Son Dakika
|
Aslı Baş’ın ölümünde Yargıtay’ın kararı bozması sonrası yeni gelişme
AB’nin Giriş-Çıkış Sistemi Schengen bölgesinin tamamında uygulamaya girdi
Pezeşkiyan: "Türkiye'nin tutumunu takdir ediyoruz"
Küçükçekmece’de İETT otobüsünden inen yolcuya motosiklet çarptı
Mersin’in Yenişehir Belediyesi’ne yolsuzluk operasyonu:
Mazota Cuma sabahı 13 TL indirim geliyor
İzmir’deki polis merkezi saldırısı davasında ara karar açıklandı
Pezeşkiyan: "Lübnan'a yönelik saldırı, ateşkes anlaşmasının açık bir ihlalidir"
TBMM Başkanı Kurtulmuş’tan ara seçim açıklaması
Manş Denizi'nde göçmen faciası: 4 ölü
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Khartoum’s Marina Park Reopens After Years of War
İsrail'in 8 Nisan'daki Lübnan saldırısında can kaybı 357'ye yükseldi
Hyeon-gyu Oh ligde 6 gole ulaştı
Sanchez: "Lübnan’da yeni bir ‘Gazze’ yaşanmasına izin vermeyelim"
Öğretmenleri taşıyan servis ile otomobil çarpıştı: 1 ölü, 10 yaralı
Eski Bakan John Kerry’den çarpıcı itiraf!
Mircea Lucescu son yolculuğuna uğurlandı
Barış Alper Yılmaz’ın Galatasaray’da 200. maç heyecanı
SAĞLIK
Selçuk Tıp’ta dört kritik birimin kapasite ve konforu artırıldı
10 Nisan 2026 Cuma - 18:44:10
Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve hasta memnuniyetini en üst seviyeye taşımak amacıyla gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarını tamamladı. Bu kapsamda Tıbbi Onkoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği ve Günübirlik Tedavi Ünitesi ile Kan Alma Birimi modernize edilerek ileri teknolojik altyapı ve artırılmış kapasiteyle hizmete sunuldu. Bölgenin sağlık üssü konumunda bulunan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 4 biriminde poliklinik ve hizmet alanları yenileme çalışmalarıyla modern, fonksiyonel ve hasta odaklı bir yapıya kavuşturuldu. En önemli adımlardan biri Onkoloji Polikliniğinde atıldı. Enfeksiyon kontrolü ve hasta güvenliği esas alınarak yeniden yapılandırılan Kemoterapi Uygulama Ünitesi 22’den 46’ya, poliklinik sayısı ise 6’ya yükseltildi. Günübirlik Servis, 18 yatak kapasitesiyle yeniden düzenlendi. Toplam 750 metrekarelik alanda yeniden yapılandırılan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğinde egzersiz salonu, Pelvik Rehabilitasyon Ünitesi, EMG ve USG odaları yer alıyor. Ayrıca dil ve konuşma terapisi biriminde de iletişim ve yutma bozukluklarına yönelik bilimsel temelli tedaviler titizlikle uygulanıyor. Hastanenin yoğun hizmet alanlarından biri olan Kan Alma Birimi, 550 metrekarelik geniş bir alanda yeniden projelendirildi. Aynı anda 70 hastaya hizmet verebilen birimde 10 adet yetişkin kabini ile çocukların işlem sürecini daha stressiz geçirmesini hedefleyen 2 adet pediatrik kan alma kabini yer alıyor. Bu birimle entegre çalışan Transfüzyon Merkezi ise 200 metrekarelik alanında, kan ve kan ürünlerinin güvenli temini ile transferi süreçlerini uluslararası standartlara uygun bir şekilde sürdürüyor. Rektör Yılmaz: "Hedefimiz topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmak" Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz; üniversitenin eğitim ve araştırmadaki güçlü vizyonunu, sağlık hizmetleri alanında da kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı. Tıp Fakültesi Hastanesinin bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olma sorumluluğuyla fiziki ve teknolojik altyapısını sürekli olarak güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, "Tamamlanan revizyon çalışmalarıyla birimlerde tedavi kapasitesinden hasta konforuna kadar geniş bir yelpazede hizmet kalitesini daha da yukarı taşıdık. Temel hedefimiz, köklü bilimsel birikimi modern tıbbın imkanlarıyla birleştirerek topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmaktır. Selçuk Üniversitesi, bölge halkı için güven veren bir sağlık üssü olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
10 Nisan 2026 Cuma - 17:42
Parkinsonla yaşamak
Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı. Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, "Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz" dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, "Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, "Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir" dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, "Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz" şeklinde konuştu. Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, "Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz" diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, "Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız" dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.
10 Nisan 2026 Cuma - 17:11
Balıkesir'de Gönen hayvan pazarı kısa süreliğine kapatıldı
Balıkesir'in Gönen ilçesinde faaliyet gösteren hayvan pazarının ikinci bir duyuruya kadar kapatıldığı bildirildi.
10 Nisan 2026 Cuma - 16:04
Parkinson’da erken tanı hayat değiştiriyor
Manisa Şehir Hastanesi’nde, Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında vatandaşları bilinçlendirmek amacıyla bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, Parkinson hastalığının belirtileri ve erken tanının önemi hakkında önemli bilgiler paylaştı. Manisa Şehir Hastanesi’nde Dünya Parkinson Hastalığı Günü dolayısıyla düzenlenen bilgilendirme etkinliğinde, Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz vatandaşlara Parkinson hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Parkinson hastalığının, beyinde dopamin üreten hücrelerin zamanla azalmasıyla ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, hastalığın en sık görülen belirtilerinin titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge problemleri olduğunu ifade etti. Hastalığın yalnızca bu belirtilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Göz, "Uyku sorunları, depresyon ve koku kaybı gibi farklı belirtiler de Parkinson hastalığında görülebilmektedir." dedi. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak doğru tedavi ve destekleyici yaklaşımlarla hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabildiğini belirten Göz, ilaç tedavileri, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemelerinin hastaların yaşam kalitesini artırdığını kaydetti. Erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, "Erken tanı, düzenli takip ve güçlü bir sosyal destek, Parkinson ile yaşayan bireylerin hayatında büyük fark oluşturur. Bugün, onların yanında olduğumuzu hissettirelim." ifadelerini kullandı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
10 Nisan 2026 Cuma- 10:38
İstanbul Tabip Odası Başkan Adayı Dr. Uzun: "Hekimlere saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz"
2
10 Nisan 2026 Cuma- 10:29
Uzman uyardı: "Türkler Amerikalılar gibi yaşıyor, obezite artıyor"
3
08 Nisan 2026 Çarşamba- 16:06
Van’da sağlıkta yeni dönem
4
10 Nisan 2026 Cuma- 10:18
İstanbul Tabip Odası Başkan Adayı Dr. Uzun: "Hekimlere saldıranlara 180 bin lira ceza uygulanması için mücadele edeceğiz"
5
10 Nisan 2026 Cuma- 09:00
Bayburt TRSM’nin sunduğu hizmetler tanıtıldı
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:36
Çikolata kisti her 7 kadından 1’ini etkiliyor
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hasan Can Toyganözü, endometriozisin doğurganlığı etkileyebildiğini belirterek, "Yumurtalık rezervinin azalması, tüplerin tıkanması veya karın içi yapışıklıklar gebelik şansını düşürür. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların erken dönemde değerlendirilmesi önemlidir" dedi. Kadınların üreme çağında sık karşılaştığı hastalıklardan biri olan endometriozis veya halk arasında bilinen adıyla ‘çikolata kisti’ hem yaşam kalitesini hem de doğurganlığı olumsuz yönde etkileyebilen önemli bir sağlık sorunu olarak tanımlanıyor. Rahim iç tabakasına benzer dokuların rahim dışında yerleşmesiyle gelişen endometriozis, çoğu zaman adet dönemlerinde yaşanan şiddetli ağrılarla kendini gösteriyor. Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hasan Can Toyganözü, erken dönemde tanı konulan hastalarda hem ağrı kontrolünün daha kolay sağlanabildiğini hem de doğurganlıkla ilgili yaşanabilecek problemlerin önlenebileceğini söyledi. Dr. Toyganözü, endometriozis, halk arasında "çikolata kisti" olarak bilinen, kadınların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen ve çoğu zaman sessiz ilerleyen kronik bir hastalık olduğunu kaydederek, "Her 7 kadından 1’inde görülen bu rahatsızlık, doğurganlık çağındaki bireylerde sık rastlanır. Rahim içini döşeyen "endometrium" adı verilen dokunun rahim dışında, örneğin yumurtalıklarda veya tüplerin çevresinde yer almasıyla ortaya çıkar. Bu dokular, her ay adet döngüsüne bağlı olarak kalınlaşır, kanar ve dökülmeye çalışır. Ancak bulundukları yer rahim dışında olduğu için bu kan vücuttan atılamaz ve zamanla bulunduğu bölgede yapışıklıklara, iltihaplanmalara ve kist oluşumuna yol açar. Endometriozis erken fark edildiğinde kontrol altına alınabilen hastalıktır. Ancak toplumda adet ağrısının normal bir durum olarak kabul edilmesi tanının gecikmesine neden olur. Oysa ağrı yaşamı etkileyecek düzeydeyse, bu bir hastalık belirtisidir. Kadınların kendi bedenlerini tanıması, uzun süren ağrıları önemsemesi ve düzenli jinekolojik kontrolleri aksatmaması erken teşhisin anahtarıdır" diye konuştu. Ağrılar adet dışında da devam edebiliyor Adet döneminde dayanılmaz kasık ağrıları, bel ağrısı, ilişki sırasında ağrı, uzun süren kanamalar, karında şişkinlik ve sindirim sorunlarının bu hastalığın önemli belirtileri olduğu ifade ederek, "Bazı kadınlarda ağrılar adet dışında da devam eder ve bu durum hem fiziksel hem psikolojik olarak yıpratıcı hale gelir. Tam bilinmemekle beraber, genetik yatkınlık, bağışıklık sistemi bozuklukları, adet kanının geriye akması ve çevresel faktörlerin hastalığın gelişiminde rol oynadığı düşünülmektedir. Teşhis sürecinde hastanın öyküsü, jinekolojik muayene ve ultrason ilk basamaktır. Küçük odaklar ultrasonda her zaman görülemeyebileceğinden, laparoskopiyle doğrudan karın içine bakılarak kesin tanı konabilir. Bu yöntem hem tanı hem de tedavi amaçlıdır çünkü aynı anda kistler veya yapışıklıklar da temizlenebilir. Tedavi kişiye özel planlanır. Ağrıyı azaltmak için ağrı kesiciler ve hormon tedavileri gündeme gelir. Büyük kistlerde ise genellikle kapalı cerrahi yöntemler tercih edilir" dedi. Fiziki ve psikolojik etkileri görülüyor Dr. Toyganözü, endometriozisin doğurganlığı etkileyebildiğini belirterek, "Yumurtalık rezervinin azalması, tüplerin tıkanması veya karın içi yapışıklıklar gebelik şansını düşürür. Bu nedenle çocuk sahibi olmayı planlayan kadınların erken dönemde değerlendirilmesi önemlidir. Erken tanı ve uygun tedaviyle doğal yollarla veya yardımcı üreme teknikleriyle gebelik mümkündür. Hastalığın uzun süren ağrılar ve doğurganlık kaygısı nedeniyle psikolojik bir yönü de vardır. Profesyonel destek, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve stres yönetimi tedaviye olumlu katkı sağlar" şeklinde konuştu.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:33
Nefes darlığı şikayeti ile hastaneye gitti, göğsünden 3 kilogramlık tümör çıktı
Sivas’ta nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetiyle hastaneye başvuran hastanın sağ göğüs kafesinde yaklaşık 3 kilogram ağırlığında tümör tespit edildi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla nadir görülen soliter fibröz tümör tamamen çıkarıldı. Sivas’ın Gürün ilçesinde yaşayan 55 yaşındaki hasta, bir süredir devam eden nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Yapılan tetkikler sonucunda hastanın sağ göğüs kafesi içinde yaklaşık 3 kilogram ağırlığında tümör tespit edildi. Tümörün hem akciğere hem de kalbe baskı yaptığı belirlendi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı’nda görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Özbey ve ekibince gerçekleştirilen operasyonla tümör tamamen çıkarıldı. Daha önce yapılan biyopsi sonucunda lezyonun soliter fibröz tümör olduğu tespit edildi. Bu tür tümörlerin genellikle iyi huylu olduğu, ancak büyük boyutlara ulaştığında hayati organlara baskı yaparak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği ifade edildi. Operasyonun ardından açıklamalarda bulunan Dr. Özbey, "Bu büyüklükte bir tümörü ilk kez çıkardık. Kliniğimiz, bu tür nadir vakaları başarıyla tedavi edebilecek donanıma sahip. Yaklaşık 10 ay önce benzer kanser ameliyatlarına başladık ve başarılı sonuçlar alıyoruz" dedi. Ameliyat sonrası genel durumu iyi olan hastanın yakın zamanda taburcu edilmesinin planlandığı öğrenilirken, bu tür tümörlerin tamamen çıkarılması halinde hastanın iyileşme sürecinin genellikle olumlu seyrettiği vurgulandı.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:31
Nefes darlığı şikayeti ile hastaneye gitti, göğsünden 3 kilogramlık tümör çıktı
Sivas’ta yaşayan bir vatandaş, nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle başvurduğu hastanede göğüs kafesinde yaklaşık 3 kilogramlık tümör tespit edildi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla nadir görülen soliter fibröz tümör tamamen çıkarıldı. Sivas’ın Gürün ilçesinde yaşayan 55 yaşındaki hasta, bir süredir devam eden nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetleriyle hastaneye başvurdu. Yapılan tetkikler sonucunda hastanın sağ göğüs kafesi içinde yaklaşık 3 kilogram ağırlığında büyük bir tümör tespit edildi. Tümörün hem akciğere hem de kalbe baskı yaptığı belirlendi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı’nda görev yapan Dr. Öğr. Üyesi Mahmut Özbey ve ekibi tarafından gerçekleştirilen operasyonla tümör tamamen çıkarıldı. Daha önce yapılan biyopsi sonucunda lezyonun soliter fibröz tümör olduğu tespit edildi. Bu tür tümörlerin genellikle iyi huylu olduğu, ancak büyük boyutlara ulaştığında hayati organlara baskı yaparak ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceği ifade edildi. Operasyonun ardından açıklamalarda bulunan Dr. Özbey, "Bu büyüklükte bir tümörü ilk kez çıkardık. Kliniğimiz, bu tür nadir vakaları başarıyla tedavi edebilecek donanıma sahip. Yaklaşık 10 ay önce benzer kanser ameliyatlarına başladık ve başarılı sonuçlar alıyoruz" dedi. Ameliyat sonrası genel durumu iyi olan hastanın kısa süre içinde taburcu edilmesinin planlandığı öğrenilirken, bu tür tümörlerin tamamen çıkarılması halinde hastanın iyileşme sürecinin genellikle olumlu seyrettiğini vurgulandı.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:27
Gözlerin gizli düşmanı: Hava kirliliği
Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Süleymanzade, kirli havaya maruz kalmanın kornea üzerinde kalıcı hasarlara neden olabileceğini söyleyerek şu uyarıda bulundu: "Havadaki toksik maddeler gözlerin görünmez düşmanı. Gözün doğal nem dengesini bozarak, koruyucu gözyaşı tabakasını zayıflatıyor. Günlük yaşantıda ciddi konfor bozukluğu ve verimliliğin düşmesine, uzun vadede ise görme bozukluklarına yol açabilir." İngiltere’de yapılan bir araştırma, okul çağındaki 30 bin çocuğun çevresel, genetik ve yaşam tarzı faktörlerinin çocukların görme gelişimini nasıl etkilediğine dair verilerini analiz etti. Çalışmada, hava kirliliğinin çocukların görme kabiliyetine zarar verebileceğini ve daha temiz havanın görme kabiliyetlerini korumaya katkı sağlayabileceği bulundu. Kirli havanın gözlerde iltihabi hücrelerin artmasına ve oksidatif strese neden olabileceğini gösteren çalışma, kirliliğe daha az maruz kalmanın, miyopinin ilerlemesini yavaşlatabileceğini de öne sürüyor. Araştırmayla ilgili değerlendirmede bulunan Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Süleymanzade, hava kirliliğinin yalnızca akciğerleri değil, göz sağlığını da tehdit ettiğine dikkat çekti. "Hava kirliliği sadece solunum yollarını değil, gözleri de sessizce etkiliyor" diyen Op. Dr. Metin Süleymanzade, şu uyarılarda bulundu: "Kirlilik; gözde yanma, batma, kuruluk, kızarıklık gibi şikâyetlere yol açabilir. Uzun vadede ise kornea üzerinde kalıcı hasarlara neden olabilir. Solunum yolu hastalıkları, kalp rahatsızlıkları ve akciğer kanseriyle ilişkisi bilinen hava kirliliği, aslında göz sağlığı açısından da ciddi bir risk faktörüdür." Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Metin Süleymanzade, Dünya Görme Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Gözlerin gizli düşmanı: Havadaki toksik maddeler Op. Dr. Süleymanzade, "Karbon monoksit (CO), azot dioksit (NO), kükürt dioksit (SO), asbest, benzen, partikül madde, arsenik, kurşun, dioksin ve kloroflorokarbonlar gibi kirleticiler göz için görünmez ama son derece tehlikeli düşmanlardır" dedi. Dumanın en güçlü tahriş edicilerden biri olduğunu da vurgulayan Op. Dr. Süleymanzade, "Havadaki mikroskobik parçacıklar gözyaşıyla birleşerek göz yüzeyine yapışır. Bu durum yanma, batma, kuruluk, kaşıntı, akıntı, kızarıklık ve bulanık görme gibi şikâyetlere yol açabilir. Uzun süreli maruziyet ise görme bozuklukları ortaya çıkabilir" ifadelerini kullandı. Nem dengesini bozarak koruyucu tabakayı zayıflatıyor Op. Dr. Süleymanzade, kirli havanın göz sağlığı üzerindeki en yaygın etkisinin kuru göz sendromu (DES) olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu: "Kirli hava gözün doğal nem dengesini ve göz yüzeyindeki oksidan antioksidan maddelerin dengesini bozar. Bunun sonucunda yeterli gözyaşı üretemediğinde, koruyucu tabaka zayıflar ve göz yüzeyi kuruyarak tahriş olur. Bu durumda kızarıklık, batma, ağrı ve iltihaplanma görülürken, gözler ışığa, rüzgâra ve dumana karşı aşırı hassas hale gelir. Hatta bazı hastalarda göz küresi çevresinde mukus birikimi dahi oluşabilir. Hava kirliğinin bir parçası olan UV radyasyona maruziyet ise katarakt, sarı nokta hastalığı gibi hastalıkları tetikleyebilir. Hava kirliliği seviyeleri yüksek olduğunda mümkün olduğunca içeride kalmaya çalışın. Dışarı çıkmanız gerekiyorsa, gözlük takmak (kontakt lens değil), toz ve diğer kirleticilerin gözlerinizi tahriş etmesini önlemeye yardımcı olur. Tahriş meydana gelirse, gözlerinize soğuk kompres uygulamak veya kayganlaştırıcı göz damlaları kullanmak rahatlama sağlayabilir."
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:25
Soğuk algınlığı ve grip karıştırılıyor
Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Nevin İnce, grip aşısının özellikle sağlık çalışanları, yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olanlar için hem kendileri hem de etrafa bulaştırmamaları açısından çok önemli olduğunu söyledi. Doç. Dr. Nevin İnce, gripten korunma ve griple başa çıkma yöntemleri hakkında önemli bilgiler paylaştı. Soğuk algınlığı ve gribin (influenza), solunum yolu enfeksiyonu hastalığı olduğu için vatandaşlar tarafından karıştırıldığını söyleyen Nevin İnce, ancak bu hastalıkların; etkenleri, belirtileri ve klinik şiddetlerinin farklı olduğunu dile getirdi. Soğuk algınlığının genellikle rinovirüs gibi virüslerle oluştuğunu ve daha hafif olan; burun akıntısı, boğaz ağrısı, hapşırma ve hafif öksürük gibi belirtilere sahip olduğunu ifade eden İnce, soğuk algınlığının hafif seyrederek birkaç gün içerisinde geçtiğini söyledi. Gribin ise influenza virüslerinin neden olduğu daha ciddi bir solunum yolu enfeksiyonu olarak tanımlandığını dile getiren İnce, grip belirtilerini; aniden başlayan yüksek ateş, kas-eklem ağrısı, baş ağrısı, yorgunluk, kuru öksürük şeklinde sıralayarak, seyir olarak birkaç gün değil 7-10 gün sürdüğünün altını çizdi. Grip ciddiye alınmalı Gribin zatürre, bronşit, kulak enfeksiyonu gibi ağır tabloya yol açabildiğini vurgulayan Nevin İnce, özellikle yaşlılarda, çocuklarda, gebelerde ve kronik hastalığı olanlarda riskin yüksek olduğunu dile getirdi. Gribin ciddiye alınması gerektiğini söyleyen İnce, "Çünkü hafif başlayan bir tablo kısa sürede ağırlaşabilir, hastaneye yatış gerektirebilir veya nadiren ölümle sonuçlanabilir. Bu nedenle dinlenme, sıvı alımı, ateş kontrolü ve gerekirse hekim değerlendirmesi önemlidir. Ayrıca ekim-kasım aylarında grip aşısı her yıl korunmada en etkili yöntemdir. Özellikle riskli grupların aşı yaptırması gribin ağır ve komplikasyonlu geçmesini önleyecektir" dedi. Gribin en yaygın olduğu dönem Gribin sonbahar sonu ve kış aylarında genellikle kasım-mart arası en sık olarak görüldüğünü hatırlatan Nevin İnce, soğuk havalarda insanların kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirmesinin, virüsün kişiden kişiye bulaşmasını kolaylaştırdığını söyledi. Gripten korunmak için yapılabilecekler Gripten korunmak için yapılması gerekenler olduğunu hatırlatan İnce, "Grip aşısı olun. Her yıl yenilenen grip aşısı, hastalığı geçirme riskini ve ağır seyretme ihtimalini azaltır. Özellikle sağlık çalışanları, yaşlılar, çocuklar ve kronik hastalığı olanlar için aşı olunması hem kendileri hem de etrafa bulaştırmamaları açısından çok önemlidir. El hijyenine dikkat edin. Elleri sık sık sabunla en az 20 saniye yıkamak veya alkol bazlı el antiseptiği kullanmak virüsün bulaşmasını büyük ölçüde önler. Kalabalık ve kapalı alanlardan kaçının. Mümkünse havalandırması iyi olmayan, kalabalık ve hasta olan kişilerin olduğu ortamlarda uzun süre bulunmamaya özen gösterin. Ortamı sık sık havalandırın. Ev ve iş yerlerinde temiz hava sirkülasyonu sağlamak, virüs yoğunluğunu azaltarak hastalık kapma riskini düşürür. Bağışıklığı güçlü tutun. Dengeli beslenme, yeterli uyku, düzenli egzersiz ve bol sıvı tüketimi bağışıklık sistemini destekleyerek hastalığa karşı koruma sağlar. Hastayken dinlenin ve yayılmasını önleyin. Hasta kişilerin evde kalması, yüz maskesi kullanması ve aksırma-öksürme sırasında ağzını kapatması hem kendini hem çevresini koruması açısından çok önemlidir" ifadelerine yer verdi. Neden bazı kişilerde daha ağır seyreder? Çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olan kişilerde bağışıklık sistemi tam olarak güçlü çalışmadığı veya bazı nedenlerle zayıflamış olduğu, grip virüsüne karşı yeterli savunma oluşturamadıkları için grip hastalığını daha ağır yaşadıklarını ifade eden Doç. Dr. İnce, "Çocuklarda bağışıklık sistemleri (immun sistem) hala gelişme aşamasındadır. Ayrıca kreş ve okul gibi kalabalık ortamlarda virüsle daha kolay temas ederek hastalanabilirler. Yaşlılarda da yaş ilerledikçe bağışıklık sistemi doğal olarak zayıflar. Bu nedenle vücut virüse karşı hızlı ve etkili yanıt veremez. Ayrıca yaşlılarda kalp, akciğer veya böbrek gibi kronik hastalıkların bulunması da tabloyu ağırlaştırabilir. Kronik hastalığı (örneğin diyabet, KOAH, kalp hastalığı, kanser vb.) olan kişilerde hem bağışıklık sistemi baskılanmıştır hem de mevcut hastalıklar, vücudun enfeksiyonla savaşma kapasitesini azaltır" dedi. Gripten korunma önerileri Özellikle bu risk gruplarında erken tanı ve tedavinin, ağır seyirli komplikasyonları önleyebileceğinin altını çizen Doç. Dr. Nevin İnce, "Her yıl grip aşısı yaptırılmalı. Bu gruplar için aşı, komplikasyon ve hastaneye yatış riskini belirgin şekilde azaltır. El ve solunum hijyenine dikkat edilmeli. Elleri sık yıkamak, öksürürken mendil ya da dirsek içi kullanmak, virüsün yayılmasını önler. Hasta kişilerle temastan kaçınılmalı. Mümkünse grip olan kişilerle yakın temasta bulunmamak, bulaş riskini azaltır. Kapalı ortamlar sık havalandırılmalı. Temiz hava, virüs yükünü azaltır. Bağışıklığı güçlendirecek yaşam tarzı benimsenmeli. Dengeli beslenme, yeterli uyku ve sıvı alımı, düzenli hareketli bir yaşam önemlidir. Grip belirtileri başladığında vakit kaybetmeden doktora başvurulmalı" ifadelerini kullandı. Hamileler için grip ne kadar riskli? Hamileliğin, fizyolojik ve immünolojik değişikliklerin bir arada görüldüğü özel bir dönem olduğunu hatırlatan Nevin İnce, "Bu süreçte anne adaylarında bağışıklık sisteminin hücresel yanıtı baskılanır, solunum sistemi rezervleri azalır ve kardiyovasküler yük artar. Bu nedenle hamile kadınlar, influenza enfeksiyonuna karşı daha duyarlı hale gelir ve hastalığı daha ağır klinik tablo ile geçirebilirler. Hamilelikte geçirilen influenza enfeksiyonu, özellikle ikinci ve üçüncü trimesterde geçirilir ise zatüre, hastaneye yatış ve yoğun bakım ihtiyacı riskini artırabilir. Erken doğum, düşük doğum ağırlığı ve nadiren de anne karnında fetal kayıp ile ilişkili olabilir. Gebelerde korunma yollarına bakacak olursak, inaktive influenza aşısı gebeliğin her döneminde güvenle uygulanan koruyucu bir aşıdır. Hem anneyi hem de plesentadan pasif antikor geçişi sayesinde yenidoğanı da korur. Hijyen önlemleri, el yıkama, hasta bireyler ile temastan kaçınma ve iyi havalandırılmış ortamlarda bulunma gebelere de önerilen önlemler arasındadır. Erken başvuru: ateş, öksürük, kas ağrısı veya solunum sıkıntısı gibi belirtiler geliştiğinde gecikmeden tıbbi değerlendirme yapılmalı ve gerektiği durumlarda antiviral tedavi (ör. oseltamivir) kullanılmalıdır. Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçınılmalıdır" dedi. Grip aşısının etkinliği ve önemi Grip (influenza) aşısının, influenza virüsüne karşı en etkili koruyucu yöntem olduğunun altını çizen Doç. Dr. Nevin İnce, "Aşı, her yıl dolaşımda olması beklenen influenza A ve B virüs tiplerine göre Dünya Sağlık Örgütü tarafından güncellenen suşlar temel alınarak hazırlanır. Grip aşısının koruyuculuk oranı, virüs suşlarının aşıdaki türlerle uyumuna, kişinin yaşı ve bağışıklık durumuna göre değişmekle birlikte genellikle yüzde 50–80 arasındadır. Aşı, gribe yakalanmayı tamamen engellemese bile, hastalığın şiddetini, komplikasyon gelişme riskini ve hastaneye yatış oranlarını belirgin şekilde azaltır. Ayrıca toplum genelinde yayılımı sınırlayarak toplum bağışıklığına katkı sağlar" diye konuştu. Kimlere önerilir? 65 yaş ve üzerindekiler, sağlık çalışanları, gebeler (her trimesterde güvenlidir), kronik hastalığı olanlar (kalp-damar hastalıkları, kronik akciğer hastalıkları (KOAH, astım)), diyabet mellitus, böbrek, karaciğer veya hematolojik hastalıklar, bağışıklığı baskılanmış bireyler, 6 ay–5 yaş arası çocuklar, bakım evlerinde veya kalabalık ortamlarda yaşayanlara grip aşısı olmaları tavsiyesinde bulunan İnce, "Bu risk gruplarında hayati önem taşır ve her yıl ekim-kasım aylarında yani grip mevsimi başlamadan önce yapılması önerilir. Ancak sezon boyunca da koruyuculuk açısından faydalıdır. 6 ay üzerindeki herkese güvenle uygulanabilir" dedi. Gribe yakalanan kişilerin evde dikkat etmesi gerekenler Gribin (influenza) genellikle evde istirahat ve destek tedavisiyle iyileşen bir hastalık olduğunu söyleyen Nevin İnce, "Ancak hem iyileşmeyi hızlandırmak hem de virüsün bulaşmasını önlemek için bazı temel önlemler alınmalıdır. Dinlenme ve İzolasyon: Vücut enfeksiyonla savaşırken enerjiye ihtiyaç duyar; bu nedenle yeterli dinlenme çok önemlidir. Enfeksiyonun bulaşma riski, belirtiler başladıktan sonraki ilk 3-4 günde en yüksektir. Bu dönemde evde kalmak, okul veya işe gitmemek, ziyaretçi kabul etmemek gerekir. Sıvı Alımı: Ateş ve terlemeyle sıvı kaybı olur; bu nedenle bol su, çorba, bitki çayı gibi sıvıların tüketilmesi önerilir. Yeterli sıvı alımı, mukozaların nemli kalmasını sağlayarak solunum yollarının savunmasını güçlendirir. Beslenme: Hafif, dengeli ve vitamin açısından zengin gıdalar (sebze, meyve, çorba, yoğurt vb.) tercih edilmelidir. Ortam şartları: Bulunulan ortam sık sık havalandırılmalı ve nem oranı korunmalıdır. (Çok kuru hava öksürüğü artırabilir). Oda sıcaklığı 21–23 C civarında tutulmalıdır. Hijyen Önlemleri: Özellikle öksürme, hapşırma veya burun silme sonrası eller sık yıkanmalı, tek kullanımlık mendil kullanılmalı sonra çöpe atılmalı ve el hijyeni sağlanmalıdır. Evdeki diğer bireyler ile yakın temas ve ortak malzeme kullanılmamalıdır. Belirti Kontrolü: Ateş, kas ağrısı, baş ağrısı, boğaz ağrısı ve öksürük için doktor önerisiyle parasetamol veya ibuprofen kullanılabilir. Aspirin, özellikle çocuklarda Reye sendromu riski nedeniyle kullanılmamalıdır" şeklinde konuştu. Doktora başvurulması gereken durumlar Yüksek ateşin üç günden uzun sürmesi, nefes darlığı, göğüs ağrısı eklenmesi, bilinç bulanıklığı, halsizliğin artması, hamilelik, kronik hastalık veya bağışıklık yetmezliği varlığı durumlarında hekime başvurulması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Nevin İnce, "Sonuç olarak evde grip yönetiminde amaç, iyileşmeyi desteklemek, komplikasyonları önlemek ve bulaşmayı azaltmaktır. Yeterli dinlenme, sıvı desteği, hijyen önlemleri ve gerektiğinde tıbbi değerlendirme ile çoğu olgu bir hafta içinde iyileşir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:23
"Astım ilaçları bağımlılık yapmaz"
Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Aziz Uluışık, astım hakkında yanlış bilinenleri anlatarak, "Astım ilaçları bağımlılık yapmaz" dedi. Astımın genetik faktörlerin altta yattığı, çevresel faktörlerle tetiklenebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Liv Hospital Samsun Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Aziz Uluışık, "Bir enfeksiyon hastalığı olmadığından bir kişiden diğerine bulaşması söz konusu değildir. Sprey ya da kuru toz şeklindeki ilaçların bağımlılık yapması gibi bir durum yoktur. Yaygın inanışının tersine bunlar, tüm ilaç uygulama şekilleri arasında en zararsız olanlardır. Sprey ya da kuru toz uygulayıcıları kullanıldığında sistemik uygulamaya göre çok daha küçük miktarda ilaç verilmektedir. Bunun sebebi; ilacın hedef bölgeye vücutta dolaşmadan, doğrudan ulaşmasıdır. Bu yolla ilaç verilmesi bağımlılık yapmaz" dedi. "Sadece kriz ya da alevlenme durumlarında kortizon verilebilir" Her ilacın olduğu gibi kortizon içeren ilaçların da yan etkisi olabileceğini belirten Dr. Uluışık, "Önemli olan ilacın beklenen yararının potansiyel zararından büyük olmasıdır. Astımlı hastalara kortizon ancak kriz ya da alevlenme gibi ağır durumlarda, ağızdan ya da enjeksiyon yoluyla verilir. Sprey şeklindeki kortizonun neredeyse hiç yan etkisi yoktur. Kimi hastalarda sprey şeklindeki kortizon kullanımına bağlı olarak görülen ses kısıklığı ya da öksürük, spreyi kullandıktan sonra ağzın çalkalanmasıyla önlenebilir" diye konuştu. "İlacın bırakılmasına doktor karar vermeli" Hasta kendini iyi hissetmeye başladığı anda doktorunun fikrini almadan ilacı bırakmaması gerektiğinin altını çizen Uzm. Dr. Uluışık, "Şikâyetler düzelse de ilaçları azaltma ya da bırakma kararını hasta asla kendi kendine vermemelidir. Eksik tedavinin astımın ilerlemesine neden olabileceği unutulmamalıdır. Bu konuda doktora güvenilmeli ve ilaçların ne kadar süre ile kullanılacağı uzmanların kararına bırakılmalıdır" şeklinde konuştu.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:17
Karın şişliğinin diyetle geçeceğini sandı: 5 kiloluk kist çıktı
İstanbul'da yaşayan 24 yaşındaki genç kadın, karın şişliği ve gaz sancısı şikâyetleriyle doktora başvurdu. İlk başvurduğu merkezde sorunun sindirim sisteminden kaynaklı olduğu düşünülerek kendisine diyet programı önerildi. Ancak şikâyetleri aylar içinde artınca başka bir merkezde yapılan detaylı muayenede karnında 45 santimetre büyüklüğünde ve 5 kilogram ağırlığında kist tespit edildi. Genç kadının başarılı operasyonla karnındaki kist alınarak, doğurganlık şansı korundu.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:06
Diyarbakır’da Meme Kanseri Farkındalık Ayı etkinliği
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında Lice ilçesi Birlik Mahallesi’nde sağlık taraması yaparak, kanser ve şiddetle mücadele konularında bilgilendirmede bulundu. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ile Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı iş birliğinde, "Meme Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında Lice ilçesine bağlı Birlik Mahallesi’nde kadınlara yönelik etkinlik gerçekleştirildi. Program kapsamında sağlık ekipleri tarafından kadınların şeker, tansiyon, boy ve kilo ölçümleri yapıldı. Meme ve rahim ağzı kanserlerine ilişkin bilgilendirme sunumları Kürtçe ve Türkçe gerçekleştirildi. Erken teşhisin hayat kurtarıcı olduğu vurgulanırken, talep eden kadınlara yerinde meme muayenesi de yapılarak pratik destek sağlandı. Ekipler, etkinlikte kadınlara günlük yaşamda kullanabilecekleri hijyen kitleri dağıttı. Kanser taramasının yanı sıra şiddete maruz kalan ya da kendini risk altında hisseden kadınlara 7 gün 24 saat destek sunan Alo Şiddet Hattı ile ilgili bilgilendirme yapılarak broşürler dağıtıldı. Ayrıca, kadınların hakları ve başvurabilecekleri destek mekanizmaları hakkında da bilgi verildi. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı ile Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, ekim ayı boyunca farklı bölgelerde benzer etkinliklerle kadınlara düzenli sağlık taramaları ve erken teşhisin önemi konusunda farkındalık kazandırmayı hedefliyor.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:05
Sarıgöl’de ilkokul öğrencilerine ağız ve diş sağlığı eğitimi
MANİSA (İHA) – Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde ilkokul öğrencilerine ağız ve diş sağlığı eğitimi verilmeye başlandı. Manisa’nın Sarıgöl ilçesinde, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde ilkokul öğrencilerine yönelik "Ağız ve Diş Sağlığı" eğitimi verilecek. Uygulamanın ilk durağı ilçedeki Çanakçı İlkokulu oldu. Belirlenen tarihlerde ilkokulları ziyaret eden sağlık ekipleri, öğrencilere ağız ve diş sağlığının önemi hakkında bilgilendirici videolar izlettikten sonra maket diş protezi üzerinde diş fırçalama tekniklerini anlattı. Öğrenciler de diş fırçalama uygulamasını birebir yaparak öğrendi. Etkinlikte ayrıca el ve yüz yıkamanın önemi hakkında da bilgilendirme yapıldı. Öğrenciler merak ettikleri konuları sağlık ekiplerine sorarak ağız ve diş sağlığıyla ilgili bilinçlendirildi. Sarıgöl Çanakçı İlkokulu Müdürü Mustafa Açıkgöz, "Sağlık ekipleri tarafından okulumuzda öğrencilere ağız ve diş sağlığı hakkında uygulamalı eğitim verildi. Çok faydalı bir çalışma oldu. Sağlık ekiplerine teşekkür ediyorum" dedi.
09 Ekim 2025 Perşembe - 10:02
Karın şişliğinin diyetle geçeceğini sandı: 5 kiloluk kist çıktı
İstanbul’da yaşayan 24 yaşındaki genç kadın, karın şişliği ve gaz sancısı şikâyetleriyle doktora başvurdu. İlk başvurduğu merkezde sorunun sindirim sisteminden kaynaklı olduğu düşünülerek kendisine diyet programı önerildi. Ancak şikâyetleri aylar içinde artınca başka bir merkezde yapılan detaylı muayenede, karnında 45 santimetre büyüklüğünde ve 5 kilogram ağırlığında kist tespit edildi. Başarılı operasyonla kist tamamen çıkarılırken hastanın doğurganlık şansı korundu. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Serhat Şen, hastanın tanı sürecinin zorluklarına dikkat çekerek "Hasta bize geldiğinde karnı oldukça şiş ve zayıflamıştı. Daha önce bağırsak problemi sanılarak diyet önerilmiş. Yumurtalıktan kaynaklanan kitleler genellikle sindirim sistemi rahatsızlıklarıyla karıştırılabiliyor. Bu nedenle hasta da bir süre özel beslenme programıyla durumu idare etmeye çalışmış. Meslek hayatımda gördüğüm en büyük kitleydi. Karın içinde geniş bir alan olduğu için fark edilmesi zor olabiliyor" açıklaması yaptı. "Geç fark edilmesinin nedeni, hareketsiz yaşam tarzı" Hastanın ameliyat süreci hakkında bilgi veren Dr. Öğr. Üyesi Serhat Şen, "Kitle, bağırsakları sıkıştırdıkça kendine yer bulabiliyor. 40-45 santimetreye ulaşmasa da 10-15 santimetreye büyüdüğünde belirtiler ortaya çıkmaya başlıyor. Belirtilerin geç fark edilmesinin nedeni, hareketsiz yaşam tarzı ve düzenli kontrole gitmemesi. Çok hareketsiz kaldığımızda bedenimizdeki değişimleri anlamakta zorlanabiliyoruz. Yıllık kontroller, özellikle adetten sonra ultrasonla yapılmalı; bu çok önemli. Bu kadar geç fark edilmesi nadir bir durum, ancak olabildiğini göstermesi açısından çarpıcı" dedi. "Ameliyat 20-25 dakika sürdü" "Ameliyatlarda ekip çalışması kritik önem taşıyor" diyen Dr. Öğr. Üyesi Serhat Şen, "Üniversite hastanesi olmamız nedeniyle elimiz güçlü. Ameliyata, organ korumaya yönelik hazırlıklı giriyoruz. Karnı diklemesine kestiğimiz prosedür 20-25 dakika sürüyor ve kitle hızlıca çıkarılıyor. Hastanın yaşı genç, bu nedenle kanser beklemiyoruz. Ameliyat hem güzel hem de hızlı geçti. Hasta artık yürüyebiliyor ve normal sürecine döndü. Yarın evine gidecek, bir hafta sonra işine başlayacak. Korkulacak bir durum yok" şeklinde konuştu. "Yıllık kontroller yapmak şart" Kistlerin her yaşta görülebildiğini, özellikle de üreme çağında daha sık ortaya çıktığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Serhat Şen şunları söyledi: "Yumurtalık, her ay 2 santimetrelik kistleri oluşturup atan bir kist fabrikası gibidir. Uyku düzensizlikleri, beslenme hataları ve hareketsiz yaşam gibi faktörler, kistlerin kaybolmayıp büyümesine neden olabilir. Yıllık kontroller yapmak şart. Büyük şehirlerde yaşıyorsak farkında olmadan kist üretme eğilimimiz artıyor. Adet düzeni genellikle bozulur, ancak bu vakada 45 santimetreye kadar bozulmamış." "En sık görülen belirtiler sindirim problemleri" "En sık görülen belirtiler sindirim problemleridir; bu nedenle kistler genellikle sindirim hastalıklarıyla karıştırılıyor" ifadelerini kullanan Dr. Öğr. Üyesi Serhat Şen, "Ağrı, karında yaygın bir gaz sancısı gibi hissediliyor. Yeni başlayan kabızlık, gaz ve giderek artan şişkinlik varsa, altında genellikle yumurtalık problemleri yatıyor, özellikle üreme çağında. Hastanın yaşı yirmi dört, bu biraz atipik. 40’lı yaşlarda yumurtalık kitlelerini görmeye alışkınız, ancak yediden yetmişe her kadında kist olabilir" dedi. "Yumurtalığa yapılan her müdahale, rezervden bir miktar eksiltir" Dr. Öğr. Üyesi Serhat Şen, "Hastanın belirttiği dört ay, kitleyi fark ettiği süreyi kapsıyor. Gerçek süreyi söylemek zor; en az bir yıl sürmüş olabilir. Kitle büyüdükçe çevresindeki kapsül inceliyor. Bir travma (örneğin yumruk ya da çarpma), kapsülün patlamasına ve içeriğin karın içine boşalmasına neden olabilir. 4-15 santimetre arasında kitle dönebilir ve çürüme başlayabilir. Ani ağrı veya kanama da görülebilir. Yumurtalığa yapılan her müdahale, rezervden bir miktar eksiltir" dedi. "Cerrahi müdahale gerekiyorsa yapılmalı" Bu vakada sağ yumurtayı tamamen çıkarmak zorunda kaldıklarını belirten Dr.Öğr. Üyesi Serhat Şen, "Çünkü sağlıklı doku kalmamıştı. Sol yumurtası ve tüpü sağlam; bu nedenle hastanın çocuk sahibi olmasında sorun yok. Yumurtalık cerrahisinde yüzde 100 rezerv koruması hedefleniyor ve bu, çocuk sahibi olma ihtimalini engellemiyor. Müdahale ihtimali azaltsa da tamamen yok etmez. Korkuya gerek yok; müdahale gerekiyorsa yapılmalı" şeklinde konuştu. "Gaz ve şişkinlik geçmeyince bağırsak sandım" Yaşadığı süreci anlatan hasta, "Şikayetlerim Mayıs ayında başladı. Gaz, kramp ve karın şişliğim oluyordu ama sıcak duş alınca geçiyordu. Diyet yaptım, süt ve karbonhidratı kestim ama düzelmedi. Doktora gittiğimde bana irritabl bağırsak sendromu teşhisi koydular. Düşük FODMAP diyeti uyguladım ama bir süre sonra karnım sertleşti, sabah yumuşak olan karın artık hiç inmiyordu" ifadelerini kullandı. "Ağrılar artınca bunun sadece gaz olmadığını anladım" Hasta, ağrıların artmasıyla yeniden doktora başvurduğunu anlatarak, "Sağ tarafımda yoğun ağrı başladı, geceleri dönemiyordum. Organlarımın sıkıştığını hissettim. Bağırsak değil başka bir şey olduğunu anladım. Kadın doğuma yönlendirildim, orada kist tespit edildi" dedi. "Yeni evliydim, çocuk sahibi olamayacağım diye korktum" Tedavi sürecinin kendisini hem fiziksel hem duygusal olarak zorladığını ifade eden hasta, "Kist olduğunu duymak çok moral bozucuydu. Patlama riski ve çıkarılma zorunluluğu beni çok korkuttu. Yeni evliydim, çocuk sahibi olamayacağım endişesini yaşadım ama doktorum süreci çok iyi yönetti. Şimdi ağrım yok, rahatım" diye konuştu. (NŞ-
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:57
Aydın’da meme kanserine dikkat çekildi
Aydın Devlet Hastanesi’nde düzenlenen ’Meme Kanseri Farkındalık Etkinliği’ ile erken teşhisin önemine dikkat çekildi. Dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türü olan meme kanseri, düzenli muayene ve mamografi ile erken evrede teşhis edildiğinde tedavi başarısı büyük ölçüde artıyor. Uzmanlar, 40 yaş üzeri kadınların iki yılda bir mamografi çektirmesini ve kendi kendine meme muayenesini alışkanlık haline getirmesini öneriyor. Bu kapsamda, Ekim ayının ‘Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ olarak anıldığı dönemde düzenlenen etkinlikte, hastane yönetimi, sağlık personeli, hasta ve hasta yakınları bir araya geldi. Farkındalık standını ziyaret eden Başhekim Prof. Dr. Gülnur Taşçı Bozbaş, "Meme kanseri, erken fark edildiğinde tedavi başarısı yüzde 90’ların üzerine çıkar. Ancak geç kalınan her gün, bir kadının hayatından çalınan zamandır. 40 yaş üstü kadınlarımızın iki yılda bir mamografi çektirmeleri, sevdiklerine verilebilecek en değerli armağandır" ifadelerini kullandı. Etkinlik boyunca sağlık çalışanları vatandaşlara bilgilendirme yaparak broşürler dağıttı.
09 Ekim 2025 Perşembe - 09:52
Bebeklerde diş çıkarma hakkında doğru bilinen yanlışlar
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Ayten Norvuzova, bebeklerde diş çıkarma dönemiyle ilgili doğru bilinen yanlışları ve ebeveynlerin dikkat etmesi gerekenleri anlattı. Norvuzova, "Her bebekte diş çıkarma süreci farklıdır, 38 derecenin üzerindeki ateş diş çıkarma değil enfeksiyon belirtisidir" dedi. Bebeklerde diş çıkarma genellikle 4-7. aylar arasında başlasa da, her çocuğun gelişim süreci farklı ilerler. Dişlerin erken ya da geç çıkması genetik faktörlerle ilişkilidir. Memorial Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzman Dr. Ayten Norvuzova, diş çıkarma dönemiyle ilgili doğru bilinen yanlışları ve ebeveynlerin dikkat etmesi gerekenleri anlattı. "Her bebekte diş çıkarma süreci farklı ilerler" Dr. Norvuzova, diş çıkarma döneminde görülen belirtilerin çoğunun normal olduğunu belirterek, "Diş çıkarma dönemi her çocukta farklı ilerleyebilir. Hafif belirtiler normaldir. Ateş olabilir ancak 38°C’nin üzerinde ateş, ishal veya döküntü gibi sistemik semptomlar diş çıkarmadan daha çok bakteriyel veya viral enfeksiyonlara bağlı olabilir. Bu durumlarda mutlaka hekime başvurulmalıdır" dedi. Norvuzova, en sık görülen belirtiler arasında huzursuzluk, salya artışı, elleri veya eşyaları ağza götürme, diş etlerinde kaşıntı ve kızarıklık, hafif ateş (38°C’nin altında), iştahsızlık, uykusuzluk ve diş etinde şişlik yer aldığını belirtti. Ebeveynler için pratik öneriler Dr. Norvuzova, diş çıkarma döneminde bebeklerin rahatlaması için ebeveynlere çeşitli önerilerde bulundu. Soğuk (donmuş olmayan) diş kaşıyıcılarının diş etlerini rahatlattığını belirten Norvuzova, bebeklerin sık sık ellerini ve oyuncaklarını ağızlarına götürdüklerini, bu nedenle hijyenin büyük önem taşıdığını vurguladı. Diş etlerine temiz bir parmakla nazikçe masaj yapılabileceğini söyleyen Norvuzova, doktor onayıyla uygun yaş grubundaki bebeklerde soğuk meyve pürelerinin de rahatlatıcı etkisi olabileceğini ifade etti. Bebeklerin aşırı huzursuz olduğu durumlarda hekimin önerisiyle parasetamol gibi ağrı kesicilerin kullanılabileceğini dile getiren Norvuzova, lokal anestezik içeren diş jellerinin ise toksik etkileri nedeniyle önerilmediğini sözlerine ekledi. Diş çıkarma hakkında doğru bilinen yanlışlar Dr. Norvuzova, ebeveynler arasında yaygın olan bazı yanlış inanışlara da açıklık getirdi. Kehribar kolyelerin diş çıkarma belirtilerini azalttığına dair hiçbir bilimsel kanıt bulunmadığını belirten Norvuzova, "Aksine, boğulma ve aspirasyon riski nedeniyle kesinlikle kullanılmamalıdır" uyarısında bulundu. Diş çıkarma döneminde görülen ishal konusuna da değinen Norvuzova, "Hafif dışkı değişiklikleri olabilir ancak şiddetli ishal diş çıkarma belirtisi değildir" dedi. Tüm dişlerin bir anda çıktığı yönündeki inanışın da doğru olmadığını belirten Dr. Norvuzova, "Genellikle her seferde bir ya da iki diş çıkar ve bu süreç aylar sürebilir" ifadelerini kullandı. Ateşin her zaman normal kabul edilmemesi gerektiğini vurgulayan Norvuzova, "Diş çıkarma hafif ateş yapabilir ancak 38°C üzerindeki ateş, başka bir enfeksiyonun habercisi olabilir" şeklinde konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder