SAĞLIK
25 Mart 2026 Çarşamba - 16:48 "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyasında Van öne çıktı Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşın boy ve kilo ölçümü yapılırken, Van elde ettiği sonuçlarla öne çıkan iller arasında yer aldı. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında Türkiye genelinde milyonlarca vatandaşın boy ve kilo ölçümü yapılırken, fazla kilolu olduğu belirlenen vatandaşlar ise sağlıklı hayat merkezlerine yönlendirilerek ücretsiz danışmanlık hizmeti almaya başladı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun öncülüğünde yürütülen kampanya kapsamında Türkiye genelinde 10 milyon vatandaşın boy ve kilo ölçümü yapılırken, sağlıklı hayat merkezlerinde takip edilen danışanlar sayesinde 10 ayda toplam 513 bin kilo verildi. Kampanya kapsamında elde edilen verilerde Van, hem verilen toplam kilo miktarı hem de danışanların takiplerine devam etmesi açısından Türkiye’de öne çıkan iller arasında yer aldı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Van İl Sağlık Müdürü Op. Dr. Muhammed Tosun, kampanyanın Van’da önemli sonuçlar verdiğini belirtti. Tosun, "Sağlık Bakanlığımız tarafından yürütülen ‘İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyası kapsamında ilimizde vatandaşlarımız sağlıklı hayat merkezlerimize yoğun ilgi göstermiştir. Son bir yıl içerisinde merkezlerimize başvuran yaklaşık 9 bin vatandaşımız, uzman diyetisyenlerimizin hazırladığı kişiye özel beslenme programları ve düzenli takiplerle toplamda 28 bin kilo vererek önemli bir başarı elde etmiştir. Van, bu sonuçlarla Türkiye genelinde en fazla kilo verilen iller olan İstanbul ve Denizli ile birlikte öne çıkan iller arasında yer almıştır" ifadelerini kullandı. Sağlıklı hayat merkezlerinde vatandaşlara ücretsiz beslenme danışmanlığı, fiziksel aktivite danışmanlığı ve psikolojik danışmanlık hizmetleri sunulduğunu belirten Tosun, sağlıklı bir yaşam için destek almak isteyen tüm vatandaşları sağlıklı hayat merkezlerine başvurmaya davet etti.
25 Mart 2026 Çarşamba - 16:27 "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyasıyla 513 bin kilo verildi Sağlık Bakanlığı’nın geçen yılın mayıs ayında başlattığı ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyasıyla vatandaşlar, 10 ayda 513 bin kilo verdi. Sağlık Bakanlığı, geçen yılın mayıs ayında ’İdeal Kilonu Öğren Sağlıklı Yaşa’ kampanyasını başlatmış, boy-kilo ölçümlerinde fazla kilolu çıkanlar Sağlıklı Hayat Merkezlerine (SHM) yönlendirilmişti. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, kampanyaya katılan vatandaşların SHM’lerde sunulan beslenme danışmanlığı ile 10 ayda yaklaşık 513 bin kilo verdiğini açıkladı. Bakan Memişoğlu, Türkiye’de ’İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa’ kampanyasıyla 10 milyon kişinin kilosunu ölçtüklerini, bu kampanyaya katılıp SHM’lerde takip ettikleri 211 bin vatandaşın ideal kilosuna ulaştığını belirtti. Beslenme alışkanlığı iyi olmayan kişilerin özellikle SHM’de hizmet aldığında kilolarını verdiklerini ve sağlıklı yaşama geçtiklerini belirten Memişoğlu, şimdiye kadar Türkiye’de bu kampanyayla 513 bin kilo verildiğini sözlerine ekledi. Türkiye genelinde 10 milyon vatandaşın boy-kilo ölçümleri yapılmıştı 10 Mayıs-10 Temmuz 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilen kampanyada 10 milyon vatandaşa ulaşılmış, boy ve kilo ölçümleri yapılarak beden kitle indeksleri tespit edilmişti. Ölçümler sonucunda ’fazla kilolu’ çıkanlar ücretsiz beslenme danışmanlığı için SHM’ye davet edilmişti. Kampanya sonrası vatandaşlara verilen beslenme danışmanlığının SHM’deki ilk çıktıları toplandı. Verilere göre, SHM’deki takiplerine devam eden yaklaşık 211 bin kişinin yaklaşık 513 bin kilo verdiği açıklandı. En fazla danışan sayısı 13 bin 75 kişi ile İstanbul’da kaydedildi Kampanyaya en fazla danışan sayısı 13 bin 75 kişi ile İstanbul’da kaydedildiği belirtilirken, İstanbul’u 10 bin 901 danışan ile Antalya, 8 bin 738 danışan ile Van’ın izlediği ifade edildi. Ayrıca SHM’lerde kişiye özel düzenlenen beslenme programları ve rutin kontroller neticesinde en çok kilo verilen iller toplamda 51 bin 81 kg ile İstanbul, 35 bin 113 kg ile Denizli, 27 bin 634 kg ile Van oldu.
Sokaktaki yiyeceklerden zehirlenmelere karşı uzmanlardan dikkat çeken uyarılar
14 Kasım 2025 Cuma - 18:01 Sokaktaki yiyeceklerden zehirlenmelere karşı uzmanlardan dikkat çeken uyarılar Almanya’dan İstanbul’a tatil için gelen ve gıda zehirlenmesi iddiasıyla anne ve 2 çocuğunun hayatını kaybettiği, babanın ise yoğun bakımda tedavisinin sürdüğü olay sonrası uzmanlar, "Bahsi geçen ürünler sokak lezzetleri, her gün birkaç tane vaka acil servislere başvuruyor. Hijyeninden mümkün olduğunca emin olduğumuz yerleri tercih etmeye çalışmalıyız. 2-3 gün önce de 6 saat önce de aldığın bir gıda zehirleyebilir. Çok yoğun bulaş olan gıdaları tükettiğimizde daha ağır seyredecektir, ölümcül olabilecek sonuçlara neden olabilir" diyerek uyardı. Almanya’dan İstanbul’a tatil için gelen ve iddiaya göre Beşiktaş’ta midye gibi yiyecekler tüketen Servet ve Çiğdem Böcek çifti ile çocukları 6 yaşındaki Kadir ile 3 yaşındaki Masal, Fatih’te kaldıkları otelde gece saatlerinde rahatsızlanmaları sonrası hastaneye gitmişti. Anne ve çocukların hayatını kaybettiği olayda babanın tedavisi yoğun bakımda sürüyor. Uzmanlar benzer olaylarla karşılaşmamak için gıda zehirlenmelerine karşı uyardı. Biruni Üniversite Hastanesi’nden Acil Tıp Uzmanı Dr. Gültekin Akyol, Dahiliye Uzmanı Dr. Zübeyde Yüce Alğan, gıda zehirlenmesi belirtilerine ilişkin bilgi vererek, önemli tavsiyelerde bulundu. "Toksinler özellikle bu sokak lezzetlerinin içinde yer alabiliyor" Ürünlerin tüketildiği noktaların güvenilir olması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Gültekin Akyol, "Öncelikle başsağlığı dileyelim, bahsi geçen ürünler sokak lezzetleri olarak geçen ürünler. Şu anda gündeme geldi ama her gün ortalama birkaç tane vaka acil servislere başvuruyor tabii ki çok basit şekillerde hastalar bulantı, kusma, ishal şikayetleriyle gelebiliyor. Toksinler özellikle bu sokak lezzetlerinin içinde yer alabiliyor. Midyeden örnek vermemiz gerekirse, temizlenme süreçleri çok önemli. Miktarı çok fazla tüketildiği için pilav da mevcut ve çok çabuk bozulabilen ürünler. Saklanma koşulları, tezgahta satılan ürünler takipleri, denetlenmeleri çok önemli. İsmi geçen ürünlerden kokoreçten bahsedecek olursak zaten bağırsaktan üretilen bir ürün olduğu için temizliğinin güzel yapılması gerekiyor. Köfte veya sokakta satılan diğer ürünlere baktığımız zaman soğuk sandviçler olsun eğer güzel alanlarda, doğru şekillerde muhafaza edilmezse bulaş riski çok fazla. Kumpirin içinde örneğin, salataları koyduğumuz zaman güzel yıkanıp yıkanmaması önemli. Yoğurt ve süt ürünleri de mevcut, bunlar çok hızlı bozulan ürünler. Düzgün şartlarda dolaplarda saklanmadıysa, üretim şartları sorunluysa çok hızlı bir şekilde bulantı, kusma, aşırı sıvı kaybı ve buna bağlı olarak zehirlenme tablolarına neden olabilir. Genelde zehirlenme hastalarına aynı şekilde yaklaşırız, semptomlarını gidermeye çalışırız, sıvı kaybını ortadan kaldırmaya çalışırız. Büyük olasılıkla öncelikle bu müdahaleler yapılmıştır. Bu kadar hızlı ilerlemesine bağlı olarak botulinum toksin olabileceğinden şüpheleniyorum ama bunu kan tahliliyle anlamak mümkün değil. Otopsi dönemlerinde ortaya çıkacaktır" diye konuştu. "Şu dönemde en sık tavukla karşılaşıyoruz" Bu tür zehirlenmelerin ilk 6-12 saat içinde çok hızlı ishal ve sıvı kaybına neden olduğunu belirten Uzm. Dr. Akyol, "Zehirlenme ne yazık ki tavuk sonrasında çok fazla gözüküyor. Burada hijyen koşulları ön plana çıkıyor, ‘Eldiven taktık, hijyen sağladık’ gibi bir düşünce oluyor. Aynı eldivenle herkese servis yapılıyor, eldiven değiştirilmiyor, para alınıp veriliyor, bunlar bulaş riskini artırıyor. Salata ile çiğ tavuğun aynı tahtada kesilmesi bunlar hızlı bulaşlara neden oluyor. İlk 6-12 saat içinde çok hızlı bir şekilde ishal şikayetleri, sıvı kaybı ilerleyen dönemlerde tansiyon düşüklüğü ve kalp durmasına bile neden oluyor. Şu dönemde en sık tavukla karşılaşıyoruz diyebilirim. Kumpir veya midyede farklı süreçlerde başlayabilir, Kusmanın artması ve kusmanın özellikle fışkırır dediğimiz tarzda olması hemen acile gelmemiz gerektiğini gösteriyor. Midye, içinde pilav da olduğu için bu da doğru şartlarda eğer korunmazsa hızlı bir şekilde toksinlere neden olabilir bu yüzden midye tüketmek aslında biraz tehlikeli. Bir tane değil çok fazla yediğimiz için bu seferde etkilerini çok daha fazla artırıyoruz ne yazık ki. Hijyeninden mümkün olduğunca emin olduğumuz yerleri tercih etmeye çalışmalıyız. Botulinum toksin tarzında bir toksinse tek bir tane midye yemek bile bu şikayetleri ortaya çıkartabilir. Özellikle tavuk zehirlenmelerinde hızlı müdahale edilmezse çok fazla, hızlı bir şekilde sıvı kaybı hem kusma hem ishalle ölümcül noktalara getirebiliyor. Güzel temizlenmiş, iyi hazırlanmış bir midyede böyle bir tablo oluşmasını beklemiyoruz" dedi. "Ölümcül olabilecek sonuçlara neden olabilir" Gıdayı aldıktan sonra 6 ila 72 saat arasında geçen sürenin önemli olduğunu söyleyen Dahiliye Uzmanı Dr. Zübeyde Yüce Alğan, "2-3 gün önce yediğin bir gıda da zehirleyebilir, 6 saat önce aldığın bir gıda da zehirleyebilir. Eğer sıvı kaybı çok fazla olursa bu diğer organlara da yansıyacaktır. Yaşı daha küçük olanların ve yaşlı olanların bağışıklık sistemleri daha zayıf oldukları için daha çok etkilenirler. Genelde çocukluk ve ileri yaş çağında gıda zehirlenmesini daha ağır olarak görürüz. Genelde yatışları daha uzun süreli yatışlar olur. Hangi ısıda pişirildi bu gıdalar? Kısa süreli ve daha düşük ısılarda bir pişirme varsa zararlı olan toksin, bakteri ve virüsler gıdanın içinde var olmaya devam edecektir. Miktarı önemli, çok az bir miktarda bulaş olan gıdayı tükettiğimizde daha kısa sürede iyileşirken çok yoğun bulaş olan gıdaları tükettiğimizde daha ağır seyredecektir. Ayrıca bazı virüsler toksin üretirler. Botulinum diye bir toksin vardır ve çok ağır seyreder. Kişinin nörolojik sistemini, beynini etkiler. Vücutta hastanın kaybına kadar gidebilecek sıvı kaybına ve zehirlenmeye neden olabilir. Bunlar genelde et ve et ürünleri, süt ve süt ürünlerinde ortaya çıkar. Balık mesela midyede ortaya çıkan bir çeşidi vardır. Doğru ısılarda pişirdik ve beklettik, uzun süre dışarıda, oda ısısında beklediği zaman yine kontaminasyon olacaktır. Bu bakteriler ve toksinler karaciğer yetersizliğine neden olabilir, ölümcül olabilecek sonuçlara neden olabilir. 48 saati geçmiş, son 5 saattir idrar çıkışı yoksa bilinç bulanıklığı, çift görme, bulanık görme gibi şikayetleri varsa ateşi çok yüksekse bu hastanın bir an önce hastaneye alınıp sıvı dengesinin, elektrolit bozukluğunun tedavi edilmesi gerekir. Hava alan bir konserve kavanozu varsa ondan da olabilir ve çok ağır gıda zehirlenmesi olabilir" şeklinde konuştu.
ESOGÜ Hastanesi’nde ‘Dünya Diyabet Günü Farkındalık Etkinliği’
14 Kasım 2025 Cuma - 17:58 ESOGÜ Hastanesi’nde ‘Dünya Diyabet Günü Farkındalık Etkinliği’ Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi, 14 Kasım Dünya Diyabet Günü dolayısıyla bilgilendirme ve farkındalık etkinliği düzenledi. Etkinlik kapsamında ESOGÜ Hastanesi poliklinikler girişinde kurulan stantta hasta ve yakınlarına bilgiler verildi. ESOGÜ Hastane Başhekim Yardımcısı ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Yıldız; İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Genel Dahiliye, Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalları adına açıklamalarda bulundu. Prof. Dr Yıldız, "Diabetes Mellitus (DM), pankreasın yeterli insülin üretememesi veya vücudun ürettiği insülini etkili bir şekilde kullanamaması sonucu oluşan ve ömür boyu devam eden kronik bir hastalıktır. Günümüzde diyabet, sıklığı ve oluşturduğu sorunlar nedeniyle tüm dünyada önemi her geçen gün artan önemli ve öncelikli sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşam tarzındaki değişim ile birlikte gelişmiş ve gelişmekte olan toplumların tümünde özellikle tip 2 diyabet görülme hızı artmaktadır" dedi. "Yanlış beslenme ve hareketsizlik obezite ve diyabet tanı hızını arttırmaktadır Prof. Dr. Yıldız, konuşmasının devamında, "Geçmişte ‘insüline bağımlı olmayan diyabet’, ‘erişkin diyabet’ veya ‘tip II diyabet’ olarak da isimlendirilen tip 2 diabetes mellitus tüm diyabet olgularının yüzde 90’dan fazlasını oluşturmaktadır ve en yaygın görülen diyabet formudur. Tip 2 diyabet, obezite ve fiziksel inaktiviteye bağlı olarak genellikle daha sık görülmektedir. Hastalığın temelinde genetik olarak yatkın kişilerde yaşam tarzı ile tetiklenen ve giderek artan insülin direnci ve zamanla azalan insülin salınımı söz konusudur. Yanlış beslenme ve hareketsizlik son yıllarda gençlerde ve hatta çocuklarda da obezite ve diyabet tanı hızını arttırmaktadır. Tanısında gecikme ve hastaların takip uyumundaki sorunlardan dolayı tedavileri de yeterli olamamaktadır. Kontrolsüz diyabet, hiperglisemiye yol açarak zamanla kalp-damar sistemi hastalıkları başta olmak üzere göz, böbrek, sinir sistemi dahil vücudun bütün sistemlerini etkileyen komplikasyonların gelişmesine neden olur" ifadelerini kullandı. "Diyabet toplumsal olarak insan sağlığını olumsuz etkilemekte" Kardiyovasküler hastalıkların sıklığı yaygınlığının ve ölümle sonuçlanma oranının diyabetli bireylerde, diyabeti olmayan akranlarına kıyasla 2 ila 8 kat daha yüksek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Yıldız, sözlerine şöyle devam etti: "Ayrıca, diyabetli bireylerde infeksiyon gelişme riski, diyabeti olmayanlara oranla daha yüksektir. Tüm dünyada böbrek yetersizliğinin ve travma-dışı amputasyon olgularının en yaygın nedeni diyabettir. Diyabetli bireylerde alt ekstremite amputasyon riski diyabeti olmayanlara oranla 25 kat yüksektir. Özellikle gelişmiş ülkelerde diyabet en sık görme kaybı ve körlük nedenlerinden biridir. Dünyada artık bir epidemi olarak nitelendirilen diyabet hem bireysel hem de toplumsal olarak insan sağlığını olumsuz etkilemekte, yaşam kalitesini ciddi anlamda bozmakta ve ekonomik olarak yük getirmektedir. Bu hastalıklar sağlıklı yaşam yıllarından çalmakta, daha kısa ve kalitesiz yaşama sebep olmaktadır." "Hastalığın kontrolünün sağlanması önemlidir" ESOGÜ Hastane Başhekim Yardımcısı ve İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Yıldız, "Her yıl 14 Kasım Dünya Diyabet günü olarak çeşitli farkındalık aktiviteleriyle anılmakta ve Diyabet hastalığının önemine dikkat çekilmeye çalışılmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Diyabet Federasyonu tarafından 1921’de İnsülini keşfederek sayısız hayatı kurtaran Fredrick G. Banting’in doğum günü olan 14 Kasım Dünya Diyabet günü olarak ilan edilmiş ve 2007 yılından itibaren de resmi olarak kutlanmaktadır. Bu yıl 14 Kasım teması olarak, ‘Diyabet ve Esenlik’ vurgulanmaktadır. Diyabet hastalarının özellikle yaşam kalitelerinin yükseltilmesi ve hastalığın kontrolünün sağlanması önemlidir" şeklinde konuştu. ESOGÜ İç Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Aysen Akalın ve Prof. Dr. Göknur Yorulmaz ile Tıp Fakültesi öğrencileri katıldı.
Prof. Dr. Baldane: "Her iki diyabet hastasından biri hastalığının farkında değil"
14 Kasım 2025 Cuma - 16:18 Prof. Dr. Baldane: "Her iki diyabet hastasından biri hastalığının farkında değil" Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Baldane, her iki diyabet hastasından birinin hastalığının farkında olmadığını söyledi. 14 Kasım Dünya Diyabet Günü, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Diyabet Federasyonunun öncülüğünde çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. 21. yüzyılın en önemli halk sağlığı sorunları arasında yer alan diyabet konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla dünya çapında etkinlikler düzenleniyor. Bu yıl da "İş Yerinde Diyabet" ana temasıyla hastalığa karşı farkındalık oluşturulması amaçlanıyor. "İki hastadan biri farkında değil" Hastalıkla ilgili bilgi veren Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Baldane, dünyada 500 milyonun üzerinde diyabetli birey olduğunu, bu sayının 2045 yılında 750 milyonun üzerine çıkacağının tahmin edildiğini söyledi. Hastalıkla ilgili bilgi eksikliği ya da ihmalden dolayı çoğu bireyin şeker hastalığının farkında olmadığını anlatan Baldane, "Her iki diyabetli bireyden biri hastalığının farkında değil. Çok fazla su tüketiliyor ve sık tuvalet ihtiyacı duyuluyorsa hekime başvurulmalıdır. Diyabet riski ihmal edilmemelidir" dedi. "İş Yerinde Diyabet" temasının diyabetli bireylerin yaşadığı zorluklara dikkat çekilmesi ve işverenin konuya ilişkin farkındalığının artırılması için önemli olduğunu ifade eden Prof. Dr. Baldane, "Diyabet çalışma hayatına engel bir hastalık değil. Diyabet hastaları gün içerisinde kan şekerini ölçmek durumunda kalabilirler. Birkaç dakika alacak bu işlem için diyabetlilere zaman tanınması önemli. Yine diyabet hastaları hastalıklarını daha iyi yönetebilmek için insülin kalemi, kan şekeri ölçüm cihazı gibi bazı cihazlara ihtiyaç duyabilir. Bu cihaz ve malzemelerin diyabet hastalarının ulaşabileceği uygun bir ortamda saklanması kıymetli. Diyabetli bireyin çalıştığı ortamın lavaboya ulaşması açısından uygun hale getirilmesi onlar için bir konfor sağlayabilir" dedi. "Ya diyet ya diyabet" Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde diyabete yönelik güncel tedavi ve tarama imkanlarının sunulduğunu anlatan Baldane, "İlerleyici bir hastalık ve tedavi kurallarının yanında beslenme tedavisine de uyulması çok önemli. Beslenme tedavisinin yanında bazı medikal tedavileri de diyabet hastalığı için kullanıyoruz. Beslenme tedavisi çok önemli ama beslenme tedavisinden kastım; bitkisel tedavi olarak isimlendirilen tedaviler değil. Diyabetin tedavisinde medikal tedavi kullanılmak zorunda olduğunda mutlaka bir hekim kontrolünde bu tedavilerin yürütülmesi gerekiyor. Dışarıda bitkisel ilaç olarak pazarlanan ilaçların diyabet tedavisinde yeri maalesef yok" diye konuştu.
Malatya diyabet oranında Türkiye’de ilk sırada
14 Kasım 2025 Cuma - 15:31 Malatya diyabet oranında Türkiye’de ilk sırada Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Lezan Keskin, diyabetin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hızla artan bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Lezan Keskin, diyabetin önlenebilir, kontrol altına alınabilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu da söyledi. Doç. Dr. Lezan Keskin, Dünya Diyabet Günü’nün tarihine değinerek, "Bugün 14 Kasım, Dünya Diyabet Günü. 1921 yılında insülini keşfederek milyonlarca şeker hastasının tedavisini mümkün kılan ve 1923 yılında Nobel Tıp Ödülü’nü alan Kanadalı Dr. Frederick Banting’in doğum günü. Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Diyabet Federasyonu, bilime yaptığı katkıya saygı göstermek amacıyla bugünü tüm dünyada Diyabet Günü olarak kabul etmiştir" dedi. "Diyabet, vücuttaki tüm sistemleri etkileyen kronik bir hastalıktır" Diyabetin yalnızca kan şekerinin yükselmesiyle sınırlı olmadığını ifade eden Doç. Dr. Lezan Keskin, hastalığın bütün organ ve sistemleri etkileyen ciddi sonuçlara yol açtığını söyledi. "Diyabet, pankreastan salgılanan insülin hormonunun yokluğu, eksikliği veya etkisizliği sonucu kan şekeri yüksekliğiyle seyreden ciddi, kronik ve ilerleyici bir hastalıktır. Kan şekerinin yükselmesiyle birlikte damarlar aracılığıyla vücudun her noktasına ulaşarak hücre, organ ve sistemleri etkiler. Bu durum, mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonlara neden olur" şeklinde konuştu. Kalp, böbrek ve göz sağlığı risk altında Doç. Dr. Lezan Keskin, diyabetin uzun vadede beyinde inme ve felç, gözde görme kaybı ve körlük, kalpte ise koroner arter hastalıkları ve kalp krizi riskini artırdığını belirterek, "Sinir sisteminin etkilenmesiyle diyabetik nöropati gelişir. Bu durum el ve ayaklarda uyuşma, yanma, karıncalanma gibi belirtilerle kendini gösterir. Böbreklerde diyabetik nefropatiye yol açarak zamanla diyaliz gerektiren son dönem böbrek yetmezliğine ilerleyebilir. Diyaliz ünitelerindeki hastaların büyük bir kısmını diyabetik bireyler oluşturmaktadır" ifadelerini kullandı. "Diyabet, kişinin yaşam kalitesini ve özgürlüğünü etkiler" Diyabet yalnızca organ kaybına değil, bireyin yaşam kalitesinin, özgürlüğünün ve geleceğinin kaybına da neden olabileceğini aktaran Doç. Dr. Lezan Keskin, yeni tanı konulan diyabet hastalarının genellikle çok su içme, sık idrara çıkma ve fazla yemek yeme şikayetleriyle başvurduğunu belirtti. Ayrıca bulanık görme, kadınlarda tekrarlayan enfeksiyonlar, erkeklerde ise cinsel fonksiyon bozukluklarının da diyabetin erken belirtileri arasında olduğunu söyledi. Tanı ve test süreci Diyabet tanısında laboratuvar testlerinin önemine değinen Doç. Dr. Lezan Keskin, "Açlık kan şekeri 126 mg/dl’nin, tokluk kan şekeri 200 mg/dl’nin üzerinde ise diyabet tanısı konulabilir. Ayrıca Hemoglobin A1c testi, son üç aylık kan şekeri ortalamasını gösterir ve yüzde 6,5’in altında olmasını isteriz. A1c değerindeki her yüzde birlik artış, komplikasyon riskini artırır" dedi. Diyabet türleri ve tedavi yaklaşımları Doç. Dr. Lezan Keskin, diyabetin farklı alt tipleri bulunduğunu belirterek, "Tip 1 diyabet genellikle genç yaşlarda görülür ve pankreasta insülin üretimi yok denecek kadar azdır. Bu nedenle tedavide insülin kullanımı zorunludur. Tip 2 diyabet ise tüm vakaların yüzde 90’ını oluşturur. Genetik yatkınlık, obezite, hipertansiyon ve yüksek kolesterol bu türün önemli nedenleridir" şeklinde konuştu. Doç. Dr. Lezan Keskin, gebelikte ortaya çıkan gestasyonel diyabetin de anne ve bebek sağlığı açısından dikkatle takip edilmesi gerektiğini de belirterek bazı ilaçlar, enfeksiyonlar ve pankreas cerrahilerinin de diyabet gelişiminde rol oynayabileceğini ifade etti. "Yaşam tarzı değişikliği tedavinin temelidir" Doç. Dr. Keskin, diyabetin önlenebilir ve kontrol altına alınabilir bir hastalık olduğunu ifade ederek, "Amacımız kan şekeri düzeylerini normal seviyelerde tutmak ve ideal kiloya ulaşmak. Bunun için düzenli beslenme, aktif bir yaşam tarzı, sigara ve alkolün bırakılması en az ilaç tedavisi kadar önemlidir. Gerekli durumlarda insülin ve oral antidiabetikler tedavide en önemli desteklerimizdir" ifadelerini kullandı "Malatya diyabet oranında Türkiye’de ilk sırada" Doç. Dr. Lezan Keskin, ülke ve il düzeyindeki diyabet verilerini de paylaşarak, "2010 yılında yapılan Türkiye Obezite ve Diyabet Prevalans çalışmasında ülkemizde diyabet oranı yüzde 13,7 iken, Malatya’da bu oran yüzde 21 ile ilk sırada yer aldı. Bu tabloyu değiştirmek bizim elimizde" dedi. "Bir adım atın yarına sağlıkla ulaşın" Doç. Dr. Lezan Keskin, diyabet farkındalığını artırmak amacıyla Malatya’da düzenlenecek etkinliğe tüm vatandaşları davet ederek, "16 Kasım Pazar günü 100. Yıl Parkı’nda gerçekleştireceğimiz yürüyüşte Malatya halkını ‘Bir adım atın, yarına sağlıkla ulaşın’ sloganıyla diyabet farkındalığına ortak olmaya davet ediyoruz" diye konuştu.
Medicana Sağlık Grubu Diyetisyeni Doğan: "Her yıl 125 bin çocuk gıda zehirlenmesinden ölüyor"
14 Kasım 2025 Cuma - 14:59 Medicana Sağlık Grubu Diyetisyeni Doğan: "Her yıl 125 bin çocuk gıda zehirlenmesinden ölüyor" Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Sena Nur Doğan, "Her yıl 5 yaş altındaki 125 bin çocuk gıda zehirlenmesi nedeniyle yaşamını yitiriyor. Çocukların bağışıklık sistemi tam gelişmediği için gıda hijyeni, güvenli su kullanımı ve dışarıdan alınan hazır gıdalar konusunda dikkat son derece hayati" dedi. Medicana International Ankara Hastanesi Feel Well Beslenme ve Yaşam Tasarımı Uzmanı Diyetisyen Sena Nur Doğan, her yıl yaklaşık 450 bin kişinin güvensiz gıda nedeniyle hayatını kaybettiğini ve bu ölümlerin yüzde 30’unun çocuklarda görüldüğünü belirtti. Gıda zehirlenmesinin genellikle birkaç gün içinde düzeldiğini ancak ağır susuzluk (dehidratasyon), böbrek yetmezliği, sepsis, çoklu organ yetmezliği ve kronik hastalığı olan kişilerde ölümle sonuçlanabileceğini vurgulayan Doğan, özellikle çocukların risk altında olduğuna dikkat çekti. "Her yıl 125 bin çocuk gıda zehirlenmesinden ölüyor" Doğan, 5 yaş altı çocukların dünyada gıda kaynaklı hastalıklardan en çok etkilenen grup olduğunu belirterek şunları söyledi: "Her yıl 600 milyon kişi güvensiz gıda nedeniyle hastalanıyor, 420 bin kişi yaşamını kaybediyor. Bu ölümlerin yüzde 30’u 5 yaş altı çocuklarda görülüyor. Her yıl 5 yaş altındaki 125 bin çocuk gıda zehirlenmesi nedeniyle yaşamını yitiriyor. Bunun nedenleri arasında çocukların bağışıklık sistemlerinin tam gelişmemiş olması, mide asidinin daha düşük olması nedeniyle bakterileri öldürme kapasitesinin zayıf olması ve düşük vücut ağırlığı nedeniyle dehidrasyonun etkilerini daha ağır yaşamaları yer alıyor. Bu nedenle çocuklarda gıda hijyeni, güvenli su kullanımı ve dışarıdan alınan hazır gıdalara dikkat çok daha hayati." "Şüpheleniyorsanız atın, sağlığınız çöp poşetinden değerli" Şüpheli gıdaların kesinlikle tüketilmemesi gerektiğini vurgulayan Diyetisyen Sena Nur Doğan, ‘sağlığın çöp poşetinden değerli’ anlayışının benimsenmesi gerektiğini belirterek, dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı: "Şişmiş veya bombe yapmış konserve kutuları, kavanoz kapakları botulizm riski nedeniyle asla tadına bile bakılmadan çöpe atılmalıdır. Oda sıcaklığında 2 saatten uzun beklemiş tavuk, kıyma, deniz ürünleri ve sütlü yemekler kesinlikle tüketilmemelidir. Özellikle sıcak havada ‘2 saat kuralı’ çok önemlidir. Kötü koku, rengi bozulmuş, sümüksü hale gelmiş et, tavuk, balık; kapağı açıldığında gaz fışkıran konserve, reçel, turşular tüketilmemelidir. Ekmek, peynir, sos veya mezelerde oluşan görünür küf tabakasının yalnızca üst kısmını almak doğru değildir. Küf kökleri gıdanın içine kadar yayılmış olabileceği için ürün tamamen atılmalıdır. Son kullanma tarihi geçmiş ürünler kesinlikle tüketilmemelidir." İklim değişikliği gıda zehirlenmesi riskini artırıyor İklim değişikliğinin gıda zehirlenmesi riskini artırdığını da belirten Doğan, "Artan sıcaklık ve nem, bakterilerin gıdalarda daha hızlı çoğalmasına neden oluyor. Sıklaşan aşırı yağış ve sel baskınları ise kanalizasyonun içme suyu sistemlerine karışma riskini artırıyor. Gıda zincirinde soğuk zincirin bozulma ihtimali artıyor. İklim değişikliği ile ishal ve gıda kaynaklı enfeksiyonların artacağı öngörülüyor. Yoksulluk, yetersiz altyapı ve iklim krizi birleştiğinde, gıda zehirlenmesi hem sağlık hem de ekonomi açısından göründüğünden çok daha büyük bir yük oluşturuyor" diye konuştu.
Van’da "prenses doğum" dönemi başladı
14 Kasım 2025 Cuma - 14:34 Van’da "prenses doğum" dönemi başladı Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başlatılan epidural (prenses) doğum uygulamasıyla, anne adayları ağrı hissetmeden ve konforlu bir şekilde normal doğum yapıyor. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde epidural (prenses) doğum uygulaması başlatıldı. Yeni uygulamayla anne adayları, belden anestezi yöntemiyle ağrı hissetmeden, konforlu bir şekilde normal doğum yapabiliyor. Kadın Doğum Kliniği’nde başlatılan epidural doğum yöntemiyle, doğum sırasında yaşanan sancı korkusu ortadan kalkıyor. Uygulama sayesinde anne adayları bilinci açık bir şekilde doğum yaparken, bebeklerini ağrısız bir şekilde kucaklarına alabiliyor. "Prenses gibi bir doğum gerçekleştirebilecek" Konuya ilişkin konuşan Kadın Hastalıkları ve Doğumdan Sorumlu Başhekim Yardımcısı Op. Dr. Mert Cenker Güney, epidural doğumun hem anne hem de bebek sağlığı açısından güvenli olduğunu belirtti. Bu yöntemle doğumun artık daha rahat ve konforlu bir süreç haline geldiğini ifade eden Op. Dr. Güney, "Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak normal doğumda yeni bir sürece başladık. İl Sağlık Müdürü’müz Op. Dr. Muhammed Tosun ve Başhekimimiz Doç. Dr. Remzi Sarıkaya’nın destekleriyle başlattığımız projeyle, epidural doğum olarak bilinen ve halk arasında ‘prenses doğum’ şeklinde adlandırılan yöntemi hastalarımıza sunmaya başladık. Bu uygulama sayesinde, hastalarımız doğumun aktif fazına geçtikleri 4 ila 6 santimetre açıklık döneminde, anestezi ekibimizin desteğiyle belden yapılan uygulama sonucu ağrılarını hissetmeden süreci sürdürebilecekler. Böylece anne adayları, aktif eylem sırasında yaşanan şiddetli ağrı ve sancılardan etkilenmeden, konforlu ve ağrısız bir şekilde prenses gibi bir doğum gerçekleştirebilecek" dedi. Bu yöntem sayesinde normal doğumdan korkuya yol açan şikâyetlerin büyük ölçüde azaldığını dile getiren Güney, "Hasta uyumuyor, doğumun farkında oluyor ve bebeğiyle ten tene temas sürecini normal doğumla aynı şekilde yaşayabiliyor. Yani süreç tamamen normal doğum süreciyle aynı, yalnızca ağrı ve sancı minimuma indirilerek daha konforlu bir deneyim sağlanıyor" diye konuştu.