Son Dakika
|
Çocukluk arkadaşına IBAN’ını verdi, hakkında 70 dava açıldı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Samandıra’da Fenerbahçeli taraftarlar takım otobüsünü taşladı
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Okan Buruk: "Bu galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemliydi"
Gülistan Doku ve Mekiye Akyel’in ailesi Diyarbakır'da bir araya geldi
Pitbull saldırısına uğrayan Onur Akay o anları anlattı: "Ölümden döndüm"
Bakanlık harekete geçti! 638 faili meçhul dosya yeniden incelemede
AVM’de dehşet: 3 yaşındaki çocuk parmağını kaybetti
Beyaz Saray, ABD'li heyetin yarın Pakistan'da İran tarafıyla görüşeceğini teyit etti
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Abone
Gündem
Politika
Ekonomi
Dünya
Asayiş
Spor
Video
Yerel
Belgesel
Daha
Fotogaleri
Aktüel
Sağlık
Çevre
Magazin
Kültür Sanat
Eğitim
Teknoloji
Hava Durumu
Tüm Haberler
Tüm Manşetler
RSS
Whatsapp
İHA Kurumsal
EN
Inside the Success of Sialkot’s Thriving Leather Hub in Pakistan
Küçükçekmece Gölü kırmızıya döndü
Beykoz’daki yangının bilançosu gün ağarınca ortaya çıktı
Ertan Torunoğulları: "Yönetim olarak bazı kararlar alacağız"
Domenico Tedesco: "Bu akşam gol atamamamız çılgınca geliyor"
Okan Buruk: "Bu galibiyet şampiyonluk yolunda çok önemliydi"
İsrail’de iki eski başbakan Netanyahu’ya karşı ittifak kurdu
Mahalle yanarken onlar derbiyi izledi
SAĞLIK
Uluslararası deneyim yerli hastalara taşınıyor
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:53:37
Sağlık turizmi alanında küresel ölçekte faaliyet gösteren International Plus, bugüne kadar ağırlıklı olarak yurt dışından gelen hastalara sunduğu ileri teknolojiye dayalı diş tedavisi hizmetlerini artık Türkiye’den hastalara da açtığını duyurdu. Türkiye’nin sağlık turizminde büyümesini sürdürdüğü bir dönemde hayata geçirilen bu adım kapsamında, kurumun dijital diş hekimliği altyapısı ve hızlı tedavi protokolleri, yerli hastaların erişimine de sunuluyor. Türkiye; 2025 itibarıyla 1,5 milyonu aşkın uluslararası hastaya hizmet vererek sağlık turizminde güçlü konumunu pekiştirirken, özellikle dental turizm alanında yüksek teknoloji ve uzmanlık odaklı büyümesini sürdürüyor. Bu gelişim, sektörde faaliyet gösteren kurumların hizmet modelini dönüştürerek yerli hastalara da aynı kaliteyi sunma yönünde önemli bir ivme katacak. International Plus Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Sorumlu Hekimi Dr. Eren Gülbahar, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı; "Diş tedavilerinde başarı, hekim deneyimi ile teknolojinin uyumuna bağlıdır. International Plus olarak her zaman en güncel ve yenilikçi teknolojileri kullanmayı öncelik haline getiriyoruz. Bugüne kadar bu yaklaşımı ağırlıklı olarak uluslararası hastalarımız için uyguluyorduk. Artık aynı standartları Türkiye’deki hastalarımıza da sunuyoruz. Dijital altyapımız sayesinde hastalarımız tedavi sürecini daha şeffaf ve güvenli şekilde deneyimliyor. Son teknoloji cihazlar ile donatılmış dijital diş hekimliği deneyimini yaşattığımız Sağlık Turizmi hastalarımızın katkılarıyla edinmiş olduğumuz tecrübeler sayesinde hem hasta memnuniyetinin hem de tedavi başarısının arttığını gözlemledik. Şimdi bu deneyimi kendi halkımızla da paylaşmanın heyecanı içindeyiz. Amacımız, hem hasta memnuniyetini hem de tedavi başarısını en üst seviyeye taşımak." Dr. Eren Gülbahar; kurumun vizyonunun yalnızca uluslararası pazarda büyümek değil, aynı zamanda Türkiye’deki hastaların da dünya standartlarında sağlık hizmetine erişimini sağlamak olduğunu vurguladı. International Plus Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği Sorumlu Hekimi Dr. Eren Gülbahar; bu deneyimin Türkiye’ye taşınmasının, yerli hastaların da dünya standartlarında dental çözümlere kendi ülkelerinde erişebilmesini sağlayacağını belirtirken "International Plus olarak Nisan 2025 yılında yapılan Balkan Sağlık Turizmi Forumunda Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’nun koymuş olduğu ’Sağlık turizminde 20 milyar dolar’ vizyonu istikametinde biz de farklı ülkelerdeki yatırımlarımızla büyümeyi hedefliyoruz. Diğer yandan, attığımız bu adım, sağlık hizmetlerinde kalite standardının yükselmesini, Türkiye’nin yalnızca yabancı hastalar için değil, yerli hastalar için de ileri teknolojiye erişimin merkezi haline gelmesini sağlayacak" diyerek sözlerini tamamladı.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:34
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Almacıoğlu, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Almacıoğlu, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı. Gaziantep’te doğan Uzm. Dr. Mehmet Almacıoğlu, ilk, orta ve lise eğitimini aynı şehirde tamamladı. 2007 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Mecburi hizmetinin ardından Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda başladığı uzmanlık eğitimini 2014 yılında tamamladı. Kilis Devlet Hastanesi’nde devlet hizmet yükümlüsü olarak görev yapan Uzm. Dr. Almacıoğlu, 2016-2024 yılları arasında SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hastalarını kabul etti. 2018-2024 yılları arasında aynı zamanda SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak da görev yaptı. 2024-2026 yılları arasında İstanbul Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde çocuk yoğun bakım alanında yüksek ihtisas eğitimi aldı ve bilimsel çalışmalar yürüttü. Uzm. Dr. Almacıoğlu’nun, çocuk sağlığı ve hastalıklarında başlıca ilgi alanları; sağlıklı bebek ve çocuk izlemi, yenidoğan sağlığı ve anne danışmanlığı, akciğer hastalıkları, astım ve alerjik hastalıklar, sindirim sistemi hastalıkları, büyüme ve gelişme sorunları, tiroit ve ergenlik hastalıkları ile ateşli hastalıklar olup; ayrıca çocukluk çağı vitamin ve mineral destekleri ile sedasyon ve analjezi konularında da çalışmalarını sürdürüyor. Uzm. Dr. Mehmet Almacıoğlu, Nisan 2026 itibarıyla SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde yeniden hasta kabulüne başladı.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:10
Uzmanlar uyarıyor: "PCOS hastası çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil"
Polikistik over sendromunun (PCOS), üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen sorunlardan biri olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Fatma Ketenci Gencer, "Hiçbir zaman ‘PCOS hastası kesinlikle çocuk sahibi olamaz’ gibi bir durum söz konusu değil. Önemli olan, yumurtlamayı baskılayan insülin direnci ya da her neyse onu yenebilmek. Tüp bebek tedavisinde bu hastaların gebe kalma şansı diğer kişilere göre daha yüksek. Yaklaşık her 10 kadından birinde görülüyor, poliklinikte en sık karşılaştığımız hasta grubu. Kesin bir tedavisi yok, şikayete yönelik tedavi söz konusu" dedi.
27 Nisan 2026 Pazartesi - 11:00
Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde solunum testlerinde yeni dönem
Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, solunum fonksiyon testlerine uyum sağlamakta zorlanan çocuklar ve nefes testi yapamayan hastalar için impuls osilometri (IOS) cihazı hizmete alındı. Hastane bünyesindeki Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği’nde kullanılmaya başlanan cihaz sayesinde özellikle çocuk hastaların solunum fonksiyonları daha kolay, hızlı ve ağrısız şekilde test edilebilecek. Hastaneden yapılan açıklamada, modern tıbbi cihazlarla sağlık hizmetlerinin kalitesini artırmaya yönelik yatırımların sürdüğü belirtilerek, vatandaşların daha hızlı ve etkin sağlık hizmetine erişiminin amaçlandığı ifade edildi. Çocuk Alerjisi ve İmmünoloji Hastalıkları Uzmanı Deniz Yılmaz, cihazın özellikle çocuklarda ve klasik nefes testlerine tam uyum sağlayamayan hastalarda önemli kolaylık sunduğunu belirtti. Dr. Deniz Yılmaz, "İmpuls osilometri, solunum yollarının durumunu değerlendiren kolay ve ağrısız bir testtir. Özellikle çocuklarda ve nefes testine tam uyum sağlayamayan kişilerde kullanılır. Bu testte kişi sadece normal şekilde nefes alıp verir. Cihaz, nefes sırasında çok küçük titreşimler göndererek hava yollarının ne kadar açık ya da dar olduğunu ölçer" dedi. Yılmaz, cihazın hastaneye kazandırılmasında emeği geçen hastane yönetimine teşekkür ederek, yeni sistemin çocuk hastaların tanı ve takip süreçlerine önemli katkı sağlayacağını kaydetti.
Çok Okunan Kategori Haberleri
1
24 Nisan 2026 Cuma- 10:38
Erzurum’da 261 işletmeye denetim
2
26 Nisan 2026 Pazar- 12:32
Burun tıkanıklığı ve işitme kaybı şikayetiyle gitti, ameliyatta dev bir polip çıkartıldı
3
25 Nisan 2026 Cumartesi- 10:21
20 yıllık tümör Van’da yapılan ameliyatla alındı
4
26 Nisan 2026 Pazar- 09:18
Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Antalya’da düzenlendi: Onkologlardan kemoterapi mesajı
5
26 Nisan 2026 Pazar- 10:17
"Doğru tedavi ve alışkanlıkların düzenlenmesiyle astım hastaları, günlük hayatlarına güvenle devam edebilir"
01 Nisan 2026 Çarşamba - 13:11
Mersin’de çocuklara gelişim taraması hizmeti başladı
Mersin’de Akdeniz Belediyesi, 0-6 yaş arası çocuklara yönelik ücretsiz ‘Denver II’ gelişimsel tarama testi uygulayarak muhtemel riskleri erken dönemde tespit etmeyi ve çocukların sağlıklı gelişimine katkı sunmayı hedefliyor. Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü bünyesinde yürütülen çalışmalarda, 0-6 yaş arası çocukların gelişimsel risklerinin önceden tespit edilmesi amacıyla uygulanan Denver II Gelişimsel Tarama Testi, ailelerden yoğun ilgi görüyor. Tamamen ücretsiz olarak sunulan bu hizmet, çocukların gelecekteki akademik, sosyal ve zihinsel başarılarının temellerini bugünden güvence altına alıyor. Kültür ve Sanat Evlerinde okul öncesi eğitim alan çocuklara yönelik gerçekleştirilen taramalar, modern psikolojinin gerekliliklerine uygun olarak birebir görüşmeler ve uzman klinik gözlemler eşliğinde yürütülüyor. Çocukların kendi yaş gruplarına göre göstermeleri gereken fiziksel, zihinsel, dil ve sosyal beceriler titizlikle inceleniyor. Yapılan değerlendirmeler sonucunda herhangi bir gelişimsel risk veya duraksama tespit edilmesi halinde, aileler vakit kaybetmeksizin ilgili sağlık kuruluşlarına yönlendirilerek erken müdahale şansı yakalanıyor. "İlk 6 Yaş, Hayatın Fragmanı Değil Temelidir" Uygulama hakkında değerlendirmelerde bulunan Uzman Psikolog Günay Duygu Ateş, erken çocukluk döneminde yapılan taramaların hayati önem taşıdığını vurguladı. Ateş, "Çocukluk dönemindeki gelişim basamakları, bir binanın temeli gibidir. 0-6 yaş arasında fark edilmeyen küçücük bir aksama, ilerleyen yıllarda çocuğun tüm okul ve sosyal hayatını etkileyecek büyük problemlere dönüşebilir. Akdeniz Belediyesi olarak uyguladığımız Denver II Gelişimsel Tarama Testi sayesinde çocuklarımızın sadece bugününü değil, yarınını da tarıyoruz. Amacımız, hiçbir çocuğumuzun potansiyelinin gerisinde kalmaması ve muhtemel risklerin henüz yolun başındayken bilimsel yöntemlerle bertaraf edilmesidir. Ailelerimizin gösterdiği yoğun bilinç ve ilgi, geleceğe dair umutlarımızı artırıyor" Gelişimin Takibi İçin Kapılar Herkese Açık Akdeniz Belediyesi yetkilileri, çocuklarının gelişim süreçlerini profesyonel bir gözle takip etmek ve uzman desteği almak isteyen tüm aileleri belediyenin Kültür ve Sanat Evlerine davet ediyor.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 12:39
Uzmanı kansere karşı uyardı: "Kanserden değil, geç kalmaktan korkalım"
Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Uçar, kanser hastalığına ilişkin açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Uçar, kanserle mücadelede farkındalık ve erken tanının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Uygulama ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Uçar, 1-7 Nisan Kanser Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulundu. SCÜ Kanser Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KANAM) Yönetim Kurulu Üyesi olan Doç. Dr. Uçar, kanserle mücadelede farkındalık ve erken tanının hayati önem taşıdığına dikkat çekti. Kanserin oluşum sürecine değinen Doç. Dr. Uçar, vücutta hasar gören hücrelerin normal şartlarda kontrollü şekilde yenilendiğini belirterek, "Bu hücre çoğalması kontrolden çıktığında kontrolsüz büyüyen kitleler oluşabilir. Bu kitleler zamanla büyüyerek vücutta istilacı bir hastalık haline gelir" dedi. "Taramalardan çekinmemek gerekir" Kanserin tek bir hastalık olmadığını ve her bireyde farklı seyredebildiğini vurgulayan Uçar, "Kanser, önlenebilir bir hastalıktır. Ayrıca günümüzde tedavi edilebilir bir hastalık haline gelmiştir. Hastalığa yakalandığımızda korkmamalıyız. Tarama yöntemleri erken teşhiste büyük rol oynamaktadır. Sağlık Bakanlığı tarafından kanser taramaları aile sağlığı merkezleri ve toplum sağlığı merkezlerinde ücretsiz olarak yapılmaktadır. Bu taramalardan çekinmemek gerekir. Kanserden değil, geç kalmaktan korkmalıyız" şeklinde konuştu. KANAM bünyesinde yürütülen çalışmalara da değinen Uçar, merkezin kanser alanında faaliyet gösteren farklı bilim dallarını bir araya getirerek ortak çalışmalar yürüttüğünü ifade etti. Uçar, "Toplumu bilinçlendirme faaliyetleri kapsamında uluslararası kongreler düzenledik, çok sayıda klinik çalışma ve proje gerçekleştirdik. Yeni ilaç geliştirme çalışmaları yürütüyor, sosyal medya üzerinden bilgilendirici söyleşilerle farkındalık oluşturuyoruz" dedi.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 12:33
Bayburt Devlet Hastanesine mart ayında 42 bin 696 hasta başvurdu
Bayburt Devlet Hastanesinde mart ayında toplam 42 bin 696 hasta muayene edildi. Şubat ayında 40 bin 986 olan hasta sayısı martta yükselirken, en yoğun başvuru iç hastalıkları ile ortopedi polikliniklerinde görüldü. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alan 13 bin 593, MHRS dışı ayaktan başvuran 15 bin 511 ve acil servise başvuran 13 bin 592 hasta olmak üzere toplam 42 bin 696 kişi hastaneye başvurdu. Mart ayında en fazla başvuru 4 bin 522 hasta ile iç hastalıkları polikliniğine yapıldı. Bu polikliniği 2 bin 575 başvuru ile ortopedi, 2 bin 535 ile çocuk hastalıkları, 2 bin 353 ile kadın hastalıkları ve 2 bin 297 ile göz hastalıkları poliklinikleri izledi. Acil serviste ise 13 bin 592 hastaya müdahalede bulunuldu. 1-31 Mart tarihleri arasında polikliniklere başvurarak muayene olan hasta sayıları şu şekilde sıralandı: Uzman aile hekimliği: Bin 407 Anestezi polikliniği: 204 Beyin cerrahisi polikliniği: Bin 196 Cildiye polikliniği: Bin 79 Çocuk cerrahisi polikliniği: 139 Çocuk hastalıkları polikliniği: 2 bin 535 Çocuk ve ergen ruh sağlığı: 237 Enfeksiyon hastalıkları: 327 Fizik tedavi polikliniği: Bin 455 Genel cerrahi polikliniği: Bin 354 Göğüs cerrahisi polikliniği: 115 Göğüs hastalıkları polikliniği: 643 Göz hastalıkları polikliniği: 2 bin 297 İç hastalıkları polikliniği: 4 bin 522 Kadın hastalıkları polikliniği: 2 bin 353 Kalp damar cerrahisi: 281 Kardiyoloji polikliniği: Bin 499 Kulak burun boğaz polikliniği: Bin 233 Nöroloji polikliniği: Bin 426 Ortopedi polikliniği: 2 bin 575 Plastik cerrahi polikliniği: 148 Ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniği: Bin 7 Üroloji polikliniği: Bin 62 Acil servis: 13 bin 592 Hastanede aynı dönemde 185 ameliyat ve 52 lokal ameliyat gerçekleştirildi. Ayrıca 68 endoskopi, 29 kolonoskopi, 2 bronkoskopi ve 47 anjiyo işlemi yapıldı. Üç hastaya kalıcı kalp pili takılırken, Gebe Okulu’ndan yararlanan danışan sayısı 23 oldu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 11:57
Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var
Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Dr. Muharrem Şenel, tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü olduğunu belirterek, Biz ameliyathanede kalpleri onarıyoruz. Asıl iyileşme, insanın sevdiklerini yanında hissetmesiyle başlar" dedi. Eskişehir Kültür Sanat Derneği (ESKÜDER) ziyaretinde kalp ve damar hastalıkları ve tedavi çalışmaları hakkında bilgi veren Opr. Dr. Muharrem Şenel,"Biz hastalarımızı sadece ameliyat etmeyiz, hastalarımızın umuduna da dokunuruz. Hastalarımıza, ’Sen güçlü bir insansın, bu süreci de sabırla ve inançla atlatacaksın. Tıbbın gücü kadar moralin de iyileştirici bir yönü var. Yalnız değilsin, biz buradayız, yanında olmaya devam edeceğiz. Ameliyathanede kalpleri onarıyoruz. Asıl iyileşme, insanın sevdiklerini yanında hissetmesiyle başlar. Senin yüreğin zaten çok güçlü. Bu zor günler geride kalacak, biz de hem doktorun hem dostun olarak hep yanında olacağız’ deriz. Ben, koroner bypass ameliyatı, kalp kapak ameliyatı, şah damarı (karotis) ameliyatı, VATS, koltuk altı ve avuç içi aşırı terlemelerde klipsli endeskopik tedavi, atardamar tıkanıklıkları anjiyosu ve ameliyatı, varis ameliyatı yapıyorum. Kalp deliği, abdominal aort anevrizması, aort ve mitral kapak sorunu, iskemik kalp hastalığı gibi kalple ilgili konular ilgi alanıma giriyor’’ dedi. Ziyaret ile ilgi açıklama yapan ESKÜDER Başkanı Gazi Durusu da, ‘’Hem kültür sanat dostluğu, hem de insan yaşamına dokunan bir mesleğin temsilcisiyle bir araya gelmek ESKÜDER için anlamlı bir an. Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Opr. Doktor Muharrem Şenel, kalplere şifa veren, mesleğinde gösterdiği özveriyle birçok yaşama umut olmuş, dostluğu ve insanlığıyla da gönüllerde yer edinmiş, mesleğinin en iyisi olmuştur. Biz de ESKÜDER olarak böylesine çok değerli insanı aramızda görmekten büyük mutluluk ve onur duyduk’’ dedi.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 11:52
Uzm. Dr. Uğur Alp Yeşilova hasta kabulüne başladı
Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Polikliniğine atanan Uzm. Dr. Uğur Alp Yeşilova hasta kabulüne başladı. Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yeni doktor atamaları devam ediyor. Bu kapsamda hastanenin Tıbbi Onkoloji Polikliniğine atanan Uzm. Dr. Uğur Alp Yeşilova hasta kabulüne başladı. Öte yandan ise eksik görülen polikliniklerde doktor atamalarının devam edeceği belirtildi.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 11:39
Bafra’da emar ve tomografi randevuları 2 güne düştü
Samsun’un Bafra Devlet Hastanesi, sağlık alanındaki teknolojik altyapısını güçlendirmeye devam ediyor. Hastaneye kazandırılan yeni nesil emar(MR) cihazı ile ikinci tomografi ünitesi sayesinde hem tanı kapasitesi artırıldı hem de hizmet süreçleri önemli ölçüde hızlandı. Başhekim Dr. Alaiddin Domaç, yaptığı açıklamada yeni MR cihazının 1.5 Tesla gücünde olduğunu belirterek, görüntüleme hizmetlerinde önemli bir gelişim sağlandığını ifade etti. Domaç, "Hastanemize kazandırılan 1.5 Tesla MR cihazı ile birlikte daha önce sınırlı olarak yapılabilen meme, prostat ve batın gibi ileri düzey MR çekimleri artık kapsamlı şekilde gerçekleştirilebilmektedir. Bu sayede hastalarımızın başka merkezlere gitmesine gerek kalmadan tanı süreçleri hastanemizde tamamlanabilmektedir" dedi. Hizmet sürelerinde de ciddi iyileşme yaşandığını vurgulayan Domaç, MR ve tomografi randevu sürelerinin ortalama 2 güne kadar düştüğünü belirterek, bu durumun tanı ve tedavi süreçlerini hızlandırdığını kaydetti. Yeni kurulan ikinci tomografi cihazının 128 kesitli ve gelişmiş dijital altyapıya sahip olduğunu ifade eden Domaç, bu sayede daha net ve kaliteli görüntüler elde edildiğini söyledi. MR cihazının geniş yapısı sayesinde 150 kiloya kadar olan hastalara da rahatlıkla çekim yapılabildiğini dile getiren Domaç, "Bu hizmetlerin sunulmasında büyük emek veren tüm radyoloji çalışanlarımıza teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı. Öte yandan hastanede görüntüleme hizmetlerine erişim sürelerinin de oldukça kısa olduğu öğrenildi. Buna göre ultrason çekimleri aynı gün içinde yapılabilirken, MR ve tomografi çekimlerinin ortalama 2 gün içerisinde gerçekleştirildiği belirtildi. Bu gelişmenin, hastaların tanı süreçlerine hızlı erişimine önemli katkı sağladığı ifade edildi.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 11:30
Burun estetiğinde doğallığın yükselişi
Son yıllarda burun estetiğinde dikkat çeken dönüşüm, tek tip güzellik anlayışından uzaklaşılarak yüzle uyumlu, doğal ve yapısal bütünlüğü koruyan sonuçlara yönelimi ortaya koyuyor. Medicana Ataşehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Op. Dr. Ali Murati, günümüzde estetik cerrahinin temel amacının küçültmekten ziyade; dengelemek, korumak ve yüz mimarisiyle uyumlu bir görünüm elde etmek olduğunu belirtiyor. Estetik dünyasında son dönemin en dikkat çekici değişimlerinden birinin, kamuoyunda "Hollywood Estetiği" olarak bilinen burun trendlerinin yeniden yorumlanması olduğunu belirten Op. Dr. Ali Murati, bir dönem sosyal medyanın etkisiyle küçük, aşırı kalkık ve belirgin şekilde şekillendirilmiş burunların öne çıktığını, bugün ise daha doğal, kemik yapısıyla uyumlu ve karakterli tasarımların tercih edildiğine dikkat çekti. Bu dönüşümün, estetik anlayışının tek tip güzellik algısından uzaklaşıp kişisel yüz oranlarını merkeze alan bir yaklaşıma evrildiğini ifade etti. Tek tip güzellikten yüz mimarisine Geçmişte popüler olan ve "Sosyal Medya Burnu" olarak tanımlanan aşırı kalkık, küçültülmüş modellerin yerini artık daha sofistike ve dengeli görünümlerin aldığını belirten Op. Dr. Ali Murati, günümüz hastalarının bir ünlüye benzemekten çok, kendi yüzlerinin daha uyumlu ve doğal bir versiyonunu talep ettiğini söyledi. Moda dünyasının da bu dönüşümde önemli bir etkisi olduğuna değinen Op. Dr. Ali Murati, uluslararası defilelerde öne çıkan yüz profillerinde; düz ya da hafif kemerli, ucu abartılı şekilde kaldırılmamış ve yüzün genel kemik yapısıyla dengeli burun tasarımlarının ön plana çıktığını aktardı. Bu yaklaşımın estetikte "fark edilmeden güzel olma" anlayışını güçlendirdiğini belirtti. "Buruna kemik ekletme" tartışmalarında gerçek ne? Son dönemde sıkça gündeme gelen "burna kemik ekletme" ya da diğer adıyla buruna kemer ekletme söylemlerine de açıklık getiren Op. Dr. Ali Murati, bunun bir trend değil, doğru hastada uygulanan yapısal bir düzeltme yöntemi olduğunun altını çizdi. Murati, bu uygulamanın amacının modaya uyum sağlamak değil; burun sırtında doğuştan bulunan çöküklükleri, travma sonrası gelişen deformiteleri ya da daha önce geçirilen ameliyatlara bağlı destek kayıplarını düzeltmek olduğunu ifade etti. Burun sırtına kontrollü destek verilerek yüz profilinde daha dengeli ve doğal bir geçiş sağlandığını belirtti. Bu desteğin çoğunlukla hastanın kendi dokusuyla, yani burun içinden, kulaktan ya da nadiren kaburgadan alınan kıkırdakla sağlandığını söyleyen Op. Dr. Ali Murati, amaçlarının yapay ve abartılı bir görünüm oluşturmak değil, yüzün doğal mimarisini güçlendirmek olduğunu vurguladı. Her burnun bu işleme ihtiyaç duymadığını, planlamanın tamamen kişinin anatomik yapısına, yüz oranlarına ve fonksiyonel gerekliliklerine göre şekillendiğini dile getirdi. Yapısal rinoplasti: yeni dönemin bilimsel yaklaşımı Dünya genelinde öne çıkan yaklaşımın "Yapısal Rinoplasti" olduğunu belirten Op. Dr. Ali Murati, bu teknikte burnun yalnızca dış görünümünün değil, taşıyıcı sisteminin de korunduğunu ve güçlendirildiğini ifade etti. Geçmişte uygulanan aşırı inceltme ve fazla kaldırma işlemlerinin kısa vadede görsel tatmin sağlasa da, uzun vadede çökme, deformasyon ve nefes problemleri gibi fonksiyonel sorunlara yol açabildiğine dikkat çeken Murati, yapısal yaklaşımın burnun doğal destek mekanizmasını koruyarak hem estetik hem de solunum fonksiyonunu güvence altına almayı hedeflediğini söyledi. Başarının yalnızca ameliyat sonrası ilk ayda değil, yıllar sonraki görünüm ve fonksiyonla ölçülmesi gerektiğine değinen Op. Dr. Ali Murati, uzun vadeli denge anlayışının modern burun estetiğinde belirleyici olduğunu vurguladı. Küçültmek değil, dengelemek Günümüzde küresel eğilimin küçültmeye değil dengelemeye, tek tip güzelliğe değil doğal uyuma odaklandığını belirten Op. Dr. Ali Murati, moda ve popüler kültür algıyı şekillendirse de kalıcı olan tek unsurun yüzün doğal mimarisi olduğunu ifade etti. Modern burun estetiğinde temel hedefin hastayı bir başkasına benzetmek değil; kişinin kendi yüz oranları içinde daha dengeli, daha zarif ve daha doğal bir görünüm elde etmesini sağlamak olduğunu dile getiren Murati, yeni dönemin anahtar kelimesinin ise net bir şekilde "doğallık" olduğunu sözlerine ekledi.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 11:05
Alerjik aylardaki salgına karşı bilinçsiz müdahale ölüme kadar uzanabiliyor
Mevsim geçişlerinin kaymasıyla birlikte geç kış-erken bahar dönemine girilirken, uzmanlar özellikle çocuklarda görülen viral enfeksiyonların seyrinin değiştiğine dikkat çekiyor. Bilinçsiz uzman gözlemi haricinde müdahale ise ölüme kadar kapı aralayabiliyor. Kış aylarında daha çok küçük bebeklerde ciddi solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan RSV (Respiratuvar Sinsityal Virüs) vakalarının azalmaya başladığını ifade eden NEÜ Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Metin Akcan, geç kış - erken bahar dönemine girilirken daha büyük çocuklarda nezle, grip ve soğuk algınlığı gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının yaygınlaştığını söyledi. Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Mevsimler biraz daha kaydığı için geç kış aylarına geçmiş olduk ve geç kış bahar dönemindeyiz. Her mevsimde belli virüsler gözüküyor. Şu andaki virüsler de küçük bebeklerde solunum sıkıntısına, akciğer enfeksiyonuna neden olan RSV’lerden çıkıp daha büyük çocuklarda nezle, grip, soğuk algınlığı dediğimiz, çocuğu hemen iyileştirmeyen ama süründüren viral enfeksiyonlar dönemine girmiş bulunuyoruz. Ayrıca bunun dışında bazı döküntülü hastalıkların da görülme mevsimi geldi. Eğer çocuk aşısızsa, su çiçeği ile ilgili döküntüyle giden hastalıklarda artış görebiliriz" dedi. "Alerjik bünyeye sahip olan bireyler tedavilerini bu dönemde aksatmamalılar" Alerjik bünyeye sahip olanlara uyarıda bulunan Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Büyüklerde de yine aslında nezle grip şeklinde geçiyor. Burun akıntısı, hapşırık, öksürük mevsimde alerjik dönem başladığı için gözlerde kaşıntı, kızarıklık, yine burun tıkanıklığı bunlar daha çok görülmeye başlanıyor. Bazen bu burun tıkanıklığı öksürük, hapşırık, gözlerde kaşıntı, yani alerjik durumlar enfeksiyonlarla karışabiliyor. Gereksiz yere antibiyotik kullanabiliyorlar. O yüzden de alerjik bünyeye sahip olan bireyler tedavilerini bu dönemde aksatmamalılar" şeklinde konuştu. "Gereksiz yere antibiyotik tedavisi ve başka tedaviler almamak gerekiyor" Her öksürük, hapşırık, burun akıntısı bir enfeksiyona işaret etmediğine dikkat çeken Akcan, "Mevsim aslında şimdi mart, nisan ayları bizim için alerji mevsimi. Her öksürük, hapşırık, burun akıntısı bir enfeksiyona işaret etmiyor. Daha çok alerjiye de işaret edebiliyor. Bu açıdan da uyanık olup gereksiz yere antibiyotik tedavisi ve başka tedaviler almamak gerekiyor. Onun dışında yine her zaman vurguladığımız gibi artık havalar daha iyi olduğu için odalar daha rahat havalandırılacak. Sınıflar okullarda daha iyi havalandırılacak. El yıkama ve havalandırma önlemlerine dikkat etmek gerekiyor. Mümkün olduğunca dışarıda gezip bol bol el yıkamak gerekiyor" ifadelerini kullandı. "Solunum durmasına kadar ilerleyebilen semptomlara yol açabiliyor" Sarı serumun zararlarına değinen Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Özge Metin Akcan, "Sarı serumu kesinlikle çocuklara, hatta erişkinlere de önermiyoruz. Evet geçici bir tedavi içinde hızlı toparlatan ilaçlar olabilir ama bu ilaçların çocuklarda ve erişkinlerde çok ciddi yan etkileri olabilir. Anafilaksi dediğimiz hızla vücudun düşmesine ve kalp durmasına kadar ilerleyebilen solunum durmasına kadar ilerleyebilen semptomlara yol açabiliyor. Bu da çok ciddi bir durum ve maalesef aslında bu hastalıklar bir hafta içinde geçiyor. Bunun için de bunu yapmaya, bu riski almaya gerek yok" diye konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 10:55
Ege Üniversitesi uzmanlarından otizmde "nöroçeşitlilik ve erken tanı" vurgusu
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, otizmin yalnızca çocukluk çağına özgü bir durum olmadığını belirterek, erken tanının hayati önemi, yetişkinlikte teşhis süreçleri ve toplumda doğru bilinen bilim dışı yanlışlara dair önemli açıklamalarda bulundu. Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesinin farklı anabilim dallarında görev yapan uzman akademisyenler, Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) ile ilgili toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla kapsamlı bir bilgilendirme çalışmasına imza attı. Uzmanlar, otizmin nörogelişimsel bir farklılık olduğunu vurgulayarak, bireylerin çocukluktan yetişkinliğe uzanan süreçte yaşadıkları zorluklar ve sahip oldukları potansiyeller üzerine önemli değerlendirmelerde bulundu. EÜ Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şebnem Pırıldar, otizmin sıklıkla çocuklukta tanınmasına rağmen erişkin yaşlarda da teşhis edilebildiğine dikkat çekti. Belirtilerin çocukluktan itibaren mevcut olduğunu ancak bazen maskelendiğini ifade eden Prof. Dr. Pırıldar, "Belirtiler daha hafif veya silik olabilir. Kişinin sosyal becerileri gelişmişse bu belirtileri kamufle edebilir. Ayrıca anksiyete, depresyon veya DEHB gibi eşlik eden diğer psikiyatrik rahatsızlıklar ön plandaysa, otizmin özgün belirtileri gözden kaçabilir. Kadınların sosyal becerilerinin daha güçlü olması ve duyusal hassasiyetleri maskeleme yeteneklerinin gelişmiş olması, tanının atlanmasına yol açabilmektedir. Tanı süreci klinik görüşmelere ve kapsamlı gelişim öyküsüne dayanıyor. Tanının erken konulması; beceri eğitimlerinin planlanması, tetikleyici faktörlerin belirlenmesi ve eşlik eden rahatsızlıkların tedavisi açısından hayati önemdedir. Tanının ertelenmesi, özellikle ergenlik ve gençlik döneminde bireyin özgüvenini ve kimlik gelişimini olumsuz etkileyerek sosyal ilişkilerini bozabilir. Bu noktada ‘nöroçeşitlilik’ kavramını vurgulamak ve farklılıkların birer zenginlik olduğunu kabul etmek, damgalamanın önüne geçmekte yararlı olacaktır" dedi. "Ekran maruziyeti otizmin nedeni değil, bir tercihtir" Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sezen Köse, dil gelişim geriliğinin her zaman otizm anlamına gelmediğini ancak mutlaka uzman bir değerlendirme gerektirdiğini vurguladı. Ailelerin en çok merak ettiği ekran kullanımı konusuna açıklık getiren Prof. Dr. Köse, "Otizm spektrumundaki çocukların bilgi ve uyaran işleme sistemleri farklı çalışır. Bu çocuklar sosyal uyaranlar yerine, daha tekdüze ve sosyal mesaj içermeyen ekran gibi uyaranlara yönelme eğilimi gösterirler. Yani ekran maruziyeti otizmin nedeni değil, otizmli çocukların bir tercihi ve yönelimidir. Tedavi sürecinde sosyal temasın ve göz temasının artırılması, ekran maruziyetinin ise azaltılması önerilir. Özetle; uyaran eksikliğinin otizme yol açtığı görüşü bilimsel olarak kabul görmemektedir; asıl süreç, otizm spektrumundan etkilenen bireyin sosyal olmayan uyaranları tercih etmesidir. Ayrıca, ayrıştırmak yerine kaynaştırma eğitimine odaklanmak bireyin yetişkinlikteki yaşam kalitesini artırıyor" diye konuştu. "Aşılar ve otizm arasında hiçbir bağlantı yok" Erken tanının tedavi başarısındaki kritik rolüne değinen Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Burcu Özbaran ise "Otizmde erken tanı ve müdahale, tedavi sonuçlarının başarısı açısından hayati önemdedir. Ailelerin veya bakım verenlerin, çocuğun gelişimiyle ilgili en ufak bir şüphe veya tereddüt duymaları halinde vakit kaybetmeden bir çocuk psikiyatristine başvurmaları gerekir. Amacımız sadece tanı koymak değil, gelişimsel duraksamaları erkenden saptayarak müdahale etmektir. Risk grubundaki çocukları erken dönemde teşhis ettiğimizde, ileride bir tanı almalarına gerek kalmadan normal gelişim süreçlerini tamamlamalarına yardımcı olabiliyoruz. Bu açıdan erken tanı, şüphelenme ve farkındalık çok değerlidir. Otizm, her bireyin farklı özellikler sergilediği çok geniş bir yelpazedir. Nörogelişimsel bir bozukluk olan otizmde, beyindeki hücre bağlantıları normal gelişimden farklılık gösterir; bazı alanlarda bağlantılar çok yoğunken, bazılarında daha gevşektir. Bu durum, bazı bireylerde duyusal hassasiyetlere veya yoğun ilgi alanlarına bağlı olarak özel yeteneklerin gelişmesine zemin hazırlayabilir. Ancak her otizmli bireyin mutlaka özel bir yeteneği olacağı düşünülmemelidir. Önemli olan, çocuğun var olan yeteneklerini ve ilgi alanlarını işlevsel bir şekilde yönlendirebilmektir. Şunu çok net ifade etmeliyim ki; aşılar ile otizm arasında hiçbir bağlantı yoktur. Türkiye, aşılama konusunda köklü ve başarılı bir sağlık sistemine sahiptir. Aşılar otizme yol açmadığı gibi, aşılamanın ihmal edilmesi çocuklarda çok daha ciddi hastalıklara neden olabilir. Bilimsel gerçek şudur: Aşılar ve otizm arasında hiçbir ilişki bulunmamaktadır" dedi. "İş hayatında ve sosyal ilişkilerde başarı mümkün" EÜ Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Cenan Hepdurgun, "Otizmli bireyler doğru yönlendirme ile toplumda çok başarılı roller üstlenebilirler. Otizmin erişkinlikte başlamıyor ancak bu dönemde fark edilebiliyor. Otizmli bireyler güçlü ve zayıf yönlerini tanıdıklarında; arkadaşlık, iş ve aile hayatında mutlu bağlar kurabilirler. Özellikle kısıtlı ilgi alanları, bazı meslek dallarında büyük bir avantaja dönüşebilir. Bilgisayar sektörü, bilim ve sanat alanında dünyaya yön veren pek çok ismin otizm spektrum özelliklerine sahip olduğu bilinmektedir. Kişi, kendine uygun mesleği bulduğunda, dünyanın gidişatını değiştirecek düzeyde büyük başarılara imza atabilir" diye konuştu. Ege Üniversitesi uzmanları, çocukluktan itibaren takip edilen ve erişkinlikte yeni tanı alan bireyler için sosyal beceri ve eğitim programları geliştirmeye, klinik uygulama ve bilimsel araştırmalarla yaşam kalitesini artırmaya devam ettiklerini belirterek açıklamalarını sonlandırdı.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 10:53
Boyundaki şişlik ve yutma güçlüğü kanser belirtisi olabilir
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Baklacı, baş ve boyun kanserlerine dikkat çekerek ağızda iyileşmeyen yara, ses kısıklığı ve boyunda şişlik gibi belirtilerin önemsenmesi gerektiğini vurguladı. Dr. Deniz Baklacı, baş ve boyun kanserlerinin ağız içi, dil, dudak, diş eti, yanak içi, bademcikler, dil kökü, boğaz, gırtlak, burun, sinüsler ve tükürük bezlerini kapsayan geniş bir bölgeden oluştuğunu belirtti. Baklacı, "Ağız içi, dil, dudak, diş eti, bademcik, dil kökü, yutak, gırtlak, burun, sinüsler, geniz ve tükürük bezlerini içeren geniş bir alanı içermekte. Tabii baş boyun kanserleri dediğimizde kitlesel bir hastalıktan ziyade hastanın yemesini, yutmasını, konuşmasını, sosyal yaşamını etkileyecek önemli hastalıklardan bahsediyoruz. Bu açıdan baş boyun kanserleri oldukça önemli bir yer teşkil etmekte" dedi. Sigara ve alkol birlikteliği riski katlıyor Tütün ürünlerinin kullanımının baş boyun kanserlerinde iki ana risk faktörü olduğunu ifade eden Dr. Baklacı, "Tabii bu iki faktör bir araya geldiğinde riski çok daha fazla artırmakta. Bunun dışında son yıllarda bazı viral ajanların da baş boyun kanserlerinde etkili olduğu gösterilmiş. Bunlardan ilki Epstein-Barr virüs, bu geniz eti kanserlerinde; diğeri de Human Papilloma Virus, bu da yine dil kökü, bademcik kanserlerinde etiyolojik faktör olarak gösterilmiş. Bunun dışında kötü ağız hijyeni, tekrarlayan ağız içi travmalar özellikle ağız içi kanserlerinde önemli bir faktör. Güneşe maruziyet, cilt, dudak gibi baş boyun bölgesi kanserlerinde yine önemli bir risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor" ifadelerini kullandı. "Semptomları gözle görülebiliyor ve fark edilebiliyor" Baş ve boyun kanserlerinin semptomlarının gözle görülebildiğini ve fark edilebildiğini belirten Baklacı, "Baş boyun kanserleri aslında bu açıdan biraz şanslı olduğumuz bir alan. Çünkü semptomlar gözle görülebiliyor ve fark edilebiliyor. Ne gibi semptomlar? Ağız içinde geçmeyen yaralar, boyunda giderek büyüyen şişlikler, yeme yutma güçlükleri, ses kısıklıkları. Bunun dışında burun kanamaları, tek taraflı burun tıkanıklıkları veya kulakta nedeni bilinmeyen ağrılar, bunlar genelde baş boyun kanserlerinin habercisi olarak karşımıza çıkıyor" diye belirtti. "Hedef sadece tümörü yok etmek değil, fonksiyonları korumak" Hastanın detaylı kulak, burun ve boğaz muayenesiyle birlikte çeşitli tanı yöntemlerine de başvurduklarını söyleyen Baklacı, "Öncelikle hasta bize başvurduğunda genel bir detaylı kulak burun boğaz muayenesi yapılıyor hastaya. Onun dışında göremediğimiz belli alanlar var; burun, geniz, yutak, gırtlak gibi alanları. Bunları daha çok endoskopik görüntüleme yöntemleriyle görmeye çalışıyoruz. Tanı şüpheli lezyondan biyopsi ile konuluyor. Biyopsi olmazsa olmazımız. Bunlar genelde lokal anestezi altında hastayı genelde uyutmaya gerek kalmadan aldığımız biyopsiler. Ancak derin alanlardaki biyopsilerde mutlaka hastaları uyutuyoruz ve derin bir muayene yapıyoruz. Onun dışında görüntülemeden faydalanıyoruz; ultrason, tomografi, MR, PET BT gibi görüntüleme tetkiklerinden de hastalığın evresini veya yaygınlığını tespit edebiliyoruz. Baş boyun kanserlerinde temel hedef aslında tamamen hastalığın yok edilmesi değil. Hastalığın tedavisinin yanı sıra fonksiyonların korunması da önemli. Ne gibi fonksiyonlar? Yeme yutma, solunum, konuşma gibi veya hastanın sosyal çevresiyle ilişkisini sağlayabileceği fonksiyonların korunması esas" şeklinde konuştu. "Merkezimiz, baş boyun kanseri hastalarının en yoğun tedavi edildiği merkezlerden birisi" Baş ve boyun kanserlerinde şikayetlerin "nasılsa geçer" diye geçiştirilmemesi gerektiğinin altını çizen Dr. Baklacı, şöyle devam etti: "Şimdi baş boyun kanseriyle gelen bir hastada öncelikle dediğim gibi temel muayeneler, endoskopik görüntülemeler ve diğer görüntüleme tetkikleri altında hastalığın yaygınlığı, evresi belirleniyor. Bu aşamadan sonra aslında kişiye özel tedavi, hastalığın evresi, hastanın yaşı, genel durumuna göre tedavi modalitelerinden biri veya birkaçı seçiliyor. Bunlar arasında cerrahi, radyoterapi, kemoterapi, bazı immünmodülatör ajanlar veya immünoterapi ajanları, hedefe yönelik tedaviler tedavi seçenekleri arasında. Bunu hastalığın evresi ve dediğim gibi hastanın genel durumu belirliyor. Merkezimizde bu açıdan bütün teknolojik altyapı veya diğer modaliteler açısından uzman ekip bulunmakta. Merkezimiz bu bölgedeki baş boyun kanseri hastalarının en yoğun tedavi edildiği merkezlerden bir tanesi. En büyük farkımız ise ’Tümör Konseyi’ uygulamamızdır." "Şikayetleriniz 3 haftayı aşıyorsa vakit kaybetmeyin" Bartın, Karabük, Bolu, Düzce gibi çevre illerdeki meslektaşlarla da iletişim halinde olmayı istediklerini ve hedeflediklerini belirten Deniz Baklacı, "Bu açıdan sadece kendi hastalarımız değil, bölgedeki meslektaşlarımızla da iletişim içinde olmayı istiyoruz ve bunu hedefliyoruz. Baş boyun kanserli hastaların yönetilmesi, yönlendirilmesi veya tedavinin meslektaşlarımıza bilgilendirilmesi anlamında çaba sarf ediyoruz. Baş boyun kanserli hastalarımızda aslında en önemli üzerinde durmamız gereken konu mevcut şikayetlerin ’nasılsa geçer’ tarzında geçiştirilmemesi. Eğer üç haftayı geçen bir ses kısıklığı, boyunda şişlik, ağızda geçmeyen yara, yutma güçlüğü gibi şikayetler varsa bir uzmanın değerlendirilmesi oldukça önemli. Diğer açıdan baş boyun kanserleri önlenebilir kanserler. Sigara, tütün ürünlerinin kullanımının azaltılması, alkol tüketiminin azaltılması oldukça önemli. Ağız içi hijyenine dikkat edilmesi ve güneş ışınlarından korunması yine baş boyun kanserlerini önleyici faktörler olarak söyleyebiliriz." Baklacı, her Çarşamba günü ücretsiz olarak Baş-Boyun Kanseri Polikliniği hizmeti verdiklerine dikkat çekti. Baklacı, hastaların randevu alarak gelebileceğini randevu alamayanların ise doğrudan polikliniğe başvurabileceğini sözlerine ekledi.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 10:44
Otizmde erken farkındalık hayatı olumlu etkiliyor
Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Şakir Altunbaşak, otizmde erken yaşta başlanan eğitim ve terapi programlarının çocuğun gelişiminde belirgin iyileşmeler sağlayabileceğini söyledi. Otizm, uzmanlarca çocukluk döneminde ortaya çıkan ve bireyin sosyal iletişim, dil gelişimi ve davranışlarını etkileyen nörogelişimsel bir farklılık olarak tanımlanıyor. Genellikle yaşamın ilk üç yılından fark edilen otizmin en yaygın belirtileri arasında göz teması kurmama, ismiyle seslenildiğinde tepki vermeme, konuşma gelişiminde gecikme ve sallanma ya da el çırpma gibi yineleyici hareketler yer alıyor. Bu konuda ailelerin bilinçlenmesinin ve uzman desteğine zamanında başvurmasının büyük önem taşıdığını söyleyen Medline Adana Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Şakir Altunbaşak, "Dünya Otizm Farkındalık Günü" nedeni ile açıklamalarda bulundu. Erken çocukluk döneminde ortaya çıkıyor Prof. Dr. Altunbaşak, otizmin beynin gelişim sürecindeki farklılıklarla ilişkili olduğunu belirterek, "Özellikle erken çocukluk döneminde sinir hücreleri arasındaki bağlantıların farklı çalışması, çocuğun çevresiyle kurduğu iletişimi etkileyebilir. Bu durum, göz teması kurmama, kendi ismine tepki vermeme ve tekrarlayıcı davranışlar gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Ailelerin en sık fark ettiği durumlar arasında konuşma gecikmesi, sosyal etkileşimde zorluk ve rutinlere aşırı bağlılık yer alır. Bununla birlikte bazı çocuklar oyuncaklarla alışılmışın dışında oynayabilir ya da yaşıtlarına kıyasla daha içine kapanık davranabilir. Bu belirtiler tek başına tanı koydurmaz; ancak erken değerlendirme için önemli ipuçlarıdır" dedi. Multidisipliner yaklaşım önemli Otizm yalnızca nörolojik bir durum olarak değerlendirilmediğini ifade eden Altunbaşak, "Tanı ve tedavi sürecinde Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi başta olmak üzere psikologlar, dil ve konuşma terapistleri ve özel eğitim uzmanları birlikte çalışır. Çocuk nörolojisi, bu süreçte özellikle altta yatan nörolojik durumların değerlendirilmesi ve eşlik eden hastalıkların takibinde önemli bir rol oynar. Erken yaşta başlanan eğitim ve terapi programları, çocuğun gelişiminde belirgin iyileşmeler sağlayabilir. Beynin öğrenmeye en açık olduğu bu dönemde yapılan müdahaleler, sosyal becerilerin ve iletişim yeteneklerinin güçlenmesine katkıda bulunur. Bu nedenle ailelerin "bekleyelim, nasılsa geçer" yaklaşımı yerine uzman görüşü alması önerilir" diye konuştu. Tanı için farklı branşlar birlikte çalışır Prof. Dr. Şakir Altunbaşak, otizmde tanı koyma sürecinin detaylı bir gelişim öyküsü ve klinik gözlem ile başladığını kaydederek, "Çocuğun iletişim becerileri, sosyal etkileşimi ve davranış örüntüleri değerlendirilir. Gerektiğinde gelişim testleri ve nörolojik incelemeler de yapılabilir. Bu süreçte farklı branşların birlikte çalışması hem doğru tanıya ulaşmayı hem de bireye özgü bir tedavi planı oluşturulmasını sağlar. 3 yaşından önce tanı konulması ve tedaviye başlanması, tedavinin etkinliği ve sonuçları açısından son derece önemlidir. Otizmde kesin bir "ilaç tedavisi" bulunmamakla birlikte, bireyin ihtiyaçlarına göre planlanan eğitim ve terapi programları oldukça etkilidir. Davranışsal eğitimler, dil ve konuşma terapileri ile sosyal beceri çalışmaları çocuğun günlük yaşamını kolaylaştırır. Bazı durumlarda eşlik eden dikkat eksikliği veya uyku problemleri gibi durumlar için tıbbi destek de gerekebilir. Ebeveynlerin, çocuklarının gelişimini yakından takip etmesi, şüpheli durumlarda zaman kaybetmeden bir uzmana başvurması büyük önem taşır. Unutulmamalıdır ki otizmde erken farkındalık, doğru yönlendirme ve disiplinler arası iş birliği çocuğun yaşam kalitesini doğrudan ve olumlu etkiler" şeklinde konuştu.
01 Nisan 2026 Çarşamba - 10:39
Uzm. Dr. Bekfilavioğlu mide ilacı kullanımına yönelik uyarılarda bulundu
Uzm. Dr. Bekfilavioğlu, toplumda yaygın olarak kullanılan mide ilaçlarının bilinçsiz ve uzun süreli kullanımının böbrek sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini belirterek uyarılarda bulundu. Medical Point Gaziantep Hastanesi Nefroloji Uzmanı Uzm. Dr. Garip Bekfilavioğlu, toplumda yaygın olarak kullanılan mide ilaçlarının bilinçsiz ve uzun süreli kullanımının böbrek sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturabildiğini belirterek, mide koruyucu olarak bilinen ilaçların gereksiz kullanımına karşı dikkatli olunması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Bekfilavioğlu, mide şikayetleri yaşayan birçok kişinin doktora danışmadan ilaç kullanımına yöneldiğini ifade ederek, "Bu tür ilaçlar kısa süreli ve hekim kontrolünde kullanıldığında faydalı olabilir. Ancak uzun süreli ve kontrolsüz kullanım, böbrek fonksiyonlarında bozulmalara yol açabilir" dedi. Özellikle proton pompa inhibitörü olarak bilinen mide ilaçlarının, gereksiz yere ve uzun süre kullanıldığında kronik böbrek hastalığı riskini artırabileceğine dikkat çeken Bekfilavioğlu, "Hastalarımızın bu ilaçları ‘zararsız’ olarak görmemesi gerekiyor. Her ilaçta olduğu gibi mide ilaçlarının da yan etkileri vardır. Bu nedenle mutlaka doktor önerisiyle ve gerekli süre boyunca kullanılmalıdır" ifadelerini kullandı. Böbrek sağlığının korunması için düzenli kontrollerin önemine değinen Bekfilavioğlu, risk grubunda yer alan bireylerin daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı. Özellikle ileri yaş grubundaki kişiler, kronik hastalığı bulunanlar ve birden fazla ilaç kullanan bireylerin bilinçsiz ilaç kullanımından kaçınması gerektiğini belirtti. Vatandaşlara bilinçsiz bir şekilde ilaç kullanmaması yönünde çağrıda bulunan Bekfilavioğlu, "Basit mide şikayetlerinde dahi kendi kendine ilaç kullanımına yönelmek yerine bir uzmana başvurulması, hem mide hem de böbrek sağlığının korunması açısından büyük önem taşımaktadır" diye konuştu.
Daha Fazla Yükle
GERİ BİLDİRİM
Geliştirme sürecine katkıda bulunmak için lütfen sitede karşılaştığınız hataları bize bildirin.
Gönder