SAĞLIK
Selçuk Tıp’ta dört kritik birimin kapasite ve konforu artırıldı 10 Nisan 2026 Cuma - 18:44:10 Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artırmak ve hasta memnuniyetini en üst seviyeye taşımak amacıyla gerçekleştirdiği revizyon çalışmalarını tamamladı. Bu kapsamda Tıbbi Onkoloji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniği ve Günübirlik Tedavi Ünitesi ile Kan Alma Birimi modernize edilerek ileri teknolojik altyapı ve artırılmış kapasiteyle hizmete sunuldu. Bölgenin sağlık üssü konumunda bulunan Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin 4 biriminde poliklinik ve hizmet alanları yenileme çalışmalarıyla modern, fonksiyonel ve hasta odaklı bir yapıya kavuşturuldu. En önemli adımlardan biri Onkoloji Polikliniğinde atıldı. Enfeksiyon kontrolü ve hasta güvenliği esas alınarak yeniden yapılandırılan Kemoterapi Uygulama Ünitesi 22’den 46’ya, poliklinik sayısı ise 6’ya yükseltildi. Günübirlik Servis, 18 yatak kapasitesiyle yeniden düzenlendi. Toplam 750 metrekarelik alanda yeniden yapılandırılan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Polikliniğinde egzersiz salonu, Pelvik Rehabilitasyon Ünitesi, EMG ve USG odaları yer alıyor. Ayrıca dil ve konuşma terapisi biriminde de iletişim ve yutma bozukluklarına yönelik bilimsel temelli tedaviler titizlikle uygulanıyor. Hastanenin yoğun hizmet alanlarından biri olan Kan Alma Birimi, 550 metrekarelik geniş bir alanda yeniden projelendirildi. Aynı anda 70 hastaya hizmet verebilen birimde 10 adet yetişkin kabini ile çocukların işlem sürecini daha stressiz geçirmesini hedefleyen 2 adet pediatrik kan alma kabini yer alıyor. Bu birimle entegre çalışan Transfüzyon Merkezi ise 200 metrekarelik alanında, kan ve kan ürünlerinin güvenli temini ile transferi süreçlerini uluslararası standartlara uygun bir şekilde sürdürüyor. Rektör Yılmaz: "Hedefimiz topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmak" Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz; üniversitenin eğitim ve araştırmadaki güçlü vizyonunu, sağlık hizmetleri alanında da kararlılıkla sürdürdüğünü vurguladı. Tıp Fakültesi Hastanesinin bölgenin en önemli sağlık merkezlerinden biri olma sorumluluğuyla fiziki ve teknolojik altyapısını sürekli olarak güçlendirdiğini belirten Prof. Dr. Yılmaz, "Tamamlanan revizyon çalışmalarıyla birimlerde tedavi kapasitesinden hasta konforuna kadar geniş bir yelpazede hizmet kalitesini daha da yukarı taşıdık. Temel hedefimiz, köklü bilimsel birikimi modern tıbbın imkanlarıyla birleştirerek topluma en nitelikli ve güvenli sağlık hizmetini sunmaktır. Selçuk Üniversitesi, bölge halkı için güven veren bir sağlık üssü olmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
10 Nisan 2026 Cuma - 17:42 Parkinsonla yaşamak Nilüfer Belediyesi’nin ‘Dünya Parkinson Günü’ nedeniyle düzenlediği seminerde konuşan uzmanlar, parkinson hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastaların yaşam kalitesini artıracak beslenme önerilerini paylaştı. Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, "Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz" dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, "Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, "Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir" dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, "Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz" şeklinde konuştu. Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, "Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz" diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, "Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız" dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi.
10 Nisan 2026 Cuma - 16:04 Parkinson’da erken tanı hayat değiştiriyor Manisa Şehir Hastanesi’nde, Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında vatandaşları bilinçlendirmek amacıyla bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, Parkinson hastalığının belirtileri ve erken tanının önemi hakkında önemli bilgiler paylaştı. Manisa Şehir Hastanesi’nde Dünya Parkinson Hastalığı Günü dolayısıyla düzenlenen bilgilendirme etkinliğinde, Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz vatandaşlara Parkinson hastalığı hakkında açıklamalarda bulundu. Parkinson hastalığının, beyinde dopamin üreten hücrelerin zamanla azalmasıyla ortaya çıkan ilerleyici bir nörolojik hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, hastalığın en sık görülen belirtilerinin titreme, hareketlerde yavaşlama, kaslarda sertlik ve denge problemleri olduğunu ifade etti. Hastalığın yalnızca bu belirtilerle sınırlı olmadığını vurgulayan Göz, "Uyku sorunları, depresyon ve koku kaybı gibi farklı belirtiler de Parkinson hastalığında görülebilmektedir." dedi. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisi bulunmadığını ancak doğru tedavi ve destekleyici yaklaşımlarla hastalığın etkilerinin kontrol altına alınabildiğini belirten Göz, ilaç tedavileri, düzenli egzersiz ve yaşam tarzı düzenlemelerinin hastaların yaşam kalitesini artırdığını kaydetti. Erken tanı ve düzenli takibin önemine dikkat çeken Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, "Erken tanı, düzenli takip ve güçlü bir sosyal destek, Parkinson ile yaşayan bireylerin hayatında büyük fark oluşturur. Bugün, onların yanında olduğumuzu hissettirelim." ifadelerini kullandı.
Op. Dr. Gökmengil: "Şah damarı hastalıkları felç riskini artırıyor"
08 Ekim 2025 Çarşamba - 10:54 Op. Dr. Gökmengil: "Şah damarı hastalıkları felç riskini artırıyor" Beyne giden ana damarlardan biri olan karotis arterlerde (şah damarlarında) meydana gelen daralma veya tıkanıklığın, inme (felç) riskini büyük ölçüde artırdığını belirten Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hayat Gökmengil, karotis arter hastalıklarının sinsi ilerleyen ancak erken teşhisle önlenebilen ciddi bir sağlık sorunu olduğunu vurguladı. Beyne giden en kritik damarlar arasında yer alan karotis arterlerdeki daralma veya tıkanıklığın, felç riskini ciddi şekilde artırdığını, karotis arter hastalığının genellikle sessiz seyrettiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Hayat Gökmengil, bu hastalığın çoğu zaman belirti vermeden ilerlediğini ve ani felçlerle sonuçlanabileceğini söyledi. Op. Dr. Gökmengil, karotis arter hastalığının genellikle damar duvarlarında kolesterol ve yağ birikimi (ateroskleroz) sonucu ortaya çıktığını belirterek, "Zamanla bu plaklar damarın iç yüzeyini daraltarak beyne giden kan akışını kısıtlar. Bazen bu plaklardan kopan parçalar beyin damarlarını tıkayarak ani felce neden olabilir. Bu nedenle erken tanı ve tedavi hayati önem taşır" dedi. "Belirtileri dikkate alın" Bazı belirtilerin dikkate alınması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Gökmengil, şöyle devam etti: "Yüzün bir tarafında ani uyuşma veya güçsüzlük, konuşma bozukluğu, tek gözde geçici görme kaybı, ani baş dönmesi veya dengesizlik gibi şikayetler geçici iskemik atak (TIA) belirtileridir. Bu şikayetler kısa süreli olsa bile ciddi bir inme riskinin habercisidir." "Yüksek tansiyon riski artırabiliyor" Yüksek tansiyon, sigara kullanımı, yüksek kolesterol, diyabet, ileri yaş ve ailede kalp-damar hastalığı öyküsünün, şah damarlarında daralma riskini artabileceğini söyleyen Gökmengil, "Risk grubundaki kişiler düzenli sağlık kontrollerini yaptırmalıdır. Karotis arter hastalığı doppler ultrason, BT anjiyografi veya MR anjiyografi ile teşhis edilebilir. Tedavi süreciyse hastalığın seviyesine göre planlanır. İlk aşamada ilaç tedavileriyle kan basıncı, kolesterol ve pıhtılaşma kontrol altına alınır. Yaşam tarzı değişiklikleri, sağlıklı beslenme, düzenli egzersiz ve sigarayı bırakmak, tedavinin önemli bir parçasıdır. İleri derecede daralmalarda ise cerrahi yöntemlerle damarın açılması gerekir. Karotis endarterektomi veya stent uygulamaları, felç riskini büyük ölçüde azaltır" şeklinde konuştu.
"Meme kanserinde farkındalık, erken teşhisin ilk adımı"
08 Ekim 2025 Çarşamba - 10:54 "Meme kanserinde farkındalık, erken teşhisin ilk adımı" Meme kanserinin erken tanısının hayati önem taşıdığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Necati Özen, "Yaşam boyu her 8 kadından biri meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Bu nedenle erken tanı ve düzenli kontroller büyük önem taşıyor. Kadınlar kendi bedenlerini tanımalı, fark ettikleri değişiklikleri gecikmeden hekime danışmalıdır. Farkındalık, erken teşhisin ilk adımıdır" dedi. 1-31 Ekim tarihleri arasında kutlanan Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında açıklamalarda bulunan VM Medical Park Samsun Hastanesi Prof. Dr. Necati Özen, meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türü olduğunu belirterek farkındalığın artırılması gerektiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Özen, "Yaşam boyu her 8 kadından biri meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Bu nedenle erken tanı ve düzenli kontroller büyük önem taşıyor" diye konuştu. "Erken tanı hayat kurtarıyor" Prof. Dr. Özen, tümör çapı 2 cm’den küçük ve koltuk altında lenf bezi büyümesi olmayan evre 1 hastalarda tedavi sonrası 5 yıllık sağ kalım oranının yüzde 98’e ulaştığını ifade etti. Prof. Dr. Özen, "Meme kanserinde erken tanı, tedavi sürecinin en kritik basamağıdır. Kitle ne kadar küçükse, tedavi o kadar etkili ve kolay olur" açıklamasında bulundu. "Belirtiler göz ardı edilmemeli" Meme kanserinin bazı belirtilerle kendini gösterebileceğini belirten Prof. Dr. Özen, şu uyarılarda bulundu: "Memede veya koltukaltında ağrısız, sert kitleler, meme şeklinde ve büyüklüğünde belirgin değişiklikler, meme cildinde kızarıklık veya portakal kabuğu görünümü, meme başından kanlı veya berrak akıntı, meme başında çöküntü veya şekil bozukluğu, düzenli kontrol alışkanlık haline getirilmeli." Kadınların 20 yaşından itibaren her ay kendi kendine meme muayenesi yapması gerektiğini belirten Prof. Dr. Özen, "35-40 yaş arası kadınların en az bir kez dijital mamografi çektirmesi, 40-45 arasında en az 2-3 defa ve 45 yaştan itibaren 75 yaşına kadar her yıl mamografi çektirmesi gerekir" diye konuştu. "Farkındalık, erken teşhisin ilk adımıdır" Meme kanserinde erken tanının tedavi başarısını büyük oranda artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Özen, "Kadınlar kendi bedenlerini tanımalı, fark ettikleri değişiklikleri gecikmeden hekime danışmalıdır. Farkındalık, erken teşhisin ilk adımıdır" ifadelerini kullandı.
"Erkeklerde de meme kanseri görülebilir"
08 Ekim 2025 Çarşamba - 10:29 "Erkeklerde de meme kanseri görülebilir" Meme kanserinin yalnızca kadınlarda değil, erkeklerde de görülebileceğine dikkat çeken Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, "Kadın veya erkek fark etmeksizin herkes, memesinde ya da koltuk altı bölgesinde oluşan değişiklikleri fark edebilmek için düzenli olarak kendi kendine muayene yapmalıdır. Küçük bir kitle bile fark edildiğinde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır" dedi. İstinye Üniversitesi Medical Park Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Yakup Çil, meme kanserinin yalnızca kadınlarda değil, erkeklerde de görülebileceğini belirterek erken tanının her iki cinsiyet için de hayati önem taşıdığını söyledi. "Erken tanı, yaşam süresini uzatıyor" Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri olduğunu dile getiren Prof. Dr. Çil, "Tüm hayatı boyunca ortalama dokuz kadından biri bu hastalığa yakalanabiliyor. Erken tanı ve hızlı tedavi, normal bir yaşam sürebilmek için elzemdir. Teknolojik gelişmeler sayesinde erken tanı konulması kolaylaşmaktadır. Genetik analizler ve risk faktörlerinin belirlenmesi sayesinde önleyici meme ameliyatları da yapılabiliyor" diye konuştu. "Kendi kendine muayene hayat kurtarabilir" Meme kanserinin erken teşhisinde kişinin kendi vücudunu tanımasının büyük rol oynadığını belirten Çil, "Kadın veya erkek fark etmeksizin herkes, memesinde ya da koltuk altı bölgesinde oluşan değişiklikleri fark edebilmek için düzenli olarak kendi kendine muayene yapmalıdır. Küçük bir kitle bile fark edildiğinde vakit kaybetmeden doktora başvurulmalıdır" dedi. "Tedavi süreci çok yönlü ilerliyor" Erken tanı konulan hastalarda ilk olarak çıkarılan meme dokusunun patolojik incelemeye gönderildiğini aktaran Prof. Dr. Çil, "Patoloji ve radyoloji sonuçlarına göre cerrah, gerek görürse önleyici cerrahi uygulayabilir. Meme dokusu alınan hastalarda estetik olarak da çok başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir. Tedavi sadece cerrahiyle sınırlı değildir. Onkoloji ve radyoterapi uzmanlarının da yer aldığı çok yönlü bir tedavi planı ile hastalığın tekrarlama riski en aza indirilebilir" şeklinde konuştu. "Erkeklerde görüldüğünde seyir daha ağır olabilir" Meme kanserinin erkeklerde de görülebildiğini hatırlatan Prof. Dr. Çil, şu uyarılarda bulundu: "Toplumda meme kanseri çoğunlukla kadın hastalığı olarak bilinir. Ancak erkeklerde de bu hastalık görülebilir. Ne yazık ki erkeklerde fark edilmesi genellikle daha geç olduğu için hastalık daha ileri evrede tanı alır. Bu da tedavi sürecini zorlaştırır. Bu nedenle erkeklerin de memede kitle, çekilme veya akıntı gibi değişiklikleri ciddiye alması gerekir." "Meme protezi kanser riskini tamamen ortadan kaldırmaz" Meme dokusu alınan kişilerde bile kanser riskinin tamamen ortadan kalkmadığını söyleyen Prof. Dr. Çil, "Her iki meme dokusu çıkarılsa bile meme üzerindeki cilt dokusu da memenin bir parçasıdır. Dolayısıyla risk çok azalsa da sıfır değildir" açıklamasında bulundu. "Farkındalık erken teşhisin ilk adımı" Gelişen laboratuvar ve genetik analiz teknikleriyle erken tanı şansının arttığını vurgulayan Prof. Dr. Çil, "Erken fark edilen meme kanseri, doğru tedaviyle tamamen kontrol altına alınabilir. Kadınlar kadar erkeklerin de bu konuda bilinçli olması gerekir" diyerek sözlerini tamamladı.
Tiroid cerrahisi Adana’da masaya yatırıldı
08 Ekim 2025 Çarşamba - 10:14 Tiroid cerrahisi Adana’da masaya yatırıldı Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi ev sahipliğinde, Türk Cerrahi Derneği iş birliğiyle "Tiroid Cerrahisinde İntraoperatif Sinir Monitörizasyonunda Güncel Durum" başlıklı toplantı düzenlendi. Bölgesel ölçekte gerçekleşen etkinlik, Türkiye’nin birçok şehrinden gelen cerrahların katılımıyla büyük ilgi gördü. Toplantının açılışında konuşan Başkent Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, cerrahinin yalnızca teknik bir işlem değil aynı zamanda bir zanaat olduğunu söyledi. Haberal, "Cerrahi işlemler hassasiyet gerektirir. Cerrah bir zanaatkardır. Bu anlayışla hareket edildiğinde komplikasyon oranları asgari düzeye iner. Bugün gerçekleşen toplantı, hastanelerimizin uluslararası alanda tıbbın ulaştığı en üst düzeydeki uygulamaları takip ederek, yurt içinde ve yurt dışında sağlık kurumlarıyla hizmet gücünü birleştirip dünya standartlarında çağdaş sağlık hizmeti sunan bir kuruluş olmayı sürdürme vizyonunun bir göstergesidir. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum’’ diye konuştu. Tiroid cerrahisinde sinir monitörizasyonunun önemi Başkent Üniversitesi Adana Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi Genel Cerrahi Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Hakan Yabanoğlu, Türkiye’nin tiroid cerrahisi alanında dünyada öncü ülkelerden biri olduğunu belirterek, özellikle rekürrens sinirlerinin korunmasında intraoperatif sinir monitörizasyonunun çok önemli olduğunu ifade etti. Yabanoğlu, "Tiroid hastalıkları ülkemizde endemik düzeydedir. Bu nedenle sinir monitörizasyonu ile ilgili farkındalık oluşturmak, güncel gelişmeleri paylaşmak ve cerrahlarımızı bilgilendirmek için bu toplantıyı gerçekleştirdik" dedi. Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sedat Yıldırım ise toplantının ana fikrini ve üniversitenin vizyonunu dile getirdi. Yıldırım "Tiroid ameliyatlarında görülen sinir komplikasyonlarının nasıl azaltılabileceği ve hastalara en faydalı yaklaşımın ne olabileceği üzerine odaklanıyoruz. Amacımız zarar vermeden tedavi etmek; Hipokrat’ın da dediği gibi önce zarar vermemek, sonra korumaktır. 1994’ten bu yana Türkiye’nin ilk vakıf tıp fakültesi olma sorumluluğuyla hareket eden üniversitemiz, beş ayrı şehirdeki hastaneleri ve güçlü akademik kadrosuyla hizmet vermektedir. Tiroid cerrahisinde bilimin ve teknolojinin getirdiği yenilikler ve uygulamalarla hastalara en iyi hizmeti vermeyi hedefliyoruz. Bu toplantı da bu vizyonun somut bir örneği olarak değer taşımaktadır"şeklinde konuştu. Türkiye’de tiroid hastalıkları çok yaygın Türk Cerrahi Derneği Başkanı Dr. Ahmet Serdar Karaca’da, bu sempozyumun cerrahi camiası için önemi hakkında şunları ifade etti: "Türkiye’de tiroid ve paratiroid hastalıkları oldukça yaygındır. Bu sempozyumda kanıta dayalı güncel yaklaşımlar ve teknolojik imkanların cerrahiye nasıl entegre edileceğini konuşuyoruz. Sinir monitörizasyonu sayesinde komplikasyon oranlarını azaltmak ve hastalarımıza daha güvenli ameliyatlar sunmak mümkün hale gelmiştir." Katılımcıların soru sorarak, görüşlerini paylaşarak ve fikir alışverişinde bulunarak sürece aktif katkı sunduğu toplantı, karşılıklı etkileşimle verimli ve zengin bir içerikle dört oturumda interaktif bir şekilde gerçekleşti.
’Uluslararası Sağlık Turizmi Strateji Toplantısı’ düzenlendi
08 Ekim 2025 Çarşamba - 10:06 ’Uluslararası Sağlık Turizmi Strateji Toplantısı’ düzenlendi Eskişehir’de düzenlenen ’Uluslararası Sağlık Turizmi Strateji Toplantısı’nda şehrin uluslararası sağlık turizmi potansiyeli değerlendirildi. Toplantı, Vali Yardımcısı Oğuz Şenlik’in başkanlığında Eskişehir Orman Bölge Müdürlüğü Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanlığı Sağlık Turizmi İl Koordinatörü Mesut Fevzi Karlı’nın sunum yaptığı toplantıda, Eskişehir’in uluslararası sağlık turizmi potansiyeli değerlendirildi. Mevcut imkanlar, hedef pazarlar, iş birliği modelleri ve şehrin bu alanda izleyebileceği stratejik yol haritası üzerine kapsamlı görüş alışverişinde bulunuldu. Katılımcılar, Eskişehir’in sağlık turizminde bölgesel bir merkez haline gelmesi için atılması gereken adımları ve izlenecek yöntemleri ele aldı. Toplantı sonunda, ilgili kurum ve kuruluşlar arasında iş birliğini artıracak, şehrin tanıtımını güçlendirecek ve sağlık turizmini destekleyecek çeşitli stratejik planlamalar üzerinde mutabakata varıldı. Sağlık Hizmetleri Başkanı Op. Dr. Ersin Işıldı, İl Kültür ve Turizm Müdürü Bülent Avnamak, Sağlık Hizmetleri Başkan Yardımcısı Dr. Umut Aktaş, , Eskişehir Sağlık Turizmi Derneği (ESKTUD) Başkanı Dr. Türkan Tünerir ve sektör temsilcileri toplantıya katılım sağladı.
Böbreği ile oğluna ikinci kez hayat verdi
08 Ekim 2025 Çarşamba - 09:56 Böbreği ile oğluna ikinci kez hayat verdi Henüz 2.5 yaşındayken kansızlık nedeniyle yapılan tetkiklerde böbrek kanallarında darlık tespit edilen Yusuf Eren Özbek’in yaşam mücadelesi 22 yıl sonra böbrek nakliyle yeni bir döneme girdi. Annesi Kadriye Özbek (46), oğluna ikinci kez hayat verdi. Kontrol gününe denk gelen doğum gününde Acıbadem Kent Hastanesi ekibi tarafından pastalı sürprizle karşılaşan Eren, "Böbrek nakliyle ikinci hayatım, üniversite mezuniyetim ve iş hayatım aynı döneme denk geldi. Bu pastayla hepsini kutluyorum" dedi. Çanakkale’de yaşayan Kadriye-Mesut Özbek çiftinin iki çocuğundan büyüğü olan Yusuf Eren’e, 2.5 yaşında kansızlık nedeniyle yapılan tetkiklerde doğuştan böbrek kanallarında darlık tanısı konuldu. Sol böbreği gelişmemiş, sağ böbreği ise hasar görmüştü. Darlık açma ameliyatı geçiren Eren’in 10 yıl bu şekilde idare edebileceği belirtilse de düzenli doktor kontrolü ve iyi bakım sayesinde 22 yaşına kadar geldi. Ancak geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan tetkiklerde kreatinin değerleri yükselince diyaliz süreci başladı. Bir ay diyaliz tedavisi gören Eren, nakil için Acıbadem Kent Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan değerlendirmelerde annesi Kadriye Özbek’in uygun verici olduğu belirlendi. 28 Ağustos’ta gerçekleştirilen nakil operasyonu, Uzm. Dr. Işık Özgü başkanlığındaki Uzm. Dr. Uğur Saraçoğlu, Prof. Dr. Hüseyin Töz, Doç. Dr. Ebru Sevinç Ok, Uzm. Dr. Gökhan Ekin ve Doç. Dr. Mert Akan’dan oluşan ekip tarafından başarıyla gerçekleştirildi. Doğum günü 1 Ekim Kontrollerine düzenli devam eden Eren, doğum günü olan 1 Ekim’de hastaneye geldiğinde büyük bir sürprizle karşılaştı. Böbrek nakli ekibi, doğum gününe özel pasta keserek Eren’e moral verdi. Pastasını Prof. Dr. Hüseyin Töz ve Uzm. Dr. Işık Özgü ile birlikte kesen Eren, hem ekibe hem de annesine teşekkür ederek, "Yıllarca hastalığı kendime kondurmadım. Diyaliz sürecim sadece bir ay sürdü. Annem bana böbreğini vererek makineye bağlı yaşamaktan kurtardı. Şimdi yeni bir hayat başlıyor. Trakya Üniversitesi Hibrit ve Elektrikli Araçlar Teknolojisi Bölümünden mezun oldum. Makinesiz, özgür bir hayata adım atıyorum" dedi. Anne Kadriye Özbek ise oğluna böbreğiyle şifa olmanın tarif edilemez bir mutluluk olduğunu söyledi. Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Töz de hastasıyla ilgili şu bilgileri paylaştı: "Eren, 2.5 yaşında kansızlık nedeniyle yapılan tetkiklerde doğuştan böbrek kanal darlığı tanısı almıştı. 20 yıl boyunca kronik böbrek hastası olarak takip edildi. Diyaliz sürecinin ardından annesi gönüllü verici oldu ve nakil başarıyla gerçekleşti. Kontrol randevusu doğum gününe denk gelince ekip arkadaşlarımız küçük bir kutlama organize etti. Hastalarımızın moral ve motivasyonu bizim için çok önemli. Eren’in yeni yaşını sağlık dileklerimizle kutladık."
ANKA Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Karslıgil’den alzaymır uyarısı
08 Ekim 2025 Çarşamba - 09:43 ANKA Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Karslıgil’den alzaymır uyarısı Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Beyhan Karslıgil, alzaymırda erken teşhisin ve düzenli takibin önemini vurguladı. Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Beyhan Karslıgil, alzaymır hastalığının giderek artan bir halk sağlığı sorunu olduğuna dikkat çekerek, erken teşhisin ve düzenli takibin önemini vurguladı. Dr. Karslıgil, alzaymırın yalnızca yaşlılıkla ilişkilendirilmemesi gerektiğini belirterek, "Unutkanlık, günlük yaşamı etkilemeye başladığında sıradan bir yaşlılık belirtisi olarak görülmemelidir. Erken evrede tanı konulan alzaymır hastalarında, uygun tedavi ve yaşam tarzı düzenlemeleri ile sürecin yavaşlatılması mümkündür. Bu nedenle ailelerin, yakınlarındaki bellek sorunlarını dikkate alması son derece önemlidir" dedi. Alzaymırdan korunmada sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite, zihinsel egzersizler ve sosyal yaşamın da büyük rolü olduğunun altını çizen Dr. Karslıgil, özellikle 65 yaş üstü bireylerin belirli aralıklarla nörolojik muayeneden geçmesi gerektiğini ifade etti. ANKA Hastanesi olarak alzaymır ve diğer nörolojik hastalıkların tanı ve tedavisinde güncel yöntemleri kullandıklarını dile getiren Dr. Karslıgil, "Amacımız, hastalarımızın yaşam kalitesini en üst seviyede korumak. Bu noktada hem bireylere hem de ailelerine destek oluyoruz" ifadelerini kullandı.
Elini üzüm sıkma makinesine kaptıran Melih’in kopan parmakları, başarılı geçen ameliyatla tutturuldu
08 Ekim 2025 Çarşamba - 09:02 Elini üzüm sıkma makinesine kaptıran Melih’in kopan parmakları, başarılı geçen ameliyatla tutturuldu Hatay’da elini üzüm sıkma makinesine sıkıştırarak 2 parmağı kopan 13 yaşındaki Melih Taş’ın kopan parmakları, Altınözü Devlet Hastanesi’nde görevli Uzman Dr. Mehmet Özer Dökmeci tarafından gerçekleştirilen başarılı ameliyatla tutturuldu. Hassa ilçesinde yaşayan 13 yaşındaki Melih Taş, üzüm sıkmada kullanılan makineyle oynadığı esnada elini kaptırdı ve 2 parmağı koptu. Kopan parmakları buz içerisinde muhafaza edilen Taş, Altınözü Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınarak Uzman Dr. Mehmet Özer Dökmeci tarafından ameliyat gerçekleştirildi. Dr. Dökmeci tarafından gerçekleştirilen başarılı ameliyatla Taş’ın parmakları yerine dikildi ve eski halini aldı. Yapılan ameliyatın çok başarılı geçtiğini ifade eden Dr. Dökmeci, ameliyatının dördüncü gününde her şeyin yolunda gittiğini ifade ederek parmağının canlanmasının gayet iyi gittiğini söyledi. "Şu an ameliyatının dördüncü günü, her şey yolunda görünüyor ve günlük pansuman yaparak parmağının canlanması gayet iyi gidiyor" Çocuğun kopan parmaklarını başarılı ameliyatla yerine tutturmayı başaran Uzman Doktor Mehmet Özer Dökmeci, "Cuma gece saat 22.30’da 112 Acil tarafından bize bildirilen, sağ el iki ve üçüncü parmak da üst segmentten kopma şikayeti bize geldi. Gece yarısında hastayı hemen ameliyatı aldık. Yapılan ameliyat sırasında iki parmağın total kısmı; damar, sinir ve kemik tamiri yapılarak tutuldu. Üçüncü parmağındaki doku kayıplarının hepsi de kapatıldı. İleri dönemde hastamızda herhangi bir tutma, kavrama, fonksiyonel de buna benzer bir sıkıntı olacağını sanmıyorum. Bu tip durumlarda 2 aylık tedavi sonrasında rehabilitasyon da 12 haftalık sürecinden sonra tekrar normale dönmesini bekliyoruz. İnşallah çocuğumuza da öyle olacak. Şu an ameliyatının dördüncü günü, her şey yolunda görünüyor. Günlük pansuman yaparak parmağının canlanması gayet iyi gidiyor. Bu tip durumlarda mutlaka uzuv parçası, bir poşet içinde koyulmalı ve poşetin etrafından buz aküsü veya buz koyarak muhafaza edilmelidir. Uzvun direk buzla teması engellenmesi açısından mutlaka poşet içinde saklanması gerekiyor. Bu durumlarda ilk 2 saat müdahale çok önemli ve 6 saat geçmeyecek şekilde hastanın ivedilikle tarafımıza ulaştırılması gerekiyor" dedi. "O an parmaklarımın gittiğini ve bir daha parmağımı kullanamayacağımı sandım" Üzüm sıkma makinesiyle oyun oynadığı sırada elini makineye kaptıran Melih Taş, "Üzüm sıkma makinesiyle oynarken makine çalıştı ve parmağım içine sıkıştı. Babam gelerek makineyi açıp parmağımı çıkardı. Oradan hastaneye gittik ve bu hastaneye sevk edildim. Bu hastaneye geldiğim anda doktorum sağ olsun ki hemen ameliyata aldı. O an parmaklarımın gittiğini ve bir daha parmağımı kullanamayacağımı sandım. Parmaklarımı kullanamayacağımı sandığım için korkmuştum. Doktoruma çok teşekkür ediyorum. Parmaklarımı hissediyorum ve durumum iyiye gidiyor" şeklinde konuştu. "Bize ilk başta parmaklar kesilecek dediler ama şimdi parmakları çok iyi oldu" Hastaneye gittiğimizde ilk başta kesilecek dedikleri parmağın ameliyatla kurtarıldığını söyleyen Timur Taş ise, "Kardeşim parmaklarını makineye kaptırdığında ilk müdahaleyle açamıyorlar. Kardeşim can havliyle zorlayarak parmağı çıkarınca koptu. Oradan acile götürdük. Acildeki doktorlar parmakların direkt kesileceğini söylediler. Biz de başka hastane araştırırken Altınözü Devlet Hastanesi’ni bulduk. Hastane de çok iyi bir doktor olduğunu söyleyince buraya geldik. Gece hemen ameliyata aldılar ve şimdi çok şükür durumu çok iyi gidiyor. Bize ilk başta parmaklar kesilecek dediler ama şimdi parmakları çok iyi oldu" ifadelerini kullandı.