SAĞLIK
Kapalı damarı Almanya’da açılmayınca, Elazığ’a gelip sağlığına kavuştu 01 Mart 2026 Pazar - 11:03:01 Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarında yaşadığı damar tıkanıklığını oradaki hastanelerde tedavi ettiremeyince, Elazığ’a gelerek ameliyat olup sağlığına kavuştu. Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 55 yaşındaki 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarındaki damar tıkanıklığı nedeniyle günlük hayatını sürdürmekte zorlanıyordu. Gün içinde 100 metreden fazla yürüyemiyor, kısa mesafelerde bile şiddetli ağrı yaşıyordu. Frankfurt’ta başvurduğu hastanede yapılan kontrollerde bir bacağındaki damarın yüzde 70, diğerinin ise tamamen tıkalı olduğu ortaya çıktı. Kısmen tıkalı olan damar açıldı ancak tamamen kapalı olan damar için doktorlar riskli olduğu gerekçesiyle müdahale edemeyeceklerini, bu nedenle bypass ameliyatı olması gerektiğini belirtti. Açık ameliyat olmak istemeyen Mustafa Katrancı, başka bir çözüm arayışına girdi. Memleketi Elazığ’da görev yapan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı ile iletişime geçen Katrancı, yapılan değerlendirme sonrasında Elazığ’a gelerek Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Burada gerçekleştirilen işlemle hem tamamen tıkalı olan bacak damarı hem de karın bölgesindeki tıkalı damar ameliyatsız bir yöntem olan anjiyografi ile açıldı. Özel ilaçlı balon tekniği kullanılarak yapılan başarılı müdahale sayesinde hasta açık ameliyat olmaktan kurtuldu. İşlem sonrasında yürüyüş mesafesi belirgin şekilde artan Mustafa Katrancı bypass olmaktan kurtulmuş bir şekilde sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Almanya’da yaşadığını belirten Mustafa Katrancı, "Almanya’dayken iki bacağımda sorun vardı. Birinde yüzde 70 bir diğerinde ise yüzde 100 tıkanıklık vardı. Orada geçen ay anjiyo oldum. Yüzde 70 tıkalı olan bacağımı açtılar, yüzde 100 tıkalı olan bacağımı ’açamayız, bypass olman gerekiyor’ dediler. Necati hocamı duymuştum ondan dolayı Elazığ’a geldim. Şu anda tıkalı olan damarlarımı açtılar. Şükürler olsun sağlığıma kavuştum kendimi iyi hissediyorum" dedi. Hastanın Almanya’nın Frankfurt kentinden geldiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı, "Hastamıza orada karın damarı yani eksternal iliak tam çıkış yerinden yüzde 100 tıkalıydı. Göbeğinin alt kısmında kasığını alt kısmına kadar yüzde 100 tıkanıklık vardı. Yan damarlardan doluş sağlanmaktaydı. Bunun üzerine Almanya’da yapılan anjiyo grafiklerinde hastanın kesinlikle açılamayacağını, anjiyo ile olmayacağını mutlaka karın damarından bacak damarına doğru, bypass ameliyatının olması gerektiğini bunun da çok yüksek riskli ameliyat olduğu için ölüm riskinin olduğunu belirtmişler. Hastamız bize ulaştı. Hastamıza yaptığımız muayeneler sonrasında tıkalı damarı açabileceğimizi ifade ettik. Daha sonra anjiyo grafi ile karnın alt kısmında kasığın altına kadar yüzde 100 tıkalı damarı, anjiyo ve ilaçlı balon yöntemiyle stent koymadan tedavi etmiş olduk. Buradaki avantajımız, stentler kendi damarına göre bir tık bacak damarlarında daha kısa süreli tıkandığını gözlemlenmiş. İlaçlı balonlar, özellikle iliak damara uygulanan ilaçlı balonların daha yeni bir yöntemdir. Daha önceden sadece stentle açılabileceği söyleniyordu ama yeni yayınlarda ilaçlı balonlarla da bu damarın açılabileceği bilimsel literatürde ifade edilmişti. Dolayısıyla bizde karın damarından çıkan bu damarı, ilaçlı balonla açarak hastamızı sağlığına kavuşturduk. Dün yaptığımız 1 saatlik işlemle hastamız sağlığına kavuştu. Bugün de hastamızı taburcu edeceğiz. Almanya’da yapılamaz denilen şey, muhtemelen doktorların eksikliğinden kaynaklanıyor. Tüm dünyada yapılan bir işlemi yaptık. Elazığ’da da yaklaşık 13 yıldır bu işlemi yapıyorum. 2012 yılından beri, yüzde 100 tıkalı bacak, karın ve kalp damarları yapıyorum" ifadelerini kullandı.
01 Mart 2026 Pazar - 09:47 Ramazan’da böbrek sağlığı hakkında önemli bilgiler Ramazan ayı, hem manevi hem bedensel arınma dönemi olarak büyük önem taşıdığını belirten uzmanlar, böbrek hastaları ve böbrek taşı problemi olan bireylerin, oruç tutmanın böbrek sağlığı üzerindeki etkilerini merak ettiğini söyledi. Bilimsel araştırmaların bireylerde oruç tutmanın böbrek fonksiyonlarında kalıcı bir hasar oluşmayacağını kanıtladığını belirten Medicana Bursa Hastanesi Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Şahan, "Vücudumuz, gün boyunca susuz kalmaya karşı fizyolojik olarak uyum sağlar. Ancak iftar ile sahur arasında yeterli miktarda sıvı alınması çok önemlidir. Yetersiz sıvı tüketimi, böbreklerde yük artışına ve idrar yoğunluğunda yükselmeye sebep olabilir" dedi. Doç. Dr. Şahan, "Böbrek taşı hastalarının iftar ile sahur arasında en az 2-2,5 litre su tüketmeleri gerekmektedir. Ayrıca çay ve kahve tüketimini sınırlandırmalı, tuzlu ve işlenmiş gıdalardan uzak durmalıdırlar. Suyu aralıklı içmek ve düzenli doktor kontrollerini aksatmamak önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı. Özellikle evre 3 ve üzeri kronik böbrek hastaları, tek böbreği olanlar, böbrek nakli hastaları ve kontrolsüz diyabet veya hipertansiyon hastaları oruç tutmadan önce mutlaka nefroloji veya üroloji uzmanına başvurması gerektiğini belirten Doç. Dr. Şahan, "Oruç böbreği dinlendirmez veya ekstra toksin temizlemez. Ayrıca sahurda tek seferde aşırı su içmek yerine, iftar ve sahur arasında suyu zamana yayarak içmek gerekir. Ramazan ayı, sağlık ve bilinçli yaşam için güzel bir fırsattır. Böbrek sağlığınızı korumak için yeterli sıvı alımına dikkat edin ve sağlık sorunlarınızı ihmal etmeyin" dedi.
Sağlık-Sen heyeti, Cizre Sağlık Müdürü Karaşi ile bir araya geldi
10 Şubat 2026 Salı - 10:45 Sağlık-Sen heyeti, Cizre Sağlık Müdürü Karaşi ile bir araya geldi Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, Cizre Sağlık Müdürü Olarak atanan Dr. Mehmet Karaşi’ye hayırlı olsun ziyaretinde bulunup, beyin Kanaması sonucu hayatını kaybeden sağlık çalışanı Remzi Ataman’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirdi. Sağlık-Sen Şırnak Şube Başkanı Sabgatullah Anmal, Cizre ilçe ve iş yeri temsilcileriyle birlikte Cizre Sağlık Müdürlüğüne yeni atanan Dr. Mehmet Karaşi ile makamında bir araya gelip sendikal çalışmalar ve kurumsal işbirliği ile çalışanların iş barışı ile çalışma ortamlarıyla ile ilgili bilgi alışverişinde bulundu. Başkan Anmal, geçtiğimiz hafta içerisinde geçirdiği beyin kanaması sonucu hayatını kaybeden Cizre İlçe Sağlık Müdürlüğü çalışanı Remzi Ataman’ın ölümünden duyduğu üzüntüyü ifade edip, İlçe Sağlık Müdürü Mehmet Karaşi’ye başsağlığı dileğinde bulundu. Anmal, "Kardeşimizin vefatı bize iyi niyetli yapıcı üslubun kurumda iş barışın nasıl sağlanacağını. Çevreye duyarlı bireyin de insanlığa katkı sağlamak amacıyla yapılan her çalışmanın ne kadar kıymetli olduğunu bizlere bir kez daha göstermiştir. Bizler Sağlık-Sen ailesi olarak idarecilere yardımcı olmak için gerekli çalışmaları yapıcı önerilerle çözüm odaklı sendikacılık misyonu gereği üzerimize düşeni yaptık ve bundan sonra da yapmaya devam edeceğiz" dedi. Ziyaretinden duyduğu memnuniyeti ifade eden İlçe Sağlık Müdürü Mehmet Karaşi, kurumsal kimliğe uygun halka daha iyi hizmetin sunulması için yapılan önerileri dikkate alarak halka yönelik hızlı ve güvenli çalışmalarla önem vereceklerini söyledi.
Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi, koruyucu sağlıkta örnek oluyor
10 Şubat 2026 Salı - 10:32 Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi, koruyucu sağlıkta örnek oluyor Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında çok sayıda alanda ücretsiz danışmanlık ve tarama hizmeti sunuyor. Tunceli İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde hizmet veren Sağlıklı Hayat Merkezi, koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında yürüttüğü çalışmalarla vatandaşlara destek sağlıyor. Merkezde beslenme danışmanlığı, psikolojik danışmanlık, kronik hastalıklar ve fiziksel aktivite danışmanlığı, sigara bırakma polikliniği ile KETEM taramaları gerçekleştiriliyor. MHRS üzerinden, telefonla ya da randevusuz şekilde başvuru yapılabilen merkezde, gerekli görülen durumlarda hastalar üst basamak sağlık kuruluşlarına yönlendiriliyor. "Vatandaşlarımıza koruyucu sağlık hizmeti vermeye çalışıyoruz" Tunceli Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Adar Bulut, merkezde verilen hizmetlere ilişkin yaptığı açıklamada, "Sağlıklı Hayat Merkezimizde multidisipliner bir yaklaşım uyguluyoruz ve koruyucu sağlık hizmetleri vermekteyiz. Burada beslenme danışmanlığı, psikolojik danışmanlık, kronik hastalıklar ve fiziksel aktivite danışmanlığı veriyoruz. Aynı zamanda sigara bırakma polikliniğimiz de mevcut. KETEM taramaları yapıyoruz, kolorektal kanser, meme kanseri ve rahim ağzı (serviks) kanserini erken teşhis ediyoruz. Taramalarımızı genellikle Aile Hekimleriyle koordineli şekilde ya da vatandaşlarımızı buraya davet ederek yapıyoruz. Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde aynı zamanda sağlık okuryazarlığını artırmak amacıyla halk eğitimleri düzenliyoruz. Vatandaşları buraya davet ederek bebek akademisi, üreme danışmanlığı, kronik hastalıklar danışmanlığı eğitimleri yapıyoruz. Burada vatandaşlarımıza koruyucu sağlık hizmeti vermeye çalışıyoruz. Sağlıklı Hayat Merkezimize tüm vatandaşlarımız başvurabilir. MHRS üzerinden ya da bizi arayarak randevu alabilirler. Randevusuz başvurduklarında da genellikle kayıtları kabul ediyoruz. Sağlıklı olan ya da kronik rahatsızlığı olan herhangi bir vatandaşımız bize başvurabilir. Burada bizden danışmanlık almaya gelen vatandaşta bir sorun tespit ettiğimizde eğer tedavi edilmesi gereken ya da uzman hekimin görmesi gereken bir durum olduğunu düşünürsek 2’nci ve 3’üncü basamağa sevkini sağlıyoruz. Sosyal çalışmacımız var. Bu aile içi şiddet, istismar durumu, bağımlılık gibi durumlarda diğer branşlarımız böyle bir durum olduğunu düşündüklerinde sosyal çalışmacımıza yönlendiriyorlar. Mesela danışan iyi beslenemiyordur maddi durumu yeterli değildir, o zaman sosyal çalışmacımız devreye giriyor ve ilgili kurumlarla iletişime geçiyor" şeklinde konuştu. "Amacımız sağlığın sürdürülmesi ve koruyucu sağlık hizmeti vermek" Dr. Bulut, "Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde aynı zamanda sigara bırakma ve bağımlılık polikliniğimiz var. Sigara bırakma polikliniğinde sigarayı bırakmayı düşünen veya sigara bırakmanın herhangi bir evresinde olan vatandaşımız bize başvurabilir. Burada biz vatandaşı değerlendiriyoruz, gerekirse medikal tedavi veriyoruz. Medikal tedavi olmadan sigarayı bırakabileceğini düşünüyorsak medikal tedavisiz devam edebiliyoruz. Bir yandan sürekli irtibatta oluyoruz. Uyuşturucu bağımlılığı ve kumar bağımlılığı ile mücadele noktasında diğer kurumlarla iş birliği yaparak hizmet veriyoruz. Bu bağımlılıklar için vatandaş ya da vatandaşın yakını bize başvurabilir. Bize başvurmadan önce bir hastalığınızın olmasına gerek yok. Amacımız sağlığın sürdürülmesi ve koruyucu sağlık hizmeti vermek" dedi. Diyetisyen ile bire bir danışmanlık hizmeti alan danışan Tuğçe Aksoy ise "Buradan bir aydır hizmet alıyorum. Öncelikle spor hocası olduğumdan dolayı, sağlıklı yaşamın önemini çok iyi bildiğim için diyetisyen Ezgi Hanım’a geldim sağ olsun bizimle bireysel planlama yaptı ve yasaklı maddeler koymadan yenilmesi gereken besinlerle güzel bir liste oluşturarak bir başlangıç yaptık. Burası hem ücretsiz hem de burada bizlerin bireysel olarak sağlıklı yaşama adım atabilmemizi destekliyorlar. Çükü diyet kısa bir süreç değil, diyetten sonra beslenme alışkanlığı kazanarak hayata etme süreci. Bu konuda da bizi destekliyorlar. Her hafta düzenli olarak geliyoruz. Yağ analizleri, kilo ölçümleri yapılıyor. Ezgi Hanım bunları kontrol ediyor. Kilo veremediğimiz zaman ‘şunlar eksik’ diyor ve destek alarak tekrar iyi hale geliyoruz" ifadelerini kullandı.
Kütahya’da tütün kullanmayı 11 sağlık personeline başarı belgesi
10 Şubat 2026 Salı - 10:18 Kütahya’da tütün kullanmayı 11 sağlık personeline başarı belgesi Kütahya’da sigara ve tütün ürünlerini bırakmayı başaran 11 sağlık personeline başarı belgesi takdim edildi. ’Tütün Bağımlılığı Tedavisi Eğitimi’ni başarıyla tamamlayan 5 hekime katılım belgeleri, sigara bırakma polikliniklerine başvurarak tütün kullanımını bırakan 11 sağlık personeline ise başarı belgeleri sunuldu. Belgeler; İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Ensar Durmuş, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkanı Doç. Dr. Atilla Beştemir ve Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Levent Onat tarafından verildi. Programda, sağlık çalışanlarının tütünle mücadelede gösterdiği kararlı duruşun önemine dikkat çekildi. Kütahya’da tütün bağımlılığıyla mücadele sürüyor Dünya Sigarayı Bırakma Günü kapsamında Kütahya’da düzenlenen programda, tütün bağımlılığıyla mücadelede yürütülen çalışmalar ve elde edilen başarılar kamuoyuyla paylaşıldı. Kütahya’da 2025 yılı başında 7 olan sigara bırakma polikliniği sayısının, hekimlere yönelik düzenlenen iki aşamalı eğitim programları kapsamında toplam 58 hekimin (28+30) eğitime katılmasıyla birlikte 23’e yükseldiği bildirildi. Bugün itibarıyla il genelinde tüm ilçe düzeyindeki birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında sigara bırakma hizmeti sunulduğu ifade edilirken, 2025 yılı içerisinde 2 bin 727 muayene gerçekleştirilerek vatandaşlara profesyonel destek sağlandığı belirtildi. Öte yandan 4207 sayılı Kanun kapsamında, ’Dumansız Hava Sahası Denetim Sistemi’ ile 7 gün 24 saat esasına göre denetimlerin sürdürüldüğü, ALO 184 SABİM hattı ile Yeşil Dedektör uygulaması üzerinden gelen ihbarlara ise anında müdahale edildiği kaydedildi. Yetkililer, sağlıklı bir gelecek için tütünsüz yaşamın mümkün olduğunu vurgulayarak, toplumun tüm kesimlerini tütünle mücadele çalışmalarına destek vermeye davet etti.
Prof. Dr. Abdullah Erdoğan: "Sigarayı bırakmak, gelecek nesilleri korumak için zorunludur"
10 Şubat 2026 Salı - 10:01 Prof. Dr. Abdullah Erdoğan: "Sigarayı bırakmak, gelecek nesilleri korumak için zorunludur" Tütün kullanımının bireysel bir alışkanlık değil, toplum sağlığını tehdit eden küresel bir salgın olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, "Tütün kullanımı, kullanıcılarının yarısından fazlasını erken yaşta öldüren bir bağımlılıktır. Sigarayı bırakmak, yalnızca bireysel sağlık için değil, çocukları ve gelecek nesilleri korumak için de zorunludur" dedi. Tütün kullanımı, günümüzde halk sağlığını tehdit eden en büyük önlenebilir nedenlerden biri olarak kabul ediliyor. Sigara; başta akciğer kanseri ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) olmak üzere pek çok solunum sistemi hastalığına yol açarken, kalp-damar hastalıkları ve inme riskini de ciddi ölçüde artırıyor. Güncel verilere göre dünya genelinde her yıl 7 milyondan fazla kişi tütün kullanımına bağlı nedenlerle yaşamını yitirirken, bu ölümlerin yaklaşık 1,6 milyonu pasif içicilikten kaynaklanıyor. Türkiye’de ise sigara her yıl yaklaşık 100 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. "9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü" kapsamında değerlendirmelerde bulunan Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Abdullah Erdoğan, sigaranın insan sağlığı üzerindeki yıkıcı etkilerine dikkat çekti. Sigaranın içerdiği nikotin, katran ve binlerce zararlı kimyasal madde nedeniyle vücudun neredeyse tüm organlarını olumsuz etkilediğini belirten Erdoğan, "Tütün kullanımı, kullanıcılarının yarısından fazlasını erken yaşta öldüren bir bağımlılıktır. Sigarayı bırakmak, yalnızca bireysel sağlık için değil, çocukları ve gelecek nesilleri korumak için de zorunludur. Bu maddeler kanser, kalp-damar hastalıkları, solunum yolu enfeksiyonları ve inme gibi ölümcül hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Özellikle akciğerler en fazla zarar gören organdır. Sigara içenlerde akciğer kanseri riski 15 ila 30 kat artmakta, KOAH gelişme ihtimalini ise önemli ölçüde yükselmektedir" dedi. Pasif içiciliğin de ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Erdoğan, "Pasif içicilik kalp hastalıkları ve akciğer kanseri riskini artırmaktadır. Hiçbir maruziyet seviyesi güvenli değildir" ifadelerini kullandı. Prof. Dr. Erdoğan, küresel ve ulusal verilere de değinen Erdoğan, 2024 itibarıyla dünya genelinde tütün kullanıcı sayısının 1,2 milyara gerilemiş olmasına rağmen tehdidin sürdüğünü belirterek, Türkiye’de 15 yaş üstü nüfusta günlük sigara kullanım oranının OECD ülkeleri arasında en yüksek seviyelerde seyrettiğini ifade etti. Erdoğan, "2025 verilerine göre bu oran yüzde 28,3’tür. Erkeklerde bu oran yüzde 41,3, kadınlarda ise yüzde 15,5 olarak kaydedilmiştir. Ülkemizde her yıl sigaraya bağlı nedenlerle yaklaşık 100 bin kişi hayatını kaybetmektedir" dedi. Sigaranın yalnızca sağlık üzerinde değil, ekonomik açıdan da ciddi yük oluşturduğunu belirten Prof. Dr. Erdoğan, tütün ürünlerinin aile bütçelerini zorladığını, tedavi masraflarını artırdığını ve ülke ekonomisinde büyük kayıplara yol açtığını söyledi. Sigarayı bırakmanın sağlığın yeniden kazanılmasında en etkili adım olduğunu vurgulayan Erdoğan, bırakma sonrası iyileşme sürecine ilişkin şu bilgileri paylaştı: "Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk 20 dakika ile 12 saat içinde kandaki karbon monoksit seviyesi normale döner ve oksijen taşıma kapasitesi artar. İlk 72 saatten sonra akciğerler mukusu temizlemeye başlar, tat ve koku duyuları iyileşir. Üç ila dokuz ay içinde akciğer fonksiyonları yaklaşık yüzde 10 artar, öksürük ve nefes darlığı azalır. Bir yıl sonra kalp hastalığı riski yarıya iner. Beş yıl sonra felç riski sigara içmeyenlerle eşitlenir, akciğer kanseri riski yüzde 50 azalır. On ila on beş yıl sonra ise genel ölüm riski normale yaklaşır."
Bursa Şehir Hastanesi İnme Merkezi "1000" hayata umut oldu
10 Şubat 2026 Salı - 09:59 Bursa Şehir Hastanesi İnme Merkezi "1000" hayata umut oldu Güney Marmara’ya şifa dağıtan Bursa Şehir Hastanesi İnme Merkezi’nde, hizmete girdiği 2019 yılından bu yana bin hastaya müdahale edildi. Bu kapsamda hastane konferans salonunda program düzenlendi. Programa Bursa İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Dr. Fahire Gündüz, Kamu Hastaneleri Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Mehmet Veysel Seyitoğlu, Hastane Başhekimi Doç. Dr. Salih Metin, İnme Merkezi’nde görevli hekim ve sağlık personelleri katıldı. Programda konuşan Hastane Başhekimi Doç. Dr. Salih Metin, inme merkezinde tedavi edilen 1000. inme vakasına ulaşmanın, hastaların şifa bulmasına yardımcı olmanın haklı gururunu ve mutluluğunu yaşadıklarını belirtti. İnmenin hızlı tanı, doğru müdahale ve güçlü bir ekip çalışması gerektiren, zamanla yarışılan hayati bir sağlık sorunu olduğunun altını çizen Metin, "İnme Merkezimiz; 7 gün 24 saat esasına dayalı hizmet anlayışı, ileri teknoloji altyapısı ve alanında yetkin sağlık kadrolarıyla kısa sürede çok önemli bir başarıya imza atmıştır" dedi. Bin vakanın yalnızca bir rakam değil; aynı zamanda bin hayat, bin umut ve bin yeniden başlangıç olduğunu vurgulayan Metin, "Bu vesile ile ilimizde sağlık hizmetlerinin daha da güçlenmesi noktasında yanımızda olan Sağlık Bakanlığı’mıza, İl Sağlık Müdürümüze ve ekiplerine ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum." şeklinde konuştu. İnme beynin bir ya da birden fazla fonksiyonunun aniden durması sonucu ortaya çıktığını dile getiren Bursa Şehir Hastanesi’nde görevli Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Cemile Haki ise, "Dünyada kalp rahatsızlığı ve kanserden sonra en sık üçüncü ölüm nedenidir. Sakatlık bırakan nedenler arasında da birinci sırada yer alıyor. Hastalarda daha çok damar tıkanıklığı görüyoruz. Damar tıkanıklığında eğer erken dönem hastaneye başvurulursa ani trombolitik tedavi dediğimiz damar açıcı tedavi uygulanabilir ya da çok büyük damar tıkanıklığı varsa mekanik trombektomi dediğimiz anjiyografik yöntemlerle hastaya müdahale edilebilir." diye konuştu. Bin hastaya ulaşmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirten Haki, "Tabi bu ekibin başarısıdır. İl sağlık müdürlüğü, şehir hastanesi yöneticileri, nöroloji başta olmak üzere çok büyük bir ekibin bir araya gelerek yaptığı bir başarıdır." ifadelerini kullandı. Program sonunda girişimsel radyoloji, nöroloji servisi ve inme merkezinde görevli hekimler ile bu süreçlerde emeği geçen tüm ekibe teşekkür belgesi ve plaket takdim edildi.
Anne adaylarına gebelikte diyabet ve şeker yükleme testi uyarısı
10 Şubat 2026 Salı - 09:31 Anne adaylarına gebelikte diyabet ve şeker yükleme testi uyarısı Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, gebelikte görülen ve tedavi edilmeyen şeker hastalığının ciddi problemle sebep olabileceğini, gebelikte şeker yükleme testinin tanı koydurucu en değerli test olduğunu söyledi. Şeker hastalığının, kanda bulunan şekerin vücuttaki hücreler tarafından yeterince kullanılmaması, buna bağlı olarak kanda şeker seviyesinin yükselmesi ve sonucunda yükselmiş şekerin vücuttaki hemen hemen tüm organlara zarar vermesi ile sonuçlanan bir hastalık olduğunu belirten Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, ülkemizin şeker hastalığının en yüksek oranda görüldüğü ülkelerden biri olduğunu ayrıca şeker hastalığının gebelik sırasında da görülebildiğini belirtti. Anne ve bebek gebelik dönemindeki diyabetten olumsuz olarak etkilenebiliyor. Hastalık, bebeğin genlerinde ilerleyen zamanlarda obezite ve kalp hastalığı gibi rahatsızlıklara ya da yatkınlıklara yol açabilecek değişikliklere de sebep olabiliyor. Şeker hastalığının iki şekilde görülebildiğini belirten Medicana Konya Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, birincisinin gebelikten önce var olan diyabet (Tip 1 ya da Tip 2), ikincisinin de ilk kez gebelikte ortaya çıkan gestasyonel diyabet olduğunu söyledi. Tüm gebeliklerin yüzde 1-14’ünde gestasyonel diyabet görülebileceğine dikkat çeken Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, Türkiye ortalamasının yüzde 7.7 olduğunu ifade etti. "Gebelikte şeker hastalığı tedavi edilmezse ciddi problemle sebep olabilir" Gebelikte şeker hastalığı görülmesi ve bunun tedavisiz bırakılmasının annede, anne karnındaki bebekte ve yeni doğan bebekte ciddi problemlerin meydana gelmesine sebep olduğunu belirten Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Annede görülebilen problemler arasında enfeksiyon, bebeğin sıvısının artışı ve bebeğin iri olması, doğum travmaları, artmış sezaryen, doğum sonrası kanama, gebelikte hipertansiyon olurken, anne karnındaki bebekte görülebilen problemler ise yapısal anomaliler, erken doğum, düşük, bebeğin anne karnındaki ani ölümü olabilmektedir" dedi. Yeni doğan döneminde görülebilen problemler arasında en sık yeni doğan bebekte yoğun bakım gerektirebilecek hipoglisemi ve değerlerindeki anormalliklerin olabileceğini söyleyen Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Bebek normalden iri, bazen de anne karnında yeterince gelişemeyerek küçük olarak doğabilir. Bebeğin kalbinde büyüme meydana gelebilir. Bebekte solunum sıkıntısı olabilir, ilerleyen yıllarda diyabet ve obezite, hatta bebeğin doğum sonrası ani ölümü meydana gelebilir" dedi. "Şeker yükleme testi tanı koydurucu en değerli testtir" Yüksek riskli gebeliklerle ilgili alanda çalışan hekimlerin gebelere yurt içi ve yurt dışı bilimsel kılavuzlar ve dünya genelinde kabul görmüş güncel yaklaşımlar neticesinde önerilerde bulunduğunu, bunlardan bir tanesinin şeker yükleme testi olduğunu belirten Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Gebelikte şeker hastalığı görülebilir ancak bu tedavi edilebilir bir hastalıktır. Bu hastalığın da tespiti için şeker tarama ve tanı testlerinin yapılması gereklidir. Sadece açlık, tokluk kan şekeri ölçümü ya da HbA1c gibi bazı kan değerlerine bakılması gebelikte şeker hastalığının çok büyük bir bölümünü tespit edememektedir. Dolayısıyla doktorunuzun aksini önermediği haller dışında şeker yükleme testi bu konuda tanı koydurucu en değerli testtir. Şeker yükleme testinin size de bebeğinize de herhangi bir zararı yoktur. Esasında size ve bebeğinize zarar veren bir durum tanı konulamamış şeker hastalığıdır" ifadelerini kullandı. Gebelikte şeker yükleme testinin iki şekilde ve 24-28. gebelik haftaları arasında yapıldığına dikkat çeken Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, şu bilgileri verdi: "İlk yöntem 75 gram oral glikoz tolerans testinin (OGTT) yapılmasıdır. Bu test açlık durumunda yapılmaktadır. Gebeden önce açlık durumunda bir kan örneği, 75 gramlık şekerli sıvıyı içtikten 1 ve 2 saat sonra tekrar kan örnekleri alınır. Buna da tek basamaklı yaklaşım denir. İkinci yaklaşımda ise 24-28. gebelik haftası arasında 50 gram glikoz tolerans testi yapılmaktadır. 1 saat sonra kanda şeker düzeyi bakılır. Şayet sonuç 140 mg/dl’nin altında gelirse normal olarak nitelendirilir. Ancak sonuç 140 mg/dl veya yüksek ise açlık durumunda iken 100 gram OGTT testi ile kesin tanı konulması gerekmektedir. Bu yöntem de çift basamaklı yaklaşım olarak adlandırılır. Gestasyonel diyabet tanısı konulan vakalarda diyet, yakın kan şekeri takibi ve gerekirse insülin tedavisine başlanması çok önemli bir konudur." "Şeker yükleme testi yapıldığında bebek veya anneyi etkileyen, zehirleyen, sakatlık yapan bir durum meydana gelmemektedir" Şeker yükleme testinin zararı olup olmadığı ile ilgili bilgi veren Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, 50 gram şeker yükleme testinin yaklaşık 200 kalori, 100 gram OGTT’nin yaklaşık 400 kalori şeker içerdiğini, doğal olmayan tatlandırıcılar içermediğini söyledi. Değerlerin kolay anlaşılması için örneklendirme yapan Op. Dr. Tuğba Sekmenli Tursun, "Bir dilim baklava yaklaşık 125 kalori içermektedir. 50 gram şeker yükleme testi yaklaşık iki dilim baklava, 100 gram OGTT ile de dört dilim baklavaya eşdeğer glikoz alımı meydana gelmektedir. Bu değerler çoğumuzun günlük hayatında sıklıkla tükettiği miktarda glukoz içeren besinlerdir. Dolayısıyla 50 gram, 75 gram veya 100 gram testleri yapıldığında, bilimsel temeli olmayan iddialar da belirtildiği gibi bebek veya anneyi etkileyen, zehirleyen, sakatlık yapan bir durum meydana gelmemektedir’’ diye konuştu.
Okul döneminde çocuk sağlığı için uzmanından önemli uyarılar
10 Şubat 2026 Salı - 09:11 Okul döneminde çocuk sağlığı için uzmanından önemli uyarılar Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Büşra Süzen Celbek, okul döneminin başlamasıyla çocuklarda sık görülen sağlık sorunlarına dikkat çekerek ailelere önemli önerilerde bulundu. Okulların açılmasıyla çocukların günlük rutinlerinde yaşanan değişiklikler; kas-iskelet sistemi ağrılarından enfeksiyonlara, baş ağrısından öksürüğe kadar pek çok sağlık sorununu beraberinde getirebiliyor. Uzm. Dr. Büşra Süzen Celbek, bu dönemde hem ebeveynlerin hem de eğitimcilerin dikkatli olması gerektiğini vurguluyor. Sırt, boyun ve bel ağrılarına dikkat Okul çantalarının yaşa ve kiloya uygun olmaması; sırt, boyun ve bel ağrılarına, ilerleyen dönemde ise duruş bozuklukları ve skolyoz gibi problemlere yol açabiliyor. Dr. Celbek, "Çocukların anatomisini zorlamayacak ağırlıkta çanta kullanması, doğru oturma pozisyonu ve düzenli egzersiz bu dönemde büyük önem taşıyor" dedi. Baş ağrısının altında yatan nedenler göz ardı edilmemeli Okul çağındaki çocuklarda baş ağrısının en sık nedenleri arasında uyku düzensizliği, yetersiz su tüketimi ve görme problemleri yer alıyor. Bu nedenle okul öncesinde uyku düzeninin sağlanması, günlük su alımının takip edilmesi ve yıllık göz muayenesinin ihmal edilmemesi öneriliyor. İdrar yolu enfeksiyonlarına karşı farkındalık şart Teneffüslerde tuvalet ihtiyacının ertelenmesi ve hijyen sorunları, idrar yolu enfeksiyonu riskini artırıyor. Ailelerin çocuklarını bilgilendirmesi, tuvalet hijyeninin düzenli hatırlatılması ve yeterli su tüketiminin teşvik edilmesi koruyucu rol oynuyor. Sık hastalanmanın önüne geçmek mümkün Sınıfların düzenli olarak havalandırılması ve teneffüslerde açık havada zaman geçirilmesi enfeksiyon riskini azaltıyor. El hijyeni önemli olsa da yoğun dezenfektan, ıslak mendil ve köpük sabun kullanımının çocuklarda cilt kuruluğu ve egzama riskini artırabileceği unutulmamalı. Paketli gıdalardan uzak, bağışıklığı destekleyen bir beslenme düzeni öneriliyor. Öksürük her zaman hastalık göstergesi değildir Öksürüğün çoğu zaman koruyucu bir refleks olduğunu belirten Dr. Celbek, "Çocuğun günlük yaşamını etkilemeyen hafif öksürüklerde burun temizliği ve sıvı alımı yeterlidir. Ancak kapalı alanlarda yoğun kimyasal kokular, özellikle alerjik ve astımlı çocuklarda tetikleyici olabilir" diye konuştu. Terlemeye karşı doğru kıyafet seçimi önemli Sıcak sınıf ortamından açık havaya çıkan çocukların kolayca giyip çıkarabilecekleri kıyafetler tercih edilmeli; pamuklu kumaşlar terlemeyi azaltmada yardımcı oluyor. Dr. Büşra Süzen Celbek, büyüme ve gelişmenin sağlıklı ilerleyebilmesi için D vitamini düzeylerinin doktor kontrolünde takip edilmesi ve balık tüketiminin beslenme programında yer alması gerektiğini de sözlerine ekledi.
Kaliteli hayat için obeziteye dikkat
10 Şubat 2026 Salı - 09:08 Kaliteli hayat için obeziteye dikkat Kaliteli yaşamın önemine değinen Prof. Dr. Orhan Şen, "Ömür uzuyor ancak obeziteyle birlikte hareket kabiliyeti azalıyor, diz, kalça ve omurga problemleri başlıyor. Herkese ’harekette bereket vardır’ cümlesini öğretmeliyiz. Kaslar çalıştıkça damarlara pompa görevi yapar, bu sayede beyne giden kan miktarı artar ve unutkanlık azalır" dedi. Yaşam süresinin uzamasında sağlık hizmetlerine erişimin kolaylaşması, hastalıkların daha erken teşhis edilebilmesi ve bireylerin daha sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmesinin önemli rol oynadığını belirten Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, asıl hedefin sadece uzun yaşamak değil, kaliteli bir hayat sürmek olması gerektiğini vurguladı. Yaklaşık 30 yıl önce ortalama ölüm yaşının 55-60 arasında olduğuna değinen Prof. Dr. Şen, günümüzde bu sürenin oldukça uzadığını ifade ederek, "Ömür uzadı ancak kalite aynı oranda artmadı. Asıl olan sadece ömrü uzatmak değil, sağlıklı ve kaliteli yaşlanmaktır" ifadelerini kullandı. "Obezite en büyük düşman" Obezitenin modern çağın en büyük sorunlarından biri olduğuna dikkat çeken Şen, "Ömür uzuyor ancak obeziteyle birlikte hareket kabiliyeti azalıyor. Hareket kabiliyeti azaldığında diz, kalça ve omurga problemleri başlıyor. Bu durum, uzun yaşanan dönemi kalitesiz hale getiriyor" diye konuştu. Çocuk yaşlardan itibaren hareketli hayatın teşvik edilmesi gerektiğine değinen Şen, "Herkese ’harekette bereket vardır’ cümlesini öğretmeliyiz. Kaslar çalıştıkça damarlara pompa görevi yapar. Bu sayede beyne giden kan miktarı artar ve unutkanlık azalır. Şu anda 55 yaşından itibaren ciddi unutkanlıklar görülüyor. Ömür uzuyor ama kalitesiz bir yaşam ortaya çıkıyor" ifadelerini kullandı. Unutkanlığa karşı spor ve dengeli beslenme Unutkanlığı önlemenin en etkili yolunun spor yapmak olduğunu vurgulayan Şen, tek tip beslenmeden uzak durulması gerektiğini söyledi. Akşam saat 19.00’dan sonra mümkün olduğunca bir şey yenmemesine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Şen, "Yaklaşık 14 saatlik açlık süresi, uykuyla birlikte metabolizma ve beyin sağlığı açısından çok faydalıdır. Aralıklarla insülin direnci ve yüksek tansiyon ölçümleri yaptırmak, kişinin kendini kaliteli yaşlanma adına ödüllendirmesi demektir. 75 yaşlarını çok rahat gören, hatta 85 yaşına kadar aktif kalan bireyler var. Unutkanlığı az, hareket kabiliyeti yüksek, hâlâ sahnelere çıkıp şarkı söyleyen kişiler, beslenmeye, harekete, kitap okumaya, seyahat etmeye ve yeni insanlar tanımaya önem verenlerdir" şeklinde konuştu. Kırklı yaşlardan itibaren yeterli gıda alınamadığında ya da emilim bozukluklarında takviye gıdaların kullanılabileceğinin altını çizen Şen, "Ancak bu ürünler mutlaka güvenilir yerlerden alınmalı. Takviye gıdalarını düzenli ve bilinçli kullanan bireyler, daha kaliteli bir yaşlılık dönemi geçiriyor" diyerek sözlerini tamamladı.
Tekirdağ’da mobil sigara bırakma aracı hizmete girdi
09 Şubat 2026 Pazartesi - 19:18 Tekirdağ’da mobil sigara bırakma aracı hizmete girdi Yeşilay Tekirdağ Şubesi ve sağlık ekipleri, 9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü kapsamında stant açarak, vatandaşları sigarayı bırakmaya davet etti. Mobil Sigara Bırakma Poliklinik Aracı da hizmete alındı. Yeşilay Tekirdağ Şubesi ile Süleymanpaşa İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde kurulan stantta vatandaşlara sigara ve elektronik sigaranın zararları anlatıldı. Yeşilay Tekirdağ Şube Başkanı Zafer Soykırlı, YEDAM sosyal hizmet uzmanları ve gönüllüler, sigarayı bırakmak isteyenlere broşür dağıtarak, ücretsiz danışmanlık hizmetleri hakkında bilgi verdi. Program kapsamında Sağlık Bakanlığı Mobil Sigara Bırakma Poliklinik Aracı da düzenlenen törenle faaliyete geçti. Mobil araç sayesinde sigarayı bırakmak isteyen vatandaşlara sahada yerinde hizmet sunulacağı belirtildi. Yeşilay Tekirdağ Şube Başkanı Zafer Soykırlı, YEDAM’ların 7 gün 24 saat ücretsiz hizmet verdiğini hatırlatarak, "Bırakabilirsin" mobil uygulaması ile sigarayı bırakma sürecinde vatandaşlara online destek sağlandığını ifade etti. Daha fazla desteğe ihtiyaç duyanların 115 YEDAM Danışma Hattı’na ulaşabileceği kaydedildi. Stant çalışmasında ayrıca gönüllü vatandaşlara karbonmonoksit ölçümü yapıldı. Değerleri yüksek çıkan vatandaşlar Sigara Bırakma Polikliniklerine ve Yeşilay Danışmanlık Merkezlerine yönlendirildi.