SAĞLIK
Akdeniz’de ilk olma özelliği taşıyan Faz-1 klinik araştırma merkezi açıldı 26 Nisan 2026 Pazar - 09:23:50 Akdeniz Bölgesi’nde ilk olma özelliği taşıyan Faz-1 Klinik Araştırma Merkezi hizmete açıldı. Merkezde, yeni geliştirilen ilaçların faz-1 çalışmaları gerçekleştirilecek. Memorial Antalya Hastanesi Merkez koordinatörü ve Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Fatih Demirkan, Faz-1 çalışmalarının yalnızca belirli bir branşla sınırlı olmadığını belirterek, "Onkoloji, kardiyoloji, nöroloji, immünoloji ve diğer bilim dallarında da Faz-1 çalışmaları yürütülecek" dedi. Tüm dalları kapsayan araştırmalar Akdeniz Bölgesi’nde ilk kez Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsatlandırılan merkezin geniş kapsamlı araştırmalara ev sahipliği yapacağını ifade eden Prof. Dr. Demirkan, "Bölümüm hematoloji olmasına rağmen yalnızca bu alanla sınırlı kalmayacağız. Tüm branşlarda Faz-1 araştırmaları yapılacak" diye konuştu. İlaçların güvenliği ve dozu belirleniyor Faz-1 çalışmalarının temel amacının ilaçların güvenliği ve uygun dozunun belirlenmesi olduğunu vurgulayan Demirkan, şu bilgileri paylaştı: "Faz-1 çalışmaları, ilaçların yan etkilerinin değerlendirildiği ve en uygun dozun seçildiği ilk aşamadır. Bu süreç başarıyla tamamlanırsa Faz-2 ve Faz-3 aşamalarına geçilir. Faz-1 çalışmaları genellikle 60-80 gönüllü ile sınırlıdır" Demirkan, ileri aşamalarda hasta sayısının arttığını ve özellikle Faz-3 çalışmalarında 600 ila 1000 kişilik geniş ve uluslararası katılımlı gruplarla araştırmalar yapıldığını kaydetti. "Sağlıklı ve hasta gönüllüler katılabilecek" Çalışmalara hem sağlıklı bireylerin hem de tedavi seçeneklerini tüketmiş hastaların dahil olabileceğini belirten Demirkan, "Kanser hastalarında yeni geliştirilen ilaçlar ilk kez bu aşamada uygulanabilir" ifadelerini kullandı. Ayrıca gönüllülerin çalışmalara katılımı için yazılı onaylarının alınmasının zorunlu olduğu ve istedikleri zaman araştırmadan ayrılabilecekleri bildirildi. "Faz çalışmaları akademik açıdan en üst düzeyde" Faz çalışmalarının bilimsel açıdan önemine değinen Demirkan, "Bu merkezler inovasyona en yakın yerlerdir. Hastalar yeni tedavilere erken erişim imkanı bulur. Aynı zamanda akademik çalışmaların en üst düzeyde yürütüldüğü alanlardır" dedi. Klinik araştırmalar sayesinde birçok hastalıkta yaşam süresinin önemli ölçüde arttığını vurgulayan Demirkan, "Bazı hastalıklarda 1-2 yıl olan yaşam süresi 9-10 yılın üzerine çıkmış, hatta tam şifa sağlanan durumlar görülmüştür" diye konuştu. "Klinik araştırmaların yüzde 80’i dört alanda" Dünya genelinde klinik araştırmaların büyük bölümünün belirli alanlarda yoğunlaştığını belirten Demirkan, "Hematoloji ve onkoloji, immünoloji, nöroloji ve kardiyoloji hastalıkları klinik araştırmaların yaklaşık yüzde 80’ini oluşturuyor. Bu alanlarda yeni bulunan ilaçların Faz- 1 çalışmalarını bu merkezde yapmayı planlıyoruz" dedi. Dr. Demirkan, Faz-1 çalışmalarında gönüllülerin klinik çalışmalara katılımı için yazılı onaylarının alınması gerektiğini, ayrıca istedikleri zaman çalışmadan ayrılabileceklerini de sözlerime ekledi.
26 Nisan 2026 Pazar - 09:18 Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya’da düzenlendi: Onkologlardan kemoterapi mesajı Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından Antalya’da düzenlenen 13. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi’nde kanser tedavisindeki son gelişmeler, immünoterapi, hedefe yönelik tedaviler, mRNA aşıları, yapay zekanın sağlıkta kullanımı ve kanserden korunma yolları ele alındı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, kemoterapinin kanser tedavisindeki yerini koruduğuna dikkat çekerek, "Kemoterapi gerçekten bir öcü değil, yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner" dedi. Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, ’kemoterapi süründürür’ algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" ifadelerini kullandı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen "Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi", Antalya’nın Serik ilçesi Belek Turizm Merkezi’nde gerçekleştirildi. Yaklaşık bin 500 katılımcının yer aldığı kongrede, 60 bilimsel oturumda, 11’i yurt dışından olmak üzere toplam 355 oturum başkanı ve konuşmacı yer aldı. Kongre kapsamında 8 uydu sempozyumu düzenlenirken, 8 oturumda 91 sözel bildiri ve 107 poster bildiri sunuldu. Kongre dolayısıyla Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Derneğin Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut, Yönetim Kurulu Üyeleri Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur ve Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu basın toplantısı düzenledi. "Ülkemizde her yıl 250 bin kişi kanser tanısı alıyor" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Nuri Karadurmuş, Türkiye’de her yıl yaklaşık 250 bin kişinin kanser tanısı aldığını, 25 bine yakın kişinin de aynı tanı nedeniyle yaşamını yitirdiğini belirtti. Kanser tanısının hasta ve yakınları için ağır bir süreç olduğunu vurgulayan Karadurmuş, onkoloji alanında ise önemli gelişmeler yaşandığını ifade etti. Karadurmuş, "Ülkemizde her yıl 250 bin insanımız kanser tanısı alıyor. Ne yazık ki 25 bine yakını da aynı tanı nedeniyle hayatını kaybediyor. Dolayısıyla çok dinamik bir süreç. Erken dönemde bile kanser tanısını duymak hastamızın ve hasta yakınlarının dünyasını alt üst edebiliyor. Ama bir yandan sevindirici olan şu ki, onkoloji dünyasında, özellikle tıbbi onkoloji camiasında çok önemli dinamik gelişmeler var" dedi. Tedavi seçeneklerinin artık yalnızca klasik yöntemlerle sınırlı olmadığını kaydeden Karadurmuş, kemoterapinin yanı sıra immünoterapiler, hedefe yönelik akıllı ilaçlar ve antikor-ilaç konjugatlarıyla kanser tedavisinde daha uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını belirtti. "Kemoterapi kanser savaşında çok önemli bir partnerimiz" Kanser tedavisinde kemoterapinin önemini koruduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karadurmuş, yeni tedavi seçeneklerinin kemoterapiyi dışlamadığını, aksine birçok durumda tedavi başarısını artırmak için birlikte kullanıldığını söyledi. Karadurmuş, "Tedaviler artık kemoterapilerin hala ezeli ve ebedi dost olduğunu gösterirken, immünoterapiler, akıllı hedefleyici ilaç dediğimiz haplar ve antikor-ilaç konjugatları dediğimiz kemoterapi ile akıllı ilaçların kombinasyonuna kadar yansıyan çok önemli gelişmeleri ve uzamış sağ kalımları beraberinde getirdi" ifadelerini kullandı. Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’nin bin 359 üyesiyle hastalara hizmet verdiğini belirten Karadurmuş, tıbbi onkologların tanıdan tedavi sürecine, yan etkilerin yönetiminden beslenmeye, yaşam kalitesinden hastalığın son evresine kadar hastaların yanında olduğunu dile getirdi. Kongrenin 22-26 Nisan tarihleri arasında düzenlendiğini kaydeden Karadurmuş, "3 ana salon, toplamda 6 salonda, 60 büyük oturum, 315 ulusal ve 11 uluslararası konuşmacıyla kongremizi gerçekleştiriyoruz. Kongremizde 91 sözel bildiri sunuluyor. Bunların arasında kanser hastalarının tedavisinde ufuk açacak, çığır açacak projeler de yer alıyor" diye konuştu. "İmmünoterapiler uyuyan lenfositleri uyandırıyor" Kanser tedavisindeki en önemli gelişmelerden birinin immünoterapi olduğunu belirten Karadurmuş, bu tedavilerin halk arasında çoğu zaman "akıllı ilaç" olarak bilindiğini, ancak immünoterapilerin serum şeklinde uygulandığını ifade etti. Karadurmuş, immünoterapilerin bağışıklık sistemini kanser hücrelerine karşı harekete geçirdiğini belirterek, "Hastalarımızın aklında hep ’akıllı ilaç mı hocam’ sorusu oluyor. İmmünoterapiler aslında akıllı serumlar. Aynı kemoterapi gibi serum şeklinde veriliyor. Vücudumuzun savaşan lenfositlerinin kanserde uyuduğunu, yeterince yanıt veremediğini kabul ediyoruz. İşte bu uyuyan lenfositleri uyandıran, ’vücudunda düşman var, bu düşmana yeniden savaş aç ve vücudu kurtar’ denilen tedavilerdir" dedi. İmmünoterapilerin Sağlık Bakanlığı, SGK geri ödeme sistemi ve Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’nin katkılarıyla bugün 5 farklı ajanla 25 kanser türünde geri ödeme kapsamında olduğunu aktaran Karadurmuş, akciğer, meme, böbrek, cilt, kalın bağırsak, mide ve yemek borusu kanserlerinde bu tedavilerin kullanılabildiğini söyledi. "İmmünoterapi önemli ama tek başına kesin çözüm değil" İmmünoterapilerin yaşam kalitesi açısından hastalara konfor sağladığını belirten Karadurmuş, tedavi sürelerinin yaklaşık 45-50 dakika olduğunu, saç dökülmesine yol açmadığını, bulantı ve yorgunluk gibi etkilerin ise nadir görüldüğünü dile getirdi. Buna rağmen kanserin direnç geliştirebilen bir hastalık olduğuna dikkat çeken Karadurmuş, "İmmünoterapi çok iyi ama net bir çözüm mü, hala henüz değil. Kanserle mücadelede başarılıyız ama yeni tedavi ajanlarına da ihtiyacımız var. Aslında bu yenilikçi gelişmeler bile geçmişin hakkını verdi. İmmünoterapiyle ya da akıllı haplarla direnç geliştiğinde, yanına kemoterapi eklediğinizde bu direnci yenebiliyorsunuz. Bu da kemoterapinin kanser tedavisi tarihinde neden kalıcı bir yeri olacağının kanıtı oldu. Kemoterapi gerçekten bir öcü değil. Yeniliklerin bile yeniden doğurduğu çok önemli bir tedavi ajanı, ezeli ve ebedi bir partner. Kanser savaşında bizim çok önemli bir partnerimiz. Bunu göstermiş olduk" dedi. "Kanserde 5 yıllık yaşam süresi ikiye katlanıyor" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ali Nahit Şendur, kanser tedavisinde son yıllarda yaşanan gelişmelerin baş döndürücü olduğunu belirtti. Hedefe yönelik tedavilerle başlayan başarının immünoterapilerle daha da ileri taşındığını kaydeden Şendur, araştırmaların devam ettiğini ve her zaman daha iyisinin mümkün olduğunu söyledi. Şendur, "Kanserde son yıllardaki gelişmeler baş döndürücü. Özellikle hedefli tedavilerle başlayan, kemoterapiden sonraki başarı immünoterapilerle tartışıldı. Ama araştırma devam ediyor. Çünkü her zaman bir adım ötesi için çaba sarf ediyoruz. Daha iyisi hep mümkün. Son zamanlarda yapılan çalışmalar gösterdi ki kanserde 5 yıllık yaşam net olarak ikiye katlanıyor. Son 30 yıla baktığınız zaman hem dünyada hem ülkemizde gerçekten bir farkındalık oluştu. Artık hastalarımız başarılı tedavilerle, kişiye özel tedavilerle daha uzun yaşıyor" diye konuştu. "mRNA aşıları immünoterapilerle birlikte umut verici sonuçlar veriyor" Kanser tedavisinde mRNA aşılarının da önemli bir araştırma alanı haline geldiğini aktaran Şendur, bu tedavilerin özellikle immünoterapilerle birlikte kullanımında olumlu sonuçların görüldüğünü belirtti. İlk çalışmaların cilt kanseriyle başladığını, bugün akciğer kanseri ve böbrek tümörleri dahil birçok kanser türünde umut verici sonuçların gündeme geldiğini kaydetti. Şendur, "mRNA aşıları gerek tek başına gerekse immünoterapilerle kombine kullanıldığında ilk çalışma sonuçlarının pozitif olduğunu söyleyebilirim. İlk etapta cilt kanseriyle başlayan bu yarış, bugün akciğer kanseri, böbrek tümörü ve birçok kanserde gerçekten de çığır açacak gibi görünüyor" dedi. Henüz bu tedavilerin yaygın kullanıma girmediğini belirten Şendur, "Yakın zamanda, 2-4 yıl sonra kemoterapisiz bir hasta grubunu mRNA aşılarıyla ya tek başına ya da immünoterapilerle tedavi edeceğimizi göreceğiz. Onun için onkoloji hekimleriyle, onkoloji uzmanlarınızla hep irtibatta kalın" ifadelerini kullandı. "Kemoterapi bizim her zaman tedavi mücadelesindeki en büyük dostumuz" Kemoterapinin tedavi planlamasında hala önemli bir yere sahip olduğunu belirten Şendur, bu yöntemin yeni nesil tedavilerle birlikte farklı şekillerde kullanılabildiğini söyledi. Antikor-ilaç konjugatlarının, kemoterapinin daha hedefli ve daha az sistemik yan etkiyle uygulanmasına imkan sağladığını belirten Şendur, "Kemoterapi bizim her zaman tedavi mücadelesindeki en büyük dostumuz. Onu farklı şekillerde entegre ederek, antikor-ilaç konjugatlarıyla, teknolojiyle beraber yeni nesil hedefli tedavilerle birleştirerek kullanacağız" dedi. İmmünoterapinin her hasta için uygun olmadığının altını çizen Şendur, "İmmünoterapi tabii ki her hasta için uygun değil. Ama immünoterapinin mantığına baktığımız zaman kişinin kendi savunma sistemini hazırlayarak kanser mücadelesinde rol oynamasını ön planda tuttuğunu görüyoruz. Kemoterapi ile beraber kullanıldığında kemoterapinin etkisini artırıyor. Tek başına kullanıldığında ise bir grup hastada gerçekten çok büyük etki ediyor" ifadelerini kullandı. "Doğru tedavi, doğru zamanda, doğru ellerde verilmeli" Yenilikçi tedavilerle ileri evre kanserlerde dahi uzun sağ kalımın mümkün hale geldiğini belirten Şendur, cilt kanserinde bazı hastalarda şifanın mümkün olduğunu, akciğer kanserinde ise çok uzun sağ kalım sürelerine ulaşıldığını söyledi. Şendur, "Bugün cilt kanserinde evre 4 olsa bile şifa mümkün. Akciğer kanserinde şifa demesek de çok uzun sağ kalım mümkün. Özellikle PD-L1 değeri yüzde 50 ve üzerindeki hastaların dörtte biri artık 8 yılı geçen sağ kalıma sahip. Metastatik melanomda 10 yıllık sağ kalım yüzde 50. İleri evrede bir kanser tanısı alındığında üzülüyoruz ama yenilikçi tedavilerle, doğru ellerde çok uzun sağ kalım ve hatta şifa da mümkün diyebiliriz" diye konuştu. Pankreas kanserinde immünoterapinin yalnızca seçilmiş hasta gruplarında kullanılabildiğini belirten Şendur, "Pankreas kanserinde bugün için seçilmiş hastada immünoterapiyi kullanabiliyoruz ama büyük çoğunluğunda immünoterapi etki etmiyor. O yüzden mutlaka tıbbi onkolojinin uzmanlığında, multidisipliner ekip olarak hastalara en doğru tedaviyi vermek için çaba sarf ediyoruz" dedi. Gen testlerinin de tedavilere entegre edildiğini kaydeden Şendur, tümör agnostik tedavilerin son dönemin önemli başarılarından biri olduğunu ifade ederek, "Bir gen haritasındaki, bir yolaktaki anormallik hangi tümörde olursa olsun ona yönelik verdiğimiz ilaç tüm tümörlerde etkili olabiliyor. Bu da son zamanlardaki en büyük başarılarımızdan biri" dedi. "Yapay zeka sağlıkta kullanılmalı ama tedavi kararının yerine geçmemeli" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Karabulut ise kanser hastalarının sağlık süreçlerinde yapay zekayı kullanırken dikkatli olması gerektiğini söyledi. Yapay zekanın tanı ve tedavi süreçlerinde destekleyici olarak kullanılabildiğini belirten Karabulut, hastaların yalnızca yapay zeka ya da internet kaynaklı bilgilerle tedavi kararı vermemesi gerektiğini vurguladı. Karabulut, "Sağlığınızı yönetmek için yapay zekayı kullanmamanızı tavsiye ederim. Bizim işimiz, gücümüz kanser hastaları. Onlarla beraber yol haritası çiziyoruz, sevinçlerimizi yaşıyoruz, üzüntülerimizi yaşıyoruz. Onların faydasına olabilecek herhangi bir şey varsa, akademik unvana sahip bizler en ufak tereddüt etmeden mutlaka yaparız" dedi. Bitkisel tedaviler ve alternatif yöntemler konusunda hekimlerin tüm seçenekleri bilimsel açıdan değerlendirdiğini belirten Karabulut, "Biz karşı çıkmıyoruz; güvenli değildir diyoruz. İkisi arasında çok büyük bir fark var. Bir şeyin güvenli olduğunu göstermek zorundasınız, etkin olduğunu göstermek kadar. Çünkü biz Hipokrat yemininden önce başka bir ilkeyi benimseriz: Önce zarar verme" ifadelerini kullandı. "Her hasta kendi hikayesini yazıyor" Yapay zekanın radyoloji gibi teşhise dair alanlarda hekim hatalarını azaltmak, gözden kaçabilecek küçük ayrıntıları yakalamak için kullanılabildiğini belirten Karabulut, buna rağmen en gelişmiş yapay zeka sistemlerinde bile hatalar olabileceğini söyledi. Karabulut, "Yapay zekayı biz destekliyoruz, kendi günlük pratiğimize alıyoruz. Ama her hasta kendi hikayesini yazıyor. Yapay zeka bir modelleme ile size fikir verebilir ama hastanın hikayesinin sonuç kısmını veremez. Kulaktan dolma bilgilerle gelmeyin. Şundan duydum, bundan duydum bilgileri ya da televizyonlarda bir takım paralar verilerek çıkılan programlarda yapılan, bilgiye ve bilime uygun olmayan yayınlar hastaları yanlış yönlendirebiliyor. Ne yaparsak yapalım, yapay zeka dahil olmak üzere her hasta kendi hikayesini yazıyor" ifadelerini kullandı. "Yapay zeka hata yapabiliyor, hastanın vakti olmayabilir" Yapay zekanın yanlış bilgi verebildiğini pratikte de gördüklerini belirten Karabulut, bazı hastaların tetkiklerini yapay zekaya yorumlatıp korkuyla hekime başvurduğunu söyledi. Karabulut, "Birkaç veriyi giriyoruz, yapay zeka yanlış bilgi veriyor. ’Bu böyle değil’ dediğimizde ’özür dilerim, veri tabanımı güncelliyorum’ diyor. Ama hastanın veri tabanını güncelleyecek vakti olmayabiliyor" diye konuştu. Yapay zekanın tanı, tedavi algoritmalarının belirlenmesi ve erken teşhis alanlarında kullanılabileceğini belirten Karabulut, beyin tümörü, akciğer nodülleri ve mamografilerde önemli gelişmeler olduğunu ancak hasta yönetiminin doğrudan yapay zekaya bırakılmaması gerektiğini ifade etti. "Hala günlük pratiğimizde majör tedavimiz kemoterapi" Kemoterapinin günümüzde hala kanser tedavisinin ana unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Karabulut, immünoterapi, biyolojik ajanlar ve ağızdan kullanılan akıllı ilaçlara rağmen kemoterapinin önemini koruduğunu söyledi. Karabulut, "Hala günlük pratiğimizde bizim majör tedavimiz kemoterapi. Biz günlük hayatımızda immünoterapilere, biyolojik ajan dediğimiz damardan uygulanan akıllı serumlara ya da ağızdan kullanılan haplara geçtiğimiz dönemi çok canlı yaşadık. Eskiden sadece ’ömrünü biraz uzatabilir miyim’ diye başlayan hikaye, hastalığı kronikleştirme hevesine kadar gelmişti. Şimdi birçok tedavide hayal etmeden öteye geçtik" dedi. Kemoterapinin toplumda yanlış algılandığını belirten Karabulut, "Biz hala kemoterapiyi günlük hayatımızda çok yoğun kullanıyoruz. Kemoterapiyi bir kenara da atmayalım. Geçmişinden ders almayan önünü göremez" ifadelerini kullandı. "Kanser eşittir ölüm değil, kemoterapi de süründürmez" Kemoterapi alan hastaların yaşam kalitesinin geçmişe göre çok daha iyi yönetilebildiğini söyleyen Karabulut, yeni ilaçlar, yan etki yönetimi, palyatif bakım, bulantı kontrol yöntemleri, saç dökülmesini azaltmaya yönelik sistemler ve nöropatiyi önlemeye dönük yaklaşımlarla tedavi sürecinin daha konforlu hale geldiğini ifade etti. Karabulut, "Kanser eşittir ölüm değil. İkincisi, ’kemoterapi süründürür’ algısı da doğru değil. Artık kanser kemoterapileri de hastaları süründürmüyor. Hastalarımız sosyal ortamlarında kendi hayatlarını yaşayabiliyorlar" dedi. Hastaların evcil hayvanları ya da sosyal yaşamları konusunda da hekimleriyle görüşerek doğru bilgi alması gerektiğini belirten Karabulut, "Birçok kanser türünün kemoterapisinde, hastaların hayatlarında izolasyon gerektirmeden, immün sistemlerini çökertmeden tedavi yapabiliyoruz. Bu mesajları doğru verirsek hastalarımız karşımıza ’bize gareziniz mi var’ diye gelmezler" ifadelerini kullandı. "Kanserlerin üçte biri yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebilir" Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Gökşen İnanç İmamoğlu ise kanserden korunma yollarına dikkat çekti. Bilimsel çalışmaların kanserlerin yaklaşık üçte birinin yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini gösterdiğini belirten İmamoğlu, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, obeziteden kaçınma, sigara ve alkolden uzak durma ile güneş ışınlarından korunmanın önemine değindi. İmamoğlu, "Kanseri önleyebilir miyiz? Evet, kanseri büyük oranda önleyebiliriz. Yapılmış bilimsel çalışmalar, kanserlerin üçte birinin sadece yaşam tarzı değişiklikleriyle önlenebildiğini göstermiştir. Sağlıklı bir yaşam tarzını benimseyerek birçok kanseri önleyebiliyoruz" dedi. Beslenmede Akdeniz tipi diyetin önemine dikkat çeken İmamoğlu, "Beslenmede Akdeniz tipi beslenmenin kanserden korunmada çok önemli bir diyet şekli olduğunu çalışmalar göstermiştir. Obezitenin de kanser riskini oldukça artırdığını, neredeyse sigara kadar risk oluşturduğunu biliyoruz. Özellikle meme kanseri, kadınlarda rahim kanseri ve kolon kanserinde obezite riski artırıyor" diye konuştu. Kanserden korunmada yaşam tarzı kadar erken tanı ve tarama testlerinin de önemli olduğunu belirten İmamoğlu, meme kanseri, rahim ağzı kanseri ve kolon kanserinde tarama programlarının hayat kurtardığını ifade etti.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:58 Anne adayları artık doğal doğumu tehcih ediyor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, Ebeler Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada anne adaylarının sezeryana kıyasla normal doğumu tehcih ettiklerini söyledi. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Büşra Cesur, 21-28 Nisan Ebeler Haftası dolayısıyla ebelik mesleğinin sağlık sistemindeki yeri, eğitim süreçleri ve geleceğine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Ebelik mesleğinin sağlık sisteminin temel yapı taşlarından biri olduğunu belirten Cesur, ebelerin sağlığın korunması, geliştirilmesi, hastalıkların önlenmesi ile tedavi ve bakım hizmetlerini bir arada sunduğunu ifade etti. Ebelerin birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinin tamamında aktif rol aldığını vurgulayan Cesur, köyden kente kesintisiz sağlık hizmeti sunarak toplumun her kesimine ulaştıklarını söyledi. Anne ve bebek sağlığındaki kritik rolüne dikkat çeken Cesur, ebelerin anne ve bebek ölümlerinin azaltılmasında en önemli meslek gruplarından biri olduğunu belirtti. Sağlıklı gebelik planlamasından doğum ve doğum sonrası sürece kadar geçen tüm aşamalarda ebelerin aktif görev aldığını dile getirdi. İstihdam alanları güçlenmeli Türkiye’de ebelik alanında son yıllarda akademik ve klinik anlamda önemli gelişmeler yaşandığını ifade eden Cesur, akademik kadronun güçlendiğini, bilimsel çalışmaların arttığını kaydetti. Ancak mesleğin yetki, görünürlük ve istihdam alanlarında daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Toplumda ebelik mesleğine yönelik yanlış algıların bulunduğunu da belirten Cesur, ebelerin yalnızca doğum yaptıran sağlık çalışanları olarak görülmesinin doğru olmadığını ifade etti. Ebelik hizmetlerinin gebelik öncesinden başlayarak lohusalık dönemine kadar uzanan geniş bir süreci kapsadığını vurguladı. Doğuma karşı yaklaşım değişti Ebelerin doğum sürecinde sadece tıbbi değil aynı zamanda psikolojik destek de sunduğunu dile getiren Cesur, anne adayının kaygısını azalttıklarını ve doğum deneyiminin daha olumlu geçmesine katkı sağladıklarını belirtti. Günümüzde doğum yaklaşımlarının değiştiğini ifade eden Cesur, kadın merkezli ve kanıta dayalı uygulamaların ön plana çıktığını, doğal doğuma yönelimin arttığını söyledi. Sezaryen oranlarının dengelenmesi yönünde çalışmaların sürdüğünü belirten Cesur, ebelerin bu süreçteki öneminin giderek daha fazla anlaşıldığını kaydetti. Aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştiriliyorlar Ebelik eğitimi hakkında da bilgi veren Cesur, bölümde teorik ve uygulamalı derslerin dengeli şekilde, öğrencilerin aktif öğrenme yöntemleriyle yetiştirildiğini ifade etti. Simülasyon teknolojileri, sanal gerçeklik ve dijital eğitim materyallerinin eğitim sürecine entegre edildiğini belirtti. Bölümün akademik çalışmalarına da değinen Cesur, 2023 yılında akredite olduklarını ve Türkiye Yeterlilikler Çerçevesi (TYÇ) logosu almaya hak kazanan Türkiye’deki ilk ebelik bölümü olduklarını söyledi. Bu durumun mezunların uluslararası düzeyde tanınırlığını artırdığını ifade etti. Ebeler Haftası mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem Mezunların hastaneler, aile sağlığı merkezleri, toplum sağlığı merkezleri ve akademide görev alabildiğini belirten Cesur, birçok mezunun akademik ve idari kariyerlere yöneldiğini de sözlerine ekledi. Teknolojinin ebelik mesleğine katkı sağladığını vurgulayan Cesur, öğrenmeyi kolaylaştırdığını, problem çözme ve karar verme becerilerini geliştirdiğini ifade etti. Ancak veri güvenliği ve mahremiyet konularına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ebeler Haftası’nın mesleğin görünürlüğünü artıran önemli bir dönem olduğunu belirten Cesur, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara verdiği öneme dikkat çekerek, sağlıklı nesillerin temelinde ebelerin önemli bir rol üstlendiğini ifade etti. Cesur, sözlerini "Sağlıklı bir toplumun temeli sağlıklı anneler ve bebeklerdir. Ebeler bu sürecin güvencesidir" ifadeleriyle tamamladı.
25 Nisan 2026 Cumartesi - 15:18 Eskişehir İl Sağlık Müdürü Bildirici’den Dünya Sıtma Günü uyarısı: "Risk tamamen bitmedi" Eskişehir İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 2008 yılından bu yana her yıl 25 Nisan’da anılan Dünya Sıtma Günü kapsamında açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtmanın; plasmodium cinsi paraziti taşıyan dişi anofel sivrisineklerin ısırığı yoluyla bulaşan ve kırmızı kan hücrelerini enfekte ederek hayatı tehdit edebilen ciddi bir hastalık olduğunu belirtti. Hastalığın ilk belirtilerinin genellikle sivrisinek ısırığını takip eden 10-15 gün içerisinde baş ağrısı, titreme ve ateş şeklinde ortaya çıktığını ifade etti. İnsanlarda sıtmaya yol açan beş farklı plasmodium türü bulunduğunu dile getiren Bildirici, özellikle P. falciparum ve P. vivax türlerinin en büyük riski oluşturduğunu, falciparum tipinin tedavi edilmediği durumlarda kısa sürede ağır seyrederek ölüme neden olabildiğini vurguladı. "Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı sıtma riski altında" İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Yaşar Bildirici, dünya nüfusunun yaklaşık yarısının sıtma riski altında bulunduğunu, bu riskin özellikle Sahra altı Afrika ülkelerinde yoğunlaştığını ifade etti. Türkiye’de geçmiş yıllarda yaygın olarak görülen sıtmanın, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen etkin çalışmalar neticesinde yerli bulaşının sona erdiğini belirtti. Bildirici, ülkemizde sıtma etkenini taşıyabilecek sivrisinek türlerinin halen bulunduğuna dikkat çekerek; iklim ve çevresel faktörler, artan uluslararası seyahatler, endemik bölgelerden gelen vakalar ve düzensiz göç hareketleri nedeniyle yurtdışı kaynaklı sıtma vakalarının görülebildiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin subtropikal kuşakta yer alması ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık artışlarının da hastalık riskini artırabileceğini dile getirdi. "Vatandaşlarımız riskli bölgelere seyahat ederken dikkat etmeli" Doç. Dr. Yaşar Bildirici, sıtma riskinin tamamen ortadan kalkmadığını, bu nedenle Sıtma Eliminasyon Programı kapsamında yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti. Vatandaşların özellikle riskli bölgelere seyahat öncesinde gerekli koruyucu önlemleri almaları ve hastalık belirtileri görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurmaları gerektiğini ifade etti.
Türk bilim adamının yeni yöntemi uluslararası tıp camiasında kabul gördü
03 Eylül 2025 Çarşamba - 13:51 Türk bilim adamının yeni yöntemi uluslararası tıp camiasında kabul gördü DENİZLİ (İHA) –Denizli’de İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğr. Üyesi Doç. Dr. Ufuk Kutluana’nın geliştirdiği yeni tedavi yöntemi, uluslararası tıp camiası tarafından kabul gördü. Doç. Dr. Kutluana’nın kendi tasarladığı cihaz eşliğinde geliştirdiği yöntem, gastroenteroloji alanında dünyanın saygın dergilerinden European Journal of Gastroenterology & Hepatology’de orijinal eser olarak yayımlandı. Geliştirdiği yeni yöntem ile ilgili Doç. Dr. Ufuk Kutluana şunları dile getirdi: "Kolon kanserlerinin çoğu kolon poliplerinden gelişir. Bu nedenle kolon poliplerinin ya da erken evre kolon kanserlerinin endoskopik teşhisi ve tedavisi çok önemlidir. Ameliyatsız endoskopik ESD ve EMR günümüzde bu konuda en çok ilerleme kaydedilen tedavi yöntemleridir. Şu ana kadar Asya ve Avrupa bu konuda ileride oldukları için yenilikleri onlardan takip etmekteydik. Bir Türk hekimi olarak çorbada bizim de tuzumuz olsun istedim. Kanama eğilimi olan, yandaş hastalığı bulunan seçilmiş bireylerde, 2,5 cm’yi geçmeyen kolon poliplerini ameliyatsız olarak en blok (yekpare, tek parça halinde), güvenli cerrahi sınır eşliğinde çıkarmamıza imkan sağlayan EWBR (endoscopic wide band resection) adını verdiğim bu tedavi yöntemini dünyada ilk kez geliştirdim. Yöntem için kendi tasarladığım cihazı kolonoskopi cihazına monte etmek gerekiyor. Bu yeni yöntem klasik EMR yöntemi ile alınamayacak kadar büyük lezyonlarda etkili olduğu gibi ESD yöntemine göre de çok daha kısa sürede gerçekleşiyor. Üstelik kanama ve delinme gibi komplikasyonları diğer iki yönteme göre minimize ediyor. Bu yöntemle tedavi ettiğim hastaları derlediğim çalışma saygın uluslararası tıp dergisinde kısa sürede onay aldı ve yayımlandı. Dünya tıbbına böyle bir yenilik kazandırdığım için çok mutlu ve gururluyum" dedi.
Güngören’de Sağlıklı Yaşam Stantları kuruldu
03 Eylül 2025 Çarşamba - 13:38 Güngören’de Sağlıklı Yaşam Stantları kuruldu İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Güngören’de kurulan bilgilendirme stantları ile vatandaşları sağlıklı yaşam konusu hakkında bilgilendirdi. Halk Sağlığı Haftası çerçevesinde İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Güngören Menderes Caddesi’nde sağlıklı yaşam stantları kurularak vatandaşlara yönelik birçok alanda bilgilendirme ve farkındalık faaliyetleri yapıldı. Programa İstanbul Valisi Yardımcısı Hasan Gözen, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Müdürü Burhan Küçükoğlu Güngören Kaymakamı Abdullah Küçük ile vatandaşlar katıldı. Kurulan stantlar hakkında bilgi veren İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, "Aslında 2002’de yılından itibaren sağlıkta dönüşümle sağlıkta devrim demek istiyorum. Cumhurbaşkanımız önderliğinde sağlıkta büyük bir atılım yaptık. Tüm dünyaya örnek bir sağlık hizmetimiz var, bunu örneğini nereden anlıyoruz: Geçen sene yurt dışından gelen 500 bin turist sağlık hizmeti almaya İstanbul’a geldi. İstanbul dünyanın sağlık başkenti, ama tedaviyi ne kadar yaparsanız yapın hastaneleri ne kadar yaparsanız yapın, görüntülü ameliyatlar asıl sistem sağlığın korunmasında halk sağlığı tarafından birinci basamak olma tarafında. Kemal Memişoğlu Bakanımızın bize koyduğu bir vizyon var. Koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modelinde sağlıklı Türkiye’yi yüzyılına biz çalışıyoruz. Bugün de halk Sağlığı Haftası mimarisinde 7 gün 7 ayrı branşta biz şu anda vatandaşımıza Güngören’ de sağlıklı hayat için bilgilendirmeler yapıyoruz" dedi. "7 gün boyunca burada vatandaşlarımıza bilgi vermeye çalışacağız" Kurulan stantların 1 hafta boyunca vatandaşları bilgilendireceğini söyleyen İl Sağlık Müdürü Güner, "Burada kanser taramalarını yapacağımız tırımız var. Sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite arttırılmasını, sağlıklı hayat merkezlerimiz anlatan 7 ayrı standımız var. 7 gün boyunca burada olacak, vatandaşlarımıza bilgi vermeye çalışacağız. Onları bilgilendirme, aile hekimini öğretmeye, aile hekimini tanınmaya, en yakın hekimin aile hekimi olduğunu onların sağlık danışmanı aile hekimi olduğunu anlatacağız. Birinci basamakta sağlığı kaybetmeden korumayı vatandaşlarımıza anlatmaya çalışacağız" şeklinde konuştu. "Bu mücadele 7 gün 24 saat 365 gün devam eden bir mücadeledir" Vatandaşlara yönelik bilgilendirmenin her gün olduğunu söyleyen İl Sağlık Müdürü Güner, "Bu mücadele 7 gün 24 saat 365 gün devam eden bir mücadeledir. 39 ilçesinde biz bu etkinliklere başlayacağız. Halk Sağlığı Haftası minvalinde Güngören’de bugün sadece bu ilçelerimizden bir tanesi ama sadece Halk Sağlığı Haftasını 7 gün boyunca değil, tütünle mücadelemiz, bağımlılıkla mücadelemiz, dijital bağımlılıkla mücadele, otizmle mücadelemiz sağlık koruyacak bütün faktörlerle ilgili bizim mücadelemiz 365 gün devam edecek" ifadelerini kullandı. Vali Yardımcısı Hasan Gözen ve İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, stantları inceleyerek bilgi aldı.
- Güngören’de Sağlıklı Yaşam Stantları kuruldu
- İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü vatandaşları Sağlıklı Yaşam Stantları ile ilgili bilgilendiriyor
03 Eylül 2025 Çarşamba - 13:37 - Güngören’de Sağlıklı Yaşam Stantları kuruldu - İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü vatandaşları Sağlıklı Yaşam Stantları ile ilgili bilgilendiriyor İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Güngören’de kurulan bilgilendirme stantları ile vatandaşları sağlıklı yaşam konusu hakkında bilgilendirdi. Halk Sağlığı Haftası çerçevesinde İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Güngören Menderes Caddesi’nde sağlıklı yaşam stantları kurularak vatandaşlara yönelik birçok alanda bilgilendirme ve farkındalık faaliyetleri yapıldı. Programa İstanbul Valisi Yardımcısı Hasan Gözen, İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Müdürü Burhan Küçükoğlu Güngören Kaymakamı Abdullah Küçük ile vatandaşlar katıldı. Kurulan stantlar hakkında bilgi veren İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, "Aslında 2002’de yılından itibaren sağlıkta dönüşümle sağlıkta devrim demek istiyorum. Cumhurbaşkanımız önderliğinde sağlıkta büyük bir atılım yaptık. Tüm dünyaya örnek bir sağlık hizmetimiz var, bunu örneğini nereden anlıyoruz: Geçen sene yurt dışından gelen 500 bin turist sağlık hizmeti almaya İstanbul’a geldi. İstanbul dünyanın sağlık başkenti, ama tedaviyi ne kadar yaparsanız yapın hastaneleri ne kadar yaparsanız yapın, görüntülü ameliyatlar asıl sistem sağlığın korunmasında halk sağlığı tarafından birinci basamak olma tarafında. Kemal Memişoğlu Bakanımızın bize koyduğu bir vizyon var. Koruyan, geliştiren ve üreten sağlık modelinde sağlıklı Türkiye’yi yüzyılına biz çalışıyoruz. Bugün de halk Sağlığı Haftası mimarisinde 7 gün 7 ayrı branşta biz şu anda vatandaşımıza Güngören’ de sağlıklı hayat için bilgilendirmeler yapıyoruz" dedi. "7 gün boyunca burada vatandaşlarımıza bilgi vermeye çalışacağız" Kurulan stantların 1 hafta boyunca vatandaşları bilgilendireceğini söyleyen İl Sağlık Müdürü Güner, "Burada kanser taramalarını yapacağımız tırımız var. Sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite arttırılmasını, sağlıklı hayat merkezlerimiz anlatan 7 ayrı standımız var. 7 gün boyunca burada olacak, vatandaşlarımıza bilgi vermeye çalışacağız. Onları bilgilendirme, aile hekimini öğretmeye, aile hekimini tanınmaya, en yakın hekimin aile hekimi olduğunu onların sağlık danışmanı aile hekimi olduğunu anlatacağız. Birinci basamakta sağlığı kaybetmeden korumayı vatandaşlarımıza anlatmaya çalışacağız" şeklinde konuştu. "Bu mücadele 7 gün 24 saat 365 gün devam eden bir mücadeledir" Vatandaşlara yönelik bilgilendirmenin her gün olduğunu söyleyen İl Sağlık Müdürü Güner, "Bu mücadele 7 gün 24 saat 365 gün devam eden bir mücadeledir. 39 ilçesinde biz bu etkinliklere başlayacağız. Halk Sağlığı Haftası minvalinde Güngören’de bugün sadece bu ilçelerimizden bir tanesi ama sadece Halk Sağlığı Haftasını 7 gün boyunca değil, tütünle mücadelemiz, bağımlılıkla mücadelemiz, dijital bağımlılıkla mücadele, otizmle mücadelemiz sağlık koruyacak bütün faktörlerle ilgili bizim mücadelemiz 365 gün devam edecek" ifadelerini kullandı. Vali Yardımcısı Hasan Gözen ve İl Sağlık Müdürü Doç. Dr. Abdullah Emre Güner, stantları inceleyerek bilgi aldı. (DH-ZA-
Aigai antik kentinde sağlık için yürüdüler
03 Eylül 2025 Çarşamba - 12:57 Aigai antik kentinde sağlık için yürüdüler Manisa Celal Bayar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü tarafından kazı çalışmalarının yürütüldüğü 12 Aiol kentinden biri olan Aigai, ’Sağlıklı hayat’ yürüyüşüne ev sahipliği yaptı. Manisa İl Sağlık Müdürlüğü tarafından Halk Sağlığı Haftasının açılış programı olarak gerçekleştirilen etkinlikte katılımcılar, bir yandan kenti tanıma fırsatı buldu bir yandan da tarihinde izinde sağlık için yürüdü. Her yıl 3-9 Eylül tarihleri arasında kutlanan Halk Sağlığı Haftası etkinleri Aigai antik kentinde yapılan sağlıklı hayat yürüyüşü ile başladı. Yürüyüşe Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren, İl Sağlık Müdürlüğü yöneticileri ve Manisa’daki sağlık kurumları yöneticileri katıldı. Aigai antik kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Yusuf Sezgin eşliğinde Aigai antik kentinin tanıtımının da yapıldığı etkinlikte katılımcılar adeta tarihe yolculuk yaptı. Aigai antik kentini tanıttı Katılımcılara antik kent hakkında bilgi veren Aigai Antik kentiKazı Başkanı Prof. Dr. Yusuf Sezgin, "Antik kalıntılar aslında tepenin üstünde. Farkındaysanız tepenin iki yanından iki ayrı dere akıyor. Bu dereler birleşiyor ve kentin konumu bir yarımada gibi oluşuyor. Yani doğal bir yarımada aslında gibi oluşmuş. Savunması kolay, ele geçirilmesi zor olsun diye bu konumu özellikle seçmişler. Aigai kelime anlamı olarak keçi demek. Çok enteresan yani. Ama bakınca araziye kentin adının keçi olmasını anlıyorsun. Çünkü kentin bütün varlığın, bütün ekonomisi keçi üstüne dayandırılmış ki arkeolojik buluntular da bize bu durumu gösteriyor. Yazılı kaynaklar, bir sürü belge var elimizde. Keçi üretimi burada çok önemli. Zaten bu arazide başka seçenek yok. Hayvancılıkla koca bir kent kurmuşlar. Bu kentlere biz polis diyoruz. Polis kent devleti demek. Şimdi şöyle örnek veriyorum ben Manisa’dan gelenler için. Manisa’da da antik bir kent var. Biliyorsunuz Magnesia. Mesela Magnesia hiçbir zaman polis konumuna gelmiyor. Polis olmuyor. Yani polis kent devleti olmuyor. Günümüzle kıyaslamak gerekirse antik dönemde Aigai büyükşehir, Manisa ise kasaba. Şimdi tabii bu koskoca dağlık arazide polis dediğimiz büyük bir kent devletinin bir anlamı olması lazım. Şimdi kent devleti olabilmesi için bir yerin bütün kamu yapılarının olması lazım. Nasıl günümüzde devleti oluşturan bir sürü kurum var, kamu yapısı var. Hepsi Aigai’de var. Meclis binası var, Agora’sı var, tiyatrosu var, eğitim kurumları var, dini yapıları var. Yani bütün organizasyonuyla büyük bir polis ve kent devleti kurulmuş. Günümüzden 2 bin 800 yıl önce kurulmuş. yaklaşık bin yıl boyunca kesintisiz bir yaşam sürmüş burada. 3. yüzyılda Roma döneminde Gotlar denen işte bu Romanya ve onun kuzeyinden gelen bir kabile Anadolu’ya bayağı ciddi zararlar veriyor. Onların döneminde kendi terk edip gitmişler. Hristiyanlık döneminde de yani küçük bir nüfus yaşamaya devam etmiş. Ama asıl önemli şey kentin en güçlü olduğu dönem, Helenistik dönem dediğimiz Bergama Krallığı’nın kurulduğu dönem. O dönemde şu fotoğraflarını gördüğünüz neredeyse yapıların hepsi Helenistik dönemde Bergama Krallığı’nın bütün bölgeyi kontrol ettiği en zengin dönemde yapılıyor bu binalar" dedi. Haftanın ana teması ’Koruyan, geliştiren sağlık’ Yapılan etkinlik hakkında bilgi veren Manisa İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mehmet Fatih Zeren ise şunları söyledi: "Halk sağlığının ve koruyucu sağlık hizmetlerinin önemini vurgulamak, yürütülen çalışmaları görünür kılarak toplumun farkındalığını artırmak amacıyla ülkemizde her yıl 3-9 Eylül tarihleri arasında Halk Sağlığı Haftası kutlanmaktadır. Halk Sağlığı Haftası kapsamında bugün Manisa’mızın tarihi ve kültürel merkezi olan Aigai antik kentinde sağlıklı hayat yürüyüşü yapmak için bulunmaktayız. Vatandaşlarımızın sağlık okur yazarlığını artıran aile hekimliği ve bağımlılıkla mücadele gibi konularda birçok etkinlik yaparak hem vatandaşlarımızın sağlığını koruma bilincini artırmayı hem de hizmetlerimizi tanıtmayı bu hafta vesilesiyle vatandaşlarımıza ulaştırmayı hedefliyoruz. Bu yıl yapılacak olan Halk Sağlığı Haftası’nın ana teması koruyan, geliştiren sağlık. Hafta boyunca gerçekleştirilecek etkinlikler 7 güne 7 tema doğrultusunda düzenlenecek. ’Nefesiniz dumansız, hayatınız sağlıklı olsun’ sloganıyla aslında dumansız bir Türkiye hayalinde yol almayı planlıyoruz. Amacımız tüm ilçelerimizle birlikte bakanlığımızın talimatları doğrultusunda mülki idare amirlerimiz ve halkımızın katılımıyla tüm hizmetlerimizi tanıttığımız ’Sağlıklı hayat çok önemlidir’ mottosunu vurguladığımız bir hafta geçirmek."
13 yıllık sigara bağımlısı genç, Sağlıklı Hayat Merkezinden aldığı destekle sigarayı bıraktı
03 Eylül 2025 Çarşamba - 12:43 13 yıllık sigara bağımlısı genç, Sağlıklı Hayat Merkezinden aldığı destekle sigarayı bıraktı Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezi Sigara Bırakma Polikliniği’ne başvuran 29 yaşındaki Rıza Okka, yıllardır mücadele ettiği sigara bağımlılığından kurtulmayı başardı. Sigarayı bıraktıktan sonra özgüveninin arttığını söyleyen Okka; "Sigarayı bırakmak isteyenler Sigara Bırakma Polikliniklerine başvursunlar, emin olsunlar çok rahat sigarayı bırakabilirler" dedi. 13 yıldır günde bir paket sigara kullanan 29 yaşındaki Rıza Okka, Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezi Sigara Bırakma Polikliniğinden aldığı destekle sigarayı bıraktı. Sigara bırakma sürecini anlatan ve sigara bırakmak isteyen kişilere tavsiyelerde bulunan Okka; "Yaklaşık 13 yıl boyuncu bil fiil sigara kullandım. Bu süreçte 5-6 defa sigarayı bırakma girişimim oldu fakat başarılı olamadım. Sigara kullanan yakın arkadaşlarım Sigara bırakma polikliniği aracılığıyla sigarayı bırakmışlardı bana da tavsiye ettiler. Ben de sigara bırakma polikliniğine başvurdum. Bazı tahlil ve tetkiklerden sonra hocamız ile birlikte plan yaparak, sigarasız bir hayata geçiş yapmaya başladım. Şuan sigarayı bırakalı 7.5 ay oldu. Sigarayı bıraktıktan sonra öksürük balgam gibi şikâyetlerim azaldı. Kendimi daha özgüvenli ve daha iradeli hissetmeye başladım. Sigara bırakmak isteyenler de öncelikle kendi içlerinde karar versinler ve iradeli olsunlar. Sigara bırakma polikliniğine başvurarak destek alsınlar. Bu şekilde sigarayı çok rahat bırakabileceklerini düşünüyorum" dedi. Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezi Sigara Bırakma Polikliniğinde görevli Dr. Mustafa Ali Ekiz de sigarayı bırakmak isteyen kişilerin profesyonel destek alarak sigarayı çok rahat bırakabileceklerini söyleyerek; "Sigara ve dumanı, hem içenler hem de çevresindekiler için büyük bir hastalık ve ölüm tehdididir. Kullanım yaygınlığı ve oluşturduğu maddi - manevi hasarlara bakıldığında sigara dünyada ve ülkemizde en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Sigara içenlerin çoğu bırakmayı düşünmekte ve kendi kendine bırakma girişimlerinde bulunmaktadır. Ancak bu girişimlerin çoğu başarısız olmakta bu nedenle kişiler bırakma girişimlerinden vazgeçebilmektedir. İşte bu kişilere veya sigarayı bırakmak isteyen herkese diyoruz ki sigarayı bırakmak istiyorsanız, bu konuda kararlıysanız, kendinize inanın ve Sigara Bırakma Polikliniklerinden profesyonel destek alın. Sigara Bırakma Poliklinikleri sağladıkları profesyonel destek ile sigara hastalarına etkinliği kanıtlanmış ilaç tedavileri, davranış tedavileri ve psikososyal destek sağlamaktadır. Alo 171’i arayarak size en yakın Sigara Bırakma Polikliniğinden randevu alabilirsiniz. Ayrıca 35 yaş altında sigarayı bırakırsanız ve sonrasında bir daha içmezseniz sigaranın tüm zararlarından kurtulabilirsiniz. Hangi yaşta olursanız olun sigarayı bırakarak hem kendiniz hem sevdikleriniz için çok değerli bir iş başarmış olursunuz. Sağlığınızı korur, sigaranın neden olduğu hastalık risklerini ortadan kaldırır, sevdiklerinizle kaliteli ve sağlıklı bir hayat yaşarsınız. Ayrıca sigaraya verdiğiniz paraları kendiniz ve sevdikleriniz için harcayabilirsiniz" ifade etti.
Yanlış sülük tedavisi canından ediyordu
03 Eylül 2025 Çarşamba - 11:30 Yanlış sülük tedavisi canından ediyordu Yurt dışında steril olmayan ortamda kendisine tıbbi olmayan sülük tedavisi uygulayan Gürcü hasta ölmek üzereyken getirildiği Samsun’da 4 farklı branştan doktorların 7 ayrı operasyonuyla 40 günde sağlığına kavuşturularak taburcu edildi. 65 yaşındaki Ketevan Nadiradze, boyun bölgesindeki şişleri indirmek için memleketinde kendisine sülük tedavisi uyguladı. Bu işlemin ardından vücuduna enfeksiyon bulaşan Ketevan Nadiradze’nin yaşam fonksiyonları azaldı. Vücudunu saran enfeksiyona bağlı zatürre sonucu uzun bir süre solunum cihazı ile nefes alan Nadiradze, son umut olarak Medicana International Samsun Hastanesi’ne getirildi. Burada 4 farklı branş doktorunun 7 ayrı operasyonu ile 40 günlük tedaviye alınan Nadiradze, ölüm öncesi bir durumdayken geldiği hastaneden iyileştirilmesi sonucunda hastaneden pasta kesilerek sağlıklı bir şekilde uğurlandı. "Durumu oldukça ağır olan hastayı ekip çalışması ile sağlığına kavuşturduk" Çok kritik durumda hastaneye getirilen Nadiradze’ye uygulanan tedavi hakkında bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Doktorlarından Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar, "Hastamız, boynundaki şişlik nedeniyle yurt dışında boynuna sülük tedavisi yapmış. Bunun ardından oradaki kistin apseleşmesi neticesinde baş-boyun bölgesinden başlayarak akciğerlere, kalbin üstündeki alanlara ve boynuna ulaşan yaygın apseleşmiş enfeksiyon tablosu gelişmiş. Bunun ardından da hasta uzun süre solunum cihazına bağlı yaşamak zorunda kalmış. Geldiği merkezde vücuda bulaşan apseleri temizlemek amacıyla çeşitli drenaj işlemleri uygulanmış ama sonuç alınamamış. Uzun süre solunum cihazına bağlı kaldığı için de akciğerinde ölümcül bir zatürre tablosu oluşmuştu. Hasta pre-ex (ölüm öncesi dönem) durumdaydı. Tansiyonu ve nabzı düşük, böbrek ve karaciğer fonksiyonları oldukça fazla olumsuz etkilenmiş, beyin fonksiyonları da sağlıklı değildi. Hastayı Samsun’da çeşitli bölümlerin de dahil olduğu bir dizi operasyonlar düzenledik. Kulak, burun ve boğaz cerrahisi, kalp ve damar cerrahisi, göğüs cerrahisi ve plastik cerrahinin dahil olduğu irili ufaklı 7 seanslık operasyon serisinin sonunda bölgedeki apse ve enfeksiyonları kurutup, ortaya çıkan açık yaraları da kapatarak hastayı tabucu durumuna getirmeyi başardık. Bu işlemler sırasında akciğerdeki şiddetli zatürre durumunu da peyderpey ekip çalışmasıyla üstesinden geldik. Hastanın şu anda genel durumu iyi, taburcu edildi. Açık bir yarası yok, kendi fonksiyonlarını yapabiliyor, enfeksiyon değeri de sıfıra yaklaştı. Bu denli kritik ağır tablodaki hastanın 40 günlük özverili bir takım çalışması sonucunda taburcu olması ciddi bir ekip çalışmasının başarılı bir ürünüdür" dedi. Türkiye’ye gelmeden önce öldü gözüyle bakılan Nadiradze, tedavi sürecinde yer alan Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Nesrettin Fatih Turgut, Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Murat Küsdül, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kerem Yılmaz ile Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Hüseyin Ulaş Çınar tarafından gerçekleştirilen 7 farklı operasyonda hasta 40 günlük programla sağlığına kavuşturuldu. Nadiradze ve ailesi, kendisi için hazırlanan pasta kesim ve uğurlama töreninde tedavisini gerçekleştiren hekimler ile hastane çalışanlarına şükranlarını ilettiler.
Muhtarlar Hayat Sağlık Grubu’nda buluştu
03 Eylül 2025 Çarşamba - 11:24 Muhtarlar Hayat Sağlık Grubu’nda buluştu Hayat Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul, Bursa’nın farklı bölgelerinden gelen 24 mahalle muhtarıyla Hayat Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tıp Merkezi’nde düzenlenen kahvaltı programında bir araya geldi. Samimi bir atmosferde gerçekleşen buluşmada, kent halkına yönelik sağlık hizmetleri, iş birlikleri ve geleceğe yönelik projeler masaya yatırıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Uzm. Dr. Ahmet Özkul, Hayat Hastaneler Grubu’nun 47 yıllık sağlık tecrübesiyle Bursa’da önemli bir rol üstlendiğini belirterek "Değerli muhtarlarımızı merkezimizde ağırlamaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Fizik tedavi ve rehabilitasyon alanında modern tıbbın sunduğu tüm imkanlarla hizmet veriyoruz. Dahiliye, psikiyatri, psikoloji, nöroloji ve kadın hastalıkları gibi branşlarda da kapsamlı sağlık hizmeti sunan merkezimiz, 2 bin m kapalı alanda kişiye özel tedavi planlarıyla Bursa halkının yanında olmaya devam ediyor" dedi. "Yeni yatırımlarımızı aralıksız sürdürüyoruz" Sağlık yatırımlarına da aralıksız devam ettiğini vurgulayan Hayat Hastaneler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Uzm. Dr. Ahmet Özkul, "Hayat Hastanesi’nin yanı sıra İstanbul Pendik Şifa Hastanemiz, Ürotaş Hayat Tıp Merkezimiz ve Hayat Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tıp Merkezimiz ile hizmet ağımızı genişlettik. Özlüce’de inşası süren ve 45 bin metrekare kapalı alana sahip yeni hastane projemiz de tüm hızıyla devam ediyor" şeklinde konuştu. Hayat Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Medikal Direktörü Uzm. Dr. Fatih Özkul’un da iştirak ettiği program kapsamında, Hayat Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tıp Merkezi’nde görev yapan uzman hekimler de muhtarlara bilgilendirmelerde bulundu. Uzm. Dr. Nuray Bingöl Birinci, ameliyatsız bel ve boyun fıtığı tedavileri ile ozon tedavisinin rehabilitasyon alanındaki yerini anlatırken, Uzm. Dr. Muharrem Mert de ozon tedavisinin sağlık üzerindeki etkileri ve kullanım alanlarına dair detaylı bilgiler sundu. Toplantının sonunda, mahalle muhtarlarının da katkısıyla bölge halkının sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşabilmesi amacıyla özel bir indirim protokolü yapılacağı açıklandı. Ayrıca, Ahmet Özkul kendi kaleme aldığı "Sağlığa ve Topluma Adanmış Bir Ömür" isimli kitabını imzalayarak tüm muhtarlara hediye etti. Hayat Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tıp Merkezi, yalnızca tedavi sunmayı değil, toplumun genel sağlık bilincini artırmayı hedefleyen çalışmalarıyla da dikkat çekiyor. Modern altyapısı, uzman kadrosu ve bütüncül sağlık yaklaşımları ile merkez, Bursa’nın sağlık vizyonuna katkı sunmaya devam ediyor.
Uzmanından ailelere kritik uyarı: "Okulun ilk günü çocuk psikolojisine dikkat"
03 Eylül 2025 Çarşamba - 11:09 Uzmanından ailelere kritik uyarı: "Okulun ilk günü çocuk psikolojisine dikkat" Yeni eğitim ve öğretim yılının miniklere başlamasıyla birlikte, milyonlarca çocuk için okulun kapıları yeniden aralanıyor. Psikolog Beyza Sürmen, bu heyecan dolu sürecin çocuklar ve ebeveynler için beklenmedik psikolojik zorlukları da beraberinde getirebildiğini söyledi. Psikolog Beyza Sürmen; ayrılık kaygısından, okulun ilk günü çocuk psikolojisine adım adım çözüm önerileri sunulabileceğini söyleyerek, "Yaz tatilinin ardından çalan ilk ders zili, yalnızca çocuklar için değil; anne-babalar ve öğretmenler için de güçlü duyguların kapısını aralıyor. Okul kapısındaki ilk ayrılık, karın ağrısı, ‘gitmek istemiyorum’ cümleleri ve gözyaşları. Bu geleneksel tablo çocuklar ve aileleri için yazı mı? Okulun ilk günü, kriz değil düzenlenebilir bir geçiştir. Doğru hazırlanmış aile ve okul, birkaç gün içinde kaygıyı meraka ve coşkuya dönüştürebilir" dedi. Sürmen, "Ebeveyn kaygısı, çocuğa görünmez bir telgraf gibi ulaşır. Sakin bir ses, kararlı bir duruş ve söze bağlılık, çocukta ‘güvenli base’ etkisi oluşturur" diyerek, ebeveyn kaygısının da çocuklara ‘radyo sinyali gibi’ geçtiğini söyledi. Beyza Sürmen, "Rutin önerileri, kısa vedalaşma protokolleri, sınıf içi tanışma ritüelleri ve hikâye-oyun temelli regülasyon teknikleri; evde ve okulda hemen uygulanabilir nitelikte. Okulun ilk günü, sadece çocuğun değil, aynı zamanda anne babanın da kalbinin hızla çarptığı bir gündür" ifadelerini kullandı. Beyza Sürmen, yeni bir dünyanın kapılarını aralayan çocuklar için okulun, bazen endişe ve kaygı dolu bir maceraya dönüşebildiğini belirterek, "Bir yanda annesinin elini bırakmak istemeyen çocuk, diğer yanda sınıfta keşfedeceği oyuncaklara merakla bakan aynı çocuk ve çelişkili duygu durumu oldukça doğal" dedi. Çocuk psikolojisi açısından bakıldığında, okulun ilk günü yaşanabilecek kaygı ve ağlama krizlerinin, çocuğun güvenli aile ortamından ayrılmanın getirdiği doğal bir tepki olduğunu dile getiren Sürmen, ailelerin bu duruma karşı hazırlıklı olması gerektiğini ifade etti. Psikolog Sürmen, "Bu gözyaşları, ’Burada güvende miyim?’, ’Annem babam geri gelecek mi?’ gibi pek çok sessiz soruyu içinde barındırır" diyerek, ailelere bu duyguları görmezden gelmek yerine, anlamaya çalışmalarını tavsiye etti. Beyza Sürmen, ayrılma kaygısının her çocuğun duygusal gelişiminde normal bir aşama olduğunu, ancak bu durumun uzun sürmesi halinde çocuklarda okul fobisi gibi daha ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtti. Sürmen, "Okul fobisi nasıl yenilir?" sorusunun cevabının sevgi, sabır ve gerektiğinde profesyonel destekle bulunacağını ekledi. Sürmen, ağlayan bir çocuğa "Ağlama" demek yerine, "Seni anlıyorum, yeni bir yere gitmek biraz korkutucu olabilir" gibi cümlelerle duygularını kabul etmenin önemli olduğunu söyledi. Okulun ilk günü sürecinde öğretmen-veli işbirliğinin de hayati önem taşıdığına dikkat çeken Beyza Sürmen, "Öğretmen, çocuğunuzun en güvenli limanlarından biri olabilir. ilk günden itibaren kurulacak sağlam bir iletişim, olması muhtemel sorunların önüne geçebilir" dedi. Sürmen, her çocuğun okula adaptasyon süreci farklı işlediğini, içe dönük ve dışa dönük karakter tiplerine göre yaklaşımların da değişmesi gerektiğini söyledi. Dışa dönük çocukların daha hızlı sosyalleşirken, içe dönük çocukların gözlem yapmayı tercih ettiğini belirten Sürmen, ailelere bu kişilik farklılıklarına saygı duymalarını önerdi. Ailelere Okulun İlk Günü Psikolojisini doğru yönetmek için Psikolog Beyza Sürmen, 8 adımlık yol haritasında şu ifadelere yer verdi: "Sakin ebeveyn, sakin çocuk, duyguyu onaylayın, kısa ve tutarlı veda, rutin güven üretir, ön-görüşme ve tanışma, hikâye ve oyunla prova, öğretmenle açık hat ve sabır ve tutarlılık." Sürmen, "Okulun ilk günü, çocuğun hayatındaki en kritik dönemeçlerden biridir" diyerek sözlerine şu şekilde devam etti: "Pozitif bir ilk deneyim, uzun vadeli akademik başarıya zemin hazırlar. Ancak yaşanan travmatik bir deneyim, okuldan soğumaya ve öğrenmeye karşı isteksizliğe neden olabilir. Bu süreçte hem çocuklar hem de aileler için birlikte düzenleyeceğimiz seanslarla sizlere yardımcı olabiliriz. Bu süreçte yalnız olmadığınızı unutmayın. Uzmanlardan destek almaktan kaçınmayın."
Almanya’da yürümekte zorlanırken, Türkiye’de yeniden bisiklete bindi
03 Eylül 2025 Çarşamba - 10:41 Almanya’da yürümekte zorlanırken, Türkiye’de yeniden bisiklete bindi Almanya’da yaşayan 56 yaşındaki Ayşegül Pınar’ın 3 yıl evvel geçirdiği bir kaza sonucu eklemlerinde sıvı birikimi meydana geldi. Bu durum zamanla hareket etmesini zorlaştırarak, hayat konforunu olumsuz yönde etkilemeye başladı. Uzun süre Almanya’da tedavi gören Ayşegül Pınar, gelinen noktada kendisine diz protezi ameliyatı önerilince soluğu Türkiye’de aldı. Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’a başvuran gördüğü tedaviyle Ayşegül Pınar, bisikletini yeniden sürebilmenin mutluluğunu yaşıyor. Almanya’da yaşayan 56 yaşındaki Ayşegül Pınar, 3 yıl kadar önce merdivenlerden düştü ve vücudunun önemli noktalarında kırıklar oluştu. Bu olay sonucunda hasar alan bölgelerde zamanla sıvı birikimi meydana geldi. Almanya’daki doktorların kendisine uzun süre rehabilitasyon uyguladığını, bu süreçte ağrılarının geçmediğini ve sürekli kortizon kullandığını söyleyen Ayşegül Pınar, son olarak kendisine diz protezi ameliyatı önerildiğini açıkladı. Ameliyat önerisinin ardından Türkiye’deki ağabeyi ile iletişime geçtiğini aktaran Ayşegül Pınar, ağabeyinin tavsiyesi üzerine ülkesine tedavi olma kararı aldı. Türkiye’de Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur’a başvuran Ayşegül Pınar, tedavinin en başından itibaren vücudunda rahatlamalar olduğunu ve artık ameliyata gerek kalmadan hareket edebildiğini söyledi. Sosyal yaşantısının hareketlendiğini aktaran Ayşegül Pınar, "Yeniden bisiklet sürebiliyorum, merdiven çıkabiliyorum, eşimle yürüyüş yapabiliyorum" diyerek mutluluğunu paylaştı. Düz yolda bile yürüyemiyordum Merdivenden düşmesi sonrasında Almanya’ya 1.5 yıl kadar tedavi gördüğünü belirten Ayşegül Pınar, "Çok kez kortizon yapıldı. Hiçbir faydasını göremedim. Ayağım çok şişti. Yürüyüş yapamıyordum. Adım atmak istediğimde olduğum yerde kalıyordum. Düz yolda bile yürüyemiyordum. Bisiklete binmek, spor yapmak, hepsi hayal oldu. 8-9 kilo aldım. Evden çıkamıyordum, sürekli uzanmak zorunda kalıyordum. Ağrılarım bir türlü dinmedi. Son çare ameliyat önerdiler. Diz kapağı değişimi Protez takılacaktı. Ağabeyime söyledim. O da beni Türkiye’ye çağırdı. Geçen sene İzmir Medicana’da tedaviye başladık. İlk olarak dizimde biriken sıvı alındı. Sonra iğne yaptılar. Onun üzerine bir 6 ay sonra yine geldim. Almanya’da direkt ameliyat, diz kapağı değişimi demişlerdi. Ama burada öyle olmadı. Kolajen tedavisi yapıldı. İğneden sonra 2-3 hafta içinde rahat yürümeye başladım. Hatta merdiven çıkmaya başladım. İlk başta bir şey anlamıyorsunuz ama 2-3 ay sonra rahatladığınızı görüyorsunuz" açıklamasını yaptı. Hayata yeniden döndüm, ameliyattan kurtuldum Ayşegül Pınar, "1 - 2yılda 8 kilo verdim ve bu son geldiğimde dizimden daha az sıvı alındı. Şu anda daha rahatım. Çok iyiyim. ‘Sağlığınızla bir sayı verin’ derseniz 10 üzerinden 9 diyebilirim. Hayata yeniden döndüm, ameliyattan kurtuldum. Almanya’da bu durumda olan insanların yüzde 70’ine ameliyat öneriliyor ve protez takılıyor. Mesela iğne yapıyorlar, ama sıvı çekme ne bilmiyorlar. Ben ameliyat olan kişilerle aynı rehabilitasyon yerinde tedavi gördüm. Benimle aynı durumda olan insanlara hemen protez yapıyorlar" dedi. Ayşegül Pınar, "Hayat kalitem arttı. Yeniden yürüyebiliyorum, bisiklet sürebiliyorum, merdiven çıkabiliyorum, eşimle yürüyüş yapabiliyorum. Şimdi çok hafif de olsa koşmaya da çalışıyorum" diyerek memnuniyetini dile getirdi. Ağrı tedavisinde yeni yaklaşım: Nokta atışı enjeksiyonlar Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, Ayşegül Pınar’a ağrı tedavileri arasından nokta atış enjeksiyon yöntemini uyguladıklarını söyleyerek, "Bu tedavi yönteminde ultrason veya skopi gibi görüntüleme teknikleri kullanılarak doğrudan ağrı ya da iltihap kaynağına ilaç uygulanmasını sağlanır. İlacın tam olarak ihtiyaç duyulan bölgeye yönlendirilmesiyle iyileşme sağlanır" ifadelerini kullandı. Minimum doz, maksimum etki sağlıyor Yöntemin yan etkileri azalttığını dile getiren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle tamamladı: "İlacın tüm vücuda yayılması yerine sadece hasarlı dokuya verilmesi, minimum dozla maksimum fayda sağlıyor. İşlem sırasında gerçek zamanlı görüntüleme sayesinde sinir, damar ve tendon gibi hassas yapılardan uzak duruluyor. Bu sayede sinir yaralanması, kanama ya da doku hasarı gibi komplikasyonların önüne geçiliyor. Hastalar genellikle işlem sırasında minimum rahatsızlık hissedebiliyor. Ancak birkaç gün içinde rahatlama sağlıyor."