SAĞLIK
27 Nisan 2026 Pazartesi - 17:12 Mardin’de nadir görülen hastalıkla doğan bebek sağlığına kavuştu Mardin’de doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı yaşayan ve nadir görülen "Sağ Konjenital Diyafragma Hernisi (Bochdalek Hernisi)" tanısı konulan bebek, başarılı operasyon ve yaklaşık 2 aylık tedavi sürecinin ardından sağlıklı şekilde taburcu edildi. Mardin Eğitim ve Araştırma Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen operasyonla hayata tutunan bebek, multidisipliner yaklaşım sayesinde sağlığına kavuşurken, tamamen anne sütüyle beslenir hale geldi ve oksijen ihtiyacı olmadan 57 gün sonra taburcu edildi. Çocuk uzmanı Adnan Azizoğlu yaptığı açıklamada, vakanın 37 haftalık ve 2 kilo 750 gram doğan, doğum sırasında ciddi solunum sıkıntısı gelişmesi üzerine entübe edilerek yenidoğan ünitesine alınan bir bebek olduğunu söyledi. Hastayı entübe şekilde devraldıklarında çekilen akciğer filminde karın içi organlarının sağ toraks içinde yerleştiğini tespit ettiklerini belirten Azizoğlu, "Bunun üzerine hastamızı acilen çocuk cerrahisi bölümüne danıştık. Aynı zamanda akciğer gelişiminde sorun olması nedeniyle akciğere giden ana damarda ciddi tansiyon yüksekliği mevcuttu" dedi. Hastanın stabilize edilmesinin ardından ameliyata alındığını ifade eden Azizoğlu, "Sağ tarafta olması ve karaciğer, apendiks ile ince ve kalın bağırsakların göğüs boşluğunda yer alması vakayı oldukça riskli hale getiriyordu. Bu operasyon Mardin’de ilk kez gerçekleştirildi" diye konuştu. Tedavi sürecinin multidisipliner şekilde yürütüldüğünü aktaran Azizoğlu, hastanın 57 günlük ve 4 kilogram ağırlığında olduğunu belirterek, "Oksijen ihtiyacı bulunmuyor ve tamamen anne sütüyle besleniyor. Yapılan tetkiklerde beyin dahil herhangi ciddi bir hasar tespit edilmedi. Bu bizim için sevindirici ve gurur verici bir durum" ifadelerini kullandı. Yenidoğan uzmanı Muhammet Hocaoğlu da vakanın en önemli özelliğinin diyafragma hernisinin sağ tarafta görülmesi olduğunu dile getirdi. Bu durumun hastalığı daha da nadir hale getirdiğini belirten Hocaoğlu, "Göğüs boşluğuna yerleşen organ miktarı arttıkça ölüm riski de artmaktadır. Bizim hastamızda ince ve kalın bağırsakların yanı sıra karaciğer de sağ toraks içinde yer alıyordu. Bu nedenle süreçte ciddi problemler yaşadık’’ dedi. Ameliyat öncesi ve sonrasında pulmoner hipertansiyonla mücadele ettiklerini ve uzun süre nitrik oksit tedavisi uyguladıklarını anlatan Hocaoğlu, bağırsak iskemisi ile de karşılaştıklarını kaydetti. Beslenme sürecinin kademeli ilerlediğini ifade eden Hocaoğlu, "Yaklaşık 50 gün boyunca oksijen desteği aldı. Bugün ise oksijen ihtiyacı olmadan, kilosunu neredeyse iki katına çıkarmış şekilde sağlıklı olarak taburcu ediliyor. Bu durum Mardin için önemli bir gelişme" şeklinde konuştu.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 15:09 Van’da optisyenlerden sahte güneş gözlüğü uyarısı Van’da havaların ısınmasıyla birlikte güneş gözlüğü kullanımı artarken, optisyenler ise vatandaşları uyararak bijuteri ve sokak tezgâhlarında satılan sahte ürünlerin göz sağlığında kalıcı hasarlara yol açabileceğini söyledi. Kentte havaların ısınmasıyla birlikte artış gösteren güneş gözlüğü kullanımı, merdiven altı ürün tehlikesini de beraberinde getirdi. Sektör temsilcileri, bijuteri ve sokak tezgahlarında satılan kalitesiz gözlüklerin göz sağlığını korumak yerine kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Yeni sezon hazırlıklarının tamamlandığı kentte, optik mağazalarında yoğunluk yaşanırken uzmanlar, vatandaşların bilinçsiz seçimlerden kaçınması gerektiğini vurguladı. Özellikle Sağlık Bakanlığı onayı olmayan ve camları işlevsiz ürünlerin uzun vadede ciddi göz kusurlarına zemin hazırladığına dikkat çekildi. "Güneş gözlüğü, gözü zararlı ışınlardan korur" İHA muhabirine konuşan Optisyen Uğur Özbek, güneş gözlüğünün sadece bir aksesuar olmadığını, bir sağlık gereci olduğunu belirtti. Yeni sezonla ilgili tüm hazırlıklarını tamamladıklarını ifade eden Optisyen Özbek, "Şu an yeni sezonla ilgili süreç başladı ve ürünlerimizin tamamı dizildi. Stoklarımızı hazırladık; gelen misafirlerimize ve hastalarımıza yardımcı olmaya çalışıyoruz. Yeni sezonda öncelikle kaliteli, markalı ve Sağlık Bakanlığı onaylı ürünlerin kullanılmasını öneriyoruz. Bu sezon özellikle bu hususlara dikkat edilmesi gerekiyor. Güneş gözlüğü, gözü zararlı UV ışınlarından korur. Bu nedenle başta uzun yol şoförlerimiz olmak üzere; çocuklardan yetişkinlere, tüm gençlerimize ve her yaş grubuna güneş gözlüğü kullanmasını tavsiye ediyoruz. Güneş gözlüğü alırken ürünün orijinalliğine ve camların UV koruma özelliğine mutlaka dikkat edilmelidir" dedi. "Tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır" İşportada veya kozmetik mağazalarında satılan gözlüklerin göz sağlığı için büyük risk taşıdığını dile getiren Özbek, "Gözlük alırken tercih edilecek yer kesinlikle bir optik mağazası olmalıdır. Kozmetik mağazası gibi yerlerde satılan ürünler orijinal değildir; bunların hiçbir koruyucu özelliği bulunmadığı gibi garantileri de yoktur. Camları işlevsiz olan bu basit gözlükleri kesinlikle önermiyoruz. Göz sağlığı için gözlüğün mutlaka bir optisyenden, profesyonel bir optik mağazasından alınması gerekmektedir" diye konuştu.
Zeytin yaprağında bulunan güçlü antioksidan ile böbrek hasarını önlemeyi hedefliyorlar
22 Ağustos 2025 Cuma - 11:12 Zeytin yaprağında bulunan güçlü antioksidan ile böbrek hasarını önlemeyi hedefliyorlar Karabük Üniversitesinde yürütülen TÜBİTAK destekli projeyle, zeytin yaprağında bulunan güçlü antioksidan "hidroksitirozol"ün diyabete bağlı böbrek hasarını önleyici etkileri dünyada ilk kez test edilecek. Türkiye’de ve dünyada hızla artan diyabet vakaları, oluşturduğu kalıcı komplikasyonlarla halk sağlığını tehdit ediyor. Bu komplikasyonlardan biri olan diyabetik nefropati (böbrek hasarı), yaşam kalitesini düşürürken ilerleyen evrede hastaları diyalize mahkûm edebiliyor. Karabük Üniversitesi öğretim üyelerinin yürüttüğü ve TÜBİTAK 1002 Hızlı Destek Programı tarafından desteklenen "Pinealektomili Ratlarda STZ ile İndüklenen Diabetik Nefropati Üzerine Hidroksitirozolün Terapötik Rolü: Oksidatif Stres, İnflamasyon ve SIRT-1 Üzerine Etkisi" başlıklı proje, zeytin yaprağında bulunan hidroksitirozol bileşiğinin bu hasara karşı koruyucu etkilerini ortaya koymayı hedefliyor. Projenin yürütücülüğünü Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulundan Dr. Öğr. Üyesi Derya Çınar, araştırmacılığını ise Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Eyüp Altınöz, Dr. Öğr. Üyesi Feyza Başak ve Dr. Öğr. Üyesi Tansu Kuşat üstleniyor. Literatürde daha önce benzeri yapılmamış bu çalışma, diyabet kaynaklı böbrek hasarına karşı yeni bir koruyucu maddenin varlığını test edecek. Projenin yürütücüsü Dr. Öğr. Üyesi Derya Çınar söz konusu araştırmanın literatürde önemli bir ilk olduğunu dile getirerek şunları söyledi: "Halk arasında şeker hastalığı olarak da bilinen diyabet hastalarında böbrek hasarı üzerine bir çalışma planladık. Burada ‘hidroksitirozol’ün etkilerini araştıracağız. Amacımız tedaviye yardımcı yeni bir koruyucu madde bulmak. Sıçanları deneysel olarak diyabetik hale getirip böbrek dokularında bu maddenin iyi gelip gelmediği üzerine araştırma yapacağız. Araştırmamız kendi alanında tek." "Zeytin yaprağındaki hidroksitirozol, diyabetik böbrek hasarına karşı umut olabilir" Projede görev alan Prof. Dr. Eyüp Altınöz, diyabetin dünya genelinde en hızlı yayılan kronik hastalıklardan biri olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: "Diyabet özellikle ilerleyen yaşlarda ortaya çıkıyor. Bu dönemde, vücudun önemli koruyucu hormonlarından melatonin salgılayan pineal bez küçülüyor ve koruyucu etki azalıyor. Deney hayvanlarında pineal bezi çıkararak başlayacak, ardından diyabet modeli oluşturacağız. İlk kez zeytin yaprağındaki hidroksitirozolü bu kapsamda deneyeceğiz. Böbrekler üzerinde koruyucu etkisi olup olmadığını ortaya koymayı hedefliyoruz." Altınöz, bu etkinin kanıtlanması halinde hidroksitirozolün melatonin ve diğer antioksidanlar gibi eczane raflarında yer alabileceğini, ayrıca Türkiye’nin zeytin üretim potansiyeli sayesinde ekonomik katkı sağlayabileceğini ifade etti. "Alternatif değil, destekleyici tedavi" Prof. Dr. Altınöz, çalışmanın mevcut tedavilerin yerine geçmeyeceğini, destekleyici bir alternatif yöntem olarak değerlendirileceğini vurguladı: "Diyabet hastalarına biliyorsunuz zaten hastanelerde belirli bir tedavi protokolü uygulanıyor. Biz burada alternatif tıp dediğimiz tedavi olarak bunu önereceğiz. Yoksa ‘diğer ilaçları bırakın, sadece bunu kullanın’ şeklinde değil. Buradaki böbrek hasarının ilerlemesini özellikle durdurma ihtimalini biz alternatif tedavi olarak insanlara duyurmuş olacağız." Biyokimyasal analizler Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Araştırma Laboratuvarı’nda, histopatolojik analizler ise Histoloji Araştırma Laboratuvarı’nda yapılacak. Proje sonuçlarının uluslararası akademik dergilerde yayımlanarak bilim dünyasına katkı sağlaması ve uzun vadede yeni alternatif tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine öncülük etmesi bekleniyor.
İşitme kaybı yaşamı kaosa sürükleyebiliyor
22 Ağustos 2025 Cuma - 11:10 İşitme kaybı yaşamı kaosa sürükleyebiliyor İşitme kayıplarının nörolojik ve psikolojik sorunlara neden olarak yaşamı kaosa sürükleyebildiğini belirten Si-Ser İşitme Cihazları Yönetim Kurulu Başkanı, Pedeakustiker, Nöro-M Uzmanı Mehmet Emin Ağaç, "İşitme kayıpları hayattan kopmalar ve içsel fırtınalarla genel sağlığı bozabilir" dedi. Dünyaya açılan beş kapıdan biri olan işitme duyusunun yaşam kalitesinin korunması için hayati öneme sahip olduğuna dikkat çeken Nöro-M Uzmanı Mehmet Emin Ağaç, "İşitme yetimizin zayıflaması, yalnızca iletişim becerilerimizi değil, genel sağlığımızı ve sosyal yaşamımızı da derinden etkileyebilir. İşitme kaybı, ihmal edildiği takdirde sosyal, psikolojik ve fizyolojik açıdan yaşamı bir kaosa sürükleyebilir. İşitme kaybı, bireyin çevresiyle olan etkileşimini kısıtlayarak sosyal izolasyona yol açabilir. Bir akşam yemeği masasında herkes neşeyle konuşurken, bir kişinin söylenenleri anlayamadığı için kenarda oturup sessiz kaldığını düşünün. Bu tür durumlar, zamanla kişinin sosyal bağlarını zayıflatabilir. Örneğin çekingenlik ve özgüven kaybı, davranışsal bozukluklar ve sosyal aktivitelerden uzaklaşmalar yaşanabilir" diye konuştu. İşitme kayıpları psikolojik, fizyolojik ve sosyal sorunlara neden oluyor İşitme kaybının sosyal hayattan kopmalara neden olabildiğinin altını çizen Nöro-M Uzmanı Mehmet Emin Ağaç, "İşitme kaybı yalnızca sosyal yaşamı değil, bireyin iç dünyasını da derinden etkiler. Zihinsel ve duygusal dengeleri sarsarak ciddi psikolojik sorunlara ve içsel fırtınalara yol açabilir. Kaygı, endişe, düşük özgüven, depresyon ve anksiyete gibi olumsuzluklar yaşanabilir. İşitme kaybı, sadece zihinsel ve sosyal etkilerle sınırlı kalmaz; ihmal edildiğinde ciddi fizyolojik sorunlara da yol açabilir. Vücudun sessiz çığlığı olan işitme kayıpları beyin fonksiyonlarında gerileme, denge problemleri ve düşme riski, kronik yorgunluk, kalp ve damar sağlığı bozukluklarına yol açabilir" şeklinde uyarılarda bulundu. "Si-Ser’le hayata dahil ol" "İşitme kaybı, sinsice ilerleyen bir sağlık sorunudur ve ihmal edilmesi durumunda daha büyük problemlere yol açabilir" diyen Nöro-M Uzmanı Mehmet Emin Ağaç, şu uyarıları yaptı: "İşitme kaybını erken teşhis etmek, hem bireysel sağlığı korumak hem de yaşam kalitesini artırmak için hayati öneme sahiptir. Si-Ser İşitme Merkezleri’mizde, işitme testleri ve danışmanlık hizmetlerini ücretsiz olarak sunarak bireylerin bu süreçte desteklenmesine katkı sağlıyoruz. Düzenli olarak yaptıracağınız işitme testleri sayesinde bu sorunu erken dönemde fark edebilir, hem işitme sağlığınızı hem de genel sağlığınızı kontrol altına alabilirsiniz. İşitme kaybı, yalnızca bir iletişim sorunu değil; bireyin psikolojik, sosyal ve fizyolojik sağlığını etkileyen çok yönlü bir problemdir. İşitme kaybına karşı farkındalık geliştirmek, düzenli kontroller yaptırmak ve erken müdahalede bulunmak, yaşam kalitesini korumak adına kritik öneme sahiptir. Unutmayın, işitme sağlığınıza göstereceğiniz özen, genel sağlığınızı ve mutluluğunuzu olumlu yönde etkiler."
Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, ilk 7 ayda 1 milyon 599 bin hastaya hizmet verdi
22 Ağustos 2025 Cuma - 10:27 Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, ilk 7 ayda 1 milyon 599 bin hastaya hizmet verdi Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi kuruluşunun 8’inci yılını tamamlarken 2025 yılının ilk 7 ayında 1 milyon 599 bin 641 hastaya hizmet verdi. Sağlık Bakanlığı tarafından hizmete açılan ve şehir hastanelerinin altıncısı olarak 1 Ağustos 2018 tarihinde hasta kabulüne başlayan Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, deneyimli sağlık personeli, 5 yıldızlı otel konforundaki donanımı ve sağlık alanındaki son teknolojiye sahip cihazlarıyla dünya standartlarında hizmet veriyor. Bin 85 yatak kapasiteli hastanede, gelişen teknolojinin tüm imkanları hasta ve hasta yakınlarının hizmetine sunuluyor. Fethi Sekin Şehir Hastanesi, 24 Ocak 2020 Elazığ depremi, pandemi ve 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinde Elazığ başta olmak üzere Bingöl, Tunceli, Muş, Malatya, Kahramanmaraş, Hatay ve çevre illerden hasta kabul ederek bölgenin yükünü sırtladı. Kente, bölgeye ve ülkeye sağlık turizmi açısından önemli katkılar sağlayan Fethi Sekin Şehir Hastanesi hizmette 8’inci yılını tamamlarken, 2025 yılının ilk 7 ayında 1 milyon 599 bin 641 hastaya hizmet verdi. Fethi Sekin Şehir Hastanesi’nden yapılan açıklamada, "2025 yılının ilk 7 ayında acil başvurular da dahil olmak üzere toplam 1 milyon 599 bin 641 hastanın muayenesi yapıldı. Hastanenin bin 38 olan tescilli yatak sayısı 2024 yılında bin 85 e yükseltildi. 2025 yılının ilk yedi ayında 42 bin 247 hasta yatarak tedavi gördü ve yatak doluluk oranı yüzde 86.5 olarak gerçekleşti. Radyoloji kliniğinin güçlenmesiyle birlikte 2025 yılı itibariyle hafta sonları da sabah 10:00 dan gece 23:00 a kadar USG hizmeti verilmeye başlandı ve 2025 yılı sonuna kadar bu hizmetin 7/24 kesintisiz verilmesi planlanmaktadır. Tomografi ve MR raporları geçtiğimiz yıl itibariyle klinik dahilinde de raporlanmaya başladı. Hedefimiz tüm raporlama hizmetlerini Fethi Sekin Şehir Hastanesi Radyoloji kliniğinde toplamaktır. 2024 yılında başlanan ve her aşamasında kamu yararının üst düzeyde gözetilmesiyle birlikte 2025 yılında tamamlanan pazar testi süreçleriyle birlikte 4 USG, 1 MR ve 2 dijital röntgen cihazlarının tüm süreçleri tamamlandı. Ağustos ayı sonunda USG cihazlarının teslimi ile süreç başlayacak ve tüm cihazlar yakın zamanda Radyoloji Kliniğimizde hizmet vermeye başlayacak" denildi.
Horlayan çocuklarda orta kulak iltihabı olabilir
22 Ağustos 2025 Cuma - 10:07 Horlayan çocuklarda orta kulak iltihabı olabilir Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, burun tıkanıklığı şikayeti olan, ağzı açık uyuyan veya horlayan çocuklarda orta kulakta sıvı toplanmış olma ihtimalinin yüksek olduğu uyarısında bulundu. Çocuklar televizyonun sesini çok açıyor, yakından seyrediyor veya seslendiğinizde birkaç defa tekrarlatıyorsa ağrısız orta kulak iltihabı geçiriyor olabilir. Uzmanlar, özellikle sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçiren, burun tıkanıklığı şikayetleri olan, uyku sırasında ağzı açık uyuyan veya horlayan çocuklarda orta kulakta sıvı toplanmış olabileceğini belirtti. Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, okul öncesi çocukluk çağında orta kulak sıvı toplanmasını, nedenlerini, erken dönemde farkedilmesinin tedavideki önemini ve tedavi yöntemleri hakkında bilgiler verdi. Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, "İleride kalıcı bir işitme bozukluğuna yol açmamak için işitme konusunda uyanık olunmalı ve geç kalmadan doktora başvurulmalıdır" uyarısında bulundu. "Çocuklarda orta kulakta sıvı toplanması sık görülür" Orta kulak boşluğunun normalde hava ile dolu olduğunu ve buradaki basınç ile dış ortamdaki hava basıncının eşit olması gerektiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, "Burnumuzun arkasında genzimizle orta kulak arasında havalanma görevi yapan östaki borusu sayesinde orta kulaktaki hava basıncı ile dış ortamdaki hava basıncı eşitlenir. Bu boru normalde kapalıdır. Yutkunma sırasında ve çenemizi açıp kapatma hareketleri sırasında östaki borusu açılır ve basınç eşitlenir" dedi. Bu duruma örnekler veren Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, "Uçakta ya da dağlık bölgelerde ani irtifa değişimleri sırasında hissedilen basınç, dış ortam ile orta kulak basıncının eşitlenememesinden kaynaklanır. Bu durum, değişimin çok hızlı gerçekleşmesi nedeniyle dengeyi sağlayan sistemin yeterince çalışamamasından ileri gelir. Benzer şekilde, nezle olduğumuzda da aynı mekanizma devreye girerek kulaklarımızı tıkalı hissetmemize yol açar. Özellikle okul öncesi çocukluk çağında orta kulakta sıvı toplanması, tıptaki ismi ile ‘seröz otit’ oldukça sık görülen bir hastalıktır" ifadelerini kullandı. Çocuklarda orta kulakta sıvı toplanmasının sık görülmesinin nedenlerine de değinen Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, "Geniz etinin büyüklüğü, östaki borusunun yetişkinlere göre daha kısa ve düz olması, alerjik yapıya sahip olmaları ve sık üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmeleri de bu nedenlerden sayılabilir" dedi. "Çocuğun az işittiği, çoğunlukla okuldaki öğretmenleri tarafından fark edilir" Hastalığın erken evrelerinde çocukta hafif bir işitme kaybı başladığını belirten Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, bu durumun burun tıkanıklığı belirtileri, ağız açık uyuma, televizyonun sesini çok açma veya televizyonu yakından izleme, derslerde öğretmenin söylediklerini duyamama, sürekli burun akıntısı gibi yakınmalarla ortaya çıkabildiğini işaret etti. Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, "Aileler bu yakınmaları her zaman fark edemeyebilirler. Çoğu zaman çocuğun az işittiği, okuldaki öğretmenleri tarafından fark edilir" dedi. Orta kulakta sıvı birikmesinin, erken dönemde fark edilmesiyle, nedene yönelik tedavi ile düzeltilebilen bir durum olduğunu söyleyen Tınazlı, 2-3 haftalık ilaç tedavileriyle sorunun sıklıkla ortadan kaldırıldığını ifade etti. Buna karşın östaki borusunun tıkanmasına neden olan geniz eti büyüklüğü durumlarında ve ilaç tedavisinin etki etmediği durumlarda, cerrahi tedavinin gerekli olduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, "Tedavi sonrasında hastaların büyük çoğunluğunda olumlu sonuçlar elde ediliyor. Sonuç son derece yüz güldürücüdür" dedi. Yrd. Doç. Dr. Tınazlı, tedavi edilmeyen gecikmiş vakalarda sık orta kulak enfeksiyonları ve kulak zarındaki negatif basınç nedeniyle kalıcı işitme bozuklukları gelişebileceği konusunda da uyarıda bulundu. "İşitme azlığından şüphe duyarsanız mutlaka bir uzmana başvurun" Orta kulakta sıvı birikmesi durumlarında kulak ağrısı, ateş, kulak akıntısı gibi yakınmaların olmadığına vurgu yapan Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, bunun çoğu zaman çocuğun derslerdeki başarısının düşmesi, huzursuzluk, arkadaşları ile ilişkilerinin bozulması, denge bozukluğu gibi yakınmalarla ortaya çıkabileceğini belirtti. Yrd. Doç. Dr. Tınazlı, "Tüm bunlar orta kulaktaki basınç ile dış ortamdaki basınç arasındaki farka bağlı olarak oluşan işitme azlığına bağlıdır. Bu nedenle anne ve babaların işitme azlığı olduğundan şüphe duydukları çocukları mutlaka bir kulak burun boğaz uzmanına götürmeleri gereklidir" dedi. Havalanma tüpü ameliyatları olumlu sonuç veriyor Uzmanının, hastalığın nedenini araştırarak nedene yönelik bir tedavi planlayacağını söyleyen Yrd. Doç. Dr. Remzi Tınazlı, çocuklarda alerjik burun akıntısı ve geniz eti büyümesinin oldukça sık görüldüğünü, bu nedenle hastaların mutlaka alerji açısından da değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Orta kulakta sıvı birikimi nedeniyle kulak zarına yerleştirilen havalanma tüpü ameliyatlarının, işitmeyi düzelten bir operasyon olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Tınazlı, bunun oldukça sık uygulanan bir tedavi olduğunu ifade etti. Yrd. Doç. Dr. Tınazlı, "Yerleştirilen tüp 6 ay gibi bir süre sonunda sıklıkla kendiliğinden çıkmakta, ikinci bir müdahaleye gerek kalmamaktadır. İleride kalıcı bir işitme bozukluğuna yol açmamak, çocuklarımızı yaşıtlarından geri bırakmamak, okulda başarısız olmalarını engellemek için, işitme konusunda uyanık olunmalı ve geç kalmadan doktora başvurulmalıdır" diyerek sözlerini sonlandırdı.
Fast food zincirini ‘Meal Prep’ ile kırın
22 Ağustos 2025 Cuma - 09:58 Fast food zincirini ‘Meal Prep’ ile kırın Hızlı ve hazır olarak sunulan fast food gıdalar zamanla kilo alımına ve beraberinde de çeşitli rahatsızlıklara neden olabiliyor. Fast food zincirlerinden kurtaracak, hem sağlıklı hem de besleyici gıdaya ulaşmanın yeni ve popüler bir yolu olduğunu aktaran Medicana Sağlık Grubu Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Seda Uşarer, "Meal Prep" (meal preparation/ yemek hazırlığı) kavramını anlattı. Modern hayatın koşturmacasında sağlıklı ve düzenli beslenmek çoğu kişi için zorlayışı hale gelebiliyor. Günümüz şartlarında kadınların yoğun çalışması, iş çıkışında ebeveynlerin çocuklarıyla ilgilenme telaşı, yalnız yaşamak gibi faktörler paketli gıdaya, fast food tüketimine ya da makarna, pide gibi hamur işine yönlendirebiliyor. Söz konusu duruma karşı "meal prep" adı verilen sağlıklı ve pratik bir çözüm geliştirildiğini aktaran Medicana International İzmir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Seda Uşarer, "Bu yöntem aynı zamanda yoğun çalışan kişiler, öğrenciler, diyet yapanlar ve sporcular tarafından tercih ediliyor. İş çıkışı yaşanan açlıkla ne yiyeceğini düşünmek yerine hafta içi yapılan planlama bütün haftanızın kurtarıcısı olabilir. Burada son dönemlerde meal prep olarak duyduğumuz yemek hazırlığı devreye giriyor" diye konuştu. Öğünler haftalık planlanıyor Meal prep yönteminin nasıl uygulandığı konusunda bilgi veren Dyt. Seda Uşarer, "Meal prep, haftalık öğünleri önceden planlayarak buzdolabında ya da dondurucuda saklanması anlamına geliyor. Öğünleri tamamen pişirip saklamak da meal prep kapsamına giriyor. Bu yöntem sadece zaman kazandırmakla kalmıyor, aynı zamanda bütçe kontrolü ve sağlıklı beslenmeyi de sağlıyor. Her gün dışarıdan yemek söylemek ya da paketli gıdalara yönelmek yerine, evde önceden hazırlanmış ya da hazırlığı yapılmış besinlerle hem bedenimizi hem de cüzdanımız korunmuş olursunuz" açıklamasında bulundu. Dyt. Seda Uşarer, "Meal prep süreci; yemeklerin planlanması, alışveriş listesinin hazırlanması, sağlıklı pişirme ve saklama maddelerini içeriyor. Örneğin, cumartesi alışverişe bir zaman ayırarak malzemeleri almak ve pazar günü birkaç saat ayırarak sebzeleri ayıklayıp yıkayarak ya da doğrayarak pişirme ve tüketime hazır etmek, protein kaynaklarını pişirmek ya da pişirmeye uygun porsiyonlayıp dondurucuya atmak tüm hafta içinizi kurtarmış olur" ifadelerini kullandı. Zamanı olmayanlar için muhteşem bir çözüm Sağlıklı beslenmek isteyen ancak zamanı olmayanlar için meal prep yönteminin muhteşem bir çözüm olduğunu belirten Dyt. Seda Uşarer, meal prep adımlarından bahsetti. Dyt. Seda Uşarer, meal prep adımlarını şu şekilde sıraladı: "Haftalık plan oluşturmak: Kahvaltı, öğle yemeği, ara öğün ve akşam yemeği gibi. Bu öğün sayısı kişisel farklılıklar içerebilir. Alışveriş listesi hazırlamak: Plana uygun alışveriş yapmak hem ekonomik açıdan sizi korur hem de gereksiz ürün almamış olursunuz. Toplu pişirme: Özellikle protein ( et, tavuk, hindi, bakliyatlar ) kaynaklarını toplu halde pişirip farklı öğünlerde kullanmak dondurucuya atmak epey pratik olacaktır. Saklama kapları edinmek: Hava geçirmez, ısıya dayanaklı, gıdaya uygun kaplar işinizi kolaylaştırır. Günlük porsiyonlara bölüp saklamak hem taşımayı hem tüketmeyi kolaylaştırır. Etiketleme: Hazırladığınız yemeklerin üzerine hangi gün hazırlandığını yazmak gıda güvenliği açısından önemlidir."
Türkiye’nin ilk Tüp Bebek Merkezinde anne baba olma hayaline bilimsel dokunuş
22 Ağustos 2025 Cuma - 09:58 Türkiye’nin ilk Tüp Bebek Merkezinde anne baba olma hayaline bilimsel dokunuş Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesi Üremeye Yardımcı Teknikler Merkezi (Tüp Bebek Merkezi) Ünite Sorumlusu Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, tüp bebek tedavisindeki yenilikçi yöntemleri anlattı. Türkiye’nin ilk tüp bebek merkezi olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Üremeye Yardımcı Teknikler Merkezi, Prof. Dr. Refik Çapanoğlu hocanın başkanlığında Prof. Dr. Erol Tavmergen ile Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker öncülüğünde 1988’de kuruldu. Türkiye’de bir ilki başaran Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker ve Prof. Dr. Erol Tavmergen, yaptıkları çalışmalarla birçok anne ve babanın umut ışığı oldular. Kurdukları laboratuvarda ilk denemelerini fareler üzerinde yaptıklarını ifade eden Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, daha sonra kısa süre içerisinde çocuk sahibi olamayan evli çiftlerde tedaviye başladıklarını ifade etti. Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, "İlk 7 hastadan 2 tanesi gebe kaldı. Bu bebekler 1989’da dünyaya geldiler ve bu oran o tarihler için dünya istatistiklerinin üzerindeydi" dedi. "Tüp bebek tedavisinde kadının yaşı önemli bir faktördür" Tüp bebek uygulamasından bahseden Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, "Embriyo evli çiftlerden alınan yumurta ve spermin bir tüp içerisinde bir araya getirilmesi ile oluşur ve tüp bebek ismini de buradan alır. Aslında bizde bu süreçte tabiatı taklit etmekteyiz. Tedaviye başlamadan önce hem kadını hem de erkeği ele almak önemlidir. Çünkü gebelik oluşmaması sadece kadına bağlı bir sebepten dolayı olmayabilir. Erkek faktörü de yüzde 50’ye varan oranlarda etkili olmaktadır. Tüp bebek tedavisinin uygulanabilmesi için kadının döllenmeye elverişli yumurta üretebilen en az bir yumurtalığının bulunması ve gebeliği sürdürebilecek bir rahiminin olması, erkeğin de sperminin olması gereklidir. Tüp bebek başarısında özellikle kadın yaşı çok önemli bir faktördür. Kadın yaşı 35 üzerine çıktığında gebelik şansı azalmaya başlar ve 40 yaşından sonra da iyice düşer" diye konuştu. Teknolojinin gelişimi ile birlikte birçok yeni yöntemin ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Tavmergen Göker, "Bu yöntemlerden birisi ilk kez Palermo tarafından uygulanan ‘Mikroenjeksiyon’ yöntemidir. Mikroenjeksiyon, tek bir spermin yumurta hücresinin içerisine mikroskop altında enjekte edildiği ve embriyo oluşumunu takiben anne adayına transfer edildiği bir yöntemdir. Çiftlerin öncelikle tetkikleri tamamlanmakta ve kendileri hangi tedavi yöntemi için uygun ise yumurtlatma tedavisi, aşılama veya tüp bebek tedavisi planlanmaktadır" dedi. Prof. Dr. Ege Nazan Tavmergen Göker, "Tüp bebek tedavisinin tercih edilme nedenlerinin birisi de hasta çocuğa tedavi imkânı olabilecek donör kardeş ihtiyacı bulunmaktadır. Ayrıca belirli genetik hastalıklarda oluşan embriyonun hasta veya taşıyıcı olduğunun embriyodan biopsi alınarak ‘preimplantasyon genetik tanı (PGD)’ yöntemi ile belirlenerek, sağlıklı embriyonun transfer edilmesi ve bu şekilde genetik açıdan sağlıklı bir bebek sahibi olma şansı arttırılmaktadır" diye konuştu. Tüp bebek tedavisinin uygulama alanlarında bahseden Prof. Dr. Tavmergen Göker, "Tüp bebek tedavisini uygulama alanı çoğunlukla doğal yollarla çocuk sahibi olamayanlar olmaktadır. Ancak günümüzde erken menopoz, kanser tedavisi ile yumurtalık rezervinin kaybedilmesi ve benzeri hastalıklar nedeni ile ortaya çıkabilecek üreme sorunlarında da tercih edilmektedir. Bu kapsamda erkek veya kadında eşey hücreleri, embriyolar saklanabilir. Bu hücreler -1960C’de dondurularak muhafaza edilir. Dondurma sonrası her yıl süre uzatması için başvurulması gerekir. Yasal olarak dondurularak saklanma süresi beş yıldır. Bu süreyi aşan durumlarda Bakanlıktan izin alınması gerekiyor" dedi. "Sağlık Bakanlığı’nın yetkilendirdiği eğitim ve sertifika merkeziyiz’’ Prof. Dr. Tavmergen Göker "Merkezimiz, hasta sayısı açısından Türkiye’deki resmi kurumlar arasında üst sıralarda yer almaktadır. Bilimsel ve teknolojik gelişmeleri yakından takip ederek, hem hizmet kalitemizi sürekli artırmakta hem de alanımızda öncü konumda ilerliyoruz. Sunduğumuz sağlık hizmetlerinin yanı sıra bilimsel platformda da başarılı çalışmalar yapılıyor. Kuruluşumuzdan buyana geçen 37 yıllık sürede, bizim öncülüğümüzde merkezler açılmıştır. Tüp bebek tedavisi uygulayabilmek için Sağlık Bakanlığı onaylı 6 aylık eğitim programını tamamlamış olmak ve sertifika almak zorunluluğu vardır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Tüp Bebek Merkezi sadece tedavi merkezi olmayıp aynı zamanda Sağlık Bakanlığı tarafından yetkilendirmiş bir eğitim ve sertifikasyon merkezidir. Merkez aynı zamanda Ege Bölgesi’ndeki tek sertifikasyon merkezidir ve Sağlık Bakanlığı tarafından altı ayda bir denetlenir. Bu yönlerimizle hem sağlık hizmetlerine hem de sağlık alanına ve uluslararası bilimin gelişmesine katkı sağlamaktadır" diye konuştu.
’Sahte mide kanaması’ tablosu aileleri korkutuyor
22 Ağustos 2025 Cuma - 09:51 ’Sahte mide kanaması’ tablosu aileleri korkutuyor Prof. Dr. Sema Aydoğdu, çocukluk çağında kanamaların çoğunlukla üst mide-bağırsak sisteminden kaynaklandığını söyledi. Alt mide-barsak kanamaların en sık nedenin ise kabızlığa bağlı makat çatlakları (anal fissür) olduğunu belirten Prof. Dr. Aydoğdu, "Bunun dışında ağız içi, burun veya üst solunum yolundan gelen kanın yutulması da sıkça ‘sahte mide kanaması’ tablosuna yol açıp anne babaları endişelendiriyor. Aslında bu kanamalar 24 saat içinde geriler ve yaşamsal bir sorun oluşturmaz." dedi. Acıbadem Kent Hastanesi Çocuk Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Sema Aydoğdu, çocuklarda mide-bağırsak sistemi kanamalarının yeni doğan döneminden başlayarak her yaşta görülebileceğini söyledi. Kanamaların çoğunlukla da bu sistemin üst bölümünden kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Aydoğdu, şöyle konuştu: "Diğer bir deyişle; ağızdan başlayarak, yutak, yemek borusu, özellikle mide ve 12 parmak bağırsağı (duodenum) en önemli kanama alanlarıdır. Alt mide-bağırsak bölümü ise ince bağırsaklar ve kalın bağırsaktan oluşur ve ciddi kanamalar daha çok bağırsak hastalıklarına (kolit) bağlıdır. Ancak tüm dünyada en yaygın neden kabızlığa bağlı makat çatlaklarıdır (anal fissür). Kan miktarı çok azdır ve tuvalet kağıdına bulaşan pembe veya taze kırmızı renkte, çizgisel özelliktedir. Damarsal anomaliler, polipler, alerjik, bakteriyel veya parazitlere bağlı kolitler diğer nedenlerdir." Anne babalar panikliyor Prof. Dr. Aydoğdu, nezle, grip esnasında şişmiş burun, geniz, yutaktan sızan veya burun kanaması, diş çekimleri ardından yutulan kanın kahve telvesi şeklinde kusmaya neden olup "taklit mide kanaması" tablosu oluşturduğunu kaydetti. Ailelerin "çocuğumun midesi kanıyor’’ diye korku içinde acile başvurduklarını belirten Prof. Dr. Aydoğdu, bu kanamaların yaşamsal bir sorun oluşturmadığını, kendiliğinden geçtiğini kaydetti. Aydoğdu, "Ayrıca gıda boyaları, kansızlık tedavisinde kullanılan ilaçlar, ampisillin içeren antibiyotikler, üzüm, şalgam, ıspanak, siyah çikolata gibi gıdalar da dışkıyı siyaha boyayarak mide kanamasını taklit edebilirler." dedi. Ateş düşürücülere dikkat Aydoğdu, ciddi kanamalara yol açabilen ülserler konusunda da uyarılarda bulundu. Özellikle ateş düşürücü olarak sık kullanılan ibuprofen içeren ilaçların mide kanamasına neden olabileceğini vurgulayan Aydoğdu, mide gastrit mikrobunun (Helikobakter pilori), , stres ve gıda alerjilerinin de çocuklarda ülser gelişimini tetikleyebileceğini söyledi. Gizemli kanama nedeni: Anjiodisplazi Öte yandan Prof. Dr. Aydoğdu, çocuklarda nadir görülen, sıklıkla doğumsal olan anjiodisplaziye de dikkat çekti. Anjiodisplazinin, damarsal anormalliklerden kaynaklandığını, çoğunlukla yetişkinlerde, özellikle, ileri yaşlarda (>60-65 yaş) görüldüğünü belirten Aydoğdu, şu bilgileri verdi: "Literatürde çocukluk çağına ait çok az veri bulunmaktadır. Bu nedenle çocukların ilk anda düşünülmeyen gizemli bir mide-bağırsak kanama nedenidir. Sıklıkla tekrarlayan, kendiliğinden duran kanamalar şeklindedir. Tedavide en etkili ve en güvenli yöntem endoskopi ile uygulanan argon plazma koagülasyon olarak adlandırılan argon gazı ile yakma işlemidir. Çocuklarda özellikle tekrarlayan mide-bağırsak kanamalarında, yemek borusundan kalın bağırsağa kadar uzanabilen anjiodisplazik değişikliklerin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu durumlarda mutlaka uzmana başvurulmalıdır."
Havuz ve deniz keyfiniz kabusa dönmesin
22 Ağustos 2025 Cuma - 09:32 Havuz ve deniz keyfiniz kabusa dönmesin Sıcaklar etkisini sürdürürken havuzlar da vatandaşların serinleme alternatifleri arasında yer alıyor. Ortak kullanılan havuzlarda insan sağlığını korumak için birçok detaya dikkat edilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, bazı konularda dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Yazın sık görülen kulak ve burun boğaz hastalıklarına dikkat çeken Medicana Bursa Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Hüsamettin Olgun, hastaların özellikle şiddetli kulak ağrısı, kulakta şişlik ve akıntı, kulak çınlaması, işitme kaybı, baş dönmesi gibi şikâyetlerle doktora müracaat ettiğini söyledi. Op. Dr. Hüsamettin Olgun, yaz aylarında havuz ve denizlerden bulaşan mikropların kulak-burun hastalıklarında artışa sebep olduğunu belirtti. Özellikle kulak zarında delik olan hastaların bu duruma daha dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Olgun, ’Mikroplu su, kulak zarında delik olan hastalarda direkt olarak orta kulağa, iç kulağa, kulak sinirine ve beyne ulaşabilir. Bu durum, kalıcı sağırlıkla sonuçlanabilir’ dedi. Havuz ve deniz mikropları tehlike saçıyor Op. Dr. Hüsamettin Olgun, yazın kulak burun boğaz doktorlarına en çok gelen şikâyetlerin deniz ve havuz kaynaklı dış kulak yolu iltihapları olduğunu belirterek, "Dış kulak yolunda biriken bakteriler ve mantarlar, kulakta şiddetli ağrılara, akıntılara ve kulak kepçesinde hassasiyetlere sebep oluyor. Hastalar, şiddetli kulak ağrısı, kulakta şişlik ve akıntı, kulak çınlaması, işitme kaybı ve baş dönmesi gibi şikâyetlerle bizlere müracaat etmektedir. İltihaplı durumun ilerlemesi halinde kulak zarını delerek orta ve iç kulağa, hatta beyne ulaşıp, menenjit ve ansefalite yol açabilir. Özellikle daha önceden kulak zarında delik olan hastalar için bu durum daha da önemlidir’ diye konuştu. Sağlıklı bir yaz için dikkat edilmesi gerekenler Op. Dr. Hüsamettin Olgun, yaz döneminde orta kulak basınç travması, alerjik rinit, sinüzitler ve hijyenik olmayan gıda tüketimine bağlı boğaz ve yemek borusu, mide ve bağırsak enfeksiyonlarının da arttığını ifade ederek, "Temiz olduğundan emin olmadığımız yerlerde havuz ve denize girmemeliyiz. Klorla dezenfekte edilen havuzu kullanmamalıyız. Hijyenik olmayan gıdaları tüketmemeliyiz. Aşırı güneşte fazla kalmamalıyız. Dengeli beslenmeli ve bol sıvı tüketmeliyiz. Spor yapmalı ve uykumuza dikkat etmeliyiz. Kulaklarımızı gelişigüzel cisimlerle karıştırmamalıyız. Dış kulak yolu orta kulak iltihabı oluştuğunda acilen bir kulak burun ve boğaz hastalıkları uzmanına başvurulmalı" şeklinde görüş verdi.
Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez uygulanan yapay mesane ameliyatı hastaya şifa oldu
22 Ağustos 2025 Cuma - 09:29 Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez uygulanan yapay mesane ameliyatı hastaya şifa oldu Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez gerçekleştirilen başarılı prostat ve mesane ameliyatı, yaşlı adamı sağlığına kavuşturdu. Yaklaşık 5 yıl önce prostat hastalığına yakalandığını belirten 72 yaşındaki Recep Çelebi, Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde başarılı bir ameliyat sayesinde sağlığına kavuştuğunu söyledi. Çelebi’nin 33 yaşındaki oğlu Ersin Çelebi ise "Babam yaklaşık 5 yıldır prostat rahatsızlığı yaşıyordu. Araştırmalarımız sonucunda Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan Üroloji Uzmanı Dr. Ekrem Yıldırak’ın bu alanda uzman olduğunu öğrendik. Babamın ameliyatını 3,5 saat süren başarılı bir operasyonla gerçekleştirdi. Allah razı olsun" diye konuştu. Üroloji Uzmanı Dr. Ekrem Yıldırak ise, hastanın kendilerine Diyarbakır’dan geldiğini belirterek, "Hastamızın mesane ve idrar kanallarını saran tümörleri vardı. Kapalı ameliyatlar ve ilaçlarla tedavi edilemeyecek boyuttaydı. Bu nedenle hem tümörlerden kurtarmak hem de kanamaları durdurmak için idrar kesesi ile prostat ve idrar kanallarının tamamını aldık, bağırsaktan yapay mesane yaptık. Böylece hem kanama riski ortadan kalktı hem de tümörler temizlenmiş oldu. Bu ameliyatın özelliği, Batman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ilk kez yapılmış olmasıdır. Operasyon yaklaşık 3,5 saat sürdü. Benzer rahatsızlığı olan hastalarımıza da burada bu tür ameliyatları yapabiliyoruz" dedi.
Bozdoğan’da yeni diyaliz ve diş üniteleri hizmete girdi
22 Ağustos 2025 Cuma - 09:25 Bozdoğan’da yeni diyaliz ve diş üniteleri hizmete girdi Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde hayırsever vatandaşların katkılarıyla hazırlanan diyaliz ve diş üniteleri hizmete başlarken, Bozdoğan Kaymakamı Yunus Emre Polat hastanede inceleme gerçekleştirdi. Aydın’ın Bozdoğan ilçesinde Kaymakam Yunus Emre Polat, Rasim Menteşe Devlet Hastanesi bünyesinde hizmet veren diyaliz ve diş polikliniğini ziyaret etti. Hastaneye hayırsever vatandaşlar tarafından kazandırılan diyaliz üniteleri ve diş ünitesi hakkında yetkililerden bilgi alan Kaymakam Polat, tedavi gören hastalarla sohbet etti. Hastaların taleplerini dinleyen Polat, yapılan bağışlarla ilçeye kazandırılan sağlık hizmetlerinin önemine dikkat çekti. Kaymakam Polat, bağışta bulunan vatandaşlara teşekkür ederek, toplum sağlığına yapılan bu kıymetli katkıların örnek teşkil ettiğini vurguladı. Bozdoğan Kaymakamlığı’ndan yapılan açıklamada "Kaymakamımız Yunus Emre Polat, ilçemizde hizmet veren Rasim Menteşe Devlet Hastanesi bünyesinde faaliyet gösteren diyaliz ve diş polikliniğini ziyaret etti. Hastanemize, hayırsever vatandaşlarımız tarafından bağışlanan diyaliz üniteleri ve diş ünitesi ile ilgili bilgi alan Kaymakamımız, tedavi gören hastalarımızla sohbet edip bağışta bulunan vatandaşlarımızla teşekkürlerini iletti. Toplum sağlığına yapılan bu kıymetli katkılardan dolayı tüm hayırsever vatandaşlarımıza şükranlarımızı sunarız" ifadeleri yer aldı.