SAĞLIK
Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir 25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:15:43 Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, artan ekran kullanımının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, mevcut alışkanlıkların devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olabileceğini söyledi. Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran bağımlılığı bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubunda yaygınlaşırken, uzun süre yakına odaklanmanın gözlerde kalıcı sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, özellikle ekran karşısında geçirilen sürenin giderek artmasının göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda insanların büyük bölümünün saatlerce yakın mesafeye odaklandığını belirten Özgür, bu durumun özellikle yetişkinlerde göz kuruluğu, yanma, batma, kızarıklık ve geçici bulanık görme gibi şikayetlere yol açtığını dile getirdi. Bu sorunların yaşam kalitesini düşürdüğünü kaydeden Özgür, ekran kullanımının mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Dr. Özgür, "Ekran süresi hepimizde olduğu gibi dünyada da gerçekten saatler açısından müthiş bir artış gösterdi. Neredeyse hiçbirimiz uzaklara bakmıyoruz. Genelde uzak deyince bir araç kullanımı geliyor aklımıza. Onun dışında hepimizin günlük pratikte 4-5 saat, 8-10 saat belki yakınla ilgili geçirdiğimiz zaman var. Bu yakınla geçirdiğimiz zaman çoğu zaman da ekranlarla ilgili geçirilen zaman. Çocuklarda ve yetişkinde buradaki zararlar değişiyor. Yetişkinler de geniş bir hasta grubunu oluşturuyor. Çağrı merkezi çalışanları, muhasebe, bankacı gibi meslek grupları eğer uzun süre ekrana bakıyorsak biz numara anlamında bozulmadan ziyade göz kuruluğuyla alakalı şikayetler var. Ama bu da ciddi yaşam kalitesini etkiler. Yanmalar, batmalar, kızarıklıklar, bulanık görmeler, geçici de olsa bunlar. Ekran süreleriyle ilgili olabildiğince mecbur olanın dışında azaltmak, bilgisayarda geçirdiğimiz zamanın dışında telefonla geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak ve suni gözyaşlarıyla desteklemek diyoruz. Kalıcı bir sorun oluşturmaz ama konforumuzu etkiler, yaşam kalitesini etkiler" dedi. "Ekran süreleri bu şekilde devam ederse 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak" Artan ekran bağımlılığının büyük bir toplum sağlığı sorunu olmaya çok yaklaştığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Özgür, "Çocuklarda iş değişiyor. Çocuklarda göz gelişimi devam ettiği için uzun süre yakına bakmak, hele ki bu parlak ekransa ve yakındaki mesafe yaklaştıkça miyopi ile ilgili riskler artıyor. Bununla ilgili geleceğe dönük projeksiyonlar var. Mesela eğer bu ekran süreleri bu şekilde devam ederse ki herkes artık yakına bakıyor, ekranlara 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olacağı hesaplanıyor. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Çünkü ben hastalarıma diyorum onu, artık uzakta işimiz yok, hepimiz yakına bakıyoruz. Çocuklarda bu ekran süresi artarak devam ediyor, çok da yakından bakıyor çocuklar. Ne kadar yakına uzun süre bakıyorsak, ne kadar yakından bakıyorsak ve bu ekransa bu yakına baktığımız, miyop ile ilgili riskler artıyor. Yani uzağa görememeyle alakalı problemler ve numaralı gözlükler kullanılmaya başlanıyor" diye konuştu. "Ekranın dibine girmeden 35-40 santim uzaktan izlenmeli" Zorunlu durumlarda dahi ekrana çok yakından bakılmaması gerektiğinin altını çizen Özgür, "Miyop’un da derecesi önemli bizde. 3 numaraya kadar hafif miyop sayarız. 3-5 arası, 3-6 arası orta miyop gibidir. Eğer 5-6 numarayı geçiyorsa ileri yüksek miyoplara dönüyor. İleri yüksek miyoplar gözlükle görebilir ama retinayla alakalı, gözün kendi sağlığıyla alakalı ciddi problemler olabilir. İleriye dönük ve bu hesaplanan 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak. Bunun yüzde 10’unun da yüksek miyop olacağı, yani 5-6 numaranın üzerinde olacağı hesaplanıyor. O zaman genel toplum sağlığında ciddi riskler içeriyor. İşin özü ekranla ilgili süreleri mecburiyet yoksa olabildiğince kısıtlamak lazım. Çocuklarımızda da ekstradan buna dikkat etmemiz lazım. Belli süreleri aşmaması lazım mecburi olanların dışında. Bakıyorsa da en azından dibine girmeden 35-40 santim koruyarak ve aralıklı, arada uzağa bakarak, gözünü dinlendirerek geçirmek lazım bu süreyi" şeklinde konuştu. "Bir gözde olan bozukluk anlaşılamayabilir, rutin muayene bu yüzden önemli" Rutin muayenelerin göz sağlığındaki öneminden de bahseden Özgür, ayrıca şunları söyledi: "Biz yenidoğanla birlikte muayenenin başlamasını öneririz. İlk 3 ayda mümkünse yaptırmak lazım. Sonrasında bir sorun yoksa yıllık kontroller öneririz. Asıl 5 ve 7 yaşları, hele ki okul çağları daha da önemli bizim için. Çünkü miyopi genelde ilkokul çağında başlar. Bir gözde olup bir gözde olmayabilir. Hipermetrop için de aynısı geçerlidir. Çocuğun bir gözü iyi görüyorsa diğer gözünün az görüp görmediğini anlama ihtimali çok düşüktür. Rutin taramalarla veya bizim muayenelerimizde ortaya çıkabilir. Onun için özellikle ilkokul çağında muhakkak yılda bir kontrol yaptırmak lazım."
25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:07 Ekran bağımlılığı alarm veriyor: 2050’de her 2 kişiden biri miyop olabilir Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, artan ekran kullanımının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, mevcut alışkanlıkların devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olabileceğini söyledi. Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran bağımlılığı bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubunda yaygınlaşırken, uzun süre yakına odaklanmanın gözlerde kalıcı sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor. Medicana International Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, özellikle ekran karşısında geçirilen sürenin giderek artmasının göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda insanların büyük bölümünün saatlerce yakın mesafeye odaklandığını belirten Özgür, bu durumun özellikle yetişkinlerde göz kuruluğu, yanma, batma, kızarıklık ve geçici bulanık görme gibi şikayetlere yol açtığını dile getirdi. Bu sorunların yaşam kalitesini düşürdüğünü kaydeden Özgür, ekran kullanımının mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Dr. Özgür, "Ekran süresi hepimizde olduğu gibi dünyada da gerçekten saatler açısından müthiş bir artış gösterdi. Neredeyse hiçbirimiz uzaklara bakmıyoruz. Genelde uzak deyince bir araç kullanımı geliyor aklımıza. Onun dışında hepimizin günlük pratikte 4-5 saat, 8-10 saat belki yakınla ilgili geçirdiğimiz zaman var. Bu yakınla geçirdiğimiz zaman çoğu zaman da ekranlarla ilgili geçirilen zaman. Çocuklarda ve yetişkinde buradaki zararlar değişiyor. Yetişkinler de geniş bir hasta grubunu oluşturuyor. Çağrı merkezi çalışanları, muhasebe, bankacı gibi meslek grupları eğer uzun süre ekrana bakıyorsak biz numara anlamında bozulmadan ziyade göz kuruluğuyla alakalı şikayetler var. Ama bu da ciddi yaşam kalitesini etkiler. Yanmalar, batmalar, kızarıklıklar, bulanık görmeler, geçici de olsa bunlar. Ekran süreleriyle ilgili olabildiğince mecbur olanın dışında azaltmak, bilgisayarda geçirdiğimiz zamanın dışında telefonla geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak ve suni gözyaşlarıyla desteklemek diyoruz. Kalıcı bir sorun oluşturmaz ama konforumuzu etkiler, yaşam kalitesini etkiler" dedi. "Ekran süreleri bu şekilde devam ederse 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak" Artan ekran bağımlılığının büyük bir toplum sağlığı sorunu olmaya çok yaklaştığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Özgür, "Çocuklarda iş değişiyor. Çocuklarda göz gelişimi devam ettiği için uzun süre yakına bakmak, hele ki bu parlak ekransa ve yakındaki mesafe yaklaştıkça miyopi ile ilgili riskler artıyor. Bununla ilgili geleceğe dönük projeksiyonlar var. Mesela eğer bu ekran süreleri bu şekilde devam ederse ki herkes artık yakına bakıyor, ekranlara 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olacağı hesaplanıyor. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Çünkü ben hastalarıma diyorum onu, artık uzakta işimiz yok, hepimiz yakına bakıyoruz. Çocuklarda bu ekran süresi artarak devam ediyor, çok da yakından bakıyor çocuklar. Ne kadar yakına uzun süre bakıyorsak, ne kadar yakından bakıyorsak ve bu ekransa bu yakına baktığımız, miyop ile ilgili riskler artıyor. Yani uzağa görememeyle alakalı problemler ve numaralı gözlükler kullanılmaya başlanıyor" diye konuştu. "Ekranın dibine girmeden 35-40 santim uzaktan izlenmeli" Zorunlu durumlarda dahi ekrana çok yakından bakılmaması gerektiğinin altını çizen Özgür, "Miyop’un da derecesi önemli bizde. 3 numaraya kadar hafif miyop sayarız. 3-5 arası, 3-6 arası orta miyop gibidir. Eğer 5-6 numarayı geçiyorsa ileri yüksek miyoplara dönüyor. İleri yüksek miyoplar gözlükle görebilir ama retinayla alakalı, gözün kendi sağlığıyla alakalı ciddi problemler olabilir. İleriye dönük ve bu hesaplanan 2050’de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak. Bunun yüzde 10’unun da yüksek miyop olacağı, yani 5-6 numaranın üzerinde olacağı hesaplanıyor. O zaman genel toplum sağlığında ciddi riskler içeriyor. İşin özü ekranla ilgili süreleri mecburiyet yoksa olabildiğince kısıtlamak lazım. Çocuklarımızda da ekstradan buna dikkat etmemiz lazım. Belli süreleri aşmaması lazım mecburi olanların dışında. Bakıyorsa da en azından dibine girmeden 35-40 santim koruyarak ve aralıklı, arada uzağa bakarak, gözünü dinlendirerek geçirmek lazım bu süreyi" şeklinde konuştu. "Bir gözde olan bozukluk anlaşılamayabilir, rutin muayene bu yüzden önemli" Rutin muayenelerin göz sağlığındaki öneminden de bahseden Özgür, ayrıca şunları söyledi: "Biz yenidoğanla birlikte muayenenin başlamasını öneririz. İlk 3 ayda mümkünse yaptırmak lazım. Sonrasında bir sorun yoksa yıllık kontroller öneririz. Asıl 5 ve 7 yaşları, hele ki okul çağları daha da önemli bizim için. Çünkü miyopi genelde ilkokul çağında başlar. Bir gözde olup bir gözde olmayabilir. Hipermetrop için de aynısı geçerlidir. Çocuğun bir gözü iyi görüyorsa diğer gözünün az görüp görmediğini anlama ihtimali çok düşüktür. Rutin taramalarla veya bizim muayenelerimizde ortaya çıkabilir. Onun için özellikle ilkokul çağında muhakkak yılda bir kontrol yaptırmak lazım."
25 Nisan 2026 Cumartesi - 10:06 Kırgızistanlı genç şifayı Türk hekimlerinde buldu Kırgızistan’da 18 yaşına kadar skolyozla mücadele eden genç, Medicana Hastanesi’nde geçirdiği başarılı ameliyatın ardından sağlığına büyük ölçüde kavuştu. Skolyoz hastalığıyla mücadele eden 19 yaşındaki Shakhbos Pochokalonov, tedavi olmak için ülkesi Kırgızistan’dan Türkiye’ye geldi. Yaklaşık bir sene önce Ankara’ya gelen Pochokalonov, burada Medicana hastanesine başvurarak, tedavi sürecini başlattı. Pochokalonov, Medicana Sağlık Grubu bünyesindeki hastanede gerçekleştirilen operasyonla sağlığına kavuştu. Başarılı geçen ameliyat sonrası hastanın yaşam kalitesinin önemli ölçüde arttığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. Dr. Mehmet Atıf Erol Aksekili, skolyoz hakkında bilgi vererek, "Skolyoz kısaca omurganın S şeklini almasıdır. Ön-arka planda omurganın S şeklini almasını biz kısaca skolyoz diyoruz. Skolyoz en sık adolesan dediğimiz ergenlik döneminde görülür. Ancak diğer hastalıklarla birlikte görüldüğünde daha ileri seviyelerde karşımıza çıkabilir. Hastamız 18 yaşında bize başvurdu. Nöromüsküler skolyoz dediğimiz, nörolojik hastalıkların eşlik ettiği bir skolyoz tipi mevcut. Bu skolyozlar erken yaşta ortaya çıkar ve daha hızlı ilerler. Bu yüzden hastamız bize 90 dereceden daha ileri bir seviyede başvurdu" dedi. "Erken teşhis tedaviyi kolaylaştırır" Erken teşhis edilmesi halinde daha az cerrahi ile daha iyi sonuç alınabileceğini belirten Aksekili, "Skolyoz erken tanındığında fizik tedavi, egzersiz ve korseleme gibi yöntemlerle ilerlemesini kontrol altına alabiliyoruz. Hastamızda ileri skolyoz olduğu için iki aşamalı cerrahi uygulandı. İlk aşamada Halo Femoral traksiyon yöntemiyle skolyoz kısmen düzeltildi. İkinci aşamada ise vidalar, rodlar ve osteotomi ile omurga düzeltildi" diye konuştu. "Ameliyat sonrası süreç en az ameliyat kadar önemli" Ameliyat sonrası sürecin en az ameliyat kadar önemli olduğuna dikkati çeken Aksekili, omurganın uygun pozisyonda kaynamasının hedeflendiğini belirtti. Hastanın üç ay boyunca dorsolomber korse kullanması gerektiğini söyleyen Aksekili, "Yürümesi öneriliyor ancak ağır yük taşımaması gerekiyor. Yüzme gibi sporlara kısa sürede başlayabilir. Kaynama sürecinde diyetine dikkat etmeli ve 6 hafta ile 3 aylık periyotlarla kontrolleri yapılmalıdır. Kaynama istenilen şekilde ilerlemezse ek müdahaleler veya destek tedavileri uygulanabilir" açıklamasında bulundu. "En yakın sağlık merkezine başvurulmalı" Erken teşhisin önemine vurgu yapan Aksekili, "Erken teşhis oldukça önemlidir. Nöromüsküler skolyozlar tamamen engellenemese de özellikle ergenlik dönemindeki skolyozlar uygun postür, egzersiz ve fiziksel aktivitelerle önlenebilir. Omuz ve kalça asimetrisi ya da öne eğilince kaburgada çıkıntı gibi belirtiler fark edildiğinde en yakın sağlık merkezine başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı. "Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı" Baba İlhom Pochokalonov, ise oğlunun ilk teşhisini doğumundan bir yıl sonra fark ettiklerini belirterek, "18 yaşına kadar Kırgızistan’daki doktorlara gittik. Doğumsal skolyoz olduğunu, ameliyat olursa felç kalabileceğini söylediler. Skolyoz ile mücadele eden ailelere önerim, erken teşhis ve doğru zamanda ameliyat. Doktor öneriyorsa mutlaka ameliyat olunmalı. Biz Türkiye’ye geldik, ameliyat olduk ve şifa bulduk. Doktorlara çok minnettarız" ifadelerine yer verdi.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 08:01 Laparoskopik cerrahiyle hastalar günlük yaşama daha hızlı dönüyor Özel Tekden Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, jinekolojik cerrahide minimal invaziv yöntemlerin yaygınlaştığını belirterek, laparoskopik cerrahinin hastalara daha az ağrı, hızlı iyileşme ve konforlu tedavi süreci sunduğunu söyledi. Özel Tekden Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, jinekolojik cerrahinin klasik açık ameliyatlardan minimal invaziv yöntemlere doğru evrildiğini belirtti. Laparoskopik cerrahinin bu dönüşümün en önemli yapı taşlarından biri olduğunu ifade eden Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, Küçük kesiler, kamera ve özel cerrahi enstrümanlarla gerçekleştirilen yöntemin büyük cerrahilerin küçük deliklerden yapılmasına imkan sağladığını ve bu yöntemin hem hasta hem de cerrahi açısından önemli avantajlar sunduğunu vurguladı. Laparoskopik’in büyük bir cerrahiyi küçük deliklerde yapma olanağı sunduğunu, hastaya ve cerrahi çok büyük avantajları olduğunu dile getiren Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, "Günümüzde jinekolojik cerrahi, klasik açık tekniklerden ziyade minimal invaziv yöntemlere doğru evrilmiştir. Bu önemli dönüşümün en önemli yapı taşlarından bir tanesi laparoskopik cerrahidir. Laparoskopik cerrahiyi bir kamera, karna açılan birkaç küçük insizyon ve birkaç enstrüman yardımıyla yapmaktayız. Aslında burada büyük bir cerrahiyi küçük deliklerde yapma olanağı sunuyor bize. Hastaya ve cerrahi çok büyük avantajları var. Laparoskopik cerrahide daha az doku travması olduğu için cerrahi açıdan daha az kanama görüyoruz. Postoperatif ağrıyı daha az hissediyor hasta ve iyileşme süreci daha hızlı oluyor. Biz de klinimizde yaptığımız vakalarda hastaların daha hızlı mobilize olduğunu ve günlük hayatlarına daha konforlu, daha hızlı bir şekilde döndüklerini gözlemliyoruz" dedi. "Bizim de amacımız burada kliniğimizde hastalarımıza güvenli, konforlu, modern bir cerrahi deneyim sunabilmek" Laparoskopiyi nerede kullanıldığını belirten Op. Dr. Zeynep Ceren Çerçi, "Over kisti cerrahisinde, yumurtalık kisti cerrahisinde, endometriosis cerrahisinde, dış gebelik ameliyatında, miyomektomilerde, histerektomide ve infertilite cerrahisinde yaygın olarak kullanıyoruz. Sonuçta laparoskopi artık jinekolojik cerrahide alternatif bir tedavi değil, standart bir yaklaşım haline geldi. Daha hızlı yara iyileşmesi ve postoperatif daha az ağrı modern cerrahinin de temel hedeflerinden bir tanesi aslında. Bizim de amacımız burada kliniğimizde hastalarımıza güvenli, konforlu, modern bir cerrahi deneyim sunabilmek" ifadelerini kullandı.
Erkek sağlığında sessiz tehlike: Prostat kanseri
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:31 Erkek sağlığında sessiz tehlike: Prostat kanseri Özellikle 40 yaş sonrası erkeklerde risk faktörü artış gösteren prostat kanseri, erken evrede hiçbir belirti vermeden ilerleyebiliyor. Bu durumun erken teşhisin önüne geçebildiğini belirten Op. Dr. Güven Tidim, düzenli sağlık kontrollerinin, hastalığın erken teşhis edilmesinde hayati öneme sahip olduğunu belirtti. Medicana International İstanbul Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Güven Tidim, "Prostat kanseri erken evrelerinde genellikle belirti vermez. Bu durum, hastalığın sinsi bir şekilde ilerlemesine ve teşhisin gecikmesine neden olabilir. Bazı durumlarda, sık idrara çıkma (özellikle gece), idrar yaparken zorlanma veya ağrı, idrarda kan görülmesi, idrar akışında zayıflama veya kesilme gibi belirtiler gözlenebilir. Bel, kalça veya uylukta sürekli ağrı da bu belirtiler arasında yer alabilir. Bu belirtiler yalnızca prostat kanserine özgü olmayabilir; iyi huylu prostat büyümesi (BPH) veya enfeksiyonlar da benzer şikâyetlere yol açabilir. Ayırıcı tanının yapılabilmesi için mutlaka bir üroloğa başvurulmalıdır" dedi. 40 yaş ve üzeri erkekler için yılda bir kez üroloji muayenesi şart Her erkeğin 40 yaşından itibaren yılda en az bir kez ürolojik muayeneden geçmesi gerektiğini belirten Op. Dr. Güven Tidim, "Özellikle ailesinde prostat kanseri öyküsü olan bireyler için bu kontroller daha büyük bir önem taşır. Erken teşhisin avantajları arasında tedavi başarı oranının yüksek olması, daha az agresif tedavi yöntemleriyle sonuç alınabilmesi, yaşam kalitesinin korunması ve hastalığın yayılmadan önce kontrol altına alınabilmesi yer alır" şeklinde konuştu. "Prostat kanseri tehlikesine karşı bu testleri yaptırın" Ürolojik kontrollerde yapılan bazı testlerin, prostat kanserinin erken teşhisinde önemli rol oynadığını vurgulayan Op. Dr. Güven Tidim; "PSA (Prostat Spesifik Antijen) testi, kandaki PSA seviyesinin ölçülmesiyle prostatta bir sorun olup olmadığı hakkında bilgi verir. Yüksek PSA seviyesi, kanser dâhil birçok durumu gösterebilir. DRE (Dijital Rektal Muayene) ile doktor, parmakla prostatın büyüklüğünü ve yapısını kontrol eder. PSA yüksekliği ve DRE’de şüpheli bulgular bulunan hastalarda ise Multiparametrik Prostat MR kullanılabilir. Şüpheli durumlarda kesin tanı için prostat biyopsisi yapılır; bu transrektal veya transperineal biyopsi ile doku örneği almayı içerir" ifadelerini kullandı. "Bu kontrolleri ihmal ederseniz prostat kanseri ileri evrelere ulaşabilir" Prostat kanserinin erken evrede yakalandığında tedavi şansının olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Güven Tidim, "Hastalık genellikle sessiz bir şekilde ilerlediği için belirtiler ortaya çıktığında genellikle daha ileri evrelerde olabilir. Bu nedenle 40 yaş ve üzerindeki erkeklerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa bile düzenli üroloji kontrolleri yaptırmaları büyük önem taşır. Unutmayın, erken teşhis hayat kurtarır. Sağlığınızı ertelemeyin, düzenli üroloji kontrollerinizi ihmal etmeyin" şeklinde konuştu.
"Tatil dönüşü sendromu depresyona sürükleyebilir"
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:31 "Tatil dönüşü sendromu depresyona sürükleyebilir" Tatil dönüşü sendromunun birçok bireyde görülebileceğine dikkat çeken Psikolog Fatmanur Taşkın, "Tatil dönüşü sendromu, bireylerin tatilden sonra günlük yaşamlarına, özellikle de iş ve okul rutinlerine yeniden adapte olmakta zorlanmalarıyla ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Tatilde edinilen rahatlama, keyif ve özgürlük duygusu; dönüşte iş yoğunluğu, sorumluluklar ve zaman baskısıyla yer değiştirdiğinde bu sendrom kendini gösterebilir. Özellikle uzun tatillerden sonra, tatilin günlük alışkanlıkları bozması ve kişinin normal temposundan uzaklaşması bu durumu tetikler" dedi. İstinye Üniversite Hastanesi Liv Hospital Bahçeşehir’den Psikolog Fatmanur Taşkın, tatil dönüşü sendromu hakkında açıklamalarda bulundu. Tatil dönüşü sendromunun ne olduğu hakkında bilgi veren Psk. Taşkın, "Tatil dönüşü sendromu, bireylerin tatilden sonra günlük yaşamlarına, özellikle de iş ve okul rutinlerine yeniden adapte olmakta zorlanmalarıyla ortaya çıkan psikolojik bir durumdur. Tatilde edinilen rahatlama, keyif ve özgürlük duygusu; dönüşte iş yoğunluğu, sorumluluklar ve zaman baskısıyla yer değiştirdiğinde bu sendrom kendini gösterebilir. Özellikle uzun tatillerden sonra, tatilin günlük alışkanlıkları bozması ve kişinin normal temposundan uzaklaşması bu durumu tetikler" diye konuştu. "Dönüşte iş stresi ve trafik depresif duyguları tetikliyor" Tatilin, kişiye zihinsel ve bedensel bir yenilenme alanı sunduğunu söyleyen Psk. Taşkın, "Günlük stres faktörlerinin azalması, doğayla temas, uyku düzeninin rahatlaması, sosyal paylaşımlar ve keyif verici aktiviteler serotonin ve dopamin gibi mutluluk hormonlarını artırır. Dönüşte, bu olumlu uyarıcıların yerini iş stresi, trafik, yoğun tempo ve zaman baskısı aldığında beyinde ani bir geçiş yaşanır. Bu da huzursuzluk, isteksizlik, motivasyon kaybı ve hafif depresif duygulanım olarak kendini gösterebilir" şeklinde konuştu. "Fiziksel belirtiler de görülebilir" Tatil dönüşü sendromunun fiziksel belirtilerinin de olduğuna dikkat çeken Psk. Taşkın, "Psikolojik belirtilere ek olarak fiziksel belirtiler de görülebilir. Bunlar arasında sürekli yorgunluk hissi, uykuya dalmada güçlük veya aşırı uyuma, iştah artışı veya azalışı, kas gerginliği, baş ağrıları ve sindirim sistemi düzensizlikleri sayılabilir. Bu fiziksel tepkiler aslında zihinsel uyum güçlüğünün bedene yansımasıdır" açıklamasında bulundu. "Bazı kişiler daha fazla hissedebilir" Sendromun herkeste aynı şiddette yaşanmadığını söyleyen Psk. Taşkın, "Kişinin yaşam biçimi, stres toleransı, iş doyumu ve kişisel özellikleri bu süreçte belirleyicidir. Örneğin, işinden memnun olmayan veya yoğun stres altında çalışan kişilerde daha şiddetli belirtiler ortaya çıkabilir. Genç yaş grubunda adaptasyon daha kolayken, yoğun sorumluluk taşıyan yetişkinlerde daha ağır yaşanabilir. Ayrıca genel ruhsal dayanıklılık, uyku düzeni ve stres yönetme becerileri de fark oluşturur" dedi. "Bireyde motivasyon kaybı görülebilir" Tatil sonrası ruh sağlığının birey üzerindeki etkilerine değinen Psk. Taşkın, şu bilgileri paylaştı: "Tatil sonrası iş hayatına dönüş, bireyde motivasyon kaybı, odaklanma zorluğu, üretkenlikte düşüş ve sabırsızlık gibi etkiler doğurabilir. Aynı zamanda iş yükü birikmişse bu durum kaygı ve stres seviyesini artırır. Ancak doğru bir uyum süreci yönetildiğinde, tatilin sağladığı dinlenme ve yenilenme aslında uzun vadede ruh sağlığına olumlu katkı sağlayabilir." "Belirtiler 2 haftadan uzun sürerse uzman desteği alınmalı" Tatil dönüşü sendromunun ne zaman ciddiye alınması gerektiğini anlatan Psk. Taşkın, "Genellikle birkaç gün veya en fazla bir hafta içinde hafifleyerek kaybolur. Ancak belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, gündelik işlevsellik belirgin şekilde bozulmuşsa, sürekli isteksizlik, yoğun kaygı, uyku bozukluğu veya depresif duygu durum devam ediyorsa profesyonel destek almak gerekir. Çünkü bu durumda tablo yalnızca tatil dönüşü sendromu değil, altta yatan bir depresyon veya anksiyete bozukluğunun göstergesi olabilir" ifadelerini kullandı. "Uyku düzeni ve beslenmeye özen gösterilmeli" Uyku düzeni ve beslenmeye özen gösterilmesinin altını çizen Psk. Taşkın, şunları söyledi: "Uyku ve beslenme, zihinsel dengenin temel taşlarıdır. Tatil döneminde düzensizleşen uyku saatleri ve farklı beslenme alışkanlıkları dönüşte adaptasyonu zorlaştırabilir. Yetersiz uyku, duygu durum dalgalanmalarını artırırken; dengesiz beslenme enerji düşüklüğüne ve motivasyon kaybına yol açabilir. Bu nedenle tatil sonrası düzenli uyku saatlerine dönmek ve sağlıklı beslenmeye özen göstermek ruh hâlini dengelemeye yardımcı olur." "Tatil dönüşü sendromundan kurtulmak için öneriler" Tatil sonrası kişilerin ruh sağlığını korumak için önerilerde bulunan Psk. Taşkın, "Tatil dönüşünü iş başlangıcından hemen önce değil, birkaç gün önceden planlamak uyumu kolaylaştırır. Uyku ve beslenme düzenini yavaş yavaş normale döndürmek gerekir. İşe dönüşte bir anda yoğun tempoya girmek yerine öncelikleri belirleyip adım adım ilerlemek faydalıdır. Gün içine küçük keyif alanları eklemek (kahve molası, kısa yürüyüşler, hobi zamanı) ruh hâlini dengeler. Tatil anılarını hatırlatacak fotoğraflar, küçük objeler veya rutin dışı keyifler motivasyonu artırabilir. Düzenli egzersiz yapmak ve açık havada vakit geçirmek de bedensel-ruhsal uyum sürecini destekler" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.
Prof. Dr. Tevfik Özlü: "Okullar ’enfeksiyon fidesi’ olabilir"
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:30 Prof. Dr. Tevfik Özlü: "Okullar ’enfeksiyon fidesi’ olabilir" Sonbahar mevsiminin başlamasıyla birlikte solunum yolu enfeksiyonlarında artış bekleniyor. Medical Park Karadeniz Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, özellikle okulların açılmasıyla birlikte çocuklar arasında enfeksiyon hastalıkların hızla yayılabileceğine dikkat çekti. Özlü "Özellikle okul ortamlarında, çocukların sınıflarda bir arada ve kapalı alanlarda vakit geçirmesi nedeniyle, enfekte bir çocuğun hastalığı diğer çocuklara bulaştırması çok kolay olmaktadır. Bu açıdan okullar, bu tür enfeksiyonlar için adeta bir ’fideliğe’ dönüşmektedir" dedi. Solunum yolu enfeksiyonlarının kişiden kişiye çok kolay bulaşabildiğine dikkat çeken Özlü, "Solunum yolu enfeksiyonları, kişiden kişiye kolayca bulaşabilen hastalıklardır. Özellikle okul ortamlarında, çocukların sınıflarda bir arada ve kapalı alanlarda vakit geçirmesi nedeniyle, enfekte bir çocuğun hastalığı diğer çocuklara bulaştırması çok kolay olmaktadır. Bu açıdan okullar, bu tür enfeksiyonlar için adeta bir ’fideliğe’ dönüşmektedir. Okuldan eve, oradan da topluma, yani anne babalara ve diğer aile bireylerine hastalık taşınabilmektedir. Bazı hastalıklar mevsimsel döngüye bağlı olarak ortaya çıkar, bazıları ise yılın her döneminde görülebilir. Şu anda yaz mevsimi sona ermiş ve sonbahar mevsimine girmiş bulunuyoruz. Bu dönemde solunum yolu enfeksiyonlarının sıklığında bir artış beklenir. Özellikle okulların açılmasıyla birlikte, başta kreşler, anaokulları ve ilkokullar olmak üzere çeşitli kademelerde salgınlar görülebilir. Bu nedenle hem çocukların hem de ebeveynlerin çok dikkatli olması büyük önem taşımaktadır. Bu tür enfeksiyonlara yakalanmış, ateşi olan, öksüren, hapşıran veya burnu akan çocukların okula gönderilmemesi gerekir. En etkili önlem budur. Çünkü hastalıklı bir çocuğun okula gönderilmesi durumunda, bu çocuk hastalığı hızla başkalarına bulaştırabilir ve sonuçta bir hasta on hastaya dönüşebilir. Oysa bu çocuk, hastalık belirtileri tamamen geçene kadar üç ya da beş gün gibi evde izole edilirse, hem topluma hem de okul arkadaşlarına bulaşma riski ortadan kaldırılmış olur. Bu, alınabilecek en etkili önlemdir. Eğer çocuğun mutlaka okula gitmesi gerekiyorsa, maske kullanması önerilir. Özellikle hasta kişilerin maske takması çok önemlidir. Ancak küçük çocuklarda maske kullanımına uyum sağlamak oldukça zordur. Bu nedenle, özellikle küçük yaştaki çocuklar için okula gitmemek daha doğru bir tercihtir. Bunun dışında alınabilecek genel önlemler de mevcuttur. Okul sınıflarının sık sık havalandırılması, hijyen kurallarına uyulması, özellikle çocukların temas ettiği kapı kolları, sıralar, oturdukları sandalyeler, tuvaletler, lavabolar ve diğer ortak kullanılan yüzeylerin düzenli ve sık sık temizlenmesi, enfeksiyonların yayılmasını azaltmada önemli rol oynar" dedi. "İklim değişikliği hastalıkları etkiliyor" Mevsimsel geçişler ve ani hava değişimleri de sağlık üzerinde etkili olduğunu kaydeden Özlü, "Sıcak havalardan serin havalara geçiş dönemleri ve ani iklim değişiklikleri bazı hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Özellikle ani soğumalar ve yağışlar, gerekli önlemler alınmazsa, bireylerde çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir. Üst solunum yolu enfeksiyonları bu dönemde daha sık görülür. Çünkü soğuk havalarda insanlar kapalı ortamlarda daha fazla vakit geçirir, aynı ortamda ısınmak için bir araya gelirler (örneğin soba veya kaloriferle ısıtılan odalarda), bu da hastalığın bulaşmasını kolaylaştırır" diye konuştu. "Virüsler artık yaz aylarında da aktif" Son yıllarda mevsimsel döngünün bozulduğunu ifade eden Özlü, "Şu anda da toplumda dolaşımda olan çeşitli virüsler mevcuttur. Yaz döneminde de viral enfeksiyonlara rastlamaya devam ettik. Aslında mevsimsel döngü son yıllarda bir ölçüde bozulmuş durumda. Eskiden bu tür solunum yolu enfeksiyonlarını daha çok ekim, kasım, aralık, ocak ve şubat aylarında görürdük. Mayıstan itibaren yaz aylarında bu hastalıklar azalırdı. Ancak artık bu döngü değişti. Son yıllarda yaz aylarında da rinovirüs, RSV (Respiratuar Sinsisyal Virüs) ve COVID-19 gibi enfeksiyonlara rastlıyoruz. Viral enfeksiyonlar artık yaz mevsiminde de görülür hale geldi. Ancak sonbahar ve kış aylarında bu enfeksiyonların yoğunluğu daha da artacaktır. Şu an itibarıyla da gözlemlerimize göre, bu viral enfeksiyonlar toplumda yayılmaya devam etmektedir" şeklinde konuştu.
Diyarbakır’da bir ilk: Doğu Dermatoloji Günleri düzenlenecek
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:22 Diyarbakır’da bir ilk: Doğu Dermatoloji Günleri düzenlenecek Doğu Dermatoloji ve Kozmetoloji Derneğince Diyarbakır’da 8-12 Ekim arasında 1. Doğu Dermatoloji Günleri etkinliği düzenleyecek. Tamamen dermatologlara yönelik planlanan kongrede, dermatolojinin cerrahi, kozmetik ve akademik alanları ele alınacak. Programda sedef ve egzama hastalıklarından saç dökülmesi ve leke tedavilerine, cilt kanseri cerrahisinden kozmetik uygulamalara kadar birçok başlık yer alacak. Etkinlik kapsamında ayrıca uygulamalı cerrahi ve kozmetik kursları düzenlenecek. Küçük deri kanserlerinin cerrahisi, biyopsi teknikleri, tırnak cerrahisi gibi girişimsel işlemlerin yanı sıra, kozmetik dermatolojiye dair güncel uygulamalar da ele alınacak. Kongreye katılacak dermatologlar, bilimsel programın yanı sıra Diyarbakır’ın tarihi ve kültürel değerlerini de tanıma imkanı bulacak. Doğu Dermatoloji Ve Kozmetoloji Derneği Başkanı Doç. Dr. Hamza Aktaş, dernek olarak 8-12 Ekim 2025’te Diyarbakır’da 1’inci Doğu Dermatoloji Günlerini yapacaklarını söyledi. Aktaş, "Kongre tamamen dermatologlara yönelik olacak. Dermatolojinin birçok alanını ilgilendiren bir toplantı olacak, cerrahi, kozmetik ve akademik alanları kapsayan dolu dolu bir kongre olacağına inanıyoruz. Bu anlamda hazırlıklarımızı olanca hızıyla sürdürüyoruz. Misafirlerimizi en iyi şekilde ağırlamaya çalışacağız. Kongrenin Diyarbakır’da yapılmasının önemli bir anlamı daha var. Diyarbakır, tarihi ve kültürel açıdan Türkiye’de merkezi rol oynayan illerimizden biridir. Kongreye katılacak meslektaşlarımız hem akademiye, bilgiye ve bilime doymuş olacak, hem de fırsat buldukça tarihi ve kültürel yapıları ziyaret ederek tarihe ve kültüre de doymuş olacaklar. Bu anlamda bütün meslektaşlarımızı dört gözle beklediğimizi söyleyebiliriz" dedi. Kongrede dermatolojiyi ilgilendiren hastalıkların hemen hepsiyle ilgili, alanında uzman hocalarımız en güncel gelişmeleri aktaracaklarını dile getiren Aktaş, şu ifadeleri kullandı: ’’Sedef hastalığından egzama hastalıklarına, saç dökülmelerinden leke tedavilerine kadar birçok konu ele alınacak. Bunun yanında dermatolojinin en önemli alanlarından biri de cerrahi kısmıdır. Dermatologların bu alana çok fazla ilgi göstermediği düşünülebilir ancak temel alanlarımızdan biri dermatolojik cerrahidir. Küçük deri kanserlerinin cerrahisinden, eksizyon ve biyopsilere, tırnakla ilgili cerrahi girişimlere kadar birçok uygulama yapılmaktadır. Bu konularla ilgili de kurslarımız olacak. Dermatolojinin bir diğer önemli alanı ise kozmetik kısmıdır. Son dönemde merdiven altı uygulamalar yüzünden çok fazla komplikasyon ve hasta mağduriyeti yaşanmaktadır. Bu kongre, bu anlamda duyarlılığın artmasına da katkı sağlayacaktır. Kozmetik uygulamaların uzmanlar tarafından yapılması gerekir ve bu uzmanların başında dermatologlar gelmektedir. Kongremizde kozmetiğe yönelik kurslar da düzenlenecek. Bu kurslara katılan meslektaşlarımız, kendilerini geliştirme fırsatı bulacak. Alanında uzman ve yetkin hocaların güncel gelişmeleri paylaştığı, bilgi alışverişinde bulunduğu çok güzel bir toplantı olacağına inanıyoruz."
Kırtasiye masrafından kısarken çocuğunuzun sağlığını riske atmayın
10 Eylül 2025 Çarşamba - 09:10 Kırtasiye masrafından kısarken çocuğunuzun sağlığını riske atmayın Kırtasiye alış verişi ile ilgili velilere uyarıda bulunan Medicana Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur, uluslararası onayı bulunmayan, kalite kontrolsüz ve sırf daha ucuz olduğu için tercih edilen ürünlerin kesinlikle alınmaması gerektiğini söyledi. Yendur, "Kırtasiye ürünlerinin markasına, üretim standartlarına ve güvenlik belgelerine mutlaka dikkat edilmeli fiyat en son kriter olmalı" mesajını verdi. Yeni eğitim öğretim döneminin başlamasıyla birlikte, öğrenci ve velileri de okul hazırlığı telaşı sarıyor. Çantası, defteri, kitabı, kalemi derken liste uzayıp gidiyor. Hal böyle olunca veliler de alışverişe öncelikli ihtiyaca, sonrasında da ihtiyaç kaleminin fiyatına bakıyor. Ancak bu rutin içinde gözden kaçan en önemli detay, alınan kırtasiye malzemelerinin çocuk sağlığı açısından güvenilir olup olmadığı oluyor. Bu noktada velilere uyarılarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Özge Yendur, çocukların en çok kullandığı silgi, kalem gibi plastik kırtasiye ürünlerinde bilinmeyen markaların tercih edilmemesi gerektiğini dile getirdi. Uzm. Dr. Özge Yendur, "Sağlık Bakanlığı tarafından denetimi yapılmış olan kırtasiyelerden alınmasını özellikle öneriyoruz. Kırtasiye malzemelerinin üretimi ve denetlenmesinin yanı sıra Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ve Conformité Européenné (CE) yani Avrupa’ya uyum damgalarının olup olmasına dikkat etmek gerekiyor. Kırtasiye ürünlerinde barkodlu olanlar tercih edilmeli. Markasız, renkli, kalitesiz olup daha ucuz olan ürünler tercih edilmemeli. Ürünlerin markasına ve standartlara uygun olup olmadığına dikkat edilmeli" dedi. Suya dayanıklı olmayanlar tercih edilmeli Kırtasiye malzemesi seçerken TSE ve CE etiketlerinin yanında özelliklerine de dikkat etmek gerektiğini dile getiren Uzm. Dr. Özge Yendur, seçilen ürünün kimyasal içermemesine ve üretiminde toksik madde kullanılmamış olmasına bakılması gerektiğini vurguladı. Uzm. Dr. Özge Yendur, şu ifadeleri kullandı: "Özellikle suya dayanıklı olmayanların tercih edilmesini tavsiye ediyoruz. Suya dayanıklı kalem, boya veya mürekkepler genellikle ftalatlar, formaldehit türevleri, ağır metaller veya solvent bazlı kimyasallar içerir. Bu maddeler ürünün silinmemesini, kalıcı olmasını ve suya karşı dirençli olmasını sağlar. Ancak aynı maddeler toksik olabilir ve çocukların cildine temas ettiğinde ya da ağız yoluyla alındığında sağlığı olumsuz etkileyebilir. Çocuk sağlığı açısından önerilen ürünler genellikle suda çözünebilen (water-based) yani su bazlı ürünlerdir. Bunlar kolay silinir, toksik madde içermez ve kazara temas durumunda daha güvenlidir" açıklamasında bulundu. Yapıştırıcıdan ataca sırayla dikkat edilmesi gerekenler Kırtasiye alışverişinde dikkat edilmesi gereken diğer konuları da Uzm. Dr. Özge Yendur, şu şekilde özetledi: "Öte yandan ahşap kalemlerin kullanılması ideal. Defter ve kağıtlarda geri dönüşümü ve çevre dostu olanların ve FSC sertifikalı yani ormanların sürdürülebilir bir şekilde yönetildiğini gösteren ürünlerin tercih edilmesi önem taşıyor. Doğal pigmentler veya bitkisel bazlı boyalar gibi çevre dostu seçenekler tercih edilecekler arasında yer alıyor. Yapıştırıcı gibi kırtasiye malzemelerinde ise kimyasal içerikler, toksik olmayan bilinen markalar özellikle çocukların üzerinden kolayca silinebilen temizlenebilen yapıştırıcılar tercih edilmesi önem taşıyor. Bunlarda da yine standartlarının ve barkodunun kontrol edilmesi gerekiyor. Keskin uçlu makaslar yerine yuvarlatılmış uçlu makaslar tercih edilmeli. Bıçaklı makasları kullanmaktan kaçınılmalı. Ataçlar ve raptiyelerin paslanmaz çelik olması gerekiyor. Nikel içermeyen malzemelerin tercih edilmesi önem taşıyor. Aksi halde çocukların derisine temas etmesi durumunda alerjik reaksiyona neden olabilir. Diğer bütün kırtasiye malzemelerinde çocukların sürekli kullandığı bir malzeme olsun veya olmasın yanında durduğu için cilde temas edebilir. Cilt reaksiyonlarına çocukların kullandığı bütün malzemelerde alerjik olmaması, deri kontakt dermatite yol açmayan toksik madde ve alerjen içermeyen ürünler olmasına özen gösterilmesi gerekiyor." BPA, hormon etkisi yaratıyor Özel olarak plastik ürünlerin bazılarında kullanılan Bisphenol A (BPA) adlı gıda koruyucu madde konusunda uyarıda bulunan Uzm. Dr. Özge Yendur, "Bu madde östrojen benzeri de bir madde içeriyor. Bu da plastiklerin içerisinde kullanılıyor. Plastiklerin iç tarafını kaplamak amacıyla gıdayı da muhafaza etmek için kullanılıyor. Bu madde özellikle östrojen benzeri bir hormon etkisi gösterdiği için kısa ve uzun süreli yan etkileri var ve kanserojen maddelerin başında geliyor. Özellikle buna da dikkat edilmesi gerekiyor" dedi. Uzm. Dr. Özge Yendur Sezer, çanta seçiminde de çocuğun vücut ağırlığının yüzde 10’unu geçmemesi gerektiğini dile getirerek, "Çantanın ağırlığı omuzlara eşit dağılmalı. Yastıklı, iki tarafı ayarlanabilir omuzları kalın askılı çantalar tercih edilmeli. Mümkünse belden 5 cm üzerinde başlaması gerekiyor askıların. Önden de saran bir bant kemer şeklinde olabilir. Sırt pedi olanlar daha fazla konfor sağlıyor. Bölmeli olması ve ağırlığı eşit dağıtması yük bindirmemesi açısından önem taşıyor" uyarısında bulundu.
Tunceli’de "Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek" programı devam ediyor
09 Eylül 2025 Salı - 19:26 Tunceli’de "Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek" programı devam ediyor Sağlık Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen "Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek" programının ikincisi Sarı Saltuk İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirildi. Tunceli’de Sağlık Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen "Sağlıklı Çocuk Sağlıklı Gelecek" programı kapsamında etkinlikler sürüyor. Programın ikincisi Sarı Saltuk İlköğretim Okulu’nda gerçekleştirildi. Etkinlikte çocuklara sağlıklı beslenme, hijyen, hareketli yaşam, ilk yardım müdahaleleri ve sağlık okuryazarlığı konularında bilgilendirmeler yapıldı. Öğrencilere yönelik eğlenceli etkinlikler ve uygulamalı eğitimlerle sağlıklı yaşam alışkanlıklarının küçük yaşta kazandırılması hedeflendi. Ayrıca, öğrencilerin bu alışkanlıkları birer "Sağlık Elçisi" olarak arkadaşlarına, ailelerine ve çevrelerine aktarmaları gerektiği vurgulandı. Uzman sağlık ekipleri tarafından hazırlanan bilgilendirici sunumlar büyük ilgi görürken, Millî Eğitim Bakanlığı AKUT gönüllüsü öğretmenler de ilk yardım uygulamaları ve kurtarıcı ekipman tanıtımı yaptı. Programda çocukların günlük yaşamlarında uygulayabilecekleri basit ama etkili sağlık önerileri de paylaşıldı. Programa Tunceli İl Sağlık Müdürü Dr. Muhammed Duran, Tunceli İl Milli Eğitim Müdürü Bahameddin Karaköse, alanında uzman doktorlar, öğretmenler, çok sayıda öğrenci ve veliler katıldı.
‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ projesinin 2. durağı Ankara
09 Eylül 2025 Salı - 18:31 ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ projesinin 2. durağı Ankara Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ve Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından uygulanan ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ projesinin 2’nci durağı Ankara oldu. Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ve Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğiyle, Halk Sağlığı Haftası kapsamında ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ projesinin 2’nci saha uygulaması Çankaya Hamdullah Suphi İlkokulu’nda gerçekleştirildi. Düzenlenen etkinliğe; Çankaya Kaymakamı Murat Duru, Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Niyazi Kurtcebe ve Ankara İl Milli Eğitim Müdürü Murat Küçükali katıldı. Açılışta konuşan İl Sağlık Müdürü Kurtcebe, projenin önemine dikkat çekerek, "Bugün aslında bizim burada bulunma amacımız sizlerin ileride gelecekte sağlıklı bir toplum oluşturma adına burada sağlık bilincini oluşturmak ve bunları sizlere öğretebilmek" dedi. "Çocuklarımıza kendi kişisel sağlıklarını nasıl koruyacaklarını anlatacağız" Okul bahçesine kurulan istasyonlarda öğrencilere verilecek eğitimin kapsamını açıklayan Kurtcebe, "Burada 7 farklı istasyon var. Bunlar; sağlıklı beslenme istasyonu, fiziksel aktivite istasyonu, ağız ve diş sağlığı istasyonu, kişisel hijyen ve bulaşıcı hastalıklardan korunma istasyonu, aile hekimimi tanıyorum istasyonu, 112 acil sağlık hizmetleri ve UMKE istasyonudur. Bu istasyonları çocuklarımıza tanıtarak sağlık hizmetlerinin nasıl verildiğini ve kendi kişisel sağlıklarını nasıl koruyacaklarını anlatacağız. Bu anlatılan bilgiler bu edinilen yeni bilgiler deneyimler çocuklarımız tarafından ailelerine iletilecek. Böylece toplumu da eğitmiş olacağız. Özellikle burada çocuklarımızdan, öğrencilerimizden sağlıkta saha elçileri olmasını istiyoruz. Biz küçüklerimizi minik sağlık elçileri olarak sahada görevlendireceğiz. Bizim adımıza sağlıkla ilgili gördükleri riskleri sahada tespit edecekler ve gerekli uyarıları yapacaklar" açıklamalarında bulundu. "Büyüklerinize sigarayı bıraktırmaya söz veriyor musunuz?" İl Sağlık Müdürü Ali Niyazi Kurtcebe, konuşmasının ardından çocuklara seslenerek onları sağlıklı yaşamın bekçileri olmaya davet etti. Bunun yanı sıra Kurtcebe, çocuklara bir soru yöneltti. Çocuklara, ailelerinde sigara içen olup olmadığını soran Kurtcebe, çocuklardan ‘evet’ cevabını aldıktan sonra, ‘bu kadar yüksek ses çıkması iyi değil’ dedi. Açılış konuşmalarının ardından Çankaya Hamdullah Suphi İlkokulu Çocuk Halk Oyunları Ekibi bir gösteri sundu. Etkinlikte verilen eğitimleri başarıyla tamamlayan öğrencilere ‘Sağlık Elçisi Belgesi’ takdim edildi. Belgeleri, Ankara İl Sağlık Müdürü Ali Niyazi Kurtcebe, Ankara İl Milli Eğitim Müdürü Murat Küçükali ve Çankaya Kaymakamı Murat Duru verdi.