Son Dakika
|
Ordu’da kıyıya insansız deniz aracı vurdu
MHP ve DEM Parti bayramlaştı: "Terörsüz Türkiye" süreci öne çıktı
Arakçi: "Hürmüz Boğazı açık, temas halinde güvenli geçiş sağlamaya hazırız"
Bağcılar TEM’de yolcu otobüsü alevlere teslim oldu
ABD, İran petrolünün satışına 30 gün süreyle izin verdi
Bayram günü mahalle savaş alanına döndü: 3 ölü, 22 yaralı
Otomobilin çarptığı motosikletli tıp fakültesi öğrencisi hayatını kaybetti
Erzurum’da şüpheli ölüm!
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’dan dünyaya uyarı
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Siyonist İsrail malum yüzlerce, binlerce insanı katletti; İnşallah bunun bedelini de ödeyeceğinden hiç şüphem yok"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
İran: "71. saldırıda İsrail'e ait askeri hedefler ile ABD üsleri hedef alındı"
Sınırda korkutan patlama: Tır küle döndü
Kayseri’de ev yangını: Engelli kadın hayatını kaybetti!
Arda Güler: "Böyle vuruş kalitem var"
İsrail ordusu: "İran'da savaş uçağımıza füze ateşlendi, hasar yok"
Bayramın ikinci gününde İstanbul’da trafik yoğunluğu
Çekya'da İsrailli silah şirketiyle bağlantılı fabrika ateşe verildi
SAĞLIK
Uzmanı açıkladı: "Bayramda kurulan ilişkiler ruh sağlığını güçlendiriyor"
21 Mart 2026 Cumartesi - 11:52:31
Sivas Medicana Hastanesi Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası işe dönüşte yaşanan isteksizliklerin oldukça normal olduğunu söyleyerek, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram, kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır" dedi. Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramların bireylerin psikolojisi üzerinde genellikle olumlu etkiler oluştururken, bu dönemlerde artan sosyal etkileşim, kişilerin kendilerini bir gruba ait hissetmelerini sağlarken yalnızlık duygusunu azaltıyor. Aynı zamanda paylaşma ve empati gibi duyguların güçlenmesi, bireylerin kendilerini daha anlamlı ve değerli hissetmesine katkı sunuyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Medicana Sivas Hastanesi’nde görevli Uzman Psikolog Kerime Begüm Özkaya, bayram sonrası uyum sürecine dikkat çekerek, "Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir" dedi. "Pozitif duyguları artırır" Kerime Begüm Özkaya, bayramlarda kişinin aidiyet duygusunun arttığını belirterek, "Bayramlarda insanlar günlük hayatın yoğun temposundan uzaklaşarak daha çok sosyal ilişkilerine yöneliyor. Aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar bu dönemlerde artış gösteriyor. İnsanlar bayram süresince paylaşma, yardımlaşma ve birlikte vakit geçirme gibi davranışlara daha fazla önem veriyor. Yeni kıyafetler, hazırlanan ikramlar ve yapılan ziyaretler bayram coşkusunu artırıyor. Bu süreçte bireyler hem duygusal hem de sosyal açıdan daha yoğun bir dönemden geçiyor. Bayramlar, toplumda birlik ve beraberlik duygusunun güçlendiği özel zamanlar olarak dikkat çekiyor. Bayramlar, ruh sağlığını güçlendiren sosyal köprülerdir. Bayramlar sadece kültürel ve dini günler değil aynı zamanda insanların duygusal dünyasını güçlü şekilde etkileyen sosyal dönemlerdir. Bayramlar insanların psikolojisi üzerine genellikle olumlu ve güçlendirici etkileri oluşturur. Bayram psikolojisi bireylerin aidiyet, paylaşma, mutluluk, özlem ve hüzün gibi yoğun duygularını aynı anda yaşayabildiği bir süreçtir. Psikolojik açıdan değerlendirecek olursak, bayramlar kişilere aidiyet ve bağlılık duygusunu arttırır. Bayramlarda aile ziyaretleri, akraba buluşmaları ve toplu kutlamalar olur. Bu durum kişi de bir yere ait olduğunu ve yalnız değilim duygusunu güçlendirir. Sosyal bağların güçlenmesi psikolojik dayanıklılığı ve pozitif duyguları arttırır" dedi. "Kısa sürelide olsa iş stersiden uzaklaştırır" Özkaya, bayramda insanların geçmişi ile bağ kurduğunu söyleyerek, "Bayramlar günlük hayatın rutininden çıkmayı sağlar. Yeni kıyafetler, ikramlar, ziyaretler ve hediyeler gibi gelenekler dopamin ve serotonin gibi mutluluk hormonlarının artmasına yardımcı olur. Stres ve yorgunluğu azaltır. Bayram tatilleri ve sosyal ortamlar insanların iş ve hayat stresinden kısa süreli de olsa uzaklaşmanızı sağlar. Ruhsal rahatlama ve yenilenme hissini oluşturur. Paylaşma ve empatiyi güçlendirir. Bayramda ihtiyaç sahiplerine yardım etmek, büyükleri ziyaret etmek gibi davranışlar işin empati ve merhamet duygusunu arttırır. Yardım etmek kişinin kendini daha değerli ve anlamlı hissetmesini sağlar. Kişide geçmişi ve hatırlarla bağ kurmayı sağlar. Bayramlar çoğu insanlar için çocukluğunu hatırlatan zamanlardır. Bu da kişide nostaljik ve sıcak duyguların yaşanmasını sağlar. Bayramlar bazı insanlar için de zorlayıcı olabilir. Her zaman herkes için aynı derecede mutlu geçmeyebilir. Yalnız yaşayan kişiler, yakınını kaybetmiş olanlar, aile ilişkileri zor olan kişiler, bayramlarda yalnızlık veya hüzün hissedebilir. Bu da gayet normaldir. Bu nedenle bayramlarda çevremizdeki insanları hatırlamak, bir telefon etmek ya da kısa bir ziyaret gerçekleştirmek bile kişinin kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu. "Bayram dönüşü işte yaşanan isteksizlik normaldir" Bayram sonrası adaptasyon sürecinden bahseden Özkaya, "Psikolojik olarak en sağlıklı bayram kişinin kendini zorlamadan ama mümkün olduğunca bağ kurduğu, paylaştığı ve anlam bulduğu bayramlardır. Ayrıca bahsetmek gerekirse bayram sonrası işe dönüşü yaşama isteksizlik oldukça normaldir. İnsan zihnin dinlenme ve sosyal bağların yoğun olduğu bir dönemden tekrar sorumlulukların olduğu bir ortama geçer. Bu da tabi ki zorlayıcıdır. Bu süreçte bireyin kendini birkaç gün uyum süresi tanıması iş yükünü parçalar haline bölmesi ve günlük rutinini yeniden oluşturmayı adaptasyonu kişide kolaylaştırır. Bu yüzden bu yaşadığımız olumsuzluklarda bayram sonrasında gayet normaldir. Herkese huzurlu, sağlıklı ve mutlu bayramlar diliyorum" şeklinde konuştu.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:58
Hemşirelikten bağışçılığa: Bu kez kendi hücreleriyle hayat kurtardı
Tunceli Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, yıllar önce verdiği kök hücre örneğinin eşleşmesiyle bu kez kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastaya umut oldu. Ovacık Devlet Hastanesi’nde görev yapan hemşire Mavi Altay, 6 yıl önce verdiği kök hücre örneğinin bir hastayla eşleşmesi üzerine bağış sürecine dahil oldu. Sağlık çalışanı olarak mesleği gereği her gün hastaların tedavisine katkı sunan Altay, bu kez farklı bir sorumluluk üstlenerek doğrudan bağışçı oldu. Yapılan tetkik ve hazırlıkların ardından süreci tamamlayan Altay, kendi hücrelerini bağışlayarak bir hastanın yaşam mücadelesine destek verdi. "Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" Bağış sürecinde ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Mavi Altay, bir hemşire olarak hastaların hayatına dokunduğunu ancak kendi canından bir parça vererek hayat kurtarmış olmanın çok daha güzel bir duygu olduğunu ifade etti. Altay, "Kızılay’a 6 sene önce kök hücre için örnek vermiştim. Aralık ayında geri dönüş oldu. Örnekler bir hastayla uyuşmuş. Açıkçası bu beni biraz heyecanlandırdı, tedirgin etti, süreçle ilgili bilmediklerim vardı. Sonra Kızılay’daki arkadaşlarla görüştüm. Sağ olsunlar sorularımın hepsini sağlıklı bir şekilde cevapladılar. Sonraki süreçte ilk önce chek up yapıldı. İstanbul’daki chek up sürecinden sonra dokular hastayla uyuştuğu için yaklaşık 15 gün sonra kök hücre tüp toplama işlemi olacaktı. Onun öncesinde bir ilaç verip kanımdaki kök hücreyi artırdılar. İlaç 5 gün sürdü. Hafif kemik ağrısı, grip gibi hafif semptomları oldu. Onun dışında bir sıkıntı yaşamadım. Bu işlemlerden sonra kök hücre toplama işlemine geçtik. Bu süreçte arkadaşlar yine yardımcı oldular. Yaklaşık 3 saat sedyede uzanmak zorundaydım. Bu işlemler esnasında hareket edemiyordum. Ama gayet uyumlu, hoş sohbet insanlarla tatlı bir iletişim halinde olduk. Çekindiğim, korktuğum yerlerde benimle ilgilendiler. İşlem gayet güzel geçti. Sonraki süreçte öğrenebildiğim kadarıyla kök hücre bağışında bulunduğum arkadaşın da iyileşmiş olduğunu duydum. Gayet mutluyum. Bir hemşire olarak zaten insanların hayatına dokunuyorduk ama özellikle kan bağışı yaptıktan sonra kendimden bir parça verdikten sonra birinin hayatını kurtarmış olmak çok güzel. Söyleyebileceğim en önemli şey, bunu sadece bir hastanın hayatını kurtarmak olarak görmesinler. Hastanın yakınları, çevresindeki insanlar, hastayla birlikte her gün hastaneye giden, hasta için uğraşan insanlar için de yapsınlar. Hepimizin başına gelebilecek bir hastalık, hepimizin yaşayabileceği bir sorun. Vereceğimiz bir miktar kanla bir kişinin hayatına dokunabiliriz" diye konuştu. "Yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum" Altay, "Etrafımdaki insanlardan çok olumlu tepkiler aldım. Herkes yaptığımın ne kadar gururlu, güzel bir şey olduğundan bahsetti. Ben de çok mutlu oldum. Sonrasında unu çok düşündüm; eğer o bağışı yapmasaydım ne kadar üzüleceğimi, bir insanın hayatına dokunamayacağımı ya da o kişinin bu hastalıktan iyileşemeyeceğini düşündüm ve gerçekten yaptığım şeyden dolayı kendimle gurur duyuyorum. Herkesin canı gönülden yapabileceği bir şeyi yaptım belki ama bence çok önemli bir şey, herkesin de yapması lazım. Buradan söyleyebileceğim en önemli şey herkesin kemik iliği örneği vermesi ve hastalara ulaşması. Bir çocuk, belki bir yetişkin, belki bir anne, belki dede, hala. Yani birine yardım edebiliriz. Onların hayatlarını güzelleştirebiliriz. Bu süreç benim için sadece 20 günden ibaretti. Yani 20 gün içerisinde sadece 5 gün ilaç aldım ama diğer tarafta o hasta belki bir sene daha benim kök hücremi alacak. İyileşecek olsa bile 1 sene hastanede kalacak. Onun için daha yıpratıcı, daha uzun bir süreç" dedi.
21 Mart 2026 Cumartesi - 10:27
Normal doğum Gümüşova’da anlatıldı
Düzce’nin Gümüşova ilçesinde anne ve anne adaylarına yönelik düzenlenen eğitim programında, normal doğumun önemi ve süreci detaylı şekilde anlatıldı. Normal Doğum Eylem Planı kapsamında Gümüşova İlçe Devlet Hastanesi bünyesinde gerçekleştirilen "Doğal Olan Normal Doğum" konulu eğitim programında, katılımcılara doğum sürecine ilişkin kapsamlı bilgiler verildi. Gebe Okulu Koordinatörü Mükerrem Bayrak tarafından verilen eğitimde, anne ve anne adaylarına normal doğumun önemi, süreci ve sağladığı avantajlar hakkında kapsamlı bilgiler aktarıldı. Programda, normal doğumun anne ve bebek sağlığı üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekilerek, doğum sürecine ilişkin doğru bilinen yanlışlar ele alındı. Eğitim süresince katılımcıların soruları yanıtlanırken, doğuma hazırlık süreci, gebelik döneminde dikkat edilmesi gereken hususlar ve sağlıklı bir doğum için öneriler paylaşıldı. Yetkililer, Normal Doğum Eylem Planı kapsamında benzer bilgilendirme çalışmalarının devam edeceğini belirterek, anne ve anne adaylarının bilinçlendirilmesine yönelik faaliyetlerin sürdürüleceğini ifade etti.
21 Mart 2026 Cumartesi - 09:29
Bayramda çocukları şekerden uzak tutun
Diyetisyen Gamze Söylemez, bayramlarda çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğunu dikkat çekerek, "Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz" dedi. Ramazan Bayramı’ndaki tatlı tüketiminin en çok karşılaştıkları sorulardan birisi olduğunu söyleyen Diyetisyen Gamze Söylemez, sözlerine şöyle devam etti, "Burada dikkat edilmesi gereken kurallardan birisi daha çok sütlü tatlılar tercih edilmeli. Şerbetli tatlılar kan şekerini hızlı yükselttiği için hızlı da düşürebilir. Bu yüzden özellikle kronik hastalığı olan şeker, diyabet tarzı, tip bir tip iki diyabet hastaları, kolesterol problemi olanlar, özellikle gebe danışanlarıma da çok özellikle bu konuda uyarılarda bulunuyorum. Daha çok sütlü ve meyveli tatlılar tercih edebilirsiniz. Yemeklerden en azından iki saat sonra sindirim tamamlandıktan sonra tatlı tüketirseniz metabolizma anlamında sizin için daha kolay olacaktır. Kronik hastalığı olanları burada özellikle uyarmak istiyorum. Lütfen yemeklerden hemen sonra ya da çok fazla porsiyonlarda tatlı tüketmeyin. Birkaç eve davete gidiyorsanız en azından bir iki tanesini seçip bunları da güne bölerek tatlı tüketimini bu şekilde tamamlayabilirsiniz. Her tatlı tüketiminden sonra bol bol su içme ve egzersiz yaparak en azından sindirimini kolaylaştırmaya yardımcı olabilirsiniz." "Sofranızda koyu yeşil yapraklı sebzeler olsun" Diyetisyen Gamze Söylemez, "Çay, kahve içilecekse, daha açık tüketilmemeli, demli tüketilmemeli ve yemeklerden yarım saat sonra tüketilmelidir. Bu kısma da önem veriyorum. Her sofrada mutlaka koyu yeşil yapraklı sebzeleri bulundurmalısınız. Zeytinyağlı sebzelere önem vermelisiniz. Havalar ısınıyor. Bahar aylarının, mevsim sebzeleri çok çok yoğunlukta. Bu yüzden bunları da sofralarda mutlaka bulundurmalısınız. Ramazanda özellikle kahvaltı, iki ara öğün ve bir ana öğün demiştik. Kahvaltımızı konuştuk. Ara öğün olarak daha çok bitkisel proteinlerden koyu, yeşil yapraklı sebzeleri bulundurabilir. Süt, ayran tüketebilir. Fındık, badem, ceviz gibi yağ tohumları da ara öğünlere de dahil edebilirsiniz. Yine cilt elastikiyeti için cildin parlaklığı için de meyveleri kullanabilirsiniz. Özellikle koyu renkli meyvelerin, antioksidan kapasiteleri çok yüksek olduğu için meyvelerde mutlaka ara öğünlerde tüketilmelidir. Akşam yemeğinden sonraki tüketilen ara öğün olarak da genelde bizim toplumunuzda tatlı tüketimi çok fazla oluyor. Daha çok kuru meyvelere yönelebilir bireyler. Kuru kayısı, kuru hurma, kuru incir tarzı, kuru meyvelerde tatlı ihtiyacımızı önemli ölçüde azaltacaktır." Dedi. "Çocukların gelişimi için önemli detay" Ramazan Bayramı’nda özellikle çocuklara çok fazla çikolata ikramlarında bulunulduğuna dikkat çeken Söylemez, "Buradan da uyarmış olalım. Çocuklarınıza daha çok şekeri olmayan, daha doğal şekerli meyve suları ikram edebilirisiniz. İçerisinde rafine şeker eklenmeyen meyve suları çocuklarınızın büyüme gelişiminde ve beyin gelişiminde de önemli ölçüde farklılık gösterecektir. Daha çok şekerlerden ziyade kendi ev yapımı sütlü tatlılarınızı ikram edebilirsiniz. Burada da böyle birazcık daha tabuları yıkmış olabiliriz diye düşünüyorum. Daha dikkatli olursak çünkü beslenme temelinde çocuklarla devam eden bir şey. Çocukları nasıl yetiştirirseniz ilerleyen dönemlerde yetişkinlerde bu noktada daha bilinçli ilerleyeceğini düşünüyorum" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
20 Mart 2026 Cuma- 11:04
Diyetisyen Ünal: "Bayramda günlük ortalama 3 ana, 3 ara öğün olarak beslenme planlanabilir"
2
20 Mart 2026 Cuma- 11:19
Uzmanından Ramazan sonrası beslenmeye kademeli geçiş uyarısı
3
19 Mart 2026 Perşembe- 11:00
Uzmanından bayramda beslenme uyarısı: "Ani yüklenme sağlığı tehdit ediyor"
4
20 Mart 2026 Cuma- 09:40
Bayramda tatlıya denge uyarısı: Uzmanından kritik beslenme önerileri
5
19 Mart 2026 Perşembe- 12:45
Uzmandan bayramda porsiyon kontrolü ve sağlıklı beslenme uyarısı
02 Aralık 2025 Salı - 11:32
D vitamini eksikliği saç dökülmesine neden oluyor
"Türkiye’nin yüzde 70-80’inde D vitamini eksikliği görülmektedir. Ülkemizde D vitamini düzeyleri düşük düzeylerde seyrederken, D vitamini eksikliği hem saç dökülmesine hem de erken yaşlanmaya neden olmaktadır" diyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, D vitamini eksikliğinin önemi hakkında bilgi verdi. Medicana Ataköy Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "Türkiye güneşli bir ülke olmasına rağmen D vitamini düzeylerinin yaygın olarak düşük çıkmasının temel nedeni yaşam tarzı, modern alışkanlıklar, Ultraviyole B ışınlarının (UVB) yetersizliği, ten rengi ve kapalı giyim gibi çevresel faktörlerden kaynaklanmaktadır. Beslenmenin ise çok sınırlı bir etkisi vardır. Ülkemiz güneşli bir ülke olabilir ama UVB’nin cilde ulaşması için gereken şartlar genellikle sağlanmıyor. UVB’nin etkin olabilmesi için güneşi 10.00-16.00 arasında 10-20 dk maruziyetle almak gerekir ve kol, bacak ve yüz direkt açıkta olmalıdır. Gölge, cam, bulut, kış UVB’yi engeller" açıklaması yaptı. Tedaviyle dökülme azalabilir D vitamininin sadece kemik sağlığında etkili olmadığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "Bağışıklık, hormon dengesi, kas gücü, cilt yenilenmesi, beyin ve metabolizma üzerinde çok geniş bir etkisi vardır. D vitamininin birçok konuda katkısı olduğu bilinmekle birlikte, eksikliği saç dökülmesi ve erken yaşlanma sebebi olabilmektedir. D vitamini düşüklüğü özellikle saçların normalden daha fazla döküldüğü telogen (dinlenme fazı) safhasına girmesine ve kadın tipi saç dökülmesine neden olmaktadır. D vitamini saç folikül kök hücrelerini aktive eder, eksikliğinde foliküller uzun süren dinlenme fazına girer. Böylelikle saç dökülmesi artar. Ayrıca alopecia areata gibi otoimmün saç dökülmelerinde D vitamini ciddi şekilde düşük bulunmuştur. D vitamin eksikliği saçlarda keratinizasyon bozukluğu ve inflamasyon artışı oluşturur bu da dökülmeyi hızlandırır. D vitamini 20 ng/mL altı olan hastalarda saç dökülmesi sık görülmektedir. Tedavi ile genellikle 2-3 ayda dökülme azalmaktadır" şeklinde konuştu. D vitamini eksikliği yaşlanmayı hızlandırabilir D vitamini eksikliğinin erken yaşlanmayla ilişkisi direkt olmasa da, dolaylı yoldan yaşlanma sürecini etkilediğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "D vitamini eksikliği kollajen sentezinde bozulma yapması nedeniyle cilt elastikiyetini azaltır ve böylelikle cilt parlak ve dolgun görünümünü yitirir, ciltte kırışıklıklar artar. Yine D vitamini yetersizliği hücresel yaşlanmayı hızlandırır. Ayrıca D vitamininin antioksidan etkisi olduğundan yetersizliğinde serbest radikal birikimi artar. Bu da hücre tamirinin gecikmesine, ayrıca hücre hasarının artmasına neden olur" ifadelerini kullandı. Diğer değerlere de bakılmalı D vitamini eksikliğinin bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve cilt yenilenmesinin yavaşlamasına sebep olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "Bunlar ciltte kuruluk, ince kırışıklık, solgunluk, güneşe karşı hassasiyet gibi erken yaşlanma belirtilerini artırabilir. Ancak saç dökülmesi ve erken yaşlanma sadece D vitamini eksikliğine bağlı değildir. Bu durumda birçok faktör birlikte değerlendirilmelidir. Saç dökülmesi en sık ferritin düşüklüğünde görülmekle birlikte B12, çinko düşüklüğü, tiroid fonksiyonları özellikle TSH bozukluğu, stres, uykusuzluk, genetik yapı, hormonal bozukluklar, sigara kullanımı, UV maruziyeti de bunlarda etkilidir. D vitamininin optimal seviyesi 40-60 ng/mL civarında olmalıdır. Özellikle saç dökülmesi olan hastalarda genelde bu aralıkta saç daha güçlü çıkmaktadır. Tedaviye başlanınca saç dökülmesinde 6-12 hafta içinde belirgin azalma olur. Ciltte ise toparlanma süresi 8-12 haftayı bulmaktadır" ifadelerini kullandı. En az 3 ay düzenli kullanılmalı D vitamini tedavisinin kişiden kişiye değiştiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Hasan Hacıosman, "Tedavi kan düzeyine, hastanın kilosuna, eşlik eden saç dökülmesi tipine, demir eksikliğine ve diğer hastalıklara göre belirlenmelidir. D vitamin takviyesine en az 3 ay düzenli olarak devam edilmeli ve vitamin 6-12 aya kadar düzenli kullanılmalıdır. D vitaminini alırken özellikle yağlı bir öğünle, yemekle birlikte alınmalıdır. Omega-3 ile birlikte almak emilimi artırabilir. K2 vitamini ile birlikte alımı ise kemik yönünden faydalı ancak saç dökülmesi için zorunlu değildir. Toksik dozlara çıkarmamak için tedaviye başladıktan 3 ay sonra D vitamini düzeyi kontrol edilmelidir" şeklinde görüş verdi.
02 Aralık 2025 Salı - 11:22
Türkiye’nin ilk LAM Kliniği Denizli’de kuruldu
Nadir görülen akciğer hastalığı Lenfanjiyoleyomiyomatozis (LAM) için Türkiye’nin ilk uluslararası onaylı LAM Kliniğinin kurulduğu Denizli’de, tanı, tedavi ve takip süreçlerinde uzmanlaşmış multidisipliner bir merkez oluşturuldu. Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğr. Üyesi Prof. Dr. Göksel Altınışık Ergur’un direktörlüğünde oluşturulan klinik, radyoloji, kadın hastalıkları ve doğum, göğüs cerrahisi, patoloji, üroloji, endokrinoloji, tıbbi genetik, dermatoloji, psikiyatri ve pulmoner rehabilitasyon branşlarından uzman hekimler ile bir sosyal hizmet uzmanından oluşan geniş bir ekiple hizmet verecek. Ülke genelinde LAM hastalarına düzenli takip olanağı sağlarken tele-tıp uygulamalarıyla da farklı şehirlerde yaşayan hastaların erişimini kolaylaştırmayı amaçlayan klinik, yurt dışında yürütülen araştırmalarla bağlantı sağlayarak hastaların yeni tedavi seçeneklerine ulaşmasına katkıda bulunacak. Prof. Dr. Göksel Altınışık Ergur, uzun yıllardır nadir akciğer hastalıkları üzerinde çalıştığını belirterek; "LAM, çok az sayıda kişiyi etkilemesine rağmen hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen bir hastalıktır. Hastalık hafif seyir gösterebileceği gibi zamanla oksijen desteği gerektirecek düzeyde solunum fonksiyon kaybına da yol açabilmektedir. Bu nedenle özellikle doğurganlık çağındaki kadınlarda tanı, tedavi planlaması ve takip süreci deneyimli bir ekip tarafından yürütülmelidir. Amerika Birleşik Devletleri merkezli LAM Vakfı ile 11 yıldır iş birliği içinde çalışıyoruz. LAM Vakfı, kızının LAM tanısı almasıyla bu hastalık konusunda dünya çapında farkındalık ve araştırmaların artması için kurulan çok güçlü bir kurum. Bu yılki bilimsel toplantılarında Türkiye’nin ilk LAM Kliniğinin direktörlüğünü üstlenmemi teklif etmeleri bizim için büyük bir onur oldu. Bu uluslararası bağlantı sayesinde hem güncel tedaviler hem de devam eden klinik araştırmalar hakkında anında bilgi sahibi olabiliyor, gerektiğinde ülkemizdeki hastaları bu çalışmalarla buluşturabiliyoruz. LAM, dünyada ‘öksüz hastalık’ olarak kabul ediliyor. Hastalar çoğu zaman anlaşılmıyor, hekimler ise yeterli deneyime sahip uzman merkezlere ulaşmakta güçlük çekiyor. Bu klinikle amacımız; hastalarımıza düzenli ve nitelikli bir takip sunmak, hekimlerimize destek olmak, uluslararası araştırmaların ülkemizdeki bağlantı noktası olmak ve LAM konusunda farkındalığı artırmaktır. Ekibimiz tamamlandı, ulusal hasta destek grubunun oluşturulması için çalışmalarımız sürüyor" şeklinde kuruldu.
02 Aralık 2025 Salı - 11:19
Cam seyir terasta anlamlı ışıklandırma
Isparta Belediyesi ve İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, 112 Acil Sağlık Hizmetleri Haftası kapsamında Kirazlıdere’de bulunan cam seyir terası, farkındalık oluşturmak amacıyla kırmızı renkte ışıklandırıldı. Her yıl 1-7 Aralık tarihleri arasında kutlanan 112 Acil Sağlık Hizmetleri Haftası kapsamında Isparta Belediyesi ve İl Sağlık Müdürlüğü kentte bir farkındalık çalışmasına imza attı. Isparta Belediyesi Kirazlıdere Sosyal Tesisleri önünde yer alan cam seyir terası, acil sağlık çalışanlarının fedakârlığını ve görevlerinin hayati önemini vurgulamak amacıyla kırmızı renkle ışıklandırıldı. Şehrin birçok noktasından görülebilen bu özel ışıklandırma hem 112 çalışanlarına moral vermek hem de vatandaşların acil durumlarda 112’nin doğru ve etkin kullanımı konusunda bilinçlenmesini sağlamak amacıyla gerçekleştirildi. Isparta 112 Acil Sağlık Hizmetleri çalışanları da bu farkındalık çalışmasına eşlik etti. Cam seyir terası 112 Acil Sağlık Hizmetleri Haftası boyunca her akşam kırmızı renkte ışıklandırılmaya devam edecek. 112 Acil Sağlık Hizmetleri, kalp krizi, trafik kazası, ciddi yaralanmalar ve tüm hayati risk oluşturan durumlarda vatandaşların tek doğru numarayı arayarak en hızlı sağlık desteğine ulaşmasını sağlıyor. Yetkililer, gereksiz aramalar nedeniyle hatların meşgul edilmemesi gerektiğine dikkat çekerek, her bir saniyenin hayati önem taşıdığını hatırlattı.
02 Aralık 2025 Salı - 11:13
Uzmanlardan burun tıkanıklığı uyarısı
Medical Point Gaziantep Hastanesi KBB Uzmanı Op. Dr. Erol Demirbaş, burun tıkanıklığı ile ilgili uyarılarda bulunarak, burun tıkanıklığının basit bir kış şikayeti olarak görülmesinin hata olduğunu belirtti. Günlük yaşamı olumsuz etkileyen, uykusuzluğa, baş ağrısına ve hatta sosyal yaşamda performans kaybına neden olabilen burun tıkanıklığı konusunda KBB Uzmanı Op. Dr. Erol Demirbaş’tan uyarı geldi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Erol Demirbaş, burun tıkanıklığının sadece "basit bir kış şikayeti" olarak görülmesinin büyük bir hata olduğunu belirtti. "Tıkalı burun, gün boyu enerjinizi çalan gizli bir düşmandır" Op. Dr. Demirbaş, burun tıkanıklığının sanılandan çok daha ciddi bir sorun olduğunu vurgulayarak, "Burun tıkanıklığı yaşayan birçok kişi zamanla buna alıştığını düşünüyor; ancak bu durum aslında vücudu sürekli yoran bir süreçtir. Kaliteli uyku uyuyamayan, ağızdan nefes almak zorunda kalan bir kişinin günlük yaşam enerjisi de ciddi ölçüde düşüyor" dedi. "Tıkanıklığın sebepleri çok farklı olabilir" Op. Dr. Erol Demirbaş, burun tıkanıklığının tek bir nedenle ortaya çıkmadığını, doğru teşhis konulmadan yapılan her tedavinin geçici olacağını ifade etti: Dr. Demirbaş, "Alerjik rinit, sinüzit, burun kemiği eğriliği (septumdeviasyonu), burun etlerinin büyümesi, polipler gibi farklı problemlere bağlı olarak burun tıkanıklığı gelişebilir. Bazı hastalar basit bir spreyle düzelebilirken, bazı hastalarda cerrahi müdahale gerekebilir. Bu nedenle profesyonel bir muayene şarttır" şeklinde konuştu. Demirbaş ayrıca yanlış ve uzun süreli burun spreyi kullanımının da burun tıkanıklığını daha kötü hale getirdiğini hatırlattı. "Burun tıkanıklığı hayat kalitesini sessizce düşürür" Uzun süre devam eden burun tıkanıklığının kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkilediğini belirten Demirbaş, özellikle gece ağızdan nefes almanın boğaz kuruluğuna, horlamaya ve uyku kalitesinde düşüşe yol açtığını söyledi. Dr. Demirbaş, "Hastalarımızın büyük kısmı ‘Ben yıllardır böyle yaşıyorum’ diyor. Ancak tıkalı burunla yaşamaya mecbur değilsiniz. Tedavisi çoğu zaman sandığınızdan daha kolaydır" ifadelerini kullandı. "Rahat nefes almak herkesin hakkı" Hastalığı kabullenen vatandaşlara seslenen Op. Dr. Erol Demirbaş, "Rahat nefes almak bir lüks değil, sağlık için temel bir gerekliliktir. Şikâyetleriniz uzun sürüyorsa bir uzman desteği almaktan çekinmeyin" diye konuştu.
02 Aralık 2025 Salı - 10:56
Sağlık personelinin telefonda yönlendirdiği anne, 1 aylık bebeğin hayatını kurtardı
Tokat’ta 112 sağlık personelinin telefonla yönlendirdiği anne, yabancı cisim aspirasyonu yaşayan 1 aylık bebeği kurtarmayı başardı. Tokat 112 Acil Çağrı Merkezi Sağlık Masası’na gelen yabancı cisim aspirasyonu ihbarı, ekiplerin hızlı ve profesyonel müdahalesiyle mutlu sonla sonuçlandı. Edinilen bilgiye göre, nefes almakta zorlanan 1 aylık bebek için yardım isteyen anneyle anında telefon bağlantısı kuran sağlık personeli, ilk yardım adımlarını sakin bir şekilde tarif ederek bebeğin yeniden nefes almasını sağladı. Telefon üzerinden yapılan yönlendirme sayesinde minik bebek kısa sürede hayata tutunurken, aile büyük bir panik yaşamadan müdahalenin başarıyla sonuçlanmasıyla derin bir nefes aldı. Yetkililer, olayın acil durumlarda doğru bilginin, hızlı iletişimin ve soğukkanlı yaklaşımın önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirtti. Tokat 112 Acil Sağlık Hizmetleri ekipleri, vatandaşların sağlıkla ilgili her çağrısına anında karşılık vermeye devam ettiklerini ifade ederek, "Sağlıkta erişim, iletişim ve doğru müdahale hayat kurtarır" mesajını paylaştı.
02 Aralık 2025 Salı - 10:32
Samsun’da 2026 Şap Aşılama Programı başladı
Samsun’da 2026 yılı Şap Aşılama Programı 1 Aralık itibarıyla başlarken, büyükbaş hayvan sevklerinde SAT 1 serotipli şap aşısı zorunlu hale getirildi. İl Tarım ve Orman Müdürü Kemal Yılmaz, yetiştiricilere mağduriyet yaşamamaları için aşılarını zamanında yaptırmaları çağrısında bulundu. Samsun’un 2026 yılı Şap Aşılama Programı üç dönem halinde uygulanacak. Programın ilk dönemi 1 Aralık 2025’te başlayıp 31 Ocak 2026’da sona erecek. Konuya ilişkin açıklama yapan İl Tarım ve Orman Müdürü Kemal Yılmaz, şap hastalığının hem uluslararası hayvan ticaretini hem de yetiştiricilerin ekonomisini etkileyen, çift tırnaklı hayvanlarda görülen oldukça bulaşıcı bir viral hastalık olduğunu belirtti. Yılmaz, hastalıktan korunmada aşılama çalışmalarının büyük önem taşıdığına dikkat çekerek, "Bu hastalığa sığır, manda, koyun, keçi ve domuzların yanı sıra yabani çift tırnaklı hayvanlar da duyarlıdır. 2025 yılı içerisinde 19 Haziran’dan itibaren SAT 1 tipi şap hastalığına karşı aşılama çalışmalarına başlanmış ve toplam 349 bin 131 büyükbaş hayvan aşılanmıştır. 1 Aralık 2025 itibarıyla iller arası büyükbaş hayvan sevklerinde, iki aylıktan küçük buzağılar hariç, SAT 1 serotipli şap aşısı yapılmamış hayvanlara Veteriner Sağlık Raporu düzenlenmeyecektir. Sevk için hayvanların son 6 ay içinde aşılanmış olması ve aşılama üzerinden en az 21 gün geçmiş bulunması gerekmektedir. Üreticilerimiz mağduriyet yaşamamak adına aşılarını mutlaka yaptırmalıdır. 5996 sayılı Kanun gereğince aşı yaptırmayan yetiştiriciler hakkında 2025 yılı için 105 bin 274 TL idari para cezası uygulanacaktır" dedi. Aşılama programının ilçe tarım ve orman müdürlüklerince yürütüleceği bildirildi. Üreticilerin SAT 1 tipi şap aşılarını zamanında yaptırmaları ve detaylı bilgi için il ve ilçe müdürlüklerine başvurmaları istendi. Yetiştiricilerin göstereceği ilginin, Samsun’da şap hastalığıyla mücadeleyi kolaylaştıracağı vurgulandı.
02 Aralık 2025 Salı - 10:29
Halk sağlığı uzmanı Dr. Andan: "HIV enfeksiyonu gündelik temaslarla bulaşmamaktadır"
Halk sağlığı uzmanı Hanife Hilal Andan, HIV’den korunmanın tamamen mümkün olduğuna dikkat çekerek, "Emzirme ve gebelik dönemlerinde anneden bebeğe geçiş söz konusudur. Toplumda çokça bilinen yanlış bir bilgi var, HIV enfeksiyonu gündelik temaslarla bulaşmamaktadır" dedi. Halk sağlığı uzmanı Dr. Hanife Hilal Andan, HIV enfeksiyonunun bir kişinin HIV virüsünü taşıması demek olduğunu, AIDS ise artık hastalığın ilerlediğini, yıllar sonra ortaya çıkabilecek bir durum olduğunu söyledi. Hastalığını ilerlemesiyle beraber fırsatçı enfeksiyonların bağışıklık sistemini baskılamasıyla beraber bazı kanser türlerinin ortaya çıkabildiğini ifade eden Dr. Andan, korunma yollarının ve hastalığın nasıl bulaştığının bilinmesinin ön yargıları daha da azalabildiğini kaydetti. Dr. Andan, HIV enfeksiyonunun birkaç yolla bulaşabileceğini dile getirerek, "Korunmasız bir şekilde yapılan cinsel ilişkilerle ayrıca kan yoluyla bulaşabilmektedir. Özellikle ortak enjektör kullanımı. Bu gibi durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Emzirme ve gebelik dönemlerinde anneden bebeğe geçiş söz konusudur. Toplumda çokça bilinen yanlış bir bilgi var. HIV enfeksiyonu gündelik temaslarla bulaşmamaktadır. Bunlara örnek olarak özelikle aynı kaşık, çatal, bıçak kullanımı olabilir. Kişilerle tokalaşmak, sarılmak, aynı havluyu kullanmak, aynı tuvaleti kullanmak, aynı yüzme havuzuna girmek gibi. Gündelik temaslarla HIV virüsü bulaşmamaktadır. Öncelikle bunu bilmeliyiz ki HIV’den korunmak tamamen mümkündür" diye konuştu. Düzenli kondom kullanımını yaygınlaştırmanın önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Andan, "Ayrıca dövme, piercing, manikür, pedikür gibi işlemlerin steril şartlarda yapılması önemlidir. Ayrıca riskli davranışların varlığında test yaptırmak toplumdaki bulaş yolunu engellemek adına önemli bir adımdır. HIV virüsü varlığında erken tanı ve tedavi çok önemlidir. Çünkü erken tanı konulmuş ve düzenli tedavi alan kişiler, normal bireyler gibi sağlıklı ve uzun bir yaşam sürebilmektedirler" dedi. "HIV artık kronik hastalık gibi ele alınıyor’’ Artık HIV virüsünün kronik hastalıklar grubunda tıpkı diyabet, tansiyon gibi ele alınan bir hastalık olduğunu aktaran Andan, "Ayrıca tedavide en önemli gelişmelerden biri de düzenli ve erken tedavi alan kişilerin, kanındaki virüs tespit edilemeyecek derecede azalmaktadır ve bu kişiler cinsel partnerlerine de virüs bulaştıramaz hale geleceklerdir. Pozitif HIV virüsüne sahip olan bireylerin toplumda en çok zorlandıkları şey, hastalığın kendinden ziyade toplumun ön yargılarıdır. Damgalama, doktorla olan sağlıkta olan iletişimi engelleyebilmekte, test yaptırmanın önüne geçebilmekte. Tedavi konusunda sıkıntılar ortaya çıkarabilmektedir. Unutmayalım ki HIV virüsüne sahip olmak sadece tıbbi bir durumdur. Herkesin başına gelebilecek bir durumdur. Herkes saygıyı ve desteklenmeyi hak etmektedir" şeklinde konuştu.
02 Aralık 2025 Salı - 10:24
Halk sağlığı uzmanı Dr. Andan: "HIV enfeksiyonu gündelik temaslarla bulaşmamaktadır"
Halk sağlığı uzmanı Hanife Hilal Andan, HIV’den korunmanın tamamen mümkün olduğuna dikkat çekerek, "Emzirme ve gebelik dönemlerinde anneden bebeğe geçiş söz konusudur. Toplumda çokça bilinen yanlış bir bilgi var, HIV enfeksiyonu gündelik temaslarla bulaşmamaktadır" dedi. Halk sağlığı uzmanı Dr. Hanife Hilal Andan, HIV enfeksiyonunun bir kişinin HIV virüsünü taşıması demek olduğunu, AIDS ise artık hastalığın ilerlediğini, yıllar sonra ortaya çıkabilecek bir durum olduğunu söyledi. Hastalığını ilerlemesiyle beraber fırsatçı enfeksiyonların bağışıklık sistemini baskılamasıyla beraber bazı kanser türlerinin ortaya çıkabildiğini ifade eden Dr. Andan, korunma yollarının ve hastalığın nasıl bulaştığının bilinmesinin ön yargıları daha da azalabildiğini kaydetti. Dr. Andan, HIV enfeksiyonunun birkaç yolla bulaşabileceğini dile getirerek, "Korunmasız bir şekilde yapılan cinsel ilişkilerle ayrıca kan yoluyla bulaşabilmektedir. Özellikle ortak enjektör kullanımı. Bu gibi durumlarda ortaya çıkabilmektedir. Emzirme ve gebelik dönemlerinde anneden bebeğe geçiş söz konusudur. Toplumda çokça bilinen yanlış bir bilgi var. HIV enfeksiyonu gündelik temaslarla bulaşmamaktadır. Bunlara örnek olarak özelikle aynı kaşık, çatal, bıçak kullanımı olabilir. Kişilerle tokalaşmak, sarılmak, aynı havluyu kullanmak, aynı tuvaleti kullanmak, aynı yüzme havuzuna girmek gibi. Gündelik temaslarla HIV virüsü bulaşmamaktadır. Öncelikle bunu bilmeliyiz ki HIV’den korunmak tamamen mümkündür" dedi. Düzenli kondom kullanımını yaygınlaştırmanın önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Andan, "Ayrıca dövme, piercing, manikür, pedikür gibi işlemlerin steril koşullarda yapılması önemlidir. Ayrıca riskli davranışların varlığında test yaptırmak toplumdaki bulaş yolunu engellemek adına önemli bir adımdır. HIV virüsü varlığında erken tanı ve tedavi çok önemlidir. Çünkü erken tanı konulmuş ve düzenli tedavi alan kişiler, normal bireyler gibi sağlıklı ve uzun bir yaşam sürebilmektedirler" diye konuştu. "HIV artık kronik hastalık gibi ele alınıyor’’ Artık HIV virüsünün kronik hastalıklar grubunda tıpkı diyabet, tansiyon gibi ele alınan bir hastalık olduğunu aktaran Andan, "Ayrıca tedavide en önemli gelişmelerden biri de düzenli ve erken tedavi alan kişilerin, kanındaki virüs saptanamayacak derecede azalmaktadır ve bu kişiler cinsel partnerlerine de virüs bulaştıramaz hale geleceklerdir. Pozitif HIV virüsüne sahip olan bireylerin toplumda en çok zorlandıkları şey, hastalığın kendinden ziyade toplumun ön yargılarıdır. Damgalama, doktorla olan, sağlıkta olan iletişimi engelleyebilmekte, test yaptırmanın önüne geçebilmekte. Tedavi konusunda sıkıntılar ortaya çıkarabilmektedir. Unutmayalım ki HIV virüsüne sahip olmak sadece tıbbi bir durumdur. Herkesin başına gelebilecek bir durumdur. Herkes saygıyı ve desteklenmeyi hak etmektedir" şeklinde konuştu. (RK-YRT
02 Aralık 2025 Salı - 10:12
Bayburt Devlet Hastanesine Kasım ayında 42 bin 558 hasta başvurdu
Bayburt Devlet Hastanesi, Kasım ayında hastaneye başvuran hasta sayısını açıkladı. Açıklanan verilere göre, 01-30 Kasım tarihleri arasında hastanede toplam 42 bin 558 hasta muayene edildi. MHRS randevulu olarak 9 bin 868, MHRS dışı ayaktan başvuru ile 20 bin 753 hastaya hizmet verildi. Acil servis başvuruları ise 11 bin 937 olarak kaydedildi. Geçen ay 46 bin 89 kişi hastaneye başvururken, bu ay hastaneye başvuru sayısında azalış görüldü. Poliklinik bazında en fazla başvuru, ortopedi polikliniğinde gerçekleşti. 01-31 Kasım tarihleri arasında yapılan muayene sayıları şu şekilde; Uzman Aile Hekimliği: Bin 281 Anestezi Polikliniği: 236 Beyin Cerrahi: Bin 644 Cildiye Polikliniği: 833 Çocuk Cerrahisi: 247 Çocuk Polikliniği: 2 bin 200 Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı: 306 Enfeksiyon Hastalıkları: 412 Fizik Tedavi Polikliniği: Bin 837 Genel Cerrahi Polikliniği: Bin 851 Göğüs Cerrahisi Polikliniği: 125 Göğüs Hastalıkları: Bin 126 Göz Hastalıkları Polikliniği: 2 bin 185 İç Hastalıkları Polikliniği: Bin 931 Kadın Hastalıkları Polikliniği: 2 bin 191 Kalp Damar Cerrahisi: 231 Kardiyoloji Polikliniği: Bin 244 Kulak Burun Boğaz Polikliniği: Bin 504 Nöroloji Polikliniği: Bin 124 Ortopedi Polikliniği: 2 bin 401 Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği: 818 Üroloji Polikliniği: 739 Acil servis hastası: 11 bin 937 Kasım ayında hastanede 209 ameliyat gerçekleştirildi. Bunların yanı sıra 68 lokal ameliyat, 122 endoskopi, 22 kolonoskopi, 8 bronkoskopi ve 50 anjiyo yapıldı. Gebe okulu danışmanlığı kapsamında ise 20 kişiye hizmet verildi.
02 Aralık 2025 Salı - 09:54
Prof. Dr. Demir, "Demansın birçok türü, kesin olarak tedavi edilemiyor"
Demansın birçok türünün kesin olarak tedavi edilemediğini ancak ilaçlar ve çevresel düzenlemelerle semptomların kontrol altına alınabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Caner Feyzi Demir, "Risk azaltmada sigarayı bırakmak, düzenli egzersiz, kaliteli uyku, sosyal ve bilişsel aktiviteler ile tansiyon, diyabet ve kolesterol kontrolü önemlidir" dedi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Feyzi Demir, demans ve Alzheimer hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Demir, "Demans, hafıza, iletişim, problem çözme ve davranışları etkileyen bir bilişsel gerileme tablosudur. En sık görülen türü, Alzheimer hastalığıdır. Demans, erken dönemlerde unutkanlık ve yön bulma güçlüğü ile başlıyor. Orta evrelerde iletişim bozuklukları ve kişisel bakım sorunları öne çıkıyor. İleri evrede ise tanıdıkları tanıyamama, yürüme ve yutma güçlükleri yaşanıyor. Tanıda mini mental test, biyokimyasal incelemeler ve nöro görüntüleme yöntemleri kullanılıyor. Demansın birçok türü, kesin olarak tedavi edilemiyor ancak ilaçlar ve çevresel düzenlemelerle semptomlar, kontrol altına alınabiliyor. Risk azaltmada sigarayı bırakmak, düzenli egzersiz, kaliteli uyku, sosyal ve bilişsel aktiviteler ile tansiyon, diyabet ve kolesterol kontrolü önemlidir. Beslenmede vitamin-mineral açısından zengin ve düşük tuz-şeker içeren bir diyet faydalıdır. Demans şüphesi olan bireylerin düzenli olarak nöroloji ve psikiyatri uzmanları tarafından takip edilmesi gerekiyor" diye konuştu.
02 Aralık 2025 Salı - 09:23
Muğla’daki hastanede vatandaşlar bilgilendirildi
Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Dünya AIDS Günü kapsamında önemli bir farkındalık etkinliğine ev sahipliği yaptı. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Turhan Togan ve ekibi tarafından kurulan stantta, toplumun HIV/AIDS hakkında bilgilendirilmesi ve farkındalık seviyesinin artırılması amaçlandı. Etkinlikte yapılan bilgilendirmelerde, HIV enfeksiyonunun günümüzde kesin bir tedavisinin bulunmadığı ancak antiretroviral tedavi (ART) ile virüsün başarıyla kontrol altına alınabildiği vurgulandı. Uzmanlar, tedavi başarısı için ART’nin düzenli ve ömür boyu sürdürülmesinin büyük önem taşıdığının altını çizdi. Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de HIV pozitif hastaların takip ve tedavisinin başarıyla yürütüldüğü belirtildi. Hastanede kurulan farkındalık standı, vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Hastane yönetimi, etkinliğin hayata geçirilmesinde emeği geçen tüm personele teşekkürlerini iletti.
02 Aralık 2025 Salı - 08:44
Boy kısalığına karşı modern çözüm: kemik uzatma yöntemleri
Kemik deformiteleri ve boy kısalığı, bireyleri sadece fiziksel değil, psikolojik açıdan da derinden etkiliyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Adnan Kara, kemiğin kendi iyileşme potansiyelini kullanan yeni nesil tedavilerin artık çok daha güvenli bir seçenek haline geldiğini vurguladı. Estetik kaygıların ötesinde ciddi bir sağlık sorunu olan kemik kısalığında, cerrahi tekniklerdeki gelişmelerle yeni bir dönem yaşanıyor. Medipol Mega Üniversite Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Adnan Kara, bu yöntemlerin sadece doğuştan gelen anomalilerde değil, travma gibi nedenlerle sonradan gelişen kısalıklarda da başarıyla uygulandığına dikkat çekti. Yöntemin çalışma prensiplerini detaylandıran Prof. Kara, tedavi sürecinin artık hastalar için çok daha konforlu hale geldiğini vurguladı. Sadece boyunu uzatmak isteyenlerde kullanılmıyor Kemik uzatmanın, kemiğin kendi iyileşme mekanizmasını kullanarak gerçekleştirildiğini belirten Prof. Dr. Kara, "Kemiği kestikten sonra günde yaklaşık 1 milimetre uzatma yaptığınızda vücut kendi yeni kemik dokusunu oluşturmaya başlıyor. Bu yönteme ‘Distraksiyon Osteogenezisi’ deniyor. Özellikle boy kısalığı olanlarda, travmatik yaralanma sonrası kemikte kısalık gelişmiş hastalarda veya doğuştan kemik kısalığı bulunan kişilerde bu yöntem oldukça etkili" dedi. Prof. Dr. Kara, kemik uzatma yöntemlerinin sadece estetik amaçlarla değil, aynı zamanda sağlık sorunları nedeniyle de uygulandığını vurguladı. "Travmatik yaralanmalar, enfeksiyon tedavisi sonrası kemik kaybı veya deformite gibi durumlarda hastanın hem uzatma hem de deformite düzeltme ihtiyacı olabilir. Bu gibi durumlarda kemik uzatma yöntemleri önemli bir çözüm sunuyor" diye ekledi. Modern teknoloji ile daha konforlu tedavi Günümüzde kemik uzatma sürecinde kullanılan yöntemlerden birinin manyetik çiviler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Kara, "Manyetik çiviler, kemiğin içinde yer alıyor ve dışarıda hasta herhangi bir aparat taşımıyor. Hasta elindeki manyetik cihazla günlük 1 mm uzatma yapabiliyor. Biz de süreci yakından takip ediyoruz. Bu yöntem hem daha konforlu hem de iyileşme süresini kısaltıyor" dedi. Prof. Dr. Kara, kemik uzatmada kemikten bağımsız olarak kas, sinir ve damarların adaptasyonunun kritik önemde olduğunu belirtti. "Eğer diz veya diğer eklemlerde hareket kısıtlılığı başlarsa veya sinire bağlı komplikasyonlar oluşursa, uzatma durduruluyor. Ama ideal hedefimiz, hastanın eksik olan kısalığını tamamen telafi edene kadar uzatmayı sürdürmek" ifadelerini kullandı. Hastalar için yeni tedavi yöntemi Prof. Dr. Kara, kemik uzatma yöntemlerinin hem sağlık hem estetik sorunları çözmede hastalara yeni bir umut sunduğunu vurguladı. "Eskiden bu tip kısalıklar hastalar için ciddi bir yaşam kalitesi sorunu oluşturuyordu. Artık modern yöntemler ve teknolojik cihazlarla, hem uzatma hem de deformitedüzeltme aynı anda yapılabiliyor. Bu, hastalarımız için büyük bir kazanım" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder