Son Dakika
|
Altın fiyatı düştü, Kuyumcukent’te gram altın tükendi
Ünlü yapımcı Erol Köse hayatını kaybetti
İran Dışişleri Bakanlığı'ndan müzakare açıklaması!
Trump’tan İran kararı!
Konya’da akraba kavgasında 1 kişi vuruldu
Fatih’te çöken binaların ardından çevrede hasar tespit çalışması başlatıldı
Bursa’da bıçaklı kavga...Boğazı kesilen kişi hayatını kaybetti
Hakkari ve Yüksekova’da eğitime kar engeli
İsrail ordusu: "Tahran’a geniş çaplı bir saldırı dalgası başlatıldı"
İran’ın son füze saldırıları İsrail’deki birçok bölgede maddi zarara yol açtı
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
A Genocide Survivor Searching the Ruins of Sabra in Gaza
Trump: "Beş gün süre veriyoruz, sonra duruma bakacağız"
Netanyahu: "Herhangi bir anlaşmada hayati çıkarlarımızı koruyacağız"
Yandı sandılar cinayet çıkı: Kağıt ve tahtaları ayçiçeği yağıyla tutuşturup yangın çıkarmış
Bursa’da sis: Mudanya yolunda görüş mesafesi düştü
ABD’de yolcu uçağının iniş sırasında hizmet aracına çarptığı anın görüntüleri ortaya çıktı
Arabulucuların ABD ve İran'ı İslamabad'da bir araya getirmeye çalıştığı iddiası
Rusya: "Durumu yakından izlemeyi sürdürüyor ve kısa sürede barışçıl bir seyir kazanacağını umuyoruz"
SAĞLIK
Bahar aylarında çocuk sağlığı için dikkat zamanı
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:49:09
Mevsim geçişlerinde çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklar artış gösterebiliyor. Uzmanlar, ebeveynlerin belirtileri yakından takip etmesi ve günlük alışkanlıklara özen göstermesinin önemine dikkat çekiyor. Mevsim geçişleriyle birlikte çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonları ve ateşli hastalıklarda artış gözlenebiliyor. Özel Adatıp Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Erbil Sak, bahar aylarında çocuk sağlığında dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin açıklamalarda bulundu. Sak, hava sıcaklıklarındaki ani değişimlerin ve artan polen yoğunluğunun çocukları etkileyebildiğini belirterek, "Mevsim geçişlerinde özellikle soğuk algınlığı, boğaz enfeksiyonları, öksürük ve ateş gibi şikâyetler daha sık görülebiliyor. Bağışıklık sistemi bu dönemde daha hassas hale gelebilir. Uzun süren öksürük, yüksek ateş, halsizlik ve iştahsızlık gibi durumlarda mutlaka uzman değerlendirmesi yapılmalıdır. Erken dönemde yapılan muayene sürecin sağlıklı ilerlemesine katkı sağlar" dedi. "Günlük alışkanlıklar önemli rol oynar" Bahar aylarında çocukların sağlığını korumak için düzenli uyku, dengeli beslenme ve yeterli sıvı tüketiminin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Sak, "Hijyen alışkanlıklarının sürdürülmesi ve çocukların dinlenmesine özen gösterilmesi bu dönemde koruyucu bir yaklaşım olabilir. "Bazı çocuklar bu süreci hafif geçirirken, bazıları daha sık enfeksiyon yaşayabilir. Bu nedenle belirtiler bireysel olarak değerlendirilmelidir" diye konuştu.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:48
DEHB çocukların okul ve sosyal hayatını etkileyebiliyor
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) çocukların hem akademik başarısını hem de sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğini belirten Psikolog İrem Güler, "Sosyal ilişkilerde dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nun (DEHB) yalnızca çocukluk dönemine özgü bir durum olmadığına dikkat çekiliyor. Medical Park Ankara Hastanesi’nden Psikolog İrem Güler, bu nörogelişimsel tablonun ergenlik ve yetişkinlikte de devam edebileceğini, ancak doğru tanı ve çok yönlü destekle bireylerin yaşam kalitesinin belirgin şekilde artırılabileceğini vurguladı. "DEHB dikkat, dürtü ve aktiviteyi etkileyen bir durumdur" DEHB’nin dikkat süreçlerini, dürtü kontrolünü ve aktivite düzeyini etkileyen bir durum olduğunu belirten Güler, "DEHB; yalnızca çocuklara özgü değildir, pek çok bireyde ergenlik ve yetişkinlik döneminde de varlığını sürdürür. Tanı için belirtilerin genellikle 12 yaşından önce başlaması beklenir ancak her zaman bu dönemde fark edilmeyebilir" diye konuştu. "‘Çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" DEHB’nin belirtilerinin dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç ana başlıkta toplandığını ifade eden Güler, "Dikkatini sürdürmekte zorlanma, sık hata yapma, eşyaları kaybetme ve görevleri organize edememe dikkat alanındaki güçlükler arasındadır. Hiperaktivite yerinde duramama ya da içsel huzursuzluk şeklinde ortaya çıkabilir. Dürtüsellik ise söz kesme, sırasını bekleyememe ve sonuçlarını düşünmeden hareket etme gibi davranışlarla kendini gösterir. Her bireyde aynı belirtiler görülmeyebilir. Dikkat eksikliği ile hiperaktivite her zaman birlikte görülmez. Bu nedenle ‘çok hareketli değilse DEHB değildir’ düşüncesi doğru değildir" açıklamasında bulundu. "Okul başarısı ve sosyal ilişkiler etkilenebilir" DEHB’nin akademik performansı dolaylı olarak etkileyebileceğini aktaran Güler, "Dikkatini sürdürememe, ödevleri organize edememe ve zaman yönetiminde zorlanma notlara yansıyabilir. Sosyal ilişkilerde ise dürtüsellik nedeniyle akran ilişkilerinde sorunlar yaşanabilir. Ancak doğru destekle çocuklar hem akademik hem de sosyal alanlarda önemli gelişmeler gösterebilir" dedi. "Tanı süreci çok yönlü değerlendirme gerektirir" Güler, tanının tek bir teste dayanmadığını vurgulayarak "Tanı süreci uzman tarafından yürütülür. Gelişim öyküsü, aile ve öğretmen gözlemleri ile belirtilerin birden fazla ortamda görülüp görülmediği birlikte değerlendirilir. Bazı durumlarda bilgisayar tabanlı testler de süreci desteklemek amacıyla kullanılabilir" şeklinde konuştu. Tedavi sürecine ilişkin bilgi veren Güler, şu bilgileri paylaştı: "İlaçlar dikkat ve dürtü kontrolünü düzenlerken, psikolojik destek bireye zaman yönetimi ve başa çıkma becerileri kazandırır. Hafif durumlarda yalnızca psikolojik destek yeterli olabilirken, orta ve ağır vakalarda iki yöntemin birlikte uygulanması daha etkili sonuçlar verir." Ailelere önemli uyarılar Ebeveynlerin ev ortamında sağlayacağı düzenin önemine dikkati çeken Güler, "Tutarlı bir günlük rutin oluşturmak, görevleri küçük parçalara bölmek, görsel hatırlatıcılar kullanmak ve çocuğun başarılarını takdir etmek motivasyonu artırır. Ekran süresinin sınırlandırılması ve düzenli uyku alışkanlığı da belirtilerin kontrolünde önemli rol oynar" ifadelerini kullandı. DEHB’li bireylerin güçlü yönlerine de değinen Güler, "Bu bireyler ilgi duydukları alanlarda yoğun odaklanma geliştirebilir. Hızlı problem çözme ve farklı düşünme becerileri sık görülen özellikler arasındadır. Doğru destekle bu özellikler önemli bir avantaja dönüşebilir" diye konuştu. Toplumda DEHB ile ilgili yanlış bilgilerin yaygın olduğunu söyleyen Güler, "DEHB tembellik ya da yaramazlık değildir. Nörobiyolojik temelli bir durumdur. ‘Sadece çocuklarda görülür’ ya da ‘ilaçlar çocuğu robotlaştırır’ gibi yanlış inanışlar, bireylerin destek almasını geciktirebilir" ifadelerine yer verdi. Güler, doğru tanı ve uygun destekle DEHB’li bireylerin hem eğitim hem de sosyal yaşamda başarılı ve üretken bireyler olabileceğinin altını çizdi.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:17
Alanya’da bayram tatili süresince 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunuldu
Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, Ramazan Bayramı tatili süresince Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti sunulduğunu açıkladı. Bayram tatili süresince hastanede verilen sağlık hizmetlerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, "Arife günü de dâhil olmak üzere bayram tatili boyunca bin 221 sağlık personelimizle birlikte; Acil Servis, ameliyathane, yoğun bakım, doğumhane, diyaliz ve tüm yataklı servislerimizde kesintisiz sağlık hizmeti sunduk’’ dedi. 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildi Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bayram tatili boyunca 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verildiğini aktaran Karakuş ‘’Bayram tatilinde Acil Servis’te 3 bin 768 hastaya sağlık hizmeti verirken, 81 hastamızın ameliyatını başarıyla gerçekleştirdik. Ayrıca 121 hastamızın yatışı yapılarak tedavilerine yataklı servislerimizde devam edildi. Bu süreçte 4 bebeğimiz hastanemizde dünyaya gözlerini açtı ve ailelerinin mutluluğuna ortak olduk. 86 hastamıza diyaliz hizmeti verilirken, 5 hastamıza da anjiyo işlemi uygulandı. Yönetim ekibimiz, bayram süresince görev yapan sağlık personelimizle koordineli bir şekilde çalışarak hasta yoğunluğuna göre gerekli planlamaları ve takviyeleri gerçekleştirdi. Sağlık tesisimiz ve birimlerimiz yerinde incelenerek hizmetlerin aksamaması sağlandı. Bu yoğun süreçte büyük bir özveri ve ekip ruhuyla çalışan, Ramazan Bayramı’nı hastalarımızla birlikte geçirerek kesintisiz sağlık hizmeti sunan tüm meslektaşlarıma ve sağlık çalışanlarımıza şahsım ve vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum. Tedavisi devam eden hastalarımıza da acil şifalar diliyorum" ifadesini kullandı.
23 Mart 2026 Pazartesi - 16:07
"Mevsimsel grip sanılıyor, kronik astıma dönüşebiliyor"
Karadeniz Bölgesi’nde artan nem ve hava değişimlerinin alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" dedi. Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda artış gösteren alerjik solunum yolu hastalıklarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bölgenin nemli iklimi ve yoğun bitki örtüsünün alerjik hastalıkları tetiklediğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, özellikle geçmeyen solunum şikayetlerinin mevsimsel hastalıklarla karıştırılmaması gerektiğini vurguladı. Karadeniz’in iklim özelliklerinin alerjik hastalıkların görülme sıklığını artırdığını ifade eden Uzm. Dr. Uluışık, "Karadeniz’in nemli iklimi, bitki örtüsü ve mevsim geçişlerindeki hava değişimleri, alerjik hava yolu hastalıklarının daha sık görülmesine yol açabiliyor. Bölgede özellikle astım ve alerjik rinit vakalarında son yıllarda önemli bir artış gözlemleniyor" şeklinde konuştu. "Belirtiler grip ile karıştırılmamalı" Alerjik hastalık belirtilerinin çoğu zaman grip ile karıştırıldığını dile getiren Uzm. Dr. Uluışık, "Burun tıkanıklığı, hapşırık, öksürük, hırıltı ve nefes darlığı gibi şikayetler mevsimsel grip ile karıştırılmamalıdır" ifadelerine yer verdi. Bu tür şikayetlerin uzun sürmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, "Sürekli tekrarlayan öksürük ve nefes darlığı gibi belirtiler sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Bu belirtiler alerjik astımın habercisi olabilir" ifadelerini kullandı. "Tedavi edilmeyen alerji kronik astıma dönüşebilir" Alerjik hastalıkların ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Uluışık, "Erken dönemde tedavi edilmeyen alerjik hastalıklar zamanla kronik astıma dönüşebiliyor. Özellikle risk grubunda yer alan bireylerin dikkatli olmalı ve düzenli kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu. "Polen, nem ve ev tozu en önemli tetikleyiciler" Uzm. Dr. Uluışık, bahar aylarında artan polen yoğunluğunun alerjik hastalıkları tetiklediğine dikkat çekerek, "Samsun’da özellikle bahar aylarında polen yoğunluğu, kıyı bölgelerde ise nem ve ev içi toz akarları hastalıkları tetikleyen başlıca faktörler arasında yer alıyor" şeklinde konuştu. Alerjik hastalıklardan korunmak için bazı önlemlerin alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Uluışık, "Risk grubundaki kişilerin sigara dumanından uzak durmaları, yaşam alanlarını düzenli havalandırmaları ve kontrollerini aksatmamaları önemlidir" ifadelerine yer verdi. "Erken tanı ile kontrol mümkün" Alerjik hastalıkların erken tanı ile kontrol altına alınabileceğini belirten Uzm. Dr. Uluışık, şu ifadelere yer verdi: "Sürekli tekrarlayan öksürük, nefes darlığı veya burun akıntısı sadece mevsimsel bir durum olmayabilir. Erken tanı ile astım ve alerjik hastalıkların kontrol altına alınması mümkündür. Sağlıklı nefes, güçlü bir yaşamdır. Nefesinizi ihmal etmeyin."
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
23 Mart 2026 Pazartesi- 11:07
Yapay zeka doktorunuz değil
2
23 Mart 2026 Pazartesi- 09:52
Türkiye’de tüberküloz vakaları 19 yılda yüzde 65 azaldı
3
23 Mart 2026 Pazartesi- 10:56
Ekran başında geçen süre çocukların motor gelişimini yavaşlatıyor
4
22 Mart 2026 Pazar- 11:01
Çocuğunuzu bahar alerjisinden korumanın yolları
5
23 Mart 2026 Pazartesi- 09:06
Mısır’da hasar gören kalp Türkiye’de şifa buldu
21 Kasım 2025 Cuma - 16:06
Mevsimsel grip hakkında bilinmeyenler
Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Güzin Zeren Öztürk ve TAHUD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Seçil Günher Arıca, grip ve soğuk algınlığının farklı olduğunun özellikle altını çizerek, hastalıkla ilgili önemli açıklamalarda bulundular. Mevsimsel grip, her yıl dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, grip salgınları yılda 3-5 milyon ağır vaka ve 290 bin-650 bin solunum yolu hastalığına bağlı ölümle sonuçlanabiliyor. Verilere göre; vakaların çoğu hafif-orta şiddette seyrederken, özellikle 65 yaş üstü bireyler, kronik kalp-akciğer hastalıkları ve diyabet gibi altta yatan rahatsızlığı olanlar, bağışıklık sistemleri baskılanmış hastalar, küçük çocuklar ve gebeler için influenza; ciddi komplikasyonlar, hastaneye yatış ve ölüm riski taşıyabiliyor. Grip; yüksek ateş, kas ve baş ağrısı, boğaz ağrısı, kuru öksürük, burun akıntısı ve halsizlik gibi belirtilerle seyreden viral bir solunum yolu enfeksiyonu olarak dikkat çekiyor. Basit bir nezleden farklı olarak tüm vücudu etkileyen sistemik bir hastalık olan grip, özellikle 65 yaş üstü bireyler ve kronik hastalığı bulunan kişilerde ciddi komplikasyonlara neden olabiliyor. Grip sezonunun da başlamasıyla birlikte Türkiye Aile Hekimleri Uzmanlık Derneği (TAHUD) Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Güzin Zeren Öztürk ve TAHUD Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Seçil Günher Arıca, grip ve soğuk algınlığının farklı olduğunun özellikle altını çizerek, hastalıkla ilgili önemli açıklamalarda bulundular. Tüm dünyada takip edilen bir hastalık olan grip enfeksiyonunun kalp-damar, akciğer, böbrek ve diyabet gibi hastalıkları tetikleyebildiği aktarılırken, bilimsel çalışmalar, grip sonrası ilk yedi gün içinde kalp krizi riskinin altı kata kadar arttığını gösterdiği vurgulandı. Özellikle risk gruplarının grip aşısını ihmal etmemesinin hayati önem taşıdığı belirtilirken, örneğin; diyabetik hastalarda gribe bağlı hastaneye yatış ve vefatın 5 kat daha fazla olabildiği ifade edildi. "Aşı, toplumsal bir sorumluluk" Aşı olmanın toplumsal bir sorumluluk olduğunun altını çizen Prof. Dr. Güzin Zeren Öztürk, "Aşılanma oranının dünyada yüzde 70-80’lerde olmasına rağmen Türkiye’de henüz yolun çok başında olduğumuzu, toplumun grip için aşılanma oranı ne kadar yüksek olursa, ağır hastalık ve hastaneye yatışların önlenmesiyle sağlık sisteminin üzerindeki yük de o kadar hafifler" dedi. "Sezon erken başladı, bulaş oranı yükseliyor" Prof. Dr. Seçil Günher Arıca da "Avrupa Hastalık Önleme ve Kontrol Merkezi (ECDC) tarafından yayımlanan 2025 45. hafta güncellemesine göre, bu sezon Avrupa bölgesinde influenza aktivitesi önceki yıllara kıyasla daha erken artış eğilimi göstermektedir. Aynı durumun Asya bölgesinde bazı ülkeler için de geçerli olduğu görülüyor. Bu durum, sezonun erken evresinde daha dikkatli bir izlem ve korunma gerekliliğine işaret etmektedir. Okulların tam kapasite açılması, kapalı alanlarda geçirilen sürenin artması ve toplu etkinliklerin yoğunluğu bulaş zincirini güçlendiriyor. Özellikle bu aylarda alınacak koruyucu önlemler sezonun seyrini belirleyecek" ifadelerini kullandı. "Yeni trivalan aşı, korumayı hedefli hale getiriyor" Bu sezonla birlikte trivalan grip aşısı kullanılmaya başlandığının da altını çizen Prof. Dr. Arıca, aşının Dünya Sağlık Örgütü önerileri doğrultusunda geliştirildiğini belirterek şöyle konuştu: "Yeni aşı, baskın virüs suşlarına odaklanarak gereksiz antijen yükünü azaltıyor ve bağışıklık yanıtını optimize ediyor." "Aşılama hem sağlık hem ekonomi açısından stratejik bir önlem" Prof. Dr. Güzin Zeren Öztürk, grip aşısının bireysel korumanın ötesinde ekonomik sürdürülebilirlik açısından da kritik bir yatırım olduğuna da değinerek, şöyle konuştu: "Ortalama bir grip vakası 5-7 gün çalışamama ile sonuçlanıyor. Bu da ülke genelinde milyonlarca iş günü kaybı ve ciddi dolaylı maliyetler anlamına geliyor. Yapılan ekonomik analizler, grip aşısının yaygın uygulanmasıyla hem doğrudan sağlık giderlerinde hem de dolaylı maliyetlerde milyonlarca liralık önlenebilir harcama oluşturulduğunu ortaya koyuyor." "Sağlık çalışanları ve çocuklar öncelikli gruplar" Grip bulaş zincirinin kırılmasında sağlık çalışanlarının rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Seçil Günher Arıca, "Hastane ortamında hem hasta hem çalışan sağlığını korumak için sağlık profesyonellerinin her yıl düzenli olarak grip aşısı yaptırması gerekiyor. Bu uygulama hem kişisel korunmayı hem de hasta güvenliğini sağlamakta. Ayrıca çocukların grip aşısı ile korunması da toplum bağışıklığını güçlendiren önemli bir halk sağlığı adımı. Çünkü çocuklar kendilerini koruyamıyorlar ve maalesef enfeksiyonu kolayca taşıyabiliyor; bu da yaşlılar ve kronik hastalar için ciddi risk oluşturuyor. Çocuklarda aşı koruması, aile bireylerini ve kırılgan grupları da dolaylı olarak koruyor. Aşı olmayan çocukların 5’te 1’i yetişkinlerin de 10’da 1’i grip nedeniyle hastaneye yatmakta. Ayrıca hastaneye yatan çocukların yüzde 75’inin daha önce hiçbir kronik rahatsızlığı olmadığını gösteren çalışmalar mevcut. Bu nedenle çocukların da aşılanması toplum sağlığı açısından büyük önem arz ediyor. Bununla birlikte gebelikte uygulanan aşılar da oldukça kritik; çünkü bu dönemde yapılan grip aşısı, bebeğe doğumdan sonraki ilk 6 aya kadar koruma sağlayabiliyor. Bu nedenle hem sağlık çalışanlarında hem de çocuklarda aşılama büyük önem taşıyor" diye konuştu. "Aşı için doğru zaman" Prof. Dr. Güzin Zeren Öztürk, şöyle devam etti: "Risk grupları, sağlık çalışanları ve sık seyahat eden bireyler için aşı zamanı tam da şimdi. Aşı, bireysel korumayı aşan toplumsal bir dayanıklılık aracı. Özellikle ülkemizde ocak-şubat aylarında gribin pik yaptığı zamanlar olarak görülüyor. Grip aşılaması için de en uygun dönem ekim ve kasım ayları. Bu dönemde yapılan aşılar, şubat-mart dönemine kadar koruyuculuk sağlamakta. Bu nedenle aşılamayı yalnızca sezon öncesinde değil, sezon boyunca bir koruyucu adım olarak görmek gerekir. Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘her hastane ziyareti bir aşılama fırsatıdır’ vurgusu da bu yaklaşımı desteklemekte; hastaların sağlık kuruluşlarıyla her temasının, koruyucu sağlık hizmetlerini tamamlamak için önemli bir fırsat sunduğunu hatırlatmaktadır. Grip virüsü her yıl değişim gösterdiği için, koruyuculuğun sürmesi adına grip aşısının da her yıl yenilenmesi gerekir. Çünkü koruyucu sağlık hizmetlerinin temelinde, yaşam boyu devam eden bağışıklama yaklaşımı yer alır."
21 Kasım 2025 Cuma - 15:30
Şırnak’a tam donanımlı 11 ambulans tahsis edildi
Şırnak’ın sağlık altyapısını güçlendirecek önemli bir adım daha atıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından Şırnak İl Sağlık Müdürlüğüne acil sağlık hizmetlerinde kullanılmak üzere 11 adet tam donanımlı ambulans tahsis edildi. Yeni ambulansların hizmete girmesiyle birlikte, hem merkezde hem de ilçelerde acil müdahale kapasitesinin önemli ölçüde artması bekleniyor. Özellikle kırsal bölgelerde ulaşım ve müdahale süresinin kısalması, vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini daha da güçlendirecek. Şırnak’a yapılan yatırım için Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na teşekkür eden AK Parti Şırnak Milletvekili Arslan Tatar, tahsisin kente büyük katkı sağlayacağını ifade etti. Tatar, yeni ambulansların, Şırnak ve tüm ilçelere hayırlı olması temenni edildi.
21 Kasım 2025 Cuma - 15:08
Yunusemre’de kan ve kök hücre bağış kampanyası düzenlendi
Yunusemre Belediyesi, Türk Kızılay Manisa Şubesi işbirliği ile kan ve kök hücre bağış kampanyası düzenledi. 100. Yıl Meydanı’nda gerçekleştirilen kampanyada konuşan Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, "Kan verin, insanları yaşatın" dedi. Yunusemre Belediyesi personeli kan ve kök hücre bağışı ile insanlara umut oluyor. Yunusemre Belediyesi ve Türk Kızılay Manisa Şubesi işbirliği ile kan ve kök hücre bağış kampanyası düzenlendi. 100. Yıl Meydanı’nda düzenlenen etkinliğe Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban, Türk Kızılay Genel Merkez Denetim Kurulu Üyesi Selman Keresteci, Türk Kızılay Manisa Şubesi yönetim kurulu üyeleri, Yunusemre Belediye Başkan Yardımcısı Hakan Gürtunca, birim müdürleri, personeller ve vatandaşlar katıldı. Programın açılış konuşmasını yapan Yunusemre Belediye Başkan Yardımcısı Hakan Gürtunca, "Vereceğimiz kanla bir insanın, bir çocuğun hayata tutunma umudu oluyoruz" dedi. "Kan verin insanları yaşatın" Kan ve kök hücre bağışının önemine vurgu yapan Yunusemre Belediye Başkanı Semih Balaban ise konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Kök hücre tedavisinde kan bağışını hayati bir rol oynar. Çünkü tedavi sürecinde hastaların kan değerlerinin desteklenmesi, ihtiyaç duyulan kan ürünlerinin sağlanması ve uygun donörlerin belirlenmesi için düzenli bağışa ihtiyaç vardır. Her kan bağışı, kök hücre bekleyen bir hastanın yaşam şansını artırır; bağışlanan her ünite tedavinin başarısını doğrudan etkiler. Yunusemre Belediyesi olarak bu bilinçle hareket ediyor, toplumsal farkındalığı artırmak ve daha fazla hastaya umut olabilmek için kan bağışına destek veriyor; bu kapsamda bir kan bağış kampanyası düzenleyerek vatandaşlarımızı dayanışmaya davet ediyoruz." Kampanyaya büyük önem verdiklerini belirten Türk Kızılay Genel Merkez Denetim Kurulu Üyesi Selman Keresteci, destek veren Yunusemre Belediyesi’ne ve Belediye Başkanı Semih Balaban’a teşekkür etti.
21 Kasım 2025 Cuma - 15:00
MUSKİ’den Marmaris’e kesintisiz su çalışması
Muğla Büyükşehir Belediyesi MUSKİ Genel Müdürlüğü, Marmaris ilçesine bağlı Adaköy Mahallesi, Aktaş Koyu ve Cennet Adasını besleyen içme suyu isale hattı yenileme çalışmalarına başladı. Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın, il genelinde altyapının güçlendirilmesi yönündeki talimatlarıyla yatırımlarını sürdüren MUSKİ ekipleri, çalışmalarına Marmaris’te devam ediyor. Marmaris ilçesine bağlı olan Adaköy Mahallesi, Aktaş Koyu ve Cennet Adasını besleyen içme suyu isale hattının eski olması ve sürekli arıza vermesi sebebiyle tüm hattın yenileme çalışmalarına başlandı. Su kesintileri sona eriyor Adaköy Mahallesi’nden Aktaş Koyu ve Cennet Adası bölgesini besleyen içme suyu isale hattında sık yaşanan arızaların önüne geçmek amacıyla yenileme çalışmalarına başlandı. Mevcut hattın ekonomik ömrünü tamamlamış olması nedeniyle sık arızalar oluşuyor ve bu da su kesintilerine yol açıyordu. Yapılacak yenileme ile bu sorunlar tamamen giderilecek ve çalışma kapsamında bölgede meydana gelen su kesintileri tamamen son bulacak. Yürütülen çalışmanın bölge halkının kesintisiz su ihtiyacının karşılanması açısından büyük önem taşıdığını belirten Marmaris İşletme ve Şube Müdürü Mustafa Acar, "Burada Marmaris’in ilçesindeki Aktaş ve Cennet Adası tarafını besleyen içmesi ve şebeke isale hattının ekonomik ömrünü doldurmasından dolayı çok sık arıza verdiği için yenileme çalışmasını başlattık. İlk etapta 1000 metre yani 1 kilometre içme suyu hattını yeniliyoruz. Çalışmalarımız etap etapta devam etmekte olup, toplamda 10 kilometre isale hattını hattına yenileceğiz" dedi.
21 Kasım 2025 Cuma - 14:54
’Diyabet, kalp hastalıklarını 4 kata kadar artırabiliyor’
Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, diyabetin kalp ve damar sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekerek, "Diyabet sadece kan şekerini değil, sessizce ilerleyerek kalbi de tehdit eder" dedi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, diyabetin kronik yüksek kan şekeri nedeniyle damar duvarlarını zamanla yıpratarak damar sertliğini hızlandırdığını söyledi. Yücel, "Diyabeti olan kişilerde kalp hastalığı riski diyabeti olmayanlara göre 2 ila 4 kat daha fazladır. Diyabete bağlı ölümlerin yarıdan fazlası kalp ve damar problemlerinden kaynaklanır" diye konuştu. Kalp krizinin ‘sessiz’ gelme ihtimali yüksek Diyabetin sinsi yönlerinden birinin sinir hasarı olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Yücel, şu uyarılarda bulundu: "Yüksek kan şekeri zamanla sinirlere zarar verir. Kalbin duyusunu taşıyan sinirler etkilenirse, kişi kalp krizi sırasında uyarıcı belirtileri fark etmeyebilir. Bu yüzden diyabetlilerde kalp hastalıkları çok daha sinsi seyreder. Belirtiler ortaya çıkmadan risklerin yönetilmesi hayati önem taşır." Erken teşhis hayat kurtarıyor Diyabet hastalarına düzenli kontrolleri aksatmamaları çağrısında bulunan Yücel, tansiyon, kolesterol ve HbA1c değerlerinin belirli aralıklarla takip edilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Gerekli görülen durumlarda EKG, efor testi ve EKO gibi tetkiklerle kalbin detaylı incelenmesi gerekir. Erken tespit, kalp kasındaki kalıcı hasarı engelleyebilir" şeklinde konuştu. Diyabette kalp sorunlarına işaret edebilecek belirtiler Doç. Dr. Yücel, diyabet hastalarının aşağıdaki şikâyetleri ciddiye alması gerektiğini ifade ederek, "Göğüste baskı, sıkışma, yanma, sol kola, çeneye, boyuna veya sırta yayılan ağrı, çabuk yorulma, nefes darlığı, çarpıntı, soğuk terleme, mide bulantısı, baş dönmesi. Bu belirtiler yaşa bağlanmamalı. Şiddetli göğüs ağrısıyla birlikte terleme ve baygınlık hissi varsa vakit kaybetmeden acile başvurun" uyarısında bulundu. Kardiyoloji uzmanıyla yakın temas önemli Diyabetle yaşayan bireylerin bir kardiyoloji uzmanıyla düzenli iletişimde olmasının önemine değinen Yücel, "Henüz bir kalp probleminiz olmasa bile koruyucu amaçla kardiyoloji değerlendirmesi yaptırmak akıllıca bir adımdır" dedi. Kalp ve damar sağlığını korumak için öneriler Doç. Dr. Yücel, diyabetli bireylerin kalplerini korumaları için şu yaşam tarzı adımlarını sıraladı: "Akdeniz tipi beslenme ve tuz–şeker kontrolü, hekimin izin verdiği ölçüde düzenli egzersiz, sigaranın bırakılması, alkolün sınırlandırılması, meditasyon, nefes egzersizleri ve hobilerle stres yönetimi, kaliteli uyku ve gerekirse uyku apnesi için doktor değerlendirmesi." Diyabet, tansiyon ve kolesterol ilaçlarının kesintisiz kullanılması Diyabetin doğru yönetildiğinde daha kaliteli bir yaşamın mümkün olduğunu dile getiren Yücel, "Kalp hastalığı bir kader değildir; kontrollü bir takip ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla riskler büyük oranda azaltılabilir" diyerek açıklamalarını tamamladı.
21 Kasım 2025 Cuma - 14:49
Güzelleştirmeden sağlığa büyük hizmet
Buldan’ı Güzelleştirme ve Turizm Derneği tarafından Buldan Göğüs Hastalıkları Hastanesine sarılık tespit cihazı kazandırıldı. Buldan’ı Güzelleştirme ve Turizm Derneği hizmet ofisinde düzenlenen törenle alınan cihaz Buldan Kaymakamı Turan Erdoğan’a törenle takdim edildi. Törene İlçe Emniyet Müdürü Murat Üstündağ, Jandarma Komutanı Bekir Cinkara, Buldan’ı Güzelleştirme ve Turizm Derneği yönetim kurulu üyeleri Osman Kayan, Haluk Çakmacıoğlu, Berat Emirdağ ve Mehmet Sarıoğlu katıldı. Buldan’ın sağlık alanında önemli eksikliklerinden birisi olan sarılık tespit cihazını Buldan Göğüs Hastalıkları Hastanesine kazandırmaktan büyük mutluluk duyduklarını ifade eden Buldan’ı Güzelleştirme ve Turizm Derneği Başkanı Mehmet Yakın, "Aldığımız cihaz özellikle çocuklarımızın sağlığına büyük faydalar sağlayacaktır. Sağlıklı nesiller için elimizden gelen tüm katkıyı vermeye gayret ediyoruz. Hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum" dedi. Buldan Kaymakamı Turan Erdoğan da Buldan’ı Güzelleştirme ve Turizm Derneğinin Buldan’ın eğitimden sağlığa birçok alanda ihtiyacını karşıladığını belirterek, teşekkürlerini ifade etti.
21 Kasım 2025 Cuma - 14:40
Gıda Hattı’na gelen ihbar ekipleri harekete geçirdi
Aydın’ın Söke ilçesinde gıda satışı yapan bir işyeri ile ilgili Alo 174 Gıda Hattı’na gelen ihbar üzerine harekete geçen ekipler, ürünlerden aldıkları numuneleri laboratuvara gönderdi. Son günlerde gıda zehirlenmesi vakalarının artması üzerine Türkiye genelinde gıda güvenliği denetimleri yoğunlaştırıldı. Bu kapsamda Aydın genelinde de ekipler sahaya inerken, Söke İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri de Alo 174 Gıda Hattı’na gelen bir ihbar üzerine gıda satışı yapılan bir işyerinde denetim gerçekleştirdi. Yetkililer, işletmeden aldığı gıda numunelerini analiz edilmek üzere yetkili laboratuvara gönderdi. Halk sağlığının korunması amacıyla denetimlerin aralıksız süreceğini belirten Söke İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü, vatandaşlardan şüpheli durumları Alo 174 hattına bildirmelerini istedi.
21 Kasım 2025 Cuma - 14:29
Samsun’da 6 kez kanseri yenen kadın 7’ncisine yakalandı: "Umudumu kaybetmedim"
Samsun’da 6 kez kanseri yenerek hayata tutunan 60 yaşındaki kadın, şimdi de 3. evre sarkomla mücadele ediyor. Pozitif duruşuyla örnek olan hasta, "Umudunu kaybettiğinde aç bir mezar içine gir" diyerek herkese umut aşılıyor.
21 Kasım 2025 Cuma - 13:48
Kuşadası Belediyesi halk sağlığını tehlikeye atan ihmallere geçit vermiyor
Kuşadası Belediyesi, kent genelinde sokak lezzetleri satışı yapan işletmelerin yanı sıra ilaçlama hizmeti veren firmalara yönelik yaptığı denetimlerini de sıklaştırdı. Bu kapsamda Zabıta Müdürlüğü ekipleri tarafından gerçekleştirilen kontrollerde, son kullanma tarihi geçen kimyasallara imha edilmesi için el konuldu. Kuşadası Belediyesi Zabıta Müdürlüğü’ne bağlı Güvenli Gıda ve İş Yeri Hijyeni Denetim ekibi, halk sağlığını korumak amacıyla denetimlerini aralıksız sürdürüyor. Bu kapsamda ekipler, kent genelinde gıda satışı yapan işletmeler, oteller, restoran ile zincir marketlere, kemirgen ve zararlılara karşı ilaçlama hizmeti veren ve ilaç satan firmalara yönelik denetim yaptı. Denetimde, firmaların satışa sunduğu ve ilaçlama yaparken kullandığı kimyasalların son kullanma tarihlerine ve saklama şartlarına bakıldı. Ayrıca firma sahiplerinin ilaçlama hizmeti vermek için izin ve sertifikalarının olup olmadığı kontrol edildi. Denetim sırasında son kullanma tarihi geçmiş kimyasallara da imha edilmesi için el konulurken firma sahipleri daha dikkatli ve özenli olmaları yönünde uyarıldı. Kurallara uymayan işletmelere ceza kesildi Öte yandan Kuşadası Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ekipleri, kent merkezinin yanı sıra merkeze uzak mahallelerde de gıda satışı yapan işletmeleri denetliyor. Ekipler son olarak Davutlar ve Güzelçamlı mahallelerinde yaptıkları denetimde, kurallara uymayan iki işletmeye uygunsuz şartlar nedeniyle toplam 5 bin 906 lira, üç işletmeye de ruhsatları olmadığı için 8 bin 859 lira ceza kesti. Ayrıca hijyen şartlarına uygun bir biçimde saklanmayan 28 kilo 800 gram gıda ürünü de imha edildi.
21 Kasım 2025 Cuma - 13:41
Sık sık gündeme gelen zehirlenmelerle ilgili uzmanlardan hayati uyarılar: "Denetlenen işletmeleri tercih edin"
Son haftalarda ülke genelinde zehirlenmelerle ilgili vatandaşlara uyarılarda bulunan Kastamonu Üniversitesi’ndeki uzman öğretim üyeleri, açık satılan ya da zehirlenmeye sebep olabilecek gıdaların Tarım ve Orman Bakanlığının denetlediği işletmelerde yenilmesi gerektiğini vurguladı. Son haftalarda İstanbul, Kastamonu, Zonguldak, Trabzon, Sivas gibi illerde üst üste yaşanan zehirlenme vakaları gıda güvenliğini gündeme getirdi. Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nesrin İçli ile Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Fatmanur Hümeyra Zengin, gıda ya da kimyasal zehirlenmelerinden korunmak için vatandaşlara uyarılarda bulundu. Zengin ve İçli, yaşanan zehirlenmelerin, yapılan araştırmalarda ihmallerden kaynaklandığının anlaşıldığını söyledi. Bu tarz durumların yaşanmaması için vatandaşlara alabilecekleri önlemlerle ilgili bilgi veren Zengin ve İçli, özellikle gıda zehirlenmelerinden korunmak için dışarıda Tarım ve Orman Bakanlığının, ya da ilgili kurumların denetlediği işletmelerin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı. "Alüminyum fosfit evsel kullanımı kesinlikle yasaktır" İstanbul’da Böcek ailesinin hayatını kaybettiği olayla ilgili değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Nesrin İçli, "İstanbul’da yaşadığımız olayda, önce gıda zehirlenmesi olduğu düşünülmüştü, sonra ailemizin otelde alüminyum fosfitten zehirlendiği ihtimali üzerine daha fazla durulmaya başlandı. Otelde çalışanların verdiği ifadelere göre, bu ailemizin kaldığı odanın alt katındaki odada tabaklar içerisinde tarif edilen maddenin alüminyum fosfit tabletleri olduğunu düşünüyoruz. Alüminyum fosfit, aslında evlerde ya da içerisinde hala müşteri bulunan odalarda kullanılmaması gereken bir kimyasal. Normalde böceklere, larvalara karşı kullanılan bir pestisittir. Profesyonel kullanım amacıyla ruhsatlandırılan bir üründür, evsel kullanımı kesinlikle yasaktır" dedi. "Son derece dikkatli olmak lazım" İlaçlamanın insan sağlığı için oluşturabileceği hayati tehlikelere dikkat çeken İçli, "İlaçlama içeride müşteri bulunan bir otelde yapıldıysa kesinlikle bu doğru bir şey değil. Çünkü insanların birkaç saat sonra üst kattaki odaya geldiğini görüyoruz. Bütün havalandırma borularını, havalandırma çıkışlarını kapattıklarını söylüyorlar fakat bu fosfit gazı öyle bir şey ki en küçük çatlaklardan bile sızıp, bulunduğu yerdeki en küçücük çatlaklarda yaşayan böceklere kadar ulaşıp onların ölümüne sebep oluyor. Son derece dikkatli olmak lazım, bu olaydaki gibi ölümcül olabilir. Çünkü solunum yoluyla vücuda girdikten sonra hücresel solunumu etkiliyor ve daha sonrasında bulantı, kusma ile başlayan belirtiler, halsizlik, kaşıntı ya da kalp ritim bozukluklarıyla devam ediyor ve sonunda da maalesef ölüm gerçekleşebiliyor. Bu da çok hızlı bir şekilde oluyor" diye konuştu. ’Kimyasallar ile gıda ürünlerinin yan yana konulmaması gerekiyor’ İstanbul’da bulaşık deterjanıyla yapılan kahveyi içen müşterinin zehirlendiği iddiasıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan İçli, gıdaların orijinal paketlerinde saklanması gerektiğini vurgulayarak, "Bu kazanın sebebi, deterjanın, kendi orijinal ambalajından çıkarılıp başka şişelere konulmasıdır. İşletme sahipleri diyor ki ’biz, onun içinde ne olduğunu biliyorduk, hiç kullanmıyorduk.’ Evet, bu olabilir ama bu asla yapılmaması gereken bir şey. Nitekim bunu bilmeyen biri mutfağa girdiğinde onu su diye, kahve yapımında kullandığı için şu an genç bir mühendis hanım maalesef hastanede yatıyor. Bu tarz kazaların önlenmesi için de kesinlikle kimyasallar, pestisitler, gıda ile karışmaması gerekiyor. Gıdalarla bir arada bulunmamalı, gıdalardan uzak yerlerde depolanmalıdır. Küçük çocukların erişemeyeceği yerlerde olmalı. Orijinal ambalajından hiçbir şekilde çıkarılmamalı. Yoksa herhangi bir kişi çok rahatlıkla bunları başka şeylerin yerine kullanılabilir. Bu tarz kazaları önlemenin tek yolu, gıdalarla bir arada bulunmaması gereken ve karışmaması gereken kimyasallar hiçbir şekilde gıdalarla aynı alanda saklanmamalı, depolamamalı. Orijinal ambalajının dışında herhangi bir şişeye konulmamalı. Bittikleri zaman kapları kalıyor, bunlar da hiçbir şekilde her ne kadar yıkadım, temizledim dense de gıda muhafazası için bu kapların da kullanılmaması gerekiyor. Kimyasalların kaplarında hiçbir şekilde ne bir meyve suyu, turşu gibi hiçbir gıda asla depolamamalı. Bunların hepsi zehirlenme sebebi olabilir" şeklinde konuştu. "Açık gıdalar maalesef soğuk zincire uygun bir şekilde satılmıyor" Gıda güvenliğiyle ilgili konuşan Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Fatmanur Hümeyra Zengin ise, "Özellikle son günlerde çıkan olaylarda, midye, kumpir gibi besinler ön plana çıkmış durumda. Midye maalesef doğal yetişme ortamından dolayı birçok toksini içerisinde barından bir mineral. Hem ağır metalleri hem birçok mikro organizmayı içerdiği için önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Bizim için genellikle açıkta satıldığı ve protein içeren bir besin olduğu için soğuk zincire uygun olarak satılması gerekirken, maalesef soğuk zincire uygun bir şekilde satılmıyor. Bu da mikroorganizmaların çok kolay üreyip insanları zehirlenmesine neden olabiliyor. Zehirleyen besinlerden biri de kumpir. Patatesi biz, riskli besinler arasında kabul ediyoruz. İçerisine de mayonez gibi çeşitli soslar koyuluyor. Bu soslar da riskli besinler arasında yer alıyor. Bunlar da uzun süre dışarıda kaldığı zaman, soğuk zincire uygun hareket edilmediği zaman ya da çok fazla karışık içerisinde besin olduğu zaman çapraz bulaşmaya neden olabiliyor. Bu da önemli bir risk faktörü oluşturabiliyor" ifadelerini kullandı. "Tarım ve Orman Bakanlığının denetim yaptığı iş yerlerini tercih etmemiz gerekiyor" Tavuk eti kaynaklı zehirlenmelerin sebeplerine de değinen Zengin, "Medyada sıklıkla duyduğumuz tavuk, çok riskli besinlerden bir tanesi, çok hızlı bozulabiliyor. Bozulduğu da kişiler tarafından anlaşılamıyor. Gözle görülmediği için mikroorganizmalar genellikle tavuk zehirlenmeleri çok sıklıkla görülebiliyor. En önemli önlememiz kesinlikle dışarıdan açık herhangi bir ürün satın almamız gerekiyor. Satın alacağımız ürün, mutlaka bir restoranda ya da üretim izni olan, Tarım ve Orman Bakanlığının denetim yaptığı iş yerlerini tercih etmemiz gerekiyor. Açıkta ya da sokakta satılan ürünleri de çok fazla tercih etmememiz gerekiyor. Evlerde de dikkat etmemiz gereken bazı kontrol yöntemleri var. Bunlardan ilki bir kere çapraz bulaşma, kesinlikle çiğ besinlerle pişmiş besinleri yan yana koymamak gerekiyor, özellikle tavuğun yıkanmaması da önemli. Tavuk yıkanırken içerisindeki mikroorganizmalar maalesef mutfağın her yerine yayılabiliyor ve bu da mikroorganizmaların çiğ besinlere ya da diğer besinlere geçip gıda zehirlenme riski oluşturmasına neden olabiliyor. Evimizde uzun süre özellikle tavuk gibi çabuk bozulan süt, peynir gibi besinleri 2 saatten fazla dışarıda bekletilmemesi lazım. Marketten aldığımız zaman da bunların alışverişinin en sonunda alınması ve eve geleceğimiz süreç içerisinde 2 saatin geçmemesine dikkat etmemiz gerekiyor" dedi.
21 Kasım 2025 Cuma - 13:27
Sık sık gündeme gelen zehirlenmelerle ilgili uzmanlardan hayati uyarılar: Denetlenen işletmeleri tercih edin
Son haftalarda ülke genelinde zehirlenmelerle ilgili vatandaşlara uyarılarda bulunan Kastamonu Üniversitesi’ndeki uzman öğretim üyeleri, açık satılan ya da zehirlenmeye sebep olabilecek gıdaların Tarım ve Orman Bakanlığının denetlediği işletmelerde yenilmesi gerektiğini vurguladı. Son haftalarda İstanbul, Kastamonu, Zonguldak, Trabzon, Sivas gibi illerde üst üste yaşanan zehirlenme vakaları gıda güvenliğini gündeme getirdi. Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Doç. Dr. Nesrin İçli ile Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Fatmanur Hümeyra Zengin, gıda ya da kimyasal zehirlenmelerinden korunmak için vatandaşlara uyarılarda bulundu. Zengin ve İçli, yaşanan zehirlenmelerin, yapılan araştırmalarda ihmallerden kaynaklandığının anlaşıldığını söyledi. Bu tarz durumların yaşanmaması için vatandaşlara alabilecekleri önlemlerle ilgili bilgi veren Zengin ve İçli, özellikle gıda zehirlenmelerinden korunmak için dışarıda Tarım ve Orman Bakanlığının, ya da ilgili kurumların denetlediği işletmelerin tercih edilmesi gerektiğini vurguladı. "Alüminyum fosfit evsel kullanımı kesinlikle yasaktır" İstanbul’da Böcek ailesinin hayatını kaybettiği olayla ilgili değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Nesrin İçli, "İstanbul’da yaşadığımız olayda, önce gıda zehirlenmesi olduğu düşünülmüştü, sonra ailemizin otelde alüminyum fosfitten zehirlendiği ihtimali üzerine daha fazla durulmaya başlandı. Otelde çalışanların verdiği ifadelere göre, bu ailemizin kaldığı odanın alt katındaki odada tabaklar içerisinde tarif edilen maddenin alüminyum fosfit tabletleri olduğunu düşünüyoruz. Alüminyum fosfit, aslında evlerde ya da içerisinde hala müşteri bulunan odalarda kullanılmaması gereken bir kimyasal. Normalde böceklere, larvalara karşı kullanılan bir pestisittir. Profesyonel kullanım amacıyla ruhsatlandırılan bir üründür, evsel kullanımı kesinlikle yasaktır" dedi. "Son derece dikkatli olmak lazım" İlaçlamanın insan sağlığı için oluşturabileceği hayati tehlikelere dikkat çeken İçli, "İlaçlama içeride müşteri bulunan bir otelde yapıldıysa kesinlikle bu doğru bir şey değil. Çünkü insanların birkaç saat sonra üst kattaki odaya geldiğini görüyoruz. Bütün havalandırma borularını, havalandırma çıkışlarını kapattıklarını söylüyorlar fakat bu fosfit gazı öyle bir şey ki en küçük çatlaklardan bile sızıp, bulunduğu yerdeki en küçücük çatlaklarda yaşayan böceklere kadar ulaşıp onların ölümüne sebep oluyor. Son derece dikkatli olmak lazım, bu olaydaki gibi ölümcül olabilir. Çünkü solunum yoluyla vücuda girdikten sonra hücresel solunumu etkiliyor ve daha sonrasında bulantı, kusma ile başlayan belirtiler, halsizlik, kaşıntı ya da kalp ritim bozukluklarıyla devam ediyor ve sonunda da maalesef ölüm gerçekleşebiliyor. Bu da çok hızlı bir şekilde oluyor" diye konuştu. ’Kimyasallar ile gıda ürünlerinin yan yana konulmaması gerekiyor’ İstanbul’da bulaşık deterjanıyla yapılan kahveyi içen müşterinin zehirlendiği iddiasıyla ilgili de değerlendirmelerde bulunan İçli, gıdaların orijinal paketlerinde saklanması gerektiğini vurgulayarak, "Bu kazanın sebebi, deterjanın, kendi orijinal ambalajından çıkarılıp başka şişelere konulmasıdır. İşletme sahipleri diyor ki ’biz, onun içinde ne olduğunu biliyorduk, hiç kullanmıyorduk.’ Evet, bu olabilir ama bu asla yapılmaması gereken bir şey. Nitekim bunu bilmeyen biri mutfağa girdiğinde onu su diye, kahve yapımında kullandığı için şu an genç bir mühendis hanım maalesef hastanede yatıyor. Bu tarz kazaların önlenmesi için de kesinlikle kimyasallar, pestisitler, gıda ile karışmaması gerekiyor. Gıdalarla bir arada bulunmamalı, gıdalardan uzak yerlerde depolanmalıdır. Küçük çocukların hele erişemeyeceği yerlerde olmalı. Orijinal ambalajından hiçbir şekilde çıkarılmamalı. Yoksa herhangi bir kişi çok rahatlıkla bunları başka şeylerin yerine kullanılabilir. Bu tarz kazaları önlemenin tek yolu, gıdalarla bir arada bulunmaması gereken ve karışmaması gereken kimyasallar hiçbir şekilde gıdalarla aynı alanda saklanmamalı, depolamamalı. Orijinal ambalajının dışında herhangi bir şişeye konulmamalı. Bittikleri zaman kapları kalıyor, bunlar da hiçbir şekilde her ne kadar yıkadım, temizledim dense de gıda muhafazası için bu kapların da kullanılmaması gerekiyor. Kimyasalların kaplarında hiçbir şekilde ne bir meyve suyu, turşu gibi hiçbir gıda asla depolamamalı. Bunların hepsi zehirlenme sebebi olabilir" şeklinde konuştu. "Açık gıdalar maalesef soğuk zincire uygun bir şekilde satılmıyor" Gıda güvenliğiyle ilgili konuşan Kastamonu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Fatmanur Hümeyra Zengin ise, "Özellikle son günlerde çıkan olaylarda, midye, kumpir gibi besinler ön plana çıkmış durumda. Midye maalesef doğal yetişme ortamından dolayı birçok toksini içerisinde barından bir mineral. Hem ağır metalleri hem birçok mikro organizmayı içerdiği için önemli bir risk faktörü oluşturuyor. Bizim için genellikle açıkta satıldığı ve protein içeren bir besin olduğu için soğuk zincire uygun olarak satılması gerekirken, maalesef soğuk zincire uygun bir şekilde satılmıyor. Bu da mikroorganizmaların çok kolay üreyip insanları zehirlenmesine neden olabiliyor. Zehirleyen besinlerden biri de kumpir. Patatesi biz, riskli besinler arasında kabul ediyoruz. İçerisine de mayonez gibi çeşitli soslar koyuluyor. Bu soslar da riskli besinler arasında yer alıyor. Bunlar da uzun süre dışarıda kaldığı zaman, soğuk zincire uygun hareket edilmediği zaman ya da çok fazla karışık içerisinde besin olduğu zaman çapraz bulaşmaya neden olabiliyor. Bu da önemli bir risk faktörü oluşturabiliyor" ifadelerini kullandı. "Tarım ve Orman Bakanlığının denetim yaptığı iş yerlerini tercih etmemiz gerekiyor" Tavuk eti kaynaklı zehirlenmelerin sebeplerine de değinen Zengin, "Medyada sıklıkla duyduğumuz tavuk, çok riskli besinlerden bir tanesi, çok hızlı bozulabiliyor. Bozulduğu da kişiler tarafından anlaşılamıyor. Gözle görülmediği için mikroorganizmalar genellikle tavukların zehirlenmeler çok sıklıkla görülebiliyor. En önemli önlememiz kesinlikle dışarıdan açık herhangi bir ürün satın almamız gerekiyor. Satın alacağımız ürün, mutlaka bir restoranda ya da üretim izni olan, Tarım ve Orman Bakanlığının denetim yaptığı iş yerlerini tercih etmemiz gerekiyor. Açıkta ya da sokakta satılan ürünleri de çok fazla tercih etmememiz gerekiyor. Evlerde de dikkat etmemiz gereken bazı kontrol yöntemleri var. Bunlardan ilki bir kere çapraz bulaşma, kesinlikle çiğ besinlerle pişmiş besinleri yan yana koymamak gerekiyor, özellikle tavuğun yıkanmaması da önemli. Tavuk yıkanırken içerisindeki mikroorganizmalar maalesef mutfağın her yerine yayılabiliyor ve bu da mikroorganizmaların çiğ besinlere ya da diğer besinlere geçip gıda zehirlenme riski oluşturmasına neden olabiliyor. Evimizde uzun süre özellikle tavuk gibi çabuk bozulan süt, peynir gibi besinleri 2 saatten fazla dışarıda bekletilmemesi lazım. Marketten aldığımız zaman da bunların alışverişinin en sonunda alınması ve eve geleceğimiz süreç içerisinde 2 saatin geçmemesine dikkat etmemiz gerekiyor" dedi. (Vİ-
21 Kasım 2025 Cuma - 12:58
Battalgazi Devlet Hastanesi’nde "pembe kod" tatbikatı
Malatya Battalgazi Devlet Hastanesi’nde bebek ve çocuk kaçırılma olaylarına hızlı ve etkin müdahale için "pembe kod" tatbikatı gerçekleştirildi. Tatbikat senaryosu gereği, doğumhane bölümünde bir kadın yeni doğan bir bebeği kaçırdı. Bebeğin yatağında olmadığının fark edilmesi üzerine durum hızla hastane güvenliğine bildirildi. Güvenlik ekiplerince şüpheli kısa sürede yakalanarak, bebeğe ulaşıldı. Bebek annesine teslim edilirken, şüpheli güvenlik güçlerine teslim edildi. Hastane yönetimi, benzer durumlarda hızlı ve etkin müdahale için bu tür tatbikatların düzenli olarak devam edeceğini belirtti.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder