SAĞLIK
87 yıllık hastane yapısal riskler nedeniyle 23 Nisan’da taşınıyor 21 Nisan 2026 Salı - 16:55:31 Zonguldak’ta 87 yıldır hizmet veren Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi, yapısal riskler nedeniyle 23 Nisan 2026 itibarıyla Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek Binası’na taşınıyor. Zonguldak’ta 87 yıldan bu tarafa vatandaşlara sağlık hizmeti sunan Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi 23 Nisan 2026 perşembe günü Atatürk Devlet Hastanesi Site Ek Binasına taşınacak olup, bu tarihten itibaren tüm birimleri ile yeni yerinde sağlık hizmeti verecek. İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Özkan Gün konu ile ilgili olarak yapmış olduğu açıklamada özetle şöyle dedi: "Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanemizin ana binasında, ilave binalar, poliklinik binası ile tanı ve arşiv binalarında ciddi yapısal riskler tespit edilmişti. Bunu için Sağlık Bakanlığımız Sağlık Yapıları Yıkım Değerlendirme Komisyonu tarafından 21 Mart 2025 tarihinde yıkım kararı alınmıştı. 26 Eylül 2025 tarihinde İl Sağlık Müdürlüğümüze iletilmişti, yapılan idari ve teknik değerlendirmeler sonucunda sağlık hizmetinde aksama yaşanmaması ve vatandaşlarımızın mağduriyetini en aza indirilmesi amacıyla Uzun Mehmet Göğüs ve Meslek Hastalıkları Hastanesi Atatürk Devlet Hastanesi’ne bağlı site ek binaya taşınması Sayın Valimizin başkanlığında oluşturulan komisyon kararı alınmıştı. Yapılan düzenlemeler sonrası 23 Nisan 2026 Perşembe gününden itibaren Atatürk Devlet Hastanemiz Ek Binasında vatandaşlarımıza yeni yerinde sağlık hizmeti vermeye başlayacaktır."
Nöroloji uzmanından uyarı: "Alzheimer’ın en erken belirtisi unutkanlık"
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:26 Nöroloji uzmanından uyarı: "Alzheimer’ın en erken belirtisi unutkanlık" Nöroloji Uzmanı Dr. Abdurrahman Akbaş, Alzheimer’ın en erken belirtisinin unutkanlık olduğunu söyledi. Alzheimer’ın beyin hücrelerinde azalma, hücreler arası bağlantıların bozulması ve bazı zararlı metabolik atıkların birikmesiyle oluştuğunu belirten Liv Hospital Samsun Nöroloji Kliniği’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Abdurrahman Akbaş, "En erken belirtiler hafıza ile ilgili olan unutkanlık, kişilik ve davranış değişiklikleri, öğrenme ve plan yapmada zorluk, yön bulmada güçlük, şüphecilik, uyku, yeme ve tuvalet alışkanlıklarında değişim, geç evrede yürüme güçlüğü, yutma güçlüğü ve kilo kaybıdır. Yaş ve genetik yatkınlık en büyük risk faktörleridir" dedi. Günümüzde toplumdaki yaş ortalamasının artması sonucunda nüfus artışına paralel olarak nörolojik hastalıkların da giderek yaygınlaştığına dikkat çeken Uzm. Dr. Akbaş, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü nedeniyle bilgilendirmede bulundu. "Sigara ve alkol yakalanma riskini 3 kat artırıyor" Alzheimer’ın beyin hücrelerinde azalma, hücreler arası bağlantıların bozulması ve bazı zararlı metabolik atıkların birikmesiyle oluştuğunu aktaran Uzm. Dr. Abdurrahman Akbaş, "En erken belirtiler hafızayla ilgili olan unutkanlık, kişilik ve davranış değişiklikleri, öğrenme ve plan yapmada zorluk, yön bulmada güçlük, şüphecilik, uyku, yeme ve tuvalet alışkanlıklarında değişim, geç evrede yürüme güçlüğü, yutma güçlüğü ve kilo kaybıdır. Yaş ve genetik yatkınlık en büyük risk faktörleridir. Hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, sigara, alkol, şeker, yetersiz fiziksel aktivite hastalığın oluşumunu 3 kat artırır. Risk faktörlerinin tedavi edilmesi, sebze ve meyve, balık tüketimini arttırma, yağlı yiyeceklerden kaçınmak, yeni şeyler öğrenmeyi artırmak gerekir" şeklinde konuştu. "Psikolojik destek önemli" Hasta yakınlarını bilinçlendirmenin ve erken görüntüleme yöntemlerinin hastalıkla mücadelede önemli olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Akbaş, "Çoğu durumda hastalar kadar yakınları da hastalıkların getirdikleri zorluklarla yıpranır, bu nedenle onlara da psikolojik destek gerekir. Halen ülkemizde Alzheimer hastaları ve yakınlarının yaşam stillerini artıracak donanımlı daha fazla merkeze ihtiyaç vardır" diye konuştu.
Mevsim geçişlerinde ruh haline iyi gelecek 8 altın öneri
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:11 Mevsim geçişlerinde ruh haline iyi gelecek 8 altın öneri Soğuk ve kasvetli havaların depresyona yol açabileceğini belirten Psikolog İrem Kırım, mevsim değişikliklerinin insanların uyku düzenini, iştahını, motivasyonunu, sosyal yaşantısını, hayattan beklentilerini kısacası hem bedensel hem ruhsal sağlığını olumlu ya da olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti. Havanın sıcak-soğuk dengesinin insanların adaptasyon sürecini olumsuz etkileyerek psikolojik sorunlara yol açabildiğini söyleyen Psikolog İrem Kırım, ruhsal sorunlara daha çok kış aylarında rastlanıldığı, güneş ışığından az yararlanan Kuzey ülkelerinde daha sık depresyon görüldüğünü vurguladı. Psikolog Kırım, "Hastalığın seyri genelde sonbahar ve kış aylarında artarken aşırı yeme eğilimi, buna bağlı kilo artışı ve beraberinde enerji kaybı, aşırı uyuma isteği, fiziksel görüntüden şikâyetler gibi durumlar da geliyor. Sosyalleşmeden uzaklaşma, nedeni belirsiz bedensel yakınmalarla birlikte kişilerde depresif duygulanımlar görülebiliyor. İlkbahar yaz aylarında ise depresif ruh halinden çıkılarak nispeten artan enerjiyle hareketlilikte artış gözlemleniyor. Kadınlarda depresif ruh hali görülme oranı erkeklere göre daha fazla kabul ediliyor" dedi. "Yalnız kalma isteği oluşabilir" Depresyondan hemen hemen herkesin etkilenebileceğini söyleyen Psikolog Kırım, mevsimsel depresyon belirtileri hakkında şu bilgileri paylaştı: "Sabahları zor uyanıyorsanız veya uyandığınızda yorgun kalkıyorsanız, aşırı yemek yeme isteğiniz varsa, kilo almaya başladıysanız, uyuma isteğinizde artış yaşanıyorsa, enerjinizde düşme, bitkinlik hissiniz varsa bunlar başlıca mevsimsel depresyon belirtileri arasındadır. Yine konsantre olmakta zorluk yaşıyorsanız, sosyal aktivitelerden ve çevrenizdekilerden uzaklaşmak istiyorsanız, eskisi kadar hayattan zevk alamıyor, umutsuzluğa kapılıyorsanız ve bunları en az ardışık 2 yıldır her mevsim geçişlerinde yaşıyor ve ilkbahar, yaz aylarında düzeliyorsanız, mevsimsel depresyon geçiriyor olma ihtimaliniz oldukça yüksektir." "Kilo memnuniyetsizliği depresyonu tetikleyebilir" Mevsimsel depresyonun üç temel nedeni olduğunu söyleyen Psikolog Kırım, "Mevsimsel Depresyonun İlk olarak birçok canlıda bulunan kış uykusuna benzerliği ve evrimsel bağlantısı olduğu dikkat çekmiştir. İnsanlarda da, hayvanlarda olduğu gibi enerjilerinde düşme, kilo alımı, yağdan zengin yiyecek yeme ihtiyacı, uykulu hissetme görülebilir. Bu durum insanlardaki sosyal hayatı bozduğu için depresif duygulanıma neden olabilir, ağır psikiyatrik sorunları beraberinde getirebilir. İkinci dikkat çeken durum ise, gözün günlük ve mevsimsel ışık değişikliklerini merkezi sinir sistemine iletme özelliğinin bozulması ve yeteri duyarlılıkta beyne iletilemeyince adaptasyonun bozulmasıyla gelen duygu durum bozukluklarıdır. Işık tedavisi etkili yöntemlerden biri olarak bulunmuştur. Son olarak ise, güneş ışığı sayesinde melatonin denilen bir madde beyinde serotonini uyarıyor ve serotonin de (halk arasında mutluluk hormonu) mutlu olmamızda fayda sağlıyor. Güneş ışığının az görüldüğü zamanlarda serotonin miktarı azalır, uyku döngüsü etkilenir ve buna bağlı olarak depresif duygulanımlar görülmeye başlar" ifadelerini kullandı. Mevsim geçişlerinde ruh halinize iyi gelecek 8 altın öneri Mevsimsel duygu durum değişikliklerine karşı kişinin neler yapabileceğine dair açıklamalarda bulunan Psikolog Kırım, mevsim geçişlerinde bireyin ruh haline iyi gelebilecek tavsiyeleri şöyle sıraladı: "Güneşe çıkmak kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olur, kapalı ortamlarda kalmayın, sabahları yarım saat yürüyüş yapmak ya da hava almak halsizliğinize iyi gelebilir. Düzenli bir uyku, doğanın değişimine ayak uydurmak için gereklidir. Televizyon, tablet, telefon gibi elektronik cihazlardan uzak durmak uykuya geçişi kolaylaştırır. Odanızın iyi havalanmış olmasına, yatak ve yastığınızın uyumanıza uygun olmasına özen gösterin. Özel bir spor yapmanıza gerek yok, açık havada yürümek haftada en az 2-3 kez 20-30 dakika kadar bile olsa kaslarınızda salınan hormonlar sayesinde mutlu olmanızda fayda sağlayacaktır. Yürüyüşe vakit ayıramıyorsanız alışverişe, işe, yürüyerek gidebilir; merdivenlerden çıkmayı tercih edebilirsiniz. Sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Bu dönemde duygusal yeme ihtiyacınız artış gösterebilir, sıkıldıkça kendinizi buzdolabının önünde abur cubur ararken bulabilirsiniz. İşlenmiş hazır gıdalardan ve karbonhidrattan zengin yiyeceklerden uzak durmaya çalışın. Bir süre sonra alacağınız kiloların sizi daha da mutsuz yapacağını unutmayın. Düzenli diyetisyen kontrollerinize gidin ve duygusal yeme ihtiyacınız varsa bir psikologdan destek isteyin. Sosyal ilişkilerinize ve çevrenize özen gösterin. Sevdiğiniz insanlarla olun, sevdiğiniz mekânlara gitmeye çalışın. Mümkün oldukça eve kapanmayın, açık ve ferah yerleri tercih edin, kendinize ve arkadaşlarınıza vakit ayırın. Mutlaka hobiler edinin, sevdiğiniz etkinlikleri takip edin ve katılın. Sizi strese sokacak ortamlardan ve insanlardan uzak durun. Tüm sorunlarınızı aynı anda çözmeye çalışmayın. Bir önem sırası oluşturun ve baş etme becerileri ve stratejileri geliştirin. Ruh ve bedenin bir bütün olarak ele alındığı meditatif yoga, nefes egzersizleri gibi etkinliklerle farkındalık ve gevşemenizi sağlayın. Hastalığın tedavisinde birçok farklı tedavi ve terapi teknikleri vardır. Baş etmekte zorluk çektiğinizde ve günlük yaşantınızı olumsuz etkilediğinde uzmanlardan yardım talep etmekte gecikmeyin. Psikoterapi, antidepresanlar ve ışık tedavisi hastalığın seyrini değiştirecek önemli tedavi teknikleridir."
SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi tamamlandı
22 Eylül 2025 Pazartesi - 09:08 SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi tamamlandı İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen ve katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi tamamlandı. Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi, bu yıl "Çocuk Sağlığında İş Birliği: Pediatristler ve Aile Hekimleri Buluşuyor" temasıyla düzenlendi. Kongreye çok sayıda akademisyen, pediatri uzmanı, aile hekimi ve sağlık profesyoneli katılırken program kapsamında çocuk sağlığı izlemi, güncel tedavi yöntemleri, koruyucu sağlık hizmetleri ve teknolojik gelişmelerin pediatriye yansımaları gibi birçok başlık ele alındı. Programda, uydu sempozyumları, akılcı ilaç, romatoloji oturumu, uzman atışması, hematoloji ve onkoloji oturumu, uzmana danışalım, olgu sunumları ile aile hekimliği ve genel pediatri ortak oturumu ile çocuk nöroloji oturumu gerçekleştirildi. Bilimsel oturumlar, paneller ve interaktif etkinliklerle zenginleşen kongrede, hem klinik pratiğe yönelik güncel bilgiler paylaşıldı hem de farklı uzmanlık alanlarında tartışmalar yapıldı. Kongrenin kapanışında konuşan Kongre Başkanı ve Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Dilek Orbatu, kongrenin, çocuk sağlığında daha güçlü bir iş birliği ortamı oluşturmasını beklediklerini vurguladı. Orbatu tüm katılımcı, konuşmacı ve destekçilere teşekkür ettiği açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "SBÜ İzmir Tıp Fakültesi Pediatri Kongresi, pediatristler ve aile hekimleri arasındaki iş birliğini güçlendiren, bilgi paylaşımını ve mesleki gelişimi destekleyen önemli bir platform olmuştur. Çocuk sağlığı alanında yeni ufuklar açmak ve daha sağlıklı nesiller yetişmesine katkı sağlamak amacıyla bu tür bilimsel toplantıların önemi büyüktür." Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği oturumlarda güncel bilimsel gelişmeler tartışılırken, sözlü bildiri ödülleri de sahiplerini buldu.
Aktarlarda sonbahar hareketliliği
22 Eylül 2025 Pazartesi - 08:38 Aktarlarda sonbahar hareketliliği Kış aylarının habercisi sonbaharın gelmesiyle birlikte soğuk algınlığı ve gribe karşı önlem almak isteyen vatandaşlar aktarları ziyaret ediyor. Sonbahar mevsiminin gelmesiyle birlikte Erzincan’da ki aktarlarda hareketlilik yaşanmaya başladı. Kış aylarına sayılı günler kala vatandaşlar çareyi aktarlarda arıyor. Özellikle soğuk algınlığı, öksürük ve grip gibi hastalıklara bitkisel çözümler arayan vatandaşlar ıhlamur, zencefil, zerdeçal, havlıcan, hatmi çiçeği, tarçın, narçiçeği, ada çayını en çok tercih ediyor. Sonbaharın gelmesiyle birlikte mevsim değişikliğine bağlı hastalıklar baş gösterirken, vatandaşlar da bu durumu doğal yolla atlatabilmek için aktarlarda yoğunluk oluşturuyor. Mevsim geçişlerinde satılan bitkiler hakkında bilgiler veren Aktarcı Özer Hanoğlu, "Havaların soğuması ile birlikte insanların vücut direnci ortama uygunluk sağlayamıyor. Bu dönemlerde vatandaşlarımız antibiyotik ilaçlara ihtiyaç duyduğu gibi, doğal ürünlere de ihtiyaç duyabiliyor. Ihlamur, zencefil, zerdeçal, havlıcan, hatmi çiçeği, tarçın, nar çiçeği ve ada çayı gibi daha birçok bitkiye başvuruyor. Şu an işlerimizde yavaş yavaş bir hareketlilik yaşanmaya başlandı. Mevsimsel geçişler, insanların savunma sistemlerinin en düşük olduğu zamandır. Özellikle gündüz ve gece sıcaklık farkının fazla olması hastalıkların daha sık görüldüğü gösteriyor. Bu yüzden de halsizlik, kırgınlık, yorgunluk ve uyku problemleri ortaya çıkar. Özellikle grip, nezle ve buna bağlı soğuk algınlığı oluşuyor. Bizim için sezon açıldı diyebiliriz" dedi. "En çok zencefil, tarçın ve ıhlamur satılıyor" Soğuyan havaların, hastalıkları da beraberinde getirdiğini ifade eden Hanoğlu, "Zayıf olan bağışıklık sistemini güçlendirmek ve soğuk algınlığına faydalı olduğu içi zencefil, adaçayı ve ıhlamurun en çok satılan bitkilerdir. Diğer adı narçiçeği olan hibiskusun bağışıklık sistemini güçlendirmesi ve koruyucu olması sebebiyle özellikle kış aylarında, her gün bir bardak içilmesini öneriyoruz" diye konuştu. "Ihlamurun faydaları" Ihlamur çayının düzenli tüketimi sonucu birlikte mevsim geçişlerinde ve kış aylarında hastalıklara karşı koruyucu bir etkisi gözlenebilir. Soğuk algınlığını ve gribal enfeksiyonu tedavi edici etkidedir. Öksürüğe neden olan bakterilerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlar, bununla birlikte öksürük yumuşatıcı ve kesici etkisi vardır. Boğazı yumuşatarak boğaz tahrişinin ve ağrısının azalmasına yardımcı olur. İdrar sökücü etkisiyle karaciğer ve safra rahatsızlıklarını iyileştirici etkisi vardır. Terlemeyi sağlayarak enfeksiyonlara karşı savaşçı özelliktedir. Vücut direncini artırır, stresi ve yorgunluğu azaltır. "Zencefilin faydaları" Zencefil, her yaşta soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklarla ve enfeksiyonlarla savaşmak için reçete edilmiştir. Vücudu sıcak tutmak için çay şeklinde kullanılabilir. Çay, bir diaphoretik gibi davranır ve terlemeyi artırarak toksinleri vücuttan atar. Sindirim sürecini kolaylaştırıcı etkisi olduğu keşfedilmiştir. Yemekten sonra yükselen şeker seviyeleri, midenin içeriğinin doğal boşalma oranını azaltmasına neden olabilir. Zencefildeki gingerol gibi organik bileşikler, meme kanseri ve diğer birçok kanser türlerinin önlenmesine yardımcı olur. Ayrıca kolorektal kansere yol açabilen kolonda karsinojenik aktivitenin önlenmesine yardımcı olur. Parkinson ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıkların başlangıcını, azaltarak geciktirdiği bilinmektedir. Bu zararlı faktörlerin yaşa bağlı bilişsel gerilemede etkili olduğu biliniyor. Bu nedenle zencefil, güçlü besleyicileriyle beyin hasarı riskini azaltır ve hafızanız bozulmadan kalır.
Alzheimer hastaları Mavi Ev’de huzur buluyor
21 Eylül 2025 Pazar - 12:30 Alzheimer hastaları Mavi Ev’de huzur buluyor Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Alzheimer hasta ve hasta yakınlarına yönelik hizmet verdiği ’Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi’nde (Mavi Ev) hastalığının erken evrede tespit edilmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, hastalığı önleyebilecek ve ilerlemesini yavaşlatabilecek tavsiyelerde bulunuyor. Her yıl 21 Eylül, tüm dünyada ’Dünya Alzheimer Günü’ olarak kabul ediliyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi de Alzheimer hastaları ve yakınlarına destek amacıyla hayata geçirdiği Mavi Ev ile örnek bir model oluşturuyor. Mavi Ev’de hastalar ve yakınları hem hastalık ve evreleri hakkında pratik bilgiler alıyor hem de psiko-sosyal destekle moral buluyor. "Zihnimizi çalıştırmalıyız" Antalya Büyükşehir Belediyesi Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi Sorumlusu Gerontolog Merve Kıldır, Alzheimer riskine karşı zihinsel ve fiziksel aktivitelerin önemine dikkat çekerek, "Alzheimer riski taşıyan bireyleri zihinsel ve fiziksel olarak sürekli aktif tutmalıyız. Bulmaca çözmek, kitap okumak, örgü örmek, hafif ev işlerine yardımcı olmak faydalıdır. Sosyal hayata katılım, dengeli beslenme, düzenli uyku ve alkol-sigaradan uzak durmak da riski azaltır. Yürüyüş, egzersiz ve sporla hareketli bir yaşam sürmek gerekir. Torunlarla vakit geçirmek bile hem moral hem de zihinsel açıdan hastaya çok iyi geliyor" dedi. "Yaşam kalitelerini yükseltiyoruz" Mavi Ev’in Alzheimer hastaları ve yakınları için sunduğu hizmetleri anlatan Merve Kıldır, "Merkezimizde hastalığın takibini ve sürecin doğru yönetilmesini sağlıyoruz. Alzheimer’ın kesin bir tedavisi bulunmasa da erken tanı ve düzenli takip ile hastalığın seyri yavaşlatılabilir. Hasta ve hasta yakınlarımızın yaşam kalitelerini yükseltmek için moral ve destek sağlıyoruz. Gündüz bakım hizmetinin yanı sıra gerontolojik danışmanlık hizmetini de kesintisiz sunuyoruz. Alzheimer ile mücadelede birlikte güçlüyüz" diye konuştu. "Herkese Mavi Evi anlatıyorum" Mavi Ev’den hizmet alan Ayşe Bayık ise memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi: "Bu merkezden çok memnunum. Her gittiğim yerde, telefonda Kayseri’deki akrabalarıma anlatıyorum. Biz yaşlıyız, evde yalnız kalıp sıkılıyoruz. Burada arkadaşlarımızla buluşuyoruz, çok güzel vakit geçiriyoruz. Servisimiz geliyor, bizi karşılıyorlar, elimizden tutuyorlar."
Alzheimer hastaları Mavi Ev’de huzur buluyor
21 Eylül 2025 Pazar - 12:17 Alzheimer hastaları Mavi Ev’de huzur buluyor Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin Alzheimer hasta ve hasta yakınlarına yönelik hizmet verdiği "Mavi Ev"de hastalığının erken evrede tespit edilmesinin önemine dikkat çeken uzmanlar, hastalığı önleyebilecek ve ilerlemesini yavaşlatabilecek tavsiyelerde bulunuyor. Her yıl 21 Eylül, tüm dünyada "Dünya Alzheimer Günü" olarak kabul ediliyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi de Alzheimer hastaları ve yakınlarına destek amacıyla hayata geçirdiği "Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi" (Mavi Ev) ile örnek bir model oluşturuyor. Mavi Ev’de hastalar ve yakınları hem hastalık ve evreleri hakkında pratik bilgiler alıyor hem de psiko-sosyal destekle moral buluyor. Zihnimizi çalıştırmalıyız Antalya Büyükşehir Belediyesi Alzheimer Hasta ve Hasta Yakınları Buluşma Merkezi Sorumlusu Gerontolog Merve Kıldır, Alzheimer riskine karşı zihinsel ve fiziksel aktivitelerin önemine dikkat çekerek, "Alzheimer riski taşıyan bireyleri zihinsel ve fiziksel olarak sürekli aktif tutmalıyız. Bulmaca çözmek, kitap okumak, örgü örmek, hafif ev işlerine yardımcı olmak faydalıdır. Sosyal hayata katılım, dengeli beslenme, düzenli uyku ve alkol-sigaradan uzak durmak da riski azaltır. Yürüyüş, egzersiz ve sporla hareketli bir yaşam sürmek gerekir. Torunlarla vakit geçirmek bile hem moral hem de zihinsel açıdan hastaya çok iyi geliyor" dedi. "Yaşam kalitelerini yükseltiyoruz" Mavi Ev’in Alzheimer hastaları ve yakınları için sunduğu hizmetleri anlatan Merve Kıldır, "Merkezimizde hastalığın takibini ve sürecin doğru yönetilmesini sağlıyoruz. Alzheimer’ın kesin bir tedavisi bulunmasa da erken tanı ve düzenli takip ile hastalığın seyri yavaşlatılabilir. Hasta ve hasta yakınlarımızın yaşam kalitelerini yükseltmek için moral ve destek sağlıyoruz. Gündüz bakım hizmetinin yanı sıra gerontolojik danışmanlık hizmetini de kesintisiz sunuyoruz. Alzheimer ile mücadelede birlikte güçlüyüz" diye konuştu. "Herkese Mavi Evi anlatıyorum" Mavi Ev’den hizmet alan Ayşe Bayık ise memnuniyetini şu sözlerle dile getirdi: "Bu merkezden çok memnunum. Her gittiğim yerde, telefonda Kayseri’deki akrabalarıma anlatıyorum. Biz yaşlıyız, evde yalnız kalıp sıkılıyoruz. Burada arkadaşlarımızla buluşuyoruz, çok güzel vakit geçiriyoruz. Servisimiz geliyor, bizi karşılıyorlar, elimizden tutuyorlar ".
SATKOF ve TABA-AmCham, ABD Temasları 2025 Programı’nda iş birliği mesajı verdi
21 Eylül 2025 Pazar - 11:34 SATKOF ve TABA-AmCham, ABD Temasları 2025 Programı’nda iş birliği mesajı verdi Sağlık Turizmi Konfederasyonu (SATKOF) Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay ve Türk Amerikan İşadamları Derneği-Amerikan Ticaret Odası (TABA-AmCham) Genel Başkanı Süleyman Ecevit Şanlı, ABD Temasları 2025 Programı kapsamında New York’ta bir araya gelerek iş birliği mesajı verdi. Türkevi’nde gerçekleşen programda, SATKOF ve TABA-AmCham heyetleri, Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ahmet Yıldız ve Türkiye Cumhuriyeti New York Başkonsolosu Ahmet Muhittin Yazal’ı ziyaret etti. Görüşmelerin, Türk-Amerikan ilişkilerinde stratejik iş birliklerine zemin hazırlayacak ön temaslar olduğu belirtildi. Program çerçevesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleşecek olan ve sağlık, enerji, ticaret ve sanayi bakanlarının yanı sıra TÜRKSOY temsilcileri, çeşitli büyükelçiler ve Ermeni diasporası temsilcilerinin de yer alacağı üst düzey diplomatik buluşmaların ön hazırlıkları yapıldı. Öte yandan SATKOF’un ABD’de temsilcilik açma süreci kapsamında gerekli görüşmelerin tamamlandığı, sağlık turizmi alanında Türkiye’nin küresel etkisini artıracak bu adımın önemli bir gelişme olduğu kaydedildi.SATKOF Genel Başkanı Prof. Dr. Aysun Bay, New York’taki temaslarda sağlık diplomasisinin ön plana çıktığını belirterek, SATKOF’un Türkiye’nin uluslararası temsiline katkı sağlayan tüm iş birliklerini desteklediğini ifade etti. SATKOF ve TABA-AmCham’ın, sağlık, ticaret ve diplomasi alanlarında kurduğu iş birliklerinin Türkiye’nin küresel marka değerine katkı sunduğu vurgulandı.
Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonlarına dikkat
21 Eylül 2025 Pazar - 11:14 Mevsim geçişlerinde üst solunum yolu enfeksiyonlarına dikkat Sonbaharın geldiği ve havaların yavaş yavaş soğumaya başladığı bu dönemlerde, enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığı da artıyor. Mevsim geçişlerinde yaşanan ısı değişimlerinin birçok hastalık gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırladığını ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Bölümü Op. Dr. İdil Öztürk, "Alerjik bünyeye sahip olma, burun kemiği eğriliği veya konka büyüklüğü gibi anatomik sorunlar nedeniyle ağızdan nefes alıp verme, sigara içme, düzensiz beslenme gibi faktörler üst solunum yolu enfeksiyonuna yatkınlığı artırır. Bu hastalıklar mevsim geçişlerinde ve kalabalık ortamlarda sık görülürler. Damlacık enfeksiyonu biçiminde ortaya çıkarlar, yani yakın mesafeden konuşma, öpme, öksürme sonucunda bulaşırlar. Bulunulan ortamda havalandırmanın yetersiz olması da bulaşmalarını kolaylaştırır. Yüzeylere temas sonrası ellerin yıkanmamasıyla da bulaşır" ifadelerini kullandı. Op. Dr. İdil Öztürk, mevsim geçişlerinde bağışıklık sisteminin zayıflamasına bağlı olarak viral enfeksiyonlara yakalanma riskinin arttığını belirterek, "Alerjik bünyeye sahip olanlar, sigara kullananlar, burun anatomisinde eğrilik bulunan kişiler ve düzensiz beslenen bireyler daha fazla risk altındadır" dedi. En sık nezle ve grip görülüyor Öztürk, erişkinlerde sıkça görülen üst solunum yolu enfeksiyonlarını şöyle sıraladı: "Nezle birden çok virüsün yol açtığı, kişiden kişiye bulaşan, üst solunum yollarını tutan hafif seyirli bir hastalıktır. Üşütme, soğuk algınlığı olarak da bilinir. Soğuk mevsimlerde daha sıktır. Sigara içenlerde daha sık görülmez fakat ağır seyreder. Bir insan, ömrü boyunca yaklaşık olarak 300 defa nezle olur. 5 yaşın altındaki çocuklar yılda ortalama 8-10 kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirir. İnfluenza virüslerinin yol açtığı üst solunum yolu enfeksiyonudur. Virüsün 3 tipi vardır. Tip A insanlar, domuzlar ve kümes hayvanlarında, Tip B sadece insanlarda hastalık yapar. Tip C ise insanlarda çok hafif belirtilere yol açar. Sıklıkla ani başlayan yüksek ateş, öksürük, boğaz ağrısı, baş ve kas ağrıları, bitkinlik, burun akıntısı veya tıkanıklığıyla kendini gösterir. Ateş genellikle 5 gün ya da 1 hafta sürer." Antibiyotik kullanımına dikkat "Tedavide dinlenme çok önemlidir. Ateş düşürücüler, bol sıvı tüketimi ve iyi beslenme önemlidir" diyen Op. Dr. İdil Öztürk, "Viral bir hastalık olduğu için antibiyotik verilmez ancak orta kulak iltihabı, sinüzit, zatürre gibi ikincil enfeksiyon, komplikasyon olarak eklenmiş ise antibiyotik kullanılır. Yutak ve bademciklerin ani başlayan enfeksiyonudur. Virüs veya bakteriyel kaynaklı olabileceği için etkene göre tedavi metodu değişiklik gösterir. Belirtileri yüksek ateş, boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu, halsizlik-kırgınlık, baş-eklem-kas ağrıları, öksürük ve bazen de boyunda lenf bezlerinin şişmesidir" şeklinde konuştu. Çocuklarda orta kulak enfeksiyonu görülebilir Çocuklarda orta kulak enfeksiyonunun daha sık görüldüğünü kaydeden Op. Dr. İdil Öztürk, "Sıklıkla nezle, grip gibi enfeksiyonları takiben gelişen ikincil bakteriyel enfeksiyon şeklindedir. En sık 6-18 ay asındaki çocukları etkiler. 6 yaşından sonra hastalık sıklığında bariz azalma görülür. Yüz kemiklerinin içerisinde sinüs adı verilen hava boşluklarının iltihabına sinüzit adı verilir. Yine sıklıkla viral üst solunum yolu enfeksiyonlarını takiben gelişir. Viral enfeksiyonlardan sonra 7-10 günde tam iyileşme beklenirken genellikle burun doluluğu ve öksürük artışı olur. Büyük çocuklar ve erişkinlerde baş ve yüz ağrıları görülebilir. Antibiyotik tedavisi gerekebilir" dedi. Korunmak için bu önlemleri ihmal etmeyin KBB ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İdil Öztürk, "Söz konusu üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için hijyene ve el yıkamaya özen gösterilmesi, kalabalık ortamlardan uzak durulması, kalabalık ortamların sık sık havalandırılması, hasta kişilere mümkünse maske taktırılması ve fazla yaklaştırılmaması, yaşa uygun ve dengeli beslenilmesi, mevsime uygun giyinilmesi gerekir" şeklinde bilgi verdi.
Beslenme trendleri tek başına yeterli değil
21 Eylül 2025 Pazar - 10:18 Beslenme trendleri tek başına yeterli değil Son yıllarda ketojenik diyet, vejetaryen beslenme ve aralıklı oruç gibi diyetler sağlıklı yaşam trendlerinin merkezinde bulunuyor. Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Seda Uşarer, popüler beslenme yaklaşımlarının meme sağlığı açısından tek başına olağanüstü faydalar sunmadığını vurguladı. Dyt. Seda Uşarer, "Tüketilen yağın türü, öğün saatleri, besin çeşitliliği ve vitamin-mineral dengesi gibi faktörler, bu diyetlerin yararını artırabileceği gibi bağışıklık sistemini zayıflatıp kanser riskini de etkileyebiliyor" diye konuştu. Günümüzde sağlıklı yaşam arayışında olan birçok insan, popüler diyetlere yöneliyor. Ketojenik diyet, vejetaryen beslenme ya da aralıklı oruç gibi yaklaşımlar, kilo verme ve kronik hastalıkların risklerini azaltma gibi iddialarla öne çıkabiliyor. Peki, bu diyetlerin meme sağlığı üzerinde gerçekten etkisi var mı? Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Seda Uşarer, uzun bir süredir kilo vermek isteyenlerin uyguladığı ketojenik diyetin içeriğinin, düşük karbonhidrat, yüksek yağ alımı üzerine kurulu olduğunu belirtti. Dyt. Seda Uşarer, "Ketojenik diyetin amacı, vücudu ’ketozis’ adı verilen metabolik duruma sokarak yağ yakımını arttırmaktır. Yüksek doymuş yağ tüketimi bazı çalışmalarda meme kanserini arttırıcı faktör olarak göstermektedir. Bazı araştırmalar, ketojenik beslenmenin ileri evre meme kanseri hastalarında metabolik belirteçleri iyileştirdiğini, kan şekeri ve insülin direncini azalttığını ortaya koyuyor. Özellikle doymuş yağ ağırlıklı bir beslenme, bazı çalışmalarda meme kanseri riskini artırıcı bir faktör olarak öne çıkabiliyor. Bu sebeple ketojenik diyette tüketilen yağ türleri oldukça önem taşıyor" dedi. "Sebze ve meyveler kür halinde tüketilmemeli" Vejetaryen beslenmenin lif, antioksidan ve fitokimyasal açısından zengin bir diyet sunduğunu kaydeden Dyt. Seda Uşarer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Birçok araştırma, sebze ve meyve ağırlıklı beslenmenin genel olarak kanser riskini azaltabileceğini ortaya koymaktadır. Özellikle yüksek posa alımı, östrojen seviyelerini düzenleyerek meme kanseri riskini azaltabilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, hiçbir sebze ya da meyveyi her gün düzenli bir şekilde suyunu sıkıp içmek ya da yemek suretiyle kür şeklinde tüketmemektir. Öte yandan, iyi planlanmamış bir vejetaryen diyet, B12, demir ve omega-3 eksikliklerine yol açabilir. Bu da bağışıklık sistemini zayıflatarak, hastalıklara karşı direnci olumsuz yönde etkileyebilir." "Hücre sağlığının korunmasına yardımcı olabilir" "Aralıklı oruç, yemek yeme süresini sınırlayarak vücutta ’otofaji’ adı verilen hücrelerin hasarlı ya da işlevini yitirmiş bileşenlerini sindirerek yeniden kullanmasını sağlayabilir" diyen Dyt. Seda Uşarer, "Bu mekanizma vücuttaki toksinlerin temizlenmesine ve hücresel sağlığın korunmasına yardımcı olmaktadır. Baz çalışmalar, insülin duyarlılığını artırarak hormonla ilişkili kanser risklerini azaltabileceğini söylemektedir. Ancak düzensiz beslenme davranışlarına yol açabileceği için uzman diyetisyenler eşliğinde dikkatli uygulanmalıdır. Öğün saatlerine dikkat edilmelidir" ifadelerini kullandı. "Tek başına koruma sağlamaz" Her beslenme modelinin meme sağlığı açısından farklı etkileri olabildiğini kaydeden Dyt. Seda Uşarer, şöyle konuştu: "Ketojenik diyette yağ türü seçimine dikkat edilmediğinde risk artabilirken, vejetaryen beslenmede posa ve antioksidan zenginliği koruyucu rol oynayabilmektedir. Ancak doğru bir beslenme programı çıkarılmazsa bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilmektedir. Aralıklı oruç ise insülin direncini azaltarak hücresel sağlığa katkı sağlayabilmekle birlikte uzman tarafından takip edilmediğinde beslenme alışkanlığını da bozabilmektedir. Unutulmamalı ki, hiçbir diyet tek başına mucizevi bir koruma sağlamaz. Yanlış uygulandığında ise riskleri artırabilir. Önemli olan; dengeli, çeşitliliği gözeten, kişiye özel ve diyetisyen kontrolünde sürdürülebilir bir beslenme planını uygulamaktır."
"Her 10 çocuktan 6’sının dişi çürük. Uzmanlar eğitim hayatına etkisine dikkat çekiyor"
21 Eylül 2025 Pazar - 09:58 "Her 10 çocuktan 6’sının dişi çürük. Uzmanlar eğitim hayatına etkisine dikkat çekiyor" Uzman Diş Hekimi ve Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Birkan Taha Özkan, Türkiye’deki çocukların ağız sağlığı konusundaki alarm verici duruma dikkat çekerek, "Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun 2023 yılı verilerine göre, ülkemizde 5-6 yaş grubundaki çocukların yüzde 60’ında diş çürüğü görülüyor. Bu durum, sadece bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda çocuklarımızın eğitim hayatlarını karartan bir engeldir" diyerek, aileleri ve eğitimcileri harekete geçmeye çağırdı. Özkan, yaptığı açıklamada, son dönemde yapılan bilimsel araştırmaların, çocuklarda ağız sağlığı problemlerinin okul başarısı üzerindeki olumsuz etkilerini net bir şekilde ortaya koyduğnu belirterek, "2023 yılında yayınlanan bir araştırmaya göre, diş çürüğü olan okul öncesi çocukların, olmayanlara göre okuma ve yazma becerilerinde daha geride olduğu tespit edilmiştir. İlkokul çağındaki çocuklarda ise diş ağrısı nedeniyle devamsızlık oranının arttığı, derse konsantre olmakta zorlandıkları ve öğrenme güçlükleri yaşadıkları belirlenmiştir. Ayrıca, maloklüzyon(dişlerdeki kapanış bozuklukları) olan çocukların, konuşma ve iletişim becerilerinde akranlarına göre daha geride olduğu gözlemlenmiştir" diye konuştu. "Ebeveynler ve eğitimciler dikkat etmeli" Özkan, ebeveyn ve eğitimcileri uyararak şöyle devam etti: "Okul öncesi dönemde diş çürükleri, çocukların beslenme alışkanlıklarını olumsuz etkileyerek gelişimlerini yavaşlatabilir. Ayrıca, diş ağrısı nedeniyle uyku düzenleri bozularak öğrenmeye karşı motivasyonları azalabilir. İlkokul çağıda 2024’de Türkiye’de yapılan bir çalışmada, çürük sayısı, dişeti ve plak sorunları arttıkça okul devamsızlığının da arttığı ve akademik başarının olumsuz etkilendiği bulundu. Ayrıca, maloklüzyonlar nedeniyle konuşma bozuklukları gelişerek sosyal ilişkileri olumsuz etkilenebilir. Çocukların ağız sağlığını korumak için ebeveyn ve eğitimciler erken yaşta diş fırçalama alışkanlığı kazandırmalı, bebeklik döneminden itibaren, günde en az iki kez florürlü diş macunu ile dişleri fırçalamayı alışkanlık yapın. Okul öncesi çocuklar için diş fırçalama tekniklerini oyunlarla eğlenceli yaparak dişlerini fırçalarken onlara eşlik edin." "Yarık örtücü tedavi yaptırın" Özkan, diş çürümesinin önüne geçmek için yarık örtücü tedavisi yapılması gerektiğini ifade ederek, "Azı dişlerin çürümeye meyilli girintilerinin daha henüz çürümeden bir tür dolgu malzemesiyle doldurulmasıdır. Yarık örtücü tedavisi, dişler çarka verilmeden yapılarak korunur. Bu etkili tedavi sayesinde çürük başlamadan önce koruma sağlanır, başlangıç seviyesindeki çürükler de ilerlemeden durdurulur ve diş kurtarılabilir. Bu yönüyle yarık örtücüler, hem çürük önleyici hem de koruyucu-önleyici hekimlik kapsamında çocukların diş sağlığını güvence altına alan etkili bir uygulamadır. Şekerli ve asitli yiyecek ve içeceklerden uzak durun. Ara öğünlerde meyve, sebze ve süt ürünleri gibi sağlıklı alternatifler sunun. İlkokul çağındaki çocuklara sağlıklı beslenmenin önemini anlatın ve okulda sağlıklı atıştırmalıklar tüketmelerini teşvik edin. Çocuklarınızı ilk dişlerinin çıkmasından itibaren düzenli olarak (6 ayda bir) diş hekimine götürün. Erken teşhis ve tedavi, ileride oluşabilecek ciddi ağız sağlığı sorunlarının önüne geçilmesini sağlar. Diş hekiminin önerisi doğrultusunda, florür takviyesi kullanın. florür, diş minesini güçlendirerek diş çürüklerine karşı koruma sağlar. Eğitimciler olarak, okullarda ağız sağlığı eğitimleri düzenleyerek öğrencileri bilinçlendirin. Diş fırçalama alışkanlığını teşvik edin ve sağlıklı beslenme konusunda farkındalık oluşturun" dedi. Özkan, "Unutmayalım ki, çocuklarımızın sağlıklı gülüşleri, onların eğitim hayatlarındaki başarılarının ve mutlu bir geleceğin temelini oluşturur. Ağız ve diş sağlığına gereken özeni göstererek, onların potansiyellerini tam olarak gerçekleştirmelerine yardımcı olabiliriz. Bu konuda hepimize büyük sorumluluk düşüyor" diye konuştu.