SAĞLIK
Eskişehir’de mobil sigara bıraktırma aracı taraftarla buluştu 01 Mart 2026 Pazar - 12:52:09 Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hayata geçirilen "Mobil Sigara Bıraktırma Aracı", Eskişehir Stadyumu önünde taraftarlarla buluştu. Eskişehir İl Sağlık Müdürlüğü, toplum sağlığını korumak ve tütün bağımlılığına dikkat çekmek amacıyla yürüttüğü saha çalışmalarına bir yenisini ekledi. Eskişehirspor’un iç saha müsabakası öncesinde stadyum girişinde konuşlandırılan mobil sigara bıraktırma aracı, taraftarlardan yoğun ilgi gördü. Sağlık ekipleri, maç atmosferi içerisinde vatandaşlara sigaranın zararları, nikotin bağımlılığıyla baş etme yolları ve profesyonel destek mekanizmaları hakkında birebir bilgilendirmelerde bulundu. "Vatandaşımızın ayağına gidiyoruz" Çalışmalar hakkında açıklamalarda bulunan Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sigaranın önlenebilir hastalık ve ölümlerin en büyük nedeni olduğunu vurguladı. Bildirici, "Sigara; kalp-damar hastalıklarından kansere kadar birçok ciddi soruna zemin hazırlıyor. Mobil aracımızla vatandaşlarımızın ayağına giderek, bırakma sürecinde bilimsel destek sunuyoruz. Sağlıklı bir yaşam için atılan her adım, güçlü bir toplumun temelidir" dedi. 6 farklı merkezde ücretsiz hizmet Tütünle mücadelenin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında hayati önem taşıdığını belirten Doç. Dr. Bildirici, şehir genelindeki Sağlıklı Hayat Merkezleri’nin (SHM) sunduğu imkanlara dikkat çekti. Bildirici, buralarda sadece sigara bırakma değil; beslenme danışmanlığı, obeziteyle mücadele, psikososyal destek ve çocuk sağlığı gibi pek çok alanda tamamen ücretsiz hizmet verildiğini hatırlattı. Öte yandan Eskişehir genelinde vatandaşların bu hizmetlere kolayca erişebilmesi amacıyla Odunpazarı ilçesinde Emek, Yenidoğan ve Deliklitaş; Tepebaşı ilçesinde ise Zübeyde Hanım, Şirintepe ve Şarhöyük Sağlıklı Hayat Merkezleri, alanında uzman personeliyle tamamen ücretsiz olarak danışmanlık ve koruyucu sağlık hizmetleri sunmaya devam ediyor. İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, mobil sağlık taramalarının ve bilgilendirme faaliyetlerinin kentin farklı noktalarında devam edeceğini bildirirken, tüm vatandaşları sağlıklı bir gelecek için bu merkezlerden destek almaya davet etti.
01 Mart 2026 Pazar - 12:16 Dr. Öztaş’tan gebelik döneminde oruç tutma konusunda önemli uyarılar Gaziantep Özel ANKA Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sonay Öztaş, gebelik döneminde oruç tutma konusunda anne adaylarına önemli uyarılarda bulundu. Dr. Öztaş, karar sürecinde en belirleyici unsurun anne ve bebek sağlığı olduğunu vurguladı. Gebelik ve emzirme döneminde dini açıdan kolaylık sağlandığını hatırlatan Op. Dr. Sonay Öztaş, "Normal şartlarda sağlıklı bir yetişkin uzun süreli açlığa dayanabilir. Ancak gebelikte metabolizma hızlanır, enerji ihtiyacı artar ve kan şekeri daha hızlı düşer. Biz hekimler gebelerimize az ve sık beslenmelerini öneriyoruz" dedi. "Uzun süreli açlık risk oluşturabilir" Uzun süreli açlığın gebelikte bazı riskler oluşturabileceğini belirten Dr. Öztaş, kan şekerinin düşmesine bağlı olarak yağ dokusunun parçalandığını ve kanda keton adı verilen maddelerin arttığını ifade etti. Bu maddelerin bebeğe uzun vadeli etkileri konusunda kesin veriler bulunmasa da risk ihtimalinin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. "Sıvı tüketimi hayati önem taşıyor" Gebelikte artan kan hacmi ve bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısı nedeniyle su ihtiyacının da arttığını dile getiren Op. Dr. Öztaş, "Uzun süre susuz kalmak tansiyon düşüklüğüne, böbrek fonksiyonlarında etkilenmeye ve ciddi halsizliğe yol açabilir" uyarısında bulundu. "Her gebe için aynı cevap verilemez" "Gebe oruç tutamaz mı?" sorusuna net bir "evet" ya da "hayır" yanıtı verilemeyeceğini belirten Dr. Öztaş, değerlendirmelerin kişiye özel yapılması gerektiğini söyledi. Eğer gebelik sağlıklı ilerliyorsa, anne adayında diyabet, hipertansiyon, kalp ya da böbrek hastalığı gibi ek bir rahatsızlık yoksa ve gebelik düşük riskli gruptaysa; doktor kontrolünde bireysel değerlendirme yapılabileceğini belirten Öztaş, riskli gebeliklerde, gebelik şekeri olanlarda, tansiyon problemi yaşayanlarda veya bebekte gelişme geriliği bulunan durumlarda ise oruç tutmanın önerilmediğini ifade etti. "Sahur şart, dengeli beslenme şart" Oruç tutmaya karar veren gebelerin mutlaka sahur yapması gerektiğini belirten Op. Dr. Sonay Öztaş, günlük alınması gereken sıvı miktarının iftar ile sahur arasında tamamlanmasının önemine dikkat çekti. Sahur ve iftarda aşırı yemek tüketiminin hazımsızlık ve gereksiz kilo artışına yol açabileceğini hatırlatan Öztaş, dengeli ve kontrollü beslenmenin önemini vurguladı. Son olarak anne adaylarına çağrıda bulunan Öztaş, gebelik döneminde oruç tutmak isteyenlerin mutlaka takiplerini yapan hekim ve sağlık personeline danışmaları, mümkünse diyet desteği alarak süreci planlamaları gerektiğini sözlerine ekledi.
01 Mart 2026 Pazar - 11:03 Kapalı damarı Almanya’da açılmayınca, Elazığ’a gelip sağlığına kavuştu Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarında yaşadığı damar tıkanıklığını oradaki hastanelerde tedavi ettiremeyince, Elazığ’a gelerek ameliyat olup sağlığına kavuştu. Almanya’nın Frankfurt kentinde yaşayan 55 yaşındaki 2 çocuk babası Mustafa Katrancı, bacaklarındaki damar tıkanıklığı nedeniyle günlük hayatını sürdürmekte zorlanıyordu. Gün içinde 100 metreden fazla yürüyemiyor, kısa mesafelerde bile şiddetli ağrı yaşıyordu. Frankfurt’ta başvurduğu hastanede yapılan kontrollerde bir bacağındaki damarın yüzde 70, diğerinin ise tamamen tıkalı olduğu ortaya çıktı. Kısmen tıkalı olan damar açıldı ancak tamamen kapalı olan damar için doktorlar riskli olduğu gerekçesiyle müdahale edemeyeceklerini, bu nedenle bypass ameliyatı olması gerektiğini belirtti. Açık ameliyat olmak istemeyen Mustafa Katrancı, başka bir çözüm arayışına girdi. Memleketi Elazığ’da görev yapan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı ile iletişime geçen Katrancı, yapılan değerlendirme sonrasında Elazığ’a gelerek Fırat Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi altına alındı. Burada gerçekleştirilen işlemle hem tamamen tıkalı olan bacak damarı hem de karın bölgesindeki tıkalı damar ameliyatsız bir yöntem olan anjiyografi ile açıldı. Özel ilaçlı balon tekniği kullanılarak yapılan başarılı müdahale sayesinde hasta açık ameliyat olmaktan kurtuldu. İşlem sonrasında yürüyüş mesafesi belirgin şekilde artan Mustafa Katrancı bypass olmaktan kurtulmuş bir şekilde sağlığına kavuşarak taburcu edildi. Almanya’da yaşadığını belirten Mustafa Katrancı, "Almanya’dayken iki bacağımda sorun vardı. Birinde yüzde 70 bir diğerinde ise yüzde 100 tıkanıklık vardı. Orada geçen ay anjiyo oldum. Yüzde 70 tıkalı olan bacağımı açtılar, yüzde 100 tıkalı olan bacağımı ’açamayız, bypass olman gerekiyor’ dediler. Necati hocamı duymuştum ondan dolayı Elazığ’a geldim. Şu anda tıkalı olan damarlarımı açtılar. Şükürler olsun sağlığıma kavuştum kendimi iyi hissediyorum" dedi. Hastanın Almanya’nın Frankfurt kentinden geldiğini belirten Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Necati Dağlı, "Hastamıza orada karın damarı yani eksternal iliak tam çıkış yerinden yüzde 100 tıkalıydı. Göbeğinin alt kısmında kasığını alt kısmına kadar yüzde 100 tıkanıklık vardı. Yan damarlardan doluş sağlanmaktaydı. Bunun üzerine Almanya’da yapılan anjiyo grafiklerinde hastanın kesinlikle açılamayacağını, anjiyo ile olmayacağını mutlaka karın damarından bacak damarına doğru, bypass ameliyatının olması gerektiğini bunun da çok yüksek riskli ameliyat olduğu için ölüm riskinin olduğunu belirtmişler. Hastamız bize ulaştı. Hastamıza yaptığımız muayeneler sonrasında tıkalı damarı açabileceğimizi ifade ettik. Daha sonra anjiyo grafi ile karnın alt kısmında kasığın altına kadar yüzde 100 tıkalı damarı, anjiyo ve ilaçlı balon yöntemiyle stent koymadan tedavi etmiş olduk. Buradaki avantajımız, stentler kendi damarına göre bir tık bacak damarlarında daha kısa süreli tıkandığını gözlemlenmiş. İlaçlı balonlar, özellikle iliak damara uygulanan ilaçlı balonların daha yeni bir yöntemdir. Daha önceden sadece stentle açılabileceği söyleniyordu ama yeni yayınlarda ilaçlı balonlarla da bu damarın açılabileceği bilimsel literatürde ifade edilmişti. Dolayısıyla bizde karın damarından çıkan bu damarı, ilaçlı balonla açarak hastamızı sağlığına kavuşturduk. Dün yaptığımız 1 saatlik işlemle hastamız sağlığına kavuştu. Bugün de hastamızı taburcu edeceğiz. Almanya’da yapılamaz denilen şey, muhtemelen doktorların eksikliğinden kaynaklanıyor. Tüm dünyada yapılan bir işlemi yaptık. Elazığ’da da yaklaşık 13 yıldır bu işlemi yapıyorum. 2012 yılından beri, yüzde 100 tıkalı bacak, karın ve kalp damarları yapıyorum" ifadelerini kullandı.
SANKO Üniversitesi Hastanesi saç ekim merkezi hizmet vermeye başladı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 13:00 SANKO Üniversitesi Hastanesi saç ekim merkezi hizmet vermeye başladı SANKO Üniversitesi Hastanesi Saç Ekim Merkezi hizmet vermeye başladı. Merkezde saç sağlığı, saç restorasyonu ve estetik kıl ekimi alanlarında, bilimsel temelli uygulamalar sunulmaktadır. Tüm işlemler hasta güvenliği, doğal görünüm ve uzun vadeli memnuniyet esas alınarak, alanında uzman sağlık profesyonelleri tarafından gerçekleştirilmektedir. Saç sağlığı ve yenileyici tedaviler Merkez yapılan PRP (Platelet Rich Plasma) uygulaması ile kişinin kendi kanından elde edilen trombositten zengin plazma ile saç köklerinin uyarılması, saç dökülmesinin azaltılması ve saç kalitesinin artırılması amaçlanır. Mezoterapi ile saç derisine uygulanan vitamin, mineral ve aminoasit içerikli özel karışımlar sayesinde saç köklerinin beslenmesi ve saçın güçlenmesi desteklenir. Kırmızı Işık (LED) terapisi de hücresel düzeyde dolaşımı artırarak saç köklerinin metabolik aktivitesini destekleyen, tamamlayıcı bir tedavi yöntemidir. Eksozom tedavisi hücresel yenilenmeyi destekleyen ileri biyoteknolojik bir uygulama olup, saç köklerinin rejenerasyon kapasitesini artırmayı ve saç dökülmesinin kontrol altına alınmasını hedefler. Özellikle yoğun saç kaybı yaşayan danışanlarda destekleyici tedavi olarak tercih edilmektedir. Merkez yapılan saç ve kıl ekimi uygulamalarından saç ekimi ile kişiye özel planlama ve doğal saç çizgisi tasarımı ile kalıcı, estetik ve yüz hatlarıyla uyumlu sonuçlar hedeflenmektedir. Sakal ekimi ile yüz anatomisine uygun yoğunluk ve dağılım esas alınarak, doğal görünümlü sakal uygulamaları gerçekleştirilmektedir. Kaş ekimi ile kaş seyrekliği, şekil bozukluğu veya travma sonrası oluşan kayıplarda, yüz ifadesini tamamlayan dengeli çözümler sunulmaktadır. Yara, yanık ve sakar dokusu ekimi travma, yanık ya da cerrahi girişimler sonrası oluşan iz bölgelerine kıl kökü transferi yapılarak estetik görünümün yeniden kazandırılması amaçlanmaktadır. Merkezde uygulanan ileri teknikler ise safir FUE tekniği safir uçlarla açılan mikro kanallar sayesinde doku travması en aza indirilir, iyileşme süresi kısalır ve daha doğal yoğunluk elde edilir. DHI (Direct Hair Implantation) yöntemi ile özel implanter kalemler aracılığıyla greftlerin doğrudan ekilmesini sağlayan bu yöntem, yüksek tutunma oranı ve sık ekim avantajı sunar. SANKO Üniversitesi Hastanesi Saç Ekim Merkezi’nde tüm uygulamalar tıbbi etik kurallarına uygunluk, uluslararası kalite ve sterilizasyon standartları, kişiye özel değerlendirme ve tedavi planlaması, doğal görünüm ve hasta memnuniyeti odaklı yaklaşım esas alınarak yürütülmektedir. Her danışan için hedef yalnızca estetik bir sonuç değil, aynı zamanda güven veren, sürdürülebilir ve profesyonel bir sağlık hizmeti deneyimi sunmaktır.
Bandırma’da 72 yaşındaki beyin tümörü hastası son teknolojiyle sağlığına kavuştu
09 Şubat 2026 Pazartesi - 12:35 Bandırma’da 72 yaşındaki beyin tümörü hastası son teknolojiyle sağlığına kavuştu Balıkesir’in Bandırma ilçesinde, beyin tümörü tanısı konulan 72 yaşındaki kadın hasta, ileri teknoloji cihazlar kullanılarak gerçekleştirilen başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Beyin dokusundaki hücrelerin anormal ve kontrolsüz çoğalması sonucu oluşan beyin tümörleri, bulundukları bölgede çevre dokulara bası ve ödem yaparak ciddi santral sinir sistemi semptomlarına yol açabiliyor. Baş ağrısı, bulantı-kusma, denge kaybı, çift görme, konuşma bozukluğu, nöbet geçirme ve davranış değişiklikleri bu belirtiler arasında yer alıyor. Bu şikâyetlerle Bandırma Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne başvuran 72 yaşındaki kadın hastada yapılan tetkikler sonucunda, sol parietal lobda 29x31 milimetre boyutlarında beyin tümörü tespit edildi. Hasta, Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniği’ne yatırılarak tedavi altına alındı. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Eray Öğüt tarafından gerçekleştirilen ameliyatta, beyin tümörü cerrahisinde güncel olarak kullanılan ileri teknoloji cihazlardan faydalanıldı. Operasyon sırasında, 3 boyutlu düzlemde beyin görüntüsü oluşturarak hedefin ameliyat esnasında eş zamanlı olarak görülmesini sağlayan nöronavigasyon cihazı, sinir hasarını önlemeye yönelik nöromonitör cihazı ve tümör dokusunun hassas şekilde çıkarılmasında kullanılan CUSA (Cavitational Ultrasonic Surgery Aspirator) teknolojisi başarıyla uygulandı. Ameliyatın ardından hasta, postoperatif dönemde 1 gün yoğun bakımda takip edildi. Genel durumu iyi olarak değerlendirilen hasta daha sonra kliniğe alındı. Takiplerinde şikâyetlerinin gerilediği gözlenen hastanın, 4’üncü günün sonunda taburcu edilmesinin planlandığı öğrenildi. Başarılı operasyonun ardından Bandırma Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ziyarette bulunan Başhekim Dr. Öğretim Üyesi Nart Görgü, hastayı yerinde görerek geçmiş olsun dileklerini iletti. Dr. Görgü, emeği geçen tüm sağlık çalışanlarına teşekkür ederek, hastanede bu tür ileri düzey ve özellikli ameliyatların yapılmasının önemine vurgu yaptı ve sürecin takipçisi ile destekçisi olacaklarını ifade etti.
"14. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi" yoğun katılımla yapıldı
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:58 "14. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi" yoğun katılımla yapıldı Atatürk Üniversitesi ile Kimyagerler Derneği tarafından "14. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi" yoğun bir katılımla gerçekleştirildi. Kimyagerler Birliği tarafından 2013 yılından bu yana düzenli olarak gerçekleştirilen ve ilaç alanındaki tüm paydaşları bir araya getirmeyi hedefleyen İlaç Kimyası Kongresi’nin 14’üncüsü, 5-8 Şubat 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlendi. Kimyagerler Derneği ile Atatürk Üniversitesi iş birliğinde gerçekleştirilen kongre, Türkiye’nin yanı sıra farklı ülkelerden akademisyenleri, sektör temsilcilerini ve araştırmacıları buluşturdu. İlaç araştırmaları, üretim süreçleri ve yenilikçi projelerin ele alındığı kongrede; akademi ve sanayi arasındaki iş birliklerinin güçlendirilmesi, üniversite-endüstri ortaklıklarının geliştirilmesi ve kalıcı bilimsel ağların kurulması hedeflendi. Kongre kapsamında Atatürk Üniversitesi Doğu Anadolu Yüksek Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (DAYTAM) de standıyla yer alarak yürütülen bilimsel ve teknolojik çalışmaları katılımcılara tanıttı. Rektör Hacımüftüoğlu: "Türkiye’nin Sağlık Alanındaki Geleceği Tüm Yönleriyle Konuşuldu" Kongrenin açılışında konuşan Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, 14. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresinde bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, organizasyonun yalnızca akademik bir etkinlik olmanın ötesinde, Türkiye’nin sağlık alanındaki geleceğine yönelik ortak bir vizyonun paylaşıldığı stratejik bir platform olduğuna dikkat çekti. Kimyagerler Derneği ile Atatürk Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirilen bu organizasyonun, akademi ve sanayinin birlikte neler başarabileceğinin somut bir örneği olduğunu vurguladı. Pandemi sürecinin ilaç ve aşı geliştirme kapasitesinin stratejik önemini açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Hacımüftüoğlu, Türkiye’nin ilaç üretiminde önemli bir kapasiteye sahip olmasına rağmen hammadde üretiminde ciddi bir dışa bağımlılık bulunduğuna dikkat çekti. Stratejik öneme sahip birçok ilacın etken maddesinin büyük oranda Hindistan ve Çin’den temin edildiğini ifade eden Hacımüftüoğlu, olası küresel krizlerde bu durumun ciddi riskler doğurabileceğini vurguladı. "Atatürk Üniversitesi Türkiye’nin En Güçlü Akademik Altyapılarından Birine Sahip" Atatürk Üniversitesi’nin bu noktada önemli bir sorumluluk üstlendiğini belirten Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, üniversitenin organik kimya, moleküler biyoloji ve farmakoloji alanlarında Türkiye’nin en güçlü akademik altyapılarından birine sahip olduğunu söyledi. Bu birikimin, üniversiteye ilaç üretimi alanında özel bir misyon yüklediğini ifade eden Hacımüftüoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleriyle, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın ve Sağlık Bakanlığının destekleriyle Atatürk Üniversitesi bünyesinde İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsünün kurulduğunu hatırlattı. Enstitünün, 16 Mayıs 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak resmen faaliyete geçtiğini belirtti. Rektör Hacımüftüoğlu, enstitü bünyesinde stratejik öneme sahip 100 ilaç hammaddesinin Türkiye’de üretilmesinin hedeflendiğini, şu an 88 bilim insanının 11 farklı araştırma grubunda bu amaç doğrultusunda çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti. Her bir araştırma grubuna 1 milyon lira proje bütçesi tahsis edildiğini belirten Hacımüftüoğlu, ilk altı aylık raporların son derece umut verici sonuçlar ortaya koyduğunu söyledi. "Laboratuvar Ölçeğinden Sanayi Ölçeğine Geçiş Oldukça Kritik" Bu çalışmaların yalnızca akademik bir hedef değil, aynı zamanda ulusal bir zorunluluk olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, Sağlık Bakanlığı tarafından üniversiteye alım garantisi verilmesinin devletin konuya verdiği stratejik önemin açık bir göstergesi olduğunu dile getirdi. Laboratuvar ölçeğinden sanayi ölçeğine geçişin kritik olduğuna dikkat çeken Hacımüftüoğlu, EVYAP firmasının 10 milyon Euro’luk karşılıksız desteğiyle Atatürk Üniversitesi bünyesinde bir İlaç Hammadde Üretim Merkezi kurulacağını, temel atma töreninin nisan ayında gerçekleştirileceğini ve tesisin yaklaşık iki yıl içerisinde üretime başlayacağını kaydetti. 14. Uluslararası İlaç Kimyası Kongresi, bilimsel sunumlar, paneller ve iş birliği görüşmeleriyle devam ederken; kongrenin, Türkiye’nin ilaç ve biyoteknoloji alanındaki yerli ve millî üretim hedeflerine önemli katkılar sunması bekleniyor.
Sigarayı bırakmak vücudun kendini yenilemesini başlatıyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:57 Sigarayı bırakmak vücudun kendini yenilemesini başlatıyor Manisa Şehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Hekimi Uzm. Dr. Gamzenur Ergin Uzundere, sigaranın başta kalp ve akciğer hastalıkları olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa yol açtığını belirterek, sigarayı bırakmanın vücudun kendini yenileme sürecini başlatan en önemli adımlardan biri olduğunu söyledi. Manisa Şehir Hastanesi’nden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Gamzenur Ergin Uzundere, sigaranın kalp ve akciğer başta olmak üzere birçok ciddi hastalığa yol açtığını belirterek, sigarayı bırakmanın sağlıklı bir yaşam için en kritik adım olduğunu vurguladı. Sigaranın solunum sistemini olumsuz etkilediğini, dolaşım bozukluklarına neden olabildiğini ve zamanla yaşam kalitesini düşürdüğünü ifade eden Uzm. Dr. Uzundere, "Sigara başta kalp ve akciğer hastalıkları olmak üzere birçok ciddi sağlık sorununa zemin hazırlayabilen, bağımlılık yapıcı bir alışkanlıktır. Solunum sistemini olumsuz etkileyebilir, dolaşım bozukluklarına yol açabilir ve yaşam kalitesini zamanla düşürebilir. Ancak sigarayı bırakmak, vücudun kendini yenileme sürecini başlatan en önemli adımlardan biridir" dedi. "Sigara sadece alışkanlık değil güçlü bir bağımlılıktır" Sigarayı bırakmak isteyen kişilerin bunu tek başına yaparken zorlanabileceklerini kaydeden Uzm. Dr. Uzundere, "Sigara, yalnızca bir alışkanlık değil, güçlü bir bağımlılıktır. Bu nedenle bırakma süreci profesyonel destek olmadan zorlayıcı olabilir. Doğru yönlendirme ve tıbbi destek, sürecin daha sağlıklı ilerlemesini sağlar. Hastanemizde hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği’nde, kişiye özel değerlendirme yapılıyor. Bireyin ihtiyacına göre uygun tedavi ve danışmanlık planlanıyor ve süreç uzman hekimler tarafından takip ediliyor" şeklinde konuştu. "Sağlık için en önemli adım sigarayı bırakmak" Sigarayı bırakmak isteyen vatandaşların, MHRS üzerinden randevu alarak ya da hastaneye doğrudan başvurarak Sigara Bırakma Polikliniği’nden ücretsiz destek alabileceklerini ifade eden Uzm. Dr. Uzundere açıklamasını şöyle tamamladı: "Sigarayı bırakmak, sağlığınız için atacağınız en değerli adımlardan biridir. Bu süreçte yalnız değilsiniz, hastanemizde hizmet veren Sigara Bırakma Polikliniği’nde uzman ekibimiz, sağlıklı bir yaşama geçiş yolculuğunuzda yanınızda."
Genç hasta, kapalı kalp ameliyatı ile sağlığına kavuştu
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:51 Genç hasta, kapalı kalp ameliyatı ile sağlığına kavuştu Gaziantep’te 30 yaşındaki hasta, kapalı yöntemle aort kapak ve aort damar değişimi yapılarak sağlığına kavuştu. Gaziantep Özel Anka Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Gökhan Gökaslan, 30 yaşındaki Hüseyin Can Durmaz’a kapalı yöntemle aort kapak ve aort damar değişimi ameliyatı gerçekleştirdi. Nefes darlığı, göğüs ağrısı, spor yapamama ve yürüyüşlerde zorlanma şikayetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuran Durmaz’a birçok merkezde açık kalp ameliyatı önerildi. Kapalı yöntemle yapılan ameliyatları araştırırken Gaziantep Özel Anka Hastanesi’ne ulaşan hasta, Prof. Dr. Gökhan Gökaslan ve ekibi tarafından değerlendirildi. Yapılan tetkik ve değerlendirmeler sonrası uygun bulunan hasta için yalnızca 4 santimetrelik kesi ile kapalı aort kapak ve aort damar değişimi ameliyatı planlandı. Başarılı geçen operasyonun ardından Hüseyin Can Durmaz, 4 gün sonra taburcu edilerek günlük yaşamına kısa sürede döndü. Sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşayan Durmaz, Prof. Dr. Gökhan Gökaslan, Kalp ve Damar Cerrahisi Koordinatörü Mustafa Artar ve Anka Hastanesi kalp merkezi ekibi ile operasyon sonrası bir araya geldi. Prof. Dr. Gökhan Gökaslan, kapalı yöntemle yapılan kalp cerrahisi uygulamalarının uygun hastalarda daha küçük kesi, daha az ağrı, hızlı iyileşme sağladığı ve hastanede kalış süresinin kısaldığını belirtti.
Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu, hayatı değişti
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:36 Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu, hayatı değişti Bursa’da 50 yıldır sigara içen bir vatandaş, bağımlılıktan kurtulmak için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu. Kısa sürede sigarayı bırakan vatandaş, kas kütlesinin azalması ile ilgili de merkezden aldığı diyetisyen ve fizyoterapist desteğiyle 38 kilodan 48 kiloya çıkmayı da başardı. 70 yaşındaki Asuman Işık, Temmuz ayında Sağlık Bakanlığı tarafından hayata geçirilen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" projesi kapsamında sağlık taraması gerçekleştirdi. Aşırı zayıflık ve buna bağlı kas kütlesinde azalma tespit edilen Işık, sigara da içmesi sebebiyle Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne yönlendirildi. Burada ilk olarak psikolog desteği ve sigara bırakma polikliniği sayesinde 50 yıllık bağımlılığından kurtulmayı başaran Işık, daha sonra diyetisyen ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı kilo alarak, kas kütlesini güçlendirdi. Sağlıklı hayat merkezinden aldığı hizmeti değerlendiren Işık, 50 yıl boyunca sigara içtiğini ve her türlü bırakma yöntemini deneyip, başarısız olduğunu belirtti. İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu konudaki çalışmalarını öğrendiğini vurgulayan Işık, "O günlerde Sağlık Müdürlüğü, meydanlarda insanların kilolarını tartıyordu, kilolu insanları zayıflatmak için. Bir de ben gideyim dedim. Belki bana da sigarayı bıraktırabilirler. Geldim ve sonunda sigarayı bıraktım. Çok zayıftım. 38 kiloydum. Sarkopeni başlamıştı. Bana kilo aldırdılar. Geriatri uzmanına gönderdiler. Kaslarımı korumak için spor yapmayı öğrettiler. Diyetisyen beslenmemi düzenledi. 6 aydır sigara içmiyorum. Aynı zamanda psikolog yardımı da alıyorum. Hepsinden son derece memnunum" dedi. Çevresinde sigara içenleri sağlıklı hayat merkezine yönlendirdiğini dile getiren Işık, kendisi gibi başkalarının da başarabileceğini sözlerine ekledi. Tek merkezde tüm sorunlara çözüm Işık’ın kendilerine başvurduğunda ilk olarak bağımlılık düzeyini tespit ettiklerini belirten Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi sorumlu hekimi Uzm. Dr. Elif Soyer ise, "Kendisinin bağımlılıkla alakalı esas probleminin psikolojik düzeyde olduğunu denediği birçok medikal tedaviye rağmen sigarayı bırakamayışından bir neticelendirme olarak aldık. Kendisini merkezimizin psikolojik danışmanlık hizmetine yönlendirdim. Bununla eş zamanlı olarak sigara bırakma polikliniğine de devam etti. Burada hem hekim hem de psikolojik destekle sigarayı bıraktırdık. 6 aydır sigara kullanmıyor" şeklinde konuştu. "Sağlıklı yaşama adım attı" Bu süreçte bir başka motivasyon kaynağı olan kilo alımı sürecine girdiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Soyer, "Kilosu oldukça düşüktü. Sağlıklı kiloya ulaşması gerekiyordu. Beslenme desteği aldı. Akabinde devlet hastanemizde geriatri polikliniğine yönlendirdik. Burada da beslenme desteği devam etti. Kendisi 10 kilo alarak hedef sağlık kilosuna ulaştı. Hem tütünsüz hayat hem ideal kilo hem de psikolojik olarak daha iyi hissettiği bu süreçte sağlıklı bir yaşama adım attı" dedi. "Bütüncül bir yaklaşımla ele alınıyor" Asuman Işık’ın sürecinin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin ne denli etkin çalıştığının başarılı bir örneği olduğunu dile getiren Nilüfer İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. İsmail Kaba, "Sigara bırakma polikliniği ile başlayan bu süreçte hastamızın zayıf olması fark edilerek sağlıklı ve kontrollü bir kilo alımı hedeflenmiş ve bütüncül bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu doğrultuda geriatrist hekimimize de yönlendirme yapılmış, geriatrist, psikolog ve diyetisyenimizin eşgüdümsel bir tedavi sunduğu bütüncül yaklaşımla ele alınmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın politikalarının sahaya yansıtılmasında bizleri cesaretlendiren Sağlık Bakanımıza, il düzeyinde koordinasyonun bu denli işlemesini sağlayan İl Sağlık Müdürümüze teşekkürlerimi sunuyorum" diye konuştu. Uzm. Dr. Kaba, sigarayı bırakmak isteyip bırakamayan vatandaşlara ise bir çağrıda bulundu: "Sigara bağımlılığı tedavisi zorlu ve meşakkatli bir süreç, tek başınıza yapamadığınızı düşündüğünüz dönemler olabilir. Merkezimize gelin bunu birlikte başaralım."
Uzmanlar uyarıyor: "En sık yapılan hata; viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:36 Uzmanlar uyarıyor: "En sık yapılan hata; viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı" Çocuklarda enfeksiyon vakalarına ilişkin konuşan Uzm. Dr. Leyla Beşel, "40 derecenin üzerinde ateş, öksürük, burun akıntısı gibi semptomlarla hastalar hem acilimize hem polikliniklerimize başvurmakta. RSV, influenza, rinovirüs gibi virüsler çok sık. En sık yapılan hata; viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı. Hastanın dirençli ateşi var, 40 derece, düşmüyor, bilinçte değişikliği var, beslenemiyor gibi semptomlar varsa muhakkak hastaneye başvurusu önemlidir. Hastaların ilaç ve vitaminleri doktor tavsiyesi olmadan kullanmasını istemiyoruz" dedi. Soğuk havalarda çocuklarda görülen enfeksiyonlara dikkat çeken uzmanlar, ailelere önemli uyarılarda bulundu. Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Leyla Beşel, sık görülen enfeksiyonlara ilişkin konuşurken tedavi süreçlerine yönelik bilgi verdi. Uzm. Dr. Beşel, tedavilerin hekim kontrolünde ilerlemesi gerekliliğini de yineledi. "Hastalar hem acilimize hem polikliniklerimize başvurmakta" Çocuklarda enfeksiyon vakalarına ilişkin konuşan Uzm. Dr. Leyla Beşel, "Sonbahar mevsiminde okulların açılmasıyla virüs enfeksiyonlarının sıklığı artıyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sıklığı artıyor. Öksürük, burun akıntısı, ateş, boğaz ve kas ağrısı gibi semptomlarla hastalar hem acilimize hem polikliniklerimize başvurmakta. RSV, influenza, rinovirüs gibi virüsler çok sık. Hastalarımız 40 derecenin üzerinde ateş, baş ve boğaz ağrısıyla başvurmakta, yeterli tedavileri vermeye çalışmaktayız. Hastanın dirençli ateşi var, 40 derece, düşmüyor bilinçte değişikliği var, beslenemiyor gibi semptomlar varsa aile evde halledemeyecektir. Muhakkak hastaneye başvurusu önemlidir. En sık yapılan hata; viral enfeksiyonlarda antibiyotik kullanımı. Virüs enfeksiyonlarında antibiyotik önerimiz olmuyor, semptomatik tedavi edilmesi gerekiyor. Doktora danışmadan antibiyotik kullanmak zaten uygun değil" dedi. "Şikayetlerin 10 günden uzun sürmesi bizim için önemli" ‘Viral enfeksiyonların uzaması durumu önemli’ diyerek sözlerine devam eden Uzm. Dr. Beşel, "Özellikle üst solunum yolu bulguları olan hastalarda öksürük, burun akıntısı gibi bulguları olan hastalarda şikayetlerin 10 günden uzun sürmesi bizim için önemli. Arada bir iyilik hali olduktan sonra tekrar ateşlenmesi, öksürük gibi bulguların başlaması ikinci bir enfeksiyonun eklendiğini gösterir. Bu enfeksiyonlarda doktora başvurmak önemlidir çünkü genellikle bakteriyel enfeksiyonlar olduğu için bu hastalara antibiyotik tedavisi vermemiz gerekebiliyor. Uygun, sağlıklı beslenmek zaten vücudun ihtiyacını karşılıyor. Hastaların vitaminleri doktor tavsiyesi olmadan kullanmasını istemiyoruz, hangi hastaya hangi vitamini vereceğine doktor karar vermeli. Çocukluk çağında sağlıklı beslenme, temizliğe önem vermek, meyve, sebze tüketimini doğru yapabilmek alması gereken vitamini zaten karşılıyor" dedi. "Altta yatan kronik hastalık varsa viral enfeksiyonlar daha ağır seyirlidir" "Üst solunum yolu olduğu dönemde sıvı alımını artırmak, çocuğun beslenmesini düzenlemek çok önemli’ diyen Uzm. Dr. Beşel, sözlerini şöyle sürdürdü: "O dönemde iştahsızlığı olacaktır ama uygun tedaviye doktor karar vermek zorunda. Altta yatan kronik hastalığı olmak ya da immün yetmezliği her konuda risk, viral enfeksiyonlarda da bakteriyel enfeksiyonlarda da önemli. İmmün yetmezliği olan çocuklar için özel değerlendirmeler yapıp bunlara göre de tedavi planlayabiliyoruz. Astımı, diyabeti olan çocuklarda altta yatan kronik hastalık varsa viral enfeksiyonlar daha ağır seyirlidir. Hastanın annesinin daha uyanık davranması semptomları yakın takip etmesi, ilgili hekimine hemen başvurmasını öneriyoruz. Kronik hastalığı olan hastalar için influenza aşısını rutinde zaten öneriyoruz. İnfluenza aşısı 6 ay üzerinde tüm çocuklara yapılır kabul ediliyor. Bu küçük yaş grubunda 2 doz, diğer çocuklarda tek doz şeklinde. Çocuğun hasta dönemi evde geçirmesi, teması azaltacağı için bulaşıcılığı da azaltacak. Annelere önerdiğimiz şey; sağlıklı beslemeleri, temizliklerine önem vermeleri, düzenli uyku uyumalarını sağlamaları ve aşılarını tam yaptırmaları"
Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu, hayatı değişti
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:32 Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu, hayatı değişti Bursa’da 50 yıldır sigara içen bir vatandaş, bağımlılıktan kurtulmak için Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvurdu. Kısa sürede sigarayı bırakan vatandaş, kas kütlesinin azalması ile ilgili de merkezden aldığı diyetisyen ve fizyoterapist desteği ile 38 kilodan 48 kiloya çıkmayı da başardı. 70 yaşındaki Asuman Işık, Temmuz ayında Sağlık Bakanlığı tarafından hayat geçirilen "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" projesi kapsamında sağlık taraması gerçekleştirdi. Aşırı zayıflık ve buna bağlı kas kütlesinde azalma tespit edilen Işık, sigara da içmesi sebebiyle Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi’ne yönlendirildi. Burada ilk olarak psikolog desteği ve sigara bırakma polikliniği sayesinde 50 yıllık bağımlılığından kurtulmayı başaran Işık, daha sonra diyetisyen ve fizyoterapist eşliğinde sağlıklı kilo alarak, kas kütlesini güçlendirdi. Sağlıklı hayat merkezinden aldığı hizmeti değerlendiren Işık, 50 yıl boyunca sigara içtiğini ve her türlü bırakma yöntemini deneyip, başarısız olduğunu belirtti. İl Sağlık Müdürlüğü’nün bu konudaki çalışmalarını öğrendiğini vurgulayan Işık, "O günlerde Sağlık Müdürlüğü, meydanlarda insanların kilolarını tartıyordu, kilolu insanları zayıflatmak için. Bir de ben gideyim dedim. Belki bana da sigarayı bıraktırabilirler. Geldim ve sonunda sigarayı bıraktım. Çok zayıftım. 38 kiloydum. Sarkopeni başlamıştı. Bana kilo aldırdılar. Geriatri uzmanına gönderdiler. Kaslarımı korumak için spor yapmayı öğrettiler. Diyetisyen beslenmemi düzenledi. 6 aydır sigara içmiyorum. Aynı zamanda psikolog yardımı da alıyorum. Hepsinden son derece memnunum." dedi. Çevresinde sigara içenleri sağlıklı hayat merkezine yönlendirdiğini dile getiren Işık, kendisi gibi başkalarının da başarabileceğini sözlerine ekledi. Tek merkezde tüm sorunlara çözüm Işık’ın kendilerine başvurduğunda ilk olarak bağımlılık düzeyini tespit ettiklerini belirten Nilüfer Sağlıklı Hayat Merkezi sorumlu hekimi Uzm. Dr. Elif Soyer ise, "Kendisinin bağımlılıkla alakalı esas probleminin psikolojik düzeyde olduğunu denediği birçok medikal tedaviye rağmen sigarayı bırakamayışından bir neticelendirme olarak aldık. Kendisini  merkezimizin psikolojik danışmanlık hizmetine yönlendirdim. Bununla eş zamanlı olarak sigara bırakma polikliniğine de devam etti. Burada hem hekim hem de psikolojik destekle sigarayı bıraktırdık. 6 aydır sigara kullanmıyor." şeklinde konuştu. "Sağlıklı yaşama adım attı" Bu süreçte bir başka motivasyon kaynağı olan kilo alımı sürecine girdiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Soyer, "Kilosu oldukça düşüktü. Sağlıklı kiloya ulaşması gerekiyordu. Beslenme desteği aldı. Akabinde devlet hastanemizde geriatri polikliniğine yönlendirdik. Burada da beslenme desteği devam etti. Kendisi 10 kilo alarak hedef sağlık kilosuna ulaştı. Hem tütünsüz hayat hem ideal kilo hem de psikolojik olarak daha iyi hissettiği bu süreçte sağlıklı bir yaşama adım attı. Bütüncül bir yaklaşımla ele alınıyor Asuman Hanımın sürecinin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin ne denli etkin çalıştığının başarılı bir örneği olduğunu dile getiren Nilüfer İlçe Sağlık Müdürü Uzm. Dr. İsmail Kaba,  "Sigara bırakma polikliniği ile başlayan bu süreçte hastamızın zayıf olması fark edilerek sağlıklı ve kontrollü bir kilo alımı hedeflenmiş ve bütüncül bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu doğrultuda geriatrist hekimimize de yönlendirme yapılmış, geriatrist, psikolog ve diyetisyenimizin eşgüdümsel bir tedavi sunduğu bütüncül yaklaşımla ele alınmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın politikalarının sahaya yansıtılmasında bizleri cesaretlendiren Sayın Sağlık Bakanımıza, il düzeyinde koordinasyonun bu denli işlemesini sağlayan Sayın İl Sağlık Müdürümüze teşekkürlerimi sunuyorum" dedi. Uzm. Dr. Kaba, sigarayı bırakmak isteyip bırakamayan vatandaşlara ise bir çağrıda bulundu; "Sigara bağımlılığı tedavisi zorlu ve meşakkatli bir süreç, tek başınıza yapamadığınızı düşündüğünüz dönemler olabilir. Merkezimize gelin bunu birlikte başaralım."
Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:26 Epilepsi doğru tanı ve tedaviyle kontrol altına alınabiliyor Manisa Şehir Hastanesi Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, epilepsinin, doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabildiğini söyleyerek, "Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için mutlaka hekim değerlendirmesi gereklidir" dedi. Epilepsi hastalığı hakkında açıklamalarda bulunan Uzm. Dr. Zeynep Zerrin Göz, epilepsinin, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler sonucu ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalık olduğunu belirtti. Epilepsinin doğru tanı ve tedaviyle kontrol altında alınabildiğini ifade eden Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi günü epilepsiye dair yanlış bilinenleri düzeltmek ve bu konuda farkındalık oluşturmak için iyi bir fırsat. Çünkü epilepsi doğru tanı ve düzenli tedaviyle büyük oranda kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Epilepsi, beyindeki geçici elektriksel aktiviteler nedeniyle ortaya çıkan ve tekrarlayıcı nöbetlerle seyreden nörolojik bir hastalıktır. Her nöbet epilepsi anlamına gelmez. Tanı için hekim değerlendirmesi şarttır" diye konuştu. Epilepsinin bulaşıcı ya da psikiyatrik bir hastalık olmadığına dikkat çeken Uzm. Dr. Göz, "Epilepsi bulaşıcı bir hastalık veya akıl hastalığı değildir. Toplumda bu konudaki yanlış inanışlar ne yazık ki hala devam etmekte ve bu toplum algısı nedeniyle hastaların tanı alma süreci gecikebilmektedir. Düzenli ilaç kullanımı ve hekim takibiyle epilepsi hastaları eğitimine devam edebilir, çalışabilir ve sosyal yaşamlarını sürdürebilirler" şeklinde konuştu. Nöbet anında neler yapılması gerektiğini de anlatan Uzm. Dr. Göz, açıklamasını şöyle tamamladı: "Öncelikle sakin kalmalı, ortamda hastada yaralanmaya yol açabilecek eşyaları uzaklaştırmalı ve hastanın başını korumalıyız. Hava açıklığını sağlayabilmek için hastayı yan yatırmalıyız. Nöbet geçiren kişiye zorla müdahale edilmemelidir. Nöbet aktivitesi genellikle kendiliğinden kısa sürede sonlanacaktır. Uzamış nöbet varlığında muhakkak sağlık ekiplerine başvurulmalıdır. Sonuç olarak, epilepsi hastalığını tanımak ve doğru yaklaşımı öğrenmek hem hastalar hem de toplum için en önemli adımdır. Hep birlikte dünya epilepsi gününde farkındalık oluşturalım."
Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli: "Dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir"
09 Şubat 2026 Pazartesi - 11:15 Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli: "Dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir" Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, bir kişinin hayatının belirli dönemlerinde karşılaştıkları olaylarla ilgili dejavu hissine kapılmasının küçük lokalize epilepsi nöbeti ihtimali olabileceğini kaydetti. Gömceli, "Sadece dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir. ‘Sanki bu anı daha önce yaşamışım gibi hissediyorum’ gibi, absürt bir şekilde sürekli tekrarlayan dejavu hissinde biz ‘epilepsi olabilir mi?’ diye düşünüyoruz" dedi. Memorial Antalya Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, Uluslararası Epilepsi Günü kapsamında, epilepsinin belirtileri ve nedenleri hakkında açıklamalarda bulundu. Epilepsinin doğuştan gelen bir hastalık olmadığını belirten Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, bu hastalığın sadece 5’te 1’inin genetik kaynaklı olduğunu söyledi. Epilepsinin çoğunlukla sonradan ortaya çıkan sebeplerden ortaya çıktığını aktaran Gömceli, "Anne karnında oksijensiz kalmak, doğum sırasında doğum yolunda sıkışmak ya da beyin kabuğunun herhangi bir nedenle hasarlanması, daha sonrasında da hayatın herhangi bir yaşında yaşadığınız herhangi bir kafa travması sizi epilepsi bireyi haline getirebilir. Bunun dışında beyin tümörleri, beyin damar tıkanıklıkları ve kanamaları, beyin zarını etkileyen her şey epilepsi sebebi olabilir. O yüzden hastalarımızın yüzde 80’nin doğumsal nedenlerle olmadığını ya da anne karnından itibaren bu hastalığı taşımadığını söyleyebiliriz. Hepimiz aslında birer epilepsi adayıyız. Beyni olan herkes epilepsi adayıdır. İnsanlar kadar hayvanlarda da görülen bir hastalıktır" dedi. "Dejavu hissi bile epileptik bir nöbet olabilir" Epilepsi nöbetlerinin belirtilerinden bahseden Gömceli, "Epilepsi sadece büyük kasılmalı veya bayılmalı nöbetler diye anlamamalıyız. Bunun dışında beynin uygunsuz bir şekilde elektrik üretmesine bağlı, beynin hangi bölgesinde bu elektrik üretiliyorsa o bölgeyle ilgili bulgular ortaya çıkıyor. Büyük kasılmalı nöbetteyse bütün beyinle aynı anda bu deşarjlar ortaya çıkıyor ve hasta kontrolsüz bir şekilde bayılıyor. Küçük lokalize ataklarda donuk, duraksayıp kalmalardan başlayın, tuhaf bir his, çeşitli halüsinasyonlar gibi bulunduğu beyin bölgesinden kaynaklanan şikayetlerle ortaya çıkabilir. Sadece dejavu hissi bile epileptik nöbet olabilir. ‘Sanki bu anı daha önce yaşamışım gibi hissediyorum’ gibi, absürt bir şekilde sürekli tekrarlayan dejavu hissinde biz ‘epilepsi olabilir mi?’ diye düşünüyoruz. Ya da anormal kokular. Olmayan bir ortamda özellikle nahoş kokular. Boğazında bir şey kalmış gibi yutkunma, yalanma hareketleri. Bazen durup dururken bağırmalar, bazı hastalarda ise sadece gülme veya ağlama ile giden nöbetlerimiz var" şeklinde konuştu. "Soğan ya da kolonya koklatmayın" Prof. Dr. Yasemin Biçer Gömceli, büyük kasılmalı nöbet geçiren bir hastaya yapılması ya da yapılmaması gerekenleri de şu sözlerle aktardı: "Epilepsi nöbetlerinde önce bir kasılma ardından yere düşme olur. Basit bayılmalarda ise genellikle önce vücut yere yığılır sonra belki biraz kasılmalar olabilir. Epilepsi nöbetlerinde genellikle kasılmayı takip eden bilinç yitimi olur. Hastanın etrafında çarpabileceği her hangi bir şey varsa onları uzaklaştırmaya çalışmak. Elini, çeneyi açmanın bir faydası olmayacaktır. Epilepsi nöbetleri bir başı ve sonu olan tablolardır. Yaklaşık yarım dakika ya da 1 dakika sonrası nöbet kendiliğinde sonlanır. Kravatı varsa onu gevşetmek, gözlük varsa onu çıkarmak ya da yaralanabileceği unsurlardan uzaklaştırmak yeterli. O sırada ağzına kaşık, parmak sokmanın, ya da kolonya ile soğan koklatmanın hiçbir faydası yok. Bunun koklattığınız zaman düzelmiyor hasta. O nöbetin bir süresi var ve hasta o bitince açılacak. Eğer hasta açılamadan tekrar atak oluyorsa o zaman 112’yi arayınız. Çünkü hasta kendine gelmeden tekrarlayan nöbetler geçiriyorsa bu hayati riski olan bir durumdur."