SAĞLIK
Uzm. Dr. Baver Demir: "Ateş, öksürük, döküntü çocuklarda her belirti neden ciddiye alınmalı" 30 Mart 2026 Pazartesi - 12:31:11 Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Baver Demir, çocukluk döneminde sık görülen belirtiler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Çocukluk döneminin, bağışıklık sisteminin henüz gelişim aşamasında olduğu hassas bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, bu dönemde ortaya çıkan ateş, öksürük ve döküntü gibi belirtilerin her zaman dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Ateş tek başına bir hastalık değil, vücudun bir tepkisidir" diyen Demir, özellikle uzun süren, düşmeyen ya da sık tekrarlayan ateşin mutlaka uzman kontrolünde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Demir, bu durumun basit enfeksiyonlardan daha ciddi sağlık sorunlarına kadar farklı nedenlere bağlı olabileceğini ifade etti. Öksürüğün çoğu zaman üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı geliştiğini belirten Uzm. Dr. Baver Demir, "Ancak uzun süre geçmeyen, gece artan ya da nefes darlığı ile birlikte görülen öksürükler, alerjik hastalıkların veya alt solunum yolu enfeksiyonlarının habercisi olabilir. Bu nedenle ailelerin bu belirtileri yakından takip etmesi gerekir" dedi. Deri döküntülerinin de ebeveynlerde sık endişe oluşturan belirtiler arasında yer aldığını söyleyen Demir, bazı döküntülerin basit viral enfeksiyonlarla ilişkili olabileceğini, ancak ateş, halsizlik, iştahsızlık ya da hızlı yayılım gibi görülen döküntülerin daha ciddi hastalıkların işareti olabileceğini kaydetti. Erken teşhisin çocuk sağlığında hayati önem taşıdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, "Çocuklarda görülen hiçbir belirti ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle göz ardı edilmemelidir. Özellikle küçük yaş grubunda hastalıklar hızlı ilerleyebilir. Şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diye konuştu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Baver Demir ebeveynlerin bilinçli ve dikkatli yaklaşımının, çocuklarda ihtimal ciddi hastalıkların erken teşhis ve tedavisinde kritik rol oynadığını vurguladı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 11:32 Geçmeyen öksürüğe dikkat: Soğuk havalarla virüsler artışta Son dönemde artan, geçmeyen öksürük şikâyetlerine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet İlvan, hava sıcaklıklarının düşmesiyle viral enfeksiyonların yaygınlaştığını belirtti. İlvan, özellikle uzun süren öksürüklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Soğuk hava şartlarının, solunum yolu enfeksiyonları için uygun bir zemin oluşturduğunu ifade eden Arel Üniversitesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet İlvan, "Bu dönemde virüsler daha kolay yayılıyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonları ve buna bağlı öksürük şikâyetleri artıyor" dedi. "3 haftayı aşan öksürükte mutlaka uzman görüşü alınmalı" Öksürüğün genellikle basit bir enfeksiyon belirtisi olarak görülse de bazı durumlarda daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirten İlvan, "Eğer öksürük 3 haftadan uzun sürüyorsa, altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır. Astım, kronik bronşit, reflü ya da daha ciddi akciğer hastalıkları bu şikâyetin nedeni olabilir" uyarısında bulundu. Korunmak için basit önlemler etkili Prof. Dr. İlvan, hastalıklardan korunmak için alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı: Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmalı. Ellerin sık sık yıkanması ihmal edilmemeli. Bağışıklık sistemini güçlendiren dengeli beslenmeye dikkat edilmeli. Gerektiğinde maske kullanımı tercih edilmeli." Uzmanlar, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireylerin bu dönemde daha dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Geçmeyen öksürük şikâyeti olan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:54 Samsun’da obezite ile mücadele: 173 bin kişiye ulaşıldı, 5,1 ton kilo verildi Samsun’da yürütülen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında 173 bin kişiye ulaşıldı, fazla kilolu olduğu belirlenen 6 bin kişi toplamda 5,1 ton kilo vererek sağlıklı yaşama adım attı. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan kampanyanın Samsun’daki sonuçlarını değerlendiren İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, obezitenin günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olduğuna dikkat çekti. Uras, obezitenin kalp-damar hastalıklarından diyabete, kanserden birçok kronik rahatsızlığa kadar geniş bir yelpazede risk oluşturduğunu vurguladı. Kampanyanın yalnızca kilo kaybını değil, kalıcı bir sağlıklı yaşam alışkanlığı kazandırmayı hedeflediğini belirten Uras, "İlimiz genelinde yürüttüğümüz çalışmalarla vatandaşlarımızın boy ve kilo ölçümlerini yaparak vücut kitle indekslerini belirledik. Risk grubunda olanları ise Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendirdik" dedi. Samsun’un 17 ilçesinde gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında 173 bin kişiye ulaşıldığını ifade eden Uras, Sağlıklı Hayat Merkezlerine yaklaşık 6 bin kişinin başvurduğunu kaydetti. Bu kişilerin yüzde 27,9’unun hafif kilolu, yüzde 59,4’ünün ise obez grubunda yer aldığının tespit edildiğini dile getirdi. Başvuran vatandaşlara diyetisyenler tarafından kişiye özel beslenme programları hazırlandığını ve düzenli takip randevuları verildiğini belirten Uras, "Bu gruptan merkezlerimize düzenli devam eden yaklaşık bin 200 kişi toplamda 5,1 ton kilo vererek önemli bir başarı elde etti" ifadelerini kullandı. Kampanyada görev alan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür eden Uras, özellikle Atakum, Bafra, Canik, Havza ve Terme Sağlıklı Hayat Merkezlerinde görev yapan ekiplerin sürece büyük katkı sunduğunu sözlerine ekledi.
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:53 Görme sağlığının geleceği İzmir’de konuşuldu İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir-3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü. Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı. "İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor" Programın açılış konuşmasını yapan İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, "Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz" dedi. İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, "Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık" diye konuştu. Erken teşhisin önemi anlatıldı Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, "Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı. Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, "Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor" diye konuştu. Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, "İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur" sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti. Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti. "2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor" "Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler" konulu oturumda konuşan Johnson & Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, "Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor" dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, "Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor" ifadelerini kullandı. Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.
Denizli Egekent Hastanesinden anlamlı çağrı; "Bir organ, üç hayat kurtarabilir"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 11:04 Denizli Egekent Hastanesinden anlamlı çağrı; "Bir organ, üç hayat kurtarabilir" Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, "Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı 26 bini aştı. Bir organ, üç hayat kurtarabilir" diyerek, 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası anlamlı bir çağrıda bulundu. 3-8 Kasım Organ Bağışı Haftası kapsamında, Denizli Özel Egekent Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Gökhan Peker, toplumda organ bağışı konusunda bilinçlenme ihtiyacını vurgulayarak önemli açıklamalarda bulundu. Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısının 26 bini aşmasına rağmen yıllık organ bağış oranlarının hala yetersiz seviyede kaldığını belirten Uzm. Dr. Peker, "Her yıl milyonlarca insan organ nakline ihtiyaç duyarken, sadece binlercesi bu hayati tedaviyi alabiliyor. Organ bağışı, ölümün ardından bile bir kişinin yaşamını devam ettirebilmesi için kritik bir fırsat sunuyor. Özellikle beyin ölümü tanısı konmuş hastalarda, organ bağışı ile birden fazla hayat kurtarılabilir" dedi. Egekent Hastanesinden organ bağışında gururlandıran başarı Uzm. Dr. Gökhan Peker, organ bağışının toplum sağlığı açısından önemini vurgulayarak, "Denizli Özel Egekent Hastanesi, organ bağışı çalışmalarından dolayı başarı belgesiyle ödüllendirildi. Bu, ekibimizin ve bölgedeki vatandaşlarımızın bu hayati konuya verdiği değerin bir göstergesi" ifadelerini kullandı. Organ bağışının sosyal ve aile bağları üzerindeki olumlu etkisine değinen Uzm. Dr. Gökhan Peker, "Organ bağışı, ölümü anlamlı bir şekilde dönüştürmenin en güzel yollarından biridir. Bir kişinin ölümü, başkaları için yeni bir hayat başlangıcı olabilir" diye konuştu. Organ bağış süreci hakkında bilgi veren Uzm. Dr. Gökhan Peker, son olarak, "Organ bağışı, toplumun dayanışma kültürünü güçlendirirken, aynı zamanda hayatta kalan bireylerin ailelerine de umut oluyor. Bu hafta, sevdiklerinize organ bağışı konusunda ne düşündüğünüzü söylemenin en uygun zamanı" diyerek, toplumun bu hayati konuya duyarlı olması çağrısında bulundu.
BTÜ’den aftlara hızlı ve doğal çözüm
03 Kasım 2025 Pazartesi - 10:09 BTÜ’den aftlara hızlı ve doğal çözüm Bursa Teknik Üniversitesi bilim insanları, aft tedavisine yeni bir alternatif getiriyor. İnsan ağzı hücrelerinden elde edilen hidrojel yeni malzeme tasarımı sayesinde ağızdaki aftlar, lokal uygulama ile tedavi edilecek. Malzemenin diğer yöntemlere göre çok daha etkili olması ve hemen sonuç vermesi hedefleniyor. BTÜ’nün, "Ağız Ülserlerinin Tedavisine Yönelik, Biyouyumlu Polimer Tabanlı, Hücre Kültüründen Elde Edilen Hücresizleştirilmiş Ekstraselüler Matriks ve Antioksidan Destekli Hidrojel Yama Geliştirilmesi" başlıklı projesi, TUBİTAK 1002-A kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Çalışmanın yürütücülüğünü, YÖK Doktora Sonrası Araştırmacı İstihdamı (DOSAİ) programı kapsamında BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Biyomühendislik Bölümü’nde görev yapan Dr. Halime Serinçay üstleniyor. Projede, Biyomühendislik Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Gökçe Taner, Dr. Öğretim Üyesi Münevver Müge Çağal ve Araştırma Görevlisi Kübra Bezir araştırmacı, yüksek lisans öğrencisi Hilal Akar ise bursiyer olarak yer alıyor. Yeni malzeme kısa ve etkili tedavi sağlayacak Toplumun yaklaşık yüzde 20’sinde görülen ağız aftlarının tedavisine yönelik çalışma ile ağız ülserlerinin (aft) lokal tedavisinde kullanılmak üzere insan vücuduyla uyumlu, yapışkan, antioksidan, mikropları öldüren ve yenileyici özelliklere sahip hidrojel temelli bir yama sistemi geliştirilmesi hedefleniyor. Aftların tekrarladığını ve kişinin yaşam kalitesini düşürmesi nedeniyle kısa sürede tedavisinin önemli olduğuna vurgu yapan Dr. Halime Serinçay, çalışma kapsamında aftların kısa ve etkili bir şekilde tedavi edilmesini sağlayacak malzemeyi üreteceklerini söyledi. Malzeme insan ağzı hücrelerinden elde edilecek Yürütücü Serinçay, insanın ağız hücrelerinden elde edilen hücresizleştirilmiş dokularla elde edilecek olan biyofonksiyonel hidrojelin doğal doku ortamını taklit ederek iyileşmeyi destekleyeceğini dile getirdi. Dr. Halime Serinçay, "Ayrıca son yıllarda etkileri ile dikkat çeken, yüksek antioksidan kapasitesiyle bilinen aronya meyvesi ekstraktı, lezyon bölgesinde oksidatif stresi azaltmak ve iyileşme sürecini hızlandırmak amacıyla formülasyona dâhil edilecektir" dedi. Piyasadaki ürünlerin etkisi düşük Dr. Halime Serinçay, aft tedavisinde yaygın olarak kullanılan sprey, gargara, solüsyon ve jel formlarının ağız içi uygulamalarda çeşitli dezavantajları olduğunu belirtti. Serinçay, "Ağız boşluğunun sürekli nemli ve hareketli yapısı nedeniyle sıvı formlar lezyon bölgesinde uzun süre tutunamamakta, bu da etkin maddenin etkisini azaltmaktadır. Jel formlar ise daha iyi tutunma sağlasa da, tükürükle seyrelerek genellikle 2-3 saat içinde ortamdan uzaklaşmaktadır. Bu nedenle, yapışma kapasitesi yeterli, kaygan yüzeye karşı dayanıklı ve etkili bir formülasyon geliştirilmesinin önemli bir yaklaşım olacağı düşünülmektedir" diye konuştu. Rektör Çağlar’dan tebrik BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, projenin BTÜ’nün bilimsel üretkenliğini yansıttığını belirterek, "Üniversitemiz bünyesinde gerçekleştirilen bu nitelikli çalışma, hem sağlık alanında önemli bir ihtiyaca çözüm sunmayı hem de yerli ve yenilikçi ürün geliştirmeyi hedefliyor. Araştırmacılarımızı bu başarılarından dolayı tebrik ediyor, bu tür projelerin destekçisi olmaya devam edeceğimizi özellikle vurgulamak istiyorum. BTÜ olarak toplumun yaşam kalitesini artıracak çalışmalara öncülük etmekten gurur duyuyoruz" ifadelerini kullandı.
Hızlı konuşanlar dikkat
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:31 Hızlı konuşanlar dikkat Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Dilvan Tekin, hızlı bozuk konuşmanın genellikle çocukluk döneminde fark edildiğini, fakat bazı bireylerde ergenlik veya yetişkinlikte belirginleştiğini söyledi. Hızlı bozuk konuşmalarda kişinin konuşma hızının kontrolsüz şekilde artması ve kelimeleri yutması ya da cümlelerin anlaşılırlığının azalması ile kendini gösteren bir akıcılık bozukluğu olduğunu anlatan Dilvan Tekin, kişi konuşurken çoğu zaman ne kadar hızlı konuştuğunun farkında olmadığını belirtti. Dilvan Tekin, "Hızlı bozuk konuşmanın kesin bir nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, nörolojik temelli olduğu düşünülür. Genellikle çocukluk döneminde fark edilir, fakat bazı bireylerde ergenlik veya yetişkinlikte belirginleşir. Bu durum yalnızca bir "hızlı konuşma alışkanlığı" değildir; altında dil planlama, dikkat süreçlerindeki zorluklar kişinin kendini ifade etmesi konusunda güçlükler yaşar. Bu yüzden birey, sosyal ortamlarda, iş yerinde ya da okulda iletişim kurmakta zorluk yaşayabilir. Toplumda bu konuda farkındalık oluşturmak çok önemli; çünkü hızlı bozuk konuşma bir "karakter özelliği" değil, terapiyle geliştirilebilir bir iletişim güçlüğüdür. Eğer siz de konuşurken kelimeleri yutuyor, çok hızlı konuştuğunuz için sık sık tekrar etmek zorunda kalıyorsanız, bu sadece ‘heyecan’ değil, hızlı bozuk konuşma olabilir. Bir uzmandan erken destek almak iletişim kalitesini ciddi şekilde arttırır" ifadelerini kullandı.
Önce bilgilendiler, sonra eğlendiler
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:22 Önce bilgilendiler, sonra eğlendiler Özel İmperial Hastanesi ve Umut ve Yaşam Derneği iş birliğiyle düzenlenen "Kanserle Mücadelede Umut Işığında Daha da Güçleniyoruz" temalı toplantıda, meme kanserinde erken tanının önemi vurgulanırken, toplantı sonrası aralarında meme kanseri olan hastalar canlı müzik eşliğinde coşması renkli görüntüler oluşturdu. Toplantıda söz alan Trabzon İl Sağlık Müdürü Dr. Topsakal, meme kanserine yönelik erken teşhisin önemine vurgu yaparken Özel İmperial Hastanesi doktorlarından Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Dilek Aydın, "HPV Korunma Yolları" Genel Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Adnan Çalık, "Erken Tanı; Meme ve Hayat Kurtarır!" Radyoloji Uzmanı Dr. Mehmet Soytürk "Meme Kanseri Teşhisinde Mamografi ve Ultrasonografinin Yeri" üzerine kendi alanlarında sunum yaptı. Toplantının moderatörlüğünü Umut ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nimet Baki yaparken Baki, dünyada bu yıl 4 milyon kadının meme kanserine yakalanmasının beklendiğini söyledi. Baki, "Burada meme kanseri yakalanan hastalarımız var. Her dört dakikada bir kadın meme kanserine yakalanıyor. En fazla çalışılan kanser türü, yüzde 95 kurutabilen bir kanser türü. O bakımdan şanslıyız. Dünyada bu yıl yaklaşık 4 milyon kadının meme kanserine yakalanacağını bunun yaklaşık bir milyonu bu kanserden öleceği söylenmekte. Oysa erken teşhis edildiğinde son derece tedavi edilebilir bir hastalık" dedi. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Dilek Aydın, "HPV Korunma Yolları" üzerine sunum yaparak "En önemli durumlardan biri ne zaman bulaşmıştır. Çünkü hasta endişe içinde acaba şimdi mi oldu üç ay önce mi oldu bir yıl öncemi olmuştur. Normalde virüsle karşılaştıktan üç haftayla sekiz ay arasında ortaya çıkıyor. Bazı hastalarda hiç bir bulgu vermeyebilir. Kadınların yüzde 80’i yaşamlarının bir döneminde en az bir kez HPV virüsüne maruz kalmaktadır. Bunların yüzde 20 sinde HPV görülür. HPV virüsüne maruz kalmak servix kanser riskini yüzde 40 artırır. 250 den fazla çeşidi vardır" diye konuştu. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Adnan Çalık, meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirterek "Meme kanserleri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür. Yaklaşık kanser türlerinin yüzde 45’i. Bunu çok ciddiye almak lazım. Meme kanseri, erken tanındığında tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır. Her kadının kendi sağlığını önemsemesi, en güçlü korunma yoludur. Her 8 kadından biri yaşamı boyunca meme kanseriyle karşılaşıyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık 25 bin yeni vaka tespit ediliyor. Erken tanı konulan kadınların yüzde 90’ı tamamen iyileşiyor" şeklinde konuştu. Radyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Soytürk ise erken teşhisin önemine vurgu yaparak "Erken dönemde teşhis önemli. Zaten geç dönemde bunu teşhis etmek hiç de zor değil. Erken meme kanseri teşhisinde halen daha ultrasyondan üstü emardan (MR) üstü kolay uygulanabilir bir tetkik. Mamografi meme kanserinin erken teşhisinde yararı gösterilmiş tek görüntüleme yöntemidir. Tarama amaçlı mamografinin mortaliteyi ortalama yüzde 3 oranında azalttığı kabul edilmektedir. US’nin tarama amaçlı kullanımı hastaya yarar sağlamadığı gibi yalancı bir güven verebileceği için zarar da verebilir" ifadelerini kullandı. Toplantının ardından canlı müzik eşliğinde eğlenceli vakit geçiren hastalar, renkli görüntüler oluşturdu. Umut ve Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Nimet Baki, eğlence sayesinde hastaların moralli bir şekilde toplantıdan ayrıldıklarını kaydederek "Hastalarımızla birlikte güzel eğlenceli günümüzü taçlandırmak istedik. Hasan Şılbır saz heyetine teşekkür ediyorum...Gelenlerin yaklaşık yüzde 50’si kanser hastasıydı. Müzikle birlikte eğlendiler. Toplantı kısmı da son derece güzel oldu. Çok verimli bir toplantı oldu. Moralleri harikaydı herkes buradan mutlu olarak ve bilgili olarak ayrıldı" dedi. Orkestra solistlerinden Hasan Şılbır da "Bütün sosyal sorumluluk projelerinde varız. Burada herhangi maddiyat gözetmeden varız. Buradakiler hastalıkla uğraşan insanlar bu hastalıklarını bir nebze olsun hafifletmek, unutturmak adına ekibimle beraber onlara güzel bir vakit geçirmek farklı bir ortam oluşturmak en azından hastalık ortamından hastane ortamından uzak bir atmosferde onları buluşturmak için buradayız" diye konuştu.
Parkinson hastası: "Yeniden yürümek çok güzel"
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:14 Parkinson hastası: "Yeniden yürümek çok güzel" Adana’da Prof. Dr. Orhan Şen tarafından belinden ameliyat edilen 54 yaşındaki Parkinson hastası kadın, ameliyattan önce kaplumbağa gibi yürüdüğünü, ameliyattan sonra normale döndüğünü belirterek, "Yeniden yürümek çok güzel, anlatamam" dedi. Parkinson hastası 54 yaşındaki Necla Sarıhan, uzun süredir çok yavaş yürüme, bir yerden bir yere giderken çok fazla yorulma şikayetiyle birçok hastaneye gitti. Ancak Sarıhan, hem yaşından dolayı hem de hastalığından dolayı doktorlar tarafından ameliyatı riskli bulunduğu için bir türlü sağlığına kavuşamadı. Adana’da Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen’i bulan Sarıhan, tedaviye başlayarak ameliyat oldu. Prof. Dr. Şen, yaşanan süreci şöyle anlattı: "Hastamız 54 yaşında, ayakta duramama ve yürüyememe şikayetiyle bana başvurdu. Aynı zamanda 7 yıldır Parkinson hastası ve tedavi görüyor. Son birkaç yıldır bir odadan diğer odaya gidişi 3 dakikayı bulurken, şu an bir koltuktan diğerine geçecek kadar bile ayakta duramıyormuş. Parkinson hastaları zaten yavaş yürürler. Küçük adımlarla yürümeye razıymış ama artık onu da kaybetmiş. Şehir şehir doktor gezmişler. ’Parkinson hastalığın var, ameliyat olamazsın’ demişler. Bana geldiklerinde, ’Parkinson hastası olmanız ameliyata engel değil’ dedim. Kardiyoloji, nöroloji ve anestezi uzmanı meslektaşlarıma göstereceğimi, eğer onlar da ameliyat için uygun görürse eskiden razı olduğu Parkinson yürüyüşüne tekrar kavuşabileceğini, rahat yürüyebileceğini söyledim. Hasta ve ailesi buna ikna oldu. İlgili tetkikleri yaptırdıktan sonra 3 ay önce mikro cerrahi yöntemle ameliyatını yaptık. Belinde kanal darlığı vardı. Yürüyememesinin asıl sebebi buydu. Şu an aradan 3 ay geçti ve gayet rahat yürüyor." Genç meslektaşlarına mesaj da veren Şen, "Farklı rahatsızlıkları olabilir ancak bu kişiler Parkinson hastasıysa, nöroloji, kardiyoloji ve anestezi uzmanlarının onayını almadan ’ameliyat olamazsınız’ demeyin. İnsanların geleceğiyle oynamayın" diyerek öneride bulundu. "Yeniden yürümek çok güzel" Tedavisi yapılan Necla Sarıhan ise, "Parkinson hastasıydım ve yürüyemiyordum. Yürümekte zorluk çekiyordum ama artık iyiyim. Doktor beyin sayesinde ameliyattan sonra düzeldim. Çok doktora gittim ama ’yatakta kalırsın, ameliyat olamazsın’ dediler. Önceden kaplumbağa gibi küçük adımlarla yürüyordum ama artık kendi işlerimi yapabiliyorum. Yeniden yürümek çok güzel, anlatamam yani" diye konuştu.
Çocuklarda halsizlik, iştahsızlık ve morluklar löseminin ilk sinyali olabilir
03 Kasım 2025 Pazartesi - 09:08 Çocuklarda halsizlik, iştahsızlık ve morluklar löseminin ilk sinyali olabilir Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Ömer Doğru, çocukluk çağı lösemisinde erken belirtilerin dikkatle gözlenmesinin erken tanı ve başarılı tedavi için büyük önem taşıdığı konusunda ailelere uyarılarda bulundu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Dr. Ömer Doğru, 2-8 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Hastalığın belirtileri ve tedavi süreci hakkında merak edilenleri yanıtlayan Dr. Doğru, uzun süren belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini hatırlattı. "Belirtiler uzun sürüyorsa doktora başvurulmalı" Çocukların zaman zaman yorgun ya da isteksiz olabileceğini ifade eden Dr. Doğru, "Bazı belirtiler uzun süre devam ediyorsa, bunları göz ardı etmemek gerekiyor. Çocukluk çağı lösemisinde en sık görülen erken belirtiler arasında halsizlik, oyun oynamaya isteksizlik, iştahsızlık, solukluk, vücutta kolay morarma, diş eti kanamaları ve tekrarlayan enfeksiyonlar yer alıyor" dedi. "Basit bir kan testiyle anlaşılabilir" Lösemi belirtilerinin çoğu zaman sıradan hastalıklarla karıştırılabildiğini söyleyen Dr. Doğru, "Ancak bu şikayetler uzun sürdüğünde ya da çocuğun günlük hayatını etkilemeye başladığında mutlaka bir doktora başvurulmalı. Basit bir kan testiyle lösemi şüphesi ortaya konabilir ve gerekli yönlendirmeler yapılabilir" diye konuştu. "Tedavide yüz güldüren gelişmeler var" Lösemi tedavisinde yüz güldüren gelişmeler yaşandığını aktaran Dr. Doğru, "Bugün çocukluk çağı lösemisi, geçmişe göre çok daha yüksek oranda tedavi edilebiliyor. Modern kemoterapi protokollerine ek olarak hedefe yönelik immünoterapiler, akıllı ilaçlar ve gerektiğinde kök hücre nakli sayesinde lösemi hastalarının büyük çoğunluğu tamamen sağlığına kavuşabiliyor" şeklinde konuştu. Dr. Doğru, lösemide erken tanı ve düzenli tedavi ile çocukların hayatlarına sağlıklı bir şekilde devam edebileceğini sözlerine ekledi. "Ailelerin dikkati hayat kurtarabilir" Ailelerin rolüne değinen Dr. Doğru, "Ebeveynlerin çocuğundaki küçük değişiklikleri önemsemesi, sürecin erken yakalanmasında kritik rol oynuyor. Uzun süren halsizlik, oyun isteğinde belirgin azalma, tekrarlayan enfeksiyonlar ya da vücutta açıklanamayan morluklar gibi belirtiler gözlemlendiğinde bir sağlık kuruluşuna başvurulması, erken teşhis ve tedavide hayat kurtarıcı olabiliyor. Unutmayın, çocukluk çağı lösemisi erken fark edildiğinde ve uygun tedaviyle çoğu zaman tamamen iyileştirilebilir bir hastalıktır" dedi.
Tuzla Devlet Hastanesi’nde yapay zekâ destekli estetik cerrahi dönemi başladı
02 Kasım 2025 Pazar - 15:58 Tuzla Devlet Hastanesi’nde yapay zekâ destekli estetik cerrahi dönemi başladı Tuzla Devlet Hastanesi’nde görev yapan Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Berkay Canbaz, estetik cerrahide yapay zekâ sistemlerinin giderek daha fazla kullanılmaya başlandığını belirterek, "Bu sistemler hekimlerin yerini almasa da ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirmelerde bize yardımcı olacak" dedi. Tuzla Devlet Hastanesi’nde yapılan operasyonlarla estetik cerrahi hizmetleri artık daha erişilebilir hale geldi. Burun eğriliği ve nefes alma problemi yaşayan İlennur Aydın, ameliyat sonrası yaşadığı memnuniyeti dile getirerek, "Hocamdan çok memnunum. Böyle bir ameliyatın olduğunu bilmiyordum. Geldikten sonra öğrendim. Nefes alamama problemim vardı ve burnumda eğrilik olduğu için çok rahatsızdım. Her ikisini de birleştirip yaptığı için Tuzla Devlet Hastanesi’ne ve Berkay hocama çok teşekkür ediyorum" dedi. Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Berkay Canbaz, yapay zekâ ve robotik sistemlerin estetik cerrahide hekimlere yardımcı olduğunu vurgulayarak, "Hastaların ameliyat öncesi ve sonrası değerlendirmelerinde bizlere yardımcı olması için bu sistemleri kullanıyoruz. Dolayısıyla bu sistemlerin zamanla geliştirilmesi bizim de daha fazla faydalanmamız demek. Fakat ben yine de bir hekim olarak her zaman hastalara dokunmanın önemini savunuyorum. Yapay zekâ yalnızca hastaların algoritmalarında ve tedavi süreçlerinde bizlere yardımcı olan bir sistem; hekimlerin yerini almayacaktır" dedi. "Sosyal medya bazı hastalarda beklenti problemine yol açabiliyor" Son dönemde özellikle sosyal medyanın estetik operasyonlara olan ilgiyi artırdığını belirten Canbaz, şunları söyledi: "Özellikle genç hasta popülasyonu çok arttı, sosyal medyada gördükleri görsellerden etkilenip gelebiliyorlar. Ancak her hasta bireyseldir ve beklentileri farklıdır. Dolayısıyla her hastayı kendi içerisinde ve özel düşünmek lazım. Hastalarımızın bir başkasından gördüğü işlemle değil de kendi vücudunda rahatsızlık duyduğu herhangi bir fiziksel görünümünün düzelmesi adına bize başvurması lazım. Çünkü sosyal medya bazı hastalarda beklenti problemine yol açabiliyor. Bu noktada da onların beklentisiyle bizim onlara verebileceğimiz şeylerin uyuşması gerekiyor. Bu bizim için çok önemli bir konu. Hekimler olarak da hastaların ameliyat ihtiyaçları hakkında bir değerlendirme yapmamız ve ona göre hareket etmemiz gerekiyor. Çünkü hem ameliyat öncesi hem de sonrası fiziksel ve psikolojik bir süreç demek. Bu süreçte de hastaları iyi anlayıp dinleyebilmek ve süreci doğru yönlendirmek çok önemli." "Ruhsatsız merkezlerde yapılan bazı işlemler hatalı ve geri döndürülemez oluyor" Tuzla Devlet Hastanesi’nde meme estetiği, vücut şekillendirme, kepçe kulak, liposuction ve karın germe gibi birçok estetik operasyonun güvenli şekilde yapılabildiğini belirten Canbaz vatandaşlara, "Hastalarımız tercih yaparken mutlaka doğru merkezlere başvurmalı. Devlet hastanesi de bu noktada güvenebilecekleri en öncelikli kurumlardan bir tanesidir. Özellikle branş dışı uygulamalar ve ruhsatsız merkezlerde, işi ehli olmayan kişilerce yapılan işlemler maalesef toplum sağlığını ciddi derecede tehdit etmektedir. Biz de bazen bu yerlerde yapılan hatalı işlemleri düzeltmekle uğraşıyoruz. Maalesef bazıları geri döndürülemez hatalar ve işlemler oluyor. Bu noktada hastaların mutlaka gittikleri yerde ruhsatlı ve uzman bir hekim tarafından tedavi edildiğinden emin olması ve bunu sorgulaması gerekiyor" uyarısında bulundu.
Bursa organ bağışında yine zirvede
02 Kasım 2025 Pazar - 13:49 Bursa organ bağışında yine zirvede Bursa bölgesi, organ bağışında 10,5 pmp (Milyon nüfus başına düşen kadavra donör sayısı) ile 2025 yılında Türkiye’deki 9 bölge arasında birinciliği elde etti. Böylece Bursa bölgesi, son 14 yılda 12. kez zirvede yer almayı başardı. Balıkesir, Bilecik, Çanakkale ve Yalova illerini de kapsayan Bursa bölgesi, organ bağışında Türkiye liderliğini bu yıl da sürdürmeye devam etti. Tüm bölgeler arasında en fazla donör bildirimi yapan bölge olarak dikkat çeken Bursa bölgesi, bunun yanı sıra aile izni alma oranı ile de birinciliği göğüsledi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Bursa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Çetin, Bursa Bölge Koordinasyon Merkezi’ne bağlı olarak 5 böbrek nakli merkezi, 3 karaciğer nakli merkezi, 1 kalp nakli merkezi ve 3 Göz Bankası/kornea nakli merkezi ile organ bağışı çalışmalarını sürdürdüklerini belirtti. Bursa bölgesinde son 5 yıl içerisinde 360’ü kadavradan, 755’i canlıdan olmak üzere 1.115 böbrek nakli gerçekleştirildiğinin altını çizen Uzm. Dr. Çetin, "Bunun yanı sıra 162’si kadavradan 247’si canlıdan olmak üzere 409 karaciğer nakli yapılmıştır. Ayrıca bölgemizde faaliyet gösteren göz bankası ve kornea nakli merkezlerinde 2020 yılından bu yana 1035 kornea temini yapılmış ve bunlardan 971’i bölgemizdeki kornea nakli merkezlerinde nakledilerek hastalarımıza yeniden umut ışığı olmuştur" dedi. "Organ bağışına duyarlı olalım" Bursa bölgesinin organ bağışında uzun yıllardır zirvede yer aldığına dikkat çeken Uzm. Dr. Çetin, "Bölgemiz 2025 yılı Ekim ayı itibariyle 10,5 pmp oranı ile yine zirvede yer almayı başardı. Bakanlığımız bu yıl organ bağış onaylarını e-Nabız uygulaması üzerinden online ortamda da yapılmasını mümkün hale getirdi. Bu düzenlemenin de bağışları arttırmasını umuyoruz. Bağışlanan her organ, bir hastanın hayata tutunmasını sağlıyor. Tüm vatandaşlarımızı bu organ bağışına duyarlı olmaya davet ediyorum" şeklinde konuştu. 3-9 Kasım Organ Bağışı Haftası’nda olarak ülke genelinde farkındalık etkinlikleri düzenlediğinin bilgisini veren Uzm. Dr. Çetin, son olarak hafta boyunca Bursa’da birçok etkinlik gerçekleştireceklerini sözlerine ekledi.
Beyincik sarkması ameliyatı sonrası sağlığına kavuştu
02 Kasım 2025 Pazar - 12:00 Beyincik sarkması ameliyatı sonrası sağlığına kavuştu Kahramanmaraş’ta uzun süredir yemek yiyemeyen, yürüyemeyen ve konuşma güçlüğü çeken 26 yaşındaki Ali Toplama, HG Hospital’da geçirdiği başarılı ameliyat sonrası yeniden sağlığına kavuştu. Bir süredir baş dönmesi, yutma güçlüğü ve denge kaybı yaşayan Toplama, farklı şehirlerde birçok doktora başvurdu ancak sonuç alamadı. Durumu giderek ağırlaşan genç adam, son çare olarak geldiği Kahramanmaraş’taki HG Hospital’da yapılan tetkiklerin ardından "beyincik sarkması" tanısı konuldu. Ameliyat öncesi dönemde yemek yiyemediğini, yürüyemediğini ve konuşamadığını anlatan Toplama, "Yemek yiyemiyordum, başım ağrıyordu, yürümekte zorluk çekiyordum. Çok doktor gezdim, Antep’e de gittim ama bir şey yapamadılar. En son HG Hospital’a geldim, hocam sayesinde iyi oldum" dedi. HG Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İdris Altun, hastanın durumu hakkında detaylı bilgi vererek, "Ali bize geldiğinde yutkunamıyor, konuşamıyor ve ayakta duramıyordu. Yaptığımız tetkiklerde beyincik sarkması ve beynin aşırı basıncından dolayı beyin sapı dediğimiz hayat merkezinde ciddi zedelenmeler tespit ettik. Buna bağlı olarak da sinirlerde sinyal değişiklikleri mevcuttu. KBB muayenesinde ses tellerinden birinin tamamen, diğerinin ise yüzde 70 oranında zedelendiğini belirledik. Ameliyat öncesinde nefes borusunu güvenli hale getirmek için trakeostomi işlemi yaptık, ardından beynin arka kısmındaki kemiklerde rahatlatma işlemi uyguladık" dedi. Altun, başarılı geçen operasyon sonrası hastada hızlı bir iyileşme gözlendiğini ifade ederek, "Ameliyattan iki gün sonra yutması rahatladı, sesi geri geldi. Üçüncü gün yürümeye başladı. Sonrasında yaptığımız kontrollerde ses tellerinin birinin tamamen, diğerinin ise kısmen çalışmaya başladığını gördük. Şu anda genel durumu gayet iyi, trakeostominin tamamen kapanmasını bekliyoruz. Kısa sürede taburcu edeceğiz" diye konuştu. Ameliyat sonrası eski sağlığına kavuşan genç hasta doktorlarına teşekkür ederek, "Şimdi yemek yiyebiliyorum, yürüyebiliyorum, konuşabiliyorum. Eski günlerime döndüm" ifadelerini kullandı.