SAĞLIK
11 Ocak 2026 Pazar - 14:24 Kar ve buzda yürümenin altın kuralları Memorial Kayseri Hastanesi Ortopedi Ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Karaaslan; karlı ve buzlu zeminde yürüme taktikleri verdi. Kayak sporu ile uğraşan bireylere de önerilerde bulunan Karaaslan; "Kayak sporuna başlamadan önce diğer sporlarda yaptığımız gibi vücudun kondisyonunu arttırıcı ısınma hareketleri yapmalıyız" dedi. Kayseri’nin soğuk ve bir kış şehri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Fatih Karaaslan; yaşlı bireylerin mümkün olduğunca buzlanma olan havalarda dışarı çıkmamaları gerektiğini söyledi. Eller cepte yürünmemesi ve zemine uygun ayakkabıların giyilmesi gerektiğini ifade eden Karaaslan; "Şehrimiz bir kış şehri, karada yürürken eller cepte yürümüyoruz. Zemine uygun ayakkabılar mutlaka kullanılmalı. Adımlar küçük ve dikkatli şekilde atılmalı. Kemik erimesi durumunda el bileği başta olmak üzere; hayatı bazen tehdit edici ve sakatlayıcı omurga kırkları, kafa travmaları ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Mümkünse çok yaşlı hastalar ihtiyaç dışında; havanın soğuk, zeminin karlı olduğu zamanlarda dışarıya çıkmasınlar. Çıkmak zorundalarsa lütfen bu önerilerime uysunlar" şeklinde konuştu. Spor yaralanmaları ile de ilgilenen Prof. Dr. Fatih Karaaslan, kayak yapmak için gerekli olan ekipmanlara dikkat çekerek; "Erciyes Kayak Merkezi donanımlı bir tesis. Kayak şehrimizde yapılan bir spor. Profesyonel yapanlar ve amatör olarak bu spor ile uğraşanlar farklı önerilerim olacak; amatör başlayanlar mutlaka bir yaralanma önleyici bilgilendirmeyle başlamalı. Kayak sporuna başlamadan önce diğer sporlarda yaptığımız gibi vücudun kondisyonunu arttırıcı ısınma hareketleri yapmalıyız. Gerekli ve olmazsa olmaz teçhizatlarımız var. Bunların başında kask geliyor. Koruyucu ekipmanlarımızı mutlaka bulundurmamız gerekli. Kayağa uygun kıyafetler mutlaka bulundurulmalıdır. Her hangi yaralanma bunlara rağmen olursa zaten kayak merkezimizde olaya anında müdahale edecek ekipler var. Yaralanma sonrası hemen ilgili sağlık kuruluşuna ulaştırıyoruz. Biz ve benim gibi bir meslek taşlarım ortopedik açıdan bir problem varsa hemen ilgileniyoruz ve problemi çözüyoruz" ifadelerini kullandı.
11 Ocak 2026 Pazar - 13:32 Uzmanı uyardı: "Yüz felcinde erken müdahale kalıcı hasarı önlüyor" Yüz felcinde erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, zamanında başlanan tedavinin kalıcı hasarı önlediği konusunda uyardı. Yüz sinirinin hasar görmesiyle ortaya çıkan yüz felcinde erken tanı ve tedavinin büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, yüzün bir tarafında mimik kaybı, göz kapatamama ve ağızda kayma gibi belirtilerle kendini gösteren hastalıkta, ilk günlerde başlanan tedavinin kalıcı hasar riskini önemli ölçüde azalttığını ifade ediyor. Uzmanlar, soğuk havalarda yüzün korunması ve bağışıklık sisteminin güçlü tutulması gerektiğine dikkat çekti. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Haluk Gümüş, yüz felcinin aslında fasiyal paralizi denilen yüz sinirinin hasarı sonucu ortaya çıktığını belirterek, "Yüzün bir tarafındaki bütün mimik kasları etkileniyor. Buna bağlı olarak hastanın gözünü kapatamama, ağızda sağlam tarafa doğru kayma, alın çizgilerini hareket ettirememe şeklinde yüzün bir tarafının etkilenmesi tablosu. İki şekilde ortaya çıkabilir. Yüze giden sinirin etkilenmesi sebebiyle ortaya çıkabilir ki bu en sık gördüğümüz tablodur. Bir kısmı da beyin bazı hastalıklar sonucu ortaya çıkabilir ki bu bizim için çok acil ve tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Aslında toplumda soğukta kaldım yüz felci oldu gibi bir algı var. Ancak bunu direkt soğuğa bağlamak mümkün değil. Soğuk insanın bağışıklık sistemini bir miktar baskılamakta buna bağlı olarak da yüz bölgesinde enfeksiyon ortaya çıkmakta ki viral enfeksiyonlar yüz sinirini etkileyip bu şekilde de yüz felci ortaya çıkarıyor ya da soğuğa bağlı yüz sinirini besleyen damarların etkilenmesi sonucu yüz felci ortaya çıkabiliyor. Soğuğun direkt etkisi olduğunu söyleyemem ama soğuğun indirekt olarak yüz felci yaptığını söyleyebiliriz" dedi. "Yüzün bütün mimik kaslarının etkilendiğini söyleyebiliriz" Yüz felcinin ilk belirtilerinin yüzün bir tarafındaki mimik kaslarının etkilenmesi olduğunu söyleyen Prof Dr. Haluk Gümüş, "Hastanın gözünü kapatamaması, ağzının sağlam tarafa doğru kayması, kulakta aşırı bir hassasiyet, dilde tat duyusunun etkilenmesi ve hastalar bazı sesleri daha yüksek olduğunu algılama şeklinde ortaya çıkabiliyor. Kulaklarında bir ağrı duyusu ortaya çıkabiliyor. Gözleri açık kalabiliyor. Alın çizgilerini kırıştıramıyorlar, kaşlarını kaldıramıyorlar şeklinde yüzün bütün mimik kaslarının etkilendiğini söyleyebiliriz. Özellikle soğuk rüzgarlarda yüzümüzü korumak, sıcak tutmak, vücut bağışıklığı sistemini korumak daha önemli ve bu şekilde soğuktan önlem alarak da yüz felcinin önüne geçirebilir" ifadelerini kullandı. "72 saat içerisinde gelir ve tedaviye başlanırsa çok büyük oranda düzeliyor" Yüz felcinden şüphelenmeye başlandıysa mutlaka hekime başvurulması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Haluk Gümüş, "72 saat içerisinde gelir ve tedaviye başlanırsa çok büyük oranda düzeliyor. Çok küçük bir kısmında yüz felci bulguları kalabilir. O yüzden hastalar bu bulguları hissettiği anda hemen hekime başvurmalı ve hemen tedaviye başlanmalı ki bu şekilde hastada bir hasar kalmasın. Tedavi ile birlikte hap tedavisi uyguluyoruz. Bununla birlikte de hemen fizyoterapiye, fizik tedaviye başlamak lazım. İkisini birlikte başladığımız müddetçe hastaların büyük kısmı tamamen düzelebilmektedir. İlaç başlatacağımız zaman ya da tedavi edeceğimiz zaman hastalığın yaşı ya da farklı hastalık gruplarını değerlendirmek gerekiyor. Örneğin bazı ilaçlarımız şeker hastalığında ya da tansiyon hastalığında ciddi yan etki ortaya çıkarıyor. O yüzden hastanın çocuk olması, erişkin olması, yaşlı olması, karaciğer ya da böbrek yetmezliğinin oluyor olması bizim tedaviyi düzenlememiz de çok önemli bir faktör" diye konuştu.
Mükemmelliyetçi beklentiler estetik bağımlılığına yol açabiliyor
15 Ekim 2025 Çarşamba - 09:33 Mükemmelliyetçi beklentiler estetik bağımlılığına yol açabiliyor Acıbadem Eskişehir Hastanesi Estetik, Rekonstrüktif ve Plastik Cerrahi Uzmanı Dr. Mutluhan Temizsoy, sosyal medyanın etkisiyle estetik yaptıran erkek sayısının arttığını ve yaş sınırının düştüğünü belirtirken; sürekli yeni operasyon taleplerinin ciddi bir estetik bağımlılığı riski taşıdığını vurguladı. Dr. Mutluhan Temizsoy, Estetik cerrahideki hasta profilinin sosyal medya ile birlikte değiştiğini ifade etti. Artık erkeklerin de estetik ameliyatlar için yoğun başvuru yaptığını ve bu durumun sosyal medyanın popülerliğinin doğrudan bir sonucu olduğunu belirtti. Ayrıca Temizsoy, güzellik algısının değişmesiyle estetik yaptırma yaşının düştüğüne dikkat çekerek, özellikle mükemmeliyetçi beklentilerle başlayan sürecin, hastaların küçük deformiteler nedeniyle bile tekrar tekrar ameliyat olma isteği veya farklı vücut bölgelerine yönelme eğilimiyle "estetik bağımlılığına" ilerleyebileceği konusunda uyarılarda bulundu. "Estetik yaptıran erkeklerin sayısı artıyor" Artık erkeklerin de estetik ameliyat olduğuna dikkat çeken Dr. Mutluhan Temizsoy, "Bize başvuran hastalara baktığımız zaman, erkeklere nazaran kadınlar daha fazla estetik ameliyat olsa da son zamanlarda erkekler de estetik ameliyatlar için başvurmakta. Bunun başlıca sebeplerinden biri de sosyal medyanın günlük hayattaki popülerliğinin etkisi diyebiliriz" dedi. "Estetik yaptırma yaşı lise çağlarına kadar düşüyor" Sosyal medyanın etkisiyle estetik yaptırma yaşının ciddi derecede düştüğünden bahseden Mutluhan, "Normalde estetik ameliyat için kişinin reşit olması gerekiyor. Reşit olmayan, estetik ameliyat olma talebiyle de başvuran hastalarımız oluyor. Mesela kulak estetiği gibi. Kulak estetiği, okul çağında bazen sosyal problemlere sebep olabilmekte, çocuğun psikolojik gelişimlerini de olumsuz etkileyebilmekte. Bu tip durumlarda akran zorbalığının önüne geçmek için kulak estetiği gibi bir ameliyatı 18 yaşının altında yapabilmekteyiz" diye konuştu. "Ameliyata ihtiyaç olup olmadığını belirleyecek kişi hastanın kendisidir" Estetik ameliyatların gerekip gerekmediğini belirleyecek birinci kişinin hastanın kendisi olduğunu belirten Temizsoy, "Estetik ameliyatlar için tabi ki birinci karar hastaya ait. Bize başvuran hastalara ’Estetik gerekli mi, değil mi?’ şeklinde sorular gelebiliyor. Ancak gerekli olup olmadığına karar verecek kişi hastanın kendisidir. Bazı hastalarımız gerçeklerden biraz uzak ve biraz da takıntılı olabilecek şekilde mükemmeliyetçi bir beklenti içinde olabiliyorlar. Bu hastalar için psikolojik durumlarının hazır olmasını bekliyoruz. Beklemek çok doğru bir karar oluyor. Çünkü hastanın soru işaretlerini gidermek ve iyice emin olmasını sağlamak hastanın ameliyattan daha mutlu bir şekilde ayrılmasını sağlayabiliyor" şeklinde konuştu. "Estetik bağımlılığına yol açıyor" Dr. Mutluhan Temizsoy, estetik bağımlılığı ile ilgili son olarak şunları söyledi: "Bazı hastalarımız ameliyat olduktan sonra geçirdiği ameliyat bölgesiyle alakalı kafasında beliren soru işaretleri olabiliyor. Çok küçük deformiteler olsa da tekrar ameliyat olmak isteyebiliyor. Veya hasta bir burun ameliyatı oldu ve sonucunu beğendi. Bu sefer başka vücut bölgelerine doğru yönelip örneğin kulak ameliyatı ya da yüz germe ameliyatı gibi ameliyatlar olmayı talep edebiliyor ve bir noktadan sonra bu estetik bağımlılığına doğru ilerleyebiliyor."
Bursa Kanserle Savaş Derneği’nden Sağlık Bakanı Memişoğlu’na ziyaret
15 Ekim 2025 Çarşamba - 09:33 Bursa Kanserle Savaş Derneği’nden Sağlık Bakanı Memişoğlu’na ziyaret Bursa Kanserle Savaş Derneği yönetimi ve AK Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç, meme kanseri farkındalık ayı ve kanserle mücadele çalışmaları kapsamında Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nu makamında ziyaret etti. Tüm dünyada ve Türkiye’de Ekim ayı meme kanseri ve farkındalık ayı olarak dikkat çekerken AK Parti Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç, Bursa Kanser Derneği Başkanı Ümit Ecemiş ve yönetimi Ankara’da Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu ile bir araya geldi. Görüşmede, Bursa’da kanser farkındalığını artırmaya yönelik projeler, erken tanı ve tarama faaliyetleri ile gönüllülük esaslı sosyal destek çalışmaları hakkında bilgi verildi. Başkan Ecemiş, özellikle meme kanseri farkındalığı, mobil mamografi tarama aracı iş birliği ve "Pembe Rota" projesinin toplum sağlığı açısından önemine dikkat çekti. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, erken teşhisin kanserle mücadelede hayati rol taşıdığını vurgulayarak, sivil toplum kuruluşlarının bu alandaki katkılarının değerli olduğunu söyledi. Dernek heyeti, destekleri ve nazik ev sahipliği için Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na teşekkür ederken, ziyarete katkılarından dolayı Bursa Milletvekili Ahmet Kılıç’a da şükranlarını iletti. "Erken Tanı Hayat Kurtarır" ilkesiyle çalışmalarını sürdüren Bursa Kanserle Savaş Derneği, farkındalık projelerine kararlılıkla devam edeceklerini bildirdi.
Tekrarlayan düşüklerin ardından gelen mutluluk
15 Ekim 2025 Çarşamba - 09:29 Tekrarlayan düşüklerin ardından gelen mutluluk Kahramanmaraş’ta 6 kez düşük yapan bir anne uygulanan tedaviyle sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi. Kahramanmaraş’ta Özel Sular Akademi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Uzm. Dr. Önder Ercan, 6 kez düşük yapan bir hastasının uygun tedaviyle sağlıklı bir şekilde doğum yaptığını belirterek, "Bugün hastamızla mutlu sona ulaştık" dedi. Tekrarlayan gebelik kayıplarının hem tıbbi hem de psikolojik açıdan önemli bir durum olduğunu belirten Ercan, "Hastamızda daha öncesinde 6 gebelik kaybı vardı. Sebepler araştırılıp uygun tedaviler uygulandı ve bugün anne ile bebeğin kavuşmasına şahit olduk. Ailemizi tebrik ediyorum" dedi. Benzer vakaların sık görülebildiğini belirten Ercan, "Geçen hafta da 7 düşük öyküsü olan bir hastamız mutlu sona ulaştı. Günlük pratiğimizde bu tür olaylarla karşılaşıyoruz. Ancak bir defa olan düşükleri önemli kabul etmiyoruz, bu durum yaklaşık yüzde 15 oranında görülebilir. Fakat 3 ve üzeri düşüklerde ciddi araştırma yapılmalı ve uygun tedaviye başlanmalıdır" diye konuştu. Ercan, tekrarlayan gebelik kayıplarının aileler üzerinde ciddi stres oluşturduğuna dikkat çekerek, "Bu durum hem çevresel hem de psikolojik baskılara yol açabiliyor. Ancak uygun tetkik ve tedaviyle hastalarımız mutlu sona ulaşabiliyor" ifadelerini kullandı. Baba olmanın mutluluğunu yaşayan Mustafa Babutçu ise, "Önder Hoca’ya teşekkürler. Tedavimiz güzel sonuçlandı. Altıncı düşükten sonra yedinci kez gebelik sonucu yavrumuzu kucağımıza aldık. Allah razı olsun. Hastanemizden de yardımcı oldular" dedi.
Prof. Dr. Metintaş: "Akciğer kanserine karşı sigaradan uzak durun, çevrenize dikkat edin"
14 Ekim 2025 Salı - 18:25 Prof. Dr. Metintaş: "Akciğer kanserine karşı sigaradan uzak durun, çevrenize dikkat edin" Acıbadem Eskişehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muzaffer Metintaş, "Akciğer kanserinden korunmak için, akciğerlerimizle açık temas oluşturan özellikle sigara olmak üzere kanserojen maddelerden uzak durmak gerekir" dedi. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muzaffer Metintaş, dünya genelinde erkeklerde en sık görülen kanser türü olan akciğer kanseri hakkında önemli bilgiler verdi. Akciğer kanserinin kadınlarda meme kanseri sonrası 2’nci sırada yer aldığını belirten Prof. Dr. Metintaş, aynı zamanda yaklaşık 20 milyon kanser hastasının yüzde 10’luk kesiminden fazlasını etkilediğini ifade etti. Ayrıca, akciğer kanserinin ortaya çıkış ve gelişim itibarıyla kompleks bir hastalık olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metintaş, "Bir insanda akciğer kanserinin ortaya çıkması için 2 gereklilik yerine gelmiş olmalıdır. İlki, insanın genetik taşınma olarak kanser yapıcı hücrelere dönüşmeye eğilimli hücrelere sahip olması. İkincisi, çevresel/dış ortam kaynaklı kanserojen maddelerle nefes yoluyla temas" dedi. "Normalden farklı hücreler kansere kaynaklık oluşturabilirler" Akciğer kanseri olmak için öncelikle genetik yapıda, dış ortamdaki çeşitli kanser yapma-kanser başlatma yeteneğine sahip maddelerle temas edildiğinde mutasyon/değişime uğrayacak hücreler taşıyor olmak gerektiğini, sonra da yaşanılan ortamda kanser yapıcı (kanserojen) maddelerle temas etmek gerektiğini belirten Prof. Dr. Metintaş "Bu maddeler, konu ettiğimiz hücreler ile temas ettiklerinde onların üzerinde mutasyon yaparak, onları değiştirip, farklılaştırırlar, onlar da atipik hücreler haline dönüşürler, yapıları ve bölünme/çoğalma hızları değişir, nihayet ortaya çıkarak çoğalan atipik, normalden farklı hücreler kansere kaynaklık oluşturabilirler" diye konuştu. "Alınabilecek tek önlem çevresel faktörleri azaltmak" Yaklaşık 20 yıl sürebilen bu seyre ’gen-çevre etkileşimi’ denildiğini aktaran Prof. Dr. Metintaş, genetik faktörler değiştirilemeyeceği için alınabilecek en ciddi önlemin çevresel faktörleri ortadan kaldırmak olduğunu ifade etti. Alınabilecek önlemlere değinen Prof. Dr. Metintaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kanserojen maddelerden uzak durmak gerekir. Örneğin, sigaradan mutlaka uzak durulmalıdır. Bazı kişiler, ’Babam 70 sene içti, 90 yaşında öldü’ diyorlar. Doğru, yukarıda anlattığım gen-çevre etkileşimi sigara içenlerin yüzde 15’inde akciğer kanseri gelişmesine yol açar ama bu yüksek bir oran değil mi? Ayrıca, iş yerlerinde de kanserojen madde teması muhtemel ise, iş güvenliği önlemlerine çok dikkat etmek gerekir. Çünkü iş yerlerinde kanserojen teması akciğer kanserinin ikinci önemli nedenidir." "Hava kirliliği de önemli bir etken" Yaşanılan kentin hava kirliliği seviyesinin de akciğer kanseri için dikkate alınması gereken bir diğer husus olduğunun altını çizen Prof. Dr. Metintaş, havada esas kirliliğe yol açan ve akciğerlerimizin uç noktalarına kadar girebilen partiküllerin içinde asbest lifleri tespit edildiğini anlattı. Bu partiküllerin diğer kanserojenleri de taşıyabildiğini belirterek akciğer kanserinin sigaradan bağımsız olarak tüm kanserler içinde 7’nci sıraya yükseldiğini kaydetti. Ayrıca, nedensellik ilişkisi ortadan kaldırılabilirse akciğer kanserinin büyük oranda önemini kaybedeceğini ve aslında ’önlenebilir bir kanser’ olduğunu dile getirdi. "Akciğer kanserinde radikal tedaviler mümkün" Günümüz tıp teknolojileriyle teşhis sürecinin hızlı, kolay ve detaylı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Metintaş, "Tedavide de yapılacak çok çok iş var. Artık akciğer kanserinde birçok hastada radikal tedavi mümkün. Hastanelerimizde bu imkanların tamamı var. Cerrahi yeni uygulamalar, artan radyoterapi seçenekleri, yan etkileri kontrol edilmiş kemoterapi, hedefe yönelik tedavi ilaçları (akıllı ilaçlar) ve immünoterapi. Dahası yeni lokal tedavi seçenekleri ve ömrü uzatan destek tedaviler mevcut. Tedavilerin yan etkilerini önleyen, azaltan tedavi seçenekleri de var" diye belirtti.
Türkiye’de 30 bin insan tromboz sebebiyle hayatını kaybediyor
14 Ekim 2025 Salı - 16:07 Türkiye’de 30 bin insan tromboz sebebiyle hayatını kaybediyor Hematoloji Uzmanı Dr. Zafer Serenli Yeğen, Türkiye’de her yıl 30 bin kişi tromboz hastalığı sebebiyle hayatını kaybettiğini söyledi. Uzmanlar, tromboz yani kan pıhtılaşmasını modern çağın en ağın en yaygın ve tehlikeli sağlık sorunlarından biri olarak nitelendiriyor. Her yıl dünyada 30 milyon, Türkiye’de ise 30 bin insan tromboz sebebiyle hayatını kaybediyor. Doruk Sağlık Grubu Nilüfer Hastanesi Hemotoloji Uzmanı Dr. Zafer Serenli Yeğen, "Milyonlarca insanın yaşamını etkileyen damar tıkanıklıklarına karşı toplumsal bilinç oluşturmalıyız. Her yıl milyonlarca insan tromboz sebebiyle yaşamını yitiriyor. Bu sayı, meme ve akciğer kanserinden ölen hasta sayısı toplamından daha fazladır. Pıhtı yaş, cinsiyet ve ırk ayrımı yapmadan herkesi etkileyebilir. Uzun süre hareketsizlik, pıhtı oluşumu için önemli bir risk faktörüdür" dedi. Düzenli kontrol ve sağlıklı yaşam Tromboza karşı erken tanı ve uygun tedavinin hayati önem taşıdığına dikkati çeken Dr. Serenli Yeğen, tromboz riskini arttıran faktörleri şu şekilde sıraladı: "Hareketsizlik, obezite ve sağlıksız beslenme, sigara kullananma, cerrahi operasyonlar ve hastanede uzun süreli yatış, kanser hastalıkları ve tedavileri ileri yaş, genetik faktörler, gebelik vehormon replasman tedavileri,östrojen içeren doğum kontrol haplar tromboz riskini artırıyor. Peki, trombozdan korunmak mümkün mü? Elbette ki mümkün. Araştırmalar pıhtıya bağlı ölümlerin en az yarısının önlenebilir olduğunu gösteriyor. En önemlisi sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmek. Düzenli fiziksel aktivite yaparak hareketsiz yaşamdan kaçınmak, sağlıklı beslenmek: Bol sebze-meyve tüketmek, şeker ve tuz alımını kısıtlamak, bol su içmek, sigaradan uzak durmak, uzun süre hareketsiz kalmamak, özellikle uzun yolculuklarda düzenli hareket etmek ve kilo kontrolüne önem vermek. Bununla birlikte ailenizde erken yaşta kalp hastalığı, ani ölüm, diyabet veya kolesterol yüksekliği gibi sorunlar varsa, mutlaka hekiminizle görüşerek risk değerlendirmesi yaptırmalısınız."
Uzman açıkladı: "Akıllı lenslerle gözlüksüz net görüş mümkün"
14 Ekim 2025 Salı - 15:59 Uzman açıkladı: "Akıllı lenslerle gözlüksüz net görüş mümkün" Akıllı lenslerin uzak, orta ve yakın mesafeyi aynı anda net görmeyi sağlayan çok odaklı (multifokal) lensler olduğunu belirten Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Serdar İlgüy, "Bu lensler hem katarakt ameliyatlarında hem de gözlükten kurtulmak isteyen 40 yaş üstü kişilerde başarıyla kullanılabiliyor" dedi. Liv Hospital Samsun Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Serdar İlgüy, akıllı lenslerin katarakt ve görme bozukluğu tedavisinde sağladığı faydalar hakkında bilgilendirmelerde bulundu. Göz sağlığı alanındaki teknolojik gelişmeler, özellikle "akıllı lens" uygulamalarıyla görme sorunlarının tedavisinde yeni bir dönem başlattı. Akıllı lenslerin uzak, orta ve yakın mesafeyi aynı anda net görmeyi sağlayan çok odaklı (multifokal) lensler olduğunu söyleyen Opr. Dr. İlgüy, "Bu lensler hem katarakt ameliyatlarında hem de gözlükten kurtulmak isteyen 40 yaş üstü kişilerde başarıyla kullanılabiliyor" dedi. "Katarakt ve ileri yaş görme bozukluklarında tercih ediliyor" Opr. Dr. İlgüy, akıllı lenslerin en sık katarakt ameliyatlarında tercih edildiğini belirterek, "Katarakt ameliyatı sırasında gözdeki saydamlığını yitirmiş lens çıkarılarak yerine akıllı lens yerleştirilir. Bu sayede kişi ameliyat sonrası hem katarakttan kurtulur hem de gözlük ihtiyacı büyük oranda ortadan kalkar" diye konuştu. Ayrıca İlgüy, miyop, hipermetrop, astigmat veya presbiyopi (yakın görme bozukluğu) gibi sorunları olan ve lazer tedavisine uygun olmayan 40 yaş üstü kişilerde de akıllı lenslerin etkili bir seçenek olduğunu söyledi. "Her göz akıllı lense uygun olmayabilir" Her bireyin bu ameliyat için uygun olmadığını vurgulayan Dr. İlgüy, "Göz tembelliği ve şaşılığı olanlar, ileri sarı nokta hastalığı veya diyabete bağlı retina hasarı bulunan kişiler için akıllı lens uygun değildir. Ayrıca kornea yapısı ileri derecede bozuk olanlar ya da kontrolsüz göz tansiyonu bulunanlarda bu uygulama önerilmez" ifadelerini kullandı. "Akıllı lensin sağladığı avantajlar" Akıllı lenslerin en önemli avantajının, farklı mesafelerde gözlüksüz net görüş sağlaması olduğunu ifade eden Op. Dr. İlgüy, "Katarakt ameliyatı sırasında takılan akıllı lensler ömür boyu göz içinde kalabilir. Göz numaraları sabitlenir ve ilerlemez. Tek bir ameliyatla hem katarakt tedavisi hem de uzak ve yakın görüş düzeltmesi sağlanır. Takıp çıkarma veya zamanla değiştirme gerekmez" açıklamasında bulundu. "Ameliyat öncesi dikkat edilmesi gerekenler" Dr. Serdar İlgüy, akıllı lens ameliyatının cerrahi bir işlem olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: "Her cerrahide olduğu gibi akıllı lens uygulamalarında da düşük oranda komplikasyon riski vardır. Bu nedenle ameliyat kararı, hasta ile hekim tarafından detaylı değerlendirme sonrasında verilmelidir. Gereksiz cerrahi işlemlerden kaçınılmalı ve hasta bilgilendirilmelidir."