SAĞLIK
Anmal: "Eşit işe eşit ücret olmadığı sürece bayram eksik kalır" 22 Mart 2026 Pazar - 15:02:32 Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabğatullah Anmal, sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının yaşadığı sorunlara dikkat çekerek, adil ücret vurgusu yaptı. Anmal, aynı kurumda aynı işi yapan çalışanlar arasında ücret farklılıklarının kabul edilemez olduğunu belirterek, "Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığı gün bizlerin bayramı olur" dedi. Sağlık çalışanlarının büyük bir özveriyle görev yaptığını ifade eden Anmal, "Ülkemizin sağlık alanında ortaya koyduğu başarıda sizlerin emeği, fedakârlığı ve insanlara şifa olma gayreti büyük rol oynamaktadır. Bu kararlı duruş ve dayanışma, sadece ülkemizde değil dünyada da takdir toplamaktadır" ifadelerini kullandı. Sendikal mücadelede temel hedeflerinin adaletli bir ücret politikası ve çalışanlar arasında eşitliğin sağlanması olduğunu vurgulayan Anmal, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Ne zaman ki adaletsizliklerin yok edildiği ve çalışanlar arasında iş barışının sağlandığı gün, işte o gün bizim bayramımız olacaktır. Aynı kurumda aynı işi yaparak farklı ücrete tabi tutulmadığımız gün bizler için gerçek bayram olacaktır. Örgütlü mücadelenin verdiği güçle, hak ettiğimiz saygınlığı ve adil ücret düzenini hep birlikte sağlayacağımıza inanıyoruz." Anmal, tüm sağlık çalışanlarının Ramazan Bayramını kutlayarak, "Değerli meslektaşlarımın ve çalışma arkadaşlarımızın bayramını en içten dileklerimle kutluyor, sağlıklı ve huzurlu günler diliyorum" şeklinde konuştu.
22 Mart 2026 Pazar - 14:38 Siirt EAH Endokrinoloji Polikliniğinde tanı ve tedavi süreçleri titizlikle yürütülüyor Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğinde, hormon sistemi ile ilişkili hastalıkların tanı, tedavi ve takip süreçleri titizlikle sürdürülüyor. İç hastalıkları uzmanlığı üzerine yapılan bir yan dal olan endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları tiroid ve paratiroid hastalıkları, diyabet, kolesterol yüksekliği, obezite, kemik metabolizma hastalıkları ile hipofiz ve böbrek üstü bezi hastalıklarının tanı ve tedavisini kapsıyor. Siirt Eğitim ve Araştırma Hastanesi endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanı Dr. Hülya Kaynak Balkış, poliklinikte hormon hastalıklarının değerlendirilmesine yönelik gerekli tetkiklerin büyük bir kısmının yapılabildiğini belirtti. Obezitenin günümüzde önemli bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Balkış, bu alanda kullanılan ilaçların mutlaka hekim kontrolünde başlanması ve düzenli takip edilmesi gerektiğini söyledi. Uygun görülen hastalarda tiroid ultrasonografisi ve ince iğne aspirasyon biyopsisinin uygulanarak tanı sürecinin desteklendiğini ifade eden Uzm. Dr. Balkış, muayeneye gelen hastaların kullandıkları ilaçları yanlarında getirmelerinin, yanlış veya eksik ilaç kullanımının önüne geçilmesine katkı sağladığını kaydetti. Şikayeti olan hastaların öncelikle iç hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve hekimin gerekli görmesi halinde endokrinoloji polikliniğine başvurmasının, etkin ve planlı hasta yönetimi açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Uzm. Dr. Balkış, "Hastalarımız bizim için çok değerlidir. Her hastamızla tek tek ilgilenerek gerekli değerlendirmeleri yapıyor, tanı ve tedavi süreçlerini en doğru ve bilimsel yöntemlerle planlıyoruz" dedi.
22 Mart 2026 Pazar - 11:35 Dünyada şu ana kadar 60 kişide olan bu vakanın sonuncusu Diyarbakır’da görüldü Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hasta, kolon kanseri tedavisi görürken, ileri evre sonucu penisinde oluşan kitle nedeni ile uzuv kaybı yaşadı. Literatürde dünyada şu ana kadar hastalığın bu aşamasında 60 kişide uzuv kaybıyla sonuçlanırken, bunun 10’u Türkiye’de yaşandı. Diyarbakır’da yaşayan 38 yaşındaki hastaya, 3 yıl önce kolon kanseri teşhisi konuldu. Hasta, ileri evre kanser olduğu için kemoterapi almaya başladı. Kolon ameliyatı olan hasta, daha sonra radyoterapi ve kemoterapi almaya devam etti. Tedavi sürecinde hastanın penisinde kitle tespit edilip tedaviler bu yönde devam etti. 10 ay kesintisiz 2 saat uyuyamayacak hale gelen hasta, doktorlarla yapılan istişare sonucu penisin alınması kararı alındı. Tıp literatüründe dünyada şu ana kadar 60 vaka kayıtlara geçerken, bunun 10’u Türkiye’de ve en sonuncusu Diyarbakır’da yaşandı. Memorial Diyarbakır Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Muhammet Fatih Kılınç, İHA muhabirine, vakanın dünyada çok nadir olan, literatürde şu ana kadar bildirilmiş 60. vaka olduğunu açıkladı. Bunlardan birinin de hastanelerinde karşılarına çıktığını belirten Doç. Dr. Kılınç, 38 yaşında bir erkek hastasının peniste ağrı, peniste ele gelen kitle ile kendilerine başvurduğunu ifade etti. "Ağrıları yatarak uyumasını önlüyor, ağrı kesiciler fayda etmiyordu" Doç. Dr. Kılınç, hastaya baktıklarında yaklaşık 3 yıl önce kolon kanseri tespit edildiğini kaydederek, "Bu hastamızda biraz ileri evre olduğu için hastamız ilk önce kemoterapi alıyor. Daha sonra hastaya kolon ameliyatı yapılıyor. Ameliyattan sonra hasta radyoterapi ve kemoterapiye devam ediyor. Ama ilerleyen süreçlerde hastanın penisinde ele gelen bir kitle tespit ediliyor. Daha sonra hastanın aldığı kemoterapi rejimleri bu kitleyi yok etmek için yapılıyor. Buna rağmen kitle büyümeye devam ediyor" dedi. "Hastada penisinde ağrı başlıyor ve hasta ilerleyen süreçte idrar yapamamaya kadar bir duruma geliyor" diyen Doç Dr. Kılınç, konuşmasına şöyle devam etti: "Biz, bu hastanın tedavi değişikliğine gitmemizi ilk başta organ korumaya yönünde bir stratejimiz oldu. Daha sonra hastada kemoterapi değişikliği yapılsa da bir çare bulunamıyor. Hastanın yaklaşık 10 aydır şiddetli ağrıları devam ediyor ve idrar yapamamaya başlıyor. Belirli aralıklarla hastaya sonda takılsa da kitle büyümeye devam ediyor. Hasta bize geldiğinde psikolojisi bozulmuştu. 10 aydır yatarak uyuyamıyordu. Kesintisiz 2 saat uyku uyuyamadığını ifade ediyordu. Ne kadar ağrı kesici alsa da ağrıları devam ediyordu. Aile hayatı bozulmuştu, iş hayatı bozulmuştu, çocuklara ilgilenemiyordu." "Hasta, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi" Artık yaptıkları bütün tedavilerin fayda etmediğini tespit ettiklerini aktaran Doç. Dr. Kılınç, "Hastayla ortak bir karar verip hastanın penisini alma yoluna gittik. Yani şu an hastanın bir organ kaybı, uzuv kaybı yaşamış olmasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. ’Hocam artık uyuyabiliyorum, uzanabiliyorum, psikolojim daha da iyi oldu’ dedi. Uzuv kaybı yaşamasına rağmen hayat kalitesi yükseldi. Bizim burada değinmek istediğimiz şey kolan kanserinin farkındalığı. Kolon kanseri artık genç yaşlarda görülmeye başladı. Erken tanı bizim için önemli. Erken tanı olmazsa bu hastalığın nerelere gittiğini, ne gibi sonuçlar olduğunu ve organ kaybı, uzuv kaybına kadar gidebileceğini gördük. Bizim değinmek istediğimiz, kolan kanserinin farkındalığı, erken yaşta, erken tedavi, erken tanı bizim için önemli olduğunu, halkı bilinçlendirme yoluna gitmek istedik" diye konuştu. "10’u Türkiye’de tüm dünyada 60 hasta var" Vakaların 10 tanesinin Türkiye’de olduğuna değinen Doç. Dr. Kılınç, "Diğer kesimi tüm dünyada. Yaklaşık 50 tanesi dünya literatüründe bildirilmiş. Yeme alışkanlığımız özellikle bizim ülkemizde fazla. Çünkü bizde daha çok et tüketimi, yanmış ve kızartılmış et tüketimi olduğu için, yani işlenmiş et tüketimi fazla olduğu için özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde kolan kanseri çok fazla görünmeye başladı. Yeme alışkanlığımız ve sağlıklı beslenme alışkanlığımızla dikkat etmemiz gerektiğini gösteren bir durum. Korkulması gereken bir durum. Uzuv kaybına kadar gidebiliyor. Halkın bilinçlenmesi için önemli olduğunu düşünüyoruz. Özellikle yaşadığımız coğrafyada çok sık görüldüğünü ifade ettik. Bu coğrafyada insanlar için eğer aile öykümüz var ve 40 yaşını geçmişse mutlaka yılda bir sefer kolan kanseri tarama testine girmemiz gerekiyor. İlk önce bu dahiliye bölümleri ve gastroenteroloji bölümlerimize başvurmamız gerekiyor. Tarama yapılması çok önemli, özellikle aile öykümüz varsa" ifadelerini kullandı.
22 Mart 2026 Pazar - 11:01 Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları Bahar ayları çocuklar için özgürce doğanın keyfini çıkartmak anlamına gelse de, hapşırma krizleri, burun akıntısı ve kaşıntısına yol açan "alerjik nezle (rinit)" ya da bilinen diğer adıyla "saman nezlesi" oldukça rahatsız edici bir sağlık sorunu olarak yaşanabiliyor. Alerjik nezlenin 2 gruba ayrıldığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bahar nezlesi, çimen, ağaç ve ot polenlerine bağlı gelişmekte iken, perennial alerjik nezle ise ev tozu akarı, hamamböceği, küf ve evcil hayvanlara bağlı gelişmektedir. Özellikle bahar aylarında burun akıntısı, burun tıkanıklığı sorunu yaşayan hastaların yaklaşık yarısı bahar nezlesidir. Bahar nezlesi yıl boyu sürer ya da mevsimseldir" dedi. Uzm. Dr. Mesut Arslan, alerji belirtilerini şöyle sıraladı: "Sık tekrarlayan burun akıntısı, burun tıkanıklığı ve aksırık nöbetleri ile kendini gösterir. Aksırıklar arka arkaya 10-20 atak halinde, burun akıntısı ise su gibi olup çok bol miktarda ve devamlıdır. Akıntı olmadığı durumlarda çocuk burun tıkanıklığından şikâyet edebilir. Burun tıkanıklığı burun içini kaplayan mukozanın şişmesinden olur. Alerjik nezle, göz sulanması ve kaşıntısı gibi göz alerjileri ile birlikte de görülebilir. Bazen damakta ve genizde akıntı veya kaşıntı hissedilebilir." "Alerjik nezle genellikle soğuk algınlığıyla karıştırılabilen bir hastalıktır" diyen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Eğer nezle, ilkbahar ve yaz aylarında başlayıp, üç haftadan uzun sürüyorsa ve iyileşme eğilimi göstermiyorsa, alerjik nezle şüphesi kuvvetli hale gelir. Böyle durumlarda mutlaka doktora danışılması gerekir. Bahar alerjisi çocuklukta 2 yaşından önce nadir görülür. Özellikle okul çağında sık görülür. Alerjik nezlesi olan çocuklarda astım da görülmesi sık karşılaşılan bir durumdur. Bu nedenle aileler çocukta öksürük ve hırıltı belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Çocukluk yaşlarında ilk belirtilerini veren hastalık yetişkin döneminde de devam edebilir" şeklinde konuştu. Çocukta alerjik nezleden şüphelenildiği durumlarda, alerjiye neden olan maddeyi tespit etmek için cilt veya kan testleri yapılabileceğine değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Testlerin sonucunda, çocuğun belli bir alerjene karşı duyarlı olduğu tespit edildiği takdirde, buna karşı tedbirler alınabilir ya da bu alerjiye yönelik tedaviye başlanabilir. Alerjik nezle tedavisinin ilk adımı alerjiye sebep olan alerjenlerden kaçınmaktır. Eğer çocuktaki alerjik nezle polenlere karşı gelişiyorsa, tozlaşmanın sıkça görüldüğü aylarda, çocuğu yeşil alanlardan mümkün olduğunca uzak tutmak gerekebilir ya da temas kaçınılmazsa tedavi altında tutulması sağlanmalıdır" dedi. Çevresel korunma yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda, ilaç tedavisinin etkili bir yöntem olacağına değinen Uzm. Dr. Mesut Arslan, "Bu ilaçlar sadece belirtilerin görüldüğü günlerde kullanıldıklarında bile, çocuğun şikâyetlerini gidermeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi de yetersiz kaldığında çocuklarda aşı tedavisi, "immünoterapi" uygulanmaktadır. Çocuğun duyarlı olduğu alerjenlerin artan dozlarda çocuğa verilmesiyle bağışıklık sistemini düzenlemeyi amaçlayan aşı tedavisi, bir süre sonra vücudun bu alerjenleri doğal karşılayabilmesini sağlamaktadır" ifadelerini kullandı.
Kanser ve Alzheimer tedavisinde kuantum noktalarının gücü araştırılıyor
27 Kasım 2025 Perşembe - 11:17 Kanser ve Alzheimer tedavisinde kuantum noktalarının gücü araştırılıyor Biruni Üniversitesi Eczacılık Fakültesi ile Singapur Ulusal Üniversitesi (NUS) arasında, TÜBİTAK destekli "Kendiliğinden Etkili, Anti-İnflamatuvar Kuantum Noktalarının Farmasötik Mühendisliği" başlıklı proje kapsamında yürütülen işbirliği, kanser ve Alzheimer gibi küresel sağlık sorunlarında yeni nesil tanı ve tedavi yaklaşımlarının kapısını aralıyor. Biruni Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Teknoloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Ecz. Gamze Çamlık, karbon temelli kuantum noktalarının hem iltihap ve ödem giderici etkiye sahip olması hem de ilaç taşıyıcı ve görüntüleme ajanı olarak işlev görebilmesi sayesinde, "akıllı ilaç sistemleri" döneminin başlaması için önemli bir potansiyel sunduğunu belirtti. "Hastalıkların erken teşhis ve tedavisi için kullanmayı hedefliyoruz" Kuantum noktalarının farmasötik bilimlerde devrim niteliğinde bir platform sunduğunu belirten Dr. Çamlık, "Bu proje ile iltihap ve ödem giderici özelliklere sahip karbon kuantum noktalarını hem kanser hem Alzheimer gibi hastalıkların tedavisi ve erken teşhisi için kullanmayı hedefliyoruz. Geliştireceğimiz akıllı sistemler; hem ilaç taşıyabilen, hem iltihabı baskılayan hem de hastalıklı dokuları yüksek hassasiyetle görüntüleyebilen çoklu fonksiyonlara sahip olacak" dedi. Kronik hastalıklar için yeni bir yaklaşım Kuantum noktalarının kanser mikro çevresindeki sürekli devam eden iltihabı modüle edebildiğini belirten Dr. Çamlık, bu sayede kemoterapi ilaçlarının etkinliğinin artırılabileceğini ifade etti. Alzheimer’da ise kuantum noktalarının, amiloid plakların erken görüntülenmesi ve nöroenflamasyonun azaltılması için kullanılabileceğini kaydetti. "Dünyada ilk kez iltihap ve ödem giderici özellikte kuantum noktaları geliştirilecek" Projenin, uluslararası literatürde de dikkat çeken özgün bir niteliği olduğuna vurgu yapan Dr. Çamlık, "Dünyada ilk kez sentezlenecek bu iltihap ve ödem giderici kuantum noktaları, yalnızca ilaç taşıyıcısı değil; aynı zamanda doğrudan tedavi edici etki üreten aktif ajanlar olacak. Bu yapı, kişiselleştirilmiş tıpta önemli bir paradigma değişikliğine yol açabilir" şeklinde konuştu. Uluslararası işbirliği ile farmasötik mühendislik için işbirliği Biruni Üniversitesi ve Singapur Ulusal Üniversitesi arasındaki işbirliğinin yalnızca bilimsel keşiflerle sınırlı olmadığını belirten Dr. Çamlık, doktoralı araştırmacılar ve lisans öğrencileri için açılacak değişim programlarının da proje kapsamında büyük önem taşıdığını ifade etti. Bu sayede genç araştırmacıların, Singapur’un ileri teknoloji laboratuvarlarında çalışma fırsatı bulacağı kaydedildi. Patent, yeni tedavi platformları ve küresel etki Projenin amacından söz eden Dr. Çamlık, "Projenin tamamlanmasıyla birlikte, erken teşhisten hedefe yönelik tedaviye kadar pek çok alanı kapsayan yeni nesil "teşhis ve tedavi" ürünlerin geliştirilmesi, uluslararası patent başvuruları yapılması ve sonuçların yüksek etki değerine sahip bilimsel dergilerde yayımlanması hedefleniyor" dedi. Dr. Gamze Çamlık, "Bu çalışmalar geleceğin tıbbına yönelik bir köprü oluşturacak. Amacımız sadece yeni bir ilaç formu değil, yeni bir tedavi anlayışı geliştirmek" diyerek sözlerini tamamladı.
Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde çocuk periton diyalizi ünitesi hizmete girdi
27 Kasım 2025 Perşembe - 11:00 Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde çocuk periton diyalizi ünitesi hizmete girdi Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nde çocuk periton diyalizi ünitesi hizmete açıldı. Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, deneyimli sağlık personeli, 5 yıldızlı otel konforundaki donanımı ve sağlık alanındaki son teknolojiye sahip cihazlarıyla dünya standartlarında hizmet veriyor. Bin 38 yatak kapasiteli hastanede, gelişen teknolojinin tüm imkanları hasta ve hasta yakınlarının hizmetine sunuluyor. Hizmetlerine yenilerini eklemeye devam eden hastanede çocuk periton diyalizi ünitesi de hizmete girdi. Ünitenin, diyaliz ihtiyacı olan çocuklar için çok önemli olduğunu vurgulayan Çocuk Nefroloji Uzmanımız Dr. Fatma Uzun, "Çocuklarda daha çok konjenital anomalilerden kaynaklı olan kronik böbrek yetmezliğinin son evresinde tedavide nakil ve diyaliz seçenekleri vardır. Organ bağışının yetersizliği nedeniyle diyaliz programları daha çok uygulanmaktadır. Hemodiyaliz ve periton diyalizi olmak üzere 2 çeşit diyaliz modelimiz bulunmaktadır. Hemodiyalizde çocuklarda damar yolu girişimlerinin zor olması, fistül açılmasında ki zorluklar ve hastanın hastaneye bağımlılığı gibi nedenlerle periton diyalizi çocuklarda hayatı önem taşımaktadır. Hastanemizde 2 çocuk nefroloji uzmanı ve eğitimli 2 diyaliz teknikeri ve çocuk cerrahisi ekibinin desteği ile periton diyalizi hizmeti sunmaya başladık. Tüm ekibimizle birlikte ilimize ve bölgemize katkı sunacak bu hizmeti sürdürmeyi planlıyoruz. Periton diyalizi ünitemizin ilimiz ve bölgemiz için hayırlı ve faydalı olmasını diliyorum" dedi. Çocuk Nefroloji Uzmanımız Dr. Esra Genç ise " Periton diyaliz merkezimizde çocuklarda renal replasman tedavisini sunarak kendi ilimizle birlikte bölge illerindeki hastalara da destek olabilmeyi amaçlıyoruz. Bu süreci güzel sonuçlar alarak sürdürmeyi hedefliyoruz" şeklinde konuştu.
Uzmanından mantar uyarısı: "Hepsi risk içeriyor"
27 Kasım 2025 Perşembe - 11:00 Uzmanından mantar uyarısı: "Hepsi risk içeriyor" Ormanlık alanlarda ortaya çıkmaya başlayan mantarların zehirli olabileceğini belirten acil tıp uzmanı Dr. Sinan Özdemir, "Zehirli mantar öldürebilir. Eğer zamanında ve etkin mücadelesi yapılmazsa, şikayetler başladığı anda hastaneye başvurulmazsa ilerleyen dönemlerde ciddi böbrek yetmezliklerine, karaciğer yetmezliklerine, organ yetmezliklerine sebep olabilir" dedi. Etkili olan yağışlarla birlikte Düzce’de vatandaşlar mantar toplamak için ormanlık alanlara yönelmeye başladı. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi’nde acil tıp uzmanı olarak görev yapan Dr. Sinan Özdemir, her bir mantarın zehirli olabileceğine dikkati çekerek, vatandaşlara uyarılarda bulundu. "Ormanda toplanan mantarların hepsi risk içeriyor" İlkbahar ve sonbahar aylarında vatandaşların mantar topladığını ifade eden Özdemir, "Köylülerin yanı sıra bilimsel araştırma yapan insanlar da mantar toplamaya gidiyor. Bazı vatandaşlar ise ’Bu mantar yeniliyormuş’ diyerek mantar topluyorlar. Ormanda toplanan mantarların hepsi bir risk içeriyor. Bu mantarlar birbirleriyle etkileşime girebiliyor. Bu etkileşim sonucunda daha önce zehir yapmayan bir mantar zehirlenmeye sebep olabiliyor. Bizim bölgemizde kanlıca mantarı, içi kızıl dediğimiz kültür mantarına benzeyen mantarlar, ağaç mantarları gibi türler toplanıyor. Bunlar kesinlikle zehirlenme yapmaz diyebilir miyiz? Maalesef diyemiyoruz" dedi. "Şikayet saatleri çok önemli" Doğada 10 binden fazla, Türkiye’de ise 2-3 bin arasında mantar türü bulunduğunu ifade eden Dr. Özdemir, şöyle devam etti: "Tüketilen mantarlarda zehirlenme belirti bulgularının süresi önemli. Mantarı yedikten 6 saat sonra bir şikayet başlıyorsa bizim daha çok korkmamız gereken mantarlar olabiliyor. Ama 2-3 saatte başlıyorsa şikayetler daha az korkmamız gerektiğini söyleyebiliriz. İlk 2 saatte genelde mide bulantısı, ishal, karın ağrısı, kramplar gibi şikayetler olabiliyor ama 6 saatten sonra başlayan şikayetler, yine bulantı kusma karın ağrısıyla başlayıp ciddi böbrek yetmezliklerine, karaciğer yetmezliklerine kadar semptomlar olabiliyor." "Etkin müdahale yapılmazsa ciddi sorunların oluşabilir" Mantar zehirlenmelerinin hafife alınmaması gerektiğini vurgulayan Özdemir, "Zehirli mantar tabii ki öldürebilir. Eğer zamanında ve etkin mücadelesi yapılmazsa, şikayetler başladığı anda hastaneye başvurulmazsa ilerleyen dönemlerde ciddi böbrek yetmezliklerine, karaciğer yetmezliklerine, organ yetmezliklerine hatta bilinçsel yetmezliklere ve beyinle ilgili sıkıntılara kadar sebep olabilir" ifadelerini kullandı.
Van’da kritik şah damarı tümörü ameliyatları başarıyla yapılıyor
27 Kasım 2025 Perşembe - 10:55 Van’da kritik şah damarı tümörü ameliyatları başarıyla yapılıyor Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, zorlu ve hayati risk taşıyan şah damarı (glomus) tümörü ameliyatlarında edindiği yüksek tecrübe sayesinde Türkiye’nin farklı illerinden gelen hastaları başarıyla tedavi ediyor. Boyun bölgesindeki hayati yapılar nedeniyle en riskli operasyonlar arasında gösterilen şah damarı tümörü ameliyatları, tecrübe gerektirdiği için Türkiye’de sınırlı sayıda hekim tarafından uygulanabiliyor. Lokman Hekim Van Hastanesinde görev yapan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel ise yıllar içinde edindiği deneyimle hem bölgeden hem de farklı illerden gelen hastaların tercih ettiği isimlerden biri hâline geldi. Meslek hayatının ilk yıllarında şah damarı tümörüne neredeyse hiç rastlamadığını belirten Prof. Dr. Halil Başel, Van’a geldikten sonra bu tümörlerin bölgede daha yaygın olduğunu fark ettiklerini söyledi. Başel son olarak Bursa’dan gelen 28 yaşındaki Ömer Faruk Yıldırım ile Manisa’dan gelen 45 yaşındaki Gülnur Atalay’ın da şah damarı tümörü nedeniyle kendisine başvurduğunu ve ameliyatlarının başarılı geçtiğini dile getirdi. "İlk ameliyatımda stresten iki gün uyuyamadım" İlk ameliyat dönemlerinde yaşadıkları zorlukları ve bugün ulaşılan tecrübeyi anlatan Prof. Dr. Başel, "İlk kez Van’a geldiğimde bu hastalığın bu kadar yaygın olduğunu fark ettim. O dönemde yaptığımız ilk glomus tümörü ameliyatında inanın stresten iki gün uyuyamadım. Çünkü gerçekten çok zor ve stresli bir ameliyattı. Ama şu anda çok sayıda vaka yaptığımız için en büyük ve en komplike tümörleri bile rahatlıkla çıkarabiliyoruz. Hasta yakınlarına da bilgi veriyorum; ameliyatlarımız genellikle yarım saat ile en fazla bir saat arasında sürüyor" dedi. "En küçük bir hata bile hayati risk oluşturabilir" Yıllar içinde yoğun vaka deneyimi kazandıklarını ve artık en komplike şah damarı tümörlerini dahi güvenle ameliyat ettiklerini dile getiren Başel, "Boyun bölgesi vücudun en karmaşık alanlarından biridir. Kalbe giden sinir, 12 kranial sinir, yemek borusu, soluk borusu, beyin damarları ve toplardamarlar, hepsi bu bölgededir. Dolayısıyla en küçük bir hata bile hayati risk oluşturabilir. Bu yüzden hekimler mümkün olduğunca bu bölgeye müdahale etmek istemez. Türkiye genelinde bu ameliyatı yapanların sayısı azdır. Ayda yılda bir gelen bir vakaya müdahale etmek tecrübesizlik anlamına gelir ve bu da hasta açısından risk demektir. Dolayısıyla birçok hekim bu bölgeye dokunmak istemez. Bu ameliyatların bizi bu kadar strese sokmasının nedeni de bölgenin zorluğu ve hayati önemi. Biz kalbin en komplike ameliyatlarını yapıyoruz. Normalde en zor ameliyat kalp ameliyatıdır. Fakat buna rağmen boyun bölgesi ameliyatları bize daha zor geliyor; çünkü boyun gerçekten çok kritik bir bölgedir" diye konuştu. "İyileşme süreci oldukça hızlı ve kolay oldu" Geldiği Bursa ilinde hastalığa 3 aylık bir süreç sonrası teşhis konulduğunu dile getiren 28 yaşındaki Ömer Faruk Yıldırım isimli hasta ise "Ameliyatın riskli olduğu ve doktorların bu konuda çok tecrübeli olmadığı söylendi. Ben de internetten araştırma yaparken Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel’i buldum. Hastalarının yorumları çok olumluydu. Bu sayede tedavi olmaya karar verdik. Ameliyat çok başarılı geçti. Şu an gayet iyiyim; istediğim zaman dışarı çıkabiliyor, gezip gelebiliyorum. İyileşme süreci de oldukça hızlı ve kolay oldu. Yani hiç yıpratıcı bir süreç yaşamadım" şeklinde konuştu. Eşinin internet üzerinden yaptığı araştırma sonucu Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel’e denk geldiğini ifade eden Gülnur Atalay isimli hastanın eşi Meriç Atalay da doktorun şu an yaptığı ameliyat sayısının kendilerine güven verdiğini kaydetti.
Van’da zorlu şah damarı tümörü ameliyatları başarıyla yapılıyor
27 Kasım 2025 Perşembe - 10:50 Van’da zorlu şah damarı tümörü ameliyatları başarıyla yapılıyor Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, zorlu ve hayati risk taşıyan şah damarı (glomus) tümörü ameliyatlarında edindiği yüksek tecrübe sayesinde Türkiye’nin farklı illerinden gelen hastaları başarıyla tedavi ediyor. Boyun bölgesindeki hayati yapılar nedeniyle en riskli operasyonlar arasında gösterilen şah damarı tümörü ameliyatları, tecrübe gerektirdiği için Türkiye’de sınırlı sayıda hekim tarafından uygulanabiliyor. Lokman Hekim Van Hastanesinde görev yapan Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel ise yıllar içinde edindiği deneyimle hem bölgeden hem de farklı illerden gelen hastaların tercih ettiği isimlerden biri hâline geldi. Meslek hayatının ilk yıllarında şah damarı tümörüne neredeyse hiç rastlamadığını belirten Prof. Dr. Halil Başel, Van’a geldikten sonra bu tümörlerin bölgede daha yaygın olduğunu fark ettiklerini söyledi. Başel son olarak Bursa’dan gelen 28 yaşındaki Ömer Faruk Yıldırım ile Manisa’dan gelen 45 yaşındaki Gülnur Atalay’ın da şah damarı tümörü nedeniyle kendisine başvurduğunu ve ameliyatlarının başarılı geçtiğini dile getirdi. "İlk ameliyatımda stresten iki gün uyuyamadım" İlk ameliyat dönemlerinde yaşadıkları zorlukları ve bugün ulaşılan tecrübeyi anlatan Prof. Dr. Başel, "İlk kez Van’a geldiğimde bu hastalığın bu kadar yaygın olduğunu fark ettim. O dönemde yaptığımız ilk glomus tümörü ameliyatında inanın stresten iki gün uyuyamadım. Çünkü gerçekten çok zor ve stresli bir ameliyattı. Ama şu anda çok sayıda vaka yaptığımız için en büyük ve en komplike tümörleri bile rahatlıkla çıkarabiliyoruz. Hasta yakınlarına da bilgi veriyorum; ameliyatlarımız genellikle yarım saat ile en fazla bir saat arasında sürüyor" dedi. "En küçük bir hata bile hayati risk oluşturabilir" Yıllar içinde yoğun vaka deneyimi kazandıklarını ve artık en komplike şah damarı tümörlerini dahi güvenle ameliyat ettiklerini dile getiren Başel, "Boyun bölgesi vücudun en karmaşık alanlarından biridir. Kalbe giden sinir, 12 kranial sinir, yemek borusu, soluk borusu, beyin damarları ve toplardamarlar, hepsi bu bölgededir. Dolayısıyla en küçük bir hata bile hayati risk oluşturabilir. Bu yüzden hekimler mümkün olduğunca bu bölgeye müdahale etmek istemez. Türkiye genelinde bu ameliyatı yapanların sayısı azdır. Ayda yılda bir gelen bir vakaya müdahale etmek tecrübesizlik anlamına gelir ve bu da hasta açısından risk demektir. Dolayısıyla birçok hekim bu bölgeye dokunmak istemez. Bu ameliyatların bizi bu kadar strese sokmasının nedeni de bölgenin zorluğu ve hayati önemi. Biz kalbin en komplike ameliyatlarını yapıyoruz. Normalde en zor ameliyat kalp ameliyatıdır. Fakat buna rağmen boyun bölgesi ameliyatları bize daha zor geliyor; çünkü boyun gerçekten çok kritik bir bölgedir" diye konuştu. "İyileşme süreci oldukça hızlı ve kolay oldu" Geldiği Bursa ilinde hastalığa 3 aylık bir süreç sonrası teşhis konulduğunu dile getiren 28 yaşındaki Ömer Faruk Yıldırım isimli hasta ise "Ameliyatın riskli olduğu ve doktorların bu konuda çok tecrübeli olmadığı söylendi. Ben de internetten araştırma yaparken Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel’i buldum. Hastalarının yorumları çok olumluydu. Bu sayede tedavi olmaya karar verdik. Ameliyat çok başarılı geçti. Şu an gayet iyiyim; istediğim zaman dışarı çıkabiliyor, gezip gelebiliyorum. İyileşme süreci de oldukça hızlı ve kolay oldu. Yani hiç yıpratıcı bir süreç yaşamadım" şeklinde konuştu. Eşinin internet üzerinden yaptığı araştırma sonucu Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel’e denk geldiğini ifade eden Gülnur Atalay isimli hastanın eşi Meriç Atalay da doktorun şu an yaptığı ameliyat sayısının kendilerine güven verdiğini kaydetti. (YLM-MSA-Y)
Akhisar’da lazerle böbrek taşı tedavisine başlandı
27 Kasım 2025 Perşembe - 10:43 Akhisar’da lazerle böbrek taşı tedavisine başlandı lazer yöntemiyle böbrek taşı tedavisi başladı; yüksek başarı oranı ve hızlı taburcu süresi sayesinde hastalara daha güvenli ve konforlu bir süreç sunuluyor. Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi, böbrek ve idrar yolu taşlarının tedavisinde ileri teknoloji ürünü Flexible Üreteroskopi (Flexible URS) – lazerle böbrek taşı kırma yöntemini hizmete aldı. Cerrahi kesi gerektirmeyen bu modern teknikle taşlar, doğal idrar yolları kullanılarak lazerle parçalanıyor ve hastalara daha hızlı, güvenli ve konforlu bir tedavi süreci sunuluyor. Flexible URS yöntemi, esnek fiberoptik bir cihazla idrar yollarından böbreğe ulaşılarak taşın lazerle parçalanması veya özel basket aletleriyle tek parça halinde çıkarılmasını sağlıyor. Günümüz tıbbında en etkili taş tedavileri arasında gösterilen yöntem; yüksek başarı oranı, düşük risk ve hasta konforu nedeniyle tercih ediliyor. Hastane tarafından yapılan bilgilendirmede, tedavinin cerrahi kesi gerektirmemesi, kanama riskinin çok düşük olması, böbrek dokusuna zarar vermemesi, kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalarda da uygulanabilmesi ve hastaların çoğunun aynı gün veya ertesi gün taburcu olabilmesi gibi önemli avantajlar öne çıktı. Ayrıca fazla kilolu hastalarda ve her iki böbreğinde taş bulunan kişilerde tek seansta tedavi yapılabildiği belirtildi. Başhekim Uzm. Dr. Hamza Bambal, yeni hizmetle ilgili değerlendirmesinde, kaliteli ve nitelikli sağlık hizmetini sürekli geliştirmeyi hedeflediklerini belirterek, "Önceliğimiz, hastalarımızın konforlu, güvenli ve modern tedavilere ulaşması. Lazerle böbrek taşı kırma tedavisinin hastanemizde uygulanmaya başlaması, Akhisar halkına ileri teknolojiyle sağlık hizmeti sunma hedefimizin önemli bir adımıdır. Bu hizmeti bölgemize kazandırmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz" dedi. Akhisar Mustafa Kirazoğlu Devlet Hastanesi, lazerle böbrek taşı tedavisi ile bölge halkına modern ve etkili sağlık hizmeti sunmayı sürdürmeyi hedefliyor.
Doç. Dr. Sert: "Ülkemizde her yıl 41 bin kişiye akciğer kanseri teşhisi konuyor"
27 Kasım 2025 Perşembe - 10:38 Doç. Dr. Sert: "Ülkemizde her yıl 41 bin kişiye akciğer kanseri teşhisi konuyor" Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Fatma Sert, Türkiye’nin akciğer kanseri görülme sıklığında dünyada 7. sırada yer aldığına dikkat çekerek, "Maalesef her yıl yaklaşık 41 bin vatandaşımıza yeni teşhis koyuyoruz. Bu hastalığa karşı en güçlü kalkanı size tekrar hatırlatıyorum. ‘Sigaradan uzak durun’" diye konuştu. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde (EÜTF) Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı etkinlikleri kapsamında "Bir Kurdeleden Fazlası /Akciğer Kanserinde Gerçekler ve Mitler" paneli düzenlendi. Panele konuşmacı olarak Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Fatma Sert ve Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Akın Çinkooğlu katıldı. Türk Akciğer Kanseri Derneği (TAKD) ve öğrenci kulüplerinin iş birliğiyle Tıp Fakültesi D Amfisi’nde gerçekleşen etkinlik, öğrenciler tarafından büyük ilgi gördü. Panelde, akciğer kanseriyle ilgili toplumda dolaşan yaygın yanlış inanışlar, alanında uzman hekimler tarafından bilimsel verilerle anlatılarak hastalığın güncel durumu, teşhis ve tedavi yöntemleri kapsamlı bir şekilde ele alındı. "Akciğer hastalığına karsı en güçlü kalkan sigaradan uzak durmak" Öğrencilerin kulaktan dolma bilgilere değil, bilime kulak vermesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Fatma Sert, "Dünya genelindeki tabloya baktığımda, her yıl 2.5 milyon yeni vaka ve 1.9 milyon ölümle karşılaşıyoruz. Buda durumun ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyuyor. Ülkemiz maalesef akciğer kanseri görülme sıklığında dünyada 7. sırada yer alıyor. Her yıl yaklaşık 41 bin vatandaşımıza yeni teşhis koyuyoruz. Özellikle kadınlarda sigara kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte vaka sayılarının yükseliş trendinde olduğunu üzülerek belirtmek isterim. Sizlerden ricam, kulaktan dolma efsanelere değil, bilime kulak vermenizdir. Bu hastalığa karşı en güçlü kalkanı size tekrar hatırlatıyorum. ‘Sigaradan uzak durun’" diye konuştu. "Elektronik sigara normal sigara kadar zararlıdır" Toplumda sıkça karşılaşılan ve sigara kullanımını meşrulaştırmaya çalışan bahaneleri net ifadelerle reddeden Doç. Dr. Fatma Sert, "’Komşum içmedi ama kanser oldu’ miti çöktü. Evet, sigara içmeyenlerde de genetik nedenlerle akciğer kanseri görülebilir, ancak bu sadece bir istisnadır. Vakaların yüzde 85-90’ı tütün kullanımıyla ilişkilidir. Bir istisnayı örnek gösterip sigarayı meşrulaştırmak, bile bile kendini büyük bir riske atmaktır. Elektronik sigaranın da halk arasında daha zararsız olduğu, kanseri etkilemediği düşünülse de normal sigara kadar zararlı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır" dedi. Doç. Dr. Sert, konuşmasında erken teşhisin hayat kurtarıcı önemine de dikkat çekti. "Erken tanıda yapay zekâ artık en büyük yardımcımız" Doç. Dr. Akın Çinkooğlu ise "Akciğer kanseri teşhisinde teknoloji hızla gelişiyor. Yapay zekâ destekli görüntüleme sistemlerinin, insan gözünün atlayabileceği milimetrik nodülleri bile saptayabiliyor. Erken tanıda yapay zekâ artık en büyük yardımcımız. Hem teşhisin doğruluğunu artırıyor hem de tedavi süreçlerini kişiselleştirmemize imkân sağlıyor. Bu sayede hastalığa çok daha erken evrelerinde müdahale etme şansımız oluyor. Akciğer kanserinin artık eskisi kadar umutsuz bir tablo değildir. Kemoterapinin yerini giderek akıllı ilaçlar ve immünoterapiler alıyor. İleri evrelerde bile PD-1/PD-L1 inhibitörleri sayesinde uzun süreli yanıtlar alabiliyoruz. Akciğer kanseri artık birçok hasta için kronik bir hastalığa dönüşebiliyor ve yaşam kalitesi önemli ölçüde artırılabiliyor" diye konuştu. Etkinlik, Türk Akciğer Kanseri Derneği’nin "Bir nefes, bir yaşam. Farkındalıkla başlayalım, erken tanıyla sürdürelim" çağrısı ve etkinliği düzenleyen öğrenci gruplarının hazırladığı ‘Ne Kadar Biliyoruz?’ tarzındaki eğlenceli bilgi oyunu ile sona erdi.
Uzm. Dr. Filiz Mıhçı: "Çocuklarda epilepsi yüzde 80 oranında tedavi ediliyor"
27 Kasım 2025 Perşembe - 10:13 Uzm. Dr. Filiz Mıhçı: "Çocuklarda epilepsi yüzde 80 oranında tedavi ediliyor" Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, çocuklarda epilepsi hastalığının doğru tanı ve tedaviyle yüzde 70-80 oranında tamamen kontrol altına alınabildiğini ifade ederek, hatta ilaca gerek kalmadan nöbetlerin durabildiği bir hastalık olduğunu belirtti. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Nörolojisi Bölümü’nden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, "1-30 Kasım Epilepsi Farkındalık Ayı" nedeniyle çocuklarda epilepsi ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi. Bir anne-babanın en büyük korkularından biri olduğunu belirten Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, "Çocuğunun aniden yere düşüp kasılması ya da bir anda dalıp gitmesidir. Bu tablo, çoğu zaman epilepsi (sara) hastalığıyla ilişkilendirilir. Çocuklarda epilepsi, beyindeki elektrik sinyallerinin ani ve kontrolsüz boşalmaları sonucu oluşan nöbetlerle kendini gösteren yaygın bir durumdur. İyi haber şu ki çocuklarda görülen epilepsi, doğru yaklaşımla büyük ölçüde tedavi edilebilir. Doğru tanı ve tedaviyle yüzde 70-80 oranında tamamen kontrol altına alınabilen, hatta ilaca gerek kalmadan nöbetlerin durabildiği bir hastalıktır. Özellikle nedeni bilinmeyen epilepsiler, en kolay iyileşenlerdir" dedi. "Genellikle nedeni bilinmiyor" Epilepsi, beyindeki sinir hücrelerinin ani ve aşırı elektrik boşalmaları sonucu ortaya çıkan tekrarlayıcı nöbetler olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, "Tek bir nöbet epilepsi değildir; teşhis için en az iki nöbetin olması ve ateş gibi başka bir nedenin bulunmaması gerekir. Bazen genetik bir yatkınlık, bazen doğum sırasındaki oksijen eksikliği, bazen de menenjit gibi enfeksiyonlar tetikleyici olabilir. Ancak vakaların yarısından fazlasında hiçbir neden bulunmaz. Bu durum, hastalığın ‘kötü’ olduğu anlamına gelmez; tam tersine, nedeni bilinmeyen epilepsiler genellikle tedaviye daha iyi yanıt verir" şeklinde konuştu. "Epilepsi türünü nöbetlerin şekli belirliyor" Epilepsi türleri nöbet şekline göre ayrıldığını ifade eden Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, "Kısmi nöbetler beyinin bir bölgesinden başlar; jeneralize nöbetler ise tüm beyni etkiler. Çocuklarda sık görülenler türler şunlardır; Absence (Petit Mal): Çocuk birkaç saniyeliğine ‘donup kalır’, göz kırpıştırır. Öğretmenler ‘hayallere dalıyor’ sanabilir. Miyoklonik: Kol veya bacaklarda ani sıçramalar gerçekleşir. Toni-klonik (Grand Mal): Bilinç kaybı, kasılma ve gevşeme evreleri görülür. Epilepsi bir engel değil, yönetilebilir bir durumdur. Birçok ünlü bilim insanı, sporcu ve sanatçı epilepsiyle yaşamış ve zirveye ulaşabilmiştir. Epilepsi, çocuğun geleceğini çalmaz; yanlış bilgiler ve korku çalar. Erken tanı ve düzenli takip ile çoğu çocuk, ilaçsız ve nöbetsiz bir hayat sürebilir. Şüpheniz varsa, vakit kaybetmeden bir çocuk nöroloğuna başvurmak hayati önem taşımaktadır" diye konuştu. "Çocuklarda epilepsi tedavi edilebilir bir hastalıktır" Tedavi genellikle ilaçlarla başladığını ve yüzde 70’i ilaçlarla tamamen kontrol altına alındığı anlatan Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, "İlk ilaçla üç çocuktan ikisi tamamen nöbetsiz yaşar. Dirençli vakalarda ketojenik diyet, cerrahi müdahale veya vagus sinir stimülasyonu gibi alternatifler uygulanır. Erken teşhisle başarı oranı yüksektir" ifadelerini kullandı. Epilepsi nöbeti geçiren bir çocuğa yapılması gerekenler hakkında da bilgi veren Uzm. Dr. Filiz Mıhçı, "Çocuğu yan yatırın, başını koruyun. Ağzına bir şey sokmayın. 5 dakikadan uzun sürerse 112’yi arayın. Saklamayın: Öğretmeni bilsin, arkadaşları ‘O bazen yıldızları sayıyor’ desin. Aşırı korumayın: Çocuğunuzu ‘hasta’ gibi büyütmeyin; futbol oynasın, ağaca tırmansın. Epilepsi değil, korku engeller. Nöbet günlüğü tutun: Not aldığınız her satır, doktorunuza büyük kolaylık sağlar. Banyoda yalnız bırakmayın. Bisiklete binerken kask ve yüzme sırasında yelek veya kolluk kesinlikle kullanın. Ateşli hastalıklarda parasetamolu erken verin; ateş nöbeti tetikleyebilir" dedi.
Çocuklarda kalp sağlığına dikkat: "Takipleri düzenli yaptıralım"
27 Kasım 2025 Perşembe - 10:10 Çocuklarda kalp sağlığına dikkat: "Takipleri düzenli yaptıralım" Çocuklarda kalp sağlığına ilişkin uyarılarda bulunan uzmanlar, "Yılda 12 bin çocuk doğumsal kalp hastalığıyla dünyaya geliyor, erken tanı mümkün. Doğumsal kalp hastalığı olan çocukların gerek anne karnında gerek doğum sonrası takiplerini düzenli olarak yaptıralım" dedi. Türkiye’de her yıl çok sayıda bebek doğumsal kalp hastalığıyla doğarken kalp hastalıkları sonradan da meydana gelebiliyor. Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Damla Gökçeer Akbulut, Sultangazi Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Canan Yolcu da sağlıksız beslenme, hareketsizlik, obezite, gibi durumların süreç üzerine etkisine dikkat çekti. Uzmanlar, çocuklarda kalbi tehdit eden durumlara karşı bilgi verirken önemli uyarılarda bulundu. ‘Sağlık Bakanlığı verilerine göre her yıl bin canlı doğumdan 8’inde doğumsal kalp hastalığı görebilmekteyiz’ diyerek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Damla Gökçeer Akbulut, "Yılda 12 bin çocuk doğumsal kalp hastalığıyla dünyaya geliyor. Çeşitli nedenleri olabiliyor bazen annenin gebelikte kullandığı ilaçlar ya da diyabet gibi bir hastalığı olması, genetik rahatsızlıklar, bunlar genetik olarak kalp rahatsızlıklarına yol açabiliyor. Bu hastalarda erken tanı mümkün, daha anne karnındayken fetal ekokardiyografi (anne karnındaki bebeğin kalp yapısını ve işlevini değerlendirmek amacıyla kullanılan bir tıbbi görüntüleme)yle doğumsal kalp hastalığı olan bebeklerde doğum sonrası erken müdahale yapabiliyoruz. Bazı bebekler mor doğabiliyor ancak bazılarında bu bulgular ilk ay içinde gelişebiliyor" dedi. "Müdahale edilmediğinde yaşamsal olabilecek sorunlarla karşılaşabiliyoruz, hasta kaybedilebiliyor" Uzm. Dr. Gökçeer Akbulut ise, "Ailede daha önceden tanısı olmayan doğumsal kalp hastalığı olan bir bebek olduğunda hızlı nefes alıp verme, morarma ya da emerken soğuk terleme gibi bulgular varsa mutlaka çocuk hekimi kontrolünde bir çocuk kardiyoloğuna hızlıca yönlendirilmesi lazım. Doğar doğmaz müdahale edilmediğinde yaşamsal olabilecek sorunlarla karşılaşabiliyoruz, hasta kaybedilebiliyor. Anne karnında olmuyorsa da doğar doğmaz ekokardiyografi yaparak tanısını koymak mümkün. Hastalarda viral enfeksiyon ve kış döneminde RSV virüsü, ilk 2 yaştaki çocuklarda sık gördüğümüz bir viral enfeksiyon, sezonuna girmiş bulunmaktayız. Doğumsal kalp hastalığı olan çocuklarda ekim, mart ayları arasında mutlaka RSV aşılaması yapılmasını tavsiye ediyorum. İnfluenza dediğimiz belirtiler varsa ya da covid sonrası miyokardit dediğimiz kalp kası iltihabı görebiliyoruz. Çok ciddi boyutlarda şok tablosu dediğimiz tansiyon düşüklüğü, taşikardi dediğimiz nabız hızlanması ve solunum yetersizliği bulguları, hastada ödem artışı, hızlı nefes alıp verme gibi bulgularla yoğun bakım yatışı gerektirebiliyor. Kalp hastası olduğundan emin olduğumuz bir çocukta yıllık aşılamalarına influenza açısından devam edilmesini öneriyoruz" diye konuştu. "Varsa enerji içeceği kullanımının önüne geçilmesini tavsiye ediyorum" "Günümüzde ekran maruziyetinin, paketli gıdaların tüketiminin artması hareketsizlikle birlikte obezite yaygın bir sorun oluşturmakta" diyen Uzm. Dr. Gökçeer Akbulut, "Özellikle sık göğüs ağrısı ve çarpıntı yaşayan çocuklarda ritim bozukluğu da varsa kafein tüketiminin sınırlandırılması, varsa enerji içeceği kullanımının önüne geçilmesini tavsiye ediyorum. Özellikle gazlı içecekler tüketilmemesini öneririm sadece kalp damar sağlığı açısından değil, diğer organ yağlanmaları, içerdiği ek koruyucu maddeler yönünden genel sağlık sorunu da oluşturabilmektedir. Spora katılım öncesi bir fizik muayene yapılması, ailede risk faktörü varsa ya da çocukta üfürüm duyulmuşsa mutlaka bir kardiyoloji kontrolünden geçirilmesi önerilir. Bir kardiyoloji hekimi muayenesi sonrası spora başlaması uygun olacaktır. Periyodik aralıklarla yürüyüş yapılmasını öneririm. Genel olmamakla beraber altta yatan bir kalp sorunu olduğu bilinmeyen bir çocukta, enerji içeceği kullanımı sonrası adrenalin deşarjı artacağı ve kalp kasının aniden daha fazla oksijen tüketmesine yol açacağı için ani kalp krizi riski taşıyabilmektedir. Altta yatan sorun bilinmediyse daha yaşamsal sıkıntılar gelişebilir. Sağlıklı beslenelim, yürüyüşümüzü ihmal etmeyelim. Doğumsal kalp hastalığı olan çocukların gerek anne karnında gerek doğum sonrası takiplerini düzenli olarak yaptıralım. Sadece yağlı değil aynı zamanda şekerli ürünler de yağa dönüşerek kalp ve damar sağlığını bozabilmektedir" şeklinde konuştu. "Sağlıklı beslenmeye özen gösterelim, hareketsiz yaşama dur diyelim" Çocukların fast food vs. gibi tüketimler yerine sağlıklı besinlerle beslenmesi, hareketsiz kalmaması gerektiğini aktaran Uzm. Dr. Canan Yolcu, "Biz aileler de herhalde çocuklarımızla çok fazla çatışmak istemiyoruz. Onların dediklerini yapan oluyoruz ve netice istemediğimiz, bu kötü sonuçlarla karşılaşıyoruz. Yağ oranları çok fazla sadece diyete bağlayamayız, tuzlu gıdalar alıyorlar, katkı maddesi içeren gıdalar da tabi etkileyebiliyor. Eşlik eden komorbidite dediğimiz durumların da olması ama en başta altını çizeceğimiz durumsa; birtakım hastalıkların ailesel, kalıtımsal özellikler göstermesi özellikle kan lipit oranlarının çok yüksek olmasına dikkat çekmek isterim. Covid döneminde MİS-C dediğimiz hastalarla karşılaştık, kawasaki hastalığına çok benziyordu. Her ağrı önemli olmayabilir ama ağrının karakteri gerçekten önemli. Ağrı uzun sürüyorsa 15 dakikanın üzerine çıkıyorsa sol tarafta başlıyor; sol kola, boyuna, çeneye yayılırsa ezici, sıkıştırıcı bir ağrıysa, altta yatan birtakım hastalıkları varsa çocuk daha önceden kawasaki hastalığı geçirmişse ailesel tromboza yatkınlık, hiperkolesterolemi (Kolesterolün kanda normalden fazla düzeylerde olması), farklı ilaç kullanımları varsa tabi ki dikkatli kontrollere gitmesi lazım. Bu tür ağrıları göz ardı etmemesi lazım. Göğüs ağrısının daha çok çocuklarda kalp dışı nedenli olduğunu biliyoruz. En çok kas, iskelet, gastrointestinal sistem, solunum sistemi hastalıkları izleyebilir. Nedeni belli olmayan bir grup da var. Acil muayenede bir üfürüm duyulmuşsa zaten hekim arkadaşımız çocuk kardiyoloji polikliniğine yönlendiriyordur. Ailelerimizi de uyarmak istiyorum; size söylendiğinde lütfen gidiniz, üzerine düşünüz. Sağlıklı beslenmeye özen gösterelim, sedanter yaşama dur diyelim" dedi.