SAĞLIK
11 Nisan 2026 Cumartesi - 16:44 Uzmanı uyardı: "Parkinson hastalığında erken teşhis önemli" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu ve her yıl ortalama 10 bin yeni tanı konulduğunu belirtti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. 1817 yılında hastalığı tanımlayan James Parkinson’un doğum günü olan 11 Nisan’ın farkındalık günü olarak kabul edildiğini belirten Bavli, bu günün amacının hastalığın bilinirliğini artırmak ve hastaların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade etti. Parkinson hastalığının beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve kronik bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten Bavli, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu kaydeden Bavli, her yıl yaklaşık 10 bin kişiye yeni tanı konulduğunu söyledi. "Genç yaşlarda ortaya çıkabilir" Hastalığın genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bavli, özellikle genetik vakalarda erken yaşta görülme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi. Parkinson’un genellikle genetik olmadığını ifade eden Bavli, vakaların yalnızca yüzde 10-15’inde genetik geçiş bulunduğunu belirtti. "Farklı belirtiler görülebiliyor" Parkinson’un en temel nedeninin beyindeki dopamin hücrelerinin kaybı olduğunu aktaran Bavli, bu durumun hareketlerde yavaşlama, titreme ve kas sertliği gibi belirtilere yol açtığını söyledi. Bayli, ilerleyen süreçte denge kaybı, konuşma bozuklukları, duygusal değişiklikler ve koku alma problemlerinin de görülebileceğini ifade etti. "En yaygın belirtisi titreme" Hastalığın en yaygın belirtisinin tek taraflı titreme olduğunu belirten Bavli, her Parkinson hastasında titreme görülmeyebileceğini, hastaların bir kısmının kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama şikayetleriyle başvurduğunu kaydetti. Unutkanlık konusuna da değinen Bavli, hastalığın ilerleyen evrelerinde demansa kadar gidebilen sorunların ortaya çıkabileceğini ancak bunun her hastada görülmediğini söyledi. "Korunmanın kesin bir yolu yok" Parkinson’dan korunmanın kesin bir yolu olmadığını belirten Bavli, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, zihinsel aktivite ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Toksik kimyasallardan uzak durulması ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmasının riskleri azaltabileceğini ifade eden Bavli, kahve tüketiminin de kısmen koruyucu olabileceğini dile getirdi. Günümüzde Parkinson’u tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmadığını ancak ilaçlar ve ileri tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini söyleyen Bavli, özellikle düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. "Moral desteği büyük önem taşıyor" Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli rol üstlendiğini belirten Bavli, ilaç takibi, beslenme desteği ve moral desteğinin hastalar için büyük önem taşıdığını ifade etti. Parkinson hakkında toplumda yanlış bilinenlere de değinen Bavli, hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini, her titremenin Parkinson anlamına gelmediğini ve hastaların mutlaka yatağa bağımlı hale geleceği düşüncesinin doğru olmadığını söyledi. Sivas’ta Parkinson hastalarına tanı ve tedavi imkânlarının sunulduğunu belirten Bavli, ilaç tedavilerinin yanı sıra ileri cihaz destekli yöntemlerin de uygulandığını ifade etti. Parkinson hastalarına umut mesajı veren Bavli, "Parkinson bir son değildir. Hareket özgürlük getirir" dedi.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 14:36 Uzmanından Parkinson’a karşı bilinç çağrısı Alaşehir Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Vedat Akdemir, Parkinson hastalığının; titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge sorunlarıyla seyreden kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirtti. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla vatandaşlara yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Alaşehir Devlet Hastanesi tarafından hastanenin internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden Parkinson hastalığına ilişkin açıklama yayımlandı. Alaşehir Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Vedat Akdemir, Parkinson hastalığının; titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge sorunlarıyla seyreden kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu söyledi. Hastalığın görülme sıklığının yaşla birlikte arttığını ifade eden Akdemir, özellikle 60 yaş üzerindeki bireylerde daha sık rastlandığını, erken belirtilerin fark edilmesinin ise hastalığın seyrini olumlu yönde etkilediğini kaydetti. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Akdemir, günümüzde uygulanan ilaç tedavileri ve cerrahi yöntemler sayesinde hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde düzenli doktor takibi, egzersiz ve hasta yakınlarının desteğinin büyük önem taşıdığını belirten Akdemir, "Erken tanı, doğru tedavi ve bilinçli yaklaşım Parkinson hastalarının yaşamını kolaylaştırır. Bu vesileyle Parkinson hastalarımıza ve ailelerine sağlıklı, bilinçli ve destek dolu bir yaşam diliyorum" dedi. Dünya Parkinson Günü kapsamında yapılan bu tür bilgilendirme çalışmalarının, toplumda farkındalığın artırılması açısından önemli olduğu vurgulandı.
Hijyende dijital dönem: QR kodla temizlik şikayeti anında çözülecek
07 Ekim 2025 Salı - 11:48 Hijyende dijital dönem: QR kodla temizlik şikayeti anında çözülecek Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde uygulamaya başlanan "QR Kod Temizlik Memnuniyet Anketi Uygulaması" ile temizlik süreçlerinin daha hızlı, etkin ve hasta memnuniyetine dayalı hale getirilmesi hedefleniyor. Sakarya Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde başlatılan uygulama çerçevesinde vatandaşlar ve hastane çalışanları, lavabo ve tuvalet gibi ortak kullanım alanlarındaki temizlik ihtiyaçlarını cep telefonlarıyla QR kod okutarak anında ilgililere bildirebiliyor. Uygulamaya giren kişiler, "Temizlikten memnun kaldınız mı?" sorusuna "Evet" veya "Hayır" yanıtını veriyor. "Hayır" seçeneğiyle temizlikten memnun kalınmadığının bildirilmesi halinde, eksiklik ya da sorun anında ilgili personele SMS yoluyla iletiliyor. Böylece rutin temizlik süresi beklenmeden kısa sürede müdahale edilebiliyor. Uygulamayı Sakarya’da ilk olarak hayata geçiren hastane olduklarını belirten Başhekim Dt. Nadide Akdoğan, "Bakanlığımızın hastanelerde hijyen standartlarını artırmak gayesiyle başlattığı karekod uygulaması hastanemizde de uygulanmaya başlandı. Karekod sistemiyle hastalarımız ve çalışanlarımız, lavabo ve tuvaletlerdeki temizlik ihtiyacını anında bildirebilecek. Bu bildirimler SMS yoluyla sorumlu personele iletiliyor ve rutin temizlik saatleri beklenmeden müdahale sağlanıyor. Hedefimiz, her alanda olduğu gibi temizlik alanında da hasta ve çalışan memnuniyetini artırmaktır" dedi.
Yuttuğu toplu iğne akciğerine saplandı
07 Ekim 2025 Salı - 11:47 Yuttuğu toplu iğne akciğerine saplandı Şanlıurfa’da kız çocuğunun eşarbını düzeltirken yanlışlıkla yuttuğu toplu iğne, akciğerine saplandı. Doktor, bronkoskopi yöntemiyle sol akciğere saplanan toplu iğneyi başarılı bir operasyonla çıkardı. Şanlıurfa’da 16 yaşındaki Bedia Özbay, eşarbını düzeltirken ağzına koyduğu toplu iğneyi yanlışlıkla yuttu. Yapılan tetkiklerde iğnenin sol akciğerine saplandığı tespit edildi. Ailenin çevre illerdeki hastanelere başvurmasına rağmen hiçbir hastane, hastayı kabul etmedi. Bunun üzerine çocuk, Şanlıurfa Mehmet Akif İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne getirildi. Sol akciğere saplanan toplu iğne başarılı operasyonla çıkarıldı Hastanede görev yapan Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Mehmet Emin Balcıoğlu, icapçı olmadığı halde gece saatlerinde hastayı kabul ederek büyük bir özveri örneği sergiledi. Balcıoğlu, bronkoskopi yöntemiyle sol akciğere saplanan toplu iğneyi başarılı bir operasyonla çıkardı. Yaklaşık bir saat süren müdahalenin ardından kız çocuğunun hayati tehlikesi ortadan kalktı. Operasyon sonrası hastanın genel sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. "Hastamızın durumu iyi, birkaç gün misafir ettikten sonra sağlıklı bir şekilde evine göndereceğiz" Akciğerin sol alt kısmına saplanan toplu iğneyi çıkarttıklarını söyleyen Op. Dr. Mehmet Emin Balcıoğlu, "16 yaşındaki hastamız, öğle saatlerinde başörtüsünü düzeltirken toplu iğneyi yutmuş. Öğleden beri Şanlıurfa Devlet Hastanesi’nde bekliyormuş. Şanlıurfa ve çevre illerdeki hastaneler hastayı kabul etmemiş. Bronkoskopi yöntemiyle sol akciğerin alt kısmına yerleşmiş iğneyi çok şükür başarıyla çıkardık. Hastamızın durumu iyi, birkaç gün misafir ettikten sonra sağlıklı bir şekilde evine göndereceğiz" dedi. "Doktorumuza ve tüm sağlık çalışanlarına minnettarız" Baba Halil Özbay ise, "Saat 12.00’den beri toplu iğne yuttuğunu fark ettik. Hastane hastane dolaştık, kimse çıkaramayacağını söyledi. Gaziantep ve Diyarbakır’ı da aradık, kabul edilmedi. En son Emin hocamızı aradık, nöbeti olmamasına rağmen geldi ve çıkardı. Kendisine ve tüm sağlık çalışanlarına minnettarız" diye konuştu.
Hastaların tedavi süreçlerine destek
07 Ekim 2025 Salı - 11:46 Hastaların tedavi süreçlerine destek Kütahya Şehir Hastanesi Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yerleşkesi bünyesinde hizmet veren Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Ünitesinin, uluslararası standartlarda ve etik çerçevede uygulanan bilimsel yöntemlerle hastalara bütüncül bir şifa imkânı sunduğu bildirildi. Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Aysun Özlü, hastanenin GETAT Ünitesi’nde hasta kabulüne devam ediyor. Fonksiyonel tıp, epigenetik ve kişiye özel sağlık yaklaşımını uzmanlık alanıyla birleştiren Dr. Özlü, ünitede Ozon Tedavisi, Akupunktur, Hacamat (Kupa Terapisi), Proloterapi, Sülük Tedavisi (Hirudoterapi) ve Mezoterapi gibi uygulamaları başarıyla gerçekleştirerek hastaların tedavi süreçlerine destek oluyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden yönlendirme ile gerçekleştirilen GETAT uygulamaları hakkında açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Aysun Özlü, "Geleneksel tıp", fiziksel ve ruhsal hastalıklardan korunma, tanı koyma, iyileştirme veya tedavi etmenin yanı sıra sağlığın sürdürülmesinde de kullanılan, farklı kültürlere özgü bilgi, beceri ve uygulamaların bütününü ifade eder. "Tamamlayıcı tıp" ise ilave yarar sağladığına inanılan sağlık uygulamalarının konvansiyonel (geleneksel) tıp ile birlikte kullanılmasıyla ortaya çıkan tanımdır" dedi. "Ünitelerde uygulanan yöntemler ve sık kullanılan alanlar" Ünitelerinde uyguladıkları yöntemleri ve sık kullanıldıkları alanları hakkında bilgiler veren Dr. Aysun Özlü, "Ozon tedavisi, kanda ve dokularda oksijenlenmeyi artırarak bağışıklık sistemini dengeler ve antioksidan savunmayı destekler. Sık kullanıldığı alanlar ise kronik yorgunluk, dolaşım bozuklukları, bağışıklık güçlendirme, bazı kas-iskelet sistemi ağrıları. Akupunktur, ince iğnelerle belirli noktalara uyarı vererek ağrı algısını ve stres düzeyini azaltır; sinir sistemi ve hormonlar üzerinde düzenleyici etki oluşturur. Sık kullanıldığı alanlar, bel-boyun ağrısı, migren, fibromiyalji, stres ve anksiyete. Hacamat (Kupa Terapisi), negatif basınçla ciltteki kan akımını artırır ve toksinlerin uzaklaştırılmasına destek olarak lokal rahatlama sağlar. Sık kullanıldığı alanlar, kas-iskelet sistemi ağrıları, detoks destek programları. Proloterapi, enjeksiyonla zayıflamış bağ ve tendon dokularını uyararak vücudun doğal onarım sürecini tetikler. Sık kullanıldığı alanlar: Kronik bel-boyun ağrısı, omuz ve diz eklem instabiliteleri. Sülük Tedavisi (Hirudoterapi), sülüklerin salgıladığı doğal maddeler mikrosirkülasyonu artırır, lokal iltihaplanmayı azaltır, ağrı ve ödemi hafifletir. Sık kullanıldığı alanlar, kronik venöz yetmezlik, varisler, dolaşım bozuklukları. Mezoterapi, çok ince iğnelerle cildin orta tabakasına küçük dozlarda karışımlar enjekte edilerek lokal iyileşme ve dolaşım sağlanır. Sık kullanıldığı alanlar, lokal ağrı tedavileri, sporcu sakatlanmaları, cilt gençleştirme" ifadelerine yer verdi. "Randevu ve bilgi alma" Kütahya Şehir Hastanesi Yoncalı Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Yerleşkesi GETAT Ünitesi’nde gerçekleştirilen bu uygulamalar için hastalar, Salı ve Perşembe günleri hizmet veren üniteye başvurarak, kendilerine özel bütüncül tedavi yaklaşımları hakkında detaylı bilgi alabilecekler.
Prof. Dr. Yıldırım: "Memede hissedilen her kitle, kanser olmasa da değerlendirilmelidir"
07 Ekim 2025 Salı - 11:09 Prof. Dr. Yıldırım: "Memede hissedilen her kitle, kanser olmasa da değerlendirilmelidir" SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı / Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, memede hissedilen her kitlenin kanser olmasa da değerlendirilmesinin önemli olduğunu söyledi. Prof. Dr. Mustafa Yıldırım, 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı nedeniyle yaptığı açıklamada "Meme kanseri, memedeki normal hücrelerin değişime uğrayarak kontrolsüz bir şekilde büyümesi olarak tanımlanır. Hastalar genellikle memede bir kitle hissederek durumu fark ederler, ancak kanser, elle hissedilir bir kitle oluşmadan önce rutin tarama testleri sırasında da tespit edilebilir" dedi. Meme kanserinin kesin tanısının birkaç aşamada izlendiğini belirten Prof. Dr. Yıldırım, "Görüntüleme Yöntemleri: Temel tarama aracı olan mamografi kullanılır; şüpheli durumlarda ise ultrason veya MR (Manyetik Rezonans) gibi ileri görüntüleme testlerine başvurulur. Kesin Tanı: En önemli adım biyopsidir. Memedeki şüpheli bölgeden alınan doku örnekleri, kanser hücrelerinin varlığını doğrulamak için mikroskop altında incelenir. Evreleme: Kanser evrelemesi, kanserin vücutta ne kadar yayıldığını anlamak için kullanılan standart bir yöntemdir ve tedavi planının belirlenmesinde kritik bir rol oynar" ifadelerini kullandı. "Meme kanseri tedavisi, kanserin evresi, türü ve hastanın genel sağlık durumu gibi faktörlere göre kişiselleştirilir" diyen Prof. Dr. Yıldırım, temel tedavi yöntemleri ile ilgili, "Cerrahi: Kanseri vücuttan çıkarmak için kullanılan ana yöntemdir. İki temel yaklaşım vardır, Mastektomi: Memenin tamamının cerrahi olarak çıkarılmasıdır. Meme Koruyucu Cerrahi (Lumpektomi): Sadece tümörün ve etrafındaki sağlıklı dokunun çıkarılmasıdır. Bu cerrahiyi tercih eden hastalar genellikle ameliyat sonrası radyoterapi alırlar. Radyoterapi: Yüksek enerjili ışınlar kullanarak kanser hücrelerini öldürmeyi amaçlar ve genellikle meme koruyucu cerrahi sonrası kalan meme dokusundaki muhtemel kanser hücrelerini yok etmek için kullanılır. Kemoterapi: Kanser hücrelerini yok eden ya da büyümelerini durduran ilaçların kullanılmasıdır. Tümörü küçültmek için cerrahi öncesi veya kanserin yayılmasını önlemek amacıyla cerrahi sonrası verilebilir. Endokrin (Hormon) Terapi: Büyümek için östrojen kullanan kanser türlerinde etkilidir; östrojenin etkisini bloke eden veya üretimini engelleyen ilaçları içerir. Hedefe Yönelik Tedavi: Yalnızca belirli moleküler özelliklere sahip kanser hücrelerine etki eden ilaçlardır. İmmünoterapi: Vücudun kendi bağışıklık sistemini kanserle savaşmak için harekete geçiren ilaçlardır ve belirli ileri evre meme kanseri türlerinde kemoterapiyle birlikte kullanılabilir" ifadelerine yer verdi. Hastanın tedavi süreci ile ilgili karar vermesi ve takip süreci ile ilgili bilgiler veren Prof. Dr. Yıldırım, "Hastanın Karar Vermesi: Hastaların tedavi seçeneklerinin faydaları, dezavantajları, alternatifleri ve tedavisizlik durumu hakkında bilgi alarak tedavi sürecinde aktif bir rol oynaması kritik öneme sahiptir. Tedavi Sonrası Takip: Tedavi tamamlandıktan sonra, kanserin geri gelip gelmediğini izlemek amacıyla düzenli kontroller ve mamografileri içeren testler yapılır. Nüks Belirtileri: Hastalar, meme bölgesinde yeni kitleler, kemiklerde veya karında ağrı, nefes darlığı, baş ağrıları gibi nüks belirtilerine karşı dikkatli olmalıdır. Nüks Durumunda Tedavi: Kanserin geri dönmesi durumunda tedavi, nüksün konumuna göre yeniden şekillendirilir; çoğu hasta hormon terapisi veya kemoterapi alır ve cerrahi de bir seçenek olabilir. Yaşam Kalitesi: Meme kanseri olan birçok kişi tedaviden sonra iyi bir yaşam sürer. İlaçları talimatlara uygun almak, doktor talimatlarına uymak ve duygusal sağlığa özen göstermek önemlidir" diye konuştu.
İyot eksikliği, zekâ geriliğinin en önemli nedeni
07 Ekim 2025 Salı - 10:51 İyot eksikliği, zekâ geriliğinin en önemli nedeni Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Serra Alpözen Yağcı, dünyada önlenebilir zekâ geriliğinin en önemli nedeninin iyot eksikliği olduğunu belirterek, bu eksikliğin daha ciddi durumlarında doğumsal anomaliler, düşük ve ölü doğum gibi sonuçların bile görülebileceğini ifade etti. Tiroid hormonlarının temel yapı taşı olan iyot, anne karnından yaşlılığa kadar metabolizmanın ve bilişsel fonksiyonların ustası olarak nitelendiriliyor. SBÜ İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Dr. Serra Alpözen Yağcı, iyotun hayat boyu süren kritik işlevlerine, iyot eksikliğinin potansiyel tehlikelerine ve toplumdaki yaygın yanlış inanışlara yönelik önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Alpözen Yağcı, iyotun sağlıklı büyüme ve gelişim süreci için anne karnından itibaren elzem olduğunu vurgularken, mineralin özellikle beyin üzerindeki hayati etkilerine dikkat çekti. Zekâ geriliğinin en önemli nedeni Dr. Alpözen Yağcı’nın en önemli uyarısı, iyot eksikliğinin bilişsel fonksiyonlar üzerindeki etkisi oldu. Alpözen Yağcı, "Hamilelik döneminde yaşanan iyot eksikliği, bebeğin beyin gelişimini olumsuz etkileyerek zekâ seviyesinde geriliğe ve yenidoğan hipotiroidisine (tiroidin az çalışması) yol açabiliyor. Dünyada önlenebilir zekâ geriliğinin en önemli nedeni iyot eksikli. Bu eksikliğin daha ciddi durumlarında doğumsal anomaliler, düşük ve ölü doğum gibi sonuçlar bile görülebilir. İyot eksikliği yetişkin sağlığını da derinden etkiliyor; guatr (tiroid bezinin büyümesi) ve tiroid değerlerinde bozulmaya neden oluyor. Bu bozulmalar hem tiroidin yavaş çalıştığı hipotiroidi hem de hızlı çalıştığı hipertiroidi şeklinde ortaya çıkabiliyor. Hipotiroidide kronik yorgunluk, metabolizmanın yavaşlaması ve kilo alımı görülürken, hipertiroidi ise çarpıntı, terleme, kilo kaybı ve metabolizmanın hızlanması gibi şikayetlere yol açabiliyor." dedi. Yanlış tuz inançlarına dikkat Türkiye’nin iyotlu tuz kullanımıyla önemli bir mesafe kat ettiğini söyleyen Dr. Alpözen Yağcı, yine de bazı grupların hala risk altında olduğunu vurguluyor. Özellikle et, süt, yumurta gibi temel iyot kaynaklarını tüketmeyen vegan ve vejetaryenlerin, iyot eksikliği açısından sık gözlendiğini ve bu durumun tiroid sağlığını olumsuz etkilediğini belirtti. Dr. Yağcı, "Bu kişilerin takviye alımını desteklemesi gerekebilir. İyotlu tuz sağlıksızdır veya deniz/kaya tuzu yeterli iyot sağlar gibi inanışlar bilimsel dayanaktan yoksundur. Hekim tavsiyesi olmadığı sürece iyotsuz tuz tüketilmemelidir. Halkın doğru bilgi için bilimsel verilere güvenen hekimlere danışması önemlidir. Ayrıca iyotlu tuzun faydasını korumak için yemek piştikten sonra eklenmesi ve serin, kuru yerlerde saklanması gerekir." diye konuştu. Takviye kullanımı ve beslenme önerileri Dr. Serra Alpözen Yağcı, iyot takviyeleri konusunda da ciddi bir uyarıda bulunarak, yüksek dozda iyot içeren damlaların hekim reçetesi olmadan kullanılmasının ciddi sağlık sonuçlarına yol açabileceğini belirtti. İyodun tıpkı yetersiz alımı gibi, yüksek dozlarda alımının da tiroid fonksiyon testlerinde bozulmaya neden olacağının altını çizdi. Hamile olmayan yetişkinler için günlük 150 mcg iyot alımının hedeflenmesi gerektiğini söyleyen Dr. Alpözen Yağcı, iyotun en iyi kaynaklarını deniz ürünleri/kabuklu deniz ürünleri, süt ürünleri ve yumurta olarak sıraladı. Tiroid sağlığı için dengeli beslenme kapsamında haftada 1-2 kez balık, günde 1-2 porsiyon süt/yoğurt ve haftada birkaç porsiyon peynir tüketilmesini önerdi. Guatrojenik olarak bilinen şalgam ve lahanagiller gibi yiyeceklerin tüketiminin ise minimuma indirilmesi gerektiğini ekledi. Son olarak, gebelikte ve emzirme döneminde artan iyot ihtiyacına dikkat çeken Dr. Yağcı, hem ulusal hem de uluslararası rehberlerin ortak önerisini hatırlatarak, "Anne adayları ve emziren anneler, günlük beslenmelerine ek olarak 150 mcg iyot desteği mutlaka almalıdır." dedi.