SAĞLIK
Anne adayları artık doğal doğumu tehcih ediyor 25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:58:24 Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, Ebeler Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada anne adaylarının sezeryana kıyasla normal doğumu tehcih ettiklerini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, 21-28 Nisan Ebeler Haftası dolayısıyla ebelik mesleğinin sağlık sistemindeki yeri, eğitim süreçleri ve geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ebelik mesleğinin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirten Cesur, ebelerin sağlığın korunması, geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ile tedavi ve bakım hizmetlerini bir arada sunduğunu ifade etti. Ebelerin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tamamında aktif rol aldığını vurgulayan Cesur, köyden kente kesintisiz sağlık hizmeti sunarak toplumun her kesimine ulaştıklarını söyledi. Anne ve bebek sağlığındaki kritik rolüne dikkat çeken Cesur, ebelerin anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirtti. Sağlıklı gebelik planlamasından doğum ve doğum sonrası sürece kadar geçen tüm aşamalarda ebelerin aktif görev aldığını dile getirdi. İstihdam alanları güçlenmeli Türkiye’de ebelik alanında son yıllarda akademik ve klinik anlamda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Cesur, akademik kadronun güçlendiğini, bilimsel çalışmaların arttığını kaydetti. Ancak mesleğin yetki, görünürlük ve istihdam alanlarında daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumda ebelik mesleğine yönelik yanlış algıların bulunduğunu da belirten Cesur, ebelerin yalnızca doğum yaptıran sağlık çalışanları olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Ebelik hizmetlerinin gebelik öncesinden başlayarak lohusalık dönemine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını vurguladı. Doğuma karşı yaklaşım değişti Ebelerin doğum sürecinde sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik destek de sunduğunu dile getiren Cesur, anne adayının kaygısını azalttıklarını ve doğum deneyiminin daha olumlu geçmesine katkı sağladıklarını belirtti. Günümüzde doğum yaklaşımlarının değiştiğini ifade eden Cesur, kadın merkezli ve kanıta dayalı uygulamaların ön plana çıktığını, doğal doğuma yönelimin arttığını söyledi. Sezaryen oranlarının dengelenmesi yönünde çalışmaların sürdüğünü belirten Cesur, ebelerin bu süreçteki öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını kaydetti. Aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştiriliyorlar Ebelik eğitimi hakkında da bilgi veren Cesur, bölümde teorik ve uygulamalı derslerin dengeli şekilde, öğrencilerin aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştirildiğini ifade etti. Simülasyon teknolojileri, sanal gerçeklik ve dijital eğitim materyallerinin eğitim sürecine entegre edildiğini belirtti. Bölümün akademik çalışmalarına da değinen Cesur, 2023 yılında akredite olduklarını ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosu almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ebelik bölümü olduklarını söyledi. Bu durumun mezunların uluslararası düzeyde tanınırlığını artırdığını ifade etti. Ebeler Haftası mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem Mezunların hastaneler, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve akademide görev alabildiğini belirten Cesur, birçok mezunun akademik ve idari kariyerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi. Teknolojinin ebelik mesleğine katkı sağladığını vurgulayan Cesur, öğrenmeyi kolaylaştırdığını, problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirdiğini ifade etti. Ancak veri güvenliği ve mahremiyet konularına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ebeler Haftası’nın mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem olduğunu belirten Cesur, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği öneme dikkat çekerek, sağlıklı nesillerin temelinde ebelerin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Cesur, sözlerini "Sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı anneler ve bebeklerdir. Ebeler bu sürecin güvencesidir" ifadeleriyle tamamladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:18 Eskişehir İl Sağlık Müdürü Bildirici’den Dünya Sıtma Günü uyarısı: "Risk tamamen bitmedi" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2008 yılından bu yana her yıl 25 Nisan’da anılan Dünya Sıtma Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtmanın; plasmodium cinsi paraziti taşıyan dişi anofel sivrisineklerin ısırığı yoluyla bulaşan ve kırmızı kan hücrelerini enfekte ederek hayatı tehdit edebilen ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın ilk belirtilerinin genellikle sivrisinek ısırığını takip eden 10-15 gün içerisinde baş ağrısı, titreme ve ateş şeklinde ortaya çıktığını ifade etti. İnsanlarda sıtmaya yol açan beş farklı plasmodium türü bulunduğunu dile getiren Bildirici, özellikle P. falciparum ve P. vivax türlerinin en büyük riski oluşturduğunu, falciparum tipinin tedavi edilmediği durumlarda kısa sürede ağır seyrederek ölüme neden olabildiğini vurguladı. "Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sıtma riski altında bulunduğunu, bu riskin özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaygın olarak görülen sıtmanın, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen etkin çalışmalar neticesinde yerli bulaşının sona erdiğini belirtti. Bildirici, ülkemizde sıtma etkenini taşıyabilecek sivrisinek türlerinin halen bulunduğuna dikkat çekerek; iklim ve çevresel faktörler, artan uluslararası seyahatler, endemik bölgelerden gelen vakalar ve düzensiz göç hareketleri nedeniyle yurtdışı kaynaklı sıtma vakalarının görülebildiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin subtropikal kuşakta yer alması ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının da hastalık riskini artırabileceğini dile getirdi. "Vatandaşlarımız riskli bölgelere seyahat ederken dikkat etmeli" Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, bu nedenle Sıtma Eliminasyon Programı kapsamında yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti. Vatandaşların özellikle riskli bölgelere seyahat öncesinde gerekli koruyucu önlemleri almaları ve hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini ifade etti.
Uzmanından bahar alerjisi uyarısı
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:38 Uzmanından bahar alerjisi uyarısı DÜZCE(İHA) – Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Buğra Subaşı, bahar alerjisi olan kişiler için önemli bilgiler paylaştı. Halk arasında saman nezlesi, bahar alerjisi olarak bilindiğini, tıpta ise mevsimsel alerjik rinit olarak adlandırıldığını ifade eden Doç. Dr. Buğra Subaşı, bu hastalığı; özellikle bahar aylarında burundan solunan polen gibi alerjen maddelere karşı vücut bağışıklık sisteminin verdiği aşırı bir tepki şeklinde tanımladı. Ayrıca Subaşı, özellikle; çayır, çimen, ot, ağaç, çiçek polenlerinin de bahar alerjisini tetiklediğinin altını çizdi. "Soğuk algınlığından ayırt edici özellikleri var" Ülkemizde bahar alerjisi görülme oranının yüzde 20 civarında olduğunu ve soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Subaşı, "Bahar alerjisi olan kişilerde; burun tıkanıklığı, açık şeffaf renkli burun akıntısı, kaşıntı, geniz akıntısı, gözlerde kızarma, yaşarma, öksürük, koku bozuklukları gibi şikayetler gözlenebilir. Soğuk algınlığında da benzer şikayetler olsa da ayrıca ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, halsizlik, kırgınlık, üşüme, titreme gibi akut enfeksiyon bulguları da izlenebilir. Soğuk algınlığının 1 haftada düzelmesini bekleriz ancak bahar nezlesi daha uzun sürer" dedi. "Alerjinin şiddeti kişiden kişiye farklılık gösterir" Alerjinin şiddeti kişiden kişiye değişebileceğini söyleyen Subaşı, "Kişilerin reaksiyon verdiği alerjen madde sayısı ve çeşidi farklı olabilir. Alerjene maruziyet sıklığı ve süresi farklı olabilir. Kişinin özellikle burun eğriliği gibi üst solunum yolu hastalıkları, akciğer hastalıkları gibi ek hastalıkları, kötü beslenme alışkanlıkları, hava kirliliği, sigara dumanına maruz kalmaları alerji şiddetini arttırabilir. Dolayısı ile bazı kişilerde hafif şikayetlere sebep olup kısa sürerken bazı kişilerde orta ve ağır şikayetlere sebep olup uzun sürebilir." diyerek ek hastalıkları olan kişilerin özellikle dikkatli olması tavsiyesinde bulundu. Bahar alerjisinin yol açabileceği sağlık sorunları ve korunma yöntemleri Bahar alerjisi olduğu halde sağlık kontrolünü ya da tedaviyi reddeden kişilerin karşılaşabileceği sağlık riskleri hakkında da açıklamalarda bulunan Subaşı, "Bahar alerjisi kişinin iş, okul ve sosyal hayatını olumsuz etkiler. Sinüzite, orta kulak enfeksiyonlarına, uyku bozukluklarına sebep olabilir ve astıma ilerleyebilir. Bahar alerjisi ilkbahar ve yaz döneminde vücudun alerjen maddeye verdiği aşırı reaksiyondur ve tamamen tedavi edilemese de tedavi ile kontrol altına alınabilir. Tedavi yöntemleri arasında özellikle, alerjen maddeden korunma, ilaç tedavisi ve immünoterapi (aşı tedavisi) sayılabilir. İlaç tedavisinde antihistaminikler, kortizonlu burun spreyleri, serum fizyolojik ile burun içi yıkama kullanılabilir. Cilt (prick testi) ve kan testlerinde alerjen madde tespit edilen ancak korunma ve tedaviden yeteri kadar fayda görmeyen hastalarda aşı tedavisi uygulanabilir" dedi. Dikkat edilmesi gerekenler Bahar alerjisi olan kişilerin dışarıya çıkarken; şapka, uzun kollu giysiler, gözlük, pantolon gibi kıyafetleri kullanmasını, eve döndüklerinde ise kıyafetlerini değiştirip, bol su ile duş almalarını öneren Buğra Subaşı, "Özellikle sabah ve öğlen saatlerinde ve rüzgarlı havalarda polenler yoğunken dışarıya çıkmamalıdırlar, kapı ve pencereler kapalı tutulmalıdırlar. Bu mevsimlerde piknik yapmak, açık havada spor yapmak, araçta camlar açık seyahat etmek polen temasını arttırabileceği için dikkat edilmelidir. Araçlarda polen filtreleri bulunmalı, çamaşırlar ev içinde kurutulmalı, çim biçme gibi bahçe işleri yapılmamalıdır. Bahar alerjisinde en önemli tedavi yöntemi alerjen maddeden korunmaktır. Hastaların korunma yöntemlerini bilip bunları uygulamaları önem arz etmektedir. Ayrıca bahar alerjisi olan kişiler polen mevsimi başlamadan hemen önce Kulak Burun Boğaz hekimlerine başvurup kendilerine uygun tedaviyi alırlarsa hastalığın şiddetini azaltmış olurlar" diyerek açıklamasını sonlandırdı.
Türkiye’de ameliyat edilen Koreli hastanın eşi: "Yüreğimizde olan memleket burası"
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:20 Türkiye’de ameliyat edilen Koreli hastanın eşi: "Yüreğimizde olan memleket burası" Uzun yıllar önce Türkiye’ye yerleşen Güney Koreli çiftten Shine Cheon Choi’nin beyninde nüks eden kanser sonrası ameliyatı Türkiye’de gerçekleştirildi. Eşinin durumuyla ilgili Young Sook Seol, "2000 yılından beri buradayız, memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası, burası evimiz" dedi. Hastasına ilişkin konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştirildi, iyi geçti. Beyin kanseri tespit edilmişti, toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri. Kişiler, hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa kontrolde fayda var" ifadelerini kullandı. Güney Koreli aikido hocası 59 yaşındaki Shine Cheon Choi ve 56 yaşındaki Young Sook Seol çifti, 2000 yılında 5 yaşındaki kızlarıyla birlikte Türkiye’ye geldi. Ümraniye’de yaşayan, burada kendilerine bir hayat kuran ve 1 çocukları daha olan Koreli çift, zaman zaman ülkeleri ve yakınlarını da ziyaret etti. Shine Cheon Choi burada spor hocalığı yaparken eşi de çocuklarıyla ilgilendi. 2023 yılına gelindiğindeyse denge kaybı, davranış değişiklikleri gibi durumlar oluşunca İstanbul’da bir hastaneye başvuruldu, beyninden bir operasyon geçirdi. Sonrasında rahatsızlıkları tekrar kendini gösteren aikido hocası, ailesiyle ülkesine gitti ve Kore’de beyninde tümör tespit edilerek bir operasyon daha geçirdi. Ardından Türkiye’ye dönen aile, yaşamını sürdürürken hastada tekrar birtakım sıkıntılar meydana geldi ve Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuruldu. Yapılan detaylı incelemelerde doktorlar, beyin kanserinin nüksettiği tespit ederek hasta için ameliyat kararı verdi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu ve Doç. Dr. Luay Şerifoğlu ekibi tarafından takip edilen hastanın ameliyatı 3 Şubat’ta başarıyla gerçekleştirildi. Hekimler, hastalık ve sürece ilişkin bilgi verirken kontrolleri devam eden Koreli hasta ve eşi de yaşadıkları zorlu süreci ve Türkiye’ye olan sevgilerini dile getirdi. "Yüreğimizde olan memleket burası" Zorlu bir tedavi süreci geçiren Shine Cheon Choi, "Beni ameliyat eden doktora çok teşekkür ediyorum" derken eşi Young Sook Seol "2023 Şubat ayında aniden algılama gücü çok zayıflamıştı. Ondan fark ettik, şu anki 3’üncü ameliyatı, nadiren görülen bir hastalık. 2000 yılından beri buradayız, memleketimiz burası, kendi memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası. Ameliyatı Kore’de de olabilirdik ama burayı seçtik. İnsanlar hep bu hastaneye geliyor; Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne. Baktım ki; doktorların tecrübesi bayağı çok. İyi doktor olduklarını, iyi tedavi ettiklerini gördük. Gönlümüz daha rahat hissettiğinden bu hastaneyi tercih ettik, ameliyat olduk. Türkiye’deki doktorlar çok akıllı ve yüreği sıcak, çok çok ilgileniyorlar. Tedavi için gelecek hastalar olursa çok çok tavsiye ederim. Eşim buraya ilk spor hocası olarak gelmişti, aikidocu. Burada insanlar çok sıcakkanlılar, Kore’ye gittiğimde hiçbir şey bilmiyorum. Metroya nasıl binilir, hangi hattan gidilir, insanlar yüz vermiyor. Gençliğimizi geçirdik o yüzden burası yüreklerimizde. Burada rahatlık hissediyoruz evimiz burası, kaldığı süreçte çok mutlu olduk, teşekkür etmek isteriz" şeklinde konuştu. "Beyin kanseri tespit edilmişti, 100 binde 3 ile 5 arasında görülüyor" Hastasının durumuna yönelik konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Enteresan bir hikayesi var, 20-25 sene önce Türkiye’ye aikido hocası olarak geliyor. Bir bayılma, nöbet geçirme hadisesi yaşıyor. Bir özel hastaneye gidiliyor, beyin kanaması tespit ediliyor. Ameliyat oluyor, sonraki takiplerinde beyin tümörü olduğu ortaya çıkıyor, ülkesine dönüyor, Kore’de tekrar bir ameliyat geçiriyor. Ülkesinde tedavisine devam ederken Türkiye’yi çok özlediklerini söylüyorlar. Hastamızın düzeni ve kendilerini Türkiye’de daha iyi hissettikleri için dönüyorlar. Burada kontrol filmlerinde tümörün nüksettiği ortaya çıkıyor. Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştiriliyor, iyi geçti. Bu tür ameliyatları nöronavigasyon, nöromonitörizasyon dediğimiz sistemlerle, modern teknolojiyle ameliyatını yaptık. Beyin kanseri türü tespit edilmişti, bu hastalık kabaca toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Tüm beyin tümörlerinde yüzde 15 ile 25 arasında. Bu kötü huylu bir tümördür, tespit edildikten sonra bu tür hastaların genelde yaşam süreleri 12 ay ile 15 arasında değişebilir" dedi. "Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri" Hastalık ve belirtilerine ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Ramazanoğlu, "En sık nöbet geçirerek uygunsuz yerde hastalar bulunabiliyor. Hastalar tanısı konmadan, tedavisi gecikmiş bir şekilde başvurabiliyor. Bu tür durumlarda ameliyat yapılsa bile geç kalınmış olunabiliyor. Hastamızın anlattığına göre, Ümraniye çevresinde oturduğunu, hastanemizin çok yoğun olduğunu gördüğünü, bu kadar insan buraya geldiyse, işlerin iyi gittiğini düşünmüş. Türkiye’de sağlık sektörü, sağlık hizmetinde görev yapan personel, hemşire, doktorlarımız oldukça yetkindir. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biridir. Dünyada hangi teknoloji kullanılıyorsa bizde de aynı teknoloji yetkinlikle kullanılmaktadır. Almanya, ABD’den hastamız olduğu gibi Kore’den de gelip bizlere tedavi olabiliyorlar. Hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa örneğin; baş ağrısı, kusma, kolda bacakta uyuşma, konuşmada zorluk, muhakeme bozuklukları gibi şikayetler varsa en yakın sağlık merkezine başvurup bir kontrol etmekte fayda vardır" diye konuştu. "Erken teşhis her zaman önemlidir" Israrlı belirtilerin üzerinde durulması gerektiğini söyleyen ve erken teşhisin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Şerifoğlu, "Yaklaşık 3 yıl önce ani bir baş ağrısı, bilinç kaybıyla bir özel hastaneye gidiyor. 2 ay sonra davranış bozukluğu nedeniyle hasta, eşi tarafından Kore’ye götürülüyor. Bu tümör fark ediliyor, koca bir alan alınıyor, hasta düzeliyor. Tekrar Türkiye’ye döndüğü zaman bizim onkoloji kliniği tarafından tedavisi veriliyor. Burada hastanın daha önce ameliyat edilen tümörünün büyüdüğü görülüyor. Cerrahi karar alınıyor, mevcut tümörlerde yaklaşık 2-3 saatlik bir operasyonla temizliyoruz. Şu anda hasta tedavilerine devam ediyor, gayet iyi, herhangi bir şikayeti kalmadı. Hastamızın beyin tümörü halk arasında kötü huylu denilen bir tümör. Her baş ağrısı tümör değildir, önemli olan; devam eden baş ağrısı olması. Erken teşhis her zaman önemlidir ve en önemli şey; tümörünüz bile olsa, ameliyat bile olsanız muhakkak tedavinize riayet edin, ihmal etmeyin ve moralinizi yüksek tutun" ifadelerini kullandı.
Muğla’da "kanser okuryazarlığı" seferberliği genç tıbbiyelerden önemli adım
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:06 Muğla’da "kanser okuryazarlığı" seferberliği genç tıbbiyelerden önemli adım Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri, 1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında kurdukları stantla toplumu erken teşhis ve tarama yöntemleri konusunda bilgilendirdi. Kanserle mücadelede en güçlü silah olan "erken teşhis" konusunda farkındalık oluşturmak amacıyla Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Öğrencileri Birliği anlamlı bir etkinliğe imza attı. 1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası dolayısıyla açılan "Kanser Okuryazarlığı Farkındalık Standı", vatandaşlardan yoğun ilgi gördü. Etkinliği ziyaret eden Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Ercan Saruhan, genç tıbbiyelilerle bir araya geldi. Yürütülen çalışmaları yerinde inceleyen Saruhan, toplum sağlığını koruma yolunda atılan bu adımları takdir ederek, öğrencilere teşekkürlerini iletti. Halk sağlığı sorunları arasında dünyada ve Türkiye’de kalp hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alan kanser, sadece sağlık değil, iş gücü kaybı ve ekonomik maliyetlerle de toplumu etkiliyor. Etkinliğin odak noktası olan kanser okuryazarlığı, bireylerin kanser risklerini bilmesi, belirtileri erkenden fark etmesi ve tarama programlarına aktif katılım sağlaması olarak tanımlanıyor. Stantta görev alan tıp öğrencileri, Dünya Sağlık Örgütü’nün önerileri doğrultusunda Türkiye’de uygulanan ücretsiz tarama programları hakkında bilgiler paylaştı. 40-69 yaş arası kadınlara 2 yılda bir mamografi, yıllık klinik muayene ve aylık kendi kendine muayene. 30-65 yaş arası kadınlara 5 yılda bir HPV-DNA ve Pap Smear testi. 50-70 yaş arası tüm bireylere 2 yılda bir gaitada gizli kan testi ve 10 yılda bir kolonoskopi yapıldığına dikkat çekilerek farkındalık oluşturuldu. Birçok kanser türünün başlangıç aşamasında belirti vermediğine dikkat çeken uzman adayları, erken teşhisin tedavi başarısını yüzde 100’e yakın artırdığını vurguladı. Vatandaşların bu taramaları; Aile Sağlığı Merkezleri (ASM), Sağlıklı Hayat Merkezleri ve KETEM’lerde (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri) tamamen ücretsiz olarak yaptırabileceği hatırlatıldı.
Türkiye’de ameliyat edilen Koreli hastanın eşi: "Yüreğimizde olan memleket burası"
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:03 Türkiye’de ameliyat edilen Koreli hastanın eşi: "Yüreğimizde olan memleket burası" Uzun yıllar önce Türkiye’ye yerleşen Güney Koreli çiftten 59 yaşındaki Shine Cheon Choi’nin beyninde nüks eden kansere yönelik ameliyatı Türkiye’de gerçekleştirildi. Eşinin durumuna ilişkin konuşan 56 yaşındaki Young Sook Seol, "2000 yılından beri buradayız, memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası, burası evimiz" dedi. Hastasına ilişkin konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştirildi, iyi geçti. Beyin kanseri tespit edilmişti, toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri. Kişiler, hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa kontrolde fayda var" ifadelerini kullandı. Güney Koreli aikido hocası 59 yaşındaki Shine Cheon Choi ve 56 yaşındaki Young Sook Seol çifti, 2000 yılında 5 yaşındaki kızlarıyla birlikte Türkiye’ye geldi. Ümraniye’de yaşayan, burada kendilerine bir hayat kuran ve 1 çocukları daha olan Koreli çift, zaman zaman ülkeleri ve yakınlarını da ziyaret etti. Shine Cheon Choi burada spor hocalığı yaparken eşi de çocuklarıyla ilgilendi. 2023 yılına gelindiğindeyse denge kaybı, davranış değişiklikleri gibi durumlar oluşunca İstanbul’da bir hastaneye başvuruldu, beyninden bir operasyon geçirdi. Sonrasında rahatsızlıkları tekrar kendini gösteren aikido hocası, ailesiyle ülkesine gitti ve Kore’de beyninde tümör tespit edilerek bir operasyon daha geçirdi. Ardından Türkiye’ye dönen aile, yaşamını sürdürürken hastada tekrar birtakım sıkıntılar meydana geldi ve Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne başvuruldu. Yapılan detaylı incelemelerde doktorlar, beyin kanserinin nüksettiği tespit ederek hasta için ameliyat kararı verdi. Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü Eğitim ve İdari Sorumlusu Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu ve Doç. Dr. Luay Şerifoğlu ekibi tarafından takip edilen hastanın ameliyatı 3 Şubat’ta başarıyla gerçekleştirildi. Hekimler, hastalık ve sürece ilişkin bilgi verirken kontrolleri devam eden Koreli hasta ve eşi de yaşadıkları zorlu süreci ve Türkiye’ye olan sevgilerini dile getirdi. "Yüreğimizde olan memleket burası" Zorlu bir tedavi süreci geçiren 59 yaşındaki Shine Cheon Choi, "Beni ameliyat eden doktora çok teşekkür ediyorum" derken eşi 56 yaşındaki Young Sook Seol "2023 Şubat ayında aniden algılama gücü çok zayıflamıştı. Ondan fark ettik, şuanki 3’üncü ameliyatı, nadiren görülen bir hastalık. 2000 yılından beri buradayız, memleketimiz burası, kendi memleketimiz var da yüreğimizde olan memleket burası. Ameliyatı Kore’de de olabilirdik ama burayı seçtik. İnsanlar hep bu hastaneye geliyor; Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne. Baktım ki; doktorların tecrübesi bayağı çok. İyi doktor olduklarını, iyi tedavi ettiklerini gördük. Gönlümüz daha rahat hissettiğinden bu hastaneyi tercih ettik, ameliyat olduk. Türkiye’deki doktorlar çok akıllı ve yüreği sıcak, çok çok ilgileniyorlar. Tedavi için gelecek hastalar olursa çok çok tavsiye ederim. Eşim buraya ilk spor hocası olarak gelmişti, aikidocu. Burada insanlar çok sıcakkanlılar, Kore’ye gittiğimde hiçbir şey bilmiyorum. Metroya nasıl binilir, hangi hattan gidilir, insanlar yüz vermiyor. Gençliğimizi geçirdik o yüzden burası yüreklerimizde. Burada rahatlık hissediyoruz evimiz burası, kaldığı süreçte çok mutlu olduk, teşekkür etmek isteriz" şeklinde konuştu. "Beyin kanseri tespit edilmişti, 100 binde 3 ile 5’i arasında" Hastasının durumuna yönelik konuşan Doç. Dr. Ali Fatih Ramazanoğlu, "Enteresan bir hikayesi var, 20-25 sene önce Türkiye’ye aikido hocası olarak geliyor. Bir bayılma, nöbet geçirme hadisesi yaşıyor. Bir özel hastaneye gidiliyor, beyin kanaması tespit ediliyor. Ameliyat oluyor, sonraki takiplerinde beyin tümörü olduğu ortaya çıkıyor, ülkesine dönüyor, Kore’de tekrar bir ameliyat geçiriyor. Ülkesinde tedavisine devam ederken Türkiye’yi çok özlediklerini söylüyorlar. Hastamızın düzeni ve kendilerini Türkiye’de daha iyi hissettikleri için dönüyorlar. Burada kontrol filmlerinde tümörün nüksettiği ortaya çıkıyor. Kliniğimizde ameliyatı gerçekleştiriliyor, iyi geçti. Bu tür ameliyatları nöronavigasyon, nöromonitörizasyon dediğimiz sistemlerle, modern teknolojiyle ameliyatını yaptık. Beyin kanseri türü tespit edilmişti, bu hastalık kabaca toplumun 100 binde 3 ile 5’i arasında görülür. Tüm beyin tümörlerinde yüzde 15 ile 25 arasında. Bu kötü huylu bir tümördür, tespit edildikten sonra bu tür hastaların genelde yaşam süreleri 12 ay ile 15 arasında değişebilir" dedi. "Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri" Hastalık ve belirtilerine ilişkin bilgi veren Doç. Dr. Ramazanoğlu, "En sık nöbet geçirerek uygunsuz yerde hastalar bulunabiliyor. Hastalar tanısı konmadan, tedavisi gecikmiş bir şekilde başvurabiliyor. Bu tür durumlarda ameliyat yapılsa bile geç kalınmış olunabiliyor. Hastamızın anlattığına göre, Ümraniye çevresinde oturduğunu, hastanemizin çok yoğun olduğunu gördüğünü, bu kadar insan buraya geldiyse, işlerin iyi gittiğini düşünmüş. Türkiye’de sağlık sektörü, sağlık hizmetinde görev yapan personel, hemşire, doktorlarımız oldukça yetkindir. Türkiye sağlık sektöründe dünyanın en önde gelen ülkelerinden biridir. Dünyada hangi teknoloji kullanılıyorsa bizde de aynı teknoloji yetkinlikle kullanılmaktadır. Almanya, ABD’den hastamız olduğu gibi Kore’den de gelip bizlere tedavi olabiliyorlar. Hiç yaşamadıkları bir şikayet hissediyorlarsa örneğin; baş ağrısı, kusma, kolda bacakta uyuşma, konuşmada zorluk, muhakeme bozuklukları gibi şikayetler varsa en yakın sağlık merkezine başvurup bir kontrol etmekte fayda vardır" diye konuştu. "Erken teşhis her zaman önemlidir" Israrlı belirtilerin üzerinde durulması gerektiğini söyleyen ve erken teşhisin önemine vurgu yapan Doç. Dr. Şerifoğlu, "Yaklaşık 3 yıl önce ani bir baş ağrısı, bilinç kaybıyla bir özel hastaneye gidiyor. 2 ay sonra davranış bozukluğu nedeniyle hasta, eşi tarafından Kore’ye götürülüyor. Bu tümör fark ediliyor, koca bir alan alınıyor, hasta düzeliyor. Tekrar Türkiye’ye döndüğü zaman bizim onkoloji kliniği tarafından tedavisi veriliyor. Burada hastanın daha önce ameliyat edilen tümörünün büyüdüğü görülüyor. Cerrahi karar alınıyor, mevcut tümörlerde yaklaşık 2-3 saatlik bir operasyonla temizliyoruz. Şu anda hasta tedavilerine devam ediyor, gayet iyi, herhangi bir şikayeti kalmadı. Hastamızın beyin tümörü halk arasında kötü huylu denilen bir tümör. Her baş ağrısı tümör değildir, önemli olan; devam eden baş ağrısı olması. Erken teşhis her zaman önemlidir ve en önemli şey; tümörünüz bile olsa, ameliyat bile olsanız muhakkak tedavinize riayet edin, ihmal etmeyin ve moralinizi yüksek tutun" ifadelerini kullandı. (HK-SB-
Kumar bağımlılığı ‘teknoloji pandemisi’ne dönüştü
04 Nisan 2026 Cumartesi - 10:00 Kumar bağımlılığı ‘teknoloji pandemisi’ne dönüştü İstanbul Arel Üniversitesi ve Yeşilay iş birliğiyle düzenlenen "Bağımlılık Sempozyumu", geniş bir katılımla gerçekleştirildi. Dijitalleşen dünyada kumar, teknoloji ve madde bağımlılığını ele alan uzmanlar, ‘toplumsal farkındalık’ çağrısında bulundu. Tepekent Kemal Gözükara Yerleşkesi’nde düzenlenen sempozyumun açış konuşmasını yapan İstanbul Arel Üniversitesi Psikoloji Bölümü Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Muzaffer Şahin, bağımlılığın gelişim sürecine dikkat çekerek, empati vurgusu yaptı. Şahin, "Hiç kimse bir sabah uyandığında bağımlı olmayı seçmez. Bu bir süreçtir" diyerek, doğru dinleme ve empatinin iyileştirici gücüne değindi. Geleceğin psikologlarına seslenen Şahin, beklenen toplumsal değişimin bizzat onların ellerinde yükseleceğini belirtti. "Bağımlılığa kaptırdığımız her genç, kaybedilmiş bir vatan toprağıdır" Yeşilay Büyükçekmece Şube Başkanı Recep Çalışkan, bağımlılıkla mücadeleyi bir vatan savunması olarak nitelendirdi. Çalışkan, Yeşilay’ın sağlıklı nesiller yetiştirme vizyonu doğrultusunda bilimsel temelli bir strateji yürüttüklerini ifade ederek, uzman psikolog kadroları ve modern rehabilitasyon alanlarıyla her türlü bağımlılığa karşı mücadeleye hazır olduklarını vurguladı. "Neredeyse kazandım" illüzyonu tuzağa çekiyor Sempozyumun ilk oturumunda kumar bağımlılığının nörolojik boyutlarını mercek altına alan Dr. Öğretim Üyesi Eren Murat Dinçer, kumarın beyindeki dopamin yollarını madde bağımlılığıyla aynı mekanizma üzerinden uyardığını vurguladı. Kumarı "beyindeki haz merkezi ile karar verme mekanizması arasındaki dengenin bozulması" olarak tanımlayan Dinçer, bireyleri bu tehlikeli döngüde hapseden üç temel bilişsel yanılgıya dikkat çekti. Belirsizliğin oluşturduğu adrenalinle kontrolün kaybedilmesine neden olan "neredeyse kazandım" illüzyonu, geçmişteki kayıpların gelecekteki şansı artıracağına dair bilimsel temeli olmayan "kumarbaz yanılgısı" ve kaybedileni geri alma umuduyla kontrolsüz risklerin alındığı "telafi tuzağı", bağımlılık sürecini tetikleyen en kritik risk faktörleri olarak açıklandı. ‘Kaybettikçe kazanma sıram geliyor’ düşüncesi yaygın Klinik Psikolog Fatihcan Öncü, kumarın tarihsel serüveninden günümüzün dijital dünyasına uzanan bir köprü kurdu. 17’nci yüzyılda resmileşen kumarın bugün bir "teknoloji pandemisi" halini aldığını belirten Öncü, "Kaybettikçe kazanma sıram geliyor" düşüncesinin bilimsel hiçbir karşılığı olmayan bir safsata olduğunu hatırlattı. "Madde kullanımı yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" İkinci oturumda söz alan Psikiyatrist Prof. Dr. Defne Tamar Görol ise, madde bağımlılığının psikolojik arka planına dair sarsıcı bir tespitte bulunarak, "Madde kullanımı zamana yayılmış bir intihardır" dedi. Klinik gözlemlerin madde kullanımını "yumuşatılmış bir öz kıyım eşdeğeri" olarak tanımladığını belirten Görol, tedavi sürecinde bireyin kendine zarar verme ve kendini cezalandırma mekanizmalarının mutlaka analiz edilmesi gerektiğini vurguladı. Kurtuluşun anahtarı ‘Hayır’ demeyi öğrenmek Bağımlılıkla mücadelede önleyici iradenin önemine değinen Prof. Dr. Duran Çakmak, toplumsal bilincin en temel adımının bireylerin "hayır" demeyi öğrenmesi olduğunu ifade etti. Çakmak, tedaviden önce bağımlılık geliştiren davranışın oluşmasını engellemenin kritik olduğunu belirtti. Sempozyumda farklı bağımlılıklar da ele alındı Sempozyumun son oturumunda bağımlılığın farklı yüzleri ele alındı. Klinik Psikolog Özge Dayıoğlu, romantik ilişkilerde sıkça rastlanan "eş bağımlılık" kavramına değinerek, partnerine aşırı odaklanma ve ayrılık korkusuyla şekillenen bu durumun kişiyi bir duygusal hapse sürüklediğini, sağlıklı bir ilişkinin ancak özsaygı ve bireyselliğin korunmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Davranışsal bağımlılıkların nörolojik etkilerine dikkat çeken Doç. Dr. Özlem Kızılkurt, pornografinin beynin ödül sistemini sürekli uyardığını ve tıpkı madde bağımlılığında olduğu gibi zamanla bir "tolerans" ve "aşerme" süreci oluşturduğu konusunda kritik uyarılarda bulundu. Kumar bağımlılığının psikolojik döngüsünü özetleyen Klinik Psikolog Ahmet Yılmaz ise, oluşturulan heyecan ve risk alma güdüsünün bireyi kayıplarını görmezden gelmeye iterek sistemin içinde tutsak ettiğini ifade etti. Uzmanların ortak vurgusu, bu sinsi döngülerin fark edilmesinin iyileşme sürecindeki hayati önemi oldu. Sempozyum, modern çağın getirdiği bu yeni nesil bağımlılıklara karşı akademik iş birliği ve toplumsal farkındalığın artırılması gerektiği mesajıyla sona erdi.
Kanserle mücadeleye yeni vakıf: Önleme, erken tanı ve bilimsel araştırma hedefleniyor
04 Nisan 2026 Cumartesi - 09:50 Kanserle mücadeleye yeni vakıf: Önleme, erken tanı ve bilimsel araştırma hedefleniyor Kanserle mücadelede önleme, erken tanı ve farkındalığı artırmayı hedefleyen Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın tanıtımı Bahçeşehir Üniversitesi’nde yapıldı. Tanıtım toplantısında uzmanlar, kanserin yalnızca tıbbi değil toplumsal bir boyutu olduğuna dikkat çekerek, çevresel faktörler, bilinç eksikliği ve toplumsal dayanışmanın önemine vurgu yaptı. Türkiye’de kanserle mücadeleye bilimsel ve bütüncül katkı sağlamak amacıyla ‘Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı (TKÖAV)’ kuruldu. Kurucu başkanlığını Prof. Dr. Berrin Pehlivan’ın üstlendiği vakfın tanıtımı, Bahçeşehir Üniversitesi Beşiktaş Yerleşkesi’nde düzenlenen toplantıyla gerçekleştirildi. Vakıf, kanserin önlenmesi, erken tanının yaygınlaştırılması, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve toplumda farkındalık oluşturulmasını hedefliyor. Vakfın tanıtım toplantısına AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sağlık Politikaları Başkanı Halit Yerebakan, AK Parti İstanbul Milletvekili Avukat Şengül Karslı, TKÖAV Kurucusu Prof. Dr. Berrin Pehlivan, TKÖAV Mütevelli Heyet Başkanı ve Üyesi Prof. Dr. Türker Kılıç, BAU Mütevelli Heyeti üyesi Saygın Şenel, BAU Rektörü Prof. Dr. Esra Hatipoğlu, Bahçeşehir Koleji Genel Müdürü Dr. Özlem Koç ve tiyatro oyuncusu Mert Fırat katıldı. Prof. Dr. Berrin Pehlivan: "Kanser örgütlü mücadeleden korkuyor" "Onkoloji, hayatımın merkezine yerleşti. Bunun ilk nedeni, en çok emek verdiğim alan olması" diyen Prof. Dr. Berrin Pehlivan, "İkinci nedeni ise en çok yaşadığım alan olması. Çünkü ailemde, sevdiklerimde ve çevremde kanserle ilgili yaşananlar, bu hastalığın yalnızca bir meslek olarak kalmasına izin vermedi; neredeyse hayatımın tamamı haline geldi" dedi. Prof. Dr. Pehlivan, "Bu nedenle kansere bir radyasyon onkoloğu, bir akademisyen, bir hasta yakını ve bir insan olarak pek çok açıdan bakmak durumunda kaldım. Öğrendiklerim ise oldukça çarpıcıydı. İlki; kanser aslında yalnızca bir hastalık değil, bir fenomen. İkincisi; sadece hastayı değil, çevresini de derinden etkiliyor. Son olarak ve belki de en önemlisi kanser, örgütlü mücadeleden çok korkuyor. Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı, bilimin ve insan hikâyelerinin kesiştiği bir noktada doğdu. Çünkü biz kanserin yalnızca bir hastalık olmadığını gördük. Bir aileyi, bir çocuğu, bir hayatı kökten değiştiren derin bir süreç olduğunu yaşayarak öğrendik" diye konuştu. Kanserle mücadelenin yalnızca tedaviyle kazanılmayacağını belirten Prof. Dr. Pehlivan, "Önleme, farkındalık, erken tanı ve bilinç bu mücadelenin en kritik unsurlarıdır. Doğru bilginin doğru zamanda ve doğru şekilde verilmesi bir hayatı değiştirebilir" dedi. Prof. Dr. Türker Kılıç: "Kanser önemli bir halk sağlığı problemi" Her gün yaklaşık 650 kişinin kanser tanısı aldığını belirten Prof. Dr. Türker Kılıç ise şunları söyledi: "350 kişi ise kanser nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de her yıl her 100 bin kişiden yaklaşık 220’sine kanser tanısı konuluyor. Bu yönüyle kanser, önemli bir halk sağlığı problemi olarak karşımıza çıkıyor. Kanser yalnızca tanı alan kişiyi değil, çevresini de etkileyen bir hastalık. Bu nedenle ben de bir beyin cerrahı olarak kanserle mücadele eden grubun içindeyim. Akademi tarafında uzun yıllardır edindiğim deneyimle şunu söyleyebilirim: Her akademisyenin kendi alanında gelişmenin yanı sıra bir enstitü kurma hedefi olmalı ve bu yapıyı bir vakıf aracılığıyla desteklemelidir. Bu düşünceyi her platformda dile getirdim. Berrin Hocamız da bu çağrıya kulak vererek bu vakfın kurulmasına öncülük etti." Dr. Özlem Koç: "Mücadele yalnızca tıbbi değil, toplumsal" Dr. Özlem Koç, "Türkiye Kanser Kontrol, Önleme ve Araştırma Vakfı’nın ilk resmi etkinliğinde yer almaktan büyük bir heyecan duyuyorum. Bu vakfın bilimi ve insan hayatını odağına alan güçlü bir vizyonun ürünü olduğunu düşünüyorum. Kanserle mücadelenin yalnızca tıbbi bir konu olmadığını, aynı zamanda toplumsal bilinç oluşturma süreci olduğunu biliyoruz" şeklinde konuştu. "Erken tanı, doğru bilgiye erişim ve farkındalık son derece önemli" diyen Koç, sözlerini "Ancak bunun yanında toplumsal dayanışmanın da güçlendirilmesi gerekiyor. Eğitim, toplumu geliştiren en büyük güçtür ve biz de bu bilinçle hareket ediyoruz" şeklinde sonlandırdı. Prof. Dr. Esra Hatipoğlu: "Önleme vurgusu daha da güçlenmeli" Prof. Dr. Esra Hatipoğlu da, "Bugün önemli bir vakfın açılışına tanıklık ediyoruz. Özellikle ‘önleme’ kavramının altının daha güçlü çizilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü son dönemde bu hastalıkla ilgili çok daha fazla örnekle karşılaşıyoruz. Kanserle mücadele eden bireyler ve yakınları çoğu zaman tıbbi destekten çok, sosyal yaşamlarını sürdürebilmek ve kendilerini iyi hissedebilmek adına destek arıyor. Bu nedenle erken tanının yanı sıra önleme konusunun da daha fazla vurgulanması gerekiyor. Bu mücadelenin ancak bütüncül bir yaklaşımla ve toplumsal iş birliğiyle yürütülebileceğine inanıyorum" dedi. Mert Fırat: "Farkındalık ve önleme hayati önem taşıyor" Kanserle ilgili Türkiye’de atılan her adımın son derece önemli olduğuna dikkat çeken Mert Fırat, "Her gün yaklaşık 350 kişiyi bu hastalık nedeniyle kaybettiğimiz bir coğrafyada yaşıyoruz. Çevresel faktörlerden beslenmeye kadar pek çok unsur kanser riskini artırıyor. Bu nedenle farkındalık oluşturmak, araştırma yapmak ve önleyici adımlar atmak büyük önem taşıyor" dedi. Fırat sözlerini şöyle sonlandırdı: "Türkiye’nin bu alanda önemli bir birikimi var. Bu vakfın önlenebilir vakaların azaltılması ve mevcut vakaların daha etkili yöntemlerle ele alınması konusunda önemli çalışmalara öncülük edeceğine inanıyorum."
Bölgesel sağlıkta yeni aşama: Kâhta’da anjiyo ünitesi açıldı
04 Nisan 2026 Cumartesi - 09:02 Bölgesel sağlıkta yeni aşama: Kâhta’da anjiyo ünitesi açıldı Adıyaman’ın Kahta ilçesinde sağlık alanındaki yatırımlara bir yenisi daha eklendi. Kâhta Devlet Hastanesi bünyesinde kurulan anjiyo ünitesi, hizmete açıldı. Yeni hizmet sayesinde kalp ve damar hastalıklarının tanı ve tedavisinde önemli bir eksikliğin giderilmesi hedefleniyor. Kâhta Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. Mustafa Akel, yaptığı açıklamada, ilçede sağlık hizmetlerinin her geçen gün güçlendiğine dikkat çekti. Başhekim Akel, "Hastanemiz bünyesinde Sağlık Bakanlığımızın, milletvekilimizin ve İl Sağlık Müdürlüğümüzün büyük destekleriyle anjiyo merkezimizi açarak Kâhtalı hemşerilerimizin hizmetine sunmuş bulunuyoruz. Bu önemli yatırım sayesinde vatandaşlarımız artık kalp damar hastalıklarıyla ilgili pek çok işlemi ilçemizde yaptırabilecek" dedi. Uzman hekim sayısının artırıldığını da vurgulayan Akel, "Hastanemize kazandırdığımız yeni uzman hekimlerle birlikte hem hizmet kalitemizi yükseltiyor hem de daha fazla hastaya hızlı ve etkin şekilde ulaşabiliyoruz. Böylece özellikle acil müdahale gerektiren durumlarda zaman kaybının önüne geçmeyi hedefliyoruz. Vatandaşlarımızın tedavi için başka illere gitme zorunluluğunu önemli ölçüde azaltıyoruz. Bu durum hem hastalarımız için büyük bir kolaylık sağlıyor hem de sağlık sistemine yükü hafifletiyor. Kahta’da sağlık hizmetlerini daha ileriye taşımak için çalışmalarımız kararlılıkla devam edecek" diye konuştu. Kâhta’ya kazandırılan sağlık yatırımının bölge için büyük bir kazanım olduğunu vurgulayan AK Parti Adıyaman Milletvekili İshak Şan, "Sağlık alanında yapılan her yatırım, vatandaşlarımızın yaşam kalitesine doğrudan katkı sağlamaktadır. Kahta Devlet Hastanemizde hizmete açılan Anjiyo Ünitesi ile birlikte hemşerilerimizin başka illere gitmeden modern sağlık hizmetlerine ulaşabilecek olması bizleri son derece memnun etmektedir. Bu yatırımın ilçemize kazandırılmasında emeği geçen başta Sağlık Bakanlığımız olmak üzere tüm yetkililere teşekkür ediyor, Kâhta’mıza hayırlı olmasını diliyoruz" ifadelerine yer verdi. Yeni açılan Anjiyo Ünitesi ile birlikte Kâhta Devlet Hastanesi’nin bölgedeki sağlık hizmetlerinde önemli bir merkez haline gelmesi bekleniyor. Açılışa, Adıyaman Milletvekili Doç. Dr. İshak Şan, Mustafa Alkayış, AK Parti Adıyaman İl Başkanı Ekrem Gürkan Çadır, İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Mehmet Şirik, Kahta Kaymakamı Muhammed Üsame Soysal, Kahta Belediye Başkanı Mehmet Can Hallaç, AK Parti Kahta İlçe Başkanı Gafar Çelebi ve beraberindeki heyetin katıltıldı.
Bursa’da diyabetli öğrencilere sensör desteği
03 Nisan 2026 Cuma - 14:45 Bursa’da diyabetli öğrencilere sensör desteği Bursa Büyükşehir Belediyesi, sosyal güvencesi bulunmayan Tip 1 diyabet hastası üniversite öğrencilerine yönelik, ‘Şeker Sensörü Desteği’ başlatıyor. Bursa’da gençlerin daha iyi bir eğitim alabilmesi ve gelecek kaygısı yaşamaması için çalışmalarını sürdüren Büyükşehir Belediyesi, Türkiye’ye örnek olacak bir projeyi daha hayata geçiriyor. Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı koordinesinde hayata geçirilen ‘Sürekli Glikoz Ölçüm Sensörü’ desteğiyle, üniversitelerin örgün eğitim programlarında öğrenim gören 18 yaş üzerindeki Tip 1 diyabetli gençlerin, kan şekeri seviyelerini gün içerisinde anlık olarak takip edebilmesi amaçlanıyor. Türkiye’de Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından söz konusu sensörler yalnızca 2-18 yaş aralığındaki hastalar için karşılanırken, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından başlatılan destek programıyla önemli bir sorun daha çözüme kavuşturulmuş olacak. Projeye, 15 Nisan-15 Mayıs tarihleri arasında başvurular alınacak. Projeden yararlanmak isteyen öğrencilerin Bursa’da ikamet etmesi, 18 yaşını doldurmuş olması, Tip 1 diyabet tanısına sahip bulunması ve üniversitelerin örgün eğitim programlarında aktif olarak öğrenim görmesi gerekiyor. Değerlendirme sürecinin ardından uygun bulunan öğrencilere sensör desteği sağlanacak. Başvurular için https://www.bursa.bel.tr/form/?form_id=b8b53cd277 adresi ziyaret edilebilir.
Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil
03 Nisan 2026 Cuma - 14:44 Yüksek tansiyonda "dil altı ilaç" her zaman doğru çözüm değil Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, halk arasında "dil altı tansiyon ilacı" olarak bilinen yaklaşımın, her yüksek tansiyon durumunda doğru ve güvenli bir çözüm olmadığını belirterek, mutlaka tıbbi değerlendirme gerektiğini vurguladı. Halk arasında ani tansiyon yükselmelerinde "hayat kurtarıcı" olarak görülen dil altı ilaç kullanımı, sanılanın aksine her zaman güvenli değil. Kontrolsüz ve hızlı şekilde düşürülen tansiyon; beyin, kalp ve böbreklerde kalıcı hasara yol açabiliyor. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, dil altı tansiyon ilaçları hakkında bilgiler vererek uyarılarda bulundu. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, "Halk arasında ’dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen bazı ilaçlar, yıllardır ani tansiyon yükselmelerinde hızlı bir çözüm gibi görülüyor. Oysa bugün daha net biliyoruz: Her yüksek tansiyon tablosunda bu yaklaşım doğru değildir. Üstelik tansiyonu hızlı ve kontrolsüz biçimde düşürmeye çalışmak, bazı hastalarda faydadan çok zarar verebilir. Hipertansiyon toplumda çok yaygın olduğu için, bu alışkanlığın ne kadar geniş bir kesimi etkileyebileceğini görmek zor değildir. Bu nedenle mesele yalnızca bireysel bir tercih değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı konusudur. Önce temel noktayı netleştirelim. Toplumda "dil altı tansiyon ilacı" diye anılan bazı ilaçlar, resmi ürün bilgilerine göre aslında ağızdan kullanılan tabletlerdir. Yani halk arasında yerleşen ifade ile resmi kullanım tanımı aynı şey değildir. Bir uygulamanın yıllardır biliniyor olması, onun herkes için doğru ve güvenli olduğu anlamına gelmez" dedi. Asıl soru sayı değil, tablo Dr. Yücel, "Tansiyon yükseldiğinde çoğu kişinin aklına önce şu soru gelir: ‘Kaç çıktı?’ Elbette sayı önemlidir. Ancak hekimlik açısından daha önemli soru çoğu zaman şudur: Bu yükselmeye eşlik eden tehlikeli bir belirti var mı? Çünkü her yüksek tansiyon aynı değildir. Bazen kişi sakinleştiğinde, birkaç dakika dinlendikten sonra ve doğru teknikle yeniden ölçüm yapıldığında değerler düşebilir. Ağrı, korku, panik, uykusuzluk, yoğun stres, merdiven çıkmak, yeni sigara içmiş olmak ya da kafein almak bile ölçümü geçici olarak yükseltebilir. Bu nedenle tek bir ölçüme bakarak kesin hüküm vermek her zaman doğru değildir. Öte yandan bazen asıl tehlike yalnızca rakam değildir; göğüs ağrısı, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol ya da bacakta güçsüzlük, görme kaybı, bilinç bulanıklığı, bayılma ya da çok şiddetli alışılmadık baş ağrısı gibi belirtilerdir. Hekimlerin dikkat ettiği nokta tam da budur: Yalnızca tansiyonun kaç çıktığı değil, bu yüksekliğin vücutta neyle birlikte görüldüğü. Bu yüzden konu, "Tansiyonum yükseldi, bir hap alayım" kadar basit değildir. Bazı hastalarda asıl ihtiyaç evde kendi kendine ilaç almak değil, gecikmeden acil tıbbi değerlendirme yapılmasıdır" diye konuştu. "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" "Her yüksek tansiyon acil değildir ama bazıları gerçekten acildir" diyen Dr. Yücel, "Toplumda sık yapılan hatalardan biri, her yüksek tansiyon değerini aynı kefeye koymaktır. Oysa güncel tıbbi yaklaşım iki farklı tabloyu birbirinden ayırır. Birincisi, tansiyon yüksek olsa da ciddi yakınması olmayan ve hedef organ hasarı düşündüren belirti taşımayan durumdur. Bu kişilerde amaç çoğu zaman tansiyonu dakikalar içinde sert biçimde düşürmek değildir. Önce ölçüm doğrulanır, hasta dinlendirilir, ilacını düzenli alıp almadığı sorgulanır ve tedavi gerekiyorsa hekim kontrolünde düzenlenir. İkincisi ise gerçekten tehlikeli olan tablodur. Yüksek tansiyona göğüs ağrısı, nefes darlığı, ani nörolojik belirti, bilinç değişikliği, görme kaybı ya da konuşma bozukluğu eşlik ediyorsa durum acil olabilir. Böyle bir tabloda evde çözüm aramak yerine acil yardım zincirine başvurmak gerekir. Toplumda yaygın bir inanış vardır: ‘Tansiyon ne kadar yüksekse, o kadar hızlı düşürmek gerekir.’ Oysa bu düşünce her zaman doğru değildir. Özellikle ileri yaşta ve uzun süredir hipertansiyonu olan kişilerde vücut belirli kan basıncı düzeylerine zaman içinde uyum sağlayabilir. Bu nedenle tansiyonun ani biçimde düşürülmesi, bazı hastalarda beyin, kalp ve böbrek gibi organlara giden kan akımını olumsuz etkileyebilir. Kısacası yalnızca rakamı görmek yetmez; o rakamın hangi bağlamda ortaya çıktığını da bilmek gerekir. Panikle yapılan ve kontrolsüz müdahaleler baş dönmesi, halsizlik, bayılma, düşme ve bazı durumlarda organ kanlanmasında bozulma gibi sorunlara yol açabilir. Özellikle yaşlı hastalarda bu risk daha da önemlidir. Bu nedenle güncel yaklaşım, belirti ve organ hasarı olmayan durumlarda "hemen ve sert biçimde düşürelim" anlayışından uzaklaşmıştır. Esas olan güvenli, kontrollü ve doğru değerlendirilmiş bir yaklaşımdır" şeklinde konuştu. Evde ne yapılmalı, ne yapılmamalı? Doç. Dr. Oğuzhan Yücel, şöyle devam etti: "Öncelikle kişi çok yüksek bir ölçüm gördüğünde panik yapmamalıdır. Ölçüm doğru teknikle mi yapıldı, manşon uygun muydu, kişi birkaç dakika dinlenmiş miydi, kısa süre önce kahve, sigara, efor ya da yoğun stres olmuş muydu; bunların hepsi önemlidir. Uygun koşullarda birkaç dakika dinlenip ölçüm tekrarlanmalıdır. Evde doğru ölçüm için de birkaç basit kurala dikkat etmek gerekir: Ölçümden önce kısa bir dinlenme süresi olmalı, kişi konuşmadan oturmalı, sırtı desteklenmeli, kol kalp seviyesinde tutulmalı ve ölçüm mümkünse art arda birkaç kez değerlendirilmelidir. Tek ve aceleyle yapılmış bir ölçüm, özellikle kaygılı anlarda yanıltıcı olabilir. İkinci önemli nokta, başkasının ilacını kullanmamaktır. Komşunun, eşin, dostun ya da akrabanın ‘bana iyi geliyor’ dediği bir ilaç, başka biri için güvenli olmayabilir. Tansiyon ilaçları kişiye özel tedavi planının parçasıdır. Aynı ilaç, farklı hastalarda farklı etki ve riskler doğurabilir. Üçüncü nokta, bu ilaçları "evde dursun, yükselince alırım" mantığıyla genel bir çözüm gibi görmemektir. Böyle bir yaklaşım, altta yatan tehlikeli bir durumu gözden kaçırabilir. Kimi zaman mesele yalnızca tansiyonun yükselmesi değil; kalp, beyin, aort veya böbrekle ilgili ciddi bir sorunun ilk işareti olabilir. Bir başka sık hata da, düzenli kullanılan tansiyon ilaçlarını hekim önerisi olmadan azaltmak, kesmek ya da yalnızca şikâyet olduğunda almak şeklindeki düzensiz kullanımdır. Oysa tansiyon tedavisi çoğu hastada günlük ve planlı bir yaklaşımdır. Kriz anına odaklanıp uzun vadeli tedaviyi ihmal etmek, sorunu çözmek yerine büyütebilir." Hangi durumlarda acile başvurulmalı? Yücel, şu bilgileri verdi: "Yüksek tansiyona şu belirtilerden biri eşlik ediyorsa kişi beklememeli; 112’yi aramalı ya da en yakın acil servise başvurmalıdır: Göğüs ağrısı veya göğüste baskı hissi, nefes darlığı, konuşma bozukluğu, yüzde kayma, kol veya bacakta güçsüzlük, ani görme kaybı veya belirgin görme bozukluğu, bilinç bulanıklığı, sersemlik ya da bayılma, çok şiddetli ve alışılmadık baş ağrısı. Bu belirtiler varken konuyu yalnızca "tansiyon yükseldi" diye görmek yanıltıcı olabilir. Çünkü bazen yüksek tansiyon asıl sorunun nedeni değil, sonucudur; bazen de acil müdahale gerektiren hastalıklarla birlikte görülür. Toplumda bazı uygulamalar yıllar içinde öylesine yerleşir ki, insanlar bunları neredeyse tartışılmaz doğru kabul eder. "Dil altı tansiyon ilacı" anlayışı da büyük ölçüde böyle bir alışkanlığın ürünüdür. Geçmişte bazı ortamlarda bu tür uygulamalar daha sık görülmüş olabilir. Ancak güncel tıbbın bakışı, yüksek tansiyon yönetiminde daha seçici, daha kontrollü ve daha güvenli olma yönündedir. Bugün asıl amaç, tansiyonu gelişigüzel ve hızla düşürmek değil; hangi hastanın gerçekten acil durumda olduğunu ayırt etmek ve tedaviyi buna göre planlamaktır. Bu da bize çok açık bir kamu sağlığı mesajı verir: Her yüksek tansiyon tablosu ‘dil altına bir hap atıp geçsin’ anlayışıyla yönetilmemelidir." Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru değerlendirme Dr. Yücel, açıklamasını şöyle tamamladı: Yüksek tansiyonla yaşayan kişiler için en etkili koruma, yalnızca kriz anında ne yapılacağını bilmek değildir. Düzenli takip, ilaç uyumu, tuz kısıtlaması, kilo kontrolü, egzersiz ve hekim önerilerine bağlı kalmak, ani yükselmelerde panik çözüm aramaktan çok daha değerlidir. Halk arasında ‘dil altı tansiyon ilacı’ diye bilinen ilaçlar, sanıldığı kadar basit bir çözüm değildir. Tansiyonu hızlıca düşürmek her zaman doğru tedavi anlamına gelmez. Doğru yaklaşım; doğru hastada, doğru zamanda ve doğru değerlendirmeyle belirlenir. Akılda tutulması gereken en önemli cümle belki de şudur: Yüksek tansiyon tek başına bir sayı değildir; bazen dikkatle değerlendirilmesi gereken bir uyarıdır. Bu uyarıyı doğru okumak, yanlış bir alışkanlıktan daha değerlidir. Kısa hatırlatma: Her yüksek tansiyon tablosu evde ‘dil altı’ diye bilinen ilaçlarla müdahale gerektirmez. Asıl önemli olan, tehlike işareti olup olmadığını ayırt etmek ve gerektiğinde zaman kaybetmeden tıbbi yardım almaktır."
Sağlık çalışanları bu kez hayat kurtarmak için sevdiklerini aradı
03 Nisan 2026 Cuma - 14:02 Sağlık çalışanları bu kez hayat kurtarmak için sevdiklerini aradı Samsun’da "Biri kalbe, diğeri hayata dokunur" mottosuyla yola çıkılan çalışmada sağlık personeli, mesai saatleri içinde yakınlarını arayarak hem sevgilerini dile getirdi hem de kanser taramalarının önemini hatırlattı. "İkisini de söyle" Samsun İl Sağlık Müdürlüğü "Ulusal Kanser Haftası" kapsamında farkındalık oluşturmak amacıyla ezber bozan bir etkinliğe imza attı. Kampanya kapsamında paylaşılan sloganlarda, "Seni çok seviyorum" demenin manevi değeri ile "Kanser taramanı yaptırdın mı" sorusunun hayati önemi birleştirildi. Erken teşhisin kanserle mücadeledeki yüzde 100’e yakın başarı oranına dikkat çekilen çalışmada, sevdiklerimizin sağlığını korumanın da bir sevgi ifadesi olduğu vurgulandı. "Taramalar ücretsiz olarak yapılıyor" Etkinlik hakkında bilgi veren Samsun İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Duygu Suvacı, "1-7 Nisan Kanser Farkındalık Haftası kapsamında sağlık çalışanlarımızla birlikte sevdiğimiz arkadaşlarımızı aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Kuru kuru sevmeyelim; sevdiklerimizin sağlığı bizim için önemlidir. Kanser taramalarımızı yaptırmalıyız. Erken tanı hayat kurtarır. Dünyada ölüm nedenleri arasında ikinci sırada yer alan kanser, aslında önlenebilir bir hastalıktır. Erken tanı ile hayat kurtarabiliriz. Sevdiklerimizin kanser taramalarını hatırlatalım. Bizler sağlık çalışanları olarak sevdiklerimizi aradık ve kanser taramalarını hatırlattık. Sizler de sevdiklerinizi kanser taramaları için KETEM’lere, sağlıklı hayat merkezlerine, toplum sağlığı ve aile sağlığı merkezlerine yönlendirin. Bugün 1 dakika ayırırsanız, kanser taramalarınız için bu, size belki kocaman bir ömür olarak geri dönecektir. Bizler üç farklı kanser taraması yapmaktayız: 30-65 yaş arası kadınları rahim ağzı kanseri için, 40-69 yaş arası kadınları meme kanseri için 50-70 yaş arası hem kadın hem erkek hastaları kalın bağırsak kanseri taraması için merkezlerimize bekliyoruz" dedi.
Gördes Huzurevi’nde hem sağlık taraması hem moral etkinliği
03 Nisan 2026 Cuma - 14:00 Gördes Huzurevi’nde hem sağlık taraması hem moral etkinliği Manisa’nın Gördes ilçesinde huzurevi sakinlerine yönelik düzenlenen kapsamlı sağlık taramasında yaşlı bireylerin sağlık durumları kontrol edilirken, program doğum günü kutlamaları ve kültürel etkinliklerle renklendi. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri ile İlçe Sağlık Müdürlüğü iş birliğinde, Gördes Huzurevi sakinlerine yönelik kapsamlı bir sağlık taraması gerçekleştirildi. Program kapsamında huzurevi sakinlerine kanser taramaları, psikolojik danışmanlık hizmetleri ve obezite taramaları yapılarak genel sağlık durumları değerlendirildi. Gördes Huzurevi’nde düzenlenen programa, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Uz. Dr. Metin Gümüş, Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Ümit Atman, İlçe Sağlık Müdürü Emrullah Demirel, Gördes Devlet Hastanesi Başhekimi Nöroloji Uzmanı Bahadır Erdoğan ile sağlık personeli katıldı. Huzurevi Müdürü Hakkı Altunkeyik, "Manisa İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı ekiplerimiz tarafından huzurevi sakinlerimize yönelik anlamlı bir sağlık etkinliği gerçekleştirdik. Amacımız, büyüklerimizin sağlığını korumak ve düzenli kontrollerini aksatmadan sürdürmektir. Bu kapsamda her yıl düzenli olarak kanser ve obezite taramalarını gerçekleştiriyoruz. Bugün bizleri yalnız bırakmayan tüm sağlık yöneticilerimize ve fedakâr sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" dedi. Sağlık taramasının ardından huzurevi sakinlerinin doğum günleri kutlanarak pasta kesildi. Programın devamında ise Gördes Kültür ve Doğa Derneği tarafından yöresel türküler seslendirilip halk oyunları sergilendi. Sağlık hizmetleri ile kültürel etkinliklerin bir araya geldiği program, huzurevi sakinlerine hem sağlık hem de moral açısından destek sağladı.