Son Dakika
|
AK Parti Sözcüsü Çelik: "Saldırı tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılacak"
Siverek’teki saldırgan sessiz sedasız defnedildi
Cumhurbaşkanı Erdoğan: ''Hiçbir güç Türkiye'ye parmak sallayamaz"
Eyüpsultan’da haraç isteyip galeri kurşunlayan 3 şüpheli tutuklandı
İtalya, İsrail ile savunma anlaşmasını askıya aldı
İsrail ordusu, Lübnan'da yaralı şahsı intihar dronu ile öldürdü
MHP lideri Bahçeli: "Ara seçim yok, seçim zamanındadır"
Elazığ’da Fiat TOFAŞ araç alev alev yandı
Mansur Yavaş hakkında soruşturma izni!
Dışişleri Bakanı Fidan: "ABD ve İran ateşkes konusunda samimi"
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Khartoum’s Marina Park Reopens After Years of War
Kahramanmaraş’ta 1 öğretmen 8 öğrenciyi öldüren saldırganla ilgili ilginç detay
Saldırganın sınıfta çekildiği görüntüler ortaya çıktı
591 hesap hakkında işlem başlatıldı
Bakan Memişoğlu: "Saldırıda yaralanan 11 kişi tedavilerinin ardından taburcu edildi"
Kahramanmaraş’taki saldırıda hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilerin isimleri belli oldu
Pakistan Genelkurmay Başkanı Munir, İran Dışişleri Bakanı Arakçi ile görüştü
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanada Başbakanı Carney ile telefonda görüştü
SAĞLIK
Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Başkanvekili Topaloğlu: "Kalp damar hastalıkları dünyada ve özellikle ülkemizde en önemli ölüm nedeni"
15 Nisan 2026 Çarşamba - 17:10:11
Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Başkanvekili Serkan Topaloğlu, "Kalp damar hastalıkları dünyada ve özellikle ülkemizde en önemli ölüm nedeni. Hatta aldığımız rakamlar artık Avrupa’da geriye doğru gittiğini, Türkiye’de ise bu sayının korunduğunu gösteriyor" dedi. Bilkent Şehir Hastanesi’nde 12-18 Nisan Kalp Sağlığı Haftası dolayısıyla düzenlenen programda, toplumda kalp ve damar hastalıklarına yönelik bilinç düzeyinin artırılması, erken teşhisin önemi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarının yaygınlaştırılması konuları ele alındı. Uzman doktorlar tarafından ‘koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modeli’ doğrultusunda sunumların yapıldığı etkinlikte Azize Nasıroğlu Eğitim ve Konferans Salonu’nun açılışı da gerçekleştirildi. Programda konuşan Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Başkanvekili Serkan Topaloğlu, Türkiye’nin sağlık alanındaki dönüşümüne dikkat çekerek, koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesinin önemine vurgu yaptı. Kalp sağlığının toplum sağlığı açısından kritik bir yer tuttuğunu belirten Topaloğlu, bu gibi çalışmalarla birlikte farkındalıkların artarak devam edeceğini söyledi. "Kalp damar hastalıkları dünyada ve özellikle ülkemizde en önemli ölüm nedeni" Avrupa’da kalp damar hastalıkları sebebiyle ölüm sayısının azaldığını, fakat Türkiye’de bu sayının stabil kaldığını belirten Topaloğlu, "Kardiyoloji ve kalp damar cerrahisi, tıbbın en disiplinli ve belki de en özverili işleyen branşlarından bazıları. Türk Kardiyoloji Derneği ve Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği köklü saygın derneklerin başında olup, hem halk sağlığına hem de temsil ettikleri meslek gruplarına yönelik çok başarılı işlere imza atmışlardır. Kalp damar hastalıkları dünyada ve özellikle ülkemizde en önemli ölüm nedeni. Hatta aldığımız rakamlar artık Avrupa’da bu sayının geriye doğru gittiğini, Türkiye’de ise bu sayının korunduğunu gösteriyor. Biz kardiyologlar olarak kalp damar hastalıklarını önlenebilir sağlık sorunu olarak değerlendiriyoruz. Gerçekten hastanın sigara içmesine engel olabilirsiniz, tansiyonunu kontrol altına alabilirsiniz, diyabetiyle mücadele edebilirsiniz, hareketsizliğini engelleyip harekete geçirebilirsiniz. İşte bu durumda bu hastanın kalp hastalığını önleyebiliyorsunuz veya geciktirebiliyorsunuz. Bu nedenle hastalık oluşmadan mutlaka doktor olarak devreye girip, bu hastalıkları oluşmadan engellememiz gerekir" diye konuştu. "Bakanımız göreve geldikten sonra öncelik olarak koruyucu sağlık hizmetlerini önceliklendirdi" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun sağlık hizmetlerini kuvvetlendirmek için önemli çalışmalar yaptığını dile getiren Topaloğlu, "Bakanımız göreve geldikten sonra öncelik olarak koruyucu sağlık hizmetlerini önceliklendirdi. Bu konuyla ilgili de obeziteyle ve sigarayla ilgili mücadeleyi ön planda tuttu. Sağlık hizmetlerini kuvvetlendirdi. Vatandaşlarımızla birebir iletişimle birlikte kronik hastalık takiplerini yaptı. Sigarayla ve tansiyonla mücadeleyi başlattı. Bunlar şu anda bu mücadelenin önemli ayağını teşkil ediyor. Sağlık Politikalar Kurulu olarak bu yıl içerisinde Sağlık Bakanlığımızla çok önemli projeler gerçekleştirdik. Bunlardan en önemlisi otomatik eksternal defibrilatörler. Otomatik eksternal defibrilatörlerin kamusal alanda yaygınlaştırılmasıyla ilgili Sağlık Bakanlığımız yönetmeliği çıkardı. Bunun lansmanını yaptık. 3 yıl içerisinde 80 bin tane otomatik eksternal defibrilatörünü vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı bölgelere yerleştireceğiz" şeklinde konuştu. Programa Cumhurbaşkanlığı Sağlık Politikaları Kurulu Başkanvekili Prof. Dr. Serkan Topaloğlu’nun yanı sıra Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Niyazi Kurtcebe, Bilkent Şehir Hastanesi Koordinatör Başhekimi Prof. Dr. Levent Öztürk, Türk Kalp ve Damar Cerrahisi Derneği Başkanı Doç. Dr. Murat Sarğın, Türk Kardiyoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Okuyan ve vatandaşlar katıldı. Program, hatıra fotoğrafı çekimi ile son buldu.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 16:27
Uzmanı uyardı: "Büyüme geriliği hastalıkların habercisi olabilir"
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Elif Ünver Korğalı, çocuklarda sağlıklı büyümenin düzenli takip, doğru beslenme ve uyku ile mümkün olduğunu belirterek, büyüme geriliğinin hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Elif Ünver Korğalı, 15 Nisan ’Büyümenin İzlenmesi Günü’ dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Korğalı, çocukların erişkinlerden farklı olarak büyüyen ve gelişen bireyler olduğunu belirterek, büyümenin düzenli takibinin hem kolay hem de etkili bir sağlık değerlendirme yöntemi olduğunu ifade etti. Büyümenin yaşa göre farklılık gösterdiğini kaydeden Korğalı, en hızlı büyümenin anne karnında gerçekleştiğini, doğumdan sonra ise özellikle ilk bir yaşta ve ergenlik döneminde büyümenin yeniden hız kazandığını söyledi. İlk iki yaşta beslenmenin büyüme üzerindeki en önemli faktör olduğuna dikkat çeken Korğalı, "İlk 6 ay yalnızca anne sütü öneriyoruz. Sonrasında uygun tamamlayıcı gıdalarla beslenmenin sürdürülmesi sağlıklı büyüme açısından büyük önem taşıyor" dedi. "Gelişim üzerinde etkisi var" Çevresel ve duygusal faktörlerin de büyümeyi etkilediğini belirten Korğalı, çocuğun sevgi dolu ve ilgili bir ortamda büyümesinin gelişim üzerinde belirleyici olduğunu vurguladı. Genetik özelliklerin de büyüme potansiyelini şekillendirdiğini ifade etti. Uyku düzeninin büyüme açısından kritik rol oynadığını dile getiren Korğalı, büyüme hormonunun özellikle gece saatlerinde salgılandığını belirterek, çocukların düzenli ve yeterli uyuması gerektiğini söyledi. Fiziksel aktivitenin de önemine değinen Korğalı, açık havada oyun ve sporun kemik ve kas gelişimini desteklediğini ifade etti. "Ölçümlerin düzenli yapılması gerekiyor" Büyümenin düzenli izlenmesinin çocuk sağlığı hakkında önemli ipuçları verdiğini kaydeden Korğalı, boy, kilo ve baş çevresi ölçümlerinin düzenli yapılması gerektiğini belirtti. Büyüme geriliğinin ciddi hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Korğalı, "Çocuk sağlıklı görünse bile düzenli takip edilmelidir. Büyümede duraksama varsa altta yatan neden araştırılmalıdır" diye konuştu. Takip sürecinde büyüme eğrilerinin kullanıldığını ifade eden Korğalı, her çocuğun farklı persentil aralıklarında büyüyebileceğini ancak büyüme hızındaki düşüşlerin önemli bir uyarı olduğunu söyledi. "Kontrollerin sürdürülmesi gerekiyor" Çocukların doğumdan itibaren belirli aralıklarla kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Korğalı, ilk yıl sık aralıklarla, sonrasında ise düzenli periyotlarla kontrollerin sürdürülmesini önerdi. Ailelere çağrıda bulunan Korğalı, çocukların sağlıklı görünse dahi düzenli olarak hekim kontrolüne götürülmesi gerektiğini belirtti. Öte yandan, üniversite bünyesinde açılan Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği’nde çocukların büyüme ve gelişim takibinin yanı sıra aşı, beslenme ve okul sağlığı konularında da danışmanlık hizmeti verildiği bildirildi.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 16:23
Uzmanı uyardı: "Büyüme geriliği hastalıkların habercisi olabilir"
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Elif Ünver Korğalı, çocuklarda sağlıklı büyümenin düzenli takip, doğru beslenme ve uyku ile mümkün olduğunu belirterek, büyüme geriliğinin hastalıkların habercisi olabileceğini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Elif Ünver Korğalı, 15 Nisan ‘Büyümenin İzlenmesi Günü’ dolayısıyla açıklamalarda bulundu. Korğalı, çocukların erişkinlerden farklı olarak büyüyen ve gelişen bireyler olduğunu belirterek, büyümenin düzenli takibinin hem kolay hem de etkili bir sağlık değerlendirme yöntemi olduğunu ifade etti. Büyümenin yaşa göre farklılık gösterdiğini kaydeden Korğalı, en hızlı büyümenin anne karnında gerçekleştiğini, doğumdan sonra ise özellikle ilk bir yaşta ve ergenlik döneminde büyümenin yeniden hız kazandığını söyledi. İlk iki yaşta beslenmenin büyüme üzerindeki en önemli faktör olduğuna dikkat çeken Korğalı, "İlk 6 ay yalnızca anne sütü öneriyoruz. Sonrasında uygun tamamlayıcı gıdalarla beslenmenin sürdürülmesi sağlıklı büyüme açısından büyük önem taşıyor" dedi. "Gelişim üzerinde etkisi var" Çevresel ve duygusal faktörlerin de büyümeyi etkilediğini belirten Korğalı, çocuğun sevgi dolu ve ilgili bir ortamda büyümesinin gelişim üzerinde belirleyici olduğunu vurguladı. Genetik özelliklerin de büyüme potansiyelini şekillendirdiğini ifade etti. Uyku düzeninin büyüme açısından kritik rol oynadığını dile getiren Korğalı, büyüme hormonunun özellikle gece saatlerinde salgılandığını belirterek, çocukların düzenli ve yeterli uyuması gerektiğini söyledi. Fiziksel aktivitenin de önemine değinen Korğalı, açık havada oyun ve sporun kemik ve kas gelişimini desteklediğini ifade etti. "Ölçümlerin düzenli yapılması gerekiyor" Büyümenin düzenli izlenmesinin çocuk sağlığı hakkında önemli ipuçları verdiğini kaydeden Korğalı, boy, kilo ve baş çevresi ölçümlerinin düzenli yapılması gerektiğini belirtti. Büyüme geriliğinin ciddi hastalıkların habercisi olabileceğine dikkat çeken Korğalı, "Çocuk sağlıklı görünse bile düzenli takip edilmelidir. Büyümede duraksama varsa altta yatan neden araştırılmalıdır" diye konuştu. Takip sürecinde büyüme eğrilerinin kullanıldığını ifade eden Korğalı, her çocuğun farklı persentil aralıklarında büyüyebileceğini ancak büyüme hızındaki düşüşlerin önemli bir uyarı olduğunu söyledi. "Kontrollerin sürdürülmesi gerekiyor" Çocukların doğumdan itibaren belirli aralıklarla kontrol edilmesi gerektiğini vurgulayan Korğalı, ilk yıl sık aralıklarla, sonrasında ise düzenli periyotlarla kontrollerin sürdürülmesini önerdi. Ailelere çağrıda bulunan Korğalı, çocukların sağlıklı görünse dahi düzenli olarak hekim kontrolüne götürülmesi gerektiğini belirtti. Öte yandan, üniversite bünyesinde açılan Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği’nde çocukların büyüme ve gelişim takibinin yanı sıra aşı, beslenme ve okul sağlığı konularında da danışmanlık hizmeti verildiği bildirildi.
15 Nisan 2026 Çarşamba - 16:18
Profesörlerden ameliyatlarda riski sıfırlayan ‘Akıllı Şırınga’
Yıldız Teknik Üniversitesi profesörleri, ameliyatlarda dokuların şişirilip boşaltılmasında kullanılacak akıllı şırınga ile muhtemel riskleri ortadan kaldıran buluşa imza attı.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
14 Nisan 2026 Salı- 12:31
Taşıma su çilesi son buldu
2
15 Nisan 2026 Çarşamba- 09:50
"Mevsim geçişleri depresyonu tetikleyebiliyor"
3
14 Nisan 2026 Salı- 21:52
Denizli sağlık camiası yasa boğan ölüm
4
15 Nisan 2026 Çarşamba- 09:43
10 saat süren ameliyatla bacak kemiğinden yeniden çene yapıldı
5
15 Nisan 2026 Çarşamba- 10:21
Manavgat Devlet Hastanesi, inme ile mücadelede Antalya’da birinci oldu
02 Ekim 2025 Perşembe - 11:50
Selçuk Tıp’ta robotik cerrahiyle 100. operasyon yapıldı
Selçuk Üniversitesi (SÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi, modern cerrahinin en ileri teknolojilerinden biri olan Da Vinci Robotik Cerrahi Sistemi’ni bünyesine kazandırarak kısa sürede önemli bir başarıya imza attı. Bu sistemle gerçekleştirilen 100. ameliyat başarıyla tamamlandı. Robotik sistemle yapılan ilk operasyon, genel cerrahi uzmanı olan Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz tarafından gerçekleştirildi. Başarıyla sonuçlanan mide ameliyatı ile birlikte üniversite, Konya’da robotik cerrahinin öncüsü oldu. 10 aylık süreçte robotik sistem kullanılarak pankreas, karaciğer, prostat ve mide gibi ileri düzey cerrahi girişimler uygulandı. Bu dönemde Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi genel cerrahi ve üroloji klinikleri, dünyada robotik sistemle yapılan operasyonların yoğunluğu açısından üst sıralara yükseldi. Bu yükseliş, hastanenin robotik cerrahi hattına olan talebi, multidisipliner cerrahi ekip koordinasyonunu ve sistemin operasyonel kapasitesini gösteriyor. Rektör Prof. Dr. Hüseyin Yılmaz, üniversitenin sağlık vizyonunu değerlendirerek, "Robotik cerrahi, sadece bir teknoloji yatırımı değil; aynı zamanda geleceğe açılan bir kapıdır. Biz bu sistemle ameliyatlarımızda daha hassas, güvenli ve hızlı sonuçlar elde ediyoruz. 10 ay gibi kısa bir sürede 100. ameliyata ulaşmamız, hem cerrahi ekibimizin özverisini hem de hastalarımızın bize duyduğu güveni gösteriyor. Önümüzdeki dönemde bu başarıyı daha da ileriye taşıyarak Selçuk Üniversitesini yalnızca Konya’nın değil, bölgenin robotik cerrahi merkezi haline getirmeyi hedefliyoruz" dedi. Robotik cerrahi hastalara, daha küçük kesiler, daha az ağrı ve kan kaybı, daha kısa iyileşme süresi, daha az enfeksiyon riski ve cerraha milimetrik hassasiyet sağlayan ileri teknoloji gibi imkanlar sağlıyor.
02 Ekim 2025 Perşembe - 11:46
Gediz’de 65 yaş üstü vatandaşlara kapsamlı geriatri eğitimi verildi
Kütahya’nın Gediz ilçesinde, İlçe Sağlık Müdürlüğü Sağlıklı Hayat Merkezi (SHM) tarafından Kıran köy’de yaşayan 65 yaş ve üzeri 50 vatandaşa yönelik Geriatri (İleri Yaş Sağlığı) eğitimi verildi. Disiplinli bir ekibin katılımıyla gerçekleşen eğitimde, yaşlılık dönemindeki sağlık ve yaşam kalitesini artırmaya odaklanıldı. Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Şule Nur Nergis, yaşlılıkta sağlığın önemi hakkında bilgi verirken; Diyetisyen Mürüvvet Sena Erhan Yaşlılıkta Sağlıklı Beslenme, Fizyoterapist Çetin Sahilli ise Yaşlılıkta Fiziksel Aktivitenin Önemi konularını anlattı. Psikologlar Melike Dalga ve Fatma Karaali Yumaklı tarafından da Yaşlılıkta Ruh Sağlığı konularında detaylı bilgilendirme yapıldı. İlçe Sağlık Müdürü Dr. Ömer Orçun Erdoğan, Geriatri biliminin 65 yaş ve üzeri bireylerin sağlık sorunları, yaşam kaliteleri ve koruyucu hekimlik uygulamalarıyla ilgilendiğini belirtti. Kurum olarak amaçlarının 65 yaş üstü bireylere Sağlıklı Beslenme, Fiziksel Aktivite ve Psikolojik Destek konularında eğitim ve danışmanlık desteği vererek bedenen ve ruhen daha konforlu bir hayat sürmelerini sağlamak olduğunu ifade etti. Dr. Erdoğan, sözlerini şu mesajla tamamladı: "Geçmişten geleceğe uzanan köprülerimiz, kültürümüzü ve değerlerimizi yarınlara taşıyan ulu çınarlarımızdır. Onların tecrübeleri bizlere ışık, hayatları bizlere rehber olmaktadır. Milli ve manevi değerlerimizi, kültürümüzü yarınlara taşıyan, geçmişimizle geleceğimizi birbirine bağlayan en değerli köprülerimiz olan koca çınarlarımıza saygı ve hürmetle hizmetlerimize devam edeceğiz." Kurum olarak Geriatri eğitimlerine devam edeceklerini belirten Dr. Erdoğan, bireysel danışmanlık hizmeti almak isteyen 65 yaş ve üstü vatandaşları Sağlıklı Hayat Merkezi’ndeki Diyetisyen, Psikolog ve Fizyoterapi bölümlerine beklediklerini duyurdu.
02 Ekim 2025 Perşembe - 11:33
"Anne sütü sayesinde çocuk hastalıklarını azaltmak mümkün"
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, anne sütünün nedensiz beşik ölümlerini dünya çapında yüzde 13 oranında azaltabileceğini ve bebeklerde her ay anne sütüyle beslenmenin obezite riskini yüzde 4 oranında düşürdüğünü söyledi. Liv Hospital Samsun Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nden Uzm. Dr. Nazlı Karakullukçu Çebi, ’1-7 Ekim Emzirme Haftası’ dolayısıyla bilgilendirmelerde bulundu. Uzm. Dr. Çebi, uzman hekimlerin anne sütünde ısrarcı olmalarının sebebine değinerek, "0-12 aylarda üst solunum yolu hastalıkları 4 ay sadece anne sütü alan bebeklerde hastaneye yatış yüzde 72 azalıyor. RSV bronşiolit seyri yüzde 70 daha iyi oluyor. Eğer emzirme 6 ayı geçtiyse pnömoni riski 4 katı daha düşük olur. Orta kulak enfeksiyonu 3 aydan fazla sadece anne sütü alanlarda yüzde 50 daha azdır" dedi. "Bebeklerde ishal azalıyor" Anne sütü almış bebeklerde ishallerin yüzde 63 azaldığını dile getiren Çebi, "Nedensiz beşik ölümleri, dünya çapında çocuk ölümlerinin yüzde 13’ü bu sayede azaltılabilir. Anne sütü-alerji ilişkisinde ise ilk 4 ay sadece anne sütüyle beslemek yüzde 27 oranında alerjiden koruyor; hele ailede alerji varsa koruma etkisi yüzde 42’ye çıkıyor. Bebeklerde anne sütüyle beslenilen her ay yüzde 4 oranında obezite riskini düşüyor. Anne sütü almış kardeş almamış kardeşe göre erişkin, hayatında ortalama 7 kilo daha zayıf. Her iki tip diyabetten de koruyor. Tip 1 diyabet yüzde 30, tip 2 diyabet yüzde 40 daha az görülüyor" şeklinde konuştu.
02 Ekim 2025 Perşembe - 11:05
Tam 4 bin yıllık doğal salgın savaşçısı: "Turşu"
Tarihi milattan önce 2000’li yılların başına kadar uzanan turşu, Selçuklu döneminden günümüze Anadolu topraklarında yaygın olarak tercih ediliyor. Vücut direnci için önemli rol alan turşunun kurulma aşaması ise oldukça dikkat istiyor. Tarihi 4 bin yıla kadar uzanan turşu, günümüzde de son zamanlarda artan salgın hastalıklara karşı tercih ediliyor. Özellikle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin yakalandığı ve ağır geçirdiği hastalıklar, hastanelerde de zaman zaman yoğunluğa neden olabiliyor. Bağışıklığını güçlendirmek isteyen kimi vatandaşlar ise Türk sofralarının vazgeçilmez lezzetlerinden doğal turşuya yöneliyor. "Yiyeceklerin dayanıklı kalması için mutlaka hakiki kaya tuzu tercih edilmeli" Turşunun kurulum aşamasında belirli noktalara dikkat edilmesi gerektiğinin altını çizen turşucu Selman Kozan, "Birçok kültürde yüzyıllardır turşu tüketilmektedir. Türkiye’de hemen her mevsimde tüketilen turşular özellikle kış aylarında daha popülerdir. Çünkü içerdikleri probiyotik mikroorganizmalar sayesinde bağışıklık sistemini desteklemektedir. Sindirim sistemini iyileştirmeye kadar çok sayıda fayda sağlar. Turşu, mevsiminde toplanan sebzelerin veya meyvelerin tuzlu su, salamura, sirke veya limon suyu gibi asidik bir ortamda bekletilmesiyle yapılır. Gıdaların daha uzun süre saklanabilmesi, ana hedef olarak bunu gösterebiliriz. Bilinen en eski turşu yapımı 4 bin yıl öncesine dayanmaktadır ve özellikle Orta Doğu, Uzak Doğu ülkelerinde yaygın olarak kullanılmıştır. Turşu yapımı yöreden yöreye şehirden şehre, ülkeden ülkeye değişir. Turşu yapımında özellikle içindeki yiyeceklerin dayanıklı kalması için mutlaka ve mutlaka hakiki kaya tuzu tercih edilmelidir. Rafine tuz, turşunun kısa zamanda yumuşamasına neden olur. O yüzden sofralık tuzu yani rafine tuzu kullanmamalıyız. Aynı zamanda hakiki kaya tuzu, tansiyon, şekere ve böbrek rahatsızlıklarına çok çok iyi gelir. Turşuyu doldurduğumuz saklama kabı ise yeni ve güvenli kapaklı tercih edilmeli. Sebzeleri seçerken de sert, taze, kabuklarının parlak görünümlü ve zedelenmemiş olmasına dikkat etmeliyiz. Turşu yapımında tabii kişiden kişiye ve damak lezzetine göre değişir. Herkes farklı bir şekilde turşu kuruyor. Klasik bir şey söyleyecek olursak örnek veriyorum güzelce yıkanmış sebzelerin içerisine 1 buçuk çay bardağı sirke, bir çay bardağı hakiki kaya tuzu, tercihe göre de 2-3 dilim limon ve aroma katması için bu tercih edilebilir. Sarımsak, defne yaprağı, maydanoz, koruk da ilave edebilirsiniz" dedi. "Salamura ürün en az 20 gün ila 1 ay beklemesi lazım" Bazı turşuların faydalarının normal ürünlere göre daha fazla olduğunu anlatan turşucu Selman Kozan, "Sindirim sistemini destekler, bağışıklık sistemini güçlendirir. Elektrolit dengesini sağlar. Enerji seviyesini arttırır. Koruyucu antioksidan kaynağıdır. Kan şekeri seviyesini dengeler. Turşu suyunun faydaları da var. Krampları önler, vücut sıvı dengesini düzenlemede ve sindirimi kolaylaştırır, öksürüğe iyi gelir, kalbi korur. Gribal enfeksiyonlara iyi gelir, kabızlığın ilacıdır. Vücuda enerji ve dinamizm katar. Mide bulanmasına çok çok iyi gelir. Şu an turşu kurma sezonu yavaş yavaş da bitmek üzere. Öyle hemen olgunlaşması zor. Salamura ürün en az 20 gün ila 1 ay beklemesi lazım. Ürünler çıktıkça daha böyle suları daha çekilmeden o turşu olmaz, bu ürünün zamanını ayarlamak lazım. Zamanını ayarladıktan sonra kuracağımız turşu gayet lezzetli, gayet güzel tatlı olur, yani kışa özellikle bol bol tüketilmesi lazım" şeklinde konuştu. "Özellikle turşu suyunu hiç ihmal etmiyoruz" Turşu tüketicisi Samet Baydilli ise, "Aslında kış ayından da ziyade biz dört mevsim bunu tüketiyoruz. Biber turşuları tercih ediyor, alıyoruz. Salatalıklarını bir tüketici olarak şiddetle tavsiye ederim ama diğer taraftan sarımsak ve bamya en çok tercih ettiğim turşuların arasında. Turşu tabii geçmişten gelen annelerimizden, örf, adetlerimizden olan aslında yemeğin yanında yeri var. Hem de sağlık açısından baktığımızda özellikle pandemi döneminde de uzmanlardan bunun önemini bir kez daha anlamış olduk. Vücuda faydalı özellikle kışın hastalıklara da ciddi anlamda etkisi var. Özellikle biraz da sağlık tarafında da tüketiyoruz. Çocuklarımız da bizden gördükleri için onlar da özeniyor. Özellikle turşu suyunu biz hiç ihmal etmiyoruz. Ciddi anlamda sağlığa da faydası var. Turşu suyunu uzmanlardan duyduk tabii faydasını da görüp yaşıyoruz zaten" diye konuştu.
02 Ekim 2025 Perşembe - 11:03
Uzmanı kış için uyardı: "İkinci zirve dalga gelebilir"
Kış mevsiminin gelmesiyle birlikte grip, nezle ve Covid-19 gibi solunum yolu enfeksiyonlarında artış yaşanıyor. Uzmanlara göre bu artışın arkasında yalnızca soğuk hava değil, birden fazla etken bulunuyor. Doç. Dr. Hatice Merve Bayram, kış aylarında ikinci zirve dalganın yaşanabileceğini belirterek, maske kullanılması konusunda uyarıda bulundu.
02 Ekim 2025 Perşembe - 10:23
Sincan’da meme kanseriyle ilgili bilgilendirme toplantısı düzenlendi
Sincan Belediyesi, meme kanseri ile mücadelede toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla bir program düzenledi. Sincan Belediyesi, ‘1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı’ kapsamında Lale Konferans Salonu’nda meme kanseri ile ilgili bilgilendirme toplantısı gerçekleştirdi. Programa Lokman Hekim Hastanesi’nde görevli Prof. Dr. Vakkas Korkmaz ve Uzm. Dr. Kemal Yandakçı katıldı. Programın açılış konuşmasını yapan Sincan Belediye Başkanı Murat Ercan’ın eşi Emine Ercan, "Dilimizde yer edinen her şeyin başı sağlık söylemi, aslında sağlığımıza ne kadar çok önem verdiğimizin göstergesi. Ekim ayı, Meme Kanseri Farkındalık Ayı. Erken teşhis hayat kurtarır diyoruz. Lütfen taramalarımızı düzenli şekilde yaptıralım. Bu hepimiz için son derece önemli" dedi. Uzmanlar, bilgilendirme toplantısında kanserden korunma yollarını anlattı. Dengeli beslenme ve hareketli yaşam tarzının önemini vurgulayan uzmanlar, sigaradan uzak durulması gerektiğini ifade etti. Özellikle 40 yaşını geçmiş her kadının bölgede bulunan en yakın KETEM’e gitmesi ve belirtilen tetkikleri yaptırması konusunda uyarılarda bulunuldu. Risk faktörleri sıralanarak, meme kanserinde erken tanı ve tedavinin çok önemli olduğu ifade edildi.
02 Ekim 2025 Perşembe - 10:22
Geceleri altını ıslatan çocukların ailelerine önemli uyarılar
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nefroloji Bilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Günay, çocukların geceleri altını ıslatmaları (Enürezis nokturna) hakkında açıklama yaptı. Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Günay, "Enürezis nokturna, yani gece altını ıslatma, çocuklarda sık görülen ve aileleri endişelendiren bir durumdur. Ancak bu sorun çocuğun iradesizliği ya da tembelliği ile ilgili değildir; genetik, gelişimsel ve çevresel faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Doğru yaklaşım ve tedavi yöntemleri ile çoğu çocukta zamanla tamamen düzelebilir. Ailelerin sabırlı ve destekleyici tutumu, çocuğun özgüvenini korumak ve süreci kolaylaştırmak için çok önemlidir. Unutmayın, enürezis tedavi edilebilir bir durumdur ve çocuğunuzun yalnız olmadığını bilmesi en büyük güç kaynağıdır" dedi. Dr. Öğretim Üyesi Günay, "Enürezis Nokturna’nın çocukluk çağında 5 yaşından sonra gece yatak ıslatmasının devam etmesi olarak tanımlandığını söyledi. Okul çağı çocuklarının 10 çocuktan 1 tanesinin problemidir, aslında bu durum. Ancak ailelerin konuşmaktan çekindiği bu durumdan bazı basit önlemlerle tedavi edilebileceğini biliyoruz. Altta yatan birçok neden olabilir. Genetik, mesanenin gelişmesinin gecikmesi, gece idrar miktarının fazla olması, gece uykusunun derinliğinin fazla olması gibi nedenler bu duruma sebep olabilir. Aileler, çocukların inatlaşarak, bilerek ve isteyerek yaptığını düşünmemesi gerekir" ifadelerini kullandı. "Bu durumlar basit önlemlerle çocuklukta başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir" Basit önlemlerle bu durumların, çocuklukta başarılı bir şekilde tedavi edilebildiğini ifade eden Günay, "Gece yatmadan 2 saat önce sıvı alımının kısıtlanması, yatmadan önce tuvalete götürülmesi ve yattıktan 1-1.5 saat sonra 1 kere gece uykudan idrarını yaptırmak için kaldırılması başarılı olabilir. Ayrıca çok şekerli gıdaların, kafeinli gıdaların hayattan çıkartılması basit önlemler şeklinde uygulanabilir. Bunlarla tedavi olmayan çocuklarda özellikle 6 aylıktan uzun sürede kuru kaldıktan sonra gece alt ıslatması başladıysa ve bu gece ıslatmalarına ve gündüz ıslatmaları da eşlik ediyorsa bir uzman tarafından değerlendirilmesi gerekir" şeklinde konuştu. "Ailelerin sabırlı ve destekleyici olması çok kıymetlidir" Dr. Öğretim Üyesi Neslihan Günay, "Unutmayalım ki bu durum çocuğun bilerek isteyerek yaptığı bir durum değildir. Ailelerin sabırlı ve destekleyici olması çok kıymetlidir. Erken dönemde destekle hem çocuğun hem de ailenin hayat kalitesi belirgin şekilde artar. Gelin bu problemi birlikte halledelim" dedi.
02 Ekim 2025 Perşembe - 10:18
Radyoloji uzmanından uyarı: "Meme radyolojisi erken tanı sağlar, gereksiz tedaviyi önler"
Güven Hastanesi Radyoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Emre Utkan Büyükceran, "Meme radyolojisi; mamografi, ultrason ve MR gibi görüntüleme yöntemleriyle meme kanserinde hem erken tanı sağlarken hem de gereksiz tedavilerin önüne geçer" dedi. Radyoloji Uzmanı Büyükceran, Meme Kanseri Farkındalık Ayı kapsamında meme kanserinde erken tanının sağladığı avantajlara ilişkin açıklama yaptı. Meme kanserinde erken tanının kritik önemine dikkati çeken Büyükceran, "Meme radyolojisi; mamografi, ultrason ve MR gibi görüntüleme yöntemleriyle meme kanserinde hem erken tanı sağlarken hem de gereksiz tedavilerin önüne geçer. Bir meme kanserinin elle fark edilebilir hale gelmesi için genellikle 1,5-2 cm boyuta ulaşması gerekir. Bu da çoğu zaman uzun yıllar süren bir sürecin sonucudur. Bizim amacımız, bu noktaya gelmeden çok daha erken evrede, milimetrik değişiklikleri yakalayabilmektir" diye konuştu. Büyükceran, Türkiye’de yılda ortalama 24 bin yeni meme kanseri vakasının saptandığını belirterek, "Mamografi, ultrason ve MR gibi yöntemlerle hastalıkları erken evrede yakalamayı, doğru tanı koymayı ve tedaviye yön vermeyi amaçlıyoruz" ifadelerini kullandı. "Ortalama risk grubundaki kadınlara yılda bir mamografi" Mamografinin düşük doz X-ışını kullandığını belirten Büyükceran, şunları söyledi: "Her kadın meme kanseri açısından aynı riski taşımaz. Ortalama risk grubundaki kadınlara 40 yaşından itibaren yılda bir tarama mamografisi öneriyoruz. En çok merak edilen konu ise mamografinin radyasyona bağlı risk taşıyıp taşımadığıdır. Mamografi maruz kalınan radyasyon yaklaşık 7 haftalık doğal ortam radyasyonuna eşittir. Birçok uluslararası otorite ve dernek bu düşük dozun sağlığa zarar vermediğini, faydanın potansiyel riskten çok daha büyük olduğunu net şekilde belirtmektedir. Kısacası, mamografi bir risk değil; hayat kurtaran bir fırsat. Mamografi ile ilgili asıl kaygı ise fazla tanıdır; yani tedavi gerektirmeyecek küçük bulguların fazla ciddiye alınarak gereksiz tedavilere yol açabilmesidir. Bunun önünde geçmek için her kadını klinik öyküsü, şikayetleri ve görüntüleme bulguları ile bir bütün olarak değerlendiriyor, bir meme merkezi çatısı altında farklı branşların katkısıyla karar veriyoruz." "Yoğun meme yapısına sahip kadınlarda MR önerilebilir" Büyükceran, meme dokosunun yağ dokusu ve fibroglandüler doku olmak üzere ikiye ayrıldığını belirterek, "Yoğun meme yapısı, beyaz görünen fibroglandüler dokunun fazla olduğu memeler için kullanılan bir ifadedir. Tümörler de beyaz renkte izlendiği için, yoğun memelerde kitleler adeta arka planda gizlenebilir. Bu noktada tamamlayıcı yöntemler devreye girer. Ultrason, günlük pratiğimizde bu zorluğun üstesinden gelmek için kullandığımız en önemli yöntemdir. Meme MR’ı ise yüksek riskli kadınlarda tarama, mamografi ve ultrasonun netleştiremediği durumlarda ve meme kanseri tanısı almış hastalarda evreleme amacıyla önemli rol oynar. Güncel çalışmalar, mamografinin sınırlı olduğu çok yoğun meme yapısına sahip kadınlarda 50 yaş sonrası ek tarama yöntemi olarak 4 yılda bir MR’ı önermektedir. Sonuç olarak, meme radyolojisi; meme kanseriyle mücadelenin en önemli unsurlarından biridir. Farklı yöntemlerin bir arada ve doğru şekilde kullanılmasıyla hem erken tanıya hem de gereksiz tedavilerin önlenmesine katkı sağlar" ifadelerini kullandı.
02 Ekim 2025 Perşembe - 10:11
Bayburt ADSM’de Eylül ayında 7 bin 676 hasta muayene edildi
Bayburt Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi (ADSM) Eylül ayında merkeze başvuran hasta sayısını ve tedavi verilerini açıkladı. Merkezde, toplam 7 bin 676 hastaya poliklinik hizmeti verildi. Toplam başvuru sayısı 8 bin 406’ya ulaştı. Eylül ayında en sık uygulanan işlem, diş çekimleri oldu. Yapılan dolgu işlemi bin 44, kanal dolgu işlemi 369, diş çekimi bin 474, protez işlemi bin 27 olarak kayıtlara geçti. Merkezde yapılan muayenelerde cerrahi kliniğinde 146, çocuk kliniğinde 487, diğer kliniklerde ise 7 bin 43 hasta tedavi edildi. MHRS randevulu hasta sayısı 4 bin 15, MHRS dışı ayaktan başvuru 3 bin 645 ve nöbet kliniğine başvuran hasta sayısı 746 oldu. Randevu türlerine göre toplam başvuru sayısı 8 bin 406 olarak kaydedildi.
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:59
Normal doğumdan sezaryene geçişin sebebi anne ve bebeğin güvenliği
Kadın hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bal, bazı durumlarda anne ya da bebeğin sağlığını korumak amacıyla normal doğumdan sezaryene geçiş yapılabileceğini ifade ederek, "Bu ani alınan bir karar gibi görünse de aslında tıbbi gereklilikler doğrultusunda, anne ve bebeğin güvenliği için yapılan bir uygulamadır" dedi. Can Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Mehmet Bal, doğum sürecinde anne adaylarının en çok merak ettiği konulardan biri olan ’normal doğumdan sezaryen doğuma geçiş’ hakkında önemli bilgiler paylaştı. Dr. Bal, normal doğumun anne ve bebek için doğal ve öncelikli tercih olduğunu vurgularken, bazı durumlarda anne ya da bebeğin sağlığını korumak amacıyla sezaryene geçiş yapılabileceğini ifade etti. Dr. Bal, sezaryene geçiş gerektiren başlıca durumları şöyle sıraladı: "- Bebeğin kalp atışlarında bozulma: Doğum sırasında bebeğin kalp atışlarının düşmesi, acil sezaryen gerektirebilir. - İlerlemeyen doğum eylemi: Doğum sancıları başlamış olsa bile, rahim ağzında yeterli açılma olmaması ya da bebeğin doğum kanalında ilerleyememesi durumunda sezaryen tercih edilir. - Kordon sorunları: Göbek kordonunun bebeğin boynuna dolanması veya kordon sarkması gibi durumlar bebeğin oksijen almasını engelleyebilir. - Bebeğin ters ya da yan durması: Normal doğum için uygun olmayan pozisyonlarda sezaryen kaçınılmaz hale gelebilir. - Anne sağlığını tehdit eden durumlar: Yüksek tansiyon, preeklampsi veya aşırı kanama riski gibi durumlarda sezaryen ile güvenli doğum sağlanır". Amaç anne ve bebeğin sağlığı Op. Dr. Mehmet Bal, doğum sürecinde anne adaylarının kaygılarını anlamanın çok önemli olduğunu belirterek, "Bizim en büyük önceliğimiz, hem annenin hem de bebeğin sağlığıdır. Normal doğum süreci devam ederken risk oluşursa, sezaryen hayat kurtarıcı bir yöntemdir. Anne adaylarının bu sürece bilinçli şekilde hazırlanması, güven duygusunu artırır ve doğumu kolaylaştırır. Normal doğumdan sezaryene geçiş, ani alınan bir karar gibi görünse de aslında tıbbi gereklilikler doğrultusunda, anne ve bebeğin güvenliği için yapılan bir uygulamadır" dedi. Dr. Bal, anne adaylarının doğum sürecinde doktorlarıyla açık iletişim kurmasının, sağlıklı ve güvenli bir doğumun en önemli adımı olduğunu vurguladı.
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:57
Anne sütü bebeğin ilk ve en değerli besini
DÜZCE(İHA) – Dr. Tuğba Nur Kutlu Beşeren, anne sütünün, yalnızca bir besin değil, bebekler için yaşamın en sağlıklı başlangıcı olduğunu belirterek "Halk arasında söylendiği gibi anne sütü aslında bebeğin ilk aşısıdır" dedi. Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Nur Kutlu Beşeren, 1-7 Ekim Emzirme Haftası dolayısıyla anne sütünün önemi ve emzirme ile ilgili bilgilendirmede bulundu. Anne sütünün, bebekler için yalnızca temel bir besin değil, aynı zamanda bağışıklığı güçlendiren, gelişimi destekleyen ve anne-bebek arasındaki bağı kuvvetlendiren eşsiz bir armağan olduğunun altını çizen Dr. Beşeren, "Anne sütü, bebekler için biyolojik olarak en uygun ve eksiksiz besindir. İçeriğinde; protein, yağ, karbonhidrat, vitamin ve mineraller en ideal oranlarda bulunur. Bunun yanında bağışıklık sistemini güçlendiren antikorlar, büyüme faktörleri, oligosakkaritler ve sindirimi kolaylaştıran enzimler vardır. Bu nedenle yalnızca besin değil, aynı zamanda bağışıklık desteği ve hastalıklara karşı doğal bir koruyucudur. Halk arasında söylendiği gibi anne sütü aslında bebeğin ilk aşısıdır" dedi. "Su dahil hiçbir ek besine gerek yoktur" Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık Bakanlığı’nın, bebeklerin ilk 6 ay boyunca yalnızca anne sütüyle beslenmesini önerdiğini belirten Beşeren, "Çünkü anne sütü, bu dönemde bebeğin tüm enerji, sıvı ve besin ihtiyacını tek başına karşılar. Su dahil hiçbir ek besine gerek yoktur. Ek gıdalara erken başlanması sindirim sistemine yük getirebilir, alerji ve enfeksiyon riskini artırabilir" şeklinde konuştu. Emzirmenin hem bebek hem de anne sağlığı üzerindeki etkilerine değinen Beşeren, "Bebek için anne sütü enfeksiyonlardan, alerjik hastalıklardan, obezite ve diyabet gibi kronik hastalıklardan korur. Anne sütü ile beslenenlerde çölyak hastalığı ve inflamatuvarbağırsak hastalığının daha az görüldüğü bilinmektedir. Beyin gelişimini destekler, ileri yaşlarda öğrenme ve okul başarısını olumlu etkiler. Anne için ise emzirme doğum sonrası toparlanmayı hızlandırır, kanama riskini azaltır. Uzun vadede meme kanseri, over kanseri ve osteoporoz riskini düşürür. Ayrıca anne-bebek arasındaki bağı kuvvetlendirir" ifadelerine yer verdi. Bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü alması, ardından ek gıdalarla birlikte 2 yaşına kadar emzirilmeleri gerektiğinin önemine değinen Dr. Beşeren, "Çünkü anne sütü, 2 yaş ve sonrasında da bağışıklık sistemine destek verir, önemli besin öğeleri sağlamaya devam eder. Bunun yanında emzirme, çocuğun psikososyal gelişimini destekleyen çok kıymetli bir süreçtir" dedi. Emzirme konusunda toplumda var olan yanlış bilgilere de değinen Düzce Üniversitesi öğretim üyesi, "En sık karşılaştığımız yanlış inanışlardan bazıları şunlardır: ‘Sütüm yetmiyor’ kaygısı. (Aslında çoğu anne yeterli süt üretir) Kolostrumun, yani ilk sütün bebeğe verilmemesi gerektiği yanılgısı (oysa kolostrum bebeğin bağışıklığı için çok değerlidir). Su ya da bitki çaylarının erken dönemde verilmesi gerektiği düşüncesi. Emzirmenin yalnızca bebek için faydalı olduğu, anneye katkısı olmadığı inancı. Bu yanlış bilgilerin düzeltilmesi, emzirmenin devamlılığı için çok önemlidir" diye konuştu. "Emzirme; doğal, ekonomik ve eşsiz bir sağlık kaynağıdır" "Anneler, bebeklerine verebilecekleri en değerli armağanın anne sütü olduğunu bilmelidir" diyen Dr. Beşeren, "Emzirme; doğal, ekonomik ve eşsiz bir sağlık kaynağıdır. Hem bebeğin hem de annenin sağlığına uzun vadeli katkılar sağlar. Anneler kendilerine güvenmeli, sütlerinin bebekleri için en uygun ve yeterli olduğunu unutmamalıdır" şeklinde konuştu. Açıklamasına araştırma örnekleri ile devam eden Beşeren, "2025 yılında yapılan bir çalışmada, 12-24 ay arasındaki bebeklerin yüzde 83’ü en az 6 ay, yüzde 65’i ise en az 12 ay anne sütüyle beslenmiştir. Daha uzun süre anne sütü alan bebeklerin sağlık durumunun daha iyi olduğu ve kronik hastalık riskinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. 2023 Türkiye depremlerinin ardından yapılan araştırmalar, annelerin stres ve zorluklara rağmen emzirme oranlarında belirgin bir azalma olmadığını göstermiştir" ifadelerini kullandı. Anne sütünün, yalnızca bir besin değil, bebekler için yaşamın en sağlıklı başlangıcı olduğunun altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Nur Kutlu Beşeren, "Emzirmenin korunması, desteklenmesi ve yaygınlaştırılması, toplum sağlığının geleceği açısından kritik önem taşır" şeklinde açıklamasını tamamladı.
02 Ekim 2025 Perşembe - 09:56
Tıp dünyası Diyarbakır’da buluşuyor
Diyarbakır’da Dicle Dahiliye Kongresi, 3-5 Ekim 2025 tarihleri arasında alanında uzman yüzlerce akademisyen ve sağlık profesyonelini bir araya getirecek. Dicle Üniversitesinin ev sahipliğinde düzenlenecek olan Dicle Dahiliye Kongresi, 3-5 Ekim 2025 tarihleri arasında alanında uzman yüzlerce akademisyen ve sağlık profesyonelini bir araya getirecek. Kongrede yapay zekânın tıp alanındaki rolünden, hematolojik kanserlerde yeni tedavi yöntemlerine kadar birçok güncel konu ele alınacak. Kongrenin açılış gününde, "Akademik Alanda Yapay Zeka Kursu" kapsamında yapay zekanın klinik araştırmalarda kullanımı ve makale yazımındaki yeri tartışılacak. Öğleden sonra gerçekleştirilecek oturumlarda ise Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın, "Yapay Zeka ve Tıp" başlıklı söyleşisiyle dikkat çekecek. Gastroenteroloji ve hematoloji alanlarında da güncel yaklaşımlar masaya yatırılacak. Prof. Dr. Yusuf Yılmaz, metabolik hastalıkların karaciğer üzerindeki etkilerini aktarırken, Prof. Dr. Ahmet Şiyar Ekinci hematolojik aciller ve nötropeni tedavisine ilişkin önemli bilgiler sunacak. Kongre boyunca farklı salonlarda eş zamanlı oturumlar düzenlenecek. Dahiliye hastalarının birinci basamaktaki takibi, obezite, diyabet yönetimi, kanser tedavisinde immünoterapinin geleceği ve preoperatif hazırlıkta iç hastalıklarının kritik rolü, tartışılacak başlıklar arasında yer alıyor. Kongre yalnızca hekimlere değil, aynı zamanda hemşirelik alanında çalışan sağlık emekçilerine de hitap edecek. Dicle Dahiliye Hemşireliği Kongresi kapsamında hemşirelerin metabolik hastalıklarla mücadeledeki rolü, palyatif bakım süreçleri ve kritik klinik durumlara yaklaşım gibi konular öne çıkacak. Bilimsel programın son gününde ise "Uzmanına Danış" panelleriyle katılımcılar, deneyimli akademisyenlere doğrudan soru yöneltme fırsatı bulacak.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder