Son Dakika
|
Mersin’deki fabrika yangınında acı haber: 1 işçi hayatını kaybetti
Trump, 9 yıl aradan sonra tarihi zirve için Çin'de
Fransa'da kruvaziyer gemisinde 'norovirüs' şüphesi
Özkan Yalım’ın verdiği ek ifade ortaya çıktı: "Özgür Özel’e 1.2 milyon TL verdim"
Bakan Fidan, Belçikalı mevkidaşı Prevot ile bir araya geldi
Sel felaketinin boyutu gün ağarınca ortaya çıktı!
Bıçaklı saldırıya uğrayan taksici dehşet anlarını anlattı!
Niğde’de 27 öğrenci yedikleri yemekten rahatsızlandı
Emeklilerin bayram ikramiyelerinin hesaplara yatacağı tarih belli oldu
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan 'Dünya Çiftçiler Günü Programı'nda açıklamalar
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Taiwan’s Epic Spiritual Journey with the Sea Goddess Mazu
Çin Devlet Başkanı Xi, ABD Başkanı Trump’ı resmi törenle karşıladı
ABD Başkan Yardımcısı Vance: "(İran’la görüşmeler) İlerleme kaydettiğimizi düşünüyorum"
Bankamatikte unutulan parayı görüp polise teslim etti
Ekrem İmamoğlu'nun çocukluk arkadaşı Le Meridien Otel'deki görüntüsü hakkında "karşılaşma" savunması yaptı
Netanyahu’dan BAE’ye gizli ziyaret
Galatasaraylı futbolcu Torreira’ya saldıran şüpheli tutuklandı
Bakan Gürlek: "Ceza infaz sistemimizi insanı merkeze alan yaklaşımla güçlendirmeyi sürdürüyoruz"
SAĞLIK
5 saat süren mikro operasyon başarıyla tamamlandı: Kendi dokusuyla hayata tutundu
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 18:18:27
Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, kanser nedeniyle memesi alınan bir hastaya, kendi dokusu kullanılarak mikro cerrahi yöntemle yeni meme oluşturuldu. Şehirde ilk kez uygulanan bu operasyonla, hastanın karın bölgesinden alınan doku damarlarıyla birlikte göğüs bölgesine nakledildi. Rahatsızlığı nedeniyle Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesine başvuran hastada gerçekleştirilen operasyon iki aşamalı olarak tamamlandı. İlk olarak genel cerrahi ekibi tarafından gerçekleştirilen işlemin ardından, Plastik Cerrahi Uzmanları Dr. Muaz Zuhurlu ve Dr. Emre Berkay Zeyrek devraldı. Yaklaşık 5 saat süren operasyonda, "serbest doku aktarımı" adı verilen mikro cerrahi yöntemi uygulandı. Operasyon kapsamında hastanın karın bölgesinden alınan doku, mikroskop altında damar bağlantıları yapılarak göğüs bölgesine taşındı. Uzmanlar, hastanın kendi dokusunun kullanıldığı bu yöntemin, yapay materyallere oranla vücutla daha uyumlu ve kalıcı sonuçlar sunduğunu ifade etti. Yaşam kalitesini artırıyor Uygulanan yöntemin meme kanseri sonrası rehabilitasyon sürecinde ve hastanın yaşam kalitesinin artırılmasında önemli rol oynadığı belirtildi. Sakarya’da ilk kez gerçekleştirilen bu mikro cerrahi müdahalesinin, bölgedeki benzer durumdaki hastalar için bir tedavi alternatifi oluşturması hedefleniyor. Hastanın sağlık durumunun iyi olduğu ve takip sürecinin devam ettiği öğrenildi.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:45
Edirne’de bayram öncesi fahiş fiyat ve etiket denetimi sıklaştı
Edirne Ticaret İl Müdürlüğü ekipleri, yaklaşan Kurban Bayramı öncesi kent genelinde fiyat etiketi, haksız fiyat artışı ve gramaj denetimlerini artırdı. Merkez ve ilçelerde gerçekleştirilen kontrollerde çok sayıda iş yeri ve ürün mercek altına alındı. Kurban Bayramı öncesi vatandaşların mağduriyet yaşamaması amacıyla yerel ve ulusal marketler başta olmak üzere temel gıda, ihtiyaç ürünleri ve şekerleme satışı yapılan işletmelerde denetim yapıldı. Ekipler, raf ve kasa fiyatlarını karşılaştırırken, ürün etiketleri ile faturaları da inceledi. Yeme içme hizmeti sunan işletmelerde ise fiyat listeleri ve gramaj kontrolleri gerçekleştirildi. Mayıs ayı boyunca kent merkezi ve ilçelerde 178 iş yerinde yapılan denetimlerde bin 525 ürün incelendi, 44 üründe aykırılık tespit edilerek idari işlem uygulandı. Haksız fiyat artışı kapsamında denetlenen 44 firmadan 6’sı ve 10 ürün hakkında ise Bakanlığa bildirimde bulunuldu. Fiyat etiketi ve fiyat listesi kurallarına uymayan işletmeler hakkında cezai işlem başlatılırken, vatandaşlar bayram öncesi sürdürülen sıkı denetimlerden memnuniyet duyduklarını ifade etti.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 16:08
"Yapay zekanın tesellisi tehlike saçıyor, muhakeme yeteneğini bloke ediyor"
Uzmanlar, yapay zekanın insan beynini bloke ederek muhakeme yeteneğini zayıflattığı ve yanlış yönlendirmelerle bireyleri intihara kadar sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Elif Yöyen, yapay zekayla kurulan duygusal bağın sosyal izolasyonu derinleştirdiğini ve insanın problem çözme yeteneğini körelttiğini belirtti. Yapay zekayı arkadaş olarak kullanan gençlerin sosyal olarak kendini izole etmeye meyilli olduğunu belirten Yöyen, yapay zekanın özellikle gençler üzerinde bilinçsiz kullanım sonucunda büyük hasarlara yol açabileceğini vurguladı. "Yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor" Değişen toplum yapısıyla beraber insanların yalnızlaştığını ve çözümü yapay zekada aradığını belirten Yöyen, "İnsanoğlu yalnızlığa tahammül edebilen bir varlık değildir. İnsan beyni sosyal bir varlıktır. Dolayısıyla insanlar bu sosyalleşme ihtiyaçlarını yapay zekayla sohbet ederek gidermeye çalışıyorlar ve tabii ki oradan aldıkları küçük tavsiyelerle de hayatlarına yön vermeye çalışıyorlar. Fakat bu tavsiyeler aslında kişilerin kendi gerçekte küçük de olsa sorunlarında, problem çözebilme becerilerini azaltıyor. Kız arkadaşınla kavga ettiysen ona bir çiçek al ve özür dile. Oldukça robotik davranmaya başlıyoruz ve yapay zeka bize hükmetmeye başlıyor. Bu anlamda insanın problem çözme ve düşünme, muhakeme edebilme süreçlerini bloke ettiği için masum bile görünse insan beynini bloke eden bu yapısıyla değersiz olduğunu düşünüyorum yapay zekanın" dedi. "Gençler neden buna ihtiyaç duyuyor" Kendini rahat ifade edemeyen ve toplumda kendilerine yer bulamayan gençlerin yapay zekayı arkadaş gibi kullandıklarını vurgulayan ve bu konuda gençlerin ailelerine ve arkadaşlarına büyük rol düştüğünü ifade eden Yöyen, "Öyle görünüyor ki yapay zekayla sohbet eden gençler daha sosyal ve ailesel ilişkileri anlamında kendini geri çekmiş. Daha sosyal anlamda izolasyonuna kendini sürüklemiş, yalnızlaşmış çocuklar. Aileler ya da onların çevresinde bulunanların buna biraz dikkat etmesi gerekiyor" diye konuştu. "Kendi kendinize terapi de yapamazsınız" Terapi uygulamasının bir uzman eşliğinde yapılması gerektiğini belirten Yöyen, "Terapi bir başka kişi tarafından size uygulanabilen bir hizmettir. Evet ağırlıklı olarak konuşma üzerine yapılmış olan bir tedavi biçimidir ama nasıl konuşacağımızı, ne zaman konuşacağımızı, ne zaman geri bildirim vereceğimizi, neyi nasıl yansıtacağımızı özel tekniklerle öğreniyoruz. Bu anlamda kendi kendine terapi diye bir şey yok. Sadece bu kendi var olan sorunlarını yüksek sesle dile getirmek ve bu sorunun varlığını kabul etmek bu konuda bir farkındalık geliştirmek olabilir" ifadelerini kullandı. Yapay zeka algoritmasının verilen bilgilerle şekillendiğini belirten Yöyen, terapi ve tedavi süreçlerinde bir uzman yönlendirilmesiyle kullanılması gerektiğini vurgulayarak, "Yapay zeka ’gel bana derdini anlat, gel bana halini anlat, ben sana teşhis koyayım ve seni yönlendireyim’ gibi bir uygulamada bulunmaz. Bu yüzden sorumluluk tamamen yapay zekayı kullanan bireyin kendisinde olması gerekiyor. Kişinin verdiği bilgilerle yapay zeka şekillendiği ve algoritma öyle yönlendirildiği için kendini doğru ifade edemediğinde yapay zekadan alacağı geri bildirimle depresyon derinleşebilir. ’Artık gerçekten hiçbir çıkar yol bulamıyorum’ diyerek insanları intihara sürükleyebilir" ifadelerini kullandı.
13 Mayıs 2026 Çarşamba - 15:59
Prof. Dr. Çelik: "Obezite artık kozmetik bir sorun değil kronik bir hastalıktır"
Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, obezitenin artık estetik bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, bu durumun çağın en korkutucu salgını haline geldiğini söyledi. Avrupa Obezite Günü dolayısıyla dünya genelinde ve Türkiye’de artış gösteren kilo problemleri, modern toplumların en büyük sağlık tehditlerinden biri olarak kabul ediliyor. Sadece fiziksel değil, psikososyal etkileriyle de bireylerin yaşam kalitesini düşüren obezite, küresel ölçekte bir pandemi halini alırken, uzmanlar bu durumun kronik bir hastalık olarak ele alınması gerektiği uyarısında bulunuyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde yaklaşık 7 yıldır faaliyette olan Van Obezite Merkezi, bölgedeki obezite ile mücadelede lokomotif rolü üstleniyor. Günümüze kadar 2 binden fazla danışanın sağlık hizmeti aldığı merkezde, başvuranların yüzde 60’ı başarılı bir şekilde kilo vermeyi başardı. Merkezde takip edilen hastaların 200’ü ise cerrahi yöntemlerle tedavi edilerek sağlığına kavuştu. "Obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum değil" İHA muhabirine konuşan Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sebahattin Çelik, günümüzde obezitenin ciddi bir salgın halini aldığını belirtti. Prof. Dr. Çelik, "Günümüzde, çağımızın en önemli salgınlarından biri obezitedir. Obezite artık estetik ya da kozmetik bir sorun olarak algılanmıyor, algılanmamalıdır da. Halen estetik amaçlarla obezite tedavisine başvuran ya da bu şekilde düşünen insanlar var; ancak bu kesinlikle yanlıştır. Çünkü obezite; kanserden şeker hastalığına, tansiyona kadar birçok hastalığın ana nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Ayrıca obezite, sadece biyolojik nedenlerle açıklanacak bir durum da değildir; psikolojik ve sosyolojik yönleri olan, ’multifaktöriyel’ dediğimiz bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla bu, sadece şu ilaçla ya da şu ameliyatla düzelecek biyolojik bir problem değildir; psikolojiyi ve sosyal desteği de gerektiren, birçok bölümü ilgilendiren bir hastalıktır. Bu nedenle obeziteyle mücadele de birçok alanı kapsamaktadır" dedi. "Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır" Eskiden insanların açlıktan vefat ettiğini günümüzde ise aşırı kilodan dolayı sağlığını kaybedenlerin sayısının daha fazla olduğuna dikkat çeken Çelik, "Bunları, obezitenin ne kadar ciddi bir problem haline geldiğini vurgulamak için söylüyorum. Öte yandan, obez popülasyondaki insanları suçlamamamız gerekiyor. Bu bir suçluluk durumu değil, bir hastalıktır. Dolayısıyla hastalıkla daha akılcı yöntemlerle mücadele etmemiz gerekmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye genelinde obezite oranı yüzde 30-31 civarında gözüküyor. Van ilimizde de maalesef obezite yüksek oranda seyrediyor. Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesinde, İl Sağlık Müdürlüğümüzün de katkılarıyla 2019 yılında kurduğumuz Obezite Merkezimiz, şu anda 2 bine yakın danışanıyla aktif hizmet vermeye devam ediyor. Buraya gelen danışanlarımızın çok başarılı bir şekilde tedavi olduklarını ve verilerimize göre ciddi kilo kaybı sağladıklarını biliyoruz" diye konuştu. Obezitenin çok inatçı bir hastalık olduğunu, kilo verdikten sonra tekrar kilo almalarının mümkün olduğunu hatırlatan Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kilo verip tekrar geri almak, hastaların yüzde 60’ında izlediğimiz bir durumdur. Ameliyat ettiğimiz hastalarda bile 2-3 yıl sonra bir kısmının geri kilo aldığını görüyoruz. Bu durum şunu gösteriyor: Obezite sadece mideyi küçülterek, bir hap alarak ya da bir iğne yaparak çözülecek bir konu değildir. Bu bir kozmetik sorun değil; şeker hastalığı gibi ömür boyu mücadele gerektiren kronik bir sağlık sorunudur. Şayet iyi donanımlı bir merkezde takip edilirse, hastaların tekrar kilo alma oranı azalacaktır."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
12 Mayıs 2026 Salı- 14:14
İç Hastalıkları Uzmanı Yeler: "Günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlandırın"
2
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 17:28
Sağlık Bakanlığı: "(Hantavirüs) Şu ana kadar 5 kişide herhangi bir klinik belirti veya semptoma rastlanmamıştır"
3
11 Mayıs 2026 Pazartesi- 12:08
Çavdarhisar’da ithal damızlık sığırların sağlık kontrolleri yapıldı
4
13 Mayıs 2026 Çarşamba- 10:54
"Yaz içecekleri ömrü kısaltıyor"
5
13 Mayıs 2026 Çarşamba- 09:38
Kronik ağrılarda yeni nesil yaklaşım
09 Şubat 2026 Pazartesi - 12:15
Altunhisar’da Sağlık Sokağı Projesi yoğun ilgi gördü
Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Yeryüzü Doktorları Kulübü Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından yürütülen ’Sağlık Sokağı Projesi’ kapsamında Altunhisar’da sağlık taraması gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında kurulan sağlık masalarında anamnez alma, tansiyon ve satürasyon ölçümü, vücut kitle indeksi hesaplama, göz keskinliği testi, renk körlüğü testi, skolyoz taraması ile ağız ve diş sağlığı taramaları yapıldı. Ayrıca akılcı ilaç kullanımı, kanser konusunda bilgilendirme ve sigaranın zararlarına yönelik farkındalık çalışmaları gerçekleştirildi. Vatandaşların temel sağlık göstergeleri değerlendirilirken, koruyucu sağlık hizmetlerinin önemi vurgulandı. Sağlık Sokağı etkinliğini ziyaret eden Altunhisar Belediye Başkanı Neşet Doygun, öğrenciler ve vatandaşlarla sohbet ederek yürütülen çalışmalar hakkında bilgi aldı. Başkan Doygun, toplum sağlığına katkı sunan gönüllü faaliyetlerin önemine dikkat çekerek, emeği geçen öğrencilere teşekkür etti.
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:58
"14. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi" yoğun katılımla yapıldı
Atatürk Üniversitesi ile Kimyagerler Derneği tarafından "14. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi" yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Kimyagerler Birliği tarafından 2013 yılından bu yana düzenli olarak gerçekleştirilen ve ilaç alanındaki tüm paydaşları bir araya getirmeyi hedefleyen İlaç Kimyası Kongresi’nin 14’üncüsü, 5-8 Şubat 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlendi. Kimyagerler Derneği ile Atatürk Üniversitesi iş birliğinde gerçekleştirilen kongre, Türkiye’nin yanı sıra farklı ülkelerden akademisyenleri, sektör temsilcilerini ve araştırmacıları buluşturdu. İlaç araştırmaları, üretim süreçleri ve yenilikçi projelerin ele alındığı kongrede; akademi ve sanayi arasındaki iş birliklerinin güçlendirilmesi, üniversite-endüstri ortaklıklarının geliştirilmesi ve kalıcı bilimsel ağların kurulması hedeflendi. Kongre kapsamında Atatürk Üniversitesi Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (DAYTAM) de standıyla yer alarak yürütülen bilimsel ve teknolojik çalışmaları katılımcılara tanıttı. Rektör Hacımüftüoğlu: "Türkiye’nin Sağlık Alanındaki Geleceği Tüm Yönleriyle Konuşuldu" Kongrenin açılışında konuşan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, 14. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresinde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, organizasyonun yalnızca akademik bir etkinlik olmanın ötesinde, Türkiye’nin sağlık alanındaki geleceğine yönelik ortak bir vizyonun paylaşıldığı stratejik bir platform olduğuna dikkat çekti. Kimyagerler Derneği ile Atatürk Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen bu organizasyonun, akademi ve sanayinin birlikte neler başarabileceğinin somut bir örneği olduğunu vurguladı. Pandemi sürecinin ilaç ve aşı geliştirme kapasitesinin stratejik önemini açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Hacımüftüoğlu, Türkiye’nin ilaç üretiminde önemli bir kapasiteye sahip olmasına rağmen hammadde üretiminde ciddi bir dışa bağımlılık bulunduğuna dikkat çekti. Stratejik öneme sahip birçok ilacın etken maddesinin büyük oranda Hindistan ve Çin’den temin edildiğini ifade eden Hacımüftüoğlu, olası küresel krizlerde bu durumun ciddi riskler doğurabileceğini vurguladı. "Atatürk Üniversitesi Türkiye’nin En Güçlü Akademik Altyapılarından Birine Sahip" Atatürk Üniversitesi’nin bu noktada önemli bir sorumluluk üstlendiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin organik kimya, moleküler biyoloji ve farmakoloji alanlarında Türkiye’nin en güçlü akademik altyapılarından birine sahip olduğunu söyledi. Bu birikimin, üniversiteye ilaç üretimi alanında özel bir misyon yüklediğini ifade eden Hacımüftüoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın ve Sağlık Bakanlığının destekleriyle Atatürk Üniversitesi bünyesinde İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsünün kurulduğunu hatırlattı. Enstitünün, 16 Mayıs 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak resmen faaliyete geçtiğini belirtti. Rektör Hacımüftüoğlu, enstitü bünyesinde stratejik öneme sahip 100 ilaç hammaddesinin Türkiye’de üretilmesinin hedeflendiğini, şu an 88 bilim insanının 11 farklı araştırma grubunda bu amaç doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti. Her bir araştırma grubuna 1 milyon lira proje bütçesi tahsis edildiğini belirten Hacımüftüoğlu, ilk altı aylık raporların son derece umut verici sonuçlar ortaya koyduğunu söyledi. "Laboratuvar Ölçeğinden Sanayi Ölçeğine Geçiş Oldukça Kritik" Bu çalışmaların yalnızca akademik bir hedef değil, aynı zamanda ulusal bir zorunluluk olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Sağlık Bakanlığı tarafından üniversiteye alım garantisi verilmesinin devletin konuya verdiği stratejik önemin açık bir göstergesi olduğunu dile getirdi. Laboratuvar ölçeğinden sanayi ölçeğine geçişin kritik olduğuna dikkat çeken Hacımüftüoğlu, EVYAP firmasının 10 milyon Euro’luk karşılıksız desteğiyle Atatürk Üniversitesi bünyesinde bir İlaç Hammadde Üretim Merkezi kurulacağını, temel atma töreninin nisan ayında gerçekleştirileceğini ve tesisin yaklaşık iki yıl içerisinde üretime başlayacağını kaydetti. 14. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi, bilimsel sunumlar, paneller ve iş birliği görüşmeleriyle devam ederken; kongrenin, Türkiye’nin ilaç ve biyoteknoloji alanındaki yerli ve millî üretim hedeflerine önemli katkılar sunması bekleniyor.
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:57
Sigarayı bırakmak vücudun kendini yenilemesini başlatıyor
Manisa Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Gamzenur Ergin Uzundere, sigaranın başta kalp ve akciğer hastalıkları olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını belirterek, sigarayı bırakmanın vücudun kendini yenileme sürecini başlatan en önemli adımlardan biri olduğunu söyledi. Manisa Şehir Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Gamzenur Ergin Uzundere, sigaranın kalp ve akciğer başta olmak üzere birçok ciddi hastalığa yol açtığını belirterek, sigarayı bırakmanın sağlıklı bir yaşam için en kritik adım olduğunu vurguladı. Sigaranın solunum sistemini olumsuz etkilediğini, dolaşım bozukluklarına neden olabildiğini ve zamanla yaşam kalitesini düşürdüğünü ifade eden Uzm. Dr. Uzundere, "Sigara başta kalp ve akciğer hastalıkları olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırlayabilen, bağımlılık yapıcı bir alışkanlıktır. Solunum sistemini olumsuz etkileyebilir, dolaşım bozukluklarına yol açabilir ve yaşam kalitesini zamanla düşürebilir. Ancak sigarayı bırakmak, vücudun kendini yenileme sürecini başlatan en önemli adımlardan biridir" dedi. "Sigara sadece alışkanlık değil güçlü bir bağımlılıktır" Sigarayı bırakmak isteyen kişilerin bunu tek başına yaparken zorlanabileceklerini kaydeden Uzm. Dr. Uzundere, "Sigara, yalnızca bir alışkanlık değil, güçlü bir bağımlılıktır. Bu nedenle bırakma süreci profesyonel destek olmadan zorlayıcı olabilir. Doğru yönlendirme ve tıbbi destek, sürecin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar. Hastanemizde hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği’nde, kişiye özel değerlendirme yapılıyor. Bireyin ihtiyacına göre uygun tedavi ve danışmanlık planlanıyor ve süreç uzman hekimler tarafından takip ediliyor" şeklinde konuştu. "Sağlık için en önemli adım sigarayı bırakmak" Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların, MHRS üzerinden randevu alarak ya da hastaneye doğrudan başvurarak Sigara Bırakma Polikliniği’nden ücretsiz destek alabileceklerini ifade eden Uzm. Dr. Uzundere açıklamasını şöyle tamamladı: "Sigarayı bırakmak, sağlığınız için atacağınız en değerli adımlardan biridir. Bu süreçte yalnız değilsiniz, hastanemizde hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği’nde uzman ekibimiz, sağlıklı bir yaşama geçiş yolculuğunuzda yanınızda."
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:51
Genç hasta, kapalı kalp ameliyatı ile sağlığına kavuştu
Gaziantep’te 30 yaşındaki hasta, kapalı yöntemle aort kapak ve aort damar değişimi yapılarak sağlığına kavuştu. Gaziantep Özel Anka Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Gökaslan, 30 yaşındaki Hüseyin Can Durmaz’a kapalı yöntemle aort kapak ve aort damar değişimi ameliyatı gerçekleştirdi. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, spor yapamama ve yürüyüşlerde zorlanma şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuran Durmaz’a birçok merkezde açık kalp ameliyatı önerildi. Kapalı yöntemle yapılan ameliyatları araştırırken Gaziantep Özel Anka Hastanesi’ne ulaşan hasta, Prof. Dr. Gökhan Gökaslan ve ekibi tarafından değerlendirildi. Yapılan tetkik ve değerlendirmeler sonrası uygun bulunan hasta için yalnızca 4 santimetrelik kesi ile kapalı aort kapak ve aort damar değişimi ameliyatı planlandı. Başarılı geçen operasyonun ardından Hüseyin Can Durmaz, 4 gün sonra taburcu edilerek günlük yaşamına kısa sürede döndü. Sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşayan Durmaz, Prof. Dr. Gökhan Gökaslan, Kalp ve Damar Cerrahisi Koordinatörü Mustafa Artar ve Anka Hastanesi kalp merkezi ekibi ile operasyon sonrası bir araya geldi. Prof. Dr. Gökhan Gökaslan, kapalı yöntemle yapılan kalp cerrahisi uygulamalarının uygun hastalarda daha küçük kesi, daha az ağrı, hızlı iyileşme sağladığı ve hastanede kalış süresinin kısaldığını belirtti.
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:36
Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu, hayatı değişti
Bursa’da 50 yıldır sigara içen bir vatandaş, bağımlılıktan kurtulmak için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu. Kısa sürede sigarayı bırakan vatandaş, kas kütlesinin azalması ile ilgili de merkezden aldığı diyetisyen ve fizyoterapist desteğiyle 38 kilodan 48 kiloya çıkmayı da başardı. 70 yaşındaki Asuman Işık, Temmuz ayında Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" projesi kapsamında sağlık taraması gerçekleştirdi. Aşırı zayıflık ve buna bağlı kas kütlesinde azalma tespit edilen Işık, sigara da içmesi sebebiyle Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne yönlendirildi. Burada ilk olarak psikolog desteği ve sigara bırakma polikliniği sayesinde 50 yıllık bağımlılığından kurtulmayı başaran Işık, daha sonra diyetisyen ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı kilo alarak, kas kütlesini güçlendirdi. Sağlıklı hayat merkezinden aldığı hizmeti değerlendiren Işık, 50 yıl boyunca sigara içtiğini ve her türlü bırakma yöntemini deneyip, başarısız olduğunu belirtti. İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu konudaki çalışmalarını öğrendiğini vurgulayan Işık, "O günlerde Sağlık Müdürlüğü, meydanlarda insanların kilolarını tartıyordu, kilolu insanları zayıflatmak için. Bir de ben gideyim dedim. Belki bana da sigarayı bıraktırabilirler. Geldim ve sonunda sigarayı bıraktım. Çok zayıftım. 38 kiloydum. Sarkopeni başlamıştı. Bana kilo aldırdılar. Geriatri uzmanına gönderdiler. Kaslarımı korumak için spor yapmayı öğrettiler. Diyetisyen beslenmemi düzenledi. 6 aydır sigara içmiyorum. Aynı zamanda psikolog yardımı da alıyorum. Hepsinden son derece memnunum" dedi. Çevresinde sigara içenleri sağlıklı hayat merkezine yönlendirdiğini dile getiren Işık, kendisi gibi başkalarının da başarabileceğini sözlerine ekledi. Tek merkezde tüm sorunlara çözüm Işık’ın kendilerine başvurduğunda ilk olarak bağımlılık düzeyini tespit ettiklerini belirten Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi sorumlu hekimi Uzm. Dr. Elif Soyer ise, "Kendisinin bağımlılıkla alakalı esas probleminin psikolojik düzeyde olduğunu denediği birçok medikal tedaviye rağmen sigarayı bırakamayışından bir neticelendirme olarak aldık. Kendisini merkezimizin psikolojik danışmanlık hizmetine yönlendirdim. Bununla eş zamanlı olarak sigara bırakma polikliniğine de devam etti. Burada hem hekim hem de psikolojik destekle sigarayı bıraktırdık. 6 aydır sigara kullanmıyor" şeklinde konuştu. "Sağlıklı yaşama adım attı" Bu süreçte bir başka motivasyon kaynağı olan kilo alımı sürecine girdiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Soyer, "Kilosu oldukça düşüktü. Sağlıklı kiloya ulaşması gerekiyordu. Beslenme desteği aldı. Akabinde devlet hastanemizde geriatri polikliniğine yönlendirdik. Burada da beslenme desteği devam etti. Kendisi 10 kilo alarak hedef sağlık kilosuna ulaştı. Hem tütünsüz hayat hem ideal kilo hem de psikolojik olarak daha iyi hissettiği bu süreçte sağlıklı bir yaşama adım attı" dedi. "Bütüncül bir yaklaşımla ele alınıyor" Asuman Işık’ın sürecinin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin ne denli etkin çalıştığının başarılı bir örneği olduğunu dile getiren Nilüfer İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. İsmail Kaba, "Sigara bırakma polikliniği ile başlayan bu süreçte hastamızın zayıf olması fark edilerek sağlıklı ve kontrollü bir kilo alımı hedeflenmiş ve bütüncül bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu doğrultuda geriatrist hekimimize de yönlendirme yapılmış, geriatrist, psikolog ve diyetisyenimizin eşgüdümsel bir tedavi sunduğu bütüncül yaklaşımla ele alınmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın politikalarının sahaya yansıtılmasında bizleri cesaretlendiren Sağlık Bakanımıza, il düzeyinde koordinasyonun bu denli işlemesini sağlayan İl Sağlık Müdürümüze teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu. Uzm. Dr. Kaba, sigarayı bırakmak isteyip bırakamayan vatandaşlara ise bir çağrıda bulundu: "Sigara bağımlılığı tedavisi zorlu ve meşakkatli bir süreç, tek başınıza yapamadığınızı düşündüğünüz dönemler olabilir. Merkezimize gelin bunu birlikte başaralım."
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:36
Uzmanlar uyarıyor: "En sık yapılan hata; viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı"
Çocuklarda enfeksiyon vakalarına ilişkin konuşan Uzm. Dr. Leyla Beşel, "40 derecenin üzerinde ateş, öksürük, burun akıntısı gibi semptomlarla hastalar hem acilimize hem polikliniklerimize başvurmakta. RSV, influenza, rinovirüs gibi virüsler çok sık. En sık yapılan hata; viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı. Hastanın dirençli ateşi var, 40 derece, düşmüyor, bilinçte değişikliği var, beslenemiyor gibi semptomlar varsa muhakkak hastaneye başvurusu önemlidir. Hastaların ilaç ve vitaminleri doktor tavsiyesi olmadan kullanmasını istemiyoruz" dedi. Soğuk havalarda çocuklarda görülen enfeksiyonlara dikkat çeken uzmanlar, ailelere önemli uyarılarda bulundu. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Leyla Beşel, sık görülen enfeksiyonlara ilişkin konuşurken tedavi süreçlerine yönelik bilgi verdi. Uzm. Dr. Beşel, tedavilerin hekim kontrolünde ilerlemesi gerekliliğini de yineledi. "Hastalar hem acilimize hem polikliniklerimize başvurmakta" Çocuklarda enfeksiyon vakalarına ilişkin konuşan Uzm. Dr. Leyla Beşel, "Sonbahar mevsiminde okulların açılmasıyla virüs enfeksiyonlarının sıklığı artıyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sıklığı artıyor. Öksürük, burun akıntısı, ateş, boğaz ve kas ağrısı gibi semptomlarla hastalar hem acilimize hem polikliniklerimize başvurmakta. RSV, influenza, rinovirüs gibi virüsler çok sık. Hastalarımız 40 derecenin üzerinde ateş, baş ve boğaz ağrısıyla başvurmakta, yeterli tedavileri vermeye çalışmaktayız. Hastanın dirençli ateşi var, 40 derece, düşmüyor bilinçte değişikliği var, beslenemiyor gibi semptomlar varsa aile evde halledemeyecektir. Muhakkak hastaneye başvurusu önemlidir. En sık yapılan hata; viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı. Virüs enfeksiyonlarında antibiyotik önerimiz olmuyor, semptomatik tedavi edilmesi gerekiyor. Doktora danışmadan antibiyotik kullanmak zaten uygun değil" dedi. "Şikayetlerin 10 günden uzun sürmesi bizim için önemli" ‘Viral enfeksiyonların uzaması durumu önemli’ diyerek sözlerine devam eden Uzm. Dr. Beşel, "Özellikle üst solunum yolu bulguları olan hastalarda öksürük, burun akıntısı gibi bulguları olan hastalarda şikayetlerin 10 günden uzun sürmesi bizim için önemli. Arada bir iyilik hali olduktan sonra tekrar ateşlenmesi, öksürük gibi bulguların başlaması ikinci bir enfeksiyonun eklendiğini gösterir. Bu enfeksiyonlarda doktora başvurmak önemlidir çünkü genellikle bakteriyel enfeksiyonlar olduğu için bu hastalara antibiyotik tedavisi vermemiz gerekebiliyor. Uygun, sağlıklı beslenmek zaten vücudun ihtiyacını karşılıyor. Hastaların vitaminleri doktor tavsiyesi olmadan kullanmasını istemiyoruz, hangi hastaya hangi vitamini vereceğine doktor karar vermeli. Çocukluk çağında sağlıklı beslenme, temizliğe önem vermek, meyve, sebze tüketimini doğru yapabilmek alması gereken vitamini zaten karşılıyor" dedi. "Altta yatan kronik hastalık varsa viral enfeksiyonlar daha ağır seyirlidir" "Üst solunum yolu olduğu dönemde sıvı alımını artırmak, çocuğun beslenmesini düzenlemek çok önemli’ diyen Uzm. Dr. Beşel, sözlerini şöyle sürdürdü: "O dönemde iştahsızlığı olacaktır ama uygun tedaviye doktor karar vermek zorunda. Altta yatan kronik hastalığı olmak ya da immün yetmezliği her konuda risk, viral enfeksiyonlarda da bakteriyel enfeksiyonlarda da önemli. İmmün yetmezliği olan çocuklar için özel değerlendirmeler yapıp bunlara göre de tedavi planlayabiliyoruz. Astımı, diyabeti olan çocuklarda altta yatan kronik hastalık varsa viral enfeksiyonlar daha ağır seyirlidir. Hastanın annesinin daha uyanık davranması semptomları yakın takip etmesi, ilgili hekimine hemen başvurmasını öneriyoruz. Kronik hastalığı olan hastalar için influenza aşısını rutinde zaten öneriyoruz. İnfluenza aşısı 6 ay üzerinde tüm çocuklara yapılır kabul ediliyor. Bu küçük yaş grubunda 2 doz, diğer çocuklarda tek doz şeklinde. Çocuğun hasta dönemi evde geçirmesi, teması azaltacağı için bulaşıcılığı da azaltacak. Annelere önerdiğimiz şey; sağlıklı beslemeleri, temizliklerine önem vermeleri, düzenli uyku uyumalarını sağlamaları ve aşılarını tam yaptırmaları"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:32
Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu, hayatı değişti
Bursa’da 50 yıldır sigara içen bir vatandaş, bağımlılıktan kurtulmak için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu. Kısa sürede sigarayı bırakan vatandaş, kas kütlesinin azalması ile ilgili de merkezden aldığı diyetisyen ve fizyoterapist desteği ile 38 kilodan 48 kiloya çıkmayı da başardı. 70 yaşındaki Asuman Işık, Temmuz ayında Sağlık Bakanlığı tarafından hayat geçirilen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" projesi kapsamında sağlık taraması gerçekleştirdi. Aşırı zayıflık ve buna bağlı kas kütlesinde azalma tespit edilen Işık, sigara da içmesi sebebiyle Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne yönlendirildi. Burada ilk olarak psikolog desteği ve sigara bırakma polikliniği sayesinde 50 yıllık bağımlılığından kurtulmayı başaran Işık, daha sonra diyetisyen ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı kilo alarak, kas kütlesini güçlendirdi. Sağlıklı hayat merkezinden aldığı hizmeti değerlendiren Işık, 50 yıl boyunca sigara içtiğini ve her türlü bırakma yöntemini deneyip, başarısız olduğunu belirtti. İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu konudaki çalışmalarını öğrendiğini vurgulayan Işık, "O günlerde Sağlık Müdürlüğü, meydanlarda insanların kilolarını tartıyordu, kilolu insanları zayıflatmak için. Bir de ben gideyim dedim. Belki bana da sigarayı bıraktırabilirler. Geldim ve sonunda sigarayı bıraktım. Çok zayıftım. 38 kiloydum. Sarkopeni başlamıştı. Bana kilo aldırdılar. Geriatri uzmanına gönderdiler. Kaslarımı korumak için spor yapmayı öğrettiler. Diyetisyen beslenmemi düzenledi. 6 aydır sigara içmiyorum. Aynı zamanda psikolog yardımı da alıyorum. Hepsinden son derece memnunum." dedi. Çevresinde sigara içenleri sağlıklı hayat merkezine yönlendirdiğini dile getiren Işık, kendisi gibi başkalarının da başarabileceğini sözlerine ekledi. Tek merkezde tüm sorunlara çözüm Işık’ın kendilerine başvurduğunda ilk olarak bağımlılık düzeyini tespit ettiklerini belirten Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi sorumlu hekimi Uzm. Dr. Elif Soyer ise, "Kendisinin bağımlılıkla alakalı esas probleminin psikolojik düzeyde olduğunu denediği birçok medikal tedaviye rağmen sigarayı bırakamayışından bir neticelendirme olarak aldık. Kendisini merkezimizin psikolojik danışmanlık hizmetine yönlendirdim. Bununla eş zamanlı olarak sigara bırakma polikliniğine de devam etti. Burada hem hekim hem de psikolojik destekle sigarayı bıraktırdık. 6 aydır sigara kullanmıyor." şeklinde konuştu. "Sağlıklı yaşama adım attı" Bu süreçte bir başka motivasyon kaynağı olan kilo alımı sürecine girdiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Soyer, "Kilosu oldukça düşüktü. Sağlıklı kiloya ulaşması gerekiyordu. Beslenme desteği aldı. Akabinde devlet hastanemizde geriatri polikliniğine yönlendirdik. Burada da beslenme desteği devam etti. Kendisi 10 kilo alarak hedef sağlık kilosuna ulaştı. Hem tütünsüz hayat hem ideal kilo hem de psikolojik olarak daha iyi hissettiği bu süreçte sağlıklı bir yaşama adım attı. Bütüncül bir yaklaşımla ele alınıyor Asuman Hanımın sürecinin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin ne denli etkin çalıştığının başarılı bir örneği olduğunu dile getiren Nilüfer İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. İsmail Kaba, "Sigara bırakma polikliniği ile başlayan bu süreçte hastamızın zayıf olması fark edilerek sağlıklı ve kontrollü bir kilo alımı hedeflenmiş ve bütüncül bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu doğrultuda geriatrist hekimimize de yönlendirme yapılmış, geriatrist, psikolog ve diyetisyenimizin eşgüdümsel bir tedavi sunduğu bütüncül yaklaşımla ele alınmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın politikalarının sahaya yansıtılmasında bizleri cesaretlendiren Sayın Sağlık Bakanımıza, il düzeyinde koordinasyonun bu denli işlemesini sağlayan Sayın İl Sağlık Müdürümüze teşekkürlerimi sunuyorum" dedi. Uzm. Dr. Kaba, sigarayı bırakmak isteyip bırakamayan vatandaşlara ise bir çağrıda bulundu; "Sigara bağımlılığı tedavisi zorlu ve meşakkatli bir süreç, tek başınıza yapamadığınızı düşündüğünüz dönemler olabilir. Merkezimize gelin bunu birlikte başaralım."
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:26
Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor
Manisa Şehir Hastanesi Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, epilepsinin, doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabildiğini söyleyerek, "Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için mutlaka hekim değerlendirmesi gereklidir" dedi. Epilepsi hastalığı hakkında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, epilepsinin, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalık olduğunu belirtti. Epilepsinin doğru tanı ve tedaviyle kontrol altında alınabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi günü epilepsiye dair yanlış bilinenleri düzeltmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak için iyi bir fırsat. Çünkü epilepsi doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Epilepsi, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler nedeniyle ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalıktır. Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için hekim değerlendirmesi şarttır" diye konuştu. Epilepsinin bulaşıcı ya da psikiyatrik bir hastalık olmadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık veya akıl hastalığı değildir. Toplumda bu konudaki yanlış inanışlar ne yazık ki hala devam etmekte ve bu toplum algısı nedeniyle hastaların tanı alma süreci gecikebilmektedir. Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibiyle epilepsi hastaları eğitimine devam edebilir, çalışabilir ve sosyal yaşamlarını sürdürebilirler" şeklinde konuştu. Nöbet anında neler yapılması gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Göz, açıklamasını şöyle tamamladı: "Öncelikle sakin kalmalı, ortamda hastada yaralanmaya yol açabilecek eşyaları uzaklaştırmalı ve hastanın başını korumalıyız. Hava açıklığını sağlayabilmek için hastayı yan yatırmalıyız. Nöbet geçiren kişiye zorla müdahale edilmemelidir. Nöbet aktivitesi genellikle kendiliğinden kısa sürede sonlanacaktır. Uzamış nöbet varlığında muhakkak sağlık ekiplerine başvurulmalıdır. Sonuç olarak, epilepsi hastalığını tanımak ve doğru yaklaşımı öğrenmek hem hastalar hem de toplum için en önemli adımdır. Hep birlikte dünya epilepsi gününde farkındalık oluşturalım."
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:15
Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli: "Dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir"
Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, bir kişinin hayatının belirli dönemlerinde karşılaştıkları olaylarla ilgili dejavu hissine kapılmasının küçük lokalize epilepsi nöbeti ihtimali olabileceğini kaydetti. Gömceli, "Sadece dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir. ‘Sanki bu anı daha önce yaşamışım gibi hissediyorum’ gibi, absürt bir şekilde sürekli tekrarlayan dejavu hissinde biz ‘epilepsi olabilir mi?’ diye düşünüyoruz" dedi. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, Uluslararası Epilepsi Günü kapsamında, epilepsinin belirtileri ve nedenleri hakkında açıklamalarda bulundu. Epilepsinin doğuştan gelen bir hastalık olmadığını belirten Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, bu hastalığın sadece 5’te 1’inin genetik kaynaklı olduğunu söyledi. Epilepsinin çoğunlukla sonradan ortaya çıkan sebeplerden ortaya çıktığını aktaran Gömceli, "Anne karnında oksijensiz kalmak, doğum sırasında doğum yolunda sıkışmak ya da beyin kabuğunun herhangi bir nedenle hasarlanması, daha sonrasında da hayatın herhangi bir yaşında yaşadığınız herhangi bir kafa travması sizi epilepsi bireyi haline getirebilir. Bunun dışında beyin tümörleri, beyin damar tıkanıklıkları ve kanamaları, beyin zarını etkileyen her şey epilepsi sebebi olabilir. O yüzden hastalarımızın yüzde 80’nin doğumsal nedenlerle olmadığını ya da anne karnından itibaren bu hastalığı taşımadığını söyleyebiliriz. Hepimiz aslında birer epilepsi adayıyız. Beyni olan herkes epilepsi adayıdır. İnsanlar kadar hayvanlarda da görülen bir hastalıktır" dedi. "Dejavu hissi bile epileptik bir nöbet olabilir" Epilepsi nöbetlerinin belirtilerinden bahseden Gömceli, "Epilepsi sadece büyük kasılmalı veya bayılmalı nöbetler diye anlamamalıyız. Bunun dışında beynin uygunsuz bir şekilde elektrik üretmesine bağlı, beynin hangi bölgesinde bu elektrik üretiliyorsa o bölgeyle ilgili bulgular ortaya çıkıyor. Büyük kasılmalı nöbetteyse bütün beyinle aynı anda bu deşarjlar ortaya çıkıyor ve hasta kontrolsüz bir şekilde bayılıyor. Küçük lokalize ataklarda donuk, duraksayıp kalmalardan başlayın, tuhaf bir his, çeşitli halüsinasyonlar gibi bulunduğu beyin bölgesinden kaynaklanan şikayetlerle ortaya çıkabilir. Sadece dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir. ‘Sanki bu anı daha önce yaşamışım gibi hissediyorum’ gibi, absürt bir şekilde sürekli tekrarlayan dejavu hissinde biz ‘epilepsi olabilir mi?’ diye düşünüyoruz. Ya da anormal kokular. Olmayan bir ortamda özellikle nahoş kokular. Boğazında bir şey kalmış gibi yutkunma, yalanma hareketleri. Bazen durup dururken bağırmalar, bazı hastalarda ise sadece gülme veya ağlama ile giden nöbetlerimiz var" şeklinde konuştu. "Soğan ya da kolonya koklatmayın" Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, büyük kasılmalı nöbet geçiren bir hastaya yapılması ya da yapılmaması gerekenleri de şu sözlerle aktardı: "Epilepsi nöbetlerinde önce bir kasılma ardından yere düşme olur. Basit bayılmalarda ise genellikle önce vücut yere yığılır sonra belki biraz kasılmalar olabilir. Epilepsi nöbetlerinde genellikle kasılmayı takip eden bilinç yitimi olur. Hastanın etrafında çarpabileceği her hangi bir şey varsa onları uzaklaştırmaya çalışmak. Elini, çeneyi açmanın bir faydası olmayacaktır. Epilepsi nöbetleri bir başı ve sonu olan tablolardır. Yaklaşık yarım dakika ya da 1 dakika sonrası nöbet kendiliğinde sonlanır. Kravatı varsa onu gevşetmek, gözlük varsa onu çıkarmak ya da yaralanabileceği unsurlardan uzaklaştırmak yeterli. O sırada ağzına kaşık, parmak sokmanın, ya da kolonya ile soğan koklatmanın hiçbir faydası yok. Bunun koklattığınız zaman düzelmiyor hasta. O nöbetin bir süresi var ve hasta o bitince açılacak. Eğer hasta açılamadan tekrar atak oluyorsa o zaman 112’yi arayınız. Çünkü hasta kendine gelmeden tekrarlayan nöbetler geçiriyorsa bu hayati riski olan bir durumdur."
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:15
Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor
Manisa Şehir Hastanesi Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, epilepsi hastalığı hakkında açıklamalarda bulunarak, doğru tanı ve düzenli tedaviyle hastalığın büyük oranda kontrol altına alınabildiğini söyledi. Epilepsinin, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Göz, "Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için mutlaka hekim değerlendirmesi gereklidir" dedi. Epilepsinin doğru tanı ve tedaviyle kontrol altında alınabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi günü epilepsiye dair yanlış bilinenleri düzeltmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak için iyi bir fırsat. Çünkü epilepsi doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Epilepsi, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler nedeniyle ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalıktır. Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için hekim değerlendirmesi şarttır." dedi. Epilepsinin bulaşıcı ya da psikiyatrik bir hastalık olmadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık veya akıl hastalığı değildir. Toplumda bu konudaki yanlış inanışlar ne yazık ki hala devam etmekte ve bu toplum algısı nedeniyle hastaların tanı alma süreci gecikebilmektedir. Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibiyle epilepsi hastaları eğitimine devam edebilir, çalışabilir ve sosyal yaşamlarını sürdürebilirler." şeklinde konuştu. Nöbet anında neler yapılması gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Göz açıklamasını şöyle tamamladı: "Öncelikle sakin kalmalı, ortamda hastada yaralanmaya yol açabilecek eşyaları uzaklaştırmalı ve hastanın başını korumalıyız. Hava açıklığını sağlayabilmek için hastayı yan yatırmalıyız. Nöbet geçiren kişiye zorla müdahale edilmemelidir. Nöbet aktivitesi genellikle kendiliğinden kısa sürede sonlanacaktır. Uzamış nöbet varlığında muhakkak sağlık ekiplerine başvurulmalıdır. Sonuç olarak, epilepsi hastalığını tanımak ve doğru yaklaşımı öğrenmek hem hastalar hem de toplum için en önemli adımdır. Hep birlikte dünya epilepsi gününde farkındalık oluşturalım."
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:43
Ege Bölgesi’nde bir ilk: Kablosuz kalp pili uygulamasıyla yeni bir dönem
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medical Point Hastanesi Kardiyoloji Bölümü, kalp ritim bozukluklarının tedavisinde önemli bir yeniliğe imza attı. Doç. Dr. Mustafa Doğduş tarafından gerçekleştirilen kablosuz (leadless) kalp pili uygulaması, hastanede ve Ege Bölgesi’nde ilk kez başarıyla uygulandı. Bayılma hissi, baş dönmesi, nefes darlığı ve ciddi nabız düşüklüğü şikayetleriyle İEÜ Medical Point Hastanesi’ne başvuran M. Zengin’de yapılan ileri tetkikler sonucunda, kalbin elektrik iletim sisteminde belirgin yavaşlama ve ritim bozukluğu tespit edildi. Gerçekleştirilen Elektrofizyolojik Çalışma (EPS) sonrasında hastaya kalp pili takılması kararı alındı. Uygulanan yeni nesil kablosuz kalp pili sayesinde hasta, klasik yöntemlere kıyasla çok daha konforlu bir tedavi süreci geçirdi. "Enfeksiyon riski çok düşük, hareket kısıtlanması yok" Doç. Dr. Mustafa Doğduş, yeni nesil kalp pillerinin avantajlarını şu sözlerle anlattı: "Geleneksel kalp pillerinde göğüs bölgesinden kesi yapılarak kablolar yardımıyla kalbe ulaşılır. Bu yöntem uzun vadede enfeksiyon riski, kablo kırılması ve hastaların günlük yaşamında hareket kısıtlılığı gibi sorunlara yol açabilir. Kablosuz kalp pilleri ise kasık damarından girilerek doğrudan kalp içine yerleştiriliyor. Herhangi bir kesi, dikiş ya da cilt altında cihaz cebi bulunmuyor. Enfeksiyon riski son derece düşük ve hastalar işlemden kısa süre sonra normal yaşamlarına dönebiliyor. Yaklaşık kapsül boyutundaki bu ileri teknoloji pil, kalbin sağ alt odacığına yerleştiriliyor ve işlem sonrası estetik ya da fonksiyonel herhangi bir kısıtlama oluşturmuyor. "Her hasta için en uygun yöntem seçilmeli" Doç. Dr. Mustafa Doğduş, her hastanın bu yöntem için uygun olmayabileceğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı: "Kalp pili tedavisi kişiye özeldir. Her ritim bozukluğu için aynı pil uygun değildir. Hastanın ritim problemi, kalp yapısı ve eşlik eden hastalıkları değerlendirilerek en doğru yöntem belirlenmelidir. Bu nedenle hastalarımızın mutlaka kardiyoloji uzmanına başvurarak detaylı değerlendirmeden geçmesi büyük önem taşır." "Şikayetlerim neredeyse tamamen geçti" Uygulama sonrası kendisini çok daha iyi hissettiğini belirten hasta M. Zengin ise şunları söyledi: "Daha önce çalışırken sık sık durup oturmam gerekiyordu. Baş dönmesi, nefes darlığı ve nabız düşmesi beni çok rahatsız ediyordu. Bazen gözlerim kararıyor, kendimi kaybedecek gibi oluyordum. Pil takıldıktan sonra bu şikâyetlerim neredeyse tamamen geçti. Şu an kendimi iyi hissediyorum ve günlük hayatıma rahatlıkla devam ediyorum."
09 Şubat 2026 Pazartesi - 10:30
Tunceli’de 15 bin kişiye ücretsiz kanser taraması
Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 2025 yılı boyunca yürütülen kanser tarama çalışmaları kapsamında yaklaşık 15 bin vatandaşa ücretsiz tarama yapıldı, 5 kişide erken evrede kanser tespit edildi. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında kanser tarama ve farkındalık çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran, 2025 yılı boyunca il genelinde yaklaşık 15 bin vatandaşın ücretsiz kanser taramasından yararlandığını açıkladı. Yapılan taramalar sonucunda 138 kişi ileri tetkik için sevk edilirken, 5 kişide erken evrede kanser tanısı konuldu. Erken tanı sayesinde hastaların daha ağır tedavilere gerek kalmadan sağlıklarına kavuştuğu belirtildi. Çalışmalar kapsamında meme, rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanserlere yönelik düzenli taramalar yapılırken, riskli görülen vatandaşların tedavi süreçleri uzman hekimlerce yakından takip ediliyor. Birinci basamak sağlık hizmetleri aracılığıyla vatandaşlar taramalara davet edilirken, kırsal bölgelerde yaşayanlar için de ulaşım desteği sağlanıyor. Öte yandan, 2026 yılı Ocak ayı Serviks Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında eğitimler, saha çalışmaları ve bilgilendirme faaliyetleriyle binlerce vatandaşa ulaşıldı. Kanser taramalarının tamamen ücretsiz olarak KETEM, Aile Sağlığı Merkezleri ve devlet hastanesinde sürdürüldüğü vurgulandı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder