Son Dakika
|
Pitbull saldırısına uğrayan Onur Akay o anları anlattı: "Ölümden döndüm"
Galatasaray ile Fenerbahçe 406. randevuda
Bakanlık harekete geçti! 638 faili meçhul dosya yeniden incelemede
AVM’de dehşet: 3 yaşındaki çocuk parmağını kaybetti
Beyaz Saray, ABD'li heyetin yarın Pakistan'da İran tarafıyla görüşeceğini teyit etti
Erdoğan: "İmalatçı ihracatçılarımızda vergiyi yüzde 9’a indiriyoruz"
26 yıl hapis cezası bulunan kadın, gizli bölmede yakalandı
Spiker Ela Rümeysa Cebeci, ‘ev hapsi’ şartıyla tahliye edildi
Netanyahu, prostat kanseri tedavisi gördüğünü açıkladı
Michael Eneramo hayatını kaybetti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Trump: "İran bize bir kağıt parçası verdi, bunun daha iyi olması gerekiyordu"
Netanyahu’dan Lübnan’a yönelik "güçlü saldırı" emri
Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşlarla kafede sohbet etti
İran Dışişleri Bakanı Arakçi, Maskat'ta
Rami Çocuk ve Sanat Bienali kapılarını açtı
Esad'ın istihbarat görevlisi Yousef'in 41 kişiyi infaz ettiği Tadamon, katliamın izlerini taşıyor
İranlı heyet Pakistan’dan ayrıldı
SAĞLIK
Anne adayları artık doğal doğumu tehcih ediyor
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:58:24
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, Ebeler Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada anne adaylarının sezeryana kıyasla normal doğumu tehcih ettiklerini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, 21-28 Nisan Ebeler Haftası dolayısıyla ebelik mesleğinin sağlık sistemindeki yeri, eğitim süreçleri ve geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ebelik mesleğinin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirten Cesur, ebelerin sağlığın korunması, geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ile tedavi ve bakım hizmetlerini bir arada sunduğunu ifade etti. Ebelerin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tamamında aktif rol aldığını vurgulayan Cesur, köyden kente kesintisiz sağlık hizmeti sunarak toplumun her kesimine ulaştıklarını söyledi. Anne ve bebek sağlığındaki kritik rolüne dikkat çeken Cesur, ebelerin anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirtti. Sağlıklı gebelik planlamasından doğum ve doğum sonrası sürece kadar geçen tüm aşamalarda ebelerin aktif görev aldığını dile getirdi. İstihdam alanları güçlenmeli Türkiye’de ebelik alanında son yıllarda akademik ve klinik anlamda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Cesur, akademik kadronun güçlendiğini, bilimsel çalışmaların arttığını kaydetti. Ancak mesleğin yetki, görünürlük ve istihdam alanlarında daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumda ebelik mesleğine yönelik yanlış algıların bulunduğunu da belirten Cesur, ebelerin yalnızca doğum yaptıran sağlık çalışanları olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Ebelik hizmetlerinin gebelik öncesinden başlayarak lohusalık dönemine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını vurguladı. Doğuma karşı yaklaşım değişti Ebelerin doğum sürecinde sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik destek de sunduğunu dile getiren Cesur, anne adayının kaygısını azalttıklarını ve doğum deneyiminin daha olumlu geçmesine katkı sağladıklarını belirtti. Günümüzde doğum yaklaşımlarının değiştiğini ifade eden Cesur, kadın merkezli ve kanıta dayalı uygulamaların ön plana çıktığını, doğal doğuma yönelimin arttığını söyledi. Sezaryen oranlarının dengelenmesi yönünde çalışmaların sürdüğünü belirten Cesur, ebelerin bu süreçteki öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını kaydetti. Aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştiriliyorlar Ebelik eğitimi hakkında da bilgi veren Cesur, bölümde teorik ve uygulamalı derslerin dengeli şekilde, öğrencilerin aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştirildiğini ifade etti. Simülasyon teknolojileri, sanal gerçeklik ve dijital eğitim materyallerinin eğitim sürecine entegre edildiğini belirtti. Bölümün akademik çalışmalarına da değinen Cesur, 2023 yılında akredite olduklarını ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosu almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ebelik bölümü olduklarını söyledi. Bu durumun mezunların uluslararası düzeyde tanınırlığını artırdığını ifade etti. Ebeler Haftası mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem Mezunların hastaneler, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve akademide görev alabildiğini belirten Cesur, birçok mezunun akademik ve idari kariyerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi. Teknolojinin ebelik mesleğine katkı sağladığını vurgulayan Cesur, öğrenmeyi kolaylaştırdığını, problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirdiğini ifade etti. Ancak veri güvenliği ve mahremiyet konularına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ebeler Haftası’nın mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem olduğunu belirten Cesur, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği öneme dikkat çekerek, sağlıklı nesillerin temelinde ebelerin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Cesur, sözlerini "Sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı anneler ve bebeklerdir. Ebeler bu sürecin güvencesidir" ifadeleriyle tamamladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:18
Eskişehir İl Sağlık Müdürü Bildirici’den Dünya Sıtma Günü uyarısı: "Risk tamamen bitmedi"
Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2008 yılından bu yana her yıl 25 Nisan’da anılan Dünya Sıtma Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtmanın; plasmodium cinsi paraziti taşıyan dişi anofel sivrisineklerin ısırığı yoluyla bulaşan ve kırmızı kan hücrelerini enfekte ederek hayatı tehdit edebilen ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın ilk belirtilerinin genellikle sivrisinek ısırığını takip eden 10-15 gün içerisinde baş ağrısı, titreme ve ateş şeklinde ortaya çıktığını ifade etti. İnsanlarda sıtmaya yol açan beş farklı plasmodium türü bulunduğunu dile getiren Bildirici, özellikle P. falciparum ve P. vivax türlerinin en büyük riski oluşturduğunu, falciparum tipinin tedavi edilmediği durumlarda kısa sürede ağır seyrederek ölüme neden olabildiğini vurguladı. "Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sıtma riski altında bulunduğunu, bu riskin özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaygın olarak görülen sıtmanın, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen etkin çalışmalar neticesinde yerli bulaşının sona erdiğini belirtti. Bildirici, ülkemizde sıtma etkenini taşıyabilecek sivrisinek türlerinin halen bulunduğuna dikkat çekerek; iklim ve çevresel faktörler, artan uluslararası seyahatler, endemik bölgelerden gelen vakalar ve düzensiz göç hareketleri nedeniyle yurtdışı kaynaklı sıtma vakalarının görülebildiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin subtropikal kuşakta yer alması ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının da hastalık riskini artırabileceğini dile getirdi. "Vatandaşlarımız riskli bölgelere seyahat ederken dikkat etmeli" Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, bu nedenle Sıtma Eliminasyon Programı kapsamında yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti. Vatandaşların özellikle riskli bölgelere seyahat öncesinde gerekli koruyucu önlemleri almaları ve hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini ifade etti.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:02
Iğdır’da süt ve süt ürünlerine sıkı denetim
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, halkın güvenilir gıdaya ulaşması için süt ve süt ürünlerine yönelik denetimlerini artırdı. Iğdır İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, süt ve süt ürünlerine yönelik denetimlerini artırarak halk sağlığını korumaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı talimatıyla başlatılan "Süt ve Süt Ürünlerine Yönelik Resmi Kontroller" kapsamında denetimler ve numune alma işlemleri ülke genelinde eş zamanlı olarak yürütülüyor. Bu kapsamda Iğdır’da da ekipler sahadaki çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Gıda kontrol ekipleri tarafından yapılan denetimlerde; hastaneler, okul kantinleri, öğrenci yurtları, şarküteriler ve yerel marketler mercek altına alınıyor. Bu noktalardan alınan numuneler analiz için laboratuvara gönderilirken, ürünlerin muhafaza sıcaklıkları, saklama şartları ve işletmelerin hijyen standartları titizlikle inceleniyor. Yetkililer, denetimlerin düzenli olarak devam edeceğini belirterek vatandaşların güvenilir gıdaya ulaşmasının öncelikleri olduğunu vurguladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 14:54
Düzce’de üreme sağlığı eğitimi verildi
DÜZCE (İHA) – Düzce’de 2026 yılı ikinci grup üreme ve cinsel sağlık modüler eğitimi gerçekleştirildi. Sağlık alanında farkındalık oluşturmak ve hizmet kalitesini artırmak amacıyla düzenlenen eğitim programı, ilgili sağlık personelinin katılımıyla tamamlandı. Sağlık ekipleri eğitim süresince katılımcılara üreme sağlığı, cinsel sağlık, koruyucu sağlık hizmetleri ve danışmanlık süreçlerine ilişkin kapsamlı bilgiler aktardı. Alanında uzman eğitmenler tarafından verilen eğitimlerde, güncel yaklaşımlar ve uygulamalar detaylı şekilde ele alındı. Programın sonunda katılımcıların görüş ve değerlendirmeleri alınarak eğitim sürecine ilişkin geri bildirimler toplandı. Değerlendirme süreci, Sağlıklı Hayat Merkezi sorumlu hekimi Uzm. Dr. Sultan İlay Tunçez ile USEM eğitimcileri tarafından yürütüldü.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 09:23
Diş ağrısı şikayetiyle gitti 25 dişinden oldu
2
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:21
20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı
3
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:24
Prof. Dr. İrfan Koca: "Hidrodiseksiyon ile ağrıya değil nedene müdahale ediyoruz"
4
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:15
Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir
5
25 Nisan 2026 Cumartesi- 08:01
Laparoskopik cerrahiyle hastalar günlük yaşama daha hızlı dönüyor
06 Nisan 2026 Pazartesi - 12:19
Doç. Dr. Tuhanioğlu: "Alerjik rinit zamanla şiddetini azaltabilir ancak kendiliğinden geçmesi nadirdir"
Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Birgül Tuhanioğlu, alerjik rinitin zamanla şiddetini azaltabildiğini ancak kendiliğinden tamamen geçmesinin nadir olduğunu belirterek, "Alerjenlerden mümkün olduğunca uzak durmak, hastalığın kontrolünde kritik rol oynar" dedi. Alerjik rinit, bağışıklık sisteminin polen gibi çevresel maddelere karşı aşırı tepki vermesi sonucu ortaya çıkıyor ve bu yönüyle viral kaynaklı üst solunum yolu enfeksiyonu olan nezleden ayrılıyor. Medline Adana Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Birgül Tuhanioğlu, "Bu nedenle belirtiler benzese de altta yatan neden farklı olduğu için doğru tanı ve uygun tedavi süreci hasta konforu açısından büyük önem taşır" diyerek uyarı ve önerilerde bulundu. Bahar aylarında sık görülüyor Doç. Dr. Birgül Tuhanioğlu, mevsimsel alerjik rinitin özellikle ilkbaharda belirgin şekilde artış gösterdiğini belirterek, "Polenlerin yoğun olduğu bu dönemde, alerjik bünyeye sahip kişilerde şikayetler daha sık ortaya çıkar ve alerjiye neden olan maddeler "alerjen" olarak adlandırılır. Ancak bu maddeler herkes için sorun oluşturmaz; yalnızca alerjisi olan ve bağışıklık sistemi hassas bireylerde reaksiyona yol açar. Alerjik rinit; burun akıntısı, sık hapşırma, burun tıkanıklığı ve burunda kaşıntı gibi şikayetlerle kendini gösterir. Buna sıklıkla gözlerde kaşıntı, kızarıklık ve sulanma eşlik ederken bazı kişilerde geniz akıntısı, boğazda gıcık hissi, öksürük ve koku alma duyusunda azalma da görülebilir. Özellikle sabah saatlerinde artan bu belirtiler, polen gibi alerjenlerle temas sonrası şiddetlenir ve kişinin günlük yaşam kalitesini belirgin şekilde düşürebilir" diye konuştu. Genellikle ömür boyu sürüyor Çoğu zaman kronik bir seyir izleyen alerjik rinitin genellikle genetik yatkınlığı olan kişilerde daha sık görüldüğünü belirten Tuhanioğlu, "Çocukluk döneminde başlayabileceği gibi ilerleyen yaşlarda da ortaya çıkabilir. Çoğu vakada ömür boyu devam edebilen bu durum, zamanla şiddetini azaltabilir ancak kendiliğinden tamamen geçmesi nadirdir. Bu nedenle alerjenlerden mümkün olduğunca uzak durmak, hastalığın kontrolünde kritik rol oynar. Tanı koyulurken hastanın yaşı, şikayetlerin hangi ortamlarda arttığı ve ailede alerji öyküsü olup olmadığı değerlendirilir. Alerjinin genetik bir yönü olduğu için aile bireylerinde benzer durumların bulunması tanıyı destekler. Gerekli durumlarda deri testleri veya kan testleri ile alerjenler belirlenebilir. Ayrıca bu hastalarda burun içi yapıların da detaylı şekilde muayene edilmesi gerekir" dedi. Korunmak için neler yapılmalı? Alerjik rinitin kontrol altına alınmasında en etkili yöntemin alerjenlerle teması azaltmak olduğunun altını çizen Tuhanioğlu, "Bunun yanı sıra ilaç tedavileri ve bazı durumlarda aşı uygulamaları da gündeme gelebilir. Günlük yaşamda alınabilecek basit ama etkili önlemler sayesinde bahar aylarını daha konforlu geçirmek mümkün olabilir. Polenlerin yoğun olduğu dönemlerde kapı ve pencereleri kapalı tutun. Klima filtrelerini düzenli olarak temizleyin veya değiştirin. Ev içinde bitki bulundurmamaya özen gösterin. Tüylü evcil hayvanlardan uzak durun. Doğal dolgu ürünler yerine sentetik yastık ve yorganları tercih edin. Sigara dumanından kaçının" şeklinde konuştu.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 12:10
ETÜ’de fizyoterapi ve rehabilitasyon alanındaki güncel yaklaşımlar konuşuldu
Erzurum Teknik Üniversitesi (ETÜ) Sağlık Bilimleri Fakültesi tarafından düzenlenen Palandöken Fizyoterapi Sempozyumu, gerçekleştirildi. Fizyoterapi alanındaki güncel bilimsel gelişmelerin paylaşılması, akademik etkileşimin artırılması ve öğrencilerin mesleki gelişimlerine katkı sağlanması amacıyla düzenlenen sempozyumun açılış programına ETÜ Rektörü Prof. Dr. Bülent Çakmak, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Fatih Yetim, Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Gürol, akademisyenler, araştırmacılar ve öğrenciler katıldı. Programda konuşan Rektör Prof. Dr. Bülent Çakmak, fizyoterapi ve rehabilitasyon alanının günümüzde yalnızca tedavi edici yönüyle değil, aynı zamanda koruyucu ve yaşam kalitesini artırıcı yaklaşımıyla öne çıktığını belirterek: "Fizyoterapi ve rehabilitasyon, bireyin yaşam kalitesini artıran, bağımsız yaşamı destekleyen ve toplum sağlığı açısından stratejik bir alandır. Bu nedenle düzenlenen bilimsel etkinlikler, alanın gelişimine katkı sağlarken öğrenciler ve akademisyenler için de önemli bir bilgi paylaşımı ve iş birliği platformu oluşturmaktadır" ifadeleri kullandı. Konuşmasında bilimsel organizasyonların süreklilik arz etmesinin önemine dikkat çeken Rektör Çakmak, düzenli olarak gerçekleştirilen sempozyum ve benzeri etkinliklerin akademik gelişimi desteklediğini ve bilgi paylaşımını güçlendirdiğini söyledi. Rektör Çakmak’ın ardından konuşan Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ayşe Gürol ise fizyoterapinin günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu dile getirerek: "Palandöken, Erzurum’un kimliğinin ve yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. Fizyoterapi ise yaşamın merkezinde yer alan, insanı çevresiyle birlikte ele alan temel bir sağlık disiplinidir. Öğrencilerimizi bu bakış açısıyla yetiştirmek, fakülte olarak öncelikli sorumluluklarımız arasında yer almaktadır" dedi. Sempozyum programının, klinik uygulamalarda sık karşılaşılan konuları kapsayacak şekilde hazırlandığını ifade eden Gürol, organizasyonun hayata geçirilmesinde emeği geçen Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Bölümü akademik kadrosu ile ETÜ Çocuk Kulübü üyelerini tebrik ederek, öğrencilerin bu tür bilimsel etkinliklerden en üst düzeyde fayda sağlamasının önemine vurgu yaptı. Açılış konuşmalarının ardından devam eden sempozyumda; Prof. Dr. Nuriye Özengin pelvik taban disfonksiyonlarında fizyoterapi ve rehabilitasyon, Doç. Dr. Ömer Osman Pala lumbal omurga disfonksiyonlarında osteopatik manuel terapi, Doç. Dr. Ramazan Kurul nörolojik bozukluklarda orofasiyal değerlendirme ve tedavi yöntemleri, Dr. Öğr. Üyesi Elif Duygu Yıldız lenf ödemde fizyoterapi ve rehabilitasyon ve Dr. Öğr. Üyesi Enes Tayyip Benli vestibüler rehabilitasyon konularında katılımcılara bilgi ve deneyimlerini aktardı.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 11:29
’Kırlangıç otu kullanımı’na dikkat, uzmanlar uyarıyor: "Gözlerine suyunu damlattı, göremez hale geldi"
Kocaeli’nde yaşayan 52 yaşında kadın, iddiaya göre uzağı göremediği için kullandığı gözlükten kurtulmak için gözlerine kırlangıç otunun suyunu damlatınca göremez hale geldi. Hastasına ilişkin konuşan Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Faruk Yılmaz, "Gözlükten kurtulmak için kırlangıç otu suyunu damlattı, göremez hale geldi. Gözlerini açamaz haldeydi, ‘Acaba göremeyecek miyim?’ diyordu, 2 gözün de korneasının tamamen tahrip olduğunu gördük. Tedavi sonucunda tamamen iyileşti. Sosyal medyada özellikle son zamanlarda kırlangıç otu çok yaygınlaşmaya başladı. Faydalı bile olsa Sağlık Bakanlığı ruhsat vermeden, ilaç formatına dönüştürmeden, uygun doz ayarlanmadan ve göz hekiminin önerisi olmadan herhangi bir bitkisel ilaç önermiyoruz" dedi.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 11:09
Toplum yaşlandıkça fizik tedavi ihtiyacı artıyor
Türkiye Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Derneği tarafından 2-5 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenen 31. Ulusal Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kongresi, yoğun katılım ve kapsamlı bilimsel içeriğiyle tamamlandı. Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun da iştirak ettiği kongre, "Gelenekten Geleceğe: Kanıt, Teknoloji ve İnsan" ana temasıyla fiziksel tıp ve rehabilitasyon alanında güncel gelişmeleri, yeni tedavi yaklaşımlarını ve geleceğe yönelik vizyonu ele aldı. Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından gelen yaklaşık 1500 fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı ile asistan hekimin katıldığı kongrede; serebral palsi, omurilik yaralanmaları, inme, romatizmal hastalıklar ve kas-iskelet sistemi ağrıları gibi geniş kitleleri ilgilendiren hastalıklar multidisipliner bir bakış açısıyla değerlendirildi. Ayrıca telerehabilitasyon, evde fizik tedavi uygulamaları ve robotik rehabilitasyon gibi yenilikçi yöntemler de bilimsel programın öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. Kongre Başkanı Doç. Dr. İbrahim Halil Erdem, kongrenin bilimsel derinliği ve katılım düzeyiyle dikkat çektiğini belirterek, "Türkiye’nin dört bir yanından ve yurt dışından gelen meslektaşlarımızla bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirdik. Özellikle inme, serebral palsi ve omurilik yaralanmaları gibi hastalıklarda yeni tedavi yaklaşımlarını ve teknolojik gelişmeleri kapsamlı şekilde ele aldık. Kongremiz, fiziksel tıp ve rehabilitasyon alanında hem bugünü değerlendiren hem de geleceğe yön veren güçlü bir platform oldu" dedi. Bilimsel oturumlarda, hastaların yaşam kalitesini doğrudan etkileyen kas-iskelet sistemi hastalıklarının yanı sıra nörolojik rehabilitasyon süreçleri, girişimsel tedavi yöntemleri ve rejeneratif uygulamalar da geniş kapsamda ele alındı. Alanında uzman konuşmacılar tarafından gerçekleştirilen sunumlar, katılımcılara hem teorik hem de pratik anlamda önemli katkılar sundu. Kongre Sekreteri Dr. Ümit Yalçın, organizasyona gösterilen ilgiden memnuniyet duyduklarını ifade ederek, "Artan yaşlı nüfusla birlikte rehabilitasyon ihtiyacının büyüdüğü günümüzde, telerehabilitasyon ve evde bakım uygulamalarının yaygınlaştırılması kaçınılmaz bir gereklilik haline gelmiştir" dedi. Kongre Sekreteri Dr. Kaan Uslu ise fizik tedavi ve rehabilitasyonun koruyucu sağlık hizmetlerindeki rolüne vurgu yaparak, "Kas-iskelet sistemi şikayetlerinde hastaların ilk başvuru noktasının fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanları olması gerektiği konusunda toplumsal farkındalığın artırılması büyük önem taşıyor" diye konuştu. Uslu ayrıca, kongrenin başarılı organizasyonuna katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür ederek, özellikle sürecin sorunsuz ilerlemesinde önemli rol üstlenen organizasyon firması BURKON’a ve BURKON Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Eker’e de teşekkürlerini iletti. Düzenleme Kurulu Üyesi Dr. Aysun Özlü de kongrenin uygulamaya dönük yönünün güçlü olduğunu vurgulayarak, "Bilimsel oturumların yanı sıra son teknoloji cihazların birebir deneyimlenmesi, meslektaşlarımız açısından son derece verimli bir öğrenme ortamı sağladı" ifadelerini kullandı. Kongre boyunca düzenlenen kurslar, paneller ve sempozyumlarla fizik tedavi ve rehabilitasyon alanındaki güncel yaklaşımlar kapsamlı şekilde ele alınırken, sektördeki yeniliklerin sahaya yansıması açısından da önemli bir zemin oluşturuldu. Katılımcılar, hem akademik bilgi paylaşımı hem de mesleki dayanışma açısından kongrenin son derece verimli geçtiğini vurguladı. Dört gün süren kongrede 65 panel, 17 kurs, 8 uydu sempozyum ve 16 sözel bildiri oturumu gerçekleştirilirken; toplam 132 sözel ve 239 poster bildiri sunuldu. 31. Ulusal Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Kongresi, bilimsel üretim, ulusal ve uluslararası iş birlikleri ile sağlık politikalarına katkı sunacak önemli çıktılarla tamamlandı.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:59
Menopozda kritik ilk 10 yıllık dönem
Acıbadem Eskişehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Sevgi Selen, "Kadın sağlığında östrojen ve progesteron dengesi temel rol oynar. Menopoz döneminde biyoeşdeğer hormon tedavileriyle kalp damar sağlığından kemik sağlığına, ruh sağlığından ürogenital şikayetlere kadar pek çok sorun yönetilebilmektedir" dedi. Kadın sağlığında östrojen ve progesteron dengesinin temel rol oynadığını belirten Selen, "Yaşam süresinin uzamasıyla birlikte menopoz döneminde geçen süre de artmaktadır. Kadının sosyal, aile ve iş yaşamındaki sorumluluklarının da artmasıyla birlikte menopoz döneminde ortaya çıkan sağlık sorunları daha zor yönetilebilir hale gelmiştir" diye konuştu. "İlk 10 yıl kritik dönem" Menopoz döneminde overlerin fonksiyon kaybına uğramasıyla birlikte hormonal dengenin değiştiğini belirten Selen, "Bu süreçte birçok sağlık sorunu ortaya çıkabilmektedir. Kardiyovasküler hastalıklar, osteoporoz, bilişsel fonksiyonlarda azalma, ruhsal değişiklikler ve cinsel sağlık sorunları bu dönemde sık görülür. Biyoeşdeğer hormon tedavisiyle vücutta eksilen hormonlar dışardan yerine konulabilmekte ve takip edilmektedir. Biyoeşdeğer terimi insan vücudunda üretilen hormonlarla aynı moleküler yapıya sahip hormonları ifade eder. Bu tedavide en sık kullanılan ajanlar; Estradiol, Progesteron ve gerekli durumlarda testosteron veya DHEA’dır. Tedaviye menopozdan sonraki ilk 10 yıl içinde başlanmalıdır. Bu sürenin aşılması durumunda kardiyovasküler riskler nedeniyle tedaviye başlanması her hasta için uygun olmayabilir" uyarısında bulundu. "Biyoeşdeğer hormonların kadınlarda menopoz sonrası kemik kaybını önlemede etkili olduğu kanıtlanmıştır" Biyoeşdeğer hormon tedavisinin uygun zamanda başlandığında kalp-damar hastalıkları riskini azaltabileceğini belirten Selen, "Ağızdan alınan sentetik hormon tedavilerinde bazı risk artışları görülebilirken, ciltten uygulanan (transdermal) tedavilerde bu risk elimine edilmektedir. Benzer şekilde BHRT olarak bilinen biyoeşdeğer hormonların kadınlarda menopoz sonrası kemik kaybını önlemede etkili olduğu kanıtlanmıştır. Osteopeni ve osteoporoz riskini azaltmada önemli bir tedavi seçeneğidir. Ayrıca cilt, kıkırdak ve bağ dokusunda görülen olumsuz etkiler de bu tedavi ile iyileşebilmektedir" dedi. "Hormon tedavisi ile depresyon eğilimi de azalıyor" Vajinal östrojen desteği ile menopoz sonrası dönemde sık görülen vajinal kuruluk, yanma, ağrılı ilişki ve idrar problemlerinin azaltılabildiğini belirten Selen, "Hormon tedavisi yalnızca fiziksel değil, menopozun psikolojik etkilerini azaltmaktadır. Menopoz sürecinde ve sonrasında bilişsel fonksiyonlarda azalma, uyku düzeninde dengesizlikler ve tüm bunlara bağlı olarak depresyon eğilimi artarken biyoeşdeğer hormon tedavisiyle tüm bu şikayetler en aza indirilirken depresyon eğilimi de azalıyor" diye konuştu. "Meme kanseri riski hastaya göre değerlendirilmeli" Hormon tedavisi denildiğinde en çok merak edilen konulardan birinin meme kanseri riski olduğunu belirten Selen, "Sentetik progesteron kullanılan tedavilerde risk artışı görülürken, mikronize progesteron kullanımında bu risk daha düşüktür. Ayrıca hormon tedavisine bağlı risk artışı, obezite ve fiziksel hareketsizlik gibi faktörlerle benzer düzeydedir" dedi. "Tedavi kişiye özel planlanmalı" Biyoeşdeğer hormon replasman tedavisinin kişiye özel planlanması gerektiğini belirten Selen, doğru hasta seçimi ve düzenli takip ile menopoz döneminin daha konforlu geçirilebileceğini ifade etti.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:44
"Kanser tedavisinde hedefe yönelik yaklaşımlar umut veriyor"
Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan bilimsel gelişmelerin, hastalara daha kişiselleştirilmiş ve etkili tedavi seçenekleri sunduğunu belirterek özellikle kişiselleştirilmiş tedavilerin onkoloji alanında önemli bir dönüşüm sağladığını ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl dünya genelinde yaklaşık 20 milyon yeni kanser vakası görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Kaytan Sağlam, kanserin halen küresel ölçekte en önemli sağlık sorunlarından biri olduğunu söyledi. Türkiye’de de her yıl 200 binden fazla yeni kanser vakasının tanı aldığını belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, erken tanı ve doğru tedavi planlamasının hayati önem taşıdığını vurguladı. "Hedefe yönelik tedaviler tümörün biyolojisini hedef alıyor" Kanser tedavisinde klasik yöntemlerin yanı sıra son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik tedavilerin, tümör hücrelerinin biyolojik özelliklerini hedef aldığını belirten Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam, "Hedefe yönelik tedaviler kanser hücrelerinin büyümesini sağlayan belirli moleküler mekanizmalar üzerinde etkili olurken spesifik olarak tümör hücrelerini yok edebiliyor. Tümörün biyolojisini bilmek, patoloji ve genetik uzmanları yardımı ile moleküler düzeyde hastalığı tespit ederek ilgili molekülü bloke ederek hastalığın hızla kontrolünü sağlamak mümkün olmakta. Kanser tedavilerinde farklı disiplinlerdeki hekimlerin ortak akıl ve bir ekip ile tedaviyi üstlenmeleri hem daha az yan etki hem de daha etkili, hastalarımızı daha az yoran tedavileri beraberinde getirmiştir" dedi. "Kişiye özel tedavi dönemi güçleniyor" Onkolojide artık kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımının giderek daha fazla önem kazandığını ifade eden Prof. Dr. Kaytan Sağlam, hastaların genetik ve moleküler özelliklerinin tedavi planlamasında belirleyici olduğunu söyledi. Sağlam, "Her kanser aynı değildir. Aynı organda ortaya çıkan kanserlerde bile tümörün genetik yapısı farklı olabilir. Bu nedenle moleküler analizler ve biyobelirteçler sayesinde hangi hastanın hangi tedaviden daha fazla fayda göreceği belirlenebilmektedir. Bu yaklaşım, tedavi başarısını artırırken gereksiz tedavilerin de önüne geçebilir" ifadelerini kullandı. "Radyoterapi ile kombine tedaviler başarıyı artırabiliyor" Hedefe yönelik tedavilerin birçok hastada radyoterapi ve diğer tedavi yöntemleriyle birlikte uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Kaytan Sağlam, multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekti. Kaytan Sağlam, "Kanser tedavisi artık tek bir yönteme dayanmıyor. Cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedavilerin uygun kombinasyonları hastaya özel olarak planlanıyor. Bu multidisipliner yaklaşım, özellikle ileri teknolojiye sahip radyoterapi yöntemleriyle birlikte uygulandığında tedavi başarısını önemli ölçüde artırabiliyor. Erken evre hastalıklarda küratif tedaviler daha ön planda cerrahi ve radyoterapi veya kemoterapi/hedefli tedaviler ve radyoterapi gibi farklı disiplinlerin ortak tedavileri ile uzun sağkalımlar ve kür oranları oluşturmaktadır. Bununla beraber ileri evre ve metastatik hastalıklar da son dönemlerde tümör konseylerinde tartışılarak kemo-immunoterapiler ile birlikte stereotaktik vücut radyoterapisi yöntemi ile dirençli odaklar tespit edilerek etkili (ablatif) doz belli bir noktada yoğunlaştırılabilmektedir. Bu şekilde hem hastanın etkili olan immunoterapisi veya hedefli tedavileri devam edebilmekte hem de bu tedavilere dirençli tümör odakları hızla yok edilebilmektedir" dedi. Radyoterapi teknolojilerindeki gelişmelere de değinen Kaytan Sağlam, "Radyoterapi uygulamalarında bilgisayar teknolojileri ile birleşerek görüntü kılavuzluğunda, tümör odaklarını daha net görerek yapılabilmesi metastatik odakların da daha etkili tedavi yapılabilmesine imkan sağlamıştır. Radyoterapi teknolojileri ile birlikte 5-6 haftalara uzayan tedaviler meme kanseri, prostat kanseri gibi pek çok tümörde daha kısa sürede tamamlanabilir hale gelmiştir. Bu hastaların uyumunu da arttırmıştır. Erken ve geç dönem izlemlerinde de yan etki profilinin tolerabıl olduğu ve artmadığı gözlemlenmiştir" diye konuştu. "Erken tanı ve düzenli kontroller hayati önem taşıyor" Kanserle mücadelede erken tanının hâlâ en önemli faktörlerden biri olduğunu vurgulayan Kaytan Sağlam, düzenli sağlık kontrollerinin ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanser birçok türde erken evrede yakalandığında tedavi şansı oldukça yüksektir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireylerin düzenli tarama programlarına katılması ve vücuttaki olağan dışı belirtileri ihmal etmemesi büyük önem taşır" dedi. Tarama programları ve aşılar kanserle mücadelede kritik rol oynuyor Meme kanseri taramalarının artmasıyla birlikte vakaların önemli bir bölümünün erken evrede yakalanabildiğini belirten Kaytan Sağlam, aynı hassasiyetin diğer kanser türlerinde de gösterilmesi gerektiğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Meme kanseri taramalarının artması ve kadınların bu konudaki hassasiyetleri ile artık vakaların yüzde 75’i erken evre olarak görülmektedir. Aynı hassasiyeti erkeklerin de göstermesi prostat kanserlerinde de fark oluşturacaktır" dedi. Türkiye’de uygulanan tarama programlarına da değinen Kaytan Sağlam, "Yurdumuzda da tarama programları içinde kolonoskopi ve endoskopi bulunmaktadır. 45-50 yaş, herhangi bir şikayeti olmayan bireylerin endoskopi ve kolonoskopi yaptırması kanser sıklığında her iki cinste de 3. sırada sıklıkla görülen barsak tümörlerini çok erken yakalayarak hastalıktan kurtulmak mümkündür. Maalesef bu konuda kişilerin direnci barsak ve rektum tümör sıklığını düşürmememizde en önemli etkendir" ifadelerini kullandı. HPV aşısı kadınlarda yüzde 90’a ulaşmalı HPV aşısının önemine dikkat çeken Kaytan Sağlam, "Dünyada 160 ülkede günümüzde HPV aşıları ve aktif tarama programları etkin olarak yapılmaktadır. Serviks kanseri artık gelişmiş ülkelerde tamamen yok olmuş ve hiç yeni vaka görülmemekte iken yurdumuzda aşı karşıtlığı ve maddi sorunlar nedeniyle HPV aşısı yaptıran kişi sayısı çok azdır. Hatta tıp fakültesi öğrencileri arasında yaptığımız bir değerlendirmede de aşılanmış öğrencilerimizin yüzde 5 gibi çok düşük oranda olduğunu üzülerek tespit ettik" dedi. Kaytan Sağlam, yalnızca kadınların değil erkeklerin de aşılanmasının önemine dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "Sadece kız çocukların -kadınların aşılanması yüzde 90’lara ulaşmalı ki bu hastalık ortadan kaldırılabilsin. Eğer erkek ve kadınlar birlikte aşılanabilirse yüzde 60 bireyin aşılanması da epidemiyolojik olarak başarıyı birlikte getirecektir. Dolayısı ile erkekten kadına ve kadından erkeğe bulaşı önlemek ve hastalığı ortadan kaldırabilmek için her iki cinste de aşılanma yapılması önem arz etmektedir." Sağlıklı yaşam alışkanlıkları kanser riskini azaltabilir Kanserde genetik yatkınlığın tamamen ortadan kaldırılamayacağını belirten Kaytan Sağlam, yaşam tarzının hastalık riskini önemli ölçüde etkilediğini söyledi. Kaytan Sağlam, "Kanserdeki genetik yatkınlığın önüne geçmek mümkün olamamaktadır. Fakat beslenme şeklimizi düzenlemek, egzersiz yapmaya dikkat etmek, sigara vg bilinen risk faktörlerinde uzaklaşmak, rutin kontrollerimizi yaptırmak, aşılanmak gibi farkındalıklarımızın arttırılması ile kanser hastalığını yaşamımızı kısaltan bir hastalık olmaktan çıkarabilir ve daha uzun sağkalım sürelerini beraberinde getirebilir" dedi.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:31
Beslenme Dostu İş Yeri Projesinde Manisa başı çekiyor
Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Programı" kapsamında Manisa, Türkiye’de örnek iller arasında yer aldı. Programın tüm kriterlerini yerine getiren Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi de belge almaya hak kazandı. Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen ve çalışanların sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmasını, fiziksel aktivitenin artırılmasını ve daha güvenli bir iş ortamı oluşturulmasını amaçlayan "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Programı" kapsamında Manisa’da çok sayıda kurum belge almaya hak kazandı. Programın ön şartlarını eksiksiz yerine getirerek başvuru yapan Manisa Celal Bayar Üniversitesi (MCBÜ) Hafsa Sultan Hastanesi de değerlendirme sonucunda belge almaya hak kazanan kurumlar arasında yer aldı. Hastaneye belge, düzenlenen törende Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Fatih Zeren tarafından Manisa CBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu’ya takdim edildi. Manisa’da 49 iş yeri belge aldı Törende konuşan Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Fatih Zeren, Manisa’nın programda önemli bir başarı yakaladığını belirterek, "İlimizde Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İş Yeri Programına başvuruda bulunup yapılan değerlendirme sonucunda ön şartların tamamını sağlayarak gerekli puanı alan kamu ve özel olmak üzere toplam 49 iş yeri belge almaya hak kazanmıştır. Demirci Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü Türkiye’de bu belgeyi almaya hak kazanan ilk açık ceza infaz kurumu olmuştur. Ayrıca Manisa İl Sağlık Müdürlüğü de Ege Bölgesi’nde bu belgeyi almaya hak kazanan ilk İl Sağlık Müdürlüğüdür." dedi. Zeren ayrıca müdürlüğe bağlı tüm kamu hastaneleri ile ağız ve diş sağlığı merkezlerinin de belge almaya hak kazandığını belirterek, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, Spor Bilimleri Fakültesi, Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Yerleşkesi ve Hafsa Sultan Hastanesinin de program kapsamında belge alan kurumlar arasında bulunduğunu ifade etti. "Standartları yükseltmeye devam edeceğiz" Manisa CBÜ Hafsa Sultan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. İsmet Topçu ise projeye dahil edilmekten memnuniyet duyduklarını belirterek, "İlimizin sağlık yöneticilerine teşekkür ediyorum. Böyle bir projeye bizi dahil ettikleri için ayrıca belgeyi almamızda emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza teşekkür ederim. Programı hastanemizde belirli standartları daha da yükseltmek için sürdürmeye devam edeceğiz." diye konuştu. Amaç sağlıklı ve üretken iş ortamı oluşturmak Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre çalışan bireyler haftada ortalama 43 saatini iş yerinde geçirirken, bu durum iş ortamlarının sağlık üzerindeki etkisini daha da önemli hale getiriyor. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan uygulama rehberi kapsamında iş yerlerinde sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması, fiziksel aktivitenin artırılması ve çalışanların yaşam kalitesinin yükseltilmesi hedefleniyor. Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması 2017 sonuçlarına göre Türkiye’de 15 yaş ve üzeri bireylerin yüzde 31,5’i obez, yüzde 34’ü ise fazla kilolu bulunurken, bireylerin yüzde 42,4’ünün düşük fiziksel aktivite düzeyine sahip olduğu tespit edildi. Bu nedenle iş yerlerinde sağlığı teşvik eden uygulamaların yaygınlaştırılması büyük önem taşıyor.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:28
"Yarın çok geç olabilir" uyarısı: Erken teşhis hayat kurtarıyor
Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Erkan Aslan, kadın sağlığını tehdit eden hastalıklarda erken teşhisin hayati önem taşıdığını belirterek, "Yarın çok geç olabilir. Erken teşhis hayat kurtarır" dedi. Toplumda kanser farkındalığını artırmayı amaçlayan "1-7 Nisan Kanser Haftası" kapsamında açıklamalarda bulunan Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Erkan Aslan, hastalıklarla mücadelede en etkili yöntemin belirtiler ortaya çıkmadan önce harekete geçmek olduğunu vurguladı. Aslan, erken teşhisin yalnızca bir tedavi süreci değil, doğrudan yaşamla ilgili bir konu olduğuna dikkat çekti. Kadınların sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini ifade eden Aslan, utanma ya da çekinme gibi duyguların geri plana bırakılması gerektiğini belirterek, en küçük bir şikayette bile vakit kaybetmeden uzmana başvurulması gerektiğini söyledi. Dr. Aslan, "Kadın sağlığını etkileyen jinekolojik kanserler ve diğer rahatsızlıklarda modern tıp, artık çok daha konforlu ve güvenli çözümler sunuyor. Özellikle laparoskopik ve histeroskopik cerrahi gibi kapalı yöntemler, tedavi sürecini hızlandırırken hastaların günlük yaşamlarına kısa sürede dönmelerine olanak tanıyor. Jinekolojik cerrahiler kapsamında uygulanan bu ileri teknolojiler, erken evrede yakalanan pek çok sorunun kalıcı hasar bırakmadan çözülmesini sağlıyor. Bunun yanında genital estetik ve idrar kaçırma tedavileri, yaşam kalitesini artıran önemli müdahaleler olarak öne çıkıyor. Sağlık, yalnızca hastalık anında değil, hayatın her evresinde korunmalıdır. Bu kapsamda şu süreçler mutlaka iyi takip edilmeli. Riskli gebelik takibi: Anne ve bebek sağlığı için titiz süreç yönetimi. Normal ve sezaryen doğum: Sağlıklı nesiller için güvenli doğum planlaması. Menopoz süreci: Düzenli kontrollerle yaşam kalitesini korumak. Jinekolojik, genital, idrar kaçırma ve benzeri hastalıklar. Unutmayın sağlığınızı ertelemek, hayatı ertelemektir. 1-7 Nisan Kanser Haftası vesilesiyle, bir testin bir hayat kurtarabileceğini unutmayın. Rutin kontrollerinizi ihmal etmeyin, kendinize ve geleceğinize bir iyilik yapın" ifadelerini kullandı.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:08
Uzman doktordan 35 yaşın üzerindeki vatandaşlara uyarı: "Kalp krizleri ölüm nedeni oluyor"
Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Esad Çekin, "Halı saha, doğası itibarıyla riskli bir spor. Bence spor da değil; halı saha bir etkinliktir. Ben hastalarıma da mümkünse halı saha yapmamalarını öneriyorum" dedi. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Esad Çekin, son zamanlarda halı saha maçlarında artan kalp krizi vakalarına dikkat çekerek özellikle kontrolsüz ve ısınma egzersizleri yapılmadan oynanan halı saha maçının ciddi riskler barındırdığını söyledi. Dr. Esad Çekin, Günlük hayatın yoğun temposu sonrası oynanan halı saha maçlarının, özellikle 35 yaşın üzerindeki vatandaşlar için ciddi bir risk barındırdığını ifade etti. "Yoğun egzersiz kalp krizlerini tetikleyebiliyor" Yoğun egzersizlerin kalp krizlerini tetikleyebileceğini belirten Bolu İzzet Baysal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Esad Çekin, "Egzersiz paradoksu dediğimiz bir şey vardır. Normalde egzersiz, kalp sağlığı için çok faydalıdır. Bildiğimiz bütün kardiyovasküler risk faktörleri üzerinde düzenleyici etkisi vardır. Ancak paradoksal bir şekilde, haddinden fazla yoğun egzersiz kalp krizlerini tetikleyebiliyor. Profesyonel sporcularda dahi spor esnasında ani ölümler görülebiliyor. Bu ölümlerin yüzde 90’ı spor aktivitesi esnasında oluyor. Bunların yüzde 85’inin nedeni ise kalp damar hastalıklarıdır. Düşünün, profesyonel sporcularda bile tablo bu iken, amatör sporcularda ve spor geçmişi olmayanlarda çok daha yüksek bir risk var. Halı saha maçı yapan kişiler bu nedenle yüksek bir riske maruz kalıyor" dedi. "35 yaşın üstündeki kişilerde kalp krizleri ölüm nedeni oluyor" Özellikle 35 yaşın üzerindeki vatandaşlarda kalp krizlerinin ölüm nedeni olduğunu aktaran Kardiyoloji Uzmanı Dr. Esad Çekin, "Normalde halı saha maçı yapan kitleler genel itibarıyla gündüz çalışmış, yorgun düşmüş; akşam halı saha maçı planlamış kişilerdir. Yemeğini yemiş, sahanın etrafına gelip sigarasını da içmiş, sonra adımını atıp hiçbir ısınma egzersizi de yapmadan bir saat boyunca yoğun bir efora giren kişiler oluyor. Hatta sadece fiziksel bir stres değil, emosyonel bir strese de maruz kalıyorlar. Çünkü maçın inanılmaz bir gerginliği oluyor. Adrenalin de yükseliyor. Dolayısıyla altta yatan sessiz kalp hastalıkları gün yüzüne çıkıp ölümlerle seyredebiliyor. Burada 35 yaşın altındakilerde ölüm nedeni yapısal hastalıklar ve doğuştan ritim bozuklukları olurken, 35 yaşın üstündeki kişilerde kalp krizleri ölüm nedeni oluyor" şeklinde konuştu. "Kontroller ihmal edilmemelidir" Halı saha maçı yapmak isteyen vatandaşların belli kontrollerden geçmesi gerektiğini vurgulayan Esad Çekin, "Maçtan önce 15-20 dakika ısınma egzersizi yapmak, yemeği en az iki saat öncesinden yemek ve sigara içmemekle kardiyovasküler sistemi bu ağır yüke hazır hâle getirmek gerekiyor. Halı saha, doğası itibarıyla riskli bir spor. Bence spor da değil; halı saha bir etkinliktir. Ben hastalarıma da mümkünse halı saha yapmamalarını öneriyorum. Ancak insan sadece biyolojik bir varlık değil; insan biyopsikososyal bir bütündür. Biyolojik olarak önerilmese de psikolojik ve sosyal birçok etkisi de var. İnsanlar burada motive olduklarını ifade ediyor. Bu nedenle halı saha maçı yapılmak isteniyorsa, özellikle 35 yaşın üzerindeki kişilerin bir kalp kontrolünden geçmesi gerekiyor. Çünkü çok basit tetkiklerle biz bunları öngörüp önleyebiliriz. Kontroller ihmal edilmemelidir" diye konuştu. "İşletmelerde defibrilatör cihazı bulunmalı" Halı saha işletmelerinde defibrilatör cihazının bulunması gerektiğine değinen Çekin, "Bir otelde yangın tüpünün bulunması neyse, bir halı saha işletmesinde ya da yoğun kalabalığın olduğu yerlerde defibrilatör cihazlarının bulunması da aynıdır diye düşünüyorum. İşletmeciler, hem işletme olarak önlem almalı hem de vatandaşlarımız bireysel olarak kalp kontrollerini ihmal etmeyerek önlem almalıdır. Maalesef çok trajik şeyler görüyoruz. Bir saatimiz, bir ömre mâl olmasın" ifadelerini kullandı.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 10:05
Devlet hastanelerinde artık riskli ameliyatlar başarıyla yapılıyor
Sivas Numune Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Kliniğinde, ileri yaş ve yüksek risk profiline sahip hastalara yönelik nitelikli cerrahi uygulamalar başarıyla gerçekleştiriliyor. Gelişmiş tanı yöntemleri ve modern cerrahi tekniklerin etkin şekilde kullanıldığı klinikte hayati risk taşıyan damar hastalıkları güvenle tedavi ediliyor ve hastaların ameliyat sonrası iyileşme süreçleri titizlikle takip ediliyor. 71 yaşındaki Fahrettin Azimet’e şah damarı ameliyatını başarıyla gerçekleştiren Uzm. Dr. Üzeyir Tapdıglı, "Daha önceden kolon kanseri ve akciğer kanseri nedeniyle ameliyat olmuştu. Akciğer kanserinden sonra hastada pnömonektomi dediğimiz akciğerin bir tanesi, yani bir tarafı alınmıştı sol taraftan. Hastamız bize şah damarında ciddi darlık nedeniyle başvurdu. Nörolojide yapılan tetkikler sonucunda tomografi çekildi ve hastada şah damarında yüzde 80 darlık olduğu tespit edildi. Hastamız bize poliklinikten başvurdu ve hastaya ameliyat olması gerektiğini önerdik. Hastamız hemen ’ne gerekiyorsa yapalım hocam’ dedi bize ve hemen yatırdık servisimize, ameliyat hazırlıklarımızı başladık. Sonra genel anesteziyle ameliyatımızı yaptık. Aynı gün solunum cihazından ayrıldı hasta. Sadece bir gece yoğun bakım takip süremiz oldu. Ondan sonra bir sonraki gün sabahında servisimize çıkardık hastamızı. Herhangi bir komplikasyon ve sıkıntı yaşamadı" dedi. Azimet ise "Hastalığım nedeniyle Sivas Numune Hastanesine başvurduğumda kolon kanseri, bağırsak kanseri ve nitekim en sonunda damar hastalığı oldum. Bunlar da ameliyat sonucu çok şükür kurtardım, bunları da atlattım. Üzeyir hocama ve ekibine çok çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun" şeklinde konuştu. Bypass ameliyatı gerçekleştiren Uzm. Dr. Onur Osman Kaplan ise, "Hastamızın göğüs ağrısı olması nedeniyle kardiyoloji kontrollerinde anjiyo yapılması sonrası bypass ihtiyacı olması nedeniyle tarafımıza devraldık. Hastamızın üç damar lezyonu vardı. Bundan dolayı öncesinde operasyon öncesi bir hazırlık aşamamız var, hazırlık aşamamızı yaptık. Devamında operasyonumuzu gerçekleştirdik. Yoğun bakım takip ve devamındaki servisteki takibimiz sonrasında hastamızın taburculuğunu planlamaktayız. Genel durumumuz iyi" dedi. Hasta Murat Öztürk ise "Onur hocam ve Üzeyir hocama çok teşekkür ediyorum. Onlar gibi dinamik, genç, bilgili hocalarımızı Allah başımızdan eksik etmesin. Onların varlığıyla bizler de hayat buluyoruz, sağlık buluyoruz. Allah her zaman için başımızdan eksik etmesin. Başarılarının devamını her zaman için dilerim. Teşekkür ederim" diye konuştu.
06 Nisan 2026 Pazartesi - 09:42
Dünyanın ilk enfeksiyonlu bölgeye uygulanabilen yapay kemiği Eskişehir’de geliştirildi
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) ve Anadolu Üniversitesi’nin 20 yıllık ortak çalışması sonucu, enfeksiyonlu alanda kullanılabilen antibakteriyel yapay kemik grefti geliştirildi. Prof. Dr. Nusret Köse, "Bizim geliştirdiğimiz teknolojinin en büyük özelliği, enfekte ortamda kullanılabilir olması. Bu yönüyle dünyada bir ilk" dedi. ESOGÜ Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı’nda 33 yıl görev yapan ve bu yıl emekliliğe ayrılan Prof. Dr. Nusret Köse, yürüttükleri çalışmanın detaylarını paylaştı. Geliştirilen yapay kemik greftlerinin değişik boyutlarda yapılabildiğini söyleyen Prof. Dr. Köse, "Kalsiyum fosfat malzemesinden yapılmış bu yapay kemik greftinin insan vücudunda mikrobu öldürme özelliği vardır. ESOGÜ ve Anadolu Üniversitesi birlikte, antimikrobiyal özellikli yapay kemik grefti üretilmesi ve implant ilişkili enfeksiyonların ortadan kaldırılması için ortopedide kullanılan metalik implantların yüzeylerine uygulayabileceğimiz antimikrobiyal özellikli seramik kaplamalar geliştirdik. Biz bu çalışmaları önce laboratuvar düzeyinde Anadolu Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aydın Doğan hocayla birlikte yaptık. Bu çalışmalar yaklaşık 20 yıl önce başladı" şeklinde konuştu. "Çok başarılı sonuçlar aldık" Laboratuvarın ardından hayvanlar üzerinde çalışma yaptıklarını belirten Köse, "Antimikrobiyal özellikli yapay kemik greftlerinin hayvan denemelerinde başarıya ulaşması üzerine daha sonra TÜBİTAK projelerine başvurduk. TÜBİTAK’ın desteğiyle insanlarda bu geliştirdiğimiz teknolojiyi ve yapay kemik greftini ürettikten sonra hastalarda kullandık ve çok başarılı sonuçlar aldık. Bu aldığımız başarılı sonuçları uluslararası dergilerde makale olarak da yayınladık. Tabii implant malzemeleri geliştirilmesi uzun yıllar süren, oldukça detaylı çalışmalar gerektiren bir iş alanı. Bizim neredeyse 20 yıl sürdü. Bu süreçte bu teknolojiyi ve bu ürünleri geliştirirken 2 adet doktora tezi, 4 tane tıpta uzmanlık tezi geliştirildi ve nihayetinde ürünleri insanda kullanılabilir hale getirdik. Ancak tabii bu ürünleri bizim ticari olarak pazarlayabilmemiz için belgelendirme işlemlerini tamamlamamız gerekiyor. Hem Avrupa’da hem Türkiye’de son yıllarda MDR süreçleri başladı. Eskiden CE olarak alınan belgeler şimdi MDR süreçlerine tabidir. Bu MDR süreçleri hem oldukça detaylı hem de oldukça masraflı bir süreç. Biz de şu anda onları tamamlamaya çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "Dünyada da benzer bir ürün bulunmamaktadır" Geliştirilen yapay kemik greftinin 78 hastada kullanıldığını dile getiren Köse, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kemik enfeksiyonu olan veya implant uygulanan tüm alanlarda, kemik ilişkili alanlarda bunu kullanabiliyoruz. Türkiye aslında son yıllarda havacılık ve bu savunma sanayiindeki gösterdiği başarının bir diğer örneğini tıbbi sektörde yapmakta. Türkiye’de üretilen, geliştirilen pek çok tıbbi cihaz yurt dışına pazarlanabilmektedir. Yapay kemik greftleri yönünden bakacak olursak Türkiye’de bunun çok başarılı üreticileri var. Hem Türkiye pazarına hem yurt dışı pazarına bu ürünleri gönderiyorlar ve hastalarda, gereken hastalarda kullanılıyor. Ancak bizim geliştirdiğimiz teknolojinin en büyük özelliği enfekte ortamda kullanılabilir olması. Bu yönüyle dünyada bir ilk. Dünyada da benzer bir ürün bulunmamaktadır."
06 Nisan 2026 Pazartesi - 09:30
Malatya vertigo tedavisinde bölgenin referans noktası
Malatya’da İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi bünyesinde hizmet veren vertigo merkezi, baş dönmesi ve denge bozukluğu yaşayan hastalara yönelik kapsamlı tanı ve tedavi imkanı sunuyor. Bölgeye hitap eden merkez, ileri teknoloji altyapısı ve akademik kadrosuyla dikkat çekiyor. İnönü Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Deniz Uğur Cengiz, İşitme-Denge Merkezi’ni, Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz (KBB) Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kızılay ise bu merkezde gerçekleştirilen vertigo tedavisini anlattı. Doç. Dr. Cengiz, medikal tedavi sonrası şikayetleri devam eden hastalara bireyselleştirilmiş programlar uyguladıklarını ifade ederek, "Amacımız hastaların günlük yaşam aktivitelerini en üst düzeye çıkarabilmesini sağlamak" dedi. Kişiye özel tedavi programı Hastalarda özellikle yürürken, merdiven çıkarken ya da kalabalık ortamlarda denge kaybı yaşanabildiğini kaydeden Doç. Dr. Cengiz, bu nedenle uygulanan rehabilitasyon programlarının kişiye özel planlandığını vurguladı. Kliniğin Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi için önemli merkezlerden biri olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Cengiz, farklı şehirlerden gelen hastalara hizmet verdiklerini, aynı zamanda öğrenci yetiştirerek bölgedeki sağlık hizmetlerine katkı sunduklarını dile getirdi. "Vertigo çok önemli bir hastalık" İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Kulak Burun Boğaz Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Kızılay ise vertigonun toplumda yaygın görülen ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen bir sağlık sorunu olduğunu belirtti. Kızılay, "Vertigo çok önemli bir hastalık ve sık görülen bir hastalıktır" diyerek, bu rahatsızlığın günlük yaşamı olumsuz etkilediğini ifade etti. Merkezde vertigonun hem tanı hem de tedavi sürecinin titizlikle yürütüldüğünü aktaran Prof. Dr. Kızılay, hastalara pozisyonel testler ve denge testleri uygulandığını, göz hareketlerinin ölçüldüğünü söyledi. Geçmişte sınırlı imkanlarla yapılan bu işlemlerin artık ileri teknoloji cihazlar, yapay zeka destekli sistemler ve bilgisayar programlarıyla gerçekleştirildiğini belirten Prof. Dr. Kızılay, merkezin bu yönüyle Türkiye’de sayılı merkezler arasında yer aldığını kaydetti. Prof. Dr. Kızılay, vertigonun sadece bir hastalık değil, çoğu zaman başka hastalıkların belirtisi olduğunu vurgulayarak, merkezin bu şikayetlerin nedenini ortaya koymada önemli rol üstlendiğini ifade etti. Sürecin kulak burun boğaz muayenesi ile başladığını, ardından testler ve tedavi manevraları ile rehabilitasyon uygulamalarının devreye girdiğini belirten Prof. Dr. Kızılay, "Şikayetleri kısa sürede geçmeyen ve tedaviye rağmen devam eden hastaları kliniğimize davet ediyoruz" diye konuştu. Bölge için önemli bir sağlık hizmeti sunan merkez, hem hasta tedavisi hem de sağlık alanında nitelikli insan gücü yetiştirilmesi açısından dikkat çekiyor.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder