SAĞLIK
Uzm. Dr. Baver Demir: "Ateş, öksürük, döküntü çocuklarda her belirti neden ciddiye alınmalı" 30 Mart 2026 Pazartesi - 12:31:11 Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzm. Dr. Baver Demir, çocukluk döneminde sık görülen belirtiler hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Çocukluk döneminin, bağışıklık sisteminin henüz gelişim aşamasında olduğu hassas bir süreç olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, bu dönemde ortaya çıkan ateş, öksürük ve döküntü gibi belirtilerin her zaman dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. "Ateş tek başına bir hastalık değil, vücudun bir tepkisidir" diyen Demir, özellikle uzun süren, düşmeyen ya da sık tekrarlayan ateşin mutlaka uzman kontrolünde değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Demir, bu durumun basit enfeksiyonlardan daha ciddi sağlık sorunlarına kadar farklı nedenlere bağlı olabileceğini ifade etti. Öksürüğün çoğu zaman üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı geliştiğini belirten Uzm. Dr. Baver Demir, "Ancak uzun süre geçmeyen, gece artan ya da nefes darlığı ile birlikte görülen öksürükler, alerjik hastalıkların veya alt solunum yolu enfeksiyonlarının habercisi olabilir. Bu nedenle ailelerin bu belirtileri yakından takip etmesi gerekir" dedi. Deri döküntülerinin de ebeveynlerde sık endişe oluşturan belirtiler arasında yer aldığını söyleyen Demir, bazı döküntülerin basit viral enfeksiyonlarla ilişkili olabileceğini, ancak ateş, halsizlik, iştahsızlık ya da hızlı yayılım gibi görülen döküntülerin daha ciddi hastalıkların işareti olabileceğini kaydetti. Erken teşhisin çocuk sağlığında hayati önem taşıdığına dikkat çeken Uzm. Dr. Baver Demir, "Çocuklarda görülen hiçbir belirti ‘nasıl olsa geçer’ düşüncesiyle göz ardı edilmemelidir. Özellikle küçük yaş grubunda hastalıklar hızlı ilerleyebilir. Şüpheli durumlarda vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" diye konuştu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Baver Demir ebeveynlerin bilinçli ve dikkatli yaklaşımının, çocuklarda ihtimal ciddi hastalıkların erken teşhis ve tedavisinde kritik rol oynadığını vurguladı.
30 Mart 2026 Pazartesi - 11:32 Geçmeyen öksürüğe dikkat: Soğuk havalarla virüsler artışta Son dönemde artan, geçmeyen öksürük şikâyetlerine dikkat çeken Prof. Dr. Ahmet İlvan, hava sıcaklıklarının düşmesiyle viral enfeksiyonların yaygınlaştığını belirtti. İlvan, özellikle uzun süren öksürüklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı. Soğuk hava şartlarının, solunum yolu enfeksiyonları için uygun bir zemin oluşturduğunu ifade eden Arel Üniversitesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü, Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ahmet İlvan, "Bu dönemde virüsler daha kolay yayılıyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla birlikte üst solunum yolu enfeksiyonları ve buna bağlı öksürük şikâyetleri artıyor" dedi. "3 haftayı aşan öksürükte mutlaka uzman görüşü alınmalı" Öksürüğün genellikle basit bir enfeksiyon belirtisi olarak görülse de bazı durumlarda daha ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirten İlvan, "Eğer öksürük 3 haftadan uzun sürüyorsa, altta yatan neden mutlaka araştırılmalıdır. Astım, kronik bronşit, reflü ya da daha ciddi akciğer hastalıkları bu şikâyetin nedeni olabilir" uyarısında bulundu. Korunmak için basit önlemler etkili Prof. Dr. İlvan, hastalıklardan korunmak için alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı: Kapalı ve kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca kaçınılmalı. Ellerin sık sık yıkanması ihmal edilmemeli. Bağışıklık sistemini güçlendiren dengeli beslenmeye dikkat edilmeli. Gerektiğinde maske kullanımı tercih edilmeli." Uzmanlar, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireylerin bu dönemde daha dikkatli olması gerektiğini belirtiyor. Geçmeyen öksürük şikâyeti olan kişilerin vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurması öneriliyor.
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:54 Samsun’da obezite ile mücadele: 173 bin kişiye ulaşıldı, 5,1 ton kilo verildi Samsun’da yürütülen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında 173 bin kişiye ulaşıldı, fazla kilolu olduğu belirlenen 6 bin kişi toplamda 5,1 ton kilo vererek sağlıklı yaşama adım attı. Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan kampanyanın Samsun’daki sonuçlarını değerlendiren İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras, obezitenin günümüzün en önemli sağlık sorunlarından biri olduğuna dikkat çekti. Uras, obezitenin kalp-damar hastalıklarından diyabete, kanserden birçok kronik rahatsızlığa kadar geniş bir yelpazede risk oluşturduğunu vurguladı. Kampanyanın yalnızca kilo kaybını değil, kalıcı bir sağlıklı yaşam alışkanlığı kazandırmayı hedeflediğini belirten Uras, "İlimiz genelinde yürüttüğümüz çalışmalarla vatandaşlarımızın boy ve kilo ölçümlerini yaparak vücut kitle indekslerini belirledik. Risk grubunda olanları ise Sağlıklı Hayat Merkezlerimize yönlendirdik" dedi. Samsun’un 17 ilçesinde gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında 173 bin kişiye ulaşıldığını ifade eden Uras, Sağlıklı Hayat Merkezlerine yaklaşık 6 bin kişinin başvurduğunu kaydetti. Bu kişilerin yüzde 27,9’unun hafif kilolu, yüzde 59,4’ünün ise obez grubunda yer aldığının tespit edildiğini dile getirdi. Başvuran vatandaşlara diyetisyenler tarafından kişiye özel beslenme programları hazırlandığını ve düzenli takip randevuları verildiğini belirten Uras, "Bu gruptan merkezlerimize düzenli devam eden yaklaşık bin 200 kişi toplamda 5,1 ton kilo vererek önemli bir başarı elde etti" ifadelerini kullandı. Kampanyada görev alan tüm sağlık çalışanlarına teşekkür eden Uras, özellikle Atakum, Bafra, Canik, Havza ve Terme Sağlıklı Hayat Merkezlerinde görev yapan ekiplerin sürece büyük katkı sunduğunu sözlerine ekledi.
30 Mart 2026 Pazartesi - 10:53 Görme sağlığının geleceği İzmir’de konuşuldu İzmir’de düzenlenen Optic World Fuarı’nda uzmanlar, özellikle çocuklarda hızla artan miyopi vakalarına dikkat çekerek erken teşhis, düzenli muayene ve yeni nesil optik çözümlerin önemini vurguladı. Ayrıca miyopinin küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğunun altı çizildi. İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde 27-29 Mart tarihlerinde İZFAŞ tarafından gerçekleştirilen Optic World İzmir-3. Optik, Gözlük, Oftalmoloji ve Teknolojileri Fuarı, ticari kimliğinin yanı sına sektör profesyonellerini ve akademisyenleri bir araya getiren söyleşilerle de ilgi gördü. Alanında uzman isimlerin katılımıyla düzenlenen oturumlarda, özellikle çocuklarda ve gençlerde giderek artan miyopi vakalarına dikkat çekildi. Miyopinin yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte büyüyen bir halk sağlığı sorunu olduğu vurgulanırken, günümüzde dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30’unu etkileyen ve 2050 yılına kadar yüzde 50’sini etkilemesi öngörülen bu sorunda erken teşhisin ve düzenli göz muayenesinin önemi vurgulandı. "İçinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiriyor" Programın açılış konuşmasını yapan İzmir Ekonomi Üniversitesi Optisyenlik Programı Öğretim Üyesi ve İzmir Optisyen ve Gözlükçüler Odası (İZOGO) Eğitim Komisyonu Başkanı Dr. Hasan Durmuş, "Optic Fuarı ilk düzenlendiğinde temel hedefimiz sektör paydaşlarını bir araya getirmekti. Bugün ise bu yapıyı daha da genişleterek eğitimcileri, üreticileri ve üniversiteleri aynı çatı altında buluşturuyoruz" dedi. İzmir Gözlükçüler Odası Eğitim Komisyonu ile birlikte dünyadaki gelişmelere ve yeniliklere uyum sağlayabilecek başlıkları programa dahil ettiklerini belirten Durmuş, yapay zekanın çağın dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguladı. Durmuş, "Tıpkı matbaanın icadı gibi, yapay zeka da içinde bulunduğumuz çağı kökten değiştiren bir kırılma noktası. Optik sektörü de bu dönüşümden etkileniyor. Bu nedenle dijital ölçümleme teknolojilerinden miyopinin küresel ölçekteki durumuna ve ekonomik etkilerine, optisyenlik sektöründe ön muhasebe süreçlerinden ülkemizde görme sağlığı alanında yapılan iyileştirmelere kadar pek çok başlığı akademik programımız kapsamına aldık" diye konuştu. Erken teşhisin önemi anlatıldı Miyopi ve bir çocuğun henüz miyop olmadığı ancak göz yapısının miyopiye dönüşme riskinin yüksek olduğu erken dönem olan premiyopi konusunun ele alındığı ilk oturum, İzmir Tınaztepe Üniversitesi Özel Galen Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Oya Dönmez tarafından gerçekleştirildi. Dönmez, "Miyopi, günümüzde yalnızca bireysel bir görme kusuru değil, küresel ölçekte hızla artan ve toplum sağlığını doğrudan etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu. Özellikle çocukluk çağında başlayan miyopinin görülme sıklığı, her geçen yıl artıyor. Uzun süreli yakın mesafe çalışmaları, dijital ekran kullanımının artışı ve açık havada geçirilen sürenin azalması, miyopinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor" ifadelerini kullandı. Erken teşhisin kritik önem taşıdığını vurgulayan Dönmez, "Miyopi ne kadar erken yaşta başlarsa ilerleme riski o kadar artar. Bu nedenle düzenli göz muayeneleri ile hastalığın erken dönemde tespit edilmesi büyük önem taşıyor. Özel tasarımlı gözlük camları, miyopi kontrolüne yönelik kontakt lensler ve yaşam tarzı değişiklikleri ile miyopinin ilerlemesini yavaşlatmak mümkün. Özellikle çocukların açık havada daha fazla zaman geçirmesi koruyucu bir etki sağlıyor" diye konuştu. Miyopinin tedavi edilmemesi durumunda ortaya çıkabilecek sonuçlara da dikkat çeken Dönmez, "İlerleyen miyopi, retina hastalıkları ve ciddi görme kayıpları gibi komplikasyonlara yol açabilir. Bu durum sağlık sistemleri üzerinde de ciddi bir ekonomik yük oluşturur" sözleriyle konunun küresel boyutuna dikkat çekti. Miyopi yönetiminde optik çözümler her geçen gün daha da gelişiyor Miyopi yönetiminde optik çözümlerin hızla geliştiğini belirten Hoya Vision Care Satış Geliştirme Müdürü Begüm Çankırlı, özellikle çocuklarda miyopi ilerlemesini yavaşlatmak için geliştirilen DIMS teknolojisinin bilimsel olarak etkinliği kanıtlanmış yenilikçi bir yaklaşım sunduğunu ifade etti. Çankırlı, merkezi net görüşü korurken çevresel defokus oluşturarak göz uzamasını kontrol etmeyi hedefleyen bu tasarımın, miyosmart camlarla yapılan klinik çalışmalarda miyopi ilerlemesini anlamlı ölçüde yavaşlattığını vurguladı. Çankırlı, günümüzde yalnızca görme kusurunu düzeltmenin değil, miyopiyi yönetmenin de optik sektörünün temel sorumluluklarından biri olduğunu belirtti. "2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor" "Miyopi Yönetiminde Kullanılan Kontak Lensler" konulu oturumda konuşan Johnson & Johnson Vision Care Acuvue’den Fatih İbiş, "Miyopi yönetiminde kontakt lens teknolojileri son yıllarda önemli bir gelişim gösterdi. Özellikle miyopi kontrolüne yönelik tasarlanan özel lensler, yalnızca görme düzeltmesi sağlamakla kalmayıp miyopinin ilerlemesini yavaşlatmaya da katkı sunuyor" dedi. Miyopinin küresel ölçekte artışına dikkat çeken İbiş, "Bugün geldiğimiz noktada, 2050 yılında dünya nüfusunun yarısından fazlasının miyop olacağı öngörülüyor. Bu tablo, miyopi yönetimini bireysel bir ihtiyaç olmaktan çıkarıp küresel bir sağlık önceliği haline getiriyor. Bu nedenle erken müdahale, doğru ürün seçimi ve düzenli takip süreçleri her zamankinden daha kritik bir rol oynuyor" ifadelerini kullandı. Program kapsamında ayrıca, optisyenler ile göz hekimleri arasındaki iş birliğinin önemi vurgulandı. Görme sağlığında sürdürülebilir başarı için multidisipliner yaklaşımın gerekliliği dile getirilirken, yeni nesil ölçüm teknolojileri ve kişiselleştirilmiş çözümler de sektörün geleceğine ışık tutan başlıklar arasında yer aldı.
Uzmanlar uyardı: "Aşırı kahve hafızayı zayıflatıyor"
02 Kasım 2025 Pazar - 11:21 Uzmanlar uyardı: "Aşırı kahve hafızayı zayıflatıyor" Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan, "Günde 3-4 fincandan fazla kahve tüketimi uykusuzluk, anksiyete ve kalıcı öğrenme bozukluğuna yol açabilir" dedi. Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan, özellikle öğrenciler arasında yaygın olan kahve ve enerji içeceği tüketimine ilişkin önemli uyarılarda bulundu. Prof. Dr. Ceyhan, kafeinin doğru miktarda alındığında dikkat ve hafızayı güçlendirdiğini, ancak aşırı tüketildiğinde uyku düzenini bozarak öğrenmeyi olumsuz etkilediğini söyledi. Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan, çay, kahve ve enerji içeceklerinin günümüzde özellikle gençler ve öğrenciler tarafından yoğun şekilde tüketildiğini belirterek, kafeinin vücut üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Kafeinin konsantrasyonu artırarak zihni berraklaştırdığını vurgulayan Ceyhan, fayda görmek için tüketim miktarının sınırında kalınması gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Ceyhan, "Kafein, dikkat dağınıklığını azaltır ve zihinsel performansı destekler. Ancak günlük 300-400 miligramı yani 3-4 fincan kahveyi aşmamak gerekir. Özellikle öğrencilerde sabah saatlerinde tüketilen 1-2 fincan kahve fayda sağlar" dedi. Fazla kafein tüketiminin olumsuz etkilerine de değinen Prof. Dr. Ceyhun Ceyhan, "Aşırı miktarda kahve uykusuzluk, gerginlik ve anksiyeteye neden olur. Gece geç saatlerde içilen kahve, uyku düzenini bozarak hafızayı zayıflatır. Bu da kalıcı öğrenme bozukluklarına yol açabilir" ifadelerini kullandı. Kafeinin bilinçli tüketilmesi gerektiğini hatırlatan Ceyhan, "Doğru beslenme ile doğru zamanda, doğru miktarda alınan kahve; hafızayı güçlendirir, sınav başarısını artırır. Ama fazlası, yarardan çok zarar getirir" diye konuştu.
Koruyucu halk sağlığı hizmetine hepatit testi dahil edildi
02 Kasım 2025 Pazar - 11:13 Koruyucu halk sağlığı hizmetine hepatit testi dahil edildi Diyarbakır kent merkezi ve kırsal mahallelerde 10 bin kişiye sağlık hizmeti veren Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, bilgilendirici ve önleyici halk sağlığı hizmetine hepatit testini de dahil etti. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı, koruyucu ve önleyici halk sağlığı hizmetlerini etkin şekilde yürütmek amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığına bağlı Sağlık Merkezi ekipleri, kent merkezi başta olmak üzere 13 kırsal ilçede vatandaşlara bilgilendirici ve önleyici sağlık hizmeti sunuyor. Vatandaşların tansiyonunu kontrol eden, kan şekerini ölçen ve kan grubunu belirleyen ekipler, bunların dışında rahatsızlıkları tespit edilen vatandaşları ilgili sağlık merkezlerine yönlendiriyor. Sağlık Merkezi ekipleri, koruyucu hekimlik hizmeti kapsamında Ekim 2024’ten bu yana 42 mahallede yaklaşık 10 bin vatandaşı sağlık taramasından geçirdi. Ekipler, özellikle kırsal mahallelerde vatandaşların sağlık hizmetlerine rahat ulaşabilmesi amacıyla kent merkezinde yaptıkları işlemlerin yanı sıra beden kitle indeksi ölçümü, gebelik testi ile çocukların boy, kilo ölçümü ile ağız ve diş sağlığı kontrollerini yapıyor. Ekipler ayrıca gittikleri yerlerde sağlık eğitim programları düzenleyerek vatandaşları sağlık konusunda bilgilendiriyor. Çalışmalarına hepatit testini de ekleyen ekipler, hizmet yelpazesini biraz daha genişletti. Karaciğer iltihaplanmasıyla ortaya çıkan hastalık, yapılan testlerle erken teşhis edilerek ilerlemesi önlenebiliyor. Çınar ilçesine bağlı Kürekli Mahallesi’nde sağlık taraması ve hepatit testleri yapan ekipler, daha sonra ağız ve diş sağlığı eğitimine katılan çocuklara balon dağıttı. Programa katılan Çınar Belediyesi Başkanı Semra Akyüz ve Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Vahap Saçaklı da vatandaşların sorunlarını dinleyerek, çocuklara ağız ve diş bakım seti hediye etti. Çalışmaya ilişkin bilgi veren Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Vahap Saçaklı, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı olarak koruyucu hekimlik kapsamında halk sağlını korumaya ve halkı bilinçlendirmeye yönelik çalışmalarına devam ettiklerini belirtti. Kadın sağlığına yönelik meme ve rahim ağzı kanseri farkındalık eğitimlerini de sürdürdüklerini kaydeden Saçaklı, "Bunun yanında diyabet, HIV, AIDS, uyuz ve obezite ile ilgili eğitimler devam ediyor. Ayrıca alanda arkadaşlarımız şeker, tansiyon, kan ölçümü, kan grubu testleri yapmaktadır" dedi. Çalışma alanlarına hepatit testlerini de eklediklerini vurgulayan Saçaklı, şunları söyledi: "Bugün itibarıyla çalışma alanlarımıza hepatit testlerini de ekleyerek hizmet yelpazemizi biraz daha genişlettik. Hepatit karaciğerin iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bir hastalık. Genellikle virüsler alkol kullanımı, bazı ilaçlar veya toksinler nedeniyle gelişir. Erken tanı ve tedavi amacıyla önceden testlerimizi yapıp, pozitif çıkması durumunda ise doktora yönlendiriyoruz vatandaşlarımızı. Bu güne kadar koruyucu hekimlik kapsamında 42 mahallede yaklaşık 10 bin vatandaşımıza hizmet verdik. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi olarak koruyucu hekimlik anlamında vatandaşlarımızın yanında durmaya devam edeceğiz."
Prof. Dr. Abdullah Erdoğan: "Son 5 yılda akciğer kanseri görülme sıklığı yüzde 15 arttı"
02 Kasım 2025 Pazar - 10:49 Prof. Dr. Abdullah Erdoğan: "Son 5 yılda akciğer kanseri görülme sıklığı yüzde 15 arttı" Akciğer kanseri erken dönemde belirti vermeden ilerleyerek en ölümcül kanser türü olmaya devam ediyor. Göğüs Cerrahisi Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı. Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "1-30 Kasım Akciğer Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında hastalıkla ilgili bilinmesi gerekenleri anlattı. Erdoğan, akciğer kanserinin dünya genelinde en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu belirterek, "2022 yılında küresel ölçekte yaklaşık 2 milyon 480 bin yeni akciğer kanseri vakası teşhis edilmiş, 1,8 milyon kişi ise bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Bu rakamlar, akciğer kanserinin hem en yaygın hem de en ölümcül kanser türü olduğunu ortaya koymaktadır" dedi. Sigara kullanımı, hava kirliliği ve radon gibi çevresel faktörlerin riski artırdığını belirten Erdoğan, son yıllarda adenokarsinom alt tipinin de dikkat çekici şekilde arttığını ifade etti. Türkiye’de çeyrek milyon yeni kanser vakası Türkiye’de akciğer kanserinin özellikle erkeklerde en sık görülen kanser türü olduğunu söyleyen Erdoğan, "Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün 2023-2024 verilerine göre, 2024 yılında toplam yeni kanser vakasının yaklaşık 250 bin olduğu tahmin ediliyor. Kansere bağlı ölümler 132 bin ila 140 bin arasında değişmektedir" diye konuştu. Erdoğan, "Akciğer kanseri bu vakaların önemli bir kısmını oluşturmakta, erkeklerde ilk sırada, kadınlarda ise 4-5. sırada yer almaktadır. Erkeklerde görülme oranı 56,7/100 bin kişi olup, toplam kanser vakalarının yaklaşık yüzde 20-25’ini oluşturmaktadır" dedi. 5 yılda yüzde 15 artış Son 5 yılda vaka sayısında artış yaşandığını belirten Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "2020 verilerine göre yıllık yeni akciğer kanseri vaka sayısı 25-30 bin civarındaydı. 2024’e gelindiğinde bu rakam nüfus artışı ve sigara kullanım oranları nedeniyle yüzde 10-15 oranında yükselmiştir" ifadelerini kullandı. Ayrıca Erdoğan, "Endüstriyel bölgelerde görülme oranı 3/100 binden 66/100 bine kadar değişebiliyor. Bu durum hava kirliliği ve radon maruziyetinin etkisini açıkça göstermektedir. Kadınlarda ise sigara kullanımının artmasıyla vaka sayısı her yıl yüzde 5-7 oranında yükseliyor" dedi. Erken tanı hayat kurtarıyor Akciğer kanserinin Türkiye’deki kanser ölümlerinin yüzde 25-30’unu oluşturduğunu hatırlatan Erdoğan, "Sigara, bu vakaların yüzde 80-90’ından sorumludur. Hastalık genellikle öksürük, nefes darlığı, göğüs ağrısı ve kilo kaybı gibi belirtilerle ortaya çıkar. Ancak erken evrede fark edilmesi güçtür" şeklinde konuştu. Erdoğan, "50-80 yaş arası, 20 paket-yıl sigara öyküsü olan bireyler için düşük doz bilgisayarlı tomografi (BT) taraması çok önemlidir. Bu tarama sayesinde erken evrede tanı konulan hastalarda sağkalım oranı yüzde 60-90’a kadar çıkabiliyor" dedi. Yeni tedavi yöntemleri umut veriyor Tedavi alanındaki gelişmelerin umut verici olduğunu belirten Erdoğan, "Son yıllarda immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerle sağkalım oranları yüzde 44 oranında artmıştır. Ancak bu ilerlemelerin sürdürülebilir olması için farkındalık ve erişilebilir tarama programları şarttır" dedi. Akciğer kanserinden korunmak mümkün Akciğer kanserinin büyük ölçüde önlenebilir bir hastalık olduğunu söyleyen Erdoğan, "Sigara ve tütün ürünlerini bırakmak: Sigara akciğer kanserinin yüzde 90 nedenidir. Bırakıldıktan sonra 5 yılda risk yüzde 30-50 oranında azalır. Sağlıklı beslenme ve egzersiz: Antioksidan zengin gıdalar ve düzenli egzersiz riski yüzde 20-30 azaltabilir. Çevresel risklerden korunma: Radon, hava kirliliği ve asbest maruziyetine dikkat edilmelidir. Erken tarama programlarına katılmak: Düşük doz BT taraması, erken tanıyla sağkalımı yüzde 60-90 artırır. Aile öyküsü takibi: Ailede kanser öyküsü varsa düzenli kontroller yapılmalıdır. Alkol ve obezite kontrolü: Alkolü sınırlamak ve ideal kiloyu korumak ek riskleri azaltır" alınabilecek önlemleri bu şeklinde sıraladı. "Sigara gerçek bir düşman" "Sigara içenlerde akciğer kanseri riski içmeyenlere göre 20-25 kat fazladır" diyen Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "Bırakma sonrası bu risk hızla azalır ve 10-15 yıl içinde içmeyenlerin seviyesine yaklaşır. Yapılan araştırmalar, sigarayı bırakmanın kanser teşhisi konduktan sonra bile sağkalımı ortalama 22 ay uzattığını göstermektedir" ifadelerini kullandı. Ayrıca Erdoğan, "Sigarayı bırakmak, sadece akciğer kanseri değil, KOAH, kalp-damar hastalıkları ve birçok ciddi rahatsızlığı da önler. Eğer sigara kullanıyorsanız, bugün atacağınız bir adım hayatınızı kurtarabilir" diyerek sözlerini tamamladı.
Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ar: "Ulusal veri tabanları dünyaya referans oluyor"
02 Kasım 2025 Pazar - 10:37 Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ar: "Ulusal veri tabanları dünyaya referans oluyor" Antalya’da düzenlenen 51. Ulusal Hematoloji Kongresi’nde, kronik miyeloid lösemi hastalarının tedavisine ilişkin yapılan anket sonuçları, yenilikçi ilaçlara erişimde yaşanan zorluklar, çocukluk çağı hematolojik hastalıklarında erişkine geçiş ihtiyacı ve hematoloji uzmanı sayısının yetersizliği gündeme geldi. Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, "Hastaların en çok merak ettikleri; bu iş nasıl gidecek? Nasıl sonuçlanacak" dedi. İkinci Başkan Prof. Dr. Şule Ünal Cangül, "Talasemi hastaları artık pediatriden mezun olmalı; erişkine geçiş yapmalılar" derken, Prof. Dr. Selami Koçak Toprak, "CAR-T tedavisi devrimsel bir gelişme ancak pahalı ilaçlara erişimde tüm dünyada zorluk yaşanıyor" ifadelerini kullandı. Genel Sekreter Prof. Dr. Özgür Mehtap ise, "Hekim sayısı azaldıkça iş yükü artıyor; iş yükü arttıkça tercih azalıyor. Bu kısır döngünün kırılması gerekiyor" değerlendirmesinde bulundu. Türk Hematoloji Derneği tarafından düzenlenen 51. Ulusal Hematoloji Kongresi, 28 Ekim-2 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirildi. Basın toplantısında konuşan Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, bu yılki kongrenin gelmiş geçmiş en yoğun katılımla yapıldığını vurgulayarak şu bilgileri verdi: "58 yıllık bir derneğin 51. kongresi, bu sene bini aşkın katılımcı var. Şu ana kadar yapılmış en kalabalık hematoloji kongresi. Gerek endüstri, gerek hekim arkadaşlarımızın ya da hematolojiyle uğraşan bilim dallarının büyük bir ilgisi var. Programın uzunluğuyla birlikte artan bildiri sayısı ile 400’e aşkın bildiri geldi. Bunların 274’ü hakemler tarafından seçildi ve ilk defa bu sene üç ayrı sözlü sunum, başkanın seçtikleri, tartışmalı posterler… Gelen gençlerin de kendilerini ifade edebilecekleri, çok güzel çalışmalarıyla katkıda bulunacakları bir kongre oldu. Sekiz tane bildiri ödül kazandı" dedi. "Ulusal veri tabanları dünyaya referans oluyor" Prof. Dr. Ar, Türkiye’nin çok merkezli hematoloji veri tabanlarının uluslararası literatürde büyük ilgi gördüğünü belirterek, "Talasemi yani Akdeniz Anemisi veri tabanımız var. İçine 6 bin hastanın verileri işleniyor. Benzeri bir şekilde lenfoma veri tabanı var; içinde iki bin küsur hastanın verileri oluşuyor. Lösemilerle ilgili bir veritabanımız var. Bunlardan ulusal sonuçlarımızı oluşturuyoruz ve bunlar dünyanın önemli dergilerinde yayınlanıyorlar. Son iki sene içinde 22 tane bu tür yayın çıktı. Hem bizim ulusal olarak hastalıklarla durumumuz nedir? Nasıl tedavi ediyoruz? Başarılı sonuçlarımız nedir onları gösteriyor bize, hem de ileriye yönelik neler yapmalıyız? Neler eksik? Nasıl gidiyoruz? Bu konuda da önemli ipuçları taşıyor" ifadelerini kullandı. Türkiye’de ilk kez KML Hasta-Hekim Anketi yapıldı Kronik Miyeloid Lösemi (KML) hasta-hekim anketi ile ilgili 2024 yılı içinde tamamlanan çalışmada 129 hematolog ve 120 KML hastasının katılım gösterdiğini anlatan Prof. Dr. Ar, şöyle konuştu: "Kronik Miyeloid Lösemi (KML), uzun süreli takip ve tedavi gerektiren, hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir hematolojik hastalık. Türk Hematoloji Derneği ve Novartis Türkiye iş birliğiyle ülkemizde ilk kez yapılan anket çalışmasında, KML hastalarının ve onları tedavi eden hekimlerin, tanı ve tedavi sürecine dair beklenti ve öncelikleri karşılaştırmalı olarak değerlendirildi ve yayın haline getirildi. Ankette hastalara, hastalıklarıyla ilgili bazı sorular sorduk; hem kendilerinin nasıl hissettikleri, tedaviyle ilgili sıkıntıları hem de hekimlerin onları nasıl gördükleriyle ilgili geri bildirimler aldık. En çok merak ettikleri; ’Bu iş nasıl gidecek? Nasıl sonuçlanacak? Günlük yaşamlarına tedavinin etkisi ne olacak? Tedavi ne kadar sürecek? Nasıl sonuçlanacak’ soruları oldu. Hekimlere baktığınız zaman, tedavinin güvenliği ve hastaların düzenli takibe gelip gelmeyecekleri kısmında endişeliler. Yani esasında hasta ve hekim bakış açısı burada birbirinden oldukça ayrışıyor." "Tedavi değişti, kötüye mi gidiyorum" korkusu Ar, özellikle tedavi değişikliklerinin hastalarda ciddi strese yol açtığını vurgulayarak, "Bunların üçte biri bu süreçte kaygı ve korku yaşıyorlar. ’Benim tedavim niye değişiyor? Hastalıkta kötü giden bir şey mi var? Ya da bu yeni tedaviyle beklenen sonuç elde edilemezse?’ gibi soru işaretleri kalıyor kafalarında. Her gün bir hap alıyorsunuz. Bu eskiden nakil olmanız gereken bir hastalığı basitçe evinizde bir hap alarak kontrol altına almak mümkün. Ama bu sefer o rahatlık, bir süre sonra unutkanlığı, uyumsuzluğu beraberinde getiriyor" dedi. Prof. Dr. Muhlis Cem Ar, biyoteknolojik ve hedefe yönelik yeni nesil ilaçların Türkiye’de erişilebilirliğine ilişkin önemli veriler paylaştı. Avrupa’daki erişim oranları ile karşılaştıran Ar, şu tespitleri yaptı: "Almanya’da yüzde 88’lerde olan oran bizde yüzde 3 gibi. Her 100 yenilikçi ilacın ancak 3 tanesi ruhsatlanabiliyor." Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından uygulanan endikasyon dışı kullanım sürecinin hastalara erişim fırsatı sağladığını aktaran Ar, bunun zaman zaman gecikmelere sebep olabildiğini belirtti. Ar, "Türkiye’de bu tür ilaçlara ulaşımı sağlayan farklı yan yollar var. Devletin yaptığı bir endikasyon dışı talep etme yolu var. Türkiye’deki bütün imkânları kullandıktan sonra dünyada ruhsatlı bir ilaca erişmek için bakanlığa yazıp bu erişimi sağlayabiliyorsunuz. Tabii biraz zaman alıyor. Özellikle hızlı hareket edilmesi gereken durumlarda zorluklar yaşanabiliyor" şeklinde konuştu. "Erişkin hastalar artık pediatriden mezun olmalı" Türk Hematoloji Derneği İkinci Başkanı Prof. Dr. Şule Ünal Cangül, çocukluk çağı kalıtsal hematolojik hastalıklarında tedavi başarısının arttığını, bu nedenle erişkin hematolojiye geçiş programlarının zorunlu hâle geldiğini vurguladı. Büyüyen hastaların hâlâ çocuk kliniklerinde izlenmeye devam etmesinin sakıncalı olduğunu dile getiren Cangül, "Talasemi hastaları artık mezun olmalı; pediatriden erişkine geçiş yapmalılar. Devir bir gecede olmayacaktır. Hem erişkin kliniklerinin altyapısının hazırlanması hem de hastaların psikososyal açıdan sürece hazırlanması gerekiyor. Son gittiğimiz Avrupa Hematoloji Kongresi’nde de bu konunun önemle konuşulduğunu gördük. Türkiye’de de mevzuat bunu gerektiriyor. Nasıl, ne hızla yapılacağına dair bir ulusal çerçeve oluşturmalıyız" ifadelerini kullandı. "CAR-T tedavisi devrim niteliğinde ama pahalı" Türk Hematoloji Derneği Araştırma Sekreteri Prof. Dr. Selami Koçak Toprak, hematolojik kanserlerde klasik kemoterapilerin ötesine geçildiğini belirterek hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler ve CAR-T hücre tedavisindeki gelişmeleri anlattı. Toprak, bağışıklık sisteminin yeniden eğitilmesine dayanan CAR-T tedavisi için, "Kanser hücresinin içindeki hastalık yolaklarını daha iyi anlıyoruz. O noktayı vuruyor, engelliyor ve etkinliği çok yüksek tedaviler geliştiriyoruz. Hastanın T-lenfositlerini laboratuvarda kanser hücrelerini tanıyacak şekilde modifiye ediyor ve hastaya geri veriyoruz. Bu devrimsel bir gelişme" dedi. Ancak tüm dünyada yüksek maliyet nedeniyle erişim sorunu olduğunu vurgulayan Toprak, "Bu kadar umut verici tedavilere rağmen pahalı ilaçlar oldukları için ülkemizde ve dünyada erişimde zorluklar yaşanıyor" ifadelerine yer verdi. "86 milyon nüfusa 870 hematolog" Türk Hematoloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Özgür Mehtap, uzman hekim sayısının yetersizliğinin hematolojide en acil çözüm bekleyen konu olduğunu söyledi. Mehtap, "Son 10-15 yıl içerisinde hakikaten hematolojide çok büyük gelişmeler oldu. Tedavilerde başarı oranları çok arttı. Sağ kalımlar çok arttı. Ama bizim temel problemlerimizden bir tanesi hakikaten yetişmiş hekim eksiklerimizin, sayı olarak eksiğimizin olduğunu söylemek gerekiyor. Şu an a bizim derneğimizde üye yaklaşık 252 pediatrik hematolog, 618 erişkin hematolog bulunuyor, Türkiye’nin nüfusu 86 milyon. Bu orana baktığımız zaman hakikaten şu an da çok özveriyle bütün hastalarımıza yetişmeye çalışıyoruz. Ama oransal olarak baktığımız zaman oldukça düşük kalıyoruz. Bunun bazı sebepleri var; yoğun tempo, yoğun iş yükü bunun en büyük sebeplerinden bir tanesi. Hakikaten gece gündüz demeden çalışmak bir kısır döngü oluşturuyor. Hekim sayısı az, onlara iş yükü fazla oluyor. Duygusal yükü de çok fazla, bizim hastalarımız hakikaten kronik hastalar oluyorlar, tedavisi zor olan hastalar var, nakil süreçleri oluyor. Yine hekim olarak özel hayattan, aileden feragat etmek gerekiyor. Bunlar tabii genç hekimlerin tercihlerini azaltabilen şeyler oluyor. Ama yine de söyleyeyim, eskiye göre başvurular her ne kadar boş kadrolar kalsa da artmış durumda. Bu açıdan mutluyuz. Dolayısıyla belki yeni çözüm yolları olabilir. Biz dernek olarak ne yaptık, bu yönde adımlar attık. Mentorluklar yaptık, eğitimler planladık. Ve bunu giderek artırmak istiyoruz" diye konuştu. "Kaç öğrenci hematolojiyi tercih edecek" Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda attığı adımları desteklediklerini ifade eden Prof. Dr. Mehtap, "Yan dal kazanınca mecburi hizmet süresi azalıyor. Açılan kadro sayısı da arttı. Yine de 2025’te pediatrik hematolojide açılan 63 kadronun 40’ı, erişkin hematolojide açılan 76 kadronun 38’i boş kaldı. Avrupa Hematoloji Derneği ile Türkiye Hematoloji Derneği’nin de ortağı olduğu bir öğrencilere yönelik program var. Türkçeye çevirirsek adı Fitili Ateşlemek. ’Light in the Flame’ diye bir program. Buraya her yıl özellikle hematoloji nasıl bir şey, hematolojiyi seçebilir miyim ileride diye düşünen öğrencilerden seçilen, Avrupa’dan Türkiye’ye dahil bir genç grubuyla birlikte bir Avrupa şehrinde yaklaşık 4-5 günlük bir zaman geçiriyoruz. Öğrenci aşamasındayken daha hematoloji ateşini içlerine sokmaya çalışıyoruz. Meşakkatli de olsa ne kadar ileride gelişmeye açık, zevk alınabilecek, zor ama tıbbın önemli heyecan verici alanlarından biri olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Yavaş yavaş onun da etkilerini görmeye başlayacağız diye düşünüyorum. Bu sene çünkü dördüncüsü olacak ve ilk mezunları bu sene göreceğiz yani tıptan mezun olanlar nereleri seçmişler Avrupa’da. Bu kadar kişiyle çalıştıktan sonra onların yüzde kaçı hematolojiyi tercih edecek, onu göreceğiz" dedi.
Hem kilo almamak, hem de hasta olmamak istiyorsanız 7 kurala dikkat
02 Kasım 2025 Pazar - 10:19 Hem kilo almamak, hem de hasta olmamak istiyorsanız 7 kurala dikkat Kış aylarında kilo almamak ve soğuk algınlığı gibi hastalıklardan korunmak için beslenme düzenimize her zamankinden çok daha fazla dikkat etmemiz gerekiyor. Kışın kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirilmesi ve gecelerin uzaması sebebiyle fiziksel aktivitenin azaldığını belirten uzmanlar, bu duruma yağlı ve şekerli besin tercihleri de eklenince pek çok kişi kışın kilo alındığına dikkat çekti. Kışın tüketimi artan ev yapımı geleneksel gıdalar da tam bir şifa deposu olduğunun ise unutulmaması gerektiğini belirten Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, yapay koruyucu ve katkı maddesi içermeyen ev yapımı salça, turşu, tarhanaya öğünlerde mutlaka yer verilmesi gerektiğini söyledi. Kış aylarında azalan hava sıcaklığı sebebiyle vücut ısısının korunması için yeterli sıvı almak çok önemli olduğunu ifade eden Güngör, "Günde en az 2-2.5 litre su içilmeli. Ayrıca sıvı alımının karşılanmasında ıhlamur, adaçayı, kuşburnu çayı gibi bitki çayları da tercih edilmeli. Kış aylarında yüksek yağlı besin tüketiminden kaçınılmalı, margarin yerine sağlıklı yağ asitleri içeren zeytinyağı, uygun miktarda tereyağı, yağlı tohumlar, kuruyemişler uygun ve yeterli porsiyonda tüketilmelidir. Kışın artan soğuk algınlığı ve diğer enfeksiyonlara karşı A, C, D ve E vitamininden zengin beslenmenin bağışıklık sistemine katkısı oldukça fazladır. Mevsimine uygun, günde en az 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze tüketilmesi önerilmektedir. Bu aylarda havuç, brokoli, kabak, lahana, karnabahar, pırasa, maydanoz gibi sebzelerin; portakal, mandalina, elma gibi meyvelerin tercih edilmesi önerilmektedir" dedi. Beyin fonksiyonları için balık tüketin Kemik ve diş sağlığı açısından önemli olan D vitamininin güneş ışınlarıyla deri tarafından üretilen bir vitamin olduğunu belirten Güngör, "Ancak kış aylarında mahrum kalınan güneş ışınları, vücudun D vitamini ihtiyacının karşılanamamasına sebep olmaktadır. D vitamini besinlerden aktif olarak karşılanamıyor olsa da balık; D vitamini ile beyin fonksiyonlarının gelişimi için gerekli çoklu doymamış yağ asitleri (omega 3), kalsiyum, fosfor, selenyum, iyot mineralleri ve E vitamini içerir. Bu sebeple kış aylarında haftada 2-3 kez balık tüketilmelidir. Bu mevsimde basit karbonhidrat içeren şekerli besinlere ve tatlılara yönelimin arttığı görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü önerisine göre günlük şeker alımı, toplam enerji alımının en fazla yüzde 10’u kadar olmalıdır. Sağlıklı yaşam biçiminde basit şekerler yerine kompleks karbonhidratlardan olan tam buğday ekmek, bulgur gibi tahıllar, kurubaklagiller, meyveler ve şekeri azaltılmış sütlü ya da meyveli tatlılar tercih edilmelidir. E vitamini kaynakları olan kurubaklagiller ve kuruyemişler de kış beslenmesinin içinde, yeterli ve dengeli biçimde mutlaka yer almalıdır. Haftada 2-3 kez nohut, kuru fasulye, mercimek, barbunya gibi kurubaklagiller, günde 20-30 gram kadar ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler tüketilmelidir" şeklinde konuştu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Hande Güngör, kısaca ev yapımı tarhana ve turşu, bitki çayları, sağlıklı yağ tüketimi, 2 porsiyon meyve ve 3 porsiyon sebze, balık tüketimi, şekerin sınırlandırılması ve kurubaklagil tüketimine dikkat edilmesini gerektiğini söyledi.
Uzm. Dr. Ahmet Köse: "Kalbinde üfürüm duyulan her çocuğun değerlendirilmesi gerekir"
02 Kasım 2025 Pazar - 10:07 Uzm. Dr. Ahmet Köse: "Kalbinde üfürüm duyulan her çocuğun değerlendirilmesi gerekir" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı / Çocuk Kardiyolojisi Bilim Dalı’nda görev yapan Uzm. Dr. Ahmet Köse, kalbinde üfürüm duyulan her çocuğun, Çocuk Kardiyolojisi uzmanı tarafından muayene edilip, elektrokardiyografi (EKG) ve ekokardiyografi (EKO) ile üfürümün nedeni açısından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Normal kalp seslerinin, kalp döngüsü boyunca kalpteki kan akımı ve basınç değişikliklerine yanıt olarak dört ana kapağın kapanmasından kaynaklandığını hatırlatan Uzm. Dr. Köse, "İlk kalp sesi S1 "lup", ikinci kalp sesi S2 "dup" şeklinde duyulur. Üfürüm; bu seslerden farklı olarak stetoskop ile duyulan adeta üflemeye benzeyen sese verilen isimdir. Kanın kalp ve damarlar içerinde basınçlı bir şekilde pompalanması sırasında kan akımında meydana gelen değişiklikler nedeni ile oluşur ve duyulur. Üfürümler masum ve patolojik olarak ikiye ayrılır. Çocukların yüzde 50-80’inde hayatlarının bir döneminde duyulan ve genellikle çocuk büyüyüp göğüs kafesi kalınlaşınca duyulmaz olan üfürümlere masum üfürüm denir" dedi. Kalbinde üfürüm sesi duyulan çocukların çoğu zaman şikayetinin olmadığını ve ailelerin bu durumu fark edemediklerini kaydeden Uzm. Dr. Köse, "Doktor tarafından üfürüm duyulunca haklı olarak aileler panik ve endişeye kapılırlar. Üfürüm nedeni ile mutlaka Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı tarafından değerlendirme yapılmalıdır. Yapılan muayene, EKO ve EKG incelemesi sonucu üfürümün masum veya patolojik olduğu tespit edilir" ifadelerini kullandı. Uzm. Dr. Köse, en sık duyulan üç masum üfürüm tipini özetleyerek, "1. Klasik vibratuar üfürüm (Still üfürümü): İman tahtası kemiğinin sol orta kenarında veya sol alt kenarı ve apeks arasında en şiddetli, 2-3/6 derecede, düşük frekanslı ve kasılma fazının ortasında. 3-6 yaş arası, bazen bebeklikte duyulabilir. 2. Pulmoner ejeksiyon üfürümü: İman tahtası kemiğinin sol üst kenarında en şiddetli, erken-kasılma evresinde, 1-3/6 derece şiddetinde, üfler tarzda ve 8-14 yaş arasında en sık adölesanlarda duyulur. (Atrial Septal Defekt, kalp kulakçıkları arasında delik) ve akciğer damar kapak darlığı ile ayrımının iyi yapılması gerekir. 3. Yenidoğanın pulmoner akım üfürümü: İman tahtası kemiğinin sol üst kenarında en şiddetli, en iyi sol ve sağ göğüs duvarına, koltukaltına ve sırta yayılır, kasılma fazında ve 1-2/6 şiddetinde duyulur. Yenidoğanlarda duyulur, bebekte anormal yüz görünümü yok ise genellikle 3-6 aya kadar kaybolur" ifadelerine yer verdi. "Masum üfürümleri olan çocuklarda ailevi bir kalp hastalığı yoksa, kalple ilgili şikayeti olmadıkça ve herhangi bir muayenesinde üfürümde anormal değişiklik yoksa takibi, tedavisi ve efor kısıtlaması gerekmez" diyen Uzm. Dr. Köse, çocuğu takip eden hekimin üfürümün şiddeti ve karakterinde değişiklik tespit ederse, beraberinde çocuğun daha sonradan çabuk yorulma, bayılma, eforla göğüs ağrısı gibi şikâyeti de varsa tekrar değerlendirilmesini isteyebileceğini söyledi. Uzm. Dr. Köse, aşağıdaki durumlardan birinin veya daha fazlasının olması durumunda üfürümün patolojik olmasının daha ihtimal olduğunu ve Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı tarafından mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini bildirerek, "1. Çocukta çok terleme, kilo alamama, hızlı nefes alıp verme, morarma, göğüs ağrısı, bayılma gibi şikayetler varsa 2. Akciğer filminde anormal kalp bulguları tepsit edilirse 3. Anormal EKG eşliği 4. Kalbin gevşeme fazında duyulan üfürümler 5. Şiddetli (3/6 şiddetinde veya trilin (Kedi mırlaması gibi) eşlik ettiği) üfürümler 6. Deri ve dil-dudaklarda mavi-mor renk değişikliği fark edilirse 7. Anormal derecede kuvvetli veya zayıf nabızlar mevcutsa 8. Anormal kalp sesleri (Kalp sesleri çok sert, fazladan duyulan sesler" diye konuştu. Uzm. Dr. Köse, kalpteki delik, damar darlığı ve kapak problemleri nedeni ile duyulan üfürümlerin patolojik üfürümler olduğunu, çocuk kardiyolojisi uzmanınca yapılan muayenede kesin tanı konulup nedene yönelik tedavi ve takip, gerekirse efor kısıtlaması gerekebileceğini kaydetti.
Uzmanlardan grip uyarısı
02 Kasım 2025 Pazar - 10:06 Uzmanlardan grip uyarısı Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Azize Yetişgen kış aylarıyla birlikte grip vakalarında artış yaşanabileceğini belirterek vatandaşları önlem almaları konusunda uyardı. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Azize Yetişgen influenza virüsünün özellikle A ve B tiplerinin insanlarda hastalık oluşturduğunu belirtti. A tipinin sık mutasyon geçirdiğini ve bu nedenle her yıl tekrar ortaya çıkabildiğini kaydeden Yetişken, havaların soğumasıyla birlikte solunum yoluyla bulaşan hastalıkların arttığını söyledi. Grip aşısı ile ilgili de bilgi veren Yetişgen, "Dünya Sağlık Örgütü her yıl dolaşımda olan virüs tiplerini takip edip bir sonraki yıl için aşı hazırlıyor. Türkiye’de ise Eylül ayından itibaren grip aşısı sezonu başlıyor ve amacımız insanları korumak" dedi. Grip belirtilerine de değinen Yetişgen boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrıları, öksürük ve balgamın sık görülen semptomlar olduğunu ifade etti. Yetişgen korunma yollarıyla ilgili olarak da, "Ellerimizi sık sık yıkamalı kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmalı düzenli uyumalı ve dengeli beslenmeliyiz. Grip olduğumuzda ise diğer insanlardan uzak durmalı izolasyon kurallarına uymalı ve maske kullanmalıyız. Maske, solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlara karşı yaklaşık yüzde 70 koruyuculuk sağlıyor" diye konuştu. Dr. Yetişgen son olarak vatandaşların hem kişisel hijyene dikkat etmeleri hem de grip aşısı ile korunma sağlamalarının önemine dikkat çekti.
Yenilikçi ve etkin tedavi
02 Kasım 2025 Pazar - 10:05 Yenilikçi ve etkin tedavi Üroloji alanında uluslararası deneyimiyle tanınan Prof. Dr. Burak Turna, Acıbadem Kent Hastanesi’nde Robotik Cerrahi Direktörü olarak görevine başladı. Prof. Dr. Turna, güncel robotik cerrahi yöntemleri uyguladıklarını belirterek "Üroloji alanında multidisipliner bir anlayışla hastalara yenilikçi ve etkin tedavi seçenekleri sunmayı hedefliyoruz." dedi. Uzun yıllar Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı’nda akademik çalışmalar, cerrahi uygulamalar ve eğitim faaliyetleri yürüten, ayrıca Edinburgh Üniversitesi (Birleşik Krallık) ve Cleveland Clinic (ABD)’ta ileri laparoskopik cerrahi ve robotik cerrahi alanlarında çalışarak ve araştırmalar yaparak uluslararası düzeyde deneyim kazanan Prof. Dr. Burak Turna, Acıbadem Kent Hastanesi’nde hizmet vermeye başladı. Robotik cerrahi ve minimal invaziv yöntemlerle ürolojik tedavilerdeki uzmanlığıyla tanınan Prof. Dr. Turna, hastalara sundukları başlıca modern tedavi yaklaşımları ve uygulamaları konusunda bilgi verdi. Hastanedeki meslektaşlarına robotik cerrahi konusunda bir sunum da yapan Prof. Dr. Turna üroloji bölümünde modern yöntemlerle prostat, böbrek ve mesane hastalıklarının tedavi edildiğini söyledi. Turna, robotik cerrahi ile prostat, böbrek ve mesane kanserleri, iyi huylu prostat büyümesi, böbrek kanalı darlığı ameliyatı, böbrek nakli ve böbreküstü bezi tümörü cerrahilerinin yapılabildiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: Yenilikçi ve etkin tedavi "Bölümümüzde ameliyat olamayacak kadar büyük prostatı olan ayrıca başka sağlık sorunları bulunan ve yaşlı hastalar için devrim niteliğinde olan ileri tıbbi yöntemler kullanıyoruz. Bunların arasında: sıcak su buharı tedavisi, kısa adı HOLEP olan lazer ile prostat ameliyatı, prostat kanserinin yüksek enerjili ses dalgaları kullanılarak yok edilmesini sağlayan en modern ve gelişmiş tedavi yöntemi olan HIFU tedavisi, kısa adı RIRS olan, böbrek içindeki taşların idrar kanalından girilerek, herhangi bir kesi yapılmadan tedavi edilmesini sağlayan minimal invaziv cerrahi yöntemler de sunduğumuz hizmetlerden. Hastanemizde ayrıca bu tedavi yöntemlerinin yanı sıra prostat kanserinin erken teşhisine imkan sağlayan ve doğruluk oranı en yüksek ve yan etki oranı en düşük yöntem olan transperineal Prostat MR füzyon (akıllı) biyopsi yöntemi de aktif olarak uygulanmaya başladı." Öte yandan multidisipliner bir anlayışla hastalara yenilikçi ve etkin tedavi seçenekleri sunmayı hedeflediklerini vurgulayan Prof. Dr. Turna, "Acıbadem Kent Hastanesi’nin güçlü altyapısı, bilimsel yaklaşımı ve hasta odaklı hizmet anlayışı ile birlikte çalışarak robotik cerrahi ve modern ürolojik tedavi yöntemlerini daha geniş kitlelere buluşturmayı amaçlıyoruz" dedi.
Uzmanlardan grip uyarısı:  "Maske, solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlara karşı yaklaşık yüzde 70 koruyuculuk sağlıyor"
02 Kasım 2025 Pazar - 10:04 Uzmanlardan grip uyarısı: "Maske, solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlara karşı yaklaşık yüzde 70 koruyuculuk sağlıyor" Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Azize Yetişgen kış aylarıyla birlikte grip vakalarında artış yaşanabileceğini belirterek vatandaşları önlem almaları konusunda uyardı. Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Azize Yetişgen influenza virüsünün özellikle A ve B tiplerinin insanlarda hastalık oluşturduğunu belirtti. A tipinin sık mutasyon geçirdiğini ve bu nedenle her yıl tekrar ortaya çıkabildiğini kaydeden Yetişken, havaların soğumasıyla birlikte solunum yoluyla bulaşan hastalıkların arttığını söyledi. Grip aşısı ile ilgili de bilgi veren Yetişgen, "Dünya Sağlık Örgütü her yıl dolaşımda olan virüs tiplerini takip edip bir sonraki yıl için aşı hazırlıyor. Türkiye’de ise Eylül ayından itibaren grip aşısı sezonu başlıyor ve amacımız insanları korumak" dedi. Grip belirtilerine de değinen Yetişgen boğaz ağrısı, baş ağrısı, kas ağrıları, öksürük ve balgamın sık görülen semptomlar olduğunu ifade etti. Yetişgen korunma yollarıyla ilgili olarak da, "Ellerimizi sık sık yıkamalı kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca uzak durmalı düzenli uyumalı ve dengeli beslenmeliyiz. Grip olduğumuzda ise diğer insanlardan uzak durmalı izolasyon kurallarına uymalı ve maske kullanmalıyız. Maske, solunum yoluyla bulaşan enfeksiyonlara karşı yaklaşık yüzde 70 koruyuculuk sağlıyor" diye konuştu. Dr. Yetişgen son olarak vatandaşların hem kişisel hijyene dikkat etmeleri hem de grip aşısı ile korunma sağlamalarının önemine dikkat çekti.
Enfeksiyon vakalarında hareketlilik yaşanırken uzmanlar uyardı: "Lütfen hastane dışında damardan takviye kullanmayalım"
02 Kasım 2025 Pazar - 09:46 Enfeksiyon vakalarında hareketlilik yaşanırken uzmanlar uyardı: "Lütfen hastane dışında damardan takviye kullanmayalım" Son zamanlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarındaki hareketlilik yaşandığı belirtilirken uzmanlar, ölüm iddialarıyla gündeme gelen halk arasında "atom" veya "sarı serum" olarak ifade edilen serumlara karşı uyarılarını yineledi. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Hülya Kuşoğlu, "Solunum yolları enfeksiyonlarında artış gözlemliyoruz, beklenen bir artış. Vitaminlerin gıdalarla alınmasını tercih ediyoruz. ‘Damardan vitamin takviyesi yapınca hemen ayağa kalkacağız’ gibi yanlış bir inanış var, aklım almış değil, böyle bir durum yok. Bilinçsiz uygulamalarda insanlar hastanelik olabiliyor hatta hayatını kaybedebiliyor. Lütfen, hekim kontrolü olmadan, evde, hastane ortamı dışında damardan vitamin takviyeleri yapmayalım" dedi. Son zamanlarda üst solunum yolu enfeksiyonlarında hareketlilik olduğunu söyleyen uzmanlar uyarıyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Hülya Kuşoğlu da bu sürece ilişkin bilgi verdi. Kuşoğlu, ölüm iddialarıyla gündeme gelen doktor kontrolü ve hastane ortamı olmadan takılan halk arasında "atom" veya "sarı serum" olarak ifade edilen serumlara karşı uyarılarını da yineledi. "İnfluenza muhtemelen birkaç hafta sonra daha da artış halinde olacak" "Mevsimin de gelmesiyle beraber solunum yolları enfeksiyonlarında artış gözlemliyoruz, beklenen bir artış" diyerek sözlerine başlayan Uzm. Dr. Hülya Kuşoğlu, "Salgın olarak değil ama beklenen düzeyde bir hastalık artışı gerçekten görüyoruz. Okulların açılması, havaların soğuması ve insanların kapalı ortamda; daha kalabalık bir yerde, daha sıkışık zaman geçirmesi sebebiyle yayılım da daha kolay oluyor. O nedenle bu mevsimde beklediğimiz artışı görüyoruz, hem çocuklarda hem erişkinlerde beklediğimiz bir solunum yolu enfeksiyonu dönemi. Acile de başvurular oluyor, hastalarımızın ateşi de yükselince, solunum sıkıntısı olunca ilk aklına acil servisler geliyor. Enfeksiyon, iç hastalıkları, göğüs, kulak burun boğaz hastalıkları polikliniklerinde de hastalarımızın sayısında artış var. Pek çok solunum yolu virüsü gündemde, nezle virüsleri de dahil bunlar; Rinovirüsler olabilir, Covid; son 5 yılda her zaman listenin içinde, bu aralar da covid sayısında da artış var. İnfluenza virüsü de yavaş yavaş görünmeye başlandı, muhtemelen birkaç hafta sonra daha da artış halinde olacak. En fazla nezle virüsleri, Rinovirüs başta geliyor, covid ardından influenza virüslerini görüyoruz. Bazı virüsler daha ağır seyirli bir klinik tabloda oluyor. İnfluenza mesela çok yüksek ateş, kas ağrısı, belirgin bir şekilde hastayı perişan edecek, ‘Hiç halim yok’ diyecek şekilde hastaneye başvurmasına sebep olabiliyor. Covid’de de ciddi bir boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı, bu aralar bazen nefes darlığı da olabiliyor, ağırlıklı bunlar. Genel olarak solunum yolları virüsleri benzer yakınmalarla seyrediyor. Ayrımını yapmak sadece muayene ve hastanın şikayetiyle çok kolay olmayabiliyor. Mikrobiyoloji testlerinden destek alırsak doğru tanıya da ulaşmış oluyoruz" dedi. "65 yaş üzeri ve yeni doğmuş bebekler biraz daha riskli" Risk gruplarından bahsederek uyarılarını sıralayan Kuşoğlu, "İki enfeksiyonu aynı anda geçirmek tam bir talihsizlik olabilir, olmaz diye bir şey yok, genellikle tek olanı görüyoruz. Bağışıklık sistemi o dönemde biraz daha yavaşladığı veya yorulduğu için etrafındaki diğer virüsü de kolaylıkla alabiliyor. Solunum yolu enfeksiyonları 7 ila 10 gün süreli bir seyirde gözlemleriz, bağışıklık sistemi biraz daha zayıf olan kişilerde 2 haftaya kadar yayılabilir. Bünyeden bünyeye değişebilir; bazı kişilerin önceden de faranjiti vardır, öksürük daha fazla sürebilir. Bağışıklık sistemi daha yavaş çalışan insanlar, kronik hastalığı olanlar; kalp hastalığı, akciğer, karaciğer, böbrek, diyabet hastalığı olanlar, belki onkolojik tedavi gören veya immün sistemi baskılayıcı ilaç tedavisi gören kişiler, biraz daha yatkın olacaklardır. 65 yaş üzeri ve yeni doğmuş bebekler biraz daha maruziyet anlamında daha riskli. İnfluenza aşısı özellikle risk grubundakilerin, hasta olmak istemeyen tüm toplumdaki kişilerin olabileceği, kolay da ulaşabileceği bir aşı, olmalarını tavsiye ediyorum. Üst solunum yolu enfeksiyonu olarak başlayıp kendimize iyi bakamazsak, dinlenmezsek uygun tedaviyi almazsak ve de kronik hastalığımız olup yatkınlığımız varsa alt solunum yollarına da inebilir. Bu biraz daha kritik bir durum oluyor. Hastaneye yatışlar ve daha ciddi tedaviler de gerekebilir. Kronik hastalığı olmayan sağlıklı bir kişide istirahat, kendini izole ederek belki ateşi çıkınca alması gereken ilaçları alarak, iyi beslenmesine, uykusuna dikkat ederek çok ağır klinik tablolara geçmesini beklemeyiz. İnsanlar hasta olduğunda kendini izole ederse, okula, işe gitmezse, çevresindeki arkadaşlarını enfekte etmezse bu sayı daha az olacaktır. Gitmek durumunda kalırsa da maske takarak, mesafeye, el hijyenine dikkat ederek etrafındaki kişileri de korumuş olur. Özellikle maske takılması konusunda tavsiyelerim olacak, kalabalık ortamlarda örneğin; toplu taşımada ya da asansör gibi sıkışık bir ortam varsa, kalabalık bir yere gideceksek maske takarak kendimizi korumuş oluruz. El hijyeni oldukça önemli bir de mesafeye dikkat etmek gerekiyor" şeklinde konuştu. "Damardan bilinçsiz uygulamalarla kişiler hayatını kaybedebiliyor" Beslenme süreçlerine yönelik bilgi veren Kuşoğlu, "Sıvı, ılık çay, ılık şeyler içmek iyi gelecektir, sağlıklı beslenme, günlük almamız gereken sebze ve meyve porsiyonlarını tamamlamak. Mümkünse biz vitaminlerin gıdalarla alınmasını tercih ediyoruz. Vitaminleri de sonuçta uygun kullanmak gerekiyor. Kişinin eksikliği varsa onunla ilgili bir tedavi planı zaten yapılacaktır ama bir kişi ‘Solunum yolu enfeksiyonu geçiriyorum’ diye kendisine ekstradan takviye alacaksa B, C veya diğer multivitaminler çok da faydasını görmeyecektir. Bir şekilde böyle bir yanlış inanış var; ‘Damardan vitamin takviyesi yapınca hemen ayağa kalkacağız, hastalık çabuk iyileşecek’ gibi aslında böyle bir durum yok. Hatta damardan yapılan vitamin uygulamaları alerjen olduğu için kişi farkında olmadan alerjiktir. Bunu evde yapınca, kontrollü bir ortamda yapmayınca da hayatını riske atacak şekilde bir alerjik reaksiyon verebilir. Bazen haberlerde de çıkıyor, böyle evde yapılan bilinçsiz uygulamalarda insanlar hastanelik olabiliyor hatta daha ileri aşamalarda hayatını da kaybedebiliyor. Lütfen, hekim kontrolü olmadan, hastane ortamı dışında, bu şekilde damardan vitamin takviyeleri de yapmayalım. Sonuçta hastane ortamında bir problem yaşanacaksa hızlı müdahale edilip gerekli önlemler alınacaktır ama hastane dışındaki bir ortamda yapılamayacağı için kişinin hayatını riske atacaktır. Getireceği fayda da olmayacağı için böyle bir yaklaşım niye var, çok da aklım almış değil. Hastane dışında evde bu tarz damardan uygulamalar lütfen yapmayalım" dedi.