Son Dakika
|
Pitbull saldırısına uğrayan Onur Akay o anları anlattı: "Ölümden döndüm"
Galatasaray ile Fenerbahçe 406. randevuda
Bakanlık harekete geçti! 638 faili meçhul dosya yeniden incelemede
AVM’de dehşet: 3 yaşındaki çocuk parmağını kaybetti
Beyaz Saray, ABD'li heyetin yarın Pakistan'da İran tarafıyla görüşeceğini teyit etti
Erdoğan: "İmalatçı ihracatçılarımızda vergiyi yüzde 9’a indiriyoruz"
26 yıl hapis cezası bulunan kadın, gizli bölmede yakalandı
Spiker Ela Rümeysa Cebeci, ‘ev hapsi’ şartıyla tahliye edildi
Netanyahu, prostat kanseri tedavisi gördüğünü açıkladı
Michael Eneramo hayatını kaybetti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Ankara’da feci kaza: Kamyonun ezdiği 4 yaşındaki çocuk kurtarılamadı
Galatasaray’da derbide hedef galibiyet
Fenerbahçe’de tek hedef; derbi galibiyetiyle yarışa tutunmak
Arakçi, Pakistan Genelkurmay Başkanı Munir ile görüştü
Saldırının yaşandığı okul önünde Kur’an-ı Kerim okuyup gözyaşı döktü
Antalya’da patates üretim tesisinde yangın
ABD, Doğu Pasifik’te uyuşturucu taşıyan bir tekneyi daha vurdu: 2 ölü
SAĞLIK
Iğdır’da süt ve süt ürünlerine sıkı denetim
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:02:06
İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, halkın güvenilir gıdaya ulaşması için süt ve süt ürünlerine yönelik denetimlerini artırdı. Iğdır İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, süt ve süt ürünlerine yönelik denetimlerini artırarak halk sağlığını korumaya yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı talimatıyla başlatılan "Süt ve Süt Ürünlerine Yönelik Resmi Kontroller" kapsamında denetimler ve numune alma işlemleri ülke genelinde eş zamanlı olarak yürütülüyor. Bu kapsamda Iğdır’da da ekipler sahadaki çalışmalarına aralıksız devam ediyor. Gıda kontrol ekipleri tarafından yapılan denetimlerde; hastaneler, okul kantinleri, öğrenci yurtları, şarküteriler ve yerel marketler mercek altına alınıyor. Bu noktalardan alınan numuneler analiz için laboratuvara gönderilirken, ürünlerin muhafaza sıcaklıkları, saklama şartları ve işletmelerin hijyen standartları titizlikle inceleniyor. Yetkililer, denetimlerin düzenli olarak devam edeceğini belirterek vatandaşların güvenilir gıdaya ulaşmasının öncelikleri olduğunu vurguladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 14:54
Düzce’de üreme sağlığı eğitimi verildi
DÜZCE (İHA) – Düzce’de 2026 yılı ikinci grup üreme ve cinsel sağlık modüler eğitimi gerçekleştirildi. Sağlık alanında farkındalık oluşturmak ve hizmet kalitesini artırmak amacıyla düzenlenen eğitim programı, ilgili sağlık personelinin katılımıyla tamamlandı. Sağlık ekipleri eğitim süresince katılımcılara üreme sağlığı, cinsel sağlık, koruyucu sağlık hizmetleri ve danışmanlık süreçlerine ilişkin kapsamlı bilgiler aktardı. Alanında uzman eğitmenler tarafından verilen eğitimlerde, güncel yaklaşımlar ve uygulamalar detaylı şekilde ele alındı. Programın sonunda katılımcıların görüş ve değerlendirmeleri alınarak eğitim sürecine ilişkin geri bildirimler toplandı. Değerlendirme süreci, Sağlıklı Hayat Merkezi sorumlu hekimi Uzm. Dr. Sultan İlay Tunçez ile USEM eğitimcileri tarafından yürütüldü.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 14:18
Söke’de sıtma hastalığında erken teşhisin önemine dikkat çekildi
Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi’nde 25 Nisan Dünya Sıtma Günü kapsamında kurulan bilgilendirme standında vatandaşlara sıtmanın bulaşma yolları, korunma yöntemleri ve erken tanının önemi anlatıldı. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi, 25 Nisan Dünya Sıtma Günü kapsamında vatandaşların bilgilendirilmesi ve farkındalık oluşturulması amacıyla bilgilendirme standı açtı. Hastane girişinde kurulan stantta vatandaşlara sıtma hastalığının bulaşma yolları, korunma yöntemleri, erken tanının önemi ve seyahat sağlığı konularında bilgilendirme yapıldı. Sağlık personelleri, özellikle hastalığın önlenebilir bir enfeksiyon olduğuna dikkat çekerek korunma yollarını vatandaşlara aktardı. Etkinlik boyunca çok sayıda vatandaşın standı ziyaret ederek konu hakkında bilgi aldığı öğrenildi. Hastane yetkilileri, toplum sağlığını korumaya yönelik bilgilendirme ve farkındalık çalışmalarının kararlılıkla sürdürüleceğini ifade etti.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 11:43
Diz ağrısını hafife almayın: Sinsi tehlike menisküs kök yırtıkları
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Alper Öztürk, diz ağrısının ardında sinsi bir tehlikenin gizlenebileceğini vurgulayarak, "Menisküs kök yırtıklarına zamanında yapılan doğru müdahale, diz ekleminin doğal yapısını korumanın en etkili yoludur" dedi. Güven Çayyolu Tıp Merkezi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Alper Öztürk, ortopedi polikliniklerine orta yaşlı hastaların en sık başvuru nedenlerinden birinin dizi sonuna kadar bükememe ve hareket sırasında belirginleşen ağrı olduğunu belirtti. Öztürk, "Çoğu zaman basit bir incinme olarak değerlendirilen bu tablo, aslında dizin geleceğini doğrudan etkileyebilecek sinsi bir tehlikenin habercisi olabilir, yani menisküs kök yırtıklarının" diye konuştu. Doç. Dr. Öztürk, menisküslerin diz eklemi içinde yükü dağıtan birer amortisör işlevi gördüğünü belirterek kök yırtığının bu yapının kemiğe tutunduğu ana bağlantı noktasının kopması anlamına geldiğini açıkladı. Öztürk, "Bu bağ koptuğunda menisküs yerinden kayar ve işlevini kaybeder. Diz eklemi korumasız kalır, kıkırdaklar artan yük altında hızla aşınmaya başlar" ifadelerini kullandı. Bu tablonun en sık 40-60 yaş aralığında, dizlerine fazla yük binen ve hafif kilolu bireylerde ortaya çıktığını ifade eden Öztürk, kadın hastalarda daha sık rastlandığını da vurguladı. Öztürk, "Gençlerdeki gibi büyük travmalar gerekmez; çömelmek, merdiven inmek ya da yerden kalkmak gibi günlük hareketler bile yıpranmış menisküs kökünün kopmasına neden olabilir" açıklamasında bulundu. Hastaların genellikle dizin arka kısmına yayılan ani ve keskin bir ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığı tarif ettiğini belirten Öztürk, özellikle dizin tam büküldüğü pozisyonlarda ağrının belirgin şekilde arttığını söyledi. Öztürk, bu yırtıkların en önemli özelliğinin kendiliğinden iyileşmemesi olduğunu vurgulayarak, "Tedavi edilmediğinde dizde hızlı ve geri dönüşü olmayan kıkırdak hasarı gelişir. Süreç ilerledikçe kireçlenme kaçınılmaz hale gelebilir, bu da ilerleyen dönemde diz protezi ameliyatını gündeme getirebilir" şeklinde konuştu. Güncel tıbbi yaklaşımların özellikle orta yaş grubunda en koruyucu seçeneğin menisküsün tamir edilmesi olduğunu gösterdiğini hatırlatan Öztürk, "Kopan menisküs kökü, özel cerrahi tekniklerle yeniden kemiğe sabitlendiğinde dizin yük dağılımı ve biyomekaniği büyük ölçüde eski haline döner. Başarılı bir tamir, ileride protez ihtiyacını önemli ölçüde azaltabilir, hatta tamamen ortadan kaldırabilir" dedi. Öztürk, 40-60 yaş aralığında olup merdiven inip çıkarken, çömelirken ya da ani bir hareket sırasında dizden ses geldikten sonra ağrı ve şişlik gelişen kişilerin bu durumu hafife almaması gerektiğini aktararak "Gecikmeden bir ortopedi uzmanına başvurmak, erken teşhis ve doğru tedavi için kritik öneme sahiptir" ifadelerine yer verdi.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 09:23
Diş ağrısı şikayetiyle gitti 25 dişinden oldu
2
24 Nisan 2026 Cuma- 11:16
Samsun’un kalbi yerli teknolojiyle koruma altında: 3 noktada hizmete girdi
3
23 Nisan 2026 Perşembe- 09:01
Van’da ‘Her Gebeye Bir Ebe’ dönemi: 6 bin anne adayına ulaşıldı
4
24 Nisan 2026 Cuma- 10:34
Sosyal medyadaki "paket egzersizlerin" faturası ağır olabilir
5
22 Nisan 2026 Çarşamba- 10:19
’Romatolojik hastalıklar, kas ve eklemlerde kalıcı hasar bırakabilir’
09 Eylül 2025 Salı - 11:33
"Doğal bitkiler ile bağışıklığımızı güçlendirmeliyiz"
Kış aylarının gelmesiyle ve okulların açılmasıyla hastalıkların görülme sıklığı artıyor. Doğal olarak da bağışıklık sistemimizin güçlü tutulması gerekiyor. Dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin farkındalık oluşturmak amacıyla Nefesin Ötesinde: Solunum Sistemi Hastalıklarına Bütüncül Bakış Sempozyumu gerçekleştirildi. Sempozyumda doğal bitkiler ile bu hastalıkların önüne geçilmesi konusunda bilgiler verildi.
09 Eylül 2025 Salı - 11:25
Bebek kuvözden düştü, hemşire soruşturma geçirmedi
Eskişehir Şehir Hastanesi’nde 2023 yılında hamileliğinin 7’nci ayında ikiz dünyaya getiren Ayfer Sekman’ın bebeklerinden biri 17 günlükken kuvözden yere düşerken, daha sonra bebekte serebral palsi rahatsızlığı ortaya çıktı. İkizi koşup oynarken çoğunlukla yerde yatan ve 2 yıldır fizik tedavi gören Süleyman bebeğin sorumlu hemşiresi soruşturma geçirmezken, "Bebek kendisi düşmüş" diyerek kendini savunduğu ortaya çıktı. Eskişehir’de yaşayan 31 yaşındaki 4 çocuk annesi Ayfer Sekman 19 Şubat 2023 tarihinde 7 aylıkken sezaryenle bir erkek diğeri kız olmak üzere ikiz bebeği Eskişehir Şehir Hastanesi’nde dünyaya getirdi. Oldukça başarılı geçen doğum sonrası Süleyman ve Zeynep isimli bebekler kuvöze alındı. Henüz 17 günlükken Süleyman Sekman, kuvözden yere düştü. 17 günlük bebeğine yere düşmesiyle alakalı sorumlu ebe hemşire, "Bebek kendisi düşmüş" diyerek kendini savundu. Durumun haber verilmesi üzerine hastaneye gelen anne ve baba yetkililerden bilgi aldı. Daha sonra 47 gün daha kuvözde kalan ikizler eve getirildi. Mesul ebeye soruşturma dahi yapılmadı Fakat belli bir zaman sonra ikizler arasındaki farklılıklar ailenin dikkatini çekti. Zeynep oturmaya ve daha sonra yürümeye başlarken, Süleyman bebeğin bunları yapamadığı fark edildi. Nöroloji uzmanına götürülen ve muayene edilen Süleyman Sekman’a serebral palsi tanısı konuldu. Bunun üzerine yapılan tahkikatta Süleyman’ın kuvözden düşmesiyle hastalığının bir ilgi ve alakasının olmadığı tespit edildiği aileye bildirildi. Düşmenin hastalıkla ilgisi olmadığı gerekçe gösterilerek Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından mesul ebe hakkında soruşturma izni verilmediği ailenin avukatı Buğra Sarı tarafından belirtildi. Avukat Sarı tarafından karar, Bölge İdare Mahkemesi’ne taşınarak itiraz yapıldı. Süleyman bebek tutunarak ayağa kalkarken 2 yıldır fizik tedavi alıyor. "Serebral palsi hastası tanısı koydu ve bizi fiziğe yönlendirdi" Süleyman bebeğin annesi Ayfer Sekman konuyla ilgili, "19 Şubat 2023 yılında 31 haftalık sezeryan doğum yaptım. Çocuklar kuvöze alındı. Prematüre doğdukları için yeni doğan yoğun bakıma alındılar. Süleyman 18-19 günlükken hastaneden beni aradılar. Hastaneye gittiğimde doktor, çocuğun kuvözden düştüğünü söyledi. Orada şok oldum, üzerime kaynar sular dökülmüş oldu. İyi olduğunu söylediler, bütün filmlerini çekmişler. ’Bir sıkıntı yok. Sadece elmacık kemiğinde kırık var’ dediler ama o da geçiciymiş. ’Bizi şikayet edebilirsin’ dediler. Çocuk iyiyse, bir sıkıntısı yoksa niye şikayet edelim diye düşündük. İkisi de 47 gün kuvözde kaldı. Çıktıktan sonra evde zaten bakımını yaptık, kontrolleri oldu. Bir gün yine hastaneye gittiğimizde nöroloji doktoru Zeynep’in iyi olduğunu, ikizi Süleyman’a serebral palsi hastası tanısı koydu ve bizi fiziğe yönlendirdi. 2 senedir tedavisini görüyor. Fiziğe gitmeden önce bir eksikliği falan yoktu ya da ben fark etmedim. Zeynep oturmaya başladı, Süleyman oturmuyordu. Aslında o zaman fark ettim, ’geçer’ dedim. Böyle bir hastalığın tanısının konacağına hiç inanmıyorduk. Zeynep ayağa kalkmaya başladı, yürüdü, Süleyman yürümedi. Süleyman sadece sırt üstü uzanıyordu, ne sağa ne de sola dönüyordu. Fizik doktorumuz Aleyna hocam sağ olsun, Süleyman’a çok iyi geldi. Şu anda oturabiliyor, emekleyebiliyor, koltuğa tutunup kalkabiliyor ama yürüyemiyor" dedi. "Süleyman 2 senedir yürümüyor" Adli sürecin devam ettiğini söyleyen Ayfer Sekman şöyle konuştu: "Şu anda avukatımız davaya bakıyor. Bu durumu reddetmişler, ’biz çocuğu düşürmedik, çocuk kendisi düşmüş’ diye ifade vermişler. Yani çocuğun düştüğünü kabul etmiyorlar. Madem o kadar çok hareketliydi, şimdi niye hareketli değil? Ben buradan annelere sesleniyorum, prematüre çocuklarda zaten sıkıntı var. Zaten çocuklar hayata tutunmaya çalışıyor. Ben bu çocuğu önce Allah’a, sonra onlara emanet ettim ama daha perişan ettiler. Yürüyebilir diyorlar ama herhalde o düşmenin etkisiyle çocuk çok korkuyor, adım atmak istemiyor. Normalde bu durumda ağır engelli olanlar var. Süleyman’ınki hafif. Aslında hafif olanlar daha çabuk yürüyormuş ama Süleyman 2 senedir yürümüyor. Kardeşleri dışarı çıkıyor, oynuyor, o kucağımda öylece bakıyor. Şu an 2 buçuk yaşında. Çocuğum yürüseydi belki bu sorunları yaşamazdık. Bu en çok onların onlar yüzünden oldu, neden bu sorumluluğu kabul etmiyorlar? Biz hakkımızı helal etmiyoruz. Destek olmak isteyen varsa lütfen destek olsunlar. Ben tek başına 4 çocuğa bakan bir anneyim." "Küçük Süleyman’ı yerde gördüğünü belirtmiş" Konuyla alakalı Avukat Buğra Sarı, "Gerçekten üzücü bir olay. Küçük Süleyman 17 günlükken Eskişehir Şehir Hastanesi’nde kuvözde yatmaktayken gece kuvözden düşmüş, bununla ilgili ailesi gidip görmüş, Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine naklini sağlamışlar. Olay sonunda gerçekleştirilen kurum içi tahkikatta tanık ifadeleri alınmış, şüpheli dinlenmiş, bilinç raporları alınmış ve küçük Süleyman’ın kuvözden kendi düştüğü, kuvözünün vidasının çıktığı, hatta Süleyman’ın vidayı çıkarttığı da söyleniyor.17 günlük çocuğun. Ondan sonra Süleyman’ın yere düşmesiyle alakalı bir tahkikat gerçekleştirilmiş. Daha sonrasında Süleyman’ın serebral palsi adında bir hastalığa yakalandığı ortaya çıkıyor. Bu hastalık ömür boyu devam edecek bir hastalık ve amiyane kötü bir tabirle Süleyman bebek ömür boyu sakat kaldı ve yürüyemiyor, sırt üstü yatıyor. İkiz bir doğum oldu. İkiz doğumunda bir ikizi var, bir kız kardeşi var. Kız kardeşi şu an ayakta koşuyor, oynuyor fakat Süleyman bebek yerde yatmak zorunda bu hastalık nedeniyle. Yapılan tahkikatta Süleyman’ın kuvözden düşmesiyle hastalığının bir ilgi ve alakasının olmadığı tespit edilmiş. Bu nedenle Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından mesul ebe hakkında soruşturma izni verilmedi. Biz bu soruşturma izni verilmemesi kararına bölge idare mahkemesine itirazımızı yaptık. Şu anda sonucu bekliyoruz. Durum için yapılan tahkikata ilişkin doküman elimizde. Hemşire kendisinin nöbette olduğunu o gün, Süleyman’ı yatırdığını kuvöze daha sonrasında başka bir yere gittiğini, aradan bir zaman sonra geldiğinde küçük Süleyman’ı yerde gördüğünü belirtmiş, durumu bildirmiş ilgililere. Hatta kuvöz bakımı için gelmişler ve vidanın düşmüş olduğunu fark etmişler. Bu konuyla alakalı olarak benim hiçbir sorumluluğum yok ve vicdanım rahat şeklinde bir beyanda bulunmuş. Fakat dediğimiz gibi küçücük 17 günlük bir bebeğin sağa sola bile dönemeyeceği izahtan var. O bebeğin oradan düşmesiyle ilgili olarak ebenin vicdanının rahat olmasını kabul etmiyoruz. Gerçekten tahkikatın sonucunda tahkikatı raporunu düzenleyen kişi ebenin sorumlu ve ihmalkâr olduğunu ve bu nedenle hakkında soruşturma izni verilmesi gerektiğini mesleki sorumluluk kuruluna mütalaa etmişse de, mesleki sorumluluk kurulu bu konuyla alakalı hiçbir nüansa değinmeden soruşturma izni verilmemesi kararı verdi. Gerçekten de soruşturma izni verilmemesi kararını birkaç satırdan ibaret ve matbu bir karara benziyor. Bu gerçekten bizim vicdanımızı rahatsız etti, itirazda bulunduk. Gerekli incelemeyi bölge idare mahkemesinin yapacağına inanıyoruz" diye konuştu.
09 Eylül 2025 Salı - 10:58
Keçiören Belediyesi’nden prostat kanserine farkındalık semineri
Keçiören Belediyesi, ’15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günü’ kapsamında vatandaşları bilinçlendirmek amacıyla bir seminer düzenledi. Keçiören Belediyesi, prostat kanserine farkındalık oluşturmak amacıyla bir seminer düzenledi. Düzenlenen seminerde prostat kanserinin erken teşhisinin tedavi sürecine doğrudan etki ettiği ve düzenli kontroller sayesinde kanserin ilerlemeden tedavi edilebileceği belirtildi. "Prostat kanserinde erken tanı, en kritik adımdır" Prostat kanserinin erken teşhisinin tedavi için en önemli adım olduğunu belirten Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Üroloji Kliniği Eğitim ve İdari Sorumlusu Prof. Dr. Halil Başar, "Kanda Prostat Spesifik Antijen (PSA) değerine düzenli olarak baktırmak, prostat kanserinde erken tanının en kritik adımıdır" diye konuştu. "Farkındalık oluşturan eğitim programlarını sürdüreceğiz" Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan ise, seminerle ilgili yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: "Prostat kanseri, erken teşhis edildiğinde tedavi edilebilen bir hastalıktır. Vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, düzenli kontrollerin önemini hatırlatmak ve toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla bu semineri gerçekleştirdik. ’Sağlıklı bireyler, güçlü bir toplumun temelidir’ anlayışıyla halkımızı bilgilendiren ve sağlık konusunda farkındalık oluşturan eğitim programlarını sürdüreceğiz." Konuşmaların ardından ise prostat bezinin işlevleri, kanserin belirtileri ve farklı tedavi seçenekleri üzerine bilgilendirici bir sunum gerçekleştirildi. Etkinliğin sonunda düzenlenen soru-cevap bölümünde vatandaşlar, uzmanlara merak ettikleri soruları sordu. Programın kapanışında, etkinliğe katkı sunan isimlere plaket takdim edildi. 15 Eylül Dünya Prostat Kanseri Farkındalık Günü kapsamında gerçekleştirilen seminere Keçiören Belediye Başkan Yardımcısı Celal Biçer, belediye meclis üyeleri, sağlık alanında uzman isimler ve çok sayıda vatandaş katıldı.
09 Eylül 2025 Salı - 10:35
Boynunuzdaki şişliği göz ardı etmeyin
Boyundaki şişlikler, basit bir enfeksiyon belirtisi olabileceği gibi ciddi hastalıkların da habercisi olabilir. Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Seven, boyunda sonradan fark edilen her türlü kitlede erken tanının önemine dikkat çekti. En sık nedenin enfeksiyonlar olduğunu belirten Prof. Dr. Seven, ancak bazı vakalarda tümör gibi ciddi tanıların da göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Boynunuzda fark ettiğiniz küçük bir şişlik, sandığınızdan çok daha fazlası olabilir. Boyun bölgesinde sonradan fark edilen her türlü yumru ya da şişliğin ciddiye alınması gerektiğini belirten Medipol Koşuyolu Hastanesi’nden Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Seven, "Boyun kitlesi, boyunda normalde olmaması gereken her türlü yumru veya şişliği ifade eden genel bir terimdir. Bunların çoğu enfeksiyon kaynaklı ve iyi huyludur ama bazıları ciddi bir hastalığın habercisi olabilir" dedi. En sık neden: Enfeksiyon Boyun kitlelerinin en yaygın nedeninin enfeksiyonlar olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Seven, "Selim tümörler, doğumsal anomaliler ve kötü huylu tümörler de mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Kitleler genellikle elle tutulur ya da gözle görülür hale geldiğinde kişinin kendisi ya da yakını tarafından fark edilir" diye konuştu. Tanı için ileri tetkik gerekebilir Boyun kitlelerinin teşhisinde fizik muayenenin çoğu zaman yeterli olduğunu belirten Prof. Dr. Seven, "Kulak burun boğaz muayenesi ve hastadan alınan öykü çoğu durumda tanıyı koymamıza yeter. Ancak bazı olgularda laboratuvar testleri, radyolojik görüntüleme ya da ince iğne aspirasyon biyopsisi gibi ileri tetkiklere ihtiyaç duyulabilir" ifadelerini kullandı. Boyun bölgesinde oluşan her yeni şişlik veya kitleye karşı dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Seven, "Erken dönemde başvurulan tanı ve tedavi, özellikle kötü huylu hastalıkların yönetiminde büyük fark oluşturur. Bu nedenle hiçbir kitle göz ardı edilmemeli" uyarısında bulundu. Tedavi altta yatan nedene göre planlanıyor Tedavi sürecinin tamamen kitleye neden olan hastalığa göre şekillendiğini belirten Prof. Dr. Seven, "Bazı hastalarda basit bir medikal tedavi yeterli olurken, bazı durumlarda cerrahi girişim veya onkolojik tedavi gerekebilir. Her boyun kitlesi mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmelidir" diyerek sözlerini tamamladı.
09 Eylül 2025 Salı - 10:33
Lokman Hekim Van Hastanesinde "Fizyoterapistler Günü" kutlandı
Lokman Hekim Van Hastanesinde, 8 Eylül Dünya Fizyoterapistler Günü dolayısıyla çeşitli etkinlikler düzenlendi. Van’ın önde gelen sağlık kuruluşlarından biri olan hastanede gerçekleştirilen programa, Hastane Genel Müdürü Fatih Doğan, Başhekim Yardımcısı Faruk Şaylığ ve sağlık çalışanları katıldı. Etkinlikte fizyoterapistlerin sağlık hizmetlerindeki rolüne dikkat çekildi. Genel Müdür Doğan ve Başhekim Yardımcısı Şaylığ, günün anısına fizyoterapistlerle bir araya gelerek hatıra fotoğrafı çektirdi. Katılımcılar, Dünya Fizyoterapistler Günü’nü birlikte kutlamanın mutluluğunu yaşadı. Hastanede görev yapan fizyoterapistler ise bu özel günlerinde düzenlenen etkinliğin kendileri için anlamlı olduğunu belirterek, programa katılan yönetime teşekkür etti.
09 Eylül 2025 Salı - 10:24
Gezi teknesinde yaralanan çocuk için tıbbi tahliye
Muğla’nın Fethiye ilçesi açıklarında seyreden gezi teknesinde yaralanan çocuk için tıbbi tahliye gerçekleştirildi. Fethiyle açıklarında seyreden gezi teknesinde yaralanan çocuk için yardım çağrısı yapıldı. Yapılan yardım çağrısı üzerine yönlendirilen Sahil Güvenlik ekipleri yaralanan çocuğu bota alarak 112 ambulans ekiplerine teslim etti.
09 Eylül 2025 Salı - 10:14
Medical Point’te Laparoskopik cerrahi ile hastalara konforlu çözümler sunuluyor
Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül, laparoskopik cerrahinin, hastalara konfor, düşük komplikasyon riski ve hızlı iyileşme süreci sağladığını vurguladı. Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde modern cerrahi yaklaşımlar hasta konforunu ön planda tutuyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Mesut Gül, bu alandaki deneyimiyle, hastalarına modern ve güvenilir cerrahi çözümler sunmaya devam ediyor. Minimal kesilerle maksimum konfor Doç. Dr. Mesut Gül, Minimal invaziv cerrahi olarak da bilinen laparoskopik cerrahinin, karın bölgesine yapılan birkaç küçük kesi aracılığıyla gerçekleştirildiğini, bu yöntem sayesinde hastaların, daha az ameliyat sonrası ağrı, daha düşük enfeksiyon riski, daha kısa hastanede kalış süresi, günlük yaşama daha hızlı dönüş gibi önemli avantajlardan faydalanabildiğini belirtti. Laparoskopik cerrahi ile güvenli müdahaleler Doç. Dr. Mesut Gül, safra kesesi ameliyatları, fıtık onarımları, apandisit cerrahisi, mide ve bağırsak operasyonları gibi birçok alanda laparoskopik cerrahiyi başarılı şekilde uyguladıklarını ifade etti. Gelişmiş teknolojik donanım ve uzman cerrahi ekip desteğiyle yürütülen bu operasyonlar, Gaziantep başta olmak üzere çevre illerden gelen hastalar için güvenli bir çözüm sunuyor. "Hasta güvenliği ve konforu önceliğimiz" Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Mesut Gül, "Laparoskopik cerrahi, hem fiziksel hem de psikolojik olarak hastalar için büyük avantajlar sağlıyor. Daha küçük kesilerle yapılan bu ameliyatlar, hastaların daha çabuk toparlanmasına olanak tanıyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi olarak, bu alandaki gelişmeleri yakından takip ediyor, hastalarımıza en güncel ve güvenli cerrahi yöntemlerle hizmet sunuyoruz" dedi.
09 Eylül 2025 Salı - 10:02
Uzmanı tek tek uyardı: Okul maratonu kabusa dönüşmesin
Yeni başlayan 2025-2026 eğitim-öğretim döneminde öğrencilerin yanlış çanta taşıma alışkanlıkları ve okul sıralarındaki hatalı oturuş pozisyonlarının, ilerleyen yaşlarda tedavisi zor veya kalıcı kas-iskelet sistemi sorunlarına yol açabileceği bildirildi. Yeni dönem eğitim-öğretim maratonu, milyonlarca öğrenci ve veli için yeni bir heyecanla başladı. Ancak her gün tekrarlanan okul yolu ve ders sıralarında geçirilen uzun saatler, ailelerin sıklıkla gözden kaçırdığı ciddi sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Ders kitapları, defterler ve yardımcı materyallerle doldurulan ve her geçen gün ağırlaşan okul çantaları ile yanlış oturuş pozisyonları, bu risklerin en başında yer alıyor. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Müdür Yardımcısı ve Fizyoterapist Reşat Hamurcu, okul maratonunun başlamasıyla birlikte velilere ve öğrencilere hayati uyarılarda bulundu. Öğrencilerin gelişim çağında olmaları nedeniyle omurgalarının eğriliğe çok müsait olduğunu belirten Hamurcu, özellikle tek omuza asılan ağır çantaların "skolyoz" gibi duruş bozukluklarına zemin hazırladığını ifade etti. "Bu hataları yapmayın" Hamurcu, doğru çanta kullanımıyla ilgili şu bilgileri verdi: "Öğrencilerin çantayı tek taraflı taşıması tamamen yanlış. Bu durum, omurga eğriliğine neden olabilir. Çantanın iki askısı da omuzlara eşit şekilde takılmalıdır. Taşınan çantanın ağırlığı, çocuğun toplam vücut ağırlığının yüzde 10 ila 15’ini geçmemelidir. En önemli konulardan birisi ise çanta sırta takıldığında bele inmemeli" "Masa ve sandalye mutlaka ayarlanabilir olmalı" Okul sıralarında veya evdeki çalışma masasında yanlış oturmanın da vücutta kalıcı eğriliklere yol açabildiğini kaydeden Fizyoterapist Reşat Hamurcu, velilerin özellikle evdeki ortamı çocuklarının sağlığına uygun şekilde düzenleyebileceğini söyledi. Hamurcu, "Masa ve sandalye mutlaka ayarlanabilir olmalı. Veliler okuldaki sıralara çok müdahale edemeyebilirler ancak evdeki çalışma ortamını doğru bir şekilde hazırlayabilirler" dedi. "Uzun süreli çalışmalarda 5-10 dakika egzersiz yapılmalı" Günümüzde çocukların telefon, tablet ve bilgisayar başında uzun vakit geçirdiğine dikkat çeken Reşat Hamurcu, sözlerini şöyle tamamladı: "Çocuklar teknolojik cihazları kullanırken sürekli boyunlarını büküyorlar. Bilgisayar masası, ayarlanabilir masa, sandalye olmalı. Çocuk dik oturmalı ve çocuğumuzun sırtı sandalyeye tam temas etmeli. Uzun süre de aynı pozisyonda kalınmamalı. Uzun süre çalışmada 5-10 dakika ayağa kalkarak gezinmeli ve egzersiz hareketleri yapmalı. Çocuklar oturdukları yerde omuz ve esneme hareketleri yapabilir."
09 Eylül 2025 Salı - 09:53
Ağız ve diş sağlığı mutluluğu etkiliyor
Uzmanlar, ağız ve diş sağlığının yalnızca çürükler ya da diş kayıplarıyla sınırlı olmadığını, kalpten böbreğe, bağırsaklardan ruh sağlığına kadar tüm vücudu doğrudan etkilediğini vurguluyor. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar ağız florasının bağırsak sağlığı, bağışıklık sistemi ve mutluluk hormonu serotonin salgısıyla güçlü bir bağlantısı olduğunu ortaya koyarken uzmanlar, ağız ve diş sağlığının yalnızca fiziksel değil, ruhsal iyilik hali üzerinde de doğrudan etkili olduğunu belirtiyor. Uzmanlar, düzenli diş bakımının yalnızca hastalıkları önlemediğini, aynı zamanda mutluluk hormonunun salgılanmasını artırarak insanın kendini daha iyi hissetmesini sağladığını ifade ediyor. Ağız diş sağlığının öneminin gün geçtikçe arttığını belirten Necmettin Erbakan Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ali Rıza Tunçdemir, "Ağız diş sağlığının veya ağız diş sağlığıyla alakalı sebebiyet verdiği hastalıkların kalp, böbrek, romatoid artrit, hamilelikte bazı problemler olduğunu biliyoruz. Ama özellikle son yıllarda yapılan çalışmalarda ağız diş sağlığının çok daha vücut sağlığıyla ilgili olduğunu öğrendik. Dünya Sağlık Örgütü sağlığı tanımlarken ruhsal, bedensel ve sosyal iyilik hali olarak belirliyor. Yani sadece sağlığın, vücudun iyi olması değil, ruhsal olarak da iyi olma hali olarak tanımlıyor. Bu yüzden aslında mutluluğun ağız diş sağlığı ile alakalı bir bağlantısı olduğu da son yıllarda yapılan çalışmalarda ortaya konmuş durumda. Çünkü biz şunu çok iyi biliyoruz ki bağırsak florası ikinci beyin olarak adlandırılıyor ve vücut sağlığıyla bağışıklık sistemi ile alakalı çok ciddi bir önem taşıyor. Fakat yeni yapılan çalışmalar ağız içerisindeki bakterilerin, virüslerin ve mantarların direkt mide bağırsak florasıyla bağlantılı olduğu ve onu ciddi manada etkilediğini ortaya koyuyor. O yüzden şu çok çok önemli. Gerçekten mutluluğun ağız diş sağlığıyla bir ilgisi var. Yani bunun üzerinde durmak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü biz kişisel bakımımıza, vücut sağlığımıza, spor yaparak, çok ciddi vakitler ayırarak, masraflar ederek daha sağlıklı olmak için çalışıyoruz. Vakit ayırıyoruz, para harcıyoruz. Sadece sabah 2 dakika, akşam 2 dakika ağız ve diş sağlığına önem vererek, diş fırçalayarak, diş ipi kullanarak hem ruhsal olarak, hem sosyal olarak, hem de bedensel olarak çok daha iyi konuma gelebiliriz. Fakat maalesef bunu ötelediğimiz, önemsemediğimiz için hem ağız diş sağlığı problemleri yaşadığımız gibi hem de aynı zamanda ağız mikrobiyotasını, ağız florası, bağırsak florasını direkt olarak etkilediği için vücut sağlığımızı da negatif yönde etkiliyoruz" dedi. "Ağız ve diş sağlığına dikkat ettiğimiz takdirde serotonin hormonu çok daha fazla salgılanacak" Son yapılan çalışmaların dikkat çekici olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ali Rıza Tunçdemir, "Ağız florasındaki bakterilerdeki değişiklik kolon kanserine sebebiyet verdiğini, otizmli hastalarda bazı ağız içi bakterilerin çok yüksek sayıda olduğu halde bazı bakterilerin ağız içerisinde hiç olmadığını yine yapılan bir çalışmada 200 öğrenci üzerinde bir çalışma yapılmış. Bunlardan 100 tanesine ağız içi probiyotik verilmiş. 100 tanesine hiçbir probiyotik verilmemiş. Bu ağız içi verilen probiyotikler stres miktarını azalttığı için o öğrenciler sınavda çok daha başarılı olurken probiyotik verilmeyen hasta öğrenciler çok daha başarısız bulunmuş. Yani bu bile gerçekten ciddi manada üzerinde durulması gereken bir durum. Serotonin adı verdiğimiz hormon, mutluluk hormonu bağırsaklar üzerinden salgılanmakta. Tabii bağırsakları da direkt ağız florası etkilediği için bu anlamda da yine serotonin hormonunun fazlaca salgılanması için biz ağız ve diş sağlığı bakımına dikkat ettiğimiz takdirde bu hormon çok daha fazla salgılanacak. Çok daha mutlu bir halde etrafta dolaşır hale geleceğiz. Kendimizi çok daha iyi hissedeceğiz. Hatta ben bunu kendim de aynı şekilde denedim. Akşamları dişimi fırçalayıp diş ipi kullandığım zamanlarda gündüz çok daha rahat, çok daha ferah, çok daha mutlu uyanırken fırçalamadığım diş ipi kullanmadığım zamanlarda sabahleyin maalesef ona göre çok daha gergin veya tam uykusunu alamaz vaziyette uyandığımı hissettim" ifadelerini kullandı. "Diş ipini mutlaka kullanmamız gerekiyor" Genel sağlık üzerine ileride çok daha yeni bilgiler edinileceğini, ağız ve diş sağlığının aslında vücudun genel sağlık üzerine çok daha etkili olduğunu ortaya koyacağını kaydeden Prof. Dr. Ali Rıza Tunçdemir, "Sabahleyin 2 dakika, akşam 2 dakika ağız ve diş sağlığını ne olur önemseyelim. Dişlerimizi etkili bir şekilde fırçalayalım. Çünkü genel olarak yapılan en büyük hata sadece ön dişler fırçalanıp arka dişler fırçalanmıyor veya diş ipi kullanılmıyor. Biz günde 10 seferde dişimizi fırçalasak diş ipini kullanmadığımız takdirde o ara dişlerin arasını temizlemediği için diş fırçasının hemen hemen hiç etkisi olmuyor. Ağız ve diş sağlığı üzerinde etkili olması için diş ipini mutlaka kullanmamız, öğrenmemiz gerekiyor. Bunlar bizim için gerçekten çok etkili. Hastalarımızın tedavilerinde bazen antibiyotik ilaçlardan faydalanıyoruz. Antibiyotik kullandığımız zaman vücuttaki zararlı olan bakterileri öldürdüğü gibi aynı zamanda faydalı bakterileri de Öldürüyor. Bu dönemlerde aslında probiyotik kullanımı gerçekten vücut içerisindeki, ağız içerisindeki faydalı bakteri miktarını artırması adına da çok çok kıymetli. Buna da önem gösterirsek bence çok daha iyi olur" diye konuştu.
09 Eylül 2025 Salı - 09:48
Elazığ’da ‘Öfke Kontrolü ve Tükenmişlik’ konulu eğitim
Elazığ’da sağlık çalışanlarına yönelik ‘Öfke Kontrolü ve Tükenmişlik’ konulu eğitim sunumu gerçekleştirildi. Fırat Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Dr. Utku Yavuz tarafından ‘Öfke Kontrolü ve Tükenmişlik’ konulu eğitim sunumu gerçekleştirildi. Hastanenin konferans salonunda gerçekleştirilen eğitime çok sayıda sağlık çalışanı katıldı. Dr. Utku Yavuz, öfkenin doğal bir duygu olduğunu, tehlike algılandığında bireyi korumaya çalışan bir alarm sistemi işlevi gördüğünü, sağlık çalışanlarının yüksek stres, yoğun iş yükü ve hasta ile hasta yakınlarıyla zorlayıcı etkileşimler nedeniyle öfkeyi daha sık yaşayabildiğini vurguladı. Dr. Utku Yavuz, öfkenin bedensel yansımaları olduğunu, öfkenin kalp atış hızında ve kan basıncında artış, göz bebeklerinde büyüme, kas gerginliği, nefes hızında artış, terleme ve ağız kuruluğu gibi belirtilerle ortaya çıkabileceğini söyledi. Dr. Utku Yavuz, bireylerin tehdit algısı, haksızlık ve adaletsizlik duygusu, engellenme, kontrol kaybı, saygısızlık, değersizlik hissi ve karşılanmayan beklentiler gibi sebeplerle öfkelenebileceğini; sinirli kişilerle iletişimde dikkat edilmesi gereken noktalar olduğunu, güvenli mesafe, sakin ve düşük tonda iletişim, aktif dinleme, empatiyle sınır koyma, kısa ve net mesaj verme ile kişiye seçenek sunmanın önemli olduğunu ifade etti.
09 Eylül 2025 Salı - 09:45
RISE-Uluslararası Araştırma, Yenilik, Cerrahi ve Eğitim Kongresi’nde robotik cerrahi ve cerrahinin geleceği masaya yatırıldı
Acıbadem Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi iş birliğiyle 5-7 Eylül tarihlerinde düzenlenen RISE–Araştırma, Yenilik, Cerrahi ve Eğitim Kongresi’nde, robotik cerrahinin kanser ve obezite başta olmak üzere birçok hastalıkta sağladığı avantajlar ele alındı. Dünyaca ünlü cerrahlar robot destekli ameliyatlardaki son gelişmeleri aktardı. Acıbadem Üniversitesi ve Harvard Üniversitesi iş birliğiyle düzenlenen RISE–Araştırma, Yenilik, Cerrahi ve Eğitim Kongresi’nde, robotik cerrahideki son gelişmeleri ve geleceğe yönelik teknolojik yenilikleri gündeme taşıdı. Kongreye Türkiye ve dünyadan alanında uzman hekimler katıldı. Robotik cerrahinin kanser ve obezite tedavisindeki yeri, başarı oranları ve yapay zekâ destekli ameliyatlar hakkında bilgi verildi. "Kanser tedavisinde robotik cerrahinin yeri çok önemli" Kongre Başkanı ve Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgi Baca, robotik cerrahinin artık kanser tedavisinde çok kritik bir rol oynadığını vurguladı. Baca, şu ifadeleri kullandı: "Harvard Üniversitesi iş birliğiyle, eğitim, araştırma, teknolojik gelişmeler ve cerrahi yeniliklerle ilgili bir kongre organize ettik. Robotik cerrahi, özellikle kanser cerrahisinde daha net görüş ve hassasiyet sağlıyor. Bu da kanserin daha iyi tedavi edilmesini mümkün kılıyor. Artık bu teknoloji sayesinde hastalar daha kısa sürede taburcu edilebiliyor ve daha yüksek sağkalım oranlarına ulaşıyoruz." Prof. Dr. Baca, Türkiye’nin robotik cerrahi konusunda dünya ile aynı seviyeye geldiğini belirterek, kolorektal kanserler, mide, yemek borusu, pankreas ve karaciğer kanserlerinde bu yöntemin başarıyla uygulandığını söyledi. "Obezite cerrahisinde komplikasyonlar minimuma indi" Acıbadem Üniversitesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras ise kongrede, özellikle obezite cerrahisindeki yeniliklerin ön plana çıktığını belirtti. Uras, "Bu kongre, cerrahideki yeniliklerin ve eğitimin tartışıldığı uluslararası bir platform. Obezite cerrahisinde artık robot destekli ameliyatlar güncel ve güvenli hale geldi. Önceden komplikasyon oranları nedeniyle çekinilen ameliyatlar, bugün neredeyse sıfıra yakın risklerle gerçekleştirilebiliyor. Obez hastalarda yaşanan teknik zorluklar da teknolojinin ilerlemesiyle büyük oranda ortadan kalktı" ifadelerine yer verdi. Prof. Dr. Uras, obezite cerrahisinin robotik yöntemlerle çok daha başarılı sonuçlar verdiğini, kilo alım oranlarının azaldığını ve ikinci ameliyatların da artık daha güvenli şekilde yapılabildiğini vurguladı. "Yapay zekâ destekli robotlarla kıtalar arası ameliyat mümkün" Kongrenin dikkat çeken konuşmacılarından biri olan, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Acıbadem Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Yusef Kudsi, 4 binin üzerinde robotik ameliyat gerçekleştirmiş bir cerrah olarak, teknolojinin cerrahiye etkisini anlattı. Kudsi, "Robotik cerrahi, cerrahiye bakış açımızı tamamen değiştirdi. Yapay zekânın desteğiyle artık çok daha kompleks vakaları ameliyat edebiliyoruz. Büyük karın duvarı fıtıkları gibi zor vakaları küçük kesilerle ve minimal invaziv yöntemlerle başarıyla tedavi ediyoruz. Kalın bağırsak, mide, yemek borusu, pankreas ve karaciğer hastalıklarında da robotik cerrahinin rolü artıyor" dedi. Doç. Dr. Kudsi ayrıca, tele-cerrahi sayesinde fiziksel olarak hastanın yanında olmadan ameliyat yapmanın artık mümkün olduğunu belirterek, "Amerika’dayken İstanbul’daki veya Çin’deki bir hastayı ameliyat edebiliyorum. Bu teknoloji, cerrahi pratiği küresel hale getiriyor. Gelecekte cerrahların coğrafi sınırları tamamen aşacağını öngörüyoruz" diye konuştu. Eğitim ve teknolojiye yatırım vurgusu Kongre boyunca, cerrahların robotik cerrahi alanında daha fazla eğitilmesi gerektiği vurgulandı. Türkiye’de bu alandaki eğitimli cerrah sayısının hızla arttığı, artık birçok hastanenin robotik sistemlerle donatıldığı belirtildi. RISE Kongresi, robotik cerrahinin gelişimi, yaygınlaşması ve gelecekteki potansiyeline dikkat çekerken; eğitim, yapay zekâ, tele-cerrahi ve hasta güvenliği gibi pek çok başlık altında katılımcılara bilgi sunmaya devam ediyor.
09 Eylül 2025 Salı - 09:44
Alzheimer’ın gizli silahı: Yeşil çay
Demans vakalarının 2030 yılında 82 milyona ve 2050 yılında 152 milyona ulaşacağını aktaran Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, yeşil çayın güçlü antioksidanı EGCG’nin B3 vitamini ile harmanlanmasının yaşlanan beyin hücrelerini canlandırdığını ve zararlı protein birikimini temizlediğini söyledi. Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Talip Asil, Alzheimer hastalığının dünya çapında milyonlarca insanı etkileyen ve hafıza, düşünce davranışa yavaş yavaş zarar veren en korkulan hafıza bozukluklarından biri olduğunu söyledi. Demans, dünya çapında yaklaşık 50 milyon kişiyi etkilediğini ve her yıl 10 milyon yeni vaka görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Talip Asil, demanslı kişi sayısının 2030 yılında 82 milyon, 2050 yılında ise 152 milyona ulaşacağının öngörüldüğünü söyledi. 2030’da 82 milyona ulaşacak Prof. Dr. Talip Asil, Dünya Alzheimer Ayı kapsamında değerlendirmelerde bulundu. Dünya üzerinde demans artışın yaşlanan nüfusu bağlı olduğunu aktaran Prof. Dr. Talip Asil, şunları kaydetti: "Diyet alışkanlıkları demansın önlenmesinde önemli rol oynuyor. Dünyada en çok tüketilen içeceklerden biri olan çay; kafein ve polifenoller sayesinde güçlü bir koruyucu etkiye sahip. Araştırmalar, yüksek kafein alımının demans riskini azalttığını gösteriyor. Özellikle yeşil çay, içerdiği kateşin polifenolleriyle; antioksidan etki gösterir, beyindeki inflamasyonu azaltır, Alzheimer’ın temel nedeni olan amiloid-beta proteinin birikimini engeller. Sinir hücrelerini koruyarak apoptozu (planlı hücre ölümü) önler. Toplum temelli çalışmalar da bu sonuçları destekliyor: Yeşil çay tüketenlerde Alzheimer riski düşüyor, bilişsel fonksiyonlar güçleniyor."
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder