SAĞLIK
Efeler’de OED cihazları hizmete girdi 28 Nisan 2026 Salı - 17:04:45 Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, Aydın basınının unutulmaz ismi merhum Erman Çetin’in anısını yaşatan, modern tıbbın en önemli ilk yardım araçlarından biri olan OED cihazlarını hizmete sundu. Efeler Belediyesi ile Aydın Gazeteciler Cemiyeti (AGC) iş birliğiyle, kentin en işlek noktaları OED (Otomatik Eksternal Defibrilatör) cihazlarıyla donatıldı. Geçtiğimiz yıl 28 Nisan’da, geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Erman Çetin, vefatının yıl dönümünde anlamlı bir törenle anıldı. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş ve yönetiminin tam kadro katıldığı programa; Erman Çetin’in ailesi, Aydın Büyükşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ümit Özmen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Dilek Gappi, gazeteciler, sivil toplum kuruluşlarının, siyasi partilerin temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Çetin’in adı Efeler sokaklarında insanları hayata bağlayan bir simgeye dönüştü. Uğur Mumcu Parkı’nda düzenlenen etkinlikle birlikte; Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki Uğur Mumcu Parkı, Menderes Park, Fatih Mahallesi kapalı pazar yeri, İmamköy Mahallesi Doğa Otel, Zafer Meydanı’ndaki belediye otoparkı, Pınarbaşı Mesire Alanı, Efeler Belediyesi hizmet binası girişi ve ESKO iş hanı olmak üzere kentin 8 farklı noktasına yerleştirilen cihazlar hizmete girdi. Etkinliğin ardından katılımcılar, düzenlenen lokma hayrında bir araya geldi. Programda konuşan Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, "Aydın Gazeteciler Cemiyeti’nin fikriyle yola çıktığımız bir sosyal sorumluluk projesinin paydaşı olmaktan mutluyuz. Geçen yıl; önceki dönem Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Aydın’ın değerli gazetecisi kıymetli kardeşim Erman Çetin’in hiç beklenmedik kaybına uyanmıştık. Aydın kıymetli bir değerini kaybetti. Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş ile görüştük. Birlikte böyle bir sosyal sorumluluk projesi yaptık. Aydın’da 8 noktaya yerleştirdik. OED cihazı ani kalp durmalarında tamamen otomatik ilk yardım yapacak bir cihaz. Aydın’da bulunan spor salonlarından da bu cihazı temin etmelerini isteyeceğiz. Bundan sonra böyle acı kayıplar yaşamak istemiyoruz. Tekrar Erman Çetin’e Allah’tan rahmet, ailesi, yakınları, sevenleri ve basın camiasına baş sağlığı diliyorum. Proje fikrinin sahibi Aydın Gazeteciler Cemiyeti’ne de teşekkür ediyorum. Umarız birlikte ortak çalışmalarımıza devam ederiz" dedi. Erman Çetin’i çocukluğundan beri tanıdığını ifade ederek konuşmasına başlayan Aydın Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Naci Eriş, "Erman Çetin Başkanımız benim çocukluğumdan beri tanıdığım, biz daha okula giderken ilçemizde gazetecilik yapan bir ağabeyimizdi. Zaman geçti aynı şehirde gazetecilik yaptık, aynı cemiyette basın camiamız için sorumluluk aldık. Maalesef hiç beklemediğimiz bir anda Erman ağabeyimizi kaybettik. Erman Çetin şehrimiz için önemli bir değerdi ve ismini yaşatmak için, aynı zamanda da şehrimize faydalı olabilecek bir anı bırakmak istedik. Son dönemde erken yaşta gelen kalp krizi nedeniyle çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Başka değerlerimizi kaybetmeyelim, Erman Çetin’in de adını yaşatalım diye bu proje ortaya çıktı. Anıl başkanımıza projemizi ilettik ve hemen kabul etti. Bugün de ilk adımı attık. Umarım tüm Aydın’da bunu yaygınlaştırırız." diye konuştu.
28 Nisan 2026 Salı - 14:55 Uzmanı uyardı: Baharda cilt hastalıkları artıyor Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Akbaba, bahar aylarında artan güneş ışınları, yükselen sıcaklık, polen yoğunluğu ve terleme gibi çevresel faktörlerin cilt sağlığını doğrudan etkilediğini belirterek, "Bu dönemde hem mevcut deri hastalıkları alevlenebilir hem de bazı cilt sorunları ilk kez ortaya çıkabilir" dedi. "Güneş alerjisi baharda daha sık görülüyor" Bahar aylarında cildin dış etkenlere karşı daha hassas hale geldiğini vurgulayan Akbaba, "Kış aylarında güneşten uzak kalan cilt, bahar aylarında ani şekilde güneşe maruz kaldığında savunmasız kalır. Bu nedenle baharın ilk dönemlerinde güneş alerjisi vakalarında belirgin bir artış gözlemliyoruz. Bu durum genellikle güneşe çıkıldıktan kısa süre sonra ortaya çıkar. Özellikle yüz, boyun, kol ve dekolte gibi güneşe açık bölgelerde kaşıntılı, kızarık ve kabarık döküntüler görülür" diye konuştu. "Bitki teması kalıcı lekeler bırakabilir" Açık havada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte bitkilerle temasın da arttığını belirten Akbaba, şu uyarılarda bulundu: "Özellikle limon, incir ve bazı yabani bitkilerle temas sonrası gelişen fitodermatit sık görülür. Bu durumda ciltte önce kızarıklık ve yanma hissi oluşur ardından güneş ışığıyla etkileşime girerek kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bu lekeler bazı hastalarda uzun süre kalıcı olabilir." "Terleme mantar enfeksiyonlarını tetikliyor" Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte artan terlemenin cilt üzerinde nemli bir ortam oluşturduğunu belirten Akbaba, "Bu durum mantar enfeksiyonları için uygun zemin hazırlar. Özellikle ayaklarda, kasık bölgesinde ve vücudun kıvrım alanlarında kaşıntılı, kızarık ve bazen pullanma ile seyreden lezyonlarla kendini gösterir. Kişisel hijyenin yanı sıra uygun kıyafet seçimi de mantarı önleme noktasında önemlidir. Sentetik ve hava almayan kıyafetler enfeksiyonları artırabilir" uyarısında bulundu. "Polen ve çevresel faktörler alerjiyi artırıyor" Bahar aylarında polen yoğunluğunun artmasıyla sadece solunum yollarının değil, cilt hastalıklarının da tetiklendiğini söyleyen Akbaba, "Kontakt dermatit vakalarında da bu dönemde belirgin artış görülür. Polenler, bitkiler ve bazı kozmetik ürünleri ciltte kaşıntı, kızarıklık ve hassasiyete yol açabiliyor. Ayrıca atopik dermatit (egzama) hastalarında da bu dönemde alevlenmeler görülebilir. Cilt bariyeri zaten hassas olan bireylerde çevresel alerjenler kaşıntı ve kuruluğu daha da artırır" dedi. "Ani güneş maruziyeti yanıklara neden olabiliyor" Bahar aylarında güneş daha masum gibi algılansa da UV etkisinin oldukça güçlü olduğunu söyleyen Akbaba, "Özellikle ilk güneşlenmelerde cilt korunmasız kalabiliyor. Bu durum güneş yanıklarına neden olabiliyor. Ciltte kızarıklık, hassasiyet, yanma hissi ve bazı durumlarda su toplaması gibi bulgular ortaya çıkabiliyor" diye konuştu. "Akne şikayetleri artış gösterebilir" Artan sıcaklık ve terlemeyle birlikte ciltte yağ üretiminin de arttığını belirten Akbaba, "Akneye yatkın bireylerde sivilce oluşumu artabilir. Gözeneklerin tıkanmasıyla birlikte iltihaplı lezyonlar oluşabilir. Bu dönemde uygun cilt temizliği ve bakımı önem kazanır" dedi. "Basit önlemlerle korunmak mümkün" Bahar aylarında cilt sağlığını korumak için alınacak basit önlemlerin büyük fark gösterebileceğini vurgulayan Akbaba, şunları kaydetti: "Güneşten korunmak en önemli adımdır. Yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımının yanı sıra cilt tipine uygun nemlendiriciler düzenli olarak kullanılarak cilt bariyeri güçlendirilmeli. Ayrıca pamuklu ve hava alabilen kıyafetler tercih edilmeli, terleme sonrası cilt temizlenmeli ve bitki teması sonrası cilt yıkanmalıdır. Bahar aylarında ortaya çıkan veya artış gösteren cilt problemleri hafife alınmamalı özellikle uzun süren, şiddetlenen ya da yayılım gösteren lezyonlarda bir dermatoloji uzmanına başvurulması önemlidir."
Uzmanı uyardı: "Güneş gözlüğü dört mevsim kullanılmalı"
18 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:31 Uzmanı uyardı: "Güneş gözlüğü dört mevsim kullanılmalı" Doruk Nilüfer Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Bayram Çalışkan, güneş gözlüğü kullanımının göz sağlığı açısından hayati önem taşıdığını vurguladı. Güneşin zararlı ultraviyole (UV) ışınlarının ciddi göz hastalıklarına yol açabileceğini belirten Dr. Çalışkan, özellikle çocuklar, kontakt lens kullanıcıları ve açık havada uzun süre bulunan bireylerin güneş gözlüğü kullanımını ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. "Güneşin zararlı UV ışınlarını kesmesi, gözümüzü bu ışınlardan koruması açısından çok önemli" diyen Göz Has. Uzm. Op. Dr. Bayram Çalışkan, korunmasız gözlerin katarakt, pterjium (gözde et büyümesi) ve retina hasarları gibi rahatsızlıklarla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu. Sadece Koyu Cam Yetmez: UV 400 Şart Güneş gözlüğü seçiminde ‘cam koyuluğu’ yerine UV 400 korumasının esas alınması gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Bayram Çalışkan, şöyle konuştu; "Koyu cam, UV koruması yoksa göz bebeğini genişleterek aslında daha fazla zararlı ışının göze girmesine neden olur. Bu da göz sağlığını daha çok tehdit eder" Göz Has. Uzm. Op. Dr. Bayram Çalışkan, gözlük camlarında yer alan "UV 400" ibaresinin gözleri zararlı ultraviyole ışınlardan koruyacak minimum kalite standardı olduğunu ifade ederek, kalitesiz ve merdiven altı üretim gözlüklerin göz sağlığına ciddi zarar verebileceğini kaydetti. Polarize Camlar Görsel Konfor İçin Doruk Nilüfer Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Bayram Çalışkan, güneş gözlüklerinde sıkça tercih edilen polarize camların, UV koruması sağlamadığına da dikkat çekerek, "Polarize camlar, parlamayı azaltır. Özellikle şoförler ya da deniz kenarında vakit geçirenler için idealdir. Ancak bu camlar UV ışınlarını engellemez" dedi. Çocuklar ve Lens Kullananlar Daha Dikkatli Olmalı Çocukların güneş ışınlarına karşı en az yetişkinler kadar savunmasız olduğunu hatırlatan Op. Dr. Bayram Çalışkan, erken yaşta güneş gözlüğü kullanımının ilerleyen yaşlarda göz hastalıklarını önlemede etkili olduğunu ifade etti. Lens kullananlar için ise ekstra koruma gerektiğine işaret ederek açıklamasını şöyle tamamladı: "Lens UV korumalı olsa bile yeterli değildir. Güneş gözlüğüyle desteklenmesi gerekir. Gerekirse numaralı güneş gözlüğü tercih edilebilir. Güneş gözlüğü kullanımının sadece yaz aylarıyla sınırlı kalmamalıdır. UV ışınları sadece yazın değil, kış aylarında da etkili. Her dışarı çıkıldığında, yılın dört mevsimi güneş gözlüğü takılması gerekiyor"
Mükemmeliyetçilik fibromiyaljiyi tetikliyor
18 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:16 Mükemmeliyetçilik fibromiyaljiyi tetikliyor Kaslarda ve yumuşak dokularda ağrıya neden olan kronik bir rahatsızlık olarak karşımıza çıkan fibromiyalji, genellikle mükemmeliyetçi veya A tipi kişiliğe sahip kişilerde görülüyor. Söz konusu rahatsızlığın tanı ve tedavi süreciyle ilgili bilgi veren Medicana Sağlık Grubu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Büyük ölçüde gözden kaçabilen bir hastalık olan fibromiyalji, özellikle kadınlarda sık gözlenir ve tanı konmada sorun yaşanır. Genellikle ağrılar ciddiye alınmaz ve endişeler görmezden gelinir. Ancak tedavi edilmediğinde günlük hayatı olumsuz şekilde etkiler" ifadelerini kullandı. Özellikle kadınlarda ve mükemmeliyetçi kişiliğe sahip bireylerde gözlemlenen fibromiyalji rahatsızlığına ilişkin Medicana International İzmir Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, fibromiyaljinin kaslarda ve yumuşak dokularda yaygın ağrı ile karakterize olan, uzun süreli kronik bir rahatsızlık olduğunu aktardı. Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Fibromiyalji uyku sorunlarına, yorgunluğa ve duygusal ve zihinsel sıkıntıya da neden olur. Fibromiyaljisi olan kişiler, fibromiyaljisi olmayan kişilere göre ağrıya daha duyarlı olabilir. En az üç ay süren ağrı ve belin hem üstünde hem de altında ve vücudun her iki tarafını da etkileyen, yaygın olarak da tarif edilir. Fibromiyalji, beyinde ağrı sinyallerinin işlenmesinde oluşan bir bozukluktan kaynaklanan bir tür ağrı sendromudur. Yaşlandıkça ağrılar ve sızılar günlük yaşamın bir parçası haline gelir. Kas sertliği ve ağrı, diğer çeşitli semptomlarla birlikte günlük aktiviteleri zorlaştırabilir" sözlerini kaydetti. En belirgin bulgusu "yorgunluk" Fibromiyaljinin en belirgin bulgusunun "yorgunluk" olduğunun altını çizen Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Görünüşte iyi bir gece uykusundan sonra bile dinç uyanamama ve hala bitkin uyanmak belirtileri arasındadır. Ağrı genellikle yorgunluk, zorlanma veya aşırı kullanımdan sonra kötüleşir. Parmak ucuyla bastırıldığında belirli bölgeler hassaslaşır. Bu bölgelere ‘hassas noktalar’ denir. Alevlenmelerde kaslar gerilebilir veya spazm olabilir. "Fibro sis" olarak da bilinen bilişsel güçlüklerin de bu durumla ilişkili olduğunu ve hafızayı, odaklanmayı etkilediği bilinmektedir" açıklamasını yaptı. Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Uyku bozuklukları, tutukluk, baş ağrıları, ekstremitelerde karıncalanma veya uyuşma, anksiyete ve depresyon, irritabl bağırsak sendromu; ışığa, sese veya sıcaklığa karşı hassasiyet, tüm vücutta ağrı ve tutukluk, yorgunluk ve bitkinlik, ellerde ve ayaklarda karıncalanma veya uyuşma, yüzde veya çenede ağrı; karın ağrısı, şişkinlik, kabızlık ve hatta irritabl bağırsak sendromu gibi sindirim sorunları fibromiyalji belirtileridir. Ayrıca depresyon ve anksiyete, düşünme, hafıza ve konsantrasyon sorunları, migren tipi baş ağrıları, IBS olarak bilinen bağırsak sorunları da görülebilir" sözlerini kaydetti. Yaşlandıkça yakalanma riski artar Fibromiyalji görülebilecek risk grupları hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Fibromiyalji, çocuklar da dahil olmak üzere her yaştan insanı etkileyebilir. Ancak çoğu kişiye orta yaşta teşhis konur ve yaşlandıkça fibromiyaljiye yakalanma ihtimali artar. Kadınların fibromiyaljiye yakalanma ihtimali erkeklere göre daha fazladır" dedi. Fibromiyaljinin menopoz sürecinde ortaya çıkabileceğini aktaran Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Menopozun kendisi fibromiyaljiye neden olmasa da semptomlarını şiddetlendirebileceği, bu nedenle tanı ve tedavinin daha karmaşık hale gelebileceği bilinmektedir. Fibromiyalji için tanısal bir test yoktur. Ancak genellikle kan testleri yapılarak, başka bir rahatsızlığın semptomlara neden olmadığı belirlenir" şeklinde konuştu. Uyuyamazlar, gergin ve depresiftirler Fibromiyaljinin nasıl teşhis edildiği hakkında bilgi veren Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, "Etkilenen birçok kişi iyi uyuyamaz, endişeli, bazen depresif veya gergin hisseder. Yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü ve genel bir zihinsel bulanıklık hissi gibi zihinsel sorunlar yaygındır. Ayrıca fibromiyalji hastaları mükemmeliyetçidir veya A tipi kişiliğe sahiptir. Ayrıca migren veya gerilim tipi baş ağrıları, interstisyel sistit ve irritabl bağırsak sendromu yaşayabilirler. Kişiler, genellikle vücudun her iki tarafını da etkileyen karıncalanma hissi yaşayabilirler. Sağlık uzmanları genellikle hastanın öyküsünü, fizik muayenesini, röntgenlerini ve kan testlerini kullanarak fibromiyaljiyi teşhis eder. Doktorlar, özellikle yorgunluk gibi çeşitli fiziksel semptomlarla birlikte en az 3 aydır yaygın ağrısı olan kişilerde fibromiyaljiyi düşünürler. Vücudun sol ve sağ tarafında, belin üstünde ve altında, omurganın üst kısmında, göğüs duvarında, omurganın ortasında veya belde ağrı olduğunda yaygın ağrı olarak kabul edilir" diye konuştu. Fibromiyalji nasıl tedavi edilir? Fibromiyalji tedavisi hakkında da ayrıntıları paylaşan Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur, sözlerini şöyle tamamladı: "Fibromiyaljinin nedeni bilinmemektedir ancak etkili şekilde tedavi edilebilir. Kas-iskelet tedavisinde uzman ekiplerce uygulanır. Onaylı ilaçlar arasında duloksetin, pregabalin ve milnasipran yer alır. Fibromiyalji tedavisinde onaylanmış ilaçlar, antienflamatuar ve diğer ağrı kesiciler, antidepresanlar, düşük yoğunluklu egzersiz ve fizik tedavi, sıcak veya soğuk tedaviler, gevşeme yöntemleri, bilişsel davranışçı terapi veya duygusal farkındalık ve ifade terapisi, akupunktur ve kayropraktik veya masaj terapisi gibi alternatif tedaviler uygulanabilir. Tüm bunların dışında da hastaya aerobik egzersiz ve kas güçlendirme egzersizleri, genellikle birinci basamak sağlık hizmetlerinde veya toplum ortamlarında hasta eğitim dersleri, meditasyon, yoga ve masaj gibi stres yönetimi teknikleri, uyku kalitesini artırmak için iyi uyku alışkanlığı edinme egzersizleri, altta yatan depresyonu tedavi etmek için bilişsel davranışçı terapi (BDT) gibi yöntemler uygulanabilir."
"Masada kalırsın, felç olursun" denilen glomus tümörlü hastalar Van’da yapılan başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu
18 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:09 "Masada kalırsın, felç olursun" denilen glomus tümörlü hastalar Van’da yapılan başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu Türkiye’nin farklı şehirlerinde doktorların "masada kalırsın, sesin kısılır, felç olursun" dediği glomus tümörlü hastalar, Lokman Hekim Van Hastanesinde yapılan başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Konuyla ilgili açıklamada bulunan Lokman Hekim Van Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Halil Başel, hastalardan ikisinin il dışından geldiğini ifade ederek, "Afyonkarahisarlı olan İbrahim Çelen (52) İstanbul’dan, Ali Eren Gençsoy (17) Mersin’den ve Ramazan İnceloğlu (46) ise Van’dan geldi. İbrahim Bey, Türkiye’nin sayılı hastanelerine gitmiş, en marka ve en üst düzey tedavilerinin verildiği hastanelere gitmiş. Şahdamarın içine girip, ilaçlı film çekilmiş. Bunu neden yaptıklarına bir anlam veremedik. Yemek yiyemezsin, yutamazsın, konuşamazsın denilmiş. İbrahim Bey’in tümörü 5 santimdi ama daha önceden hem anjiyo yapmışlar hem de biyopsi almışlar. Çok uğramışlar ve biyopsiden sonra kanaması olmuş .O yüzden ameliyatı bizi çok zorladı. Yani yapılmaması gereken her şeyi yapmışlar. Ali Eren’in tümörü küçüktü ama damarın içerisine girmişti. Amcasında, kuzenlerinde yani ırsi tümör var. Amcası ameliyattan sonra felç olmuş, sekel kalmış. Küçük bir tümör olmasına rağmen baya sıkıntılı bir süreç yaşamış. O yüzden Ali Eren’i de çok korkutmuşlar. Masada kalırsın, felç olursun amcan gibi demişler. Bize geldiğinde çok korkuyordu ama güven verdik, ameliyatı da çok güzel geçti. Vanlı Ramazan beyin tümörü çok büyüktü ve yaklaşık 6 santim kadardı. Ramazan beyin de Van’da tanı konmuş. Dışardan belli olacak kadar büyüktü ama o da biraz ihmal etmiş. Diş iltihabıdır, lenf bezidir diye basit bir hastalık gibi düşünmüşler ama daha sonra tümör olduğu söylenince paniklemişler. Onu da rahat bir şekilde ameliyatını yaptık. Allaha şükür üçünün de sağlığına kavuşmalarına vesile olduk" dedi. "Birçok doktorun glomus tümörden haberi yok" İstanbul’dan gelen İbrahim Çelen isimli hasta, özellikle doktorlara seslenerek, "Birçok doktorun glomus tümörden haberi yok. Bana önce parotis teşhisi konuldu, biyopsi yapıldı. Biyopsiden sonra hemen şişti. Daha sonra biz hep parotis zannederek ilerledik. Sonra bir başka doktor fark etti ve arayışa girdik. Halil hocama ulaştık. Buraya gelmeden Önce hep yutamayacağım, yiyemeyeceğim korkusuyla geldim. Hatta bir başkası sinirini keserse ölürsün. Bunu yüzüme söyledi. İnsan şok yaşıyor. Dünyanın neresinden olursa olsun herhangi bir hasta boynunda bir şişlik hissederse glomustan şüphelensin ve hemen Van’a gelsin. Doktor arkadaşlara da söylüyorum hemen parotis demesinler, hemen biyopsi önermesinler. Bunun glomus olabileceğini düşünsünler ve ilgili yerlere yönlendirsinler. Bir doktor arkadaşın yüzünden çok büyük zorluklar çektim. Onun için Halil hocama gönülden, yürekten teşekkür ediyorum. Allah onu iki cihanda aziz etsin. Ameliyattan uyanır uyanmaz yemek yemeğe başladım. Çok şükür dünya benimdir dedim" ifadelerini kullandı. "Felç olursun, ameliyatta kalırsın dediler" Mersin’den gelen 17 yaşındaki Ali Eren Gençsoy da, "Bana ’felç olursun, ameliyatta kalırsın, sesin kısılır’ dediler ama çok şükür hiçbir şey olmadı. Kendimi iyi hissediyorum. Hocama teşekkür ediyorum" diye konuştu. Vanlı Ramazan İnceloğlu da kendisini iyi hissettiğini belirterek Prof. Dr. Halil Başel’e teşekkür etti.
Prof. Dr. Koruk, gastroenterolojide bilimsel ve modern yaklaşımlarla ilgili bilgi verdi
18 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:06 Prof. Dr. Koruk, gastroenterolojide bilimsel ve modern yaklaşımlarla ilgili bilgi verdi Medical Point Gaziantep Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Koruk, mide ve bağırsak hastalıklarının tanı ve tedavisinde bilimsel ve modern yaklaşımlarla ilgili bilgi verdi. Medical Point Gaziantep Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Koruk, mide ve bağırsak hastalıklarının tanı ve tedavisinde modern tıbbın sunduğu imkanlarla ilgili bilgi verdi. "Erken teşhis, tedavinin başarısını doğrudan etkiler" Prof. Dr. Koruk, Medical Point Gaziantep’te kullanılan ileri görüntüleme sistemleri, endoskopi ve kapsül endoskopi gibi yenilikçi yöntemlerle hızlı ve doğru tanı konulabildiğini belirterek, "Reflü, gastrit, mide ülseri, irritabl bağırsak sendromu (İBS), çölyak ve inflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn ve ülseratif kolit) gibi sık karşılaşılan sindirim sistemi rahatsızlıklarında erken teşhis, hem hastalığın ilerlemesini önlüyor hem de yaşam kalitesini artırıyor. Bazı durumlarda yalnızca ilaç tedavisi yetersiz kalabiliyor. Hastanın genel sağlık durumu, yaşam alışkanlıkları ve psikolojik durumu da göz önünde bulundurularak, beslenme uzmanları, psikologlar ve cerrahlarla birlikte multidisipliner bir planlama yapıyor. Bağırsak mikrobiyotasının dengelenmesinin hastalıkların seyrinde önemli rol oynuyor. Uygun diyet düzenlemeleri ve destekleyici tedavilerle iyileşme sürecinin daha etkili hale geliyor" dedi. "Teknoloji destekli tanı ve konforlu tedavi süreci" Prof. Dr. Koruk, "Bölgemizde hastalarımıza en güncel ve bilimsel temelli tedavileri sunabilmek için çalışıyoruz. Bu amaçla ulusal ve uluslararası alanda yürütülen klinik araştırmaları takip ediyor, hastanemiz bünyesinde de bilimsel projeler hayata geçiriyoruz. Sağlıklı bir sindirim sistemi, genel sağlığın temelidir. Amacımız, hem teknolojik imkânları hem bilimsel güncellemeleri hastalarımız için erişilebilir kılmak" diye konuştu.
Uzmandan ekran bağımlılığına karşı uyarı: "Sessiz bir salgınla karşı karşıyayız"
18 Ağustos 2025 Pazartesi - 10:01 Uzmandan ekran bağımlılığına karşı uyarı: "Sessiz bir salgınla karşı karşıyayız" Uzman Doktor Sedanur Uzunpolat Yayla, ekran kullanımının kontrolsüz artışına dikkat çekerek, "Unutulmamalıdır ki teknoloji bir araçtır, hayatımızı kolaylaştırmak içindir, yönetmek için değil" dedi. Ekran bağımlılığı, günümüzde sadece çocukları değil, yetişkinleri de etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Malatya Battalgazi İlçe Sağlık Müdürlüğü Aile Hekimliği Uzmanı Sedanur Uzunpolat Yayla, yaptığı açıklamada ekran kullanımının kontrolsüz artışına dikkat çekerek bu konuda toplumsal farkındalığın artırılması gerektiğini belirtti. Gelişen teknolojinin hayatın her alanında kolaylık sağladığını belirten Dr. Uzunpolat Yayla, akıllı telefonlar, tabletler ve bilgisayarların günlük yaşamın vazgeçilmez parçaları haline geldiğini ifade ederek, bu cihazların aşırı ve kontrolsüz kullanımının hem fiziksel hem de ruhsal sağlık üzerinde ciddi olumsuz etkiler oluşturduğuna dikkat çekti. "Uzun süre ekran başında kalmak sağlık sorunlarına neden oluyor" Özellikle çocukların ve gençlerin ekran bağımlılığına karşı en savunmasız gruplar olduğunu ifade eden Dr. Uzunpolat Yayla, uzun süreli ekran maruziyetinin çocuklarda otizm benzeri belirtiler gösterebildiğini aktararak, "Uzun süre ekran başında kalmak obezite, duruş bozuklukları, uyku düzensizlikleri gibi fiziksel sorunlara neden olabiliyor. Ruhsal olarak ise anksiyete, depresyon, sosyal fobi ve dikkat eksikliği gibi sorunlarla karşılaşabiliyoruz" dedi. "Ailece geçirilen zamanlarda ekran kullanımından kaçınılmalı" Dr. Uzunpolat Yayla, ailelerin ekran süresi konusunda hem çocuklarını hem de kendilerini denetlemeleri gerektiğini kaydederek, "Ekran kullanımı mutlaka kontrol altına alınmalı. Aile bireyleri dijital detoks uygulayarak, haftanın belirli gün veya saatlerinde ekransız zamanlar oluşturmalı. Özellikle yemek masasında ve ailece geçirilen zamanlarda ekran kullanımından kaçınılmalı. Ebeveynler, bu konuda çocuklarına rol model olmalı. Kitap okuma, açık hava etkinlikleri ve oyunlar gibi alternatif aktiviteler desteklenmeli" ifadelerini kullandı. "Modern çağın sessiz bir salgını" Ekran bağımlılığının modern çağın sessiz bir salgını olduğunu kaydeden Uzunpolat Yayla, bu tehdide karşı toplumun bilinçli hareket etmesi gerektiğini ifade ederek, "Unutulmamalıdır ki teknoloji bir araçtır hayatımızı kolaylaştırmak içindir, yönetmek için değil. Sağlıklı bir dijital denge kurmak istiyorsak, hep birlikte bilinçli adımlar atmalıyız" diye konuştu.
Diyabetik ayak hastalarına yaz aylarında dikkat uyarısı
18 Ağustos 2025 Pazartesi - 09:19 Diyabetik ayak hastalarına yaz aylarında dikkat uyarısı Diyabet hastalarında sinir ve damar hasarları nedeniyle ortaya çıkan diyabetik ayak, yaz aylarında daha ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Memorial Bodrum Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Serkan Akçay, sıcak havanın, terlemenin ve yanlış ayakkabı kullanımının diyabetik ayak yaralarını artırabileceğini belirterek, alınması gereken önlemleri paylaştı Yazın yara oluşumu kolaylaşıyor Dr. Akçay, sıcak hava, terleme, uygunsuz ayakkabı seçimi ve çıplak ayakla dolaşmanın diyabetik ayak hastalarında yara oluşumunu kolaylaştırabileceğini söyledi. Ayrıca yazın artan mantar ve enfeksiyon riskinin bu dönemi diyabetik hastalar için daha hassas hale getirdiğini ifade etti. Sıcak ve güneşten korunma uyarısı Ayakların güneşten korunmasının önemine değinen Akçay, Yaz aylarında sık görülen güneş yanıkları yara oluşumuna neden olabilir. Nöropatisi olan hastalar kum, asfalt veya taş zeminlerde oluşabilecek yanıkları fark edemeyebilir. Ayrıca yeterli sıvı tüketimiyle cilt kuruluğu ve çatlakların önlenmesi gerekir dedi. Ayak bakımı ve günlük kontrol Hastaların her gün ayaklarını kontrol etmesi gerektiğini belirten Akçay, şu önerilerde bulundu. Ayakları yaralar, kızarıklık, su toplaması, çatlak veya renk değişikliği açısından inceleyin. Ayak altını görmek için ayna kullanın. Ilık suyla yıkayın, parmak aralarını dikkatlice kurulayın. Tırnak batması veya nasır varsa kendi başınıza müdahale etmeyin. Çıplak ayakla dolaşılmaması gerektiğini vurgulayan Akçay, Sahilde, havuz kenarında ya da bahçede diyabetik terlik veya ayakkabı kullanılmalı. Nefes alabilen, dikişsiz ve ortopedik ayakkabılar tercih edilmeli. Yeni ayakkabılar önce evde kısa süreli denenmeli. Pamuklu ve dikişsiz çoraplar giyilmeli, her gün değiştirilmelidir dedi. Yeni yara veya su toplaması, kızarıklık ve şişlik, ayakta sıcaklık artışı, iltihap ya da kötü koku gibi durumlarda vakit kaybedilmeden doktora başvurulması gerektiğini söyleyen Akçay, düzenli doktor kontrolünün ve kan şekeri takibinin de hayati önem taşıdığını vurguladı.
Uzmanından uyarı: "Chikungunya virüsü için telaş edilecek bir şey yok"
17 Ağustos 2025 Pazar - 11:29 Uzmanından uyarı: "Chikungunya virüsü için telaş edilecek bir şey yok" Medicana International Ankara Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, Çin’de görülen 7 binden fazla vakanın ardından Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel salgına dönüşebileceği belirtilen Chikunguya virüsüne ilişkin, "Telaş edilecek bir şey yok, iyi tarafı insandan insana bulaşmıyor" dedi. Uzmanlar, ‘İki büklüm yapan’ anlamına gelen ve Tanzanya’daki yerel dilden adını alan Chikungunya virüsünün, ‘Aedes’ türüne ait sivrisinekler aracılığıyla bulaşan ateşli bir hastalık olduğuna dikkati çekiyor. Genellikle Kenya, Tanzanya ve Hint Okyanusu çevresinde görülen virüsün Çin’de 7 bini aşan vakaya yol açması üzerine, Dünya Sağlık Örgütü milyonlarca kişiyi tehdit edebilecek küresel salgını önlemek için acil eylem çağrısı yaptı. Medicana International Ankara Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, Chinkunya virüsüne dair değerlendirmelerde bulundu. Uzman Dr. Kılıç, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, Chikungunya’nın 1940’lı yıllardan itibaren özellikle Kenya, Tanzanya, Asya, ve Hint okyanusunun etrafında görülen ve Aedes türüne ait sivrisineklerle bulaşan bir hastalık olduğunu belirterek, "2000’lerin başından itibaren Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın pek çok ülkesinde görülmeye başlandı. Dünya sağlık Örgütünü alarma geçiren olay; daha önce çok da görülen bir ülke olmayan Çin’de tespit edilen 7 binleri aşan vaka sayısı oldu. Her yerde görülebilen ve Türkiye’de de tespit edilen bir sivrisineğin vektör olduğu; enfekte insandan ısırıp, kanını emdikten sonra aynı virüsü tükürük bezleriyle taşıyıp, tekrar ısırdığı şahıslara hastalığı iletmesiyle oluşan bir olay" diye konuştu. "Hastalık çok riskli bir hastalık değil" Chikungunya virüsünün enfekte olmasıyla diğer viral enfeksiyonlarda görüldüğü gibi halsizlik, yorgunluk, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtilerin ortaya çıktığını ifade eden Kılıç, "Bu virüsün özelliği çok yüksek ateş olması ve çok şiddetli ekrem ağrısı ile ortaya çıkmasıdır. Laboratuvar tetkiki olmadan ne deng hummasından ne de zikadan çok ayırt edilemeyebilir. Daha dramatik, daha hızlı, daha yüksek ateş ve daha ağrılı biçimde devam ediyor. Hastalık çok riskli bir hastalık değil. Bir hafta ciddi olarak hasta yapıyor ama spesifik bir ilacı, antivirali yok. Ateş düşürme ve bol sıvıyla hastalar iyileşiyor" açıklamasında bulundu. Uzman Dr. Kılıç, diyabet, hipertansiyon, kanser, böbrek hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olanlarda ve bebeklerde hastalığın çok ağır seyredebildiğine ve hastaneye yatış olabildiğine dikkati çekti. Virüsün yaygın olduğu ülkelerde hijyen şartlarının çok iyi olmadığını ve vakaların Avrupa’da görülmeye başlamasıyla hastalığın daha yakından takip edildiğini kaydeden Kılıç, virüsün insandan insana bulaş sağlamadığını sadece vektör aracılığıyla bulaş olduğunu ekledi. "Aedes türüne ait sivrisinek İstanbul’da görüldü ama Türkiye’de ilan edilmiş resmi vaka yok" Türkiye’de ilan edilmiş resmi bir vaka olmadığını ama Aedes türüne ait sivrisineklerin var olduğunu kaydeden Kılıç, "Sivrisinekler, özellikle İstanbul’da görüldü. Orada çalışmalar yapıldığı için yoksa Türkiye’nin herhangi bir yerinde olabilir. Zika’da aynı virüs ama daha çok Doğu Karadeniz’de birkaç vaka gördük. Genellikle buradaki sıkıntı veya dikkat etmemiz gereken bu hastalar genelde bu riskli bölgelere seyahat edenlerin geri döndüğünde taşımaları. Özellikle böyle bölgelere ziyaretten sonra hastalık belirtileri varsa mutlaka bir hekime, hastaneye başvurması lazım" dedi. "Telaş edilecek bir şey yok" Seyahat edenlerin sadece Chikungunya virüsü için değil tüm virüslere karşı korunması gerektiğine vurgu yapan Kılıç, sözlerine şöyle devam etti: "Kapalı giysiler giymek, yine de eliniz yüzünüz açıksa bu özellikle Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerdiği toksik olmayan çok iyi sinek kovucular var. Yattığınız odaya klima ve sinek kovucular koymak. Bu sinek genelde gündüz, sabah ve akşam üzeri öğleden sonraki saatlerde gündüz ısırıyor. Gündüz uyunuyorsa, uyunurken mutlaka cibinlik kullanılması öneriler arasında. Telaş edilecek bir şey yok. Chikunguya, Deng humması ve Zika virüsü hep seyahatten dönen hastalarda oldu ama sinek türünün bizde olması bir şekilde de hasta birisiyle gelip yaygınlaşabilir. Bu ihtimali göz önüne alacağız. Hijyen her zaman ki gibi bizim için çok önemli ama iyi tarafı insandan insana bulaşmıyor."
Uzmanından uyarı: "(Chikungunya virüsüne ilişkin) Telaş edilecek bir şey yok"
17 Ağustos 2025 Pazar - 11:17 Uzmanından uyarı: "(Chikungunya virüsüne ilişkin) Telaş edilecek bir şey yok" Medicana International Ankara Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, Çin’de görülen ve 7 binden fazla vakaya ulaştığı belirtilen Chikungunya virüsüne ilişkin "Telaş edilecek bir şey yok, iyi tarafı insandan insana bulaşmıyor" dedi. Uzmanlar, ‘İki büklüm yapan’ anlamına gelen ve Tanzanya’daki yerel dilden adını alan Chikungunya virüsünün, ‘Aedes’ türüne ait sivrisinekler aracılığıyla bulaşan ateşli bir hastalık olduğuna dikkati çekiyor. Genellikle Kenya, Tanzanya ve Hint Okyanusu çevresinde görülen virüsün Çin’de 7 bini aşan vakaya yol açması üzerine, Dünya Sağlık Örgütü milyonlarca kişiyi tehdit edebilecek küresel salgını önlemek için acil eylem çağrısı yaptı. Medicana International Ankara Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, Chinkunya virüsüne dair değerlendirmelerde bulundu. Uzman Dr. Kılıç, İHA muhabirine yaptığı açıklamada, Chikungunya’nın 1940’lı yıllardan itibaren özellikle Kenya, Tanzanya, Asya, ve Hint okyanusunun etrafında görülen ve Aedes türüne ait sivrisineklerle bulaşan bir hastalık olduğunu belirterek, "2000’lerin başından itibaren Avrupa’da, Amerika’da ve dünyanın pek çok ülkesinde görülmeye başlandı. Dünya sağlık Örgütünü alarma geçiren olay; daha önce çok da görülen bir ülke olmayan Çin’de tespit edilen 7 binleri aşan vaka sayısı oldu. Her yerde görülebilen ve Türkiye’de de tespit edilen bir sivrisineğin vektör olduğu; enfekte insandan ısırıp, kanını emdikten sonra aynı virüsü tükürük bezleriyle taşıyıp, tekrar ısırdığı şahıslara hastalığı iletmesiyle oluşan bir olay" diye konuştu. "Hastalık çok riskli bir hastalık değil" Chikungunya virüsünün enfekte olmasıyla diğer viral enfeksiyonlarda görüldüğü gibi halsizlik, yorgunluk, kas ağrısı, baş ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtilerin ortaya çıktığını ifade eden Kılıç, "Bu virüsün özelliği çok yüksek ateş olması ve çok şiddetli ekrem ağrısı ile ortaya çıkmasıdır. Laboratuvar tetkiki olmadan ne deng hummasından ne de zikadan çok ayırt edilemeyebilir. Daha dramatik, daha hızlı, daha yüksek ateş ve daha ağrılı biçimde devam ediyor. Hastalık çok riskli bir hastalık değil. Bir hafta ciddi olarak hasta yapıyor ama spesifik bir ilacı, antivirali yok. Ateş düşürme ve bol sıvıyla hastalar iyileşiyor" açıklamasında bulundu. Uzman Dr. Kılıç, diyabet, hipertansiyon, kanser, böbrek hastalığı gibi kronik rahatsızlığı olanlarda ve bebeklerde hastalığın çok ağır seyredebildiğine ve hastaneye yatış olabildiğine dikkati çekti. Virüsün yaygın olduğu ülkelerde hijyen koşullarının çok iyi olmadığını ve vakaların Avrupa’da görülmeye başlamasıyla hastalığın daha yakından takip edildiğini kaydeden Kılıç, virüsün insandan insana bulaş sağlamadığını sadece vektör aracılığıyla bulaş olduğunu ekledi. "Aedes türüne ait sivrisinek İstanbul’da görüldü ama Türkiye’de ilan edilmiş resmi vaka yok" Türkiye’de ilan edilmiş resmi bir vaka olmadığını ama Aedes türüne ait sivrisineklerin var olduğunu kaydeden Kılıç, "Sivrisinekler, özellikle İstanbul’da görüldü. Orada çalışmalar yapıldığı için yoksa Türkiye’nin herhangi bir yerinde olabilir. Zika’da aynı virüs ama daha çok Doğu Karadeniz’de birkaç vaka gördük. Genellikle buradaki sıkıntı veya dikkat etmemiz gereken bu hastalar genelde bu riskli bölgelere seyahat edenlerin geri döndüğünde taşımaları. Özellikle böyle bölgelere ziyaretten sonra hastalık belirtileri varsa mutlaka bir hekime, hastaneye başvurması lazım" dedi. "Telaş edilecek bir şey yok" Seyahat edenlerin sadece Chikungunya virüsü için değil tüm virüslere karşı korunması gerektiğine vurgu yapan Kılıç, sözlerine şöyle devam etti: "Kapalı giysiler giymek, yine de eliniz yüzünüz açıksa bu özellikle Dünya Sağlık Örgütü’nün de önerdiği toksik olmayan çok iyi sinek kovucular var. Yattığınız odaya klima ve sinek kovucular koymak. Bu sinek genelde gündüz, sabah ve akşam üzeri öğleden sonraki saatlerde gündüz ısırıyor. Gündüz uyunuyorsa, uyunurken mutlaka cibinlik kullanılması öneriler arasında. Telaş edilecek bir şey yok. Chikunguya, Deng humması ve Zika virüsü hep seyahatten dönen hastalarda oldu ama sinek türünün bizde olması bir şekilde de hasta birisiyle gelip yaygınlaşabilir. Bu ihtimali göz önüne alacağız. Hijyen her zaman ki gibi bizim için çok önemli ama iyi tarafı insandan insana bulaşmıyor." (MMG-
Erzincan il genelinde tüm hayvanlar şap hastalığına karşı aşılanıyor
17 Ağustos 2025 Pazar - 10:32 Erzincan il genelinde tüm hayvanlar şap hastalığına karşı aşılanıyor Tarım ve Orman Bakanlığı’nın talimatıyla Erzincan il genelinde tüm hayvanlar şap hastalığına karşı aşılanıyor. Türkiye’de 1965’ten bu yana ilk defa SAT-1 serotipine ait bir şap virüsünün tespit edilmesinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığı aldığı kararla ülke genelinde hayvan pazarlarını kapatarak hayvan hareketlerine kısıtlama getirmişti. Sat-1 Serotipine ait şap virüsünün görülmesinin ardından Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Şap Enstitüsü Müdürlüğü seri bir şekilde aşı üretimine başlayarak, ürettiği aşıları çok kısa bir süre içinde 81 ile sevk etmeye başladı. Şap aşılarının Erzincan’a ulaşmasının ardından son bir haftadır Erzincan Tarım ve Orman İl Müdürü Alper Koçaker’in talimatıyla Erzincan il merkezi ve 8 ilçe genelinde tüm veteriner sağlık ekipleri sahaya sürüldü. Şap hastalığına karşı tüm ekiplerin katılımıyla Erzincan genelinde tüm hayvanlar aşılanmaya devam ediyor. Şu ana kadar hassas bölgeler başta olmak üzere yaklaşık 50 bin hayvanda aşılama işlemi tamamlandı. Ekipler hafta sonu da dahil aşılama kampanyasına devam ederek şap hastalığına karşı büyük bir mücadele veriyor. Erzincan Tarım ve Orman İl Müdürü Alper Koçaker, hafta sonu gerçekleştirilen şap aşılama çalışmalarına katılarak, ekiplere destek veriyor. İl Müdürü Koçaker, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından verilen talimatlara uygun olarak il genelinde tüm ekiplerin teyakkuza geçirilerek aşılama çalışmalarının titizlikle devam ettirildiğini kaydetti. İl Müdürü Koçaker, il genelinde son hayvan aşılanana kadar kampanyanın devam edeceğini söyledi. Öte yandan Erzincan genelinde bugüne kadar SAT-1 serotipi görülmedi. Erzincan İl Tarım ve Orman Müdürlüğü İlkbahar Şap Aşılama Dönemi ve sonrasında il genelinde ilk 6 aylık süreçte 140 bin doz şap aşısı yaparak tüm hayvanları şap hastalığına karşı aşılamış ve biyogüvenlik tedbirlerini en üst seviyede uygulamıştı. Tedbiri elden bırakmayan Erzincan İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, Bakanlığın talimatıyla birlikte hızlı bir şekilde aşılama kampanyasını sürdürürken, hayvan hareketlerini kontrol altında tutuyor ve yetiştiricileri bilgilendirmeye devam ediyor.