SAĞLIK
BEUN Hastanesinden kalp hastalarına umut; Kriyobalon Ablasyon yöntemi ilk kez Zonguldak’ta 17 Mart 2026 Salı - 18:43:31 Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi (BEUN) Hastanesi, güçlü akademik kadrosu ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında önemli başarılara imza atmaya devam ediyor. Bu kapsamda kalp ritim bozukluklarının en yaygın türlerinden biri olan atrial fibrilasyonun tedavisinde kullanılan "Kriyobalon Ablasyon Yöntemi", Zonguldak’ta ilk kez BEUN Hastanesi Kardiyoloji Bölümü doktorları tarafından başarıyla uygulandı. Atrial fibrilasyon, kalbin üst odacıklarında oluşan düzensiz elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve çarpıntı, nefes darlığı, halsizlik gibi şikâyetlere yol açabilen yaygın bir ritim bozukluğu olarak biliniyor. Tedavi edilmediği durumlarda inme başta olmak üzere ciddi sağlık sorunlarına neden olabilen bu rahatsızlık, modern kardiyoloji yöntemleriyle kontrol altına alınabiliyor. Zonguldak Bülent Ecevit Hastanesi Kardiyoloji Bölümü ve Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı akademisyenleri tarafından gerçekleştirilen Kriyobalon Ablasyon işlemi, minimal invaziv bir yöntem olarak dikkat çekiyor. İşlem sırasında kalpte ritim bozukluğuna neden olan odaklar, soğuk enerji kullanılarak izole ediliyor ve böylece kalbin normal ritmine dönmesi sağlanıyor. Bu yöntem sayesinde hastalarda ritim kontrolü sağlanırken yaşam kalitesinin de önemli ölçüde artırılması hedefleniyor. BEUN Hastanesinde başarıyla gerçekleştirilen bu işlem, Zonguldak’ta ilk kez uygulanması bakımından büyük önem taşıyor. Yüksek başarı oranı ve kısa işlem süresi ile öne çıkan kriyobalon ablasyon yöntemi sayesinde, uygun hastalar, mega şehirlerdeki ileri merkezlere gitmek zorunda kalmadan modern tedavi imkânlarına Zonguldak’ta ulaşabilecek. Bu gelişme, Batı Karadeniz Bölgesi’nde sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran önemli bir adım olacak. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Hakkı Özölçer, Üniversite Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen kriyobalon ablasyon işlemiyle ilgili yaptığı açıklamada şu sözleri dile getirdi: "Üniversite Hastanemiz, güçlü akademik kadrosu, nitelikli sağlık çalışanları ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla sağlık alanında yenilikçi uygulamaları hayata geçirmeye devam etmektedir. Atrial fibrilasyon tedavisinde kullanılan kriyobalon ablasyon yönteminin Hastanemizde başarıyla uygulanması, bölgemizde sunulan sağlık hizmetlerinin niteliğini artıran son derece önemli ve gurur verici bir gelişmedir. Bu başarılı uygulamada emeği geçen Kardiyoloji Bölümümüzün kıymetli hekimleri başta olmak üzere tüm sağlık çalışanlarımızı yürekten tebrik ediyorum. Bilimsel bilgi birikimini modern tıbbi teknolojiyle bir araya getirerek hastalarımıza en güncel ve güvenilir tedavi imkânlarını sunan değerli sağlık kadromuz, Üniversite Hastanemizin sağlık alanındaki güçlü konumunu her geçen gün daha da pekiştirmektedir. Üniversite Hastanemizde gerçekleştirilen bu nitelikli girişim sayesinde, yalnızca Zonguldak’taki değil Batı Karadeniz Bölgesi’ndeki hastalarımız da büyük şehirlere gitme zorunluluğu duymadan ileri düzey tedavi hizmetlerine bulundukları bölgede ulaşabilme imkânına kavuşmaktadır. Bu vesileyle tedavi gören hastalarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, sağlık hizmeti almak üzere Hastanemize başvuracak tüm hastalarımıza Yüce Allah’tan acil şifalar diliyorum. Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi, bölgenin sağlık üssü olma misyonuyla bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek modern tıbbın sunduğu en ileri tedavi yöntemlerini vatandaşlarımızla buluşturmaya kararlılıkla devam edecektir."
17 Mart 2026 Salı - 15:19 ’Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek Akciğerlerde ciddi enfeksiyonlara sebep olan lejyoner hastalığına karşı farkındalığın artırılması ve konaklama birimlerinde su sistemlerinin güvenli yönetiminin sağlanması amacıyla, Afyonkarahisar İl Sağlık Müdürlüğü tarafından "Lejyoner Hastalığı Kontrol Programı Eğitimi" düzenlenecek. Gerçekleştirilecek eğitim programıyla ilgili kurumdan yapılan yazılı açıklamada, "Lejyoner hastalığı, ülkemizde bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar arasında yer almaktadır. Bu çerçevede konaklama birimlerinin, su sistemlerinde legionella bakterisinin çoğalmasını önlemeye yönelik gerekli tedbirleri alması ve bu süreçleri eğitimli sorumlu personel aracılığıyla yürütmesi zorunludur. Eğitim programı, konaklama birimlerinde görev alacak sorumlu personelin mevzuat, risk değerlendirmesi ve su yönetimi planları konularında bilgi ve yetkinliğini artırmayı hedeflemektedir. Eğitim 2 yapılacak olup, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı Eğitim Salonunda gerçekleştirilecektir. Eğitime, otel, motel, tatil köyü, misafirhane, kaplıca, huzurevi, alışveriş merkezi gibi su sistemlerinin yoğun kullanıldığı konaklama ve toplu kullanım alanlarından başvurular kabul edilecektir. Yataklı tedavi kurumlarının başvuruları ise resmi yazışma yoluyla alınacaktır. Eğitime katılacak personelin en az lise mezunu olması gerekmekte olup, katılım sağlayacak kişilerin ilgili mevzuat gereği eğitim almış sorumlu personel olarak görevlendirilmesi öngörülmektedir" ifadelerine yer verildi. Öte yandan, lejyoner hastalığının genellikle klimalar, jakuziler ve su sistemlerinden solunum yoluyla bulaşan ciddi bir akciğer enfeksiyonu olduğu belirtildi.
17 Mart 2026 Salı - 14:56 Sağlık-Sen’den tıp bayramında birlik mesajı Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanlığı Cizre ilçe ve işyeri temsilcileri tıp bayramının hafta sonuna denk gelmesinden dolayı ilk mesai gönünde hazırladıkları karanfilleri tüm sağlık çalışanlarını gözeterek birlik ve beraberlik şiarıyla kutladı. Sağlık-Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, Cizre ilçe temsilcisi, kadınlar komisyonu ilçe temsilcisi ve gençlik kolları ilçe temsilcisi ile birlikte Cizre Devlet Hastanesinde görev yapan Sağlık çalışanlarına karanfil dağıttı. "Sağlık çalışanlarının hak ve hukuku gözetmenmelidir" Sağlık Sen Cizre Devlet Hastanesi İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, icap nöbeti tutan ancak bu nöbetin ücretini alamayan, malpraktis uygulamasındaki eksiklikler nedeniyle mağdur olan, görevi sırasında şiddete maruz kalan hatta hayattan koparılan sağlık çalışanlarının haklarının mutlaka korunması gerektiğini söyledi. Budak, "Bu konularda sağlık çalışanlarının yetkili sendikası Sağlık-Sen olarak üzerimize düşen her türlü görevi yapacağımızın bilinmesini isteriz. Unutulmamalıdır ki sağlık hizmeti bir ekip işidir. 14 Mart’ın sağlık çalışanları için gerçek bir bayram havasında geçmesi için çalışanlarımızın beklentilerini gerçek anlamda karşılayan açıklamalar yapılması, sorunların çözümü için somut adımlar atılmalıdır" dedi. Karanfil dağıtımına Sağlık-Sen İlçe Temsilcisi Veli Özalp, İşyeri Temsilcisi Mehmet Budak, İlçe Gençlik Kolları Temsilcisi Fikret Sarak, Kadınlar Komisyonu İlçe Temsilcisi Serpil Akcan katıldı.
Prof. Dr.  Erol: "Beyin tümörleri her yaşta görülebiliyor"
16 Aralık 2025 Salı - 12:49 Prof. Dr. Erol: "Beyin tümörleri her yaşta görülebiliyor" Beyin ve Sinir Cerrahisi Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Fatih Serhat Erol, "Beyin tümörleri her yaşta görülebiliyor. Bazı tümör tiplerinin kadınlarda, bazılarının ise erkeklerde daha sık görülüyor" dedi. Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatih Serhat Erol, beyin tümörleri hakkında açıklamalarda bulunarak bilimsel verilerin 120’ye yakın beyin tümörü tipi olduğunu belirtti. Beyin tümörleri hakkında değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Fatih Serhat Erol, "Beyin tümörlerinin, beyin hücrelerinin kontrolsüz şekilde çoğalarak kitle oluşturması ve beyin dokusuna baskı yapmasıyla ortaya çıkıyor. Beyin tümörleri her yaşta görülebiliyor. Bazı tümör tiplerinin kadınlarda, bazılarının ise erkeklerde daha sık görülüyor. Bilimsel verilere göre 120’ye yakın beyin tümörü tipi bulunuyor. Beyin tümörlerinin, beyin hücrelerinden kaynaklanan birincil tümörler ve diğer organlardaki kanserlerin beyne yayılmasıyla oluşan metastatik tümörler olarak iki ana grupta incelenir. Tümörlerin oluşumunda genetik yapı, kafa travmaları, kimyasal maddelere veya radyasyona maruz kalma gibi etkenlerin rol oynayabilir. Ayrıca vücudunuzun bazı bölgelerindeki hücrelerin çok hızlı çoğalmasına neden olan nadir bir genetik hastalık gibi ve bazı sendromik hastalıkların da tümör oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Belirtiler arasında inatçı ve sürekli baş ağrılarının öne çıkıyor. Özellikle geceleri ve sabaha karşı artan baş ağrıları ve nöbet geçirmek önemli bir uyarıdır. Baş dönmesi, bulantı, kusma, denge kaybı, kol ve bacaklarda güçsüzlük, işitmede, koku almada ve görmede şikayetlerin de görülebiliyor. Hipofiz bezi tümörlerinde ise ellerde ve ayaklarda büyüme, tüylenmede artış ve adet düzensizlikleri gibi hormon kaynaklı belirtilerin ortaya çıkabilir. Tanı sürecinde detaylı bir öykü, fizik muayene ve görüntüleme yöntemlerinin büyük önem taşıyor. Özellikle ilaçlı beyin MR’ının tanıda altın standart oluyor. Beyin tümörlerinin büyük bölümünün cerrahi yöntemlerle tedavi ediliyor. Gerekli durumlarda biyopsi ile başlayıp, kemoterapi, radyoterapi veya radyo cerrahi gibi ek tedavilerin uygulanabilir. Bazı hastalarda ise yalnızca düzenli takiplerin yeterli olabilir" dedi.
‘Kanser tedavisinde kişiselleştirilmiş yaklaşımlar öne çıkıyor’
16 Aralık 2025 Salı - 12:26 ‘Kanser tedavisinde kişiselleştirilmiş yaklaşımlar öne çıkıyor’ Kanser tedavisinde modern yaklaşımların giderek güçlendiğini belirten Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Serkan Enki, "Günümüzde klasik kemoterapi anlayışı yerini daha seçici, daha etkin ve daha kişiselleştirilmiş tedavilere bırakıyor. Artık kanseri tek bir hastalık olarak değil, genetik ve biyolojik açıdan farklı alt gruplardan oluşan kompleks bir yapı olarak değerlendiriyoruz" dedi. Medical Park Ordu Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Dr. Serkan Enki, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel ilerlemelerin hastalık odaklı yaklaşımdan kişiye özel tedavi protokollerine geçişi hızlandırdığını söyledi. Uzm. Dr. Enki, genetik analizler, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin başarı oranlarını belirgin şekilde artırdığını vurguladı. Uzm. Dr. Serkan Enki, kanser tedavisinde modern yaklaşımların giderek güçlendiğini belirterek, klasik kemoterapi anlayışının yerini daha seçici, daha etkin ve daha kişiselleştirilmiş tedavilere bıraktığını ifade etti. Uzm. Dr. Enki, "Artık kanseri tek bir hastalık olarak değil, genetik ve biyolojik açıdan farklı alt gruplardan oluşan kompleks bir yapı olarak değerlendiriyoruz" diye konuştu. "Genetik analiz tedavi sürecini değiştiriyor" Güncel onkolojik tedavilerin merkezinde NGS (Next-Generation Sequencing), moleküler profilleme ve biyobelirteç analizlerinin bulunduğunu aktaran Uzm. Dr. Enki, şu değerlendirmede bulundu: "Bir hastanın tümöründe bulunan mutasyonları, bağışıklık sistemi yanıtını ve tümör mikrosistemini detaylı biçimde analiz ediyoruz. Bu sayede tedaviyi hastaya özel planlıyor, hem başarı oranını yükseltiyor hem de gereksiz yan etkilerin önüne geçiyoruz." Özellikle EGFR, ALK, ROS1, BRCA, PDL-1 gibi biyobelirteçlerin tedavi seçiminde kritik önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Enki, bu verilerin hastanın tedaviye vereceği yanıtı öngörmede anahtar rol oynadığını kaydetti. "İmmünoterapi kanserle mücadelede çığır açtı" İmmünoterapinin çağdaş onkolojinin en büyük inovasyon alanlarından biri olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Enki, "İmmünoterapi, bağışıklık sistemini kanserle savaşabilecek güçlü bir yapıya dönüştürüyor. Özellikle akciğer kanseri, melanom ve böbrek kanserlerinde sağkalımı anlamlı derecede artıran sonuçlar elde ediyoruz. Bu tedaviler ileri evre hastalarda yaşam süresi ve yaşam kalitesini önemli ölçüde yükseltir" diye konuştu. "Tedavide multidisipliner yaklaşım şart" Kanserin yalnızca tıbbi bir durum değil, aynı zamanda koordinasyon gerektiren bir süreç olduğunu belirten Uzm. Dr. Enki, tedaviye tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, cerrahi branşlar, patoloji, radyoloji ve genetik danışmanlığın birlikte yön verdiğini ifade etti. Uzm. Dr. Enki, "Her hastayı ilgili tüm disiplinlerle birlikte değerlendirerek en doğru tedavi algoritmasını oluşturuyoruz. Bu yaklaşım erken evrede kür şansını artırırken, ileri evrede yaşam süresini uzatıyor" ifadelerine yer verdi. "Düzenli tarama programları hayat kurtarır" Kanserde erken tanının hayati önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Enki, "Özellikle meme, kolon, akciğer ve prostat kanserlerinde tarama programlarına katılım hastalığın seyrini belirleyen en kritik adımlardan biridir. Erken evrede yakalanan kanserlerin önemli bir kısmı tamamen tedavi edilebilir. Hastaların düzenli taramalarını aksatmaması yaşam şansını doğrudan etkiler" dedi.
Gripte erken dönem uyarısı
16 Aralık 2025 Salı - 12:24 Gripte erken dönem uyarısı Gaziantep Özel Hatem Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Ülker, grip hastalığının nedenleri, bulaşma yolları, risk grupları ve korunma yöntemleri hakkında önemli bilgiler verdi. Dr. Ülker, "Grip enfeksiyonu, önceki yıllara kıyasla bu sezon Türkiye’de daha erken görülmeye başladı. Kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve mevsimsel hava şartları, viral enfeksiyonların hızla yayılmasına neden oluyor. Kış aylarında artan hastalık riskine karşı toplumun dikkatli ve bilinçli davranmasının hem bireysel sağlık hem de sağlık sisteminin korunması açısından büyük önem taşıyor. Grip, ani başlayan ateş, öksürük, titreme, kas ve eklem ağrıları, halsizlik ve burun akıntısı gibi belirtilerle ortaya çıkan, influenza A ve B virüslerinin neden olduğu bulaşıcı bir solunum yolu enfeksiyonudur" dedi. "Bulaş riski kapalı alanlarda artıyor" Kapalı alanlarda gribin daha fazla bulaştığını söyleyen Dr. Ülker, "Grip virüsü; öksürme, hapşırma, yakın temas, öpüşme ve tokalaşma yoluyla kolaylıkla bulaşmaktadır. Özellikle ellerin gün içerisinde yeterince yıkanmaması, virüsün yayılmasını hızlandırmaktadır. Kapalı ve kalabalık ortamlarda bulaş riski çok daha fazladır. Hasta kişilerin öksürmesi veya hapşırması sırasında havaya yayılan virüsler, solunum yoluyla sağlıklı bireylere geçebilmektedir. Bağışıklığı düşük olan kişiler genellikle 1-4 gün içinde gribe yakalanmaktadır" ifadelerini kullandı. Risk grupları daha dikkatli olmalı Risk gruplarının dikkat etmesi gereken konulara değinen Dr. Ülker, "Grip çoğu zaman kendiliğinden iyileşme eğilimi gösterse de; bebekler, yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıf bireyler ve kronik hastalığı bulunan kişilerde daha ağır seyredebilmektedir. Grip; bronşit, zatürre, sinüzit, kulak enfeksiyonları ve astım gibi kronik hastalıkların alevlenmesine yol açabilmektedir. Belirtilerin şiddetlenmesi durumunda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir" ifadelerine yer verdi. Gripten korunmanın yolları Gripten korunmada hijyenin büyük önem taşıdığını vurgulayan Dr. Esra Ülker, "Ellerin sabunla sık sık yıkanması, hasta kişilerin maske kullanması ve öksürürken ağızlarını kapatmasını istiyoruz. Ayrıca bol sıvı tüketimi, dengeli beslenme, C vitamini açısından zengin sebze ve meyvelerin tüketilmesi ve ev ile iş yerlerinin düzenli olarak havalandırılması gerekiyor" şeklinde konuştu. Grip tedavisinde dinlenme ve destekleyici uygulamalar önemli Grip tedavisinde temel amacın belirtileri hafifletmek ve vücudun iyileşme sürecini desteklemek olduğunu belirten Dr. Esra Ülker, dinlenmenin, bol sıvı tüketiminin ve sağlıklı beslenmenin tedavinin temelini oluşturduğunu ifade etti. Gerekli durumlarda ise tedavinin mutlaka doktor kontrolünde planlanması gerektiğini vurguladı.
Karabük’te acil sağlık hizmetleri değerlendirildi
16 Aralık 2025 Salı - 12:20 Karabük’te acil sağlık hizmetleri değerlendirildi Karabük’te acil sağlık hizmetlerinin mevcut durumu ve gelecek hedefleri masaya yatırıldı. Karabük İl Sağlık Müdürlüğü Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen değerlendirme toplantısı, İl Sağlık Müdürü Op. Dr. İsmail Kara başkanlığında yapıldı. Toplantıya Sağlık Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Nermin Seçilmiş, İl Ambulans Servisi Başhekimliği yöneticileri, Acil Sağlık Hizmetleri Birimi yetkilileri ile 112 Komuta Kontrol Merkezi çalışanları katıldı. Toplantıda 2025 yılına ait acil sağlık hizmetleri verileri detaylı şekilde ele alınırken, 2026 yılına yönelik planlama ve hedefler de değerlendirildi. Bu kapsamda yıl içerisindeki toplam vaka sayıları ve vaka türleri, acil çağrılara verilen reaksiyon süreleri ile ambulansların vakaya ulaşım süreleri incelendi. Ayrıca il genelinde hizmet veren Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonlarının fiziki şartları, donanım ihtiyaçları ve operasyonel hazırlık durumları da toplantının gündem maddeleri arasında yer aldı. Toplantıda konuşan İl Sağlık Müdürü Op. Dr. İsmail Kara, acil sağlık hizmetlerinin hayati öneme sahip olduğunu vurgulayarak, amaçlarının her zaman en kısa sürede ve en doğru müdahaleyi yapmak olduğunu ifade etti. Kara, yapılan değerlendirmeler doğrultusunda hizmet kalitesini artırmaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini belirtti.
45 yıldır içtiği sigarayı bıraktı, nefes almaya başladı
16 Aralık 2025 Salı - 12:09 45 yıldır içtiği sigarayı bıraktı, nefes almaya başladı Siirt’te proje kapsamında sigarayı bırakıp 4 ölçümün en az 2’sine katılan 4 talihli, çeyrek altınla ödüllendiriliyor. Katılımcılardan biri 45 yıl içtiği sigarayı bıraktı. Siirt Valiliği bünyesinde, İl Sağlık Müdürlüğü tarafından "Bağımlılıkla Mücadele Seferberliği" kapsamında toplumda tütün kullanımını azaltmak ve vatandaşları dumansız bir yaşam konusunda bilinçlendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla 1 Aralık 2025 tarihinde "Sigarayı Bırak Kazan" kampanyası düzenlendi. Ay sonuna kadar devam edecek kampanyaya katılan katılımcıların 4 ölçümden en az 2’sine katılması gerekiyor. Kampanyada şartları yerine getiren 4 talihliye çeyrek altın veriliyor. Katılımcılardan biri 45 yıl sonra sigarayı bırakıp sağlıklı yaşamın farkına vardı. Sağlıklı Hayat Merkezinde görevli doktor Büşra Eskifuruncu, valilikle birlikte "Sigarayı Bırak Kazan Projesini" başlattıklarını, 1 Aralıkta başlayıp ay sonunda sona ereceğini söyledi. 8 yıldır sigara bırakma polikliniğinde çalıştığını belirten Eskifuruncu, "Ama ilk defa bu kadar kapsamlı bir kampanya düzenledik. Şu anda il merkezinde 105 danışanımız var. İlçelerimizle birlikte 200 civarı başvurumuz oldu. Bunların haftalık ölçümlerini gerçekleştiriyoruz. Ölçümler sonucunda şanslı 4 talihlinin hediyelerini takdim edeceğiz. Dört ölçümden en az 2’sine katılım talep ediyoruz. Ödüllerimiz 4 adet çeyrek altın olacak" dedi. Projeye başvuranlardan Vehip Danış, 45 yıldır sigara kullandığını ifade ederek, "Büşra hocayla tanıştıktan sonra bir kaç sefer standa gittik. Herkese tavsiye ediyorum. Şu an bile yürürken nefesimin açıldığını hissetmeye başladım. Şu an kokusundan da tiksiniyorum. 45 senedir içiyordum. Benim kadar kimse içmezdi. 6 gündür çok şükür hiç aklıma gelmiyor bu proje sayesinde. Sağlık her şeyden öncedir" diye konuştu.
İnfertilite tedavisinde erken başvuru uyarısı
16 Aralık 2025 Salı - 11:53 İnfertilite tedavisinde erken başvuru uyarısı Çocuk sahibi olmak isteyen ancak doğal yollarla gebelik elde edemeyen çiftlerde infertilite oranı her geçen yıl artıyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sedat Baylar, infertilitenin bir hastalık değil, tedavi edilebilir bir durum olduğunu belirterek çiftleri "gecikmeden başvuru" konusunda uyardı. Toplumda her 6-7 çiftten birinde infertilite görüldüğünü söyleyen Op. Dr. Sedat Baylar, hem kadın hem de erkek kaynaklı birçok faktörün gebeliği zorlaştırabileceğini ifade etti. Hormonal bozukluklar, yumurtlama problemleri, tüplerin tıkalı olması, endometriozis, ileri yaş ve erkeklerde sperm sayısının ya da hareketliliğinin düşük olmasının en yaygın nedenler arasında bulunduğunu açıkladı. "İnfertilite tedavisinde kişiye özel yaklaşım şart" Tedavinin başarısının, doğru tanı ve kişiye özel planlama ile arttığını belirten Op. Dr. Baylar, "İnfertilite, çoğu çift için duygusal olarak yorucu bir süreçtir. Bu nedenle hem tıbbi hem psikolojik olarak çiftlerin yanında olmak çok önemlidir. Önce detaylı bir değerlendirme yapıyor, ardından çiftin durumuna göre en etkili tedavi yöntemini belirliyoruz" dedi. Baylar, yumurtlama tedavileri, aşılama (IUI) ve tüp bebek (IVF) uygulamalarının çiftlerin durumuna göre başarıyla uygulanabildiğini söyledi. "Bir yıl denemeye rağmen gebelik yoksa uzman değerlendirmesi gerekli" Op. Dr. Sedat Baylar, 35 yaş altında bir yıl, 35 yaş üzerinde ise altı ay düzenli ilişkiye rağmen gebelik oluşmazsa mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini vurguladı. Ayrıca sigara kullanımı, fazla kilo, düzensiz beslenme ve stresin kadın ve erkek fertilitesini olumsuz etkilediğini belirterek yaşam tarzı değişikliklerinin de tedavide önemli bir yer tuttuğunu ifade etti.
Genç motokurye bağırsak kanserinden ameliyat olmadan kurtuldu
16 Aralık 2025 Salı - 10:27 Genç motokurye bağırsak kanserinden ameliyat olmadan kurtuldu Motokurye olarak çalışan İstanbul Üniversitesi Uzaktan Eğitim Coğrafya Bölümü 3. sınıf öğrencisi 28 yaşındaki Mertcan Kuru, Acıbadem Kent Hastanesi’nde bağırsağındaki kanserojen poliplerden endoskopik yöntemle kurtuldu. Pankreas ve on iki parmak bağırsağı ve midesinin bir kısmının alınmasını gerektiren büyük bir ameliyattan kurtulduğunu belirten Kuru, "kısa sürede normal yaşantıma döndüm." dedi. Karın ağrısı ve pankreas iltihabı şikâyetiyle yapılan endoskopik incelemede Kuru’nun on iki parmak bağırsağında geniş tabanlı polipler saptandı. Durum onkoloji konseyinde değerlendirilerek poliplerin çıkarılmasına karar verildi. Acıbadem Kent Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Serdar Sakin, poliplerin cerrahi yerine endoskopik yöntemle alınabileceğini belirtti. Ardından gastroentroloji uzmanları; Prof. Dr. Sakin ve Prof. Dr. Ferdane Pirinççi Sapmaz tarafından gerçekleştirilen ve 4,5 saat süren müdahalede polipler tamamen çıkarıldı. Böylece genç hasta, pankreasın ve on iki parmak bağırsağının ve midesinin bir kısmının alınmasını gerektiren büyük bir ameliyattan kurtuldu. Kuru, işlemden bir gün sonra ağızdan beslenmeye başladı ve kısa sürede normal yaşantısına döndü. "Üçüncü boşluk endoskopisi" ameliyatsız tedaviyi mümkün kılıyor İşlem hakkında bilgi veren Prof. Dr. Sakin, endoskopik cihazlardaki gelişmeler sayesinde erken evre mide ve bağırsak lezyonlarının ameliyatsız tedavi edilebildiğini belirtti. Sakin, "Üçüncü boşluk endoskopisi olarak kabul edilen bu yöntemle kanserleşme potansiyeli taşıyan birçok tümörü cerrahiye gerek kalmadan çıkarabiliyoruz. Hastamızda da aynı yöntemi uyguladık. Patolojide kanser öncülü hücreler gözlenmiş olup, çıkardığımız için takibini kontrol sürdürüyoruz" dedi. 45 yaşından itibaren kolonoskopi uyarısı Erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Sakin, mide-bağırsak şikâyetlerinde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğini vurguladı. Kanser tarama programlarında yer alan 45 yaşından itibaren kolonoskopi taramasının şikâyet olmasa bile herkes tarafından yaptırılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Sakin, "Kalın bağırsak kanseri dünyada en sık görülen ve en çok ölüme neden olan kanserlerden biri. Dünyadada en sık gözlenen 3. ve en sık ölüme neden olan 2. kanser tipidir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre; Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyona yakın kişi bağırsak kanseri tanısı alırken, 903 bin kişi her yıl bağırsak kanseri nedeniyle ölmektedir. Ülkemizde her yıl 20 binden fazla yeni kolon kanseri tanısı konmaktadır. Ancak diğer pek çok kanserden farklı olarak kalın bağırsak kanseri gelişmeden önce önlenebilir." diye konuştu. Endoskopi ve kolonoskopi işlemlerinin artık anestezi altında gerçekleştirildiğini de ekledi. "Yeniden doğmuş gibiyim" Tedavinin ardından sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşayan Mertcan Kuru, şiddetli ağrıların ardından ameliyatsız bir tedavi yöntemi bulmanın kendisini çok rahatlattığını ifade etti. Kuru, "Çektiğim onca ağrıdan sonra kendimi yeniden doğmuş gibi hissediyorum. Kısa sürede işime ve normal hayatıma döndüm. Doktorlarıma çok teşekkür ediyorum" dedi.
Modern hayatın sessiz salgını: Dijital yorgunluk
16 Aralık 2025 Salı - 10:27 Modern hayatın sessiz salgını: Dijital yorgunluk Sürekli yorgunluğun bir teşhis değil, sonuç olduğuna dikkat çeken Medicana Sağlık Grubu Psikiyatri Bölümü’nden Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Modern dünyanın temposu, insan biyolojisinin kaldıramadığı kadar hızlı ilerliyor. Bu nedenle yorgunluk, bugün artık bir toplum meselesi haline geldi" dedi. Yaşar, sosyal medyayı sıkça kullananlarda görülen ‘dijital tükenmişlik’ durumunu vurgulayarak, "Sosyal medya bağımlılığı arttıkça anksiyete, depresyon, yorgunluk, tükenmişlik hissi ve dikkat eksikliği de artıyor" ifadelerini kullandı. Modern çağ insanından sıklıkla duyulan ‘çok yorgunum’ serzenişine ilişkin Medicana International İzmir Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar değerlendirmelerde bulundu. Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Sürekli yorgunluk bir teşhis değil, bir sonuçtur. Arkasında depresyondan kaygıya, uyku bozukluklarından iş yaşamının baskılarına kadar uzanan geniş bir neden yelpazesi vardır. Bunda modern yaşamın koşturmacası, dijital yük ve pandemi sonrası dönemin etkisi var. Ancak bu durum, çoğunlukla var olan depresyon, anksiyete, tükenmişlik, uyku bozuklukları gibi tanıların yeni yaşam koşulları altında daha yoğun yaşanması şeklinde ortaya çıkıyor. Yorgunluk aslında yeni bir tanımlama değil ama çağın yeni dili haline geldi" dedi. Ayrıca tükenmişlik sendromuna da (burn-out) değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Dünya Sağlık Örgütü bunu bir hastalık değil, iş yaşamına özgü bir stres yanıtı olarak sınıflar. Enerji tükenmesi, işle duygusal uzaklaşma, mesleki verimlilikte azalma... Görülüyor ki modern dünyanın temposu, insan biyolojisinin kaldıramadığı kadar hızlı ilerliyor. Bu nedenle ‘yorgunluk’ bugün artık bir toplum meselesi haline geldi" diye konuştu. En çok dijital dünya yoruyor Gelişen teknolojiyle beraber bireylerin sürekli olarak uyaranlara maruz kaldığını dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Bildirimler, mesajlar, aramalar, sosyal medyada kusursuz görünen hayatlar, ‘geride kalıyorum’ hissi, her an ulaşılabilir olma beklentisi gibi durumlar ruh sağlığında dijital tükenmişlik veya sosyal medya yorgunluğu olarak adlandırılan yeni bir tabloya neden oluyor. Yoğun iş temposu, şehir yaşamı ve dijital uyarana maruz kalmak, insan beynini yüksek alarm durumunda tutabilir. Bu da kronik strese neden olarak vücudun sempatik sinir sistemini sürekli aktive eder. Kortizol ve adrenalin seviyelerinin yükselmesiyle bedeni sürekli savaş ya da kaç halinde tutar. Bu durum biyolojik olarak ‘allostatik yük’ yani vücudun kronik stres karşısında uyum sağlamaya çalışırken yıpranma bedeli kavramıyla açıklanabilir. Kronik stres; otonom sinir sistemi ve inflamatuvar yanıtları aktive ederek hem fiziksel hastalıklara hem zihinsel yorgunluğa zemin hazırlamaktadır" açıklamasını yaptı. Sosyal medyayı yoğun kullanan kişilerde kaygı ve depresyonun yanı sıra yorgunluk belirtilerinin de gözlemlendiğinin yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıktığını aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, "Diğer bir açıdan bakacak olursak literatürde ‘sosyal medya yorgunluğu’, ‘teknostres’, ‘Fear of Missing Out (FoMO)’ bir şeyleri kaçırma, geri kalma korkusu’ gibi kavramlar artık ciddi şekilde çalışılıyor. FoMO ve sosyal medya bağımlılığı arttıkça anksiyete, depresyon belirtileri, yorgunluk ve tükenmişlik hissi, dikkat eksikliği artıyor" değerlendirmesinde bulundu. Yavaşlamak, hatta bazen durmak gerekiyor Sürekli yorgunluğun, bedenin ve zihnin alarm sistemi olduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, bu noktada çözümün, yaşam ritmini yeniden ayarlamakta ve gerekirse bir ruh sağlığı uzmanından destek almakta olduğunu vurguladı. Özellikle biraz yavaşlamanın, gerekirse durmanın ve dinlenmek gerektiğinin altını çizen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, sözlerine şöyle devam etti: "Pandemi döneminden sonra artan ekran süresi, özellikle gençlerde ve çalışanlarda uyku bozukluğu, daha az hareket ettiğimiz daha çok oturduğumuz bir yaşam, anksiyete ve özgüven sorunları ile ilişkilendiriliyor. Bu nedenle artık dijital hijyen / dijital detoks önerilerini daha aktif şekilde gündeme gelmeye başladı. Dijital detoks, zaman yönetimi ve sınır koymak, yorgunluk ya da tükenmişlik hissine iyi gelebilir. Bu davranışlar, zihinsel yorgunluğu azaltmada bilimsel olarak kanıtlanmış ve son derece etkilidir. Sınır koyma becerisi tükenmişlikten korunmanın en önemli aracıdır. Başkalarının taleplerine veya iş yüküne ‘hayır’ diyebilme becerisi, kişisel zamanı ve enerjiyi korur. Sınır koymak, sadece başkalarına karşı değil, kişinin kendi mükemmeliyetçi iç sesine de sınır koymayı kapsamalıdır. Dijital detoksta ise özellikle yatmadan bir saat önce tüm ekranların kapatılması, beynin uyku hormonu olan melatonin salgılamasına yardımcı olabilir. Belirlenen saatlerde bildirimleri kapatmak, sürekli tetikte olma hâlini azaltabilir. Zaman yönetimini ise sadece görevlerin listelenmesi olarak değerlendirmeyin. Gün içinde enerjinin yüksek olduğu saatleri belirleyip en zorlu bilişsel görevleri bu saatlere yaparak, bilişsel tükenmeyi önleyebilirsiniz." Anı yaşamaya odaklanın Yorgunluk ve tükenmişlik halinden korunmanın yollarına değinen Dr. Öğretim Üyesi Müge Yaşar, şöyle konuştu: "Herkesin uygulayabileceği stratejilerden biri farkındalık (mindfulness) ve nefes egzersizleridir. Anı yaşamaya odaklanmak, zihnin sürekli geçmiş kaygıları veya gelecek endişeleri arasında dolaşmasını azaltabilir. Düzenli diyafram nefesi, otonom sinir sistemini dengeleyerek dinlenme ve sindirimden sorumlu parasempatik sistemi aktive eder. Enerjiyi tüketen değil, anlam ve amaç katan aktivitelere zaman ayırmak. Aile, arkadaş, meslektaşlarla biraraya gelme, yalnızlığı ve tükenmişlik riskini azaltan en güçlü faktörlerden biridir. Kendine karşı nazik olmak ve hatalı olduğunda veya zorlandığında kendini yargılamak yerine destek olmak mükemmeliyetçilikle mücadelede en etkili araçtır."
‘Zehirli guatr belirtileri ihmal edilmemeli’
16 Aralık 2025 Salı - 09:46 ‘Zehirli guatr belirtileri ihmal edilmemeli’ Zehirli guatr hakkında uyarılarda bulunan Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Tutal, "Tiroit hormonları dokuların büyümesi, beyin gelişimi, kalori harcanması ve oksijen tüketimi gibi hayati görevlerinin yanı sıra kalp, karaciğer, böbrek, iskelet kası ve cilt dokusu üzerinde de etki gösterir. Zehirli guatr, vücudun aşırı miktarda tiroit hormonuna maruz kalmasıdır" dedi. Liv Hospital Samsun Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Esra Tutal, ‘zehirli guatr’ hakkında açıklamalarda bulundu. Tiroit bezinin, T3 ve T4 hormonlarını üreten, boynun ön kısmında yer alan, vücudun en büyük endokrin organı olduğunu belirten Uzm. Dr. Esra Tutal, "Tiroit hormonları dokuların büyümesi, beyin gelişimi, kalori harcanması ve oksijen tüketimi gibi hayati görevlerinin yanı sıra kalp, karaciğer, böbrek, iskelet kası ve cilt dokusu üzerinde de etki gösterir. Zehirli guatr vücudun aşırı miktarda tiroit hormonuna maruz kalmasıdır. Bu bazen tiroit bezinden aşırı miktarda tiroit hormonu sentezlenmesinden bazen da tiroit iltihaplarından kaynaklanır" şeklinde konuştu. "Bu belirtilere dikkat" Zehirli guatrın belirtilerine dikkat çeken Uzm. Dr. Esra Tutal, şu bilgileri paylaştı: "Zehirli guatrın nedenine göre değişmekle beraber çarpıntı, sinirlilik, kolay yorulma, ishal, aşırı terleme, sıcağa tahammülsüzlük, normal yemeye rağmen kilo kaybı gibi şikâyetler görülebilir. Bazı hastalarda gözde irileşme ve dışarı çıkma gibi göz kaslarının etkilenmesine bağlı bazı belirtiler, bacak derisinde kızarıklık ve deride kalınlaşma gibi belirtiler de olur." "İlaç tedavisi uygulanabilir" Hastalığın tanısının muayene sonrası kan tetkikleri ile başlayacağını vurgulayan Uzm. Dr. Esra Tutal, "Kanda T3, T4, TSH gibi tiroit hormonları, bazı tiroit antikor değerlerine bakılır. Ayrıca ultrason ve sintigrafi de tanıda kullanılan görüntüleme yöntemlerindendir. Günümüzde zehirli guatrın tedavisinde kullanılan 3 yöntem vardır. Birincisi ilaç tedavisi, ikincisi ameliyat, üçüncüsü ise halk arasında atom tedavisi olarak bilinen radyoaktif iyot tedavisidir. Hangi hastaya hangi tedavinin uygulanacağına hastalığın nedeni, şiddeti ve eşlik eden diğer problemleri göz önünde bulundurularak karar verilir" dedi..