SAĞLIK
Uzmanından dünyada en çok öldüren 4’üncü hastalık için uyarı: "KOAH’ı sigarayı bırakmak, zatürreyi aşı durdurur" 12 Nisan 2026 Pazar - 13:12:20 Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Prof. Dr. Sait Karakurt, toplumda sık görülen Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve zatürre hakkında önemli uyarılarda bulundu. KOAH’ın ölümcül hastalıklar listesinde üst sırada yer alan ve toplumda sık görülen bir rahatsızlık olduğunu dile getiren Karakurt, "Vakaların yaklaşık yüzde 85’i sigara kullanımına bağlı" dedi. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Sait Karakurt, dünya genelinde can kayıplarına neden olan hastalıklar arasında 4’üncü sırada yer alan KOAH ve beraberinde getirdiği zatürre riskine karşı önemli açıklamalarda bulundu. Vakaların yüzde 85’inin sigara kullanımı kaynaklı olduğunu vurgulayan Karakurt, KOAH’ın önlenebilir bir hastalık olduğunun altını çizerken; özellikle 65 yaş üstü ve risk grubundaki bireylerin zatürreye karşı aşılama ve erken teşhis konusunda hassas olmaları gerektiğini belirtti. "KOAH önlenebilir bir rahatsızlıktır; sigaranın bırakılmasıyla birlikte tamamen ortadan kalkacaktır" KOAH’ın en büyük sebebinin sigara kullanımı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sait Karakurt, hastalığın ciddiyetini ve önlenebilmesi için yapılması gerekenleri şu şekilde aktardı: "KOAH toplumda sık görülen bir hastalıktır ve yaklaşık toplumda bunu yüzde 10 civarında görüyoruz. KOAH, zararlı maddelerin akciğeri parçalamasıyla oluşan bir rahatsızlık ve bunun da en önemli nedeni sigara. Vakaların aşağı yukarı yüzde 85’i sigara kullanımından kaynaklıdır. Bunun dışında hava kirliliği, iş yerlerinde kimyasal maddelere maruz kalma ve enfeksiyonlar da yine KOAH’ın nedenleri arasındadır. KOAH’ın önemi şu; bugün Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) dünyada insanları öldüren hastalıklar listesinde ilk 10’da 4’üncü sırada yer alıyor. KOAH önlenebilir bir rahatsızlıktır; sigaranın bırakılmasıyla birlikte tamamen ortadan kalkacaktır." "Akciğer dokusunun tahrip olduğu her durumda hastaların enfeksiyona karşı eğilimi artar" KOAH’ın akciğer dokusunu tahrip eden bir hastalık olduğunu ve bu nedenle de hastaların enfeksiyona açık hale geldiğine dikkat çeken Karakurt, "Akciğer dokusunun tahrip olduğu her durumda hastaların enfeksiyona karşı eğilimi artar ve enfeksiyona yakalandıkları zaman bunun geçmesi güç olur. KOAH’lı hastalar zatürre geçirdikleri zaman öksürük ve balgam artışı gibi bir takım belirtiler gelişir. Ayrıca ateşin 38,5 derecenin üstüne çıkması, nefes darlığının artması, titremeyle birlikte ateşin yükselmesi ve bir takım bilinç bozukluğu gibi belirtiler hastanın zatürre olduğunu gösterebilir. Bu nedenle hastaların erkenden doktora başvurmaları önemlidir" şeklinde konuştu. "Bronşitten ölüm pek görülmez ama zatürre tehlikelidir" Hastalarda bronşit ve zatürrenin ayırt edebilmesi için belirtilerin doğru tespit edilmesi gerektiğini vurgulayan Karakurt, "Hem zatürrede hem de bronşitte hastalarda öksürük, balgam ve ateş görülür ama burada ikisini ayırt etmek lazım. Bronşit daha çok hava yollarının yani bronşların iltihaplanmasıdır. Zatürre ise hava yollarının uçlarında bulunan ve karbondioksit değişimini sağlayan alveollerin yani hava keselerinin iltihaplanmasıdır. Bronşitten ölüm pek görülmez ama zatürre tehlikelidir; aşağı yukarı yüzde 10 gibi bir ölüm oranıyla seyreder ve bu ölüm oranı yaş arttıkça artar. Ayrım için ateşin yüksek olup olmamasına ve hastada bilinç bozukluğu, solunum sayısının artması ve morarma gibi belirtiler görüldüğü takdirde zatürre olabileceğini düşündürür. Bu gibi durumlarda en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir" ifadelerini kullandı. "Aşı olmak ve yaşam şartlarını düzeltmek zatürreden korunmak açısından önemlidir" Son olarak zatürrenin önlenebilir bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karakurt, "Zatürrenin aşısı var ve bunu mutlaka olmak gerekir. Zatürre riski genelde 5 yaş altı çocuklarda ve 65 yaş üstü bireylerde artar. Ayrıca hastalarda bilinçle alakalı sıkıntılar varsa örneğin felç gibi, ya da yutmayla alakalı sıkıntılar varsa çeşitli kas hastalıkları gibi zatürre de sıklıkla artar. Bir de daha sıkışık yaşamdan dolayı zatürre genelde kış aylarında daha çok gördüğümüz bir rahatsızlıktır. Bunun dışında okullar, kreşler, cezaevleri ve kışlalar gibi sıkışık yaşam şartlarında ve ekonomik düzeyin düşük olduğu durumlarda zatürrenin arttığını biliyoruz. Burada olabildiği kadar bu faktörleri düzeltmek ve aşı olmak zatürreden korunmak açısından önemlidir" dedi.
12 Nisan 2026 Pazar - 11:53 Büyükşehir Belediyesi’nden Parkinson hastalarına özel eğitim Antalya Büyükşehir Belediyesi, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü kapsamında Parkinson hastalarına yönelik eğitim programı düzenledi. Atatürk Antalya Spor ve Fitness Merkezleri’nde (ASFİM) gerçekleştirilen etkinlikte kurslara katılan Parkinson hastaları ve yakınlarına hastalığa ilişkin bilgilendirme yapılırken, günlük hayatı kolaylaştıracak yöntemler ve egzersiz teknikleri anlatıldı. Antalya Büyükşehir Belediyesi, 11 Nisan Dünya Parkinson Günü nedeniyle Antalya Spor ve Fitness Merkezleri’nde (ASFİM) Parkinson hastalarına yönelik eğitim düzenledi. Eğitime katılan Parkinson hastalarına ve yakınlarına Doktor Feride Ekimler Şahin Süslü tarafından hastalık hakkında bilgiler verilirken, faydalı egzersizler ve günlük yaşamı kolaylaştıracak yöntemler anlatıldı. Eğitimin ardından ise faydalı egzersiz programları uygulamalı olarak gösterildi. Parkinson’un genellikle 65 yaş üzerinde ki bireylerde yüzde 1 oranında görüldüğünü belirten Dr. Feride Ekimler Süslü, "Hastalık; yürüme bozuklukları, hareketlerde yavaşlama ve günlük aktivitelerde kısıtlılık gibi sorunlara yol açabiliyor. Uygulanan tedavilerin yanı sıra egzersizlerle hastaların günlük yaşamlarını kolaylaştırmayı amaçlıyoruz" dedi. "Derslerin faydasını görüyorum" ASFİM eğitmeni Yeliz Durak ise Parkinson’un yalnızca bireyleri değil, aileleri ve toplumu da etkileyen bir sağlık sorunu olduğuna dikkat çekerek, "Küçük bir hareket bile büyük fark oluşturur. Büyükşehir Belediyesi olarak Parkinson hastalarına destek olmaya devam ediyoruz." ifadelerini kullandı. Parkinson dersi kursiyeri Emine Demir, "Önceden ileri yaş grubu derslerine geliyordum. Sonrasında Parkinson teşhisi konulunca Parkinson hastalarına özel olan derslere gelmeye başladım. Bu derslerin çok faydasını görüyorum. Günlük yaşantımdaki hareketlerimde önemli değişiklikler oluyor, kendime güvenim artıyor. Daha önce birçok farklı kursa gittim ama en son burada aradığımı buldum" diye konuştu. "Çok fazla gelişme katettim" Parkinson dersi kursiyeri Hüseyin Uluışık ise, "Bir süredir burada çalışmalara geliyorum ve çok fazla faydasını gördüm. Sağ olsun hocalarımız bizim için çok farklı çalışmalar yapıyorlar. İlk geldiğim günden bu yana çok gelişme katettim. 5 yıllık bir Parkinson geçmişim var, burada çok artılar kazandım. Buraya herhangi bir ücret ödemiyoruz, tamamen ücretsiz şekilde bu harika hizmeti alıyoruz" dedi.
12 Nisan 2026 Pazar - 11:50 AOSB Semt Polikliniği’nde hizmet yelpazesi genişliyor AOSB sınırları dâhilinde bölge çalışanlarının sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla 2023 yılında hizmete açılan ve 7/24 acil hizmet dâhil 12 branşta sağlık hizmeti verilen AOSB Semt Polikliniği’nin hizmetlerine yeni halkalar eklendi. Adana Hacı Sabancı Organize Sanayi Bölgesi Semt Polikliniği, yeni branşların eklenmesiyle hizmet kapasitesini genişletti. AOSB Bölge Müdürü Ersin Akpınar, sanayiciler ve çalışanlar için sağlık hizmetlerini güçlendirmeye devam ettiklerini söyledi. OSB Semt Polikliniği’nde sağlık hizmetlerinin yeni branşlarla genişletildiğini belirten Akpınar, şu bilgileri paylaştı: "Sigara Bırakma Polikliniği, KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) ve Obezite Polikliniği hizmetleri devreye alındı. Bu yeni hizmetlerle birlikte sanayicilerin ve çalışanların sağlık hizmetlerine daha hızlı ve kapsamlı şekilde ulaşmasını hedefliyoruz" Akpınar, AOSB’de yalnızca üretimin değil, çalışanların sağlığının da öncelikli konular arasında yer aldığını söyledi. Akpınar, "Sanayimizin sürdürülebilirliği için çalışanlarımızın sağlığı büyük önem taşıyor. Bu anlayışla AOSB Semt Polikliniğimizde hizmet çeşitliliğini artırmaya devam ediyoruz." dedi. Akpınar, poliklinikte sunulan hizmetlerin erken teşhis, sağlıklı yaşam bilinci ve kronik hastalıkların önlenmesi açısından önemli bir ihtiyaca cevap verdiğini ifade etti. Yeni Hizmetler ve Çalışma Günleri Akpınar, AOSB Semt Polikliniği’nde hizmet vermeye başlayan yeni branşlara ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Sigara Bırakma Polikliniği, her salı günü 09.00-15.30 saatleri arasında hizmet verecek. KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi) ve Obezite Poliklinikleri ise her pazartesi ve cuma günü 09.00-15.30 saatleri arasında hasta kabul edecek." Randevu Sistemi Akpınar, muayene ve tarama işlemleri için randevu sisteminin aktif şekilde kullanılması gerektiğini söyledi. Akpınar, MHRS (Merkezi Hekim Randevu Sistemi), Alo 182 ve doğrudan poliklinikten randevu alınmasıyla bu hizmetlere erişilebileceğini kaydetti. Akpınar, "AOSB Semt Polikliniğimizde genişletilmiş hizmet kapasitemizle tüm sanayicilerimizin ve çalışanlarımızın yanındayız. Sağlıklı bir yaşam için herkesin düzenli kontrollerini yaptırmasını öneriyoruz." dedi.
12 Nisan 2026 Pazar - 10:49 Uzmanından uyarı: "Sıkılabilen çocuklar geleceği kurtaracak" Psikolog Doğancan Dursun, dijital dünyanın çocuk gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, ebeveynleri "dijital bakıcılar" konusunda uyardı. Dursun, aşırı dijitalleşmenin çocukların beyin gelişimini olumsuz etkilediğini belirterek, "Sıkılabilen çocuklar bu çağda avantajlı olacak" dedi. Acıbadem Kent Hastanesi’nden Klinik Psikolog Doğancan Dursun dünyanın her geçen gün daha hızlı bir tempoya sürüklendiğini, bu hızın çocukların gelişim sürecinde "gürültü etkisi" oluşturduğunu söyledi. Özellikle kısa ve hızlı içeriklerin yer aldığı "reels" videolarının çocukları yoğun bir uyaran bombardımanına maruz bıraktığını kaydeden Dursun, bunun dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu (DEHB), dürtü kontrol sorunları ve çeşitli bağımlılık risklerini artırabileceğini vurguladı. "Tablet karşısında yemek yedirmeyin" İnsan beyninin anne karnından itibaren gelişmeye başlayan ve doğum sonrası ilk yıllarda en hızlı dönemini yaşayan kümülatif bir sistem olduğunu belirten Dursun, bakım verenle kurulan tutarlı bağın beyin gelişimi açısından kritik öneme sahip olduğunu dile getirdi. Günümüzde bu bağın yerini telefon ve tabletlerin aldığını ifade eden Dursun, "Tablet ve telefon gibi dijital cihazlarla oyalanan çocuklar aşırı uyarana maruz kalırlar ve ekran karşısında adeta donuklaşırlar. Bu sağlıklı bir durum değildir" diye konuştu. Yemek sırasında eline tablet verilen bir çocuğun yediği besinin tadını ve o anın hazzını deneyimleyemediğini kaydeden Dursun, doğal yollarla elde edilmeyen bu hazzın ilerleyen yaşlarda daha fazla tüketim isteği, obezite ve bağımlılıklara yönelik riskleri artırabileceğini belirtti. Dursun, çaba sarf etmeden ulaşılan "aşırı dopaminin" beynin ön bölgesinde duyarsızlaşmaya yol açabileceğini ifade etti. "Anne canım sıkıldı" sözü yeniden gündemde Çocukların sıkılmasına izin verilmesi gerektiğini vurgulayan Dursun, geçmişte sıkça duyulan "Anne canım sıkıldı" sözünün bugün bilimsel araştırmalarla desteklendiğini söyledi. Sıkılmanın üretkenliği, içsel motivasyonu ve odaklanmayı artıran önemli bir eşik olduğunu belirten Dursun, hazırlanmış bir çevrede kum, çamur ve sokak oyunları gibi doğal etkinliklerin çocuk gelişimine katkı sağladığını ifade etti. Haftalık "ekransız sürelerin" beynin doğal dengesini korumaya yardımcı olacağını dile getirdi. "Az oyuncak, çok hayal gücü" Güncel araştırmaların, çok fazla oyuncağa sahip çocukların da odaklanma süresinin kısaldığını; daha az oyuncağı olan çocukların ise daha uzun süreli ve geliştirici oyunlar kurabildiğini gösterdiğini belirten Dursun, ebeveynlerin nicelik yerine niteliğe odaklanması gerektiğini söyledi. "20 oyuncak kuralı"nın yeterli olabileceğini kaydeden Dursun, "20’den fazla oyuncak çocuğa yarar yerine zarar getirir, doyumsuzluğa yol açar. Her istenen oyuncağın hemen alınmaması ve mahrumiyetin de gelişimin bir parçası olduğunun bilinmesi gerekir" diye konuştu. Ailelere öneriler Çocuklukta başlayan bağımlılıkların ömür boyu sürebilecek yıkıcı sonuçlar doğurabileceğine dikkat çeken Dursun, "Bugün yavaşlamaya ve çocukların sıkılmasına izin vermeliyiz" dedi ve ebeveynlere, "Haftada en az 2 gün ’ekransız detoks’ uygulayın. Hafta içi sanal oyunlar olmasın. Çocuklarla dijitalden arınmış ortamlarda düzenli ve gerçek iletişim kurun. Takım sporları ve fiziksel aktivite gerektiren sokak oyunlarına yönlendirin" önerilerinde bulundu.
Memorial Bodrum Hastanesi’nde Meme Kanseri farkındalığına destek: "Pembe Ayna"
06 Ekim 2025 Pazartesi - 12:47 Memorial Bodrum Hastanesi’nde Meme Kanseri farkındalığına destek: "Pembe Ayna" Memorial Sağlık Grubu, beş yıldır sürdürdüğü "Pembe Ayna" projesiyle meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmeye devam ediyor. "Ayna Karşısında 5 Dakika" sloganıyla yürütülen proje, kadınları kendi kendine meme muayenesi konusunda bilinçlendirmeyi amaçlıyor. Bu yıl da 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında hayata geçirilen proje, Memorial Bodrum Hastanesi’nde farkındalık oluşturuyor. Hastanenin lobi alanında 1-20 Ekim tarihleri arasında sergilenecek Pembe Ayna, ziyaretçileri bilinçlenmeye davet ediyor. Katılımcılar, ayna karşısında kendi muayenelerini hatırlarken, sosyal medyada fotoğraflarını paylaşarak erken tanının hayat kurtarıcı önemine dikkat çekecekler. Meme Sağlığı ve Meme Kanseri Meme kanseri, dünyada ve Türkiye’de kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak biliniyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2021 yılından itibaren meme kanseri, tüm kanser türleri arasında ilk sırada yer alıyor. Türkiye’de her 8 kadından 1’i yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıyor. Meme kanseri genellikle 40 yaş üzeri kadınlarda daha sık görülmekle birlikte, genç yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. Risk faktörleri arasında ailede meme kanseri öyküsü, genetik faktörler (BRCA1-2 gen mutasyonları), erken adet görme, geç menopoz, obezite, hareketsiz yaşam ve sigara kullanımı yer alıyor. Meme kanserinin en önemli özelliği erken tanıyla tedavi başarısının çok yüksek olurken, erken evrede yakalanan meme kanserinde 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 90’ın üzerinde olduğu belirtiliyor. Kadınların her ay düzenli olarak kendi meme muayenelerini yapmalarının erken tanı için kritik öneme sahip olduğuna dikkat çeken Memorial Bodrum Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Doç. Dr. Mustafa Emiroğlu, ayna karşısında yapılacak muayenede şu adımları önerdi: "Ayna karşısına geçin. Kollarınızı serbest bırakıp memelerinizi gözlemleyin. Şekil, simetri, ciltte çekilme, kızarıklık veya şişlik olup olmadığını kontrol edin. Kollarınızı yukarı kaldırın. Her iki memede aynı hareketin olup olmadığını, ciltte ya da meme ucunda çekilme fark edip etmediğinizi inceleyin. Ellerinizi belinize bastırın. Göğüs kaslarınızı sıkın ve memelerde farklılık olup olmadığını gözlemleyin. Elle muayene edin. Parmak uçlarınızı kullanarak dairesel hareketlerle memenizi yukarıdan aşağıya, içten dışa doğru tarayın. Sertlik, kitle veya hassasiyet olup olmadığını kontrol edin. Meme uçlarını kontrol edin. Akıntı, kabuklanma veya şekil değişikliği varsa not edin. Koltuk altlarını muayene edin. Şişlik ya da lenf bezi büyümesi olup olmadığını kontrol edin. Herhangi bir değişiklik fark edildiğinde gecikmeden bir meme cerrahına başvurulması önerilmektedir"
El yıkama, hastalıklardan korunmada en güçlü silah
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:32 El yıkama, hastalıklardan korunmada en güçlü silah Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gamze Avcı, anne babalara çocuklarını Covid-19 ve diğer enfeksiyon hastalıklarından korumak için basit ama etkili önlemler almaları gerektiğini hatırlattı. Uz. Dr. Avcı, "Çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırmak, basit gibi görünse de hastalıklardan korunmada en güçlü silahlarımızdan biridir" diyerek, aileleri uyardı. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Gamze Avcı, enfeksiyon hastalıklarından korunmada el hijyeninin önemine dikkat çekerken, 2019 yılının Aralık ayında ortaya çıkan Covid-19’un çocuklarda da görülebildiğini hatırlattı. Çocuklarda Covid 19’un bulgularının genellikle ateş, öksürük, burun tıkanıklığı, halsizlik şeklinde olduğunu belirten Uz. Dr. Avcı, "Bazen bulantı, kusma ve ishal de görülebiliyor. Akciğer tutulumu olanlarda ise solunum zorluğu ve beslenme güçlüğü gelişebiliyor. Çocuklar hastalığı hiçbir belirti göstermeden de geçirebilir." diye konuştu. Virüsün çocuklara damlacık yoluyla ya da oyuncak ve yüzeyler üzerinden bulaşabildiğini vurgulayan Dr. Avcı, kuluçka süresinin 1 ila 14 gün arasında değiştiğini, ortalama 5 gün olduğunu aktardı. Çocuklara el yıkama alışkanlığı kazandırma konusunda ailelere önemli görev düştüğünü belirten Uzm. Dr. Avcı, "Çocuklarınıza rol model olun, çocuklarınıza el yıkamanın önemini anlatın. Küçük çocuklarınızın ellerini sık sık yıkayın, büyük çocuklara 20 saniye kuralını öğretin. Çocuklarınıza el yıkamayı sevdirirseniz, bu güzel alışkanlık onları enfeksiyon hastalıklarından korunmada ilk adım olacaktır." dedi. Çocukları korumak için öneriler Uz. Dr. Gamze Avcı çocukları enfeksiyonlardan korumak için önerilerde bulundu. Çocukların kalabalık ve havasız ortamlardan uzak tutulmasını öneren Uz. Dr. Avcı sözlerini şöyle sürdürdü: "Çocuklarınızı hasta çocuklar ve risk grubundaki kişilerle (yaşlı ve kronik hastalığı olanlar) bir araya getirmeyin Maske kullanabilecek yaşta olan çocuklara gerekli durumlarda maske takmayı öğretin. Beslenmelerine dikkat edin, meyve ve sebze tüketmelerini sağlayın. Düzenli uyumalarına özen gösterin. "
"Mevsim geçişlerinde çocuklarda ishale dikkat"
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:21 "Mevsim geçişlerinde çocuklarda ishale dikkat" Çocuklarda ishalin en sık nedeninin virüsler olduğunu belirten Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, "İshal, daha çok mevsim geçişi dönemlerinde gözlenir. Sulu kakaya; ateş, kusma, karın ağrısı ve iştahsızlık da eşlik edebilir. Bakteri ve parazitlerin sebep olduğu ishaller mikrobun bulaştığı yiyecek-içecek veya temas etmiş ellerin ağıza götürülmesi ile bulaşır. İshal sık karşılaşılan ve nadiren ciddi seyreden bir hastalık olmakla birlikte küçük bebeklerde ateş ve kusmanın eşlik ettiği durumlarda çocuk doktoruna başvurmak oldukça önemlidir" dedi. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, mevsim geçişlerinde çocuklarda sıklıkla görülen ishal konusunda açıklamalarda bulundu. Çocuklarda ishalin en sık nedeninin virüsler olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Çebi, "İshal, daha çok mevsim geçişi dönemlerinde gözlenir. Sulu kakaya; ateş, kusma, karın ağrısı ve iştahsızlık da eşlik edebilir. Bakteri ve parazitlerin sebep olduğu ishaller mikrobun bulaştığı yiyecek-içecek veya temas etmiş ellerin ağıza götürülmesi ile bulaşır. Virüslerin sebep olduğu ishaller temas ile kolayca bulaşabilmektedir. İshal sık karşılaşılan ve nadiren ciddi seyreden bir hastalık olmakla birlikte küçük bebeklerde ateş ve kusmanın eşlik ettiği durumlarda çocuk doktoruna başvurmak oldukça önemlidir" diye konuştu. "Belirtiler bir veya iki gün sürebilir" Çocuklarda ishalin genellikle 24-48 saat içinde düzelen kusma atağı ile başladığını belirten Uzm. Dr. Çebi, "Belirtiler bir veya iki gün süren hafif ishal ve bulantıdan, birkaç gün süren şiddetli ve bol sulu dışkılamaya kadar değişkendir. İshal, genellikle 24 saat içinde en az üç kez gözlenen yumuşak kıvamlı veya sulu dışkılama olarak ifade edilmektedir" şeklinde konuştu. "Yüksek ateş görülebilir" Uzm. Dr. Çebi, çocuklarda ani başlangıçlı ishalin yaygın belirtilerini ise şöyle sıraladı: "Yumuşak kıvamlı veya sulu dışkılama, dışkılama ile rahatlayan ve kramplar halinde gelen karın ağrısı atakları, bulantı ve kusma, yüksek ateş, kas veya baş ağrısı." İshalin genellikle 3-5 gün sürdüğünü ve bu sürenin bazen daha uzayabileceğini söyleyen Uzm. Dr. Çebi, "Yumuşak kıvamlı dışkılama, bağırsaklar normal düzenine dönmeden bir hafta kadar daha sürebilir. Bazı çocuklar, akut ishalden sonra zaman içinde düzelen geçici bir laktoz intoleransı geliştirirler; bu durumda süt içtikten veya süt ürünleri tükettikten sonra yumuşak kıvamlı dışkılarlar" dedi. "İdrar çıkışında azalma sıvı kaybı belirtisi olabilir" Dehidratasyon (sıvı kaybı) belirtilerine değinen Uzm. Dr. Çebi, "İdrar çıkışında azalma, ağız kuruluğu, gözyaşında azalma, göz kürelerinde çöküklük, halsizlik ve huzursuzluk sıklıkla gözlenebilen dehidratasyon belirtileridir. Ancak, acil tıbbi yardım alma gereksinimi ifade eden uykuya meyilllilik, soluk veya alacalı bir cilt, soğuk el ve ayaklar, ıslak bez sayısında ciddi azalma, hızlı ve yüzeysel soluma gibi belirtiler dehidratasyonun şiddetli olduğunu göstermektedir" ifadelerini kullandı. "Bol su tüketimi önemli" Bol su tüketiminin öneminden bahseden Uzm. Dr. Çebi, "Çok sulu sümüksü ve kanlı dışkı, siyah-katran rengi dışkı, idrar yapamama ya da idrar renginde kırmızılık önemlidir. Bu durumu çocuk doktorunuzla mutlaka görüşmelisiniz. Evde bol su ve anne sütü ile sık besleme uygulanmaktadır. Şekerli, yağlı salçalı gıdalar verilmemelidir. Yağlı gıdalar, meyve suları ve çok şekerli içecekler ishali arttırabilir. İshale yönelik ilaç tedavisi doktorunuz önermedikçe gerekli değildir. Destek için doğal ya da ilaç formunda probiyotikler kullanılabilir. 1 yaşından küçük bebekler, kanlı ishal, kusma ağızdan beslenememe, uyuklama hali, halsizlik, ağız kuruluğu, idrarda azalma ve yüksek ateş durumunda hemen çocuk doktoruna başvurulmalıdır, gözetim altında tutulmalıdır" şeklinde konuştu.
‘Normal doğum, anne ve bebek sağlığını koruyor’
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:19 ‘Normal doğum, anne ve bebek sağlığını koruyor’ Normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından önemine dikkat çeken Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sema Ağar Sezgin, "Enfeksiyon ve komplikasyon riskini azaltan normal doğum, annenin günlük hayatına çok daha kısa sürede dönmesine imkan tanır" dedi. 1-7 Ekim Normal Doğum Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan Medical Park Ordu Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Sema Ağar Sezgin, normal doğumun anne ve bebek sağlığı açısından önemine dikkat çekti. Normal doğumun annenin doğum sonrası toparlanma sürecini hızlandırdığını belirten Opr. Dr. Sezgin, "Enfeksiyon ve komplikasyon riskini azaltan normal doğum, annenin günlük hayatına çok daha kısa sürede dönmesine imkan tanır" diye konuştu. "Bebeğin bağışıklığını güçlendiriyor" Normal doğumun bebek için de yararlı olduğunu vurgulayan Opr. Dr. Sezgin, "Normal doğumla dünyaya gelen bebekler, doğum kanalından geçerken faydalı bakterilerle tanışır. Bu da bağışıklık sistemlerinin güçlenmesine ve ilerleyen yıllarda daha sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlar" ifadelerine yer verdi. "Korkular yerine bilinçli hazırlık" Toplumda, normal doğuma dair yanlış inanışların ve kaygıların bulunduğunu dile getiren Opr. Dr. Sezgin, "Anne adaylarının doğru bilgilendirilmesi çok kritiktir. Bilimsel verilerle desteklenen hazırlık süreçleri sayesinde kadınlar doğum deneyimini korkular yerine bilinçli bir güvenle yaşayabilir" şeklinde konuştu. "Anne-bebek bağını güçlendiriyor" Opr. Dr. Sezgin, normal doğumun psikolojik boyutuna da değinerek, "Anne ile bebeğin daha hızlı temas etmesi, doğumdan hemen sonra emzirmenin başlaması ve bağ kurma sürecinin hızlanması, hem anne hem de bebek için çok değerlidir" ifadelerine yer verdi. "Doğal ve sağlıklı bir süreç" Normal doğumun fizyolojik ve doğal bir süreç olduğuna değinen Opr. Dr. Sezgin, şu ifadelere yer verdi: "Doğal ve sağlıklı bir süreç olan normal doğum, sadece anne sağlığını değil, sağlıklı nesillerin gelişimini de etkiler. 1-7 Ekim Normal Doğum Haftası vesilesiyle tüm anne adaylarını bilinçlenmeye davet ediyoruz."
Genel Cerrahi Uzmanı Feridun Baysal: "Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır"
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:16 Genel Cerrahi Uzmanı Feridun Baysal: "Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır" Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sıraya akciğer kanseri ikinci sıraya ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Feridun Baysal, meme kanseri hakkında değerlendirmelerde bulunarak her 8 kadından birinin meme kanserine yakalandığını ifade etti. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sıraya akciğer kanseri ikinci sıraya ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir. Meme kanserine yakalanmamak için hastaların takip edilmesi gerekiyor. Takipte de ailenizde meme kanseri yoksa 40-50 yaş aralığında iki yılda bir mamografi ve meme ultrasonunu birlikte öneriyoruz. 50 yaşından sonra ise yılda bir defa meme ultrasonunu öneriyoruz. 50 yaşından sonra adet görülen dönemlerde adetin birinci gününden itibaren sayılacak 12-14 günleri arasından mamografi çekilmesi çekim açısından daha değerlidir. Ondan dolayı da bu tarihler arasında öneriyoruz. Mamografi ile meme ultrasonunu birbirini tamamlayan iki tektik olarak görüyoruz. Meme MR’ını gereken hastalarda biz kendimiz istiyoruz. Çünkü biyopsi endikasyonunu arttıran bir tetkiktir. Rutin taramada meme MR’ı kullanmıyoruz. Rutin taramalarda meme ultrasonunu da tek başına önermiyoruz. 40 yaşından sonra mamografiyle birlikte öneriyoruz. Kadınların banyoda kendilerini sabunluyken muayene etmeleri çok önemli. Memelerini saat yönünde muayene ederlerse görebilecekleri ve hissedecekleri bir kitlede hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Meme baş akıntıları bizler için önemli. Kendi kendine gelen akıntılar bizim için çok değerli. Kadınların memelerinin uçlarını asla sıkmamalarını istiyoruz. Kendi kendine gelen akıntılardan da kanlı akıntılar değerlidir buna dikkat etmek lazım. Kanlı akıntılarda hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Beyaz akıntılarda da bir hormon bozukluğu olabilir" diye konuştu. "Gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz" Meme kanserinin kadınlarda sık görüldüğünü fakat erkeklerde de olduğunu belirten Opr. Dr. Baysal, "Özellikle gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz. Kadınlara göre yüzde 1 oranında daha düşüktür ama erkek meme kanseri hastalarımız da var. Bunlara dikkat etmek lazım. Erken adet görmeye başlayıp geç menopoza girmek meme kanseri riskini arttırır. Bunların yanında sigara içmek, şeker hastası olmak da meme kanseri riskini arttırır. Ailenizde meme kanseri varsa over, tiroit, kolon ve pankreas kanserlerine de uyanık olmak lazım. Bunlar BRCA 1 BRCA 2 mutasyonları risk açısından değerlendirilmelidirler. Özellikle erken yaşlarda kansere yakalanmış bir birey varsa çok uyanık olmak lazım. Geçmişte kullanılan doğum kontrol haplarının halk arasında meme kanseri riskini arttırdığı söyleniyor ama öyle bir durum yok. Gece yatarken sütyen takanlarda lenfatik dolaşımlar engellendiği için meme kanseri riski artıyor. Koltuk altına deodorant ve roll-on kullanılması özellikle de alüminyum içeren deodorant ve roll -onlar meme kanseri riskini arttırabilir." "Bu konuda hassas olmakta fayda var" Meme kanseri teşhisisin biyopsi ile konduğunu aktaran Baysal, "Biyopsiden korkmamak lazım. Eğer memenizde bir kitle tespit edildiyse bu kitlenin takibinin yapılması lazım. Kitle büyüyorsa veya meme kanseri riski içeren görünümler görüyorsa mutlaka biyopsi almak lazım. Biyopsiler, doku biyopsisi şeklinde olmalıdır. İğne biyopsisi şeklinde değil. Tanı konulduktan sonra ameliyat öncesi kemoterapi veya bazı ilaçlar var o ilaçların verilmesi. Ameliyat sonrası da radyoterapi veya kemoterapi gibi teknik ve tedavilerle meme kanseri sorunu çözülecektir. Bu konuda hassas olmakta fayda var" ifadelerini kullandı.
Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır"
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:12 Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır" Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sırayı akciğer kanseri ikinci sırayı ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Feridun Baysal, meme kanseri hakkında değerlendirmelerde bulunarak her 8 kadından birinin meme kanserine yakalandığını ifade etti. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sırayı akciğer kanseri ikinci sırayı ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir. Meme kanserine yakalanmamak için hastaların takip edilmesi gerekiyor. Takipte de ailenizde meme kanseri yoksa 40-50 yaş aralığında iki yılda bir mamografi ve meme ultrasonunu birlikte öneriyoruz. 50 yaşından sonra ise yılda bir defa meme ultrasonunu öneriyoruz. 50 yaşından sonra adet görülen dönemlerde adetin birinci gününden itibaren sayılacak 12-14 günleri arasından mamografi çekilmesi çekim açısından daha değerlidir. Ondan dolayı da bu tarihler arasında öneriyoruz. Mamografi ile meme ultrasonunu birbirini tamamlayan iki tektik olarak görüyoruz. Meme MR’ını gereken hastalarda biz kendimiz istiyoruz. Çünkü biyopsi endikasyonunu arttıran bir tetkiktir. Rutin taramada meme MR’ı kullanmıyoruz. Rutin taramalarda meme ultrasonunu da tek başına önermiyoruz. 40 yaşından sonra mamografiyle birlikte öneriyoruz. Kadınların banyoda kendilerini sabunluyken muayene etmeleri çok önemli. Memelerini saat yönünde muayene ederlerse görebilecekleri ve hissedecekleri bir kitlede hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Meme baş akıntıları bizler için önemli. Kendi kendine gelen akıntılar bizim için çok değerli. Kadınların memelerinin uçlarını asla sıkmamalarını istiyoruz. Kendi kendine gelen akıntılardan da kanlı akıntılar değerlidir buna dikkat etmek lazım. Kanlı akıntılarda hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Beyaz akıntılarda da bir hormon bozukluğu olabilir" diye konuştu. "Gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz" Meme kanserinin kadınlarda sık görüldüğünü fakat erkeklerde de olduğunu belirten Opr. Dr. Baysal, "Özellikle gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz. Kadınlara göre yüzde 1 oranında daha düşüktür ama erkek meme kanseri hastalarımız da var. Bunlara dikkat etmek lazım. Erken adet görmeye başlayıp geç menopoza girmek meme kanserini arttırır. Bunların yanında sigara içmek, şeker hastası olmak da meme kanserini arttırır. Ailenizde meme kanseri varsa over, tiroit, kolon ve pankreas kanserlerine de uyanık olmak lazım. Bunlar BRCA 1 BRCA 2 mutasyonları risk açısından değerlendirilmelidirler. Özellikle erken yaşlarda kansere yakalanmış bir birey varsa çok uyanık olmak lazım. Geçmişte kullanılan doğum kontrol haplarının halk arasında meme kanseri riskini arttırdığı söyleniyor ama öyle bir durum yok. Gece yatarken sutyen takanlarda lenfatik dolaşımlar engellendiği için meme kanseri riski artıyor. Koltuk altına deodorant ve roll-on kullanılması özellikle de alüminyum içeren deodorant ve roll -onlar meme kanseri riskini arttırabilir" "Bu konuda hassas olmakta fayda var" Meme kanseri teşhisisin biyopsi ile konduğunu aktaran Baysal, "Biyopsiden korkmamak lazım. Eğer memenizde bir kitle tespit edildiyse bu kitlenin takibinin yapılması lazım. Kitle büyüyorsa veya meme kanseri riski içeren görünümler görüyorsa mutlaka biyopsi almak lazım. Biyopsiler, doku biyopsisi şeklinde olmalıdır. İğne biyopsisi şeklinde değil. Tanı konulduktan sonra ameliyat öncesi kemoterapi veya bazı ilaçlar var o ilaçların verilmesi. Ameliyat sonrası da radyoterapi veya kemoterapi gibi teknik ve tedavilerle meme kanseri sorunu çözülecektir. Bu konuda hassas olmakta fayda var" ifadelerini kullandı.
Meme kanserinde zamanla yarış: Erken müdahale çok önemli
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:07 Meme kanserinde zamanla yarış: Erken müdahale çok önemli Meme kanseri, kadın sağlığını tehdit eden en önemli hastalıkların başında geliyor. Dünyada her sekiz kadından biri yaşamı boyunca meme kanseri riskiyle karşı karşıya kalıyor. Türkiye’de ise her yıl on binlerce yeni vaka tespit ediliyor. Uzmanlara göre, erken tanı ile tedavide başarı oranı yüzde 90’ların üzerine çıkıyor. Bilimsel çalışmalar, erken evrede saptanan meme kanserinde cerrahi tedavinin başarısının yüzde 90’ların üzerine çıktığını gösteriyor. Bu aşamada yapılan müdahaleler sadece hastalığı kontrol altına almakla kalmıyor; aynı zamanda kadınların yaşam kalitesini ve beden bütünlüğünü de koruyor. Samsun Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bilgehan Poyrazoğlu, erken tanının cerrahi açıdan önemine dikkat çekerek, "Geç kalınan her gün, tedavi seçeneklerini daraltıyor. Oysa erken evrede yakalanan meme kanserinde, meme koruyucu cerrahilerle çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Hastalar hem sağlıklarına kavuşuyor hem de yaşam standartlarını kaybetmeden yollarına devam edebiliyor" dedi. 20 yaşından itibaren her kadının ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapması gerektiğini belirten Dr. Poyrazoğlu, 40 yaşından sonra ise düzenli mamografi ve doktor kontrollerinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Dr. Poyrazoğlu, cerrahi alandaki gelişmelerden bahsederek, "Son zamanlarda uyguladığımız özel cerrahi tekniklerle başarı oranlarımız daha da yükseldi. Erken tanıyla birlikte bu teknikler sayesinde hem hastalıkla mücadelede güçlü sonuçlar elde ediyoruz, hem de hastalarımızın yaşam kalitesini koruyabiliyoruz" diye konuştu. Dr. Poyrazoğlu, farkındalık ayı kapsamında yapılan seminerler ve taramaların sadece sembolik etkinlikler olmadığını, toplumun bu konuda bilinçlenmesi için büyük fırsatlar sunduğunu ifade ederek, "Sonuç olarak, meme kanseriyle mücadelede en güçlü silah hâlâ aynı: Erken tanı ve zamanında, doğru cerrahi müdahale" şeklinde sözlerini tamamladı.