SAĞLIK
11 Nisan 2026 Cumartesi - 16:44 Uzmanı uyardı: "Parkinson hastalığında erken teşhis önemli" Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu ve her yıl ortalama 10 bin yeni tanı konulduğunu belirtti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Songül Bavli, 11 Nisan Dünya Parkinson Hastalığı Günü kapsamında önemli açıklamalarda bulundu. 1817 yılında hastalığı tanımlayan James Parkinson’un doğum günü olan 11 Nisan’ın farkındalık günü olarak kabul edildiğini belirten Bavli, bu günün amacının hastalığın bilinirliğini artırmak ve hastaların yaşam kalitesini yükseltmek olduğunu ifade etti. Parkinson hastalığının beyinde dopamin üreten hücrelerin kaybı sonucu ortaya çıkan ilerleyici ve kronik bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirten Bavli, alzaymırdan sonra en sık görülen nörodejeneratif hastalık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de yaklaşık 150 bin Parkinson hastası bulunduğunu kaydeden Bavli, her yıl yaklaşık 10 bin kişiye yeni tanı konulduğunu söyledi. "Genç yaşlarda ortaya çıkabilir" Hastalığın genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görüldüğünü ancak genç yaşlarda da ortaya çıkabileceğini vurgulayan Bavli, özellikle genetik vakalarda erken yaşta görülme ihtimalinin bulunduğunu dile getirdi. Parkinson’un genellikle genetik olmadığını ifade eden Bavli, vakaların yalnızca yüzde 10-15’inde genetik geçiş bulunduğunu belirtti. "Farklı belirtiler görülebiliyor" Parkinson’un en temel nedeninin beyindeki dopamin hücrelerinin kaybı olduğunu aktaran Bavli, bu durumun hareketlerde yavaşlama, titreme ve kas sertliği gibi belirtilere yol açtığını söyledi. Bayli, ilerleyen süreçte denge kaybı, konuşma bozuklukları, duygusal değişiklikler ve koku alma problemlerinin de görülebileceğini ifade etti. "En yaygın belirtisi titreme" Hastalığın en yaygın belirtisinin tek taraflı titreme olduğunu belirten Bavli, her Parkinson hastasında titreme görülmeyebileceğini, hastaların bir kısmının kas sertliği ve hareketlerde yavaşlama şikayetleriyle başvurduğunu kaydetti. Unutkanlık konusuna da değinen Bavli, hastalığın ilerleyen evrelerinde demansa kadar gidebilen sorunların ortaya çıkabileceğini ancak bunun her hastada görülmediğini söyledi. "Korunmanın kesin bir yolu yok" Parkinson’dan korunmanın kesin bir yolu olmadığını belirten Bavli, düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme, zihinsel aktivite ve sosyal yaşamın önemine dikkat çekti. Toksik kimyasallardan uzak durulması ve işlenmiş gıdalardan kaçınılmasının riskleri azaltabileceğini ifade eden Bavli, kahve tüketiminin de kısmen koruyucu olabileceğini dile getirdi. Günümüzde Parkinson’u tamamen iyileştiren bir tedavi bulunmadığını ancak ilaçlar ve ileri tedavi yöntemleriyle hastaların yaşam kalitesinin artırılabildiğini söyleyen Bavli, özellikle düzenli yaşam alışkanlıklarının önemine vurgu yaptı. "Moral desteği büyük önem taşıyor" Hasta yakınlarının da tedavi sürecinde önemli rol üstlendiğini belirten Bavli, ilaç takibi, beslenme desteği ve moral desteğinin hastalar için büyük önem taşıdığını ifade etti. Parkinson hakkında toplumda yanlış bilinenlere de değinen Bavli, hastalığın yalnızca yaşlılarda görülmediğini, her titremenin Parkinson anlamına gelmediğini ve hastaların mutlaka yatağa bağımlı hale geleceği düşüncesinin doğru olmadığını söyledi. Sivas’ta Parkinson hastalarına tanı ve tedavi imkânlarının sunulduğunu belirten Bavli, ilaç tedavilerinin yanı sıra ileri cihaz destekli yöntemlerin de uygulandığını ifade etti. Parkinson hastalarına umut mesajı veren Bavli, "Parkinson bir son değildir. Hareket özgürlük getirir" dedi.
11 Nisan 2026 Cumartesi - 14:36 Uzmanından Parkinson’a karşı bilinç çağrısı Alaşehir Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Vedat Akdemir, Parkinson hastalığının; titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge sorunlarıyla seyreden kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu belirtti. Manisa’nın Alaşehir ilçesinde, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü dolayısıyla vatandaşlara yönelik bilgilendirme çalışması gerçekleştirildi. Alaşehir Devlet Hastanesi tarafından hastanenin internet sitesi ve sosyal medya hesapları üzerinden Parkinson hastalığına ilişkin açıklama yayımlandı. Alaşehir Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Vedat Akdemir, Parkinson hastalığının; titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge sorunlarıyla seyreden kronik ve ilerleyici bir sinir sistemi hastalığı olduğunu söyledi. Hastalığın görülme sıklığının yaşla birlikte arttığını ifade eden Akdemir, özellikle 60 yaş üzerindeki bireylerde daha sık rastlandığını, erken belirtilerin fark edilmesinin ise hastalığın seyrini olumlu yönde etkilediğini kaydetti. Parkinson hastalığının kesin bir tedavisinin bulunmadığını vurgulayan Akdemir, günümüzde uygulanan ilaç tedavileri ve cerrahi yöntemler sayesinde hastaların yaşam kalitesinin önemli ölçüde artırılabildiğini ifade etti. Tedavi sürecinde düzenli doktor takibi, egzersiz ve hasta yakınlarının desteğinin büyük önem taşıdığını belirten Akdemir, "Erken tanı, doğru tedavi ve bilinçli yaklaşım Parkinson hastalarının yaşamını kolaylaştırır. Bu vesileyle Parkinson hastalarımıza ve ailelerine sağlıklı, bilinçli ve destek dolu bir yaşam diliyorum" dedi. Dünya Parkinson Günü kapsamında yapılan bu tür bilgilendirme çalışmalarının, toplumda farkındalığın artırılması açısından önemli olduğu vurgulandı.
Nefroloji Uzmanı Dr. Orhan Özdemir, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde
07 Ekim 2025 Salı - 09:58 Nefroloji Uzmanı Dr. Orhan Özdemir, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde Nefroloji Uzmanı Dr. Orhan Özdemir, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Uzm. Dr. Özdemir, 1988 yılında Gaziantep’te doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Gaziantep’te tamamladı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 2013 yılında mezun oldu. Mecburi hizmetini 2013-2014 yıllarında Gaziantep’in İslahiye ilçesinde yaptı. Uzmanlık eğitimini 2014-2018 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı’nda tamamladı. Mecburi hizmetini 2018 yılında Ürgüp Devlet Hastanesi’nde yaptı. 2018-2021 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı’nda yan dal uzmanlık eğitimini tamamladı. 2022-2025 tarihleri arasında Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde mecburi hizmetini tamamladı. 2025 yılında Gaziantep Şehir Hastanesi’ne atanan Uzm. Dr. Özdemir, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı olarak hasta kabul etmeye başlamıştır. Mesleği ile ilgili çok sayıda kurs ve sertifikası bulunan Uzm. Dr. Özdemir’in uluslararası hakemli dergilerde yayımlanmış bilimsel makaleleri, ulusal ve uluslararası kongrelerde sunulmuş bildirileri, kitap ve dergi bölüm yazarlığı olup 2019 ve 2020 yıllarında Ulusal Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Kongresi’nde sözlü sunum birincilik ödülü bulunmaktadır. Evli ve 2 çocuk babası olan Uzm. Dr. Özdemir, Türk Nefroloji Derneği, ERA (European Renal Association - Avrupa Böbrek Derneği), Türk Tabipleri Birliği, Gaziantep Kilis Tabip Odası ve Kidney Derneği Yönetim Kurulu üyesidir. Uzm. Dr. Orhan Özdemir’in mesleki ilgi alanları ise akut böbrek yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, hipertansiyon, diyaliz (hemodiyaliz, periton (karın) diyalizi), böbrek nakli, kistik böbrek hastalıkları, böbrek iltihabı (nefrit), nefrotik sendrom (protein kaçağı), böbrek taşı, elektrolit bozuklukları, asit-baz dengesizlikleri ve genetik böbrek hastalıkları.
Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri sahiplerini buldu
07 Ekim 2025 Salı - 09:26 Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri sahiplerini buldu Eczacıbaşı Topluluğu’nun 1959 yılında tıp ve eczacılık bilimlerinin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla başlattığı Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri’nin 66’ncı yılında, Tıp Onur Ödülü, Tıp Bilim Ödülü, Tıp Teşvik Ödülü, Bilimsel Araştırma Destek Ödülü, Hedeflendirilmiş Tedaviler Konulu Bilimsel Araştırma Destek Ödülü ile Tıp Öğrencileri Proje Ödülü sahiplerini buldu. Dr. Nejat F. Eczacıbaşı’nın vefatının 32’nci yıl dönümü olan 6 Ekim tarihinde düzenlenen törende, 2002 yılından bu yana Türk ve dünya tıbbına büyük katkılarda bulunan bilim insanlarımıza verilen Tıp Onur Ödülü’nün sahibi, temel ilgi alanı olan böbrek transplantasyonuna ek olarak ezilme sendromu başta olmak üzere afet tıbbına önemli katkılar yapan Prof. Dr. Mehmet Şükrü Sever oldu. 2015 yılında dünyada ilk kez ’afet nefrolojisi’ni yeni bir alan olarak öne süren ve halen bu konuda dünya liderleri arasında yer alan Prof. Dr. Sever, emekliliğine rağmen aktif olarak akademik çalışmalarını sürdürüyor. Tıp Bilim Ödülü ise, mikro ve nano ölçekte sıvı akışlarını kullanarak geliştirdiği "çip üstü kavitasyon" teknolojisiyle, kanser, prostat ve böbrek taşı gibi hastalıkların erken teşhisinde ve tedavisinde kullanılabilecek yeni nesil biyomedikal cihazların önünü açan Prof. Dr. Ali Koşar’a verildi. Sağlık bilimlerinde erken tanı ve kişiye özel tedavi alanlarında geliştirdiği yenilikçi biyoteknolojik çözümlerle dikkat çeken Doç. Dr. Fatih İnci ile inme ve Alzheimer gibi nörolojik hastalıklarda beyin mikrodolaşımındaki bozuklukların rolünü ortaya koyan öncü çalışmalar gerçekleştiren Doç.Dr. Şefik Evren Erdener de, Tıp Teşvik Ödülü’nün sahipleri oldular. Bilimsel Araştırma Destek Ödülü ise, yemek borusunda daralma yaşayan hastalar için kişiye özel, hücre ve nanoparçacık içeren üç boyutlu implant plakalarının tasarlanmasını hedefleyen araştırmasıyla Prof. Dr. Seda Kızılel’e verildi. Bu ödül dönemine özel belirlenen ’hedeflendirilmiş tedaviler’ konulu Bilimsel Araştırma Destek Ödülü’nün sahibi ise, ALS hastalığının hücresel düzeydeki nedenlerini aydınlatmak ve etkili tedavi yolları geliştirmek amacıyla önemli çalışmalar yürüten Doç. Dr. Umut Şahin oldu. Zihinsel yük altında beynin ve otonom sinir sisteminin nasıl tepki verdiğini anlamaya yönelik yenilikçi araştırmasıyla, psikoterapi ve eğitim gibi alanlarda kişiye özel yaklaşımların tasarlanmasına katkı sağlayabilecek nitelikte bulgular ortaya koyan İsmail Emir Yassı da, Tıp Öğrencileri Proje Ödülü’nü kazandı. Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri Bilimsel Değerlendirme Kurulu üyeleri ve ödül kazananların yanı sıra, tıp ve eczacılık dünyasının temsilcileri, Eczacıbaşı Topluluğu yöneticileri ile basın mensuplarının katıldığı törende konuşan Eczacıbaşı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, aklın ve bilimin yolundan ayrılmamanın, toplumların sağlığı ve güvenliği için her zamankinden daha kritik olduğu bir çağda yaşadığımıza dikkat çekerek, "İşte tam da bu nedenle, Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri yalnızca bir ödül programı değil, aynı zamanda bilime olan güvenin ve saygının da ifadesidir. Amacımız; tıp ve eczacılık bilimlerinin gelişimine katkıda bulunmak, değerli çalışmaların toplum tarafından duyulmasını sağlamak, genç bilim insanlarını cesaretlendirmek ve ülkemizin bilimsel üretim kapasitesini daha ileriye taşımak" diye konuştu. Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri Bilimsel Değerlendirme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Turgay Dalkara da, şunları söyledi: "Bugün sahip olduğumuz gelişmiş dünyayı, her türlü zorluğa rağmen bilimsel ve özgür düşünceden asla taviz vermeyen, kimi zaman hayatlarını dahi riske atan sayısız bilim insanına borçluyuz. Onların inancı, kararlılığı ve özverisi yalnızca bize daha sağlıklı, daha konforlu bir yaşam sunmakla kalmadı; farkında bile olmadan, dünyayı algılayış biçimimizi ve yaşama bakış açımızı derinden dönüştürdü." Bilimsel Değerlendirme Kurulu Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Tıp Ödülleri Bilimsel Değerlendirme Kurulu, 2018 yılından bu yana Prof. Dr. Turgay Dalkara başkanlığında, Prof. Dr. Murat Akova, Prof. Dr. Şermin Genç, Prof. Dr. Ahmet Gül, Prof. Dr. Arzum Erdem Gürsan, Prof. Dr. Hakan S. Orer ve Prof. Dr. Lale Tokgözoğlu’ndan oluşuyor. "Bilime öncü destek, başarıya ödül" geleneğinde 66 yıl Türkiye’de tıp ve eczacılık bilimlerinin gelişimine katkıda bulunmak amacıyla, 1959’da Dr. Nejat F. Eczacıbaşı tarafından dönemin çok değerli tıp hocaları Ord. Prof. Dr. Ekrem Şerif Egeli, Ord. Prof. Dr. Arif İsmet Çetingil, Ord. Prof. Dr. Muhiddin Erel, Prof. Dr. Reşat Garan, Prof. Dr. Sabih Oktay, Prof. Dr. Behiç Onul, Prof. Dr. Zafer Paykoç, Prof. Dr. Necmeddin Polvan’ın öncülüğünde bilimsel araştırmaları destekleme, başarılı bilim insanlarını ödüllendirme geleneği başlatılmıştı. Bugüne kadar 37 Tıp Bilim Ödülü, 48 Tıp Teşvik Ödülü, 21 Tıp Öğrencileri Proje Ödülü verilirken 183 çalışma Bilimsel Araştırma Destek Ödülleri kapsamında desteklendi. Ödül programı kapsamında, dünya tıp çevrelerinde evrensel ölçütte başarı gösteren Türk hekimlerine de 2002 yılından itibaren Eczacıbaşı Tıp Onur Ödülü verilmesi benimsendi. Eczacıbaşı Tıp Onur Ödülü’nün ilki Prof. Dr. Münci Kalayoğlu’na, ikincisi Prof. Dr. Olcay Neyzi’ye verilirken, Prof. Dr. Masel Mesulam da Eczacıbaşı Tıp Onur Ödülü alan üçüncü bilim insanı oldu. 2021 yılında bu ödülün sahipleri tüm dünyayı sarsan Covid-19 salgınına karşı ilk aşıyı geliştiren Prof. Dr. Uğur Şahin ile Dr. Özlem Türeci olmuştu. 2023 yılında ise bu ödülü, Prof. Dr. İmran Özalp aldı. 2002 öncesinde, ’Cumhuriyet Dönemi Tıp Ödülü’ adıyla verilen ödülü, 1982 yılında Ord. Prof. Dr. Hulusi Behçet, Dr. Refik Saydam, Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam, Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman Uzman ve Ord. Prof. Dr. Akil Muhtar Özden, 1988 yılında Prof. Dr. Muzaffer Aksoy, 1992 yılında ise Prof. Dr. Gazi Yaşargil almıştı.
Nöroloji Uzmanı Dr. Şahin: "Serebral palsi ilerleyici bir hastalık değildir"
07 Ekim 2025 Salı - 09:17 Nöroloji Uzmanı Dr. Şahin: "Serebral palsi ilerleyici bir hastalık değildir" Tunceli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Eylül Şahin, serebral palsinin yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda sosyal ve psikolojik yönleriyle de ele alınması gerektiğini belirterek erken tanı ve çok yönlü tedavinin önemine dikkat çekti. Hastalığın ilerleyici olmadığını vurgulayan Dr. Şahin, "Serebral palsi ilerleyici bir hastalık değildir, yani beyin hasarı zaman içinde artmaz. Fakat kas ve eklem sisteminde ortaya çıkabilecek ikincil etkiler nedeniyle düzenli takip ve destek tedavileri büyük önem taşır" şeklinde konuştu. Beyin gelişiminin erken dönemlerinde ortaya çıkan serebral palsi, çocukların hareket, kas kontrolü ve duruş becerilerini etkileyen kalıcı bir nörolojik durum olarak biliniyor. Uzmanlara göre, serebral palsi ilerleyici bir hastalık değil ancak erken dönemde fark edilip düzenli takip edilmediğinde kas ve eklem sisteminde ikincil sorunlara yol açabiliyor. Tunceli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Eylül Şahin, erken tanının tedavi sürecinde büyük avantaj sağladığını belirterek aileleri dikkatli olmaya çağırdı. "Serebral palsi ilerleyici bir hastalık değildir" Tunceli Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Eylül Şahin, "Serebral palsi, beyin gelişiminin erken dönemlerinde ortaya çıkan, kalıcı fakat ilerleyici olmayan bir hareket, kas tonusu ve duruş bozukluğu durumudur. Tek bir hastalık değil, doğum öncesi, doğum sırası veya doğumdan sonraki erken dönemde beynin gelişimini etkileyen çeşitli nedenlerin yol açtığı bir klinik tablodur. Bu nedenle her bireyde bulguların ve etkilenim düzeyinin farklı olması doğaldır. Genellikle beynin hareketi ve kas kontrolünü sağlayan bölgelerinde meydana gelen hasar sonucunda ortaya çıkar. Bu hasar, gebelik sürecinde, doğum sırasındaki zorluklar veya doğum sonrası erken dönemde geçirilen enfeksiyonlar, oksijen yetersizliği ya da travmalar gibi nedenlerle oluşabilir. Ancak bazı durumlarda kesin neden tespit edilemeyebilir. Serebral palsi ilerleyici bir hastalık değildir; yani beyin hasarı zaman içinde artmaz. Fakat kas ve eklem sisteminde ortaya çıkabilecek ikincil etkiler nedeniyle düzenli takip ve destek tedavileri büyük önem taşır. Belirtiler genellikle yaşamın ilk yıllarında fark edilir. Çocuğun motor gelişiminde gecikme, baş kontrolünü sağlayamama, oturma veya yürümede güçlük, kaslarda aşırı sertlik ya da gevşeklik gibi bulgular durumun erken göstergeleri olabilir. Tanı, nörolojik değerlendirmeler ve gerekli görüntüleme yöntemleriyle konur. Erken tanı, tedavi sürecinin planlanmasında büyük avantaj sağlar" dedi. "Erken tanı ve tedaviye erişim, serebral palsili bireylerin yaşam kalitesini belirleyen en temel unsurlardan biridir" Erken tanının ve sosyal desteğin yaşam kalitesini artırdığını belirten Dr. Şahin açıklamasının devamında, "Tedavi süreci bireye özel olarak planlanmalı ve çok disiplinli bir yaklaşımla yürütülmelidir. Nöroloji uzmanları, fizik tedavi ve rehabilitasyon ekipleri, ortopedi hekimleri, konuşma terapistleri, ergoterapistler ve psikologlar bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır. Tedavinin temel amacı, bireyin bağımsızlığını artırmak, hareket kabiliyetini geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Erken dönemde başlanan rehabilitasyon uygulamaları, kas kontrolünü ve koordinasyonu geliştirmede, spastisiteyi azaltmada ve günlük yaşam becerilerini artırmada son derece etkilidir. Ayrıca ailelerin sürece aktif olarak katılması, hem tedavi başarısını hem de çocuğun sosyal uyumunu olumlu yönde etkiler. Serebral palsi yalnızca tıbbi bir durum değil; aynı zamanda psikolojik, sosyal ve eğitimsel yönleriyle de desteklenmesi gereken bir tablodur. Bu nedenle ailelerin bilgilendirilmesi, doğru yönlendirilmesi ve toplumun bu konuda farkındalık kazanması büyük önem taşır. Serebral palsi yaşam boyu süren bir durum olmakla birlikte, doğru tıbbi değerlendirme, sürekli rehabilitasyon desteği ve uygun sosyal çevre şartları sayesinde bireylerin aktif, üretken ve bağımsız bir yaşam sürmesi mümkündür. Toplumun bilinçlenmesi ve erken tanıya verilen önem, hem çocukların hem de ailelerin yaşamında fark oluşturmaktadır. Bebeklik ve çocukluk döneminde olağan dışı hareket, duruş veya gelişim geriliği fark eden ailelerin, zaman kaybetmeden bir nöroloji uzmanına başvurmaları büyük önem taşır. Erken tanı ve tedaviye erişim, serebral palsili bireylerin yaşam kalitesini belirleyen en temel unsurlardan biridir" ifadelerini kullandı.
Bursa’daki GETAT Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne uluslararası ziyaret
06 Ekim 2025 Pazartesi - 23:45 Bursa’daki GETAT Uygulama ve Araştırma Merkezi’ne uluslararası ziyaret Cumhurbaşkanlığı himayelerinde Sağlık Bakanlığı tarafından "Sağlıklı Türkiye Yüzyılında Bütüncül Tıp" temasıyla düzenlenen 3. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi’ne katılan farklı ülkelerden sağlık temsilcileri, Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni ziyaret etti. Ziyarette Azerbaycan, Bulgaristan, Küba, İran, Suudi Arabistan, Malezya ve Almanya’dan sağlık kurumlarının yöneticileri ve temsilcileri yer aldı. Heyete Başhekim Doç. Dr. Mehmet Oğuzhan Ay ile Başhekim Yardımcısı Uzm. Dr. Dilek Didem Ayyıldız mihmandarlık yaptı. Programa Türkiye’den Sağlık Bakanlığı GETAT Daire Başkanı Dr. Esra Karabal Arda, GETAT Daire Başkanlığı ve Danışma Komisyonu üyeleri, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) yetkilisi, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu Başkanı ile Hamidiye Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı da katıldı. Heyete merkezde yürütülen çalışmalar hakkında bilgi verilerek, Türkiye’nin geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanındaki bilgi birikimi ve uygulama tecrübeleri paylaşıldı. Merkezde akupunktur, hacamat, tıbbi sülük, ozon tedavisi, mezoterapi, PRP, apiterapi, fitoterapi, müzikterapi ve diyet danışmanlığı gibi uygulamaların yapıldığı aktarıldı. Ziyaretin ardından misafirlere Bursa’nın tarihi ve turistik mekanları tanıtılarak, şehrin kültürel mirası ve medeniyet birikimi hakkında bilgi verildi.
Erzincan’da taburcu edilen hastalar ihtiyaç halinde evlerine ambulansla ücretsiz götürülüyor
06 Ekim 2025 Pazartesi - 18:12 Erzincan’da taburcu edilen hastalar ihtiyaç halinde evlerine ambulansla ücretsiz götürülüyor Türkiye’de ilk kez Erzincan’da yaklaşık 3 yıl önce başlatılan uygulamayla hastanedeki tedavilerinin ardından taburcu edilen hastalar, ihtiyaç halinde doktor onayıyla ücretsiz olarak evlerine naklediliyor. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinden taburcu edilen hastalar, 3 yıldır ambulansla ücretsiz evlerine gönderiliyor. İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hastanelerden taburcu olan hastaların ihtiyaç halinde evlerine güvenli şekilde ulaştırılmasına yönelik 3 yıl önce çalışma başlatıldı. Bu kapsamda kentte bulunan 2 Evde Sağlık Hizmeti aracı ile 1 ambulans, nakil işlemleri için ayarlandı. Kentte bugüne kadar taburcu edilen vatandaşlardan 11 bin 256’sı sağlanan hizmet sayesinde ambulansla evine bırakıldı. İl Sağlık Müdürü Dr. Cihan Tekin, uygulamayı özellikle yaşlı, hareket kısıtlığı bulunan ve kendi imkanlarıyla ulaşım sağlayamayan hastalar için hayata geçirdiklerini söyledi. Hizmetle, vatandaşların daha sağlıklı ve konforlu bir ortamda evlerine bırakıldığını ifade eden Tekin, şöyle konuştu: "Bu hizmet yeni bir hizmet değil, yaklaşık 3 yıldır bu hizmetimizi yerine getiriyoruz. Son üç yılda 11 bin 256 vatandaşımızı sağlıklı bir şekilde evlerine naklettik. Burada tabii hastanemize 112’den bir ambulans verdik. Onlarda 3 şoför ve 5 sağlık personeli ile hastalarımızın güvenli bir şekilde naklini sağlıyorlar. Erzincan’da bu hizmetin devam ettiğini ve daha da geliştirerek devam edeceğimizi belirtmek istiyorum." Başhekim Prof. Dr. Ufuk Kuyrukluyıldız ise vatandaşların sadece hastanedeki tedavi hizmetleri ile ilgilenmediklerini belirterek, "Yapılan tedavinin daha da kaliteli ve hasta konforunun önemsenmesi açısından, büyük ameliyatlarda hastayı evine kadar güvenli bir şekilde götürmeyi planlıyoruz. Hocalarımızın verdikleri rapor doğrultusunda ambulansla eve gitmesini uygun gördükleri hastaları, nakil ekibimiz ile il ve ilçe merkezlerine hatta ücra köylerimize kadar evlerine güvenli bir şekilde götürüyoruz." dedi. Hastalardan 72 yaşındaki Şerif Öztürk de tedavisinin ardından taburcu olduğunu belirterek, gösterilen ilgi ve alaka karşısında duygulandığını, bu nedenle gözyaşlarını tutamadığını söyleyerek, herkese teşekkür etti.
Bu duraklar bağımlılığa ’dur’ diyor
06 Ekim 2025 Pazartesi - 17:24 Bu duraklar bağımlılığa ’dur’ diyor Samsun’da otobüs durakları bağımlılıkla mücadele temasıyla yeniden tasarlandı. Her biri halk sağlığı için birer bilinçlendirme merkezine dönüştü. Samsun’da her gün binlerce vatandaşın kullandığı otobüs durakları, artık sadece bir bekleme noktası olmaktan çıkıp halk sağlığı için birer bilinçlendirme merkezine dönüştü. Samsun Valiliği, Büyükşehir Belediyesi ve İl Sağlık Müdürlüğü’nün ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında, şehirdeki bazı otobüs durakları bağımlılıkla mücadele temasıyla yeniden tasarlandı. Şehrin en işlek noktalarında seçilen pilot duraklar, "Havamı Koru", "Sende Başarabilirsin" gibi güçlü sloganlar ve dikkat çekici görsellerle tamamen kaplandı. Bu giydirmeler üzerinde uyuşturucu, sigara ve diğer bağımlılıklardan kurtulmak isteyen vatandaşların ilk adımı atabilmeleri için kritik bilgiler yer alıyor. Özellikle, Sağlık Bakanlığı’nın ücretsiz hizmet veren ALO 171 Sigara Bırakma Danışma Hattı ve ALO 191 Uyuşturucu ile Mücadele Dayanışma ve Destek Hattı numarası ve hizmetleri, durakta bekleyenlerin kolayca görebileceği şekilde öne çıkarılıyor. Yapılan çalışmayı anlatan Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Hatice Öz, "Bağımlılıkla Mücadele İl Koordinasyon Kurulu’nun kararıyla farkındalık oluşturmak için 3 tane durağın farklı bir şekilde giydirilmesini sağladık. 2 durağımızda ALO 191’i, 1 durağımızda da ALO 171’i işledik. Biz aslında özel gün ve haftalarda farkındalık olması için bilbordları ve farklı alanları kullanıyorduk. Ancak bunlar geçici süreyle oluyor ve bir müddet sonra da unutuluyordu. İstedik ki kalıcı olsun ve herkesin dikkatini çeksin. Bu nedenle 3 durakta hem ALO 191’i hem ALO 171’İ işleyecek tarzda giydirmeler yapıldı. Bağımlılıkla mücadele kapsamında görünürlüğü artırmak için bu çalışmayı yaptık. Daha çok kişiye bilgi vermek, farkındalık oluşturmak ulaşabilmek için yapıldı" dedi.
Uzmanından uyarı: "Menenjit sadece çocuk hastalığı değil, gençler ve yaşlılar da risk grubunda"
06 Ekim 2025 Pazartesi - 15:59 Uzmanından uyarı: "Menenjit sadece çocuk hastalığı değil, gençler ve yaşlılar da risk grubunda" Menenjit hastalığının tedavi edilmediği takdirde ölümle sonuçlanabildiğini aktaran Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Bilgiç, "Menenjit hastalar bize klinik olarak ateş yüksekliği, baş ağrısı ve bilinç değişikliğiyle başvurmaktadır. Hastalığın belirli dönemlerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Özellikle 5 yaş altı çocuklarda, küçük çocuklarda, 16-21 yaş arası gençlerde ve 65 yaş üstünde hastalığın sıklığı artmaktadır" dedi. Toplumda genellikle çocuk hastalığı olarak bilinen menenjit, aslında her yaşta görülebiliyor. Beyin ve omuriliği saran zarların iltihaplanmasıyla ortaya çıkan bu hastalık, erken fark edilmediğinde ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Uzmanlar, özellikle genç erişkinler ve yaşlıların da risk grubunda bulunduğuna dikkat çekiyor. Tunceli Devlet Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Zeynep Bilgiç, menenjitin belirtileri, tedavi süreci ve korunma yolları hakkında önemli uyarılarda bulundu. "5 yaş altı çocuklarda, küçük çocuklarda, 16-21 yaş arası gençlerde ve 65 yaş üstünde hastalığın sıklığı artmaktadır" Tunceli Devlet Hastanesi’nde görev yapan Bilgiç, "Menenjit, menix adını verdiğimiz beyin ve omuriliği saran zarın iltihaplanması olarak adlandırılan bir hastalıktır. Menenjitin sebebi, sıklıkla virüsler, bakteriler ve nadir olarak mantar ve parazitler olmaktadır. Menenjit hastalar bize klinik olarak ateş yüksekliği, baş ağrısı ve bilinç değişikliğiyle başvurmaktadır. Hastalığın belirli dönemlerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Özellikle 5 yaş altı çocuklarda, küçük çocuklarda, 16-21 yaş arası gençlerde ve 65 yaş üstünde hastalığın sıklığı artmaktadır. Hastalık tedavi edilmediği takdirde ölümle sonuçlanmaktadır. Tedavi edilse bile özellikle meningokok menenjiti dediğimiz menenjit türünde ölüm oranı yüzde 20’lere ulaşabilmektedir. Ayrıca hastalık tedavi edilse de, tedaviye geç başladığımız dönemlerde hastalar, hayatlarının geri kalanında sağırlık, nörolojik problemler gibi problemlerle hayatlarına devam etmek zorunda kalmaktadırlar" diye konuştu. "Askeri birliklerde kalanlara, yurtlarda kalanlara ve kalabalık ortamlarda yaşayanlara aşı öneriyoruz" Hastalığın önlenmesinde koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine değinen Dr. Bilgiç, "Biz bu yüzden hastalığın oluşmadan önce önlenmesini, yani koruyucu sağlık hizmetlerini, özellikle önemsiyoruz. Bakteriyel menenjitlerin aşısı bulunmakta. Çocukluk çağında pnömokok ve hemofilus influenza için rutin aşı takvimimizde aşılama mevcut. Ayrıca riskli gruplara biz meningokok aşısı ve diğer menenjit aşılarını mutlaka yaptırmalarını öneriyoruz. Bu riskli gruplar arasında da menenjitin sık görüldüğü Afrika ülkelerine seyahat eden ya da Hacca gidecek kişilere mutlaka aşı yaptırmalarını öneriyoruz. Toplu yaşam alanı bu hastalık için risk teşkil ettiğinden dolayı askeri birliklerde, yurtlarda kalanlara ve kalabalık ortamlarda yaşayanlara aşı öneriyoruz. Ayrıca bağışıklık sistemi baskılanmış olan bazı özel gruplarda dalağı sonradan alınmış ya da mevcut dalağı fonksiyon göstermeyen kişilerde, HIV ile yaşayan bireylerde mutlaka menenjit aşısını öneriyoruz. Aşıların koruyuculuğu oldukça yüksek. Bu yüzden özellikle risk grubunda bulunan kişilerin aşılanması bu ölümcül seyreden ve nörolojik sekerleri (kalıcı bulguları) olan bu hastalığın önlenmesinde oldukça etkili bir yöntem" şeklinde konuştu.