Son Dakika
|
ABD Başkan Yardımcısı Vance: "İran’la anlaşmaya varamadık"
Öğretmen Fatma Nur Çelik’i öldüren sanığın 126 yıla kadar hapsi istendi
Aslı Baş’ın ölümünde Yargıtay’ın kararı bozması sonrası yeni gelişme
AB’nin Giriş-Çıkış Sistemi Schengen bölgesinin tamamında uygulamaya girdi
Pezeşkiyan: "Türkiye'nin tutumunu takdir ediyoruz"
Küçükçekmece’de İETT otobüsünden inen yolcuya motosiklet çarptı
Mersin’in Yenişehir Belediyesi’ne yolsuzluk operasyonu:
Mazota Cuma sabahı 13 TL indirim geliyor
İzmir’deki polis merkezi saldırısı davasında ara karar açıklandı
Pezeşkiyan: "Lübnan'a yönelik saldırı, ateşkes anlaşmasının açık bir ihlalidir"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Khartoum’s Marina Park Reopens After Years of War
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi'nden Cumhurbaşkanı Erdoğan’a atfedilen sözlere yalanlama
İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan: "ABD dayatmadan vazgeçerse anlaşma mümkün"
Trump: "NATO’yu yeniden değerlendirmemiz gerekiyor"
İran heyeti Pakistan’dan ayrıldı
Bakan Gürlek: "2025 yılında arabuluculuk yöntemiyle uyuşmazlıkların yüzde 54'ünde anlaşma sağlandı"
Kartal’da kaybolan balıkçı 15 gündür aranıyor: Arkadaşları denize açıldı
Peskov: "NATO, ABD’nin memnuniyetsizliği nedeniyle çökmeyecektir"
SAĞLIK
Atakum’da ücretsiz sağlık taramasına vatandaşlardan yoğun ilgi
12 Nisan 2026 Pazar - 15:18:53
Samsun’un Atakum Belediyesi ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi iş birliğinde düzenlenen ücretsiz sağlık tarama hizmeti vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Atakum Belediyesi ile Ondokuz Mayıs Üniversitesi Hemşirelik Bölümü iş birliğinde yürütülen sağlık tarama programı, ilk olarak Özgecan Kadın Danışma Merkezi’nde başlatılırken, Şehit Ömer Halisdemir Tesisinde devam etti. Sağlıklı yaşam konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen program, vatandaşların buluşma noktası oldu. Program kapsamında uzman sağlık personeli tarafından 18 yaş üstü kadınlar ve 50 yaş üstü erkeklere yönelik çeşitli sağlık hizmetleri sunuldu. Vatandaşlar tansiyon ve şeker ölçümü yaptırırken, kalp, böbrek, üreme sağlığı ve aile planlaması konularında da bilgilendirildi. Etkinlikte kanserde erken tanının önemine dikkat çekilirken, katılımcılar çeşitli tarama testlerinden geçirildi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi Halk Sağlığı Hemşirelik Bölümü 4. sınıf öğrencileri tarafından kurulan stantlarda ise idrar kaçırma, aile planlaması, diyabet, menopoz, kalp sağlığı ve kanser taramaları hakkında bilgilendirme yapıldı. Öğrenciler, etkinliğin temel amacının toplumda sağlık bilincini artırmak ve hastalıklar ortaya çıkmadan önlem alınmasını sağlamak olduğunu belirtti. Programa katılan vatandaşlar da hizmetten duydukları memnuniyeti dile getirdi. Sağlık taramasına katılan bir vatandaş, düzenli kontroller yaptırdığını belirterek verilen bilgilerin faydalı olduğunu ifade etti. Bir diğer katılımcı ise hizmetin özellikle ileri yaş grubundaki vatandaşlar için önemli olduğunu vurgulayarak, toplumun sağlık konusunda daha bilinçli olması gerektiğini söyledi.
12 Nisan 2026 Pazar - 14:51
Hastanın parmağına sıkışan yüzüğü itfaiye ekipleri çıkardı
Kahramanmaraş’ta bir hastanın parmağına sıkışan yüzük, itfaiye ekiplerinin müdahalesiyle çıkarıldı. Edinilen bilgiye göre, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Servisi’nde tedavi gören bir hastanın parmağına yüzük sıkıştı. Vakanın bildirilmesi üzerine olay yerine itfaiye ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekipleri tarafından parmağa sıkışan yüzük çıkarıldı. Herhangi bir olumsuzluk yaşanmazken, çıkarılan yüzük hastanın refakatçisine teslim edildi.
12 Nisan 2026 Pazar - 13:41
Genç neslin yeni tehdidi: Elektronik sigara alışkanlığı kalp krizini tetikliyor
Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, genç yaşta kalp krizi görülme oranlarının arttığını vurgulayarak önemli uyarılarda bulundu. Özellikle yeni nesilde artış gösteren sigara ve elektronik tütün ürünleri kullanımıyla birlikte obezite ve modern yaşamın getirdiği psikolojik faktörlerin gençleri ciddi şekilde tehdit ettiğini belirten Doğan, "Ben gencim, kalp krizi geçirmem" algısının yanlış olduğuna dikkat çekti. Kardiyovasküler hastalıklara bağlı can kayıpları dünya genelinde ilk sırada yer almaya devam ederken, kalp krizinin "yaşlı hastalığı" olduğu algısı her geçen gün değişmeye devam ediyor. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, özellikle gençlerde artan kalp krizi vakalarına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Özellikle sigara, elektronik tütün ürünleri ve hareketsiz yaşamın yanı sıra psikolojik faktörlerin de büyük bir tehdit oluşturduğunu belirten Doğan; yaşam tarzı değişikliğinin hayati önem taşıdığını ifade etti. "Genç nesilde kalp krizinin artmasının en önemli nedenleri sigara ve elektronik tütün ürünlerinin kullanılması" Son dönemde modern yaşamın getirmiş olduğu olumsuzlukların yanı sıra geleneksel risk faktörlerinin de kalp kirizine olan etkisinin sürdüğünü ifade eden Doç. Dr. Zekeriya Doğan, şunları söyledi: "Ülkemizde ve dünya genelinde kardiyovasküler sistemden ölüm maalesef en önemli nedenler arasında ve artış hala devam etmekte. Özellikle genç hasta grubunda kalp krizi vakalarının artmasının en önemli nedenleri arasında sigara ve elektronik tütün ürünlerinin kullanılması, obezite, modern yaşamın getirmiş olduğu yalnızlık ve kaygının tetiklediği depresyon yer alıyor. Tabii ki geleneksel risk faktörleri olan diyabet, tansiyon, obezite, hareketsiz bir yaşam ve sigara kadar geleneksel olmayan risk faktörleri de kalp krizinin önemli nedenleri haline gelmiş durumda." "Kalp krizi önceden sinyal verir ve önlenebilir" Kalp krizinin çoğu zaman öncesinde belirti verdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Doğan, "Kalp krizi önceden sinyal verir ve önlenebilir. ’Ben gencim, bana bir şey olmaz, 60 yaş üstünün hastalığıdır’ diye yaklaşmamak lazım. Göğüste ağrı, sıkışma, nefes darlığı, sol kola, sağ kola ya da çeneye vuran ağrı tipik semptomlar olmakla beraber kadın hastalarda, şeker hastalarında ve yaşlı hastalarda nefes darlığı, yorgunluk ve baş dönmesi gibi klasik olmayan semptomlar da belirti gösterebilir. Ülkemizde de dünyada olduğu gibi genç yaşta kalp krizi vakalarının arttığı bir gerçek. Özellikle modern yaşamın getirdiği izolasyon, depresyon ve kaygı bozukluğu maalesef genç yaşta kalp krizlerinin görülme oranını artırmaktadır. Bununla birlikte özellikle elektronik sigara alışkanlığının da genç yaş grubunda sık olması da yine başlıca nedenler arasında" şeklinde konuştu. "Şüphe varsa hemen 112 aranmalı" Doç. Dr. Doğan kalp krizi belirtilerinin ciddiye alınması gerektiğini vurgulayarak, "Göğüste herhangi bir ağrı, sıkışma, kola ya da çeneye yayılan ağrı, bulantı, kusma, baş dönmesi ve nefes darlığı gibi belirtilerden herhangi biri olduğunda ‘şüphe varsa şüphe yoktur’ yaklaşımıyla 112 acilen aranmalıdır. Asla kişi kendi imkanlarıyla arabasına binip hastaneye gitmeye çalışmamalı ve mümkün mertebe yüksek riskli bir hastaysanız bunlar olmadan önce gereken önlemler alınmalıdır" dedi. "Kendiniz ve sevdikleriniz için kalbinizi koruyun" Kalp krizinden korunmanın mümkün olduğunu belirten ve dikkat edilmesi gerekenleri aktaran Doç. Dr. Doğan, şu ifadelere yer verdi: "Sigara kesinlikle bırakılmalı, ’Ben gencim, kalp krizi geçirmem’ anlayışından uzak durulmalı ve risk sınıfı iyi belirlenmelidir. Bununla ilgili olarak diyabet, hipertansiyon, obezitenin önüne geçmek için yaşam tarzı değişikliklerini kesinlikle hayatımıza katmalı ve hastalarımızın varsa mevcut kullandığı ilaçlara düzenli ve kontrollü bir şekilde devam etmesidir. Özetle ’Sigarayı bırak, hareket et ve yaşam tarzı değişikliklerini mutlaka olumlu bir şekilde hayatına kat. Kendiniz ve sevdikleriniz için kalbinizi koruyun ve kalbinizin size söylediklerine kulak verin’."
12 Nisan 2026 Pazar - 13:12
Uzmanından dünyada en çok öldüren 4’üncü hastalık için uyarı: "KOAH’ı sigarayı bırakmak, zatürreyi aşı durdurur"
Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği’nden Prof. Dr. Sait Karakurt, toplumda sık görülen Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) ve zatürre hakkında önemli uyarılarda bulundu. KOAH’ın ölümcül hastalıklar listesinde üst sırada yer alan ve toplumda sık görülen bir rahatsızlık olduğunu dile getiren Karakurt, "Vakaların yaklaşık yüzde 85’i sigara kullanımına bağlı" dedi. Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi uzmanlarından Prof. Dr. Sait Karakurt, dünya genelinde can kayıplarına neden olan hastalıklar arasında 4’üncü sırada yer alan KOAH ve beraberinde getirdiği zatürre riskine karşı önemli açıklamalarda bulundu. Vakaların yüzde 85’inin sigara kullanımı kaynaklı olduğunu vurgulayan Karakurt, KOAH’ın önlenebilir bir hastalık olduğunun altını çizerken; özellikle 65 yaş üstü ve risk grubundaki bireylerin zatürreye karşı aşılama ve erken teşhis konusunda hassas olmaları gerektiğini belirtti. "KOAH önlenebilir bir rahatsızlıktır; sigaranın bırakılmasıyla birlikte tamamen ortadan kalkacaktır" KOAH’ın en büyük sebebinin sigara kullanımı olduğunu dile getiren Prof. Dr. Sait Karakurt, hastalığın ciddiyetini ve önlenebilmesi için yapılması gerekenleri şu şekilde aktardı: "KOAH toplumda sık görülen bir hastalıktır ve yaklaşık toplumda bunu yüzde 10 civarında görüyoruz. KOAH, zararlı maddelerin akciğeri parçalamasıyla oluşan bir rahatsızlık ve bunun da en önemli nedeni sigara. Vakaların aşağı yukarı yüzde 85’i sigara kullanımından kaynaklıdır. Bunun dışında hava kirliliği, iş yerlerinde kimyasal maddelere maruz kalma ve enfeksiyonlar da yine KOAH’ın nedenleri arasındadır. KOAH’ın önemi şu; bugün Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) dünyada insanları öldüren hastalıklar listesinde ilk 10’da 4’üncü sırada yer alıyor. KOAH önlenebilir bir rahatsızlıktır; sigaranın bırakılmasıyla birlikte tamamen ortadan kalkacaktır." "Akciğer dokusunun tahrip olduğu her durumda hastaların enfeksiyona karşı eğilimi artar" KOAH’ın akciğer dokusunu tahrip eden bir hastalık olduğunu ve bu nedenle de hastaların enfeksiyona açık hale geldiğine dikkat çeken Karakurt, "Akciğer dokusunun tahrip olduğu her durumda hastaların enfeksiyona karşı eğilimi artar ve enfeksiyona yakalandıkları zaman bunun geçmesi güç olur. KOAH’lı hastalar zatürre geçirdikleri zaman öksürük ve balgam artışı gibi bir takım belirtiler gelişir. Ayrıca ateşin 38,5 derecenin üstüne çıkması, nefes darlığının artması, titremeyle birlikte ateşin yükselmesi ve bir takım bilinç bozukluğu gibi belirtiler hastanın zatürre olduğunu gösterebilir. Bu nedenle hastaların erkenden doktora başvurmaları önemlidir" şeklinde konuştu. "Bronşitten ölüm pek görülmez ama zatürre tehlikelidir" Hastalarda bronşit ve zatürrenin ayırt edebilmesi için belirtilerin doğru tespit edilmesi gerektiğini vurgulayan Karakurt, "Hem zatürrede hem de bronşitte hastalarda öksürük, balgam ve ateş görülür ama burada ikisini ayırt etmek lazım. Bronşit daha çok hava yollarının yani bronşların iltihaplanmasıdır. Zatürre ise hava yollarının uçlarında bulunan ve karbondioksit değişimini sağlayan alveollerin yani hava keselerinin iltihaplanmasıdır. Bronşitten ölüm pek görülmez ama zatürre tehlikelidir; aşağı yukarı yüzde 10 gibi bir ölüm oranıyla seyreder ve bu ölüm oranı yaş arttıkça artar. Ayrım için ateşin yüksek olup olmamasına ve hastada bilinç bozukluğu, solunum sayısının artması ve morarma gibi belirtiler görüldüğü takdirde zatürre olabileceğini düşündürür. Bu gibi durumlarda en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurmak gereklidir" ifadelerini kullandı. "Aşı olmak ve yaşam şartlarını düzeltmek zatürreden korunmak açısından önemlidir" Son olarak zatürrenin önlenebilir bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Karakurt, "Zatürrenin aşısı var ve bunu mutlaka olmak gerekir. Zatürre riski genelde 5 yaş altı çocuklarda ve 65 yaş üstü bireylerde artar. Ayrıca hastalarda bilinçle alakalı sıkıntılar varsa örneğin felç gibi, ya da yutmayla alakalı sıkıntılar varsa çeşitli kas hastalıkları gibi zatürre de sıklıkla artar. Bir de daha sıkışık yaşamdan dolayı zatürre genelde kış aylarında daha çok gördüğümüz bir rahatsızlıktır. Bunun dışında okullar, kreşler, cezaevleri ve kışlalar gibi sıkışık yaşam şartlarında ve ekonomik düzeyin düşük olduğu durumlarda zatürrenin arttığını biliyoruz. Burada olabildiği kadar bu faktörleri düzeltmek ve aşı olmak zatürreden korunmak açısından önemlidir" dedi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
11 Nisan 2026 Cumartesi- 09:18
Keçiören’de glütensiz kafe hizmete açıldı
2
12 Nisan 2026 Pazar- 09:41
Kanserde kişiselleştirilmiş tedavi dönemi
3
11 Nisan 2026 Cumartesi- 11:07
Psikofarmakologlar 15-18 Nisan’da Antalya’da toplanıyor
4
11 Nisan 2026 Cumartesi- 09:59
Uzmanı uyardı: "Dil ve konuşma problemlerinde erken müdahale çok önemli"
5
01 Nisan 2026 Çarşamba- 11:57
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:12
Genel Cerrahi Uzmanı Baysal: "Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır"
Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sırayı akciğer kanseri ikinci sırayı ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir" dedi. Elazığ Medilines Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Feridun Baysal, meme kanseri hakkında değerlendirmelerde bulunarak her 8 kadından birinin meme kanserine yakalandığını ifade etti. Meme kanserinin kadınlarda en sık görülen ikinci kanser olduğunu aktaran Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Feridun Baysal, "Birinci sırayı akciğer kanseri ikinci sırayı ise meme kanseri gelir. Her 8 kadından biri, hayatının bir safhasında meme kanserine yakalanır. Bu nedenle oldukça önemlidir. Meme kanserine yakalanmamak için hastaların takip edilmesi gerekiyor. Takipte de ailenizde meme kanseri yoksa 40-50 yaş aralığında iki yılda bir mamografi ve meme ultrasonunu birlikte öneriyoruz. 50 yaşından sonra ise yılda bir defa meme ultrasonunu öneriyoruz. 50 yaşından sonra adet görülen dönemlerde adetin birinci gününden itibaren sayılacak 12-14 günleri arasından mamografi çekilmesi çekim açısından daha değerlidir. Ondan dolayı da bu tarihler arasında öneriyoruz. Mamografi ile meme ultrasonunu birbirini tamamlayan iki tektik olarak görüyoruz. Meme MR’ını gereken hastalarda biz kendimiz istiyoruz. Çünkü biyopsi endikasyonunu arttıran bir tetkiktir. Rutin taramada meme MR’ı kullanmıyoruz. Rutin taramalarda meme ultrasonunu da tek başına önermiyoruz. 40 yaşından sonra mamografiyle birlikte öneriyoruz. Kadınların banyoda kendilerini sabunluyken muayene etmeleri çok önemli. Memelerini saat yönünde muayene ederlerse görebilecekleri ve hissedecekleri bir kitlede hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Meme baş akıntıları bizler için önemli. Kendi kendine gelen akıntılar bizim için çok değerli. Kadınların memelerinin uçlarını asla sıkmamalarını istiyoruz. Kendi kendine gelen akıntılardan da kanlı akıntılar değerlidir buna dikkat etmek lazım. Kanlı akıntılarda hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz. Beyaz akıntılarda da bir hormon bozukluğu olabilir" diye konuştu. "Gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz" Meme kanserinin kadınlarda sık görüldüğünü fakat erkeklerde de olduğunu belirten Opr. Dr. Baysal, "Özellikle gen mutasyonu bulunan erkeklerde meme kanserini sık görürüz. Kadınlara göre yüzde 1 oranında daha düşüktür ama erkek meme kanseri hastalarımız da var. Bunlara dikkat etmek lazım. Erken adet görmeye başlayıp geç menopoza girmek meme kanserini arttırır. Bunların yanında sigara içmek, şeker hastası olmak da meme kanserini arttırır. Ailenizde meme kanseri varsa over, tiroit, kolon ve pankreas kanserlerine de uyanık olmak lazım. Bunlar BRCA 1 BRCA 2 mutasyonları risk açısından değerlendirilmelidirler. Özellikle erken yaşlarda kansere yakalanmış bir birey varsa çok uyanık olmak lazım. Geçmişte kullanılan doğum kontrol haplarının halk arasında meme kanseri riskini arttırdığı söyleniyor ama öyle bir durum yok. Gece yatarken sutyen takanlarda lenfatik dolaşımlar engellendiği için meme kanseri riski artıyor. Koltuk altına deodorant ve roll-on kullanılması özellikle de alüminyum içeren deodorant ve roll -onlar meme kanseri riskini arttırabilir" "Bu konuda hassas olmakta fayda var" Meme kanseri teşhisisin biyopsi ile konduğunu aktaran Baysal, "Biyopsiden korkmamak lazım. Eğer memenizde bir kitle tespit edildiyse bu kitlenin takibinin yapılması lazım. Kitle büyüyorsa veya meme kanseri riski içeren görünümler görüyorsa mutlaka biyopsi almak lazım. Biyopsiler, doku biyopsisi şeklinde olmalıdır. İğne biyopsisi şeklinde değil. Tanı konulduktan sonra ameliyat öncesi kemoterapi veya bazı ilaçlar var o ilaçların verilmesi. Ameliyat sonrası da radyoterapi veya kemoterapi gibi teknik ve tedavilerle meme kanseri sorunu çözülecektir. Bu konuda hassas olmakta fayda var" ifadelerini kullandı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 11:07
Meme kanserinde zamanla yarış: Erken müdahale çok önemli
Meme kanseri, kadın sağlığını tehdit eden en önemli hastalıkların başında geliyor. Dünyada her sekiz kadından biri yaşamı boyunca meme kanseri riskiyle karşı karşıya kalıyor. Türkiye’de ise her yıl on binlerce yeni vaka tespit ediliyor. Uzmanlara göre, erken tanı ile tedavide başarı oranı yüzde 90’ların üzerine çıkıyor. Bilimsel çalışmalar, erken evrede saptanan meme kanserinde cerrahi tedavinin başarısının yüzde 90’ların üzerine çıktığını gösteriyor. Bu aşamada yapılan müdahaleler sadece hastalığı kontrol altına almakla kalmıyor; aynı zamanda kadınların yaşam kalitesini ve beden bütünlüğünü de koruyor. Samsun Büyük Anadolu Kocaeli Darıca Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Bilgehan Poyrazoğlu, erken tanının cerrahi açıdan önemine dikkat çekerek, "Geç kalınan her gün, tedavi seçeneklerini daraltıyor. Oysa erken evrede yakalanan meme kanserinde, meme koruyucu cerrahilerle çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Hastalar hem sağlıklarına kavuşuyor hem de yaşam standartlarını kaybetmeden yollarına devam edebiliyor" dedi. 20 yaşından itibaren her kadının ayda bir kez kendi kendine meme muayenesi yapması gerektiğini belirten Dr. Poyrazoğlu, 40 yaşından sonra ise düzenli mamografi ve doktor kontrollerinin büyük önem taşıdığını vurguladı. Dr. Poyrazoğlu, cerrahi alandaki gelişmelerden bahsederek, "Son zamanlarda uyguladığımız özel cerrahi tekniklerle başarı oranlarımız daha da yükseldi. Erken tanıyla birlikte bu teknikler sayesinde hem hastalıkla mücadelede güçlü sonuçlar elde ediyoruz, hem de hastalarımızın yaşam kalitesini koruyabiliyoruz" diye konuştu. Dr. Poyrazoğlu, farkındalık ayı kapsamında yapılan seminerler ve taramaların sadece sembolik etkinlikler olmadığını, toplumun bu konuda bilinçlenmesi için büyük fırsatlar sunduğunu ifade ederek, "Sonuç olarak, meme kanseriyle mücadelede en güçlü silah hâlâ aynı: Erken tanı ve zamanında, doğru cerrahi müdahale" şeklinde sözlerini tamamladı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 10:14
Memorial’dan meme kanseri farkındalığı için Pembe Yürüyüş: "Teşhise geç kalma, farkında ol"
Memorial Sağlık Grubu tarafından meme kanseri farkındalık ayı kapsamında düzenlenen "Pembe Yürüyüş", Caddebostan Sahili’nde renkli görüntülere sahne oldu. 7’den 70’e her İstanbullunun büyük ilgi gösterdiği Pembe farkındalık yürüyüşünde, meme kanserinde erken teşhisin önemi vurgulandı.
06 Ekim 2025 Pazartesi - 09:44
Karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı uyarı
Erzincan’da havaların iyice soğumasıyla birlikte uzmanlar odun, soba ve doğal gaz kullanımı kaynaklı karbonmonoksit zehirlenmelerine karşı vatandaşlara dikkatli olması konusunda uyarıda bulunarak, baca temizliği yapılan evlerde soba zehirlenmelerinin ortadan kalktığına dikkat çekti. Karbonmonoksit zehirlenmeleri hakkında bilgilendiren uzmanlar, kış aylarında soba ve doğal gaz zehirlenmelerinin önüne bacaların temizlemesi ile geçilebileceğini, tıkalı bacalarda duman çıkışının sağlanamaması nedeniyle karbonmonoksit zehirlenmelerinin yaşandığını belirtti. "Temizlenmeyen, tamir edilmeyen her baca felakete davetiye çıkartıyor" Alınan bilgiye göre zamanla temizlenmeyen her baca içerisinde kurum ve is bırakır ve baca kurum biriktirdiği için zamanla işlevini yerine getiremez hale gelir. Bu da zehirli gazların dışarıya atılımını engeller. Alçak rüzgârlar sonucunda da bu zehirli gazlar bulunan ortama sızma yapar ve sağlık açısından oldukça tehlike arz eder. Bu gibi olumsuzluklara sebep vermemek için, bacaların tamiratını ve temizliğini periyodik aralıklarla aksattırmadan yapılması gerekiyor. Karbonmonoksit zehirlenmesinde ilk belirtiler baş ağrısı, yorgunluk hissi, mide bulantısı gibi semptomların olduğunu kaydeden uzmanlar, zehirlenme durumunda ne yapılması gerektiğini anlatarak "Ciddi zehirlenmelerde baş dönmesi, kusma, bilinç kaybı ve ölüm görülüyor. Eğer karbonmonoksit zehirlenmesi geçirildiği düşünülüyorsa; hemen camlar açılmalı ve ortam havalandırılmalı, zehirlenen kişiler hızla ortamdan uzaklaştırılarak açık havaya çıkarılmalı ve 112 Acil Çağrı Merkezi aranmalı" dedi. Uzmanlar kış öncesinde vatandaşlara şu uyarılarda bulundu; 1- Kullanılan yakıtın standartlara uygunluğu kontrol edilmeli, izin belgesi olmayan satıcılardan kömür alınmamalı, 2- Aşırı doldurulan sobanın duman yolu daralacağı, soba içinde düzensiz ısı dağılımı nedeniyle de baca çekişi zayıflayacağı için soba yakılırken aşırı doldurulmamasına dikkat edilmeli, 3- Sobanın çabuk yanması için benzin vb. yanıcı sıvı maddelere başvurulmamalı, 4- Sönmekte olan sobaya asla tutuşması güç yakıtlar konulmamalı, yakıt yavaş yavaş ilave edilmeli, yatmadan önce sobaya kesinlikle yakıt konulmamalı, 5- İyi ısınmayan ve alttan yakılan kömür sobalarında karbon monoksit zehirlenmesi riski artacağından soba tutuşturulurken yakıtın üstten yanması sağlanmalı, 6- Özellikle alçak basınçlı lodoslu havalarda ölüm olaylarında artış görüldüğü için eğer bacalar standartlara uygun değilse alçak basınçlı havalarda soba yakılmamalı, yakılması zorunlu ise gece yatarken mutlaka tam olarak söndürülmeli, 7- Soba borularının birbiriyle birleştirilmesinde hava ve baca gazı sızdırmazlığı sağlanmalı, 8- 2 saat arayla sobanın bulunduğu odanın camları açılmalı ve havalandırılmalıdır, 9- Sobaya yakın yerlerde uyunmamalı, mümkünse belli zaman aralıklarıyla kalkılıp soba kontrol edilmelidir, 10- Bacalar standartlara uygun ve yalıtımlı olmalı, düzenli olarak temizletilmeli, 11- Dumanın geri tepmesini önlemek için bacaların en üst noktasının çatının en üst noktasından 1 metre daha yüksekte olması sağlanmalı ve baca şapkası mutlaka takılmalıdır."
06 Ekim 2025 Pazartesi - 09:40
Kontrolü öfkeye bırakmayın, 3 adım yöntemini deneyin
Öfke, çoğu zaman başkalarının hatalarına ya da dışarıda çeşitli olaylara verilen bir tepki gibi görünse de aslında en çok kişinin kendisine zarar veriyor. Medicana Sağlık Grubu Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, öfkeyi kontrol altına almanın 3 etkili yolunu şöyle özetledi: "Rahatlayın, durumu yeniden değerlendirin, sonrasında tepki üretin." Herkes çeşitli nedenlerden sinirlenip öfkelenebiliyor. Bu öfkeyi bazen trafikte, bazen iş yerinde ya da okulda bazen de evimizin içinde görmek mümkün. Çeşitli sebepler öfkeyi tetikleyebiliyor. "Öfke, başkalarının hataları için kişinin kendisine verdiği cezadır" diyen Medicana International İzmir Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Klinik Psikolog Burçin Deniz, öfkenin doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal bir tepki olduğunun altını çizdi. Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Zorlayıcı yaşam koşulları, ekonomik koşulların aileleri zorlaması insanları daha gergin, sıkıntılı, çaresiz, engellenmiş hissettirebilir. Önemli olan bu duygular üzerinde kişinin kontrol sahibi olmasıdır. Öfke, kişinin kendine yönelik, diğerlerine yönelik ya da başına gelenlere yani yaşadığı dünyaya yönelik şekilde ortaya çıkabilir. Bir buzdağı gibi düşünülürse, buzdağının görünen kısmında öfke duygusu vardır. Ama buzdağının denizin altındaki kısmında, üzüntü, merak, yalnızlık, itilmişlik, kaygı, hayal kırıklığı, haksızlığa uğrama, anlaşılamama gibi birçok duygu olabilir. Öfke, altında birçok duyguyu barındırabilir. Engellenmiş hissedildiğinde, utanç duyulduğunda, kişi görmezden gelindiğinde öfke ortaya çıkabilmektedir" sözlerini kaydetti. Öfkeniz sizi etkisi altına almasın Öfkenin kişi için ne zaman bir problem haline geldiğini anlatan Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Öfkelenildiği zaman kişi kendisini kontrolsüz durumda hissediyor mu? Öfkelenilen durumlarda daha sonradan onaylanmayacak davranışlarda/sözlerde bulunuluyor mu? Bu soruların cevabı evet ise kişi öfkeyi kontrol etmekte zorlanıyor demektir" açıklamasını yaptı. Öte yandan öfkeyle başa çıkarken yapılan yanlışlara da değinen Klinik Psikolog Burçin Deniz, "Öfkeyi yok sayma, başkasına aktarma, saldırganca ortaya koyma, kendine yöneltme, alaycı iğneleyici sözler söyleyerek pasif davranışlarla ortaya koyma vb. şekilde öfkeyle başa çıkmada kullanılan yanlış yollar seanslarda psikologların karşısına sıklıkla çıkmaktadır" dedi. 3 adım yöntemini ile öfkenizi rahatlatın Klinik Psikolog Burçin Deniz, kişinin öfkenin etkisi altına girdiğini fark ettiği an uygulayabileceği 3 adım yöntemini şöyle açıkladı: "Rahatlayın, durumu yeniden değerlendirin, ardından tepki üretin. İlk adım olarak rahatlamaya çalışın. Kendinize zaman tanıyın. Sizi öfkelendiren durumdan uzak durmak sakinleşmeniz, durumu daha mantıksal ve sakin bir perspektiften değerlendirmeniz için size zaman ve alan sağlar. Herhangi bir açıklama yapmadan ortadan kaybolmayın. Karşınızdakini ‘ezip geçme’ görüntüsü oluşturmak tartıştığınız insan tarafından hoş algılanmayabilir. Karşınızdaki insanla tartışmayı yeniden gündeme getirebileceğiniz ortak bir zaman belirleyin. Kendinize zaman tanıyamadığınız durumlarda 10’dan geriye doğru sayın. Ardından ikinci adım olarak yaşanan durumu yeniden değerlendirin. Öfkeli düşüncelerinizi gözden geçirin. Öfkeli insanlar dünyayı siyah-beyaz görmektedir. Onlar için gri renk yoktur, olaylar ya iyidir ya da kötüdür. ‘Ben haklıyım, sen hatalısın’ gibi düşünceler tamamen yanlış olmayabilir ama bunlar öfkeyi besler. Öfkelenildiğinde akla ilk gelenler, çıkarımcı, yargılayıcı ve fazlasıyla sert düşüncelerdir. İlk başta düşündüklerinizi mercek altına alın. Son olarak tepki verme aşamasına geçilmeli. Karşı tarafla iletişime geçildiğinde mümkün olduğu kadar sakinliği ve otokontrolü korumak gerekli. Ölçülü bir ses tonu kullanın, tahrik edici, agresif, kaba, küçümseme olarak adlandırılabilecek herhangi bir jestten, yüz ifadesinden veya vücut dilinden kaçının."
06 Ekim 2025 Pazartesi - 07:36
2. Sağlık Sempozyumu tamamlandı
Sağlık Bilimleri Fakültesi ve Bayburtlu doktorların iş birliğinde düzenlenen 2. Bayburt Sağlık Sempozyumu, ‘Koruyucu Tıp ve Halk Sağlığı’ temasıyla yoğun bir katılımla tamamlandı. Sempozyum, halk sağlığı bilincinin artırılması ve koruyucu hekimliğin önemine dikkat çekilmesi açısından büyük ilgi gördü. Prof. Dr. Gökhan Budak Konferans Salonu’nda yapılan sempozyumda, halk sağlığını korumaya yönelik güncel yaklaşımlar ve bilimsel çalışmalar ele alındı. Akademisyenlerin, doktorların ve öğrencilerin katılımıyla gerçekleşen sempozyumun 3’üncü gününde, koruyucu tıp uygulamaları, çevre sağlığı, beslenme, aşılama, obeziteyle mücadele, ruh sağlığı ve bulaşıcı olmayan hastalıklardan korunma konularında sunumlar yapıldı. Bilimsel oturumların yanı sıra toplumun sağlık bilincini güçlendirmeye yönelik etkinliklerin de yer aldığı sempozyumda, akademisyenler ile halk arasında bilgi paylaşımını artıracak çalışmalar gerçekleştirildi. Katılımcılar, koruyucu sağlık hizmetlerinin yalnızca bireylerin değil, toplumun genel refahı için de vazgeçilmez olduğuna dikkat çekti. Sempozyum kapsamında ayrıca Bayburt’un tanıtımına katkı sağlayan çeşitli sosyal etkinlikler düzenlendi. Şehir gezileri ve kültürel buluşmalar sayesinde farklı üniversitelerden gelen akademisyenler Bayburt’un doğal ve tarihi güzelliklerini yakından tanıma fırsatı buldu. Program, değerlendirme oturumu ve teşekkür belgelerinin takdimiyle sona erdi.
05 Ekim 2025 Pazar - 20:28
Van’daki kalp hastası bebek ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi
Van’da 2 günlük kalp hastası bebek, ambulans uçakla İstanbul’a sevk edildi. Sağlık Bilimleri Üniversitesi (SBÜ) Van Bölge Hastanesi’nde tedavi gören 2 günlük kalp hastası bebeğin ileri tetkik ve tedavi için İstanbul’daki Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevkine karar verilerek, ambulans uçak talep edildi. Van Ferit Melen Havalimanı’nın pist yenileme çalışmaları nedeniyle kapalı olmasından dolayı ambulans uçak Muş Sultan Alparslan Havalimanı’na iniş yaptı. Van İl Sağlık Müdürlüğü ile iletişime geçilerek, bebeğin Van’dan Muş’a nakli için helikopter ambulans talep edildi. Ambulansla Van Ferit Melen Havalimanı’na getirilen minik bebek, buradan helikopter ambulansla Muş’a nakledildi. Hasta bebeğin daha sonra Muş’tan uçak ambulansla İstanbul’a nakli gerçekleştirildi.
05 Ekim 2025 Pazar - 18:08
Sanatın iyileştirici gücü: Alzheimer ve Demans tedavisinde umut veriyor
Sosyal Hizmet Uzmanı Arzu Avşar, Alzheimer ve Demans gibi beyin hastalıklarında sanatın tedavi edici ve koruyucu bir rol üstlendiğini belirterek, "Sanat içerikli terapiler, insanların zihinsel, duygusal ve hatta fiziksel durumlarını iyileştirerek yaşam kalitelerini artırmaktadır." dedi. Sosyal Hizmet Uzmanı Arzu Avşar, yaptığı açıklamada sanatın insanlık tarihi kadar eski bir kavram olduğunu ve yalnızca estetik haz vermekle kalmayıp, ruhsal ve duygusal dünyayı dışa vurma noktasında da önemli bir işlev taşıdığını söyledi. Sanatın, insanların acı, hüzün, korku ve kaygı gibi olumsuz duygularını olduğu kadar sevinç, huzur ve mutluluk gibi olumlu duygularını da dışa çıkarmasında etkin bir rol oynadığını ifade eden Avşar, "Sanatçıların eserlerinde gördüğümüz her şey aslında bir duygusal dışavurum ve aktarımdır. Sanat, yaratılışta böylesi bir güçle donatılmıştır." diye konuştu. "Sanat terapisi savaşlardan sonra gelişmeye başladı" Sanatın terapi alanındaki etkisinin dünyada I. ve II. Dünya Savaşları sonrası ortaya çıktığını hatırlatan Avşar, o dönemden bu yana yapılan araştırmaların bu etkinin çeşitli yönlerini ortaya koyduğunu söyledi. Son yıllarda özellikle Alzheimer ve Demans gibi geri dönüşü olmayan beyin hastalıkları üzerinde yapılan çalışmalara dikkati çeken Avşar, "Alzheimer, ülkemizde 700 binden, dünyada ise 55 milyondan fazla insanda görülmektedir. Demans ise her 3 saniyede bir kişide ortaya çıkan, ilerleyen süreçte Alzheimer’a dönüşebilen ciddi bir hafıza ve beyin hasarı rahatsızlığıdır. Yapılan araştırmalar, sanat ile ilgilenen veya sanat terapilerine katılan hastaların bilişsel süreçlerinde gerileme yerine iyileşme yaşandığını ortaya koymaktadır."ifadelerini kullandı. "Basit boyama teknikleri bile fayda sağlıyor" Sanat temelli uygulamaların hastaların psikolojisine ve sosyal yaşamına doğrudan olumlu katkılar sağladığını vurgulayan Avşar, "Resim, kil, kolaj gibi sanat çalışmaları hastaların mental durumlarında iyileşme sağlıyor. Yine farklı araştırmalarda basit boyama tekniklerinin, Alzheimer hastalarının depresyon düzeylerinde azalmaya vesile olduğu görülüyor. Demans hastalarının sosyalleşme süreçlerine sanat ile destek verilmesinin de çok önemli katkılar sunduğu ortaya çıkıyor. İlaçsız yöntemlerle yapılan sanatsal, psikomotor ve sportif faaliyetlerin, bu rahatsızlıklardan muzdarip bireylerin bilişsel mekanizmalarını güçlendirdiği saptanmıştır."şeklinde konuştu. "Sanat, ilaçsız tedavilerin merkezinde yer almalı" 21. yüzyılda Alzheimer ve Demans gibi hastalıkların kesin bir tedavisinin bulunmadığını hatırlatan Avşar, bu nedenle sanatsal faaliyetlerin öneminin daha da arttığını dile getirdi. Avşar, "Bu tip beyin hastalıklarında yapılabilecek en iyi tedavilerin başında, güvenli ortamlarda gerçekleştirilecek sanatsal faaliyetler ve el becerisiyle yapılan etkinlikler gelmektedir. Sanat terapileri, hastalıkların olumsuz seyrini yavaşlatmakta, hatta bilişsel süreçlerin daha iyi bir hale gelmesine katkı sağlamaktadır. Sanatın iyileştirici etkisi, geçmişin silindiği ve hafızanın işlevsiz hale geldiği bu tür rahatsızlıklarda aktif şekilde olumlu rol oynamaktadır." ifadelerini kullandı. "Sanatı hayatımızın içinde tutmalıyız" Sanatın koruyucu ve önleyici etkisine işaret eden Avşar, "Sanatı yalnızca bir hobi ya da estetik bir uğraş olarak görmemeliyiz. Sanatı hayatımızın içinde tutarak koruyucu ve önleyici yönlerinden faydalanmalıyız. Tedavilerde ise sanatın daha öncü bir noktada yer alması gerekir. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, sanat içerikli terapiler insanların zihinsel, duygusal ve hatta fiziksel durumlarını iyileştirerek yaşam kalitelerini daha iyi hale getirebilmektedir."dedi. Avşar, sanatın bireylerin hayatında güçlü bir iyileştirici araç olarak varlığını sürdürdüğünü, bu yönüyle de özellikle Alzheimer ve Demans gibi hastalıklara karşı umut verici bir destek sunduğunu sözlerine ekledi.
05 Ekim 2025 Pazar - 15:12
Meme kanserinde erken teşhis, tedavi başarısını yüzde 90’lara çıkarıyor
Meme kanseri vakalarının genç yaş grubunda artış gösterdiğine dikkat çeken Radyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Murat Oynak, "1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında yaptığı açıklamada, erken tanı sayesinde tedavi başarı oranının yüzde 90’lara ulaşabildiğini söyledi. Meme kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türü olarak dünya genelinde ciddi bir sağlık sorunu oluşturuyor. Türkiye’de de her yıl binlerce kadın bu hastalıkla karşı karşıya kalıyor. Memorial Antalya Hastanesi Girişimsel Radyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Murat Oynak, "1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı" kapsamında yaptığı açıklamada, son yıllarda özellikle genç kadınlarda meme kanseri görülme oranlarında artış olduğuna dikkat çekti. Genç yaş grubunda meme kanseri vakaları hızla artıyor 2025 yılı tahminlerine göre, meme kanseri vakalarının yüzde 16’sının 50 yaş altındaki kadınlarda teşhis edilmesi beklendiğini belirten Dr. Oynak, "Bu oran, son 20 yılda her yıl ortalama yüzde 0.7 artarken, 2000’li yılların ortalarından itibaren bu artış hızı yüzde 1.4’e çıktı. Ayrıca yeni vakaların yaklaşık yüzde 10’u, 45 yaş ve altındaki kadınlarda ortaya çıkıyor" dedi. "Erken teşhis hayat kurtarıyor" Dr. Oynak, meme kanserinin erken evrede teşhis edilmesi durumunda tedavi başarısının oldukça yüksek olduğunun altını çizerek, "Erken tanı sayesinde meme kanseri tedavisinde başarı oranı yüzde 90’lara kadar çıkabiliyor. Bu nedenle kadınların kendi risklerini bilmeleri ve düzenli kontrolleri ihmal etmemeleri büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı. "Yaşam tarzı değişiklikleri riski azaltabilir" Meme kanserinden tamamen korunmanın mümkün olmasa da, bazı yaşam tarzı değişiklikleri ile riskin azaltılabileceğini belirten Uzm. Dr. Murat Oynak, "Sağlıklı beslenme ve ideal kilo kontrolü: Akdeniz tipi beslenme modeli öneriliyor. Düzenli egzersiz: Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite riski %20-30 oranında azaltabilir. Alkol ve sigara kullanımı: Bu alışkanlıklar meme kanseri riskini artırır. Sınırlandırılması önerilir. Emzirme: Toplamda 12 ay ve üzeri süreyle emzirme, meme kanserine karşı koruyucudur. Genetik danışmanlık: Aile öyküsü olan bireyler BRCA1 ve BRCA2 testleri için uzmana başvurmalı. Düzenli kontroller: Ayda bir kendi kendine meme muayenesi yapılmalı. 40 yaşından sonra ise yıllık mamografi ihmal edilmemeli" şeklinde konuştu. "Görüntüleme yöntemleri erken teşhiste kilit rol oynuyor" Uzm. Dr. Oynak, meme kanserinde görüntüleme yöntemlerinin hastalığın belirti vermeden teşhis edilmesinde hayati rol oynadığını vurgulayarak, "Tarama yöntemleri sayesinde kanser çok erken aşamada saptanabiliyor. Bu da tedavi sürecinde hem başarıyı artırıyor hem de hastanın yaşam süresini ve kalitesini yükseltiyor" dedi. Görüntüleme yöntemleri Dr. Oynak, meme kanseri taramasında kullanılan başlıca yöntemleri, "Mamografi: 40 yaş üstü kadınlar için altın standart tarama yöntemidir. Erken evre kanserleri tespit ederek ölüm oranlarını yüzde 20-40 azaltır. Ultrasonografi: Genç yaşta ya da yoğun meme dokusuna sahip kadınlarda mamografiye ek olarak kullanılır. MRI (Manyetik Rezonans Görüntüleme): Yüksek risk grubundaki kadınlar için önerilir. Daha detaylı görüntüleme sağlar. Biyopsi: Görüntüleme ile şüpheli kitle saptandığında kesin tanı için kullanılır" şeklinde sıraladı.
05 Ekim 2025 Pazar - 15:09
Eker I Run Koşusu’nun sağlık sponsoru bu yıl da Medicana oldu
Binlerce koşucuyu her yıl Bursa’da bir araya getiren Eker I Run Koşusu’nun sağlık sponsorluğunu yine Medicana Bursa Hastanesi üstlendi. Eker Meydan’da gerçekleştirilen koşunun sağlık sponsoru, bu yıl da Medicana Bursa Hastanesi oldu. Spor ve sporcunun her zaman yanında olduklarını ve olacaklarını ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Genel Müdürü Doktor Özcan Akan, "Hastane olarak spor ve sporcunun yanında her zaman olmayı planlıyoruz. Bu tür organizasyonların sağlık sponsorluğunu üstlenerek destek oluyoruz. Her şeyin başı sağlıktır. Sporun sağlıklı bir toplumun gelişiminde çok destekleyici olduğunun da farkındayız. Bu sebeple bu tür organizasyonların en büyük destekçisi olmaya her zaman devam edeceğiz. Acil yardıma ambulansımız ve sağlık personelimiz tarafından gerekli desteği her zaman vermeye hazırız" dedi.
05 Ekim 2025 Pazar - 15:05
’Diş ağrısı geçti’ diye sevinmeyin, belki de geç kaldınız
Sakarya’da akademik çalışmalarıyla da tanınan Diş Hekimi Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, kanal tedavisine geç kalmanın dişi kaybetmeye yol açtığını ifade etti. Sakarya’da akademik çalışmalarıyla da tanınan Diş Hekimi Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada kanal tedavisinin diş sağlığı açısından ne kadar kritik olduğunu vurgulamıştı. Bu açıklama sonrası pek çok kişi uzun süredir erteledikleri şikâyetleri dile getirdi. Bazı vakalarda geç kalındığını ifade eden Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, "Dişin iç dokusu ölmüş, enfeksiyon çene kemiğine yayılmış, hatta bazı hastalarda yan dişlere bile zarar vermişti. Bu durumda kanal tedavisi artık yeterli olmuyor; dişi çekmek ve yerine implant uygulamak zorunlu hale geliyor" dedi. "Basit bir tedaviyle dişin ömrü yıllarca uzatılabilirdi" "Oysa erken başvurulsa, basit bir tedaviyle dişin ömrü yıllarca uzatılabilirdi" ifadelerini kullanan Oruçoğlu, "Bu tablo bir kez daha gösteriyor ki, geç kalınan her gün, sadece dişi değil sağlığınızı da riske atabilir. Kanal tedavisi, dişin içindeki enfekte olmuş veya iltihaplanan dokuların temizlenerek dişin fonksiyonel olarak ağızda kalmasını sağlayan bir işlemdir. Ancak bu işlem, sadece diş zamanında hekime gösterildiğinde başarılı olabilir. Geç kalındığında ise ne yazık ki tek çözüm: dişin çekilmesi ve implant uygulaması oluyor" diye konuştu. "Ağrının geçmesi, dişin iyileştiği anlamına gelmiyor" Kanal tedavisi ile kurtarılabilecek bir dişin, ihmal sebebiyle çekilmesinin hem hasta için maddi külfet doğurduğuna, hem de daha fazla zaman, işlem ve iyileşme süreci gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, "Diş ağrısı genellikle sinirin iltihaplanmasıyla başlar. Ancak ağrı, bir süre sonra kendiliğinden geçtiyse bu, çoğu zaman sinirin artık öldüğü ve enfeksiyonun derinlere yayıldığı anlamına gelir. Ağrının geçmesiyle birlikte hasta rahatladığını zannediyor. Oysa enfeksiyon çene kemiğine yayılıyor olabilir. Bu da hem genel sağlığı hem de komşu dişleri riske atar" şeklinde konuştu. Geç kalan hastalarda bu riskler oluşuyor Geç kalan hastalarda oluşan riskleri hatırlatan Prof. Dr. Hasan Oruçoğlu, "Kök ucunda kist/apseler oluşması çene kemiğine yayılabilir. Dişin çürükten dolayı restore edilemez hale gelmesi ile kanal tedavisi yapılamaz. Kökte veya kuron kısmında büyük madde kaybı ile diş kırılır, çekim zorunlu olur. Oysa erken teşhisle basit bir kanal tedavisi yeterli olabilirdi. Kanal tedavisi zamanında yapılırsa, hasta diş çekiminden kurtulur, doğal diş yapısı korunur, implant gibi ileri tedavilere gerek kalmaz. Tedavi süresi ve maliyeti azalır. Ön bölgede kaybedilen bir diş, estetik görünüm ve özgüven açısından büyük bir problem oluşturuyor. İmplant gibi çözümler bulunsa da hiçbir şey doğal dişin yerini tutmaz. Dişi çekmek kolay, kurtarmak emek ister. Ama inanın, en kıymetlisi kendi dişinizdir. Ne kadar ileri teknoloji olursa olsun, bir implant bile doğal dişin yerini birebir tutamaz." dedi.
05 Ekim 2025 Pazar - 15:00
Çocuğun boğazından 19 adet mıknatıs çıkartıldı
Elazığ’da 3 yaşındaki bir çocuğun yuttuğu 19 mıknatıs, Fırat Üniversitesi Hastanesinde başarılı bir operasyon ile çıkartıldı.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder