat çekti. Sayman ’’Unutulmamalıdır ki farkındalık, tedavinin ve sağlıklı bir toplumun en önemli parçalarından biridir’’ dedi. Epilepsinin farklı türlerde nöbetlerle kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Sayman, "Uluslararası Epilepsi Günü, epilepsi hastalığına yönelik farkındalık oluşturmak, halkı hastalık yönetimi konusunda bilgilendirmek ve epilepsi ile yaşayan bireylere destek olmak amacıyla her yıl şubat ayının ikinci pazartesi günü düzenlenmektedir. Epilepsi, dünya genelinde her yaş grubunu etkileyebilen, doğru tanı ve uygun tedavi ile büyük oranda kontrol altına alınabilen kronik bir nörolojik hastalıktır. Ancak hastalığın kendisinden çok, toplumda var olan yanlış bilgiler, önyargılar ve damgalanma, epilepsi ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir" dedi. Epilepsi hastalarına sunulan sağlık hizmetleri Hastane bünyesinde epilepsi hastalarına sunulan sağlık hizmetleri hakkında da bilgi veren Nöroloji Uzmanı Dr. Sayman, "Hastanemiz Epilepsi Polikliniği’nde, Prof. Dr. Burak Yuluğ ve Doç. Dr. Şeyda Çankaya öncülüğünde asistan hekimlerimizle birlikte yaklaşık bir yıldır Alanya ve çevre ilçelerden başvuran hastalarımıza aktif olarak hizmet vermekteyiz. Polikliniğimizde epilepsinin tanı, tedavi ve izlem süreçleri güncel bilimsel rehberler doğrultusunda yürütülmekte, her hastaya özel, bütüncül bir yaklaşım benimsenmektedir. Amacımız yalnızca nöbet kontrolünü sağlamak değil, aynı zamanda hastalarımızın sosyal yaşamlarını, eğitim süreçlerini, çalışma hayatlarını ve psikolojik iyi oluşlarını desteklemektir" ifadelerini kullandı. Epilepsiye ilişkin yanlış inanışlara da değinen Dr. Sayman, "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Zekâ geriliği ile eş anlamlı değildir. Epilepsi hastaları uygun tedavi ile eğitimlerine devam edebilir, çalışabilir, evlenebilir ve toplumun her alanında aktif olarak yer alabilirler. Doğru bilginin yaygınlaşması, erken tanı ve düzenli tedavi kadar önemlidir. 9 Şubat Dünya Epilepsi Farkındalık Günü vesilesiyle toplumun tüm kesimlerini epilepsi hakkında doğru bilgi edinmeye, önyargılardan uzak durmaya ve epilepsi ile yaşayan bireylere destek olmaya davet ediyorum. Unutulmamalıdır ki farkındalık, tedavinin ve sağlıklı bir toplumun en önemli parçalarından biridir’’ şeklinde konuştu.
Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:36 Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur" Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığında elektronik sigaraya başvurulma sürecine ilişkin, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığının sürdürülebilir yeni bir formudur" şeklinde uyarılarda bulundu. Sigaranın yalnızca bir alışkanlık olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığının beyindeki haz merkezini etkileyen biyolojik ve uzun soluklu bir hastalık olduğunu vurguladı. Sigaranın kadın ve erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilediğini belirten Atagun; bağımlılığın seyrinin de buna bağlı olarak değiştiğini söyledi. Erkeklerde sigara bağımlılığının daha çok madde bağımlılığı şeklinde ilerlediğini dile getiren Atagun, stresli ve öfke dolu anlarda sigaranın bir rahatlama aracı olarak kullanıldığını aktardı. "Sigara kadınlarda çoğu zaman duygusal bir bağ" Bağımlılığın biyolojik bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Atagun, cinsiyetler arasındaki farkı şu sözlerle dile getirdi: "Erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilerken, kadınlarda daha farklı merkezlerini etkiler. Yani erkeklerde aslında maddeye karşı bir bağımlılık vardır. Mesela iş ortamında yaşadığı öfke, stres ya da trafikte yaşadığı bir öfkelenmeyle ilgili olarak erkek; sigara yakarak bu durumu toparlamaya çalışıyor. Ama kadınlarda daha duygusal bir altyapı var. Daha rahatlamadan ziyade onu bir dert ortağı olarak görüyor. Burada duygusal mekanizmalar devreye girdiği için erkeklerde nikotin replasman tedavileri ve diğer ilaç tedavileri daha işe yararken, kadınlarda mutlaka psikososyal destekle beraber tedavinin sürdürülmesi gerekir." "Elektronik sigara kullanan gençlerde akciğer sönmesini çok sık görmekteyiz" Elektronik sigaranın bir kurtuluş yolu olmadığını belirten Atagun, özellikle buhar içeriğinin zararları noktasında, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığı hastalığının sürdürülebilir yeni bir formudur. Bu teknolojik firmaların ürettiği yeni dönemde karşımıza çıkan çok büyük bir tehlikedir. Özellikle elektronik sigara kullanan genç hastalarımda pnömotoraks dediğimiz akciğer sönmesi hastalığını çok sık görmekteyiz. Bir diğer yandan sonuçta ısıtılmış bir buharla nikotin, ağır metallerin de olduğu, kanserojen maddelerin de eklendiği bir dizi buhar içeriğini içimize çekmiş oluyoruz" ifadelerine yer verdi. "Tamamen sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli" Sigaranın bırakıldığı andan itibaren vücudun hızla onarıma geçtiğini kaydeden Atagun, süreci şöyle özetledi: "Tamamen bir insan sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli. Ama ilk 24 saatte kalp krizi riski bile azalıyor. Bundan sonra peşi sıra ilk haftalardan sonra nefes darlığı, sekresyon, bunların hepsi düzelmeye başlıyor. Hasta daha güzel soluk alıp verebiliyor. Tat alma mekanizmaları, koku mekanizmaları devreye tekrar giriyor. Aslında hastanın hayat enerjisi yeniden geliyor." "Mücadeleyi bırakmayın, polikliniklere başvurun" Son olarak sigara bağımlılığının sonucunun ağır hastalıklar olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Pınar Atagun, "Uzun vadede akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) var. Hayatınızın son dönemlerini sürünerek, ilaçlarla, acil kapılarında geçirmek istemiyorsanız sigarayı bırakmak için mutlaka sigara bırakma polikliniklerine başvurunuz. Bir kere denedik olmadıysa bir daha denemeliyiz. Mutlaka bu süreci tamamlamalıyız" dedi.
Yaklaşık 40 yıldır içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:33 Yaklaşık 40 yıldır içtiği sigarayı 1 haftada bıraktı Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz, yaklaşık 40 yıldır bağımlısı olduğu ve günde 3 paket içtiği sigarayı 1 haftada bırakan 58 yaşındaki Nevzat Karaca’ya plaket takdim etti. İl Sağlık Müdürlüğü ekiplerince ’Koruyucu Sağlık Hizmetleri’ kapsamında kent genelinde çalışmalar yapılıyor. Bu çerçevede Delikli Taş Aile Sağlığı Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği’nde verilen hizmetlerden yararlanan çok sayıda vatandaş sigarayı başarıyla bıraktı. Bu vatandaşlardan birisi olan Nevzat Karaca, yaklaşık 40 yıldır bağımlısı olduğu ve günde 3 paket içtiği sigarayı aldığı destek sayesinde 1 hafta gibi çok kısa bir sürede bıraktığını söyledi. Vali Dr. Erdinç Yılmaz, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü sebebiyle Demirci ve sigarayı bırakan diğer vatandaşlarla bir araya gelerek plaket takdimi gerçekleştirdi. "Günde 3 paket sigara içiyordum" Sigarayı nasıl bıraktığını anlatan Nevzat Karaca, "Sağlık Bakanlığı’nın verdiği hapı 1 hafta kullandım, o iş bitti. Şu anda sigara içmiyorum. Yaklaşık 2 aydır hiç sigara kullanmıyorum. Artık kendimi iyi hissediyorum, suyun ve uykunun bile tadını alıyorum. Vatandaşlara da çağrım, bir an önce sigarayı bıraksınlar. Sigaranın hiçbir getirisi yok, her gün götürüsü var. Benim sigarayı bırakmamla kendi yeğenlerimden 4 kişi daha bıraktı. Çevremdeki insanlar da sigarayı bırakmaya devam ediyorlar, ben onları örnek oldum" dedi. "Artık sağlık problemi yaşamıyorum" Yaklaşık 30 yıldır kullandığı sigarayı bırakan 46 yaşındaki Ergün Akkaya, "Sigarayı bırakma sürecimde ilk olarak eşim sağlıkla hayat merkezleriyle iletişime geçti. Burada sigara bırakma polikliniği olduğunu duymuş, bana tavsiye etti. Ben de oraya başvurdum, doktorlarımız ve sağlık personelimizin yardımlarıyla sigarayı bıraktım. Yaklaşık 2 aydır hiç sigara kullanmıyorum. Gayet rahatım, artık sağlık problemi yaşamıyorum. Göğsüm sıkışıyordu, artık o hiç olmuyor. Koku olmuyor, ağız tadım yerine geldi. Kaliteli bir hayat sürüyorum, mutluyum. Herkese de sigarayı bırakmalarını tavsiye ederim" şeklinde konuştu. "Kanser hastalığının yüzde 90’ının sebebi sigara" Eskişehir Valisi Dr. Erdinç Yılmaz ise şunları söyledi: "Sigaranın dostluğu yok, sigara en sinsi düşman. Bu sinsi düşmandan bir an evvel kurtulmanız lazım. Kanser hastalığının yüzde 90’ının sebebi sigara. Alışınca bağımlılık yapıyor ama hiçbir şey bizim canımızdan daha kıymetli değil. Hadi diyelim kendi canınızı düşünmedik, bizi sevenleri düşünelim. Bize ihtiyaçları olan eşimiz, çocuğumuz, annemiz, babamız, yakınlarımız var. Onları düşünmeliyiz çünkü bu öldürüyor, bunu biliyoruz. Dolayısıyla ben bütün vatandaşlarımıza ve hemşehrilerimize diyorum ki sigarayı hemen bırakalım." Program sonunda Vali Yılmaz, sigarayı bırakan vatandaşlarla toplu hatıra fotoğrafı çekindi.
Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:22 Doç. Dr. Atagun bağımlılığa karşı uyardı: "Elektronik sigara bırakma yolu değil, bağımlılığın yeni formudur" Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığında elektronik sigaraya başvurulma sürecine ilişkin, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığının sürdürülebilir yeni bir formudur" şeklinde uyarılarda bulundu. Sigaranın yalnızca bir alışkanlık olarak görülmesinin büyük bir yanılgı olduğunu belirten Doç. Dr. Pınar Atagun, sigara bağımlılığının beyindeki haz merkezini etkileyen biyolojik ve uzun soluklu bir hastalık olduğunu vurguladı. Sigaranın kadın ve erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilediğini belirten Atagun; bağımlılığın seyrinin de buna bağlı olarak değiştiğini söyledi. Erkeklerde sigara bağımlılığının daha çok madde bağımlılığı şeklinde ilerlediğini dile getiren Atagun, stresli ve öfke dolu anlarda sigaranın bir rahatlama aracı olarak kullanıldığını aktardı. "Sigara kadınlarda çoğu zaman duygusal bir bağ" Bağımlılığın biyolojik bir süreç olduğunu ifade eden Doç. Dr. Atagun, cinsiyetler arasındaki farkı şu sözlerle dile getirdi: "Erkeklerde beynin farklı merkezlerini etkilerken, kadınlarda daha farklı merkezlerini etkiler. Yani erkeklerde aslında maddeye karşı bir bağımlılık vardır. Mesela iş ortamında yaşadığı öfke, stres ya da trafikte yaşadığı bir öfkelenmeyle ilgili olarak erkek; sigara yakarak bu durumu toparlamaya çalışıyor. Ama kadınlarda daha duygusal bir altyapı var. Daha rahatlamadan ziyade onu bir dert ortağı olarak görüyor. Burada duygusal mekanizmalar devreye girdiği için erkeklerde nikotin replasman tedavileri ve diğer ilaç tedavileri daha işe yararken, kadınlarda mutlaka psikososyal destekle beraber tedavinin sürdürülmesi gerekir." "Elektronik sigara kullanan gençlerde akciğer sönmesini çok sık görmekteyiz" Elektronik sigaranın bir kurtuluş yolu olmadığını belirten Atagun, özellikle buhar içeriğinin zararları noktasında, "Kesinlikle elektronik sigaralar sigarayı bırakmak için bir yol değildir; aksine nikotin bağımlılığı hastalığının sürdürülebilir yeni bir formudur. Bu teknolojik firmaların ürettiği yeni dönemde karşımıza çıkan çok büyük bir tehlikedir. Özellikle elektronik sigara kullanan genç hastalarımda pnömotoraks dediğimiz akciğer sönmesi hastalığını çok sık görmekteyiz. Bir diğer yandan sonuçta ısıtılmış bir buharla nikotin, ağır metallerin de olduğu, kanserojen maddelerin de eklendiği bir dizi buhar içeriğini içimize çekmiş oluyoruz" ifadelerine yer verdi. "Tamamen sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli" Sigaranın bırakıldığı andan itibaren vücudun hızla onarıma geçtiğini kaydeden Atagun, süreci şöyle özetledi: "Tamamen bir insan sigarayı bıraktım demek için 12 ay geçmeli. Ama ilk 24 saatte kalp krizi riski bile azalıyor. Bundan sonra peşi sıra ilk haftalardan sonra nefes darlığı, sekresyon, bunların hepsi düzelmeye başlıyor. Hasta daha güzel soluk alıp verebiliyor. Tat alma mekanizmaları, koku mekanizmaları devreye tekrar giriyor. Aslında hastanın hayat enerjisi yeniden geliyor." "Mücadeleyi bırakmayın, polikliniklere başvurun" Son olarak sigara bağımlılığının sonucunun ağır hastalıklar olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Pınar Atagun, "Uzun vadede akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) var. Hayatınızın son dönemlerini sürünerek, ilaçlarla, acil kapılarında geçirmek istemiyorsanız sigarayı bırakmak için mutlaka sigara bırakma polikliniklerine başvurunuz. Bir kere denedik olmadıysa bir daha denemeliyiz. Mutlaka bu süreci tamamlamalıyız" dedi.
Profesörden korkutan sigara açıklaması: "Kadınlarda sigara kullanımı son 10 yılda yüzde 38 arttı"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 16:12 Profesörden korkutan sigara açıklaması: "Kadınlarda sigara kullanımı son 10 yılda yüzde 38 arttı" Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, Türkiye’de sigara kullanımının özellikle kadınlar arasında alarm verici boyutlara ulaştığını söyledi. Özkaya, "Kadınlardaki sigara kullanımı artışı Cumhuriyet tarihinin rekor seviyesindedir" dedi. 9 Şubat Sigarayı Bırakma Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Özkaya, "2012 ile 2022 yılları arasındaki verilere baktığımızda, ülkemizde sigara içme oranı genel olarak yüzde 20 arttı. Erkeklerde bu artış yüzde 12 düzeyindeyken, kadınlarda yüzde 38 gibi çok ciddi bir artış söz konusudur. Bugün erkeklerin yüzde 45’i, kadınların ise yüzde 19’u sigara içiyor. Özellikle 35-44 yaş grubundaki kadınlarda tütün kullanımı Cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerine ulaştı. Bu yaş grubunda her dört kadından biri sigara içiyor" dedi. "Sigara kullanımının artması, gençlerde ve çocuklarda sigarayla temas riskini de artıracak" Kadınlarda sigara bağımlılığının artmasının toplumsal sonuçları olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Özkaya, "Kadın, anne figürü toplumda önemli bir rol modeldir. Kadınlarda sigara kullanımının artması, gençlerde ve çocuklarda sigarayla temas riskini de artıracaktır. İkinci önemli sorun ise kadınların sigarayı bırakmasının erkeklere göre daha zor olmasıdır. Bırakma oranları erkeklerin gerisinde seyrediyor" şeklinde konuştu. "Kadınlarda akciğer kanseri vakaları belirgin şekilde artıyor" Akciğer kanseri vakalarındaki artışa da dikkat çeken Özkaya, "Son yıllarda hem sigara içen hem de hiç sigara kullanmamış bireylerde akciğer kanseri vakalarında dikkat çekici bir artış görüyoruz. Özellikle kadınlarda adenokarsinom tipi akciğer kanseri belirgin şekilde artış göstermektedir., Yapılan son araştırmalara göre akciğer kanseri teşhislerinin yaklaşık yüzde 20’si hiç sigara içmemiş bireylerde konuluyor. Bunun en önemli nedeni pasif içiciliktir. Yani siz sigara içmeseniz bile, yakın çevrenizde sigara içiliyorsa akciğer kanseri riskiyle karşı karşıya kalabilirsiniz" ifadelerini kullandı. "Sigara kadınlarda kalp krizi ve cinsiyete özgü kanserleri de artırıyor" Sigaranın kadın sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Prof. Dr. Özkaya, "Sigara kullanımı kadınlarda sadece akciğer kanseri riskini değil, kalp krizi riskini de ciddi şekilde artırmaktadır. Ayrıca gebelikle ilgili sorunlar, bebek sağlığı problemleri ve rahim ağzı kanseri gibi cinsiyete özgü hastalıklar da sigarayla doğrudan ilişkilidir" dedi. Özkaya sözlerini şöyle tamamladı: "Sigara içen kadınlarda, kanserle ilişkili bazı gen mutasyonlarını erkek içicilere göre daha sık görüyoruz. Bu nedenle kadınlarda sigara kullanımı, çok daha dikkatle ele alınması gereken önemli bir halk sağlığı sorunudur."