SAĞLIK
02 Mart 2026 Pazartesi - 11:39 Ege Üniversitesi Hastanesi "Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026" listesinde zirvede Sağlık hizmetlerinde kalite ve hasta memnuniyetini odağına alan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Hastanesi, uluslararası arenadaki başarılarına bir yenisini daha ekledi. Newsweek dergisi ve veri araştırma şirketi Statista iş birliğiyle hazırlanan ve dünya çapında 2 bin 500’den fazla hastanenin değerlendirildiği "Dünyanın En İyi Hastaneleri 2026" listesi yayımlandı. Bu yıl metodolojisini genişleterek ilk kez Türkiye’yi de kapsama alan araştırmada, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi elde ettiği puanla Türkiye’deki devlet üniversitelerinin tıp fakültesi hastaneleri arasında ikinci sırada yer almayı başardı. İzmir’de sıralamaya giren tek üniversite hastanesi oldu. Dünya genelinde ilk 250 kuruma özel ödüllerin verildiği araştırmada, Türkiye’den sınırlı sayıda hastane sıralamaya girmeyi başardı. EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi; Hacettepe Üniversitesi Hastanesinin ardından devlet üniversiteleri hastaneleri arasında ikinci sıraya yerleşti. EÜTF Hastanesinin elde ettiği küresel başarıyı değerlendiren Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, "Ege Üniversitesi olarak, sağlıkta dijitalleşme, araştırma-geliştirme ve hasta odaklı hizmet anlayışımızı uluslararası standartların üzerine taşımanın gururunu yaşıyoruz. Dünyanın en prestijli hastane sıralamalarından biri olan Newsweek listesinde yer almamız, sunduğumuz nitelikli sağlık hizmetinin ve akademik birikimimizin küresel ölçekte tescilidir. Bu başarı, özveriyle çalışan tüm akademik ve idari personelimizin ortak çabasının bir sonucudur. Üniversitemiz, tıp eğitiminde, klinik araştırmalarda ve sağlık hizmetlerinde öncü rolünü sürdürmeye devam edecek" dedi. Hasta memnuniyeti başarıyı getirdi Sıralamada hastaneler; doktorlar, hastane yöneticileri ve sağlık uzmanlarından oluşan binlerce profesyonelin önerileri, hastane kalite ölçütleri, mevcut hasta deneyimi verileri ve Statista’nın "Hasta Tarafından Bildirilen Sonuç Ölçütleri" (PROMs) uygulama anketi olmak üzere dört ana veri kaynağına göre puanlandırıldı. Özellikle hastaların kendi iyilik hallerini ve yaşam kalitelerini değerlendirdikleri PROMs verilerine bu yıl daha fazla ağırlık verilmesi, Ege Üniversitesi Hastanesinin hasta odaklı yaklaşımının başarısını bir kez daha kanıtladı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, önümüzdeki dönemde de teknolojik yatırımları ve bilimsel çalışmalarıyla dünya tıp literatüründeki ve küresel sıralamalardaki yerini daha da yukarı taşımayı hedefliyor.
02 Mart 2026 Pazartesi - 11:22 Cumhuriyet tarihinin ilk fakültesine ait hastanede, bir yılda 9 bin 600 hayvan şifa buldu Cumhuriyet tarihinin ilk Veterinerlik Fakültesi unvanını elinde bulunduran aynı zamanda Doğu Anadolu’nun merkezi durumunda olan, 19’u profesör 32 kişilik ekiple hizmet veren Fırat Üniversitesi (FÜ) Hayvan Hastanesi’nde aylık ortalama 800 hayvanın tedavisi yapılıyor. Geçtiğimiz yıl 9 bin 600 hayvanın sağlığına kavuşturulduğu hastane 4 farklı ana bilim dalıyla bölge hastanesi gibi hizmet veriyor. Türkiye’de kurulan ikinci Cumhuriyet tarihinin ise ilk fakültesi olan Fırat Üniversitesi Veterinerlik Fakültesine ait Hayvan Hastanesi 19 profesör, 4 doçent, 8 araştırma görevlisi ve 1 doktor öğretim üyesi, ile hizmet veriyor. Küçük ve büyük hayvan merkezi olarak 2 bölümden oluşan hastanede doğum, cerrahi, iç hastalıkları ve suni tohumlama klinikleri bulunuyor. Röntgen, tomografi, ultrason ve endoskopi olmak üzere bir çok olanağa sahip olan hastane, Doğu Anadolu’nun merkezi durumunda yer alması nedeniyle geçtiğimiz yıl 9 bin hayvanının bakımını gerçekleştirdi. Aynı zamanda bölge hayvancılığı için önemli bir yere sahip olan hastane, online randevu sistemi ile, hayvan sahiplerine kolaylık sağlıyor. ‘Bölge hayvancılığına hizmet eden hastanemiz var’ Veteriner Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kazım Şahin, "Fakültemiz çok köklü bir fakülte. Ülkemizde kurulan ikinci, Cumhuriyet döneminin de birinci fakültesidir. Bu anlamda çok yol kat etti. Şu an itibariyle uluslar arası akreditasyona sahibiz. Aynı zamanda ulusal akreditasyonumuz var. Bu, fakültemiz uluslararası düzeyde eğitim, araştırma ve topluma katkı sunuyor. Biz öğrenci yetiştiriyoruz. Fakülte olarak dünyaca ünlü kişilerle ve üniversitelerle çalışmalarımız var. Hastanemiz de çok köklü bir hastanedir. 1970 yılında kurulan bir fakülteyiz. Bugün itibariyle bölge hayvancılığına hizmet eden bir hastanemiz var. Hastanemizde yaban hayvanlarından tutun, kedi, köpek ve büyükbaşların tedavi ve muayeneleri yapılıyor. Bölgeye de çok ciddi manada hayvan hastanemizin katkısı oluyor. Dışarıda ki kliniklerin sahipleri de öğrencilerimizdir, alanlarında çok iyilerdir ama bizim dallarda hocalarımız çok iyi. İnsan hekimliğinde nasıl hizmet sunuluyorsa bizim fakültemizde de aynı şekilde hizmet sunuluyor" dedi. ‘Hastanemiz 24 saat hizmet vermektedir’ Fırat Üniversitesi Hayvan Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Seyfettin Gür, "Hastanemiz 1998 yılında kuruldu. Cerrahi, tohum, suni tohumlama ve dahiliye olmak üzere 4 ana bilim dalında burada hizmet vermektedir. Hastanemizde, toplam 32 personel görev yapmaktadır. Hastanemiz 24 saat hizmet vermektedir. Acil ünitemiz bulunmaktadır. Acil ünitemiz hafta sonları da dahil olmak üzere 08.00 ile 17.00 arası hizmet vermektedir. Hastanemizde özellikle veteriner hekimler ve uzman hekimler de görev alıyor. Hastanemiz bölgeye hitap ediyor. Malatya, Tunceli ve Bingöl’den gelen hastaları da burada tedavi etmekteyiz. Yaban hayvanları da hastanemize gelmektedir. Gelen yaban hayvanların da tedavisini yapıyoruz. Bizim hastanemizde, online randevu sistemimiz mevcut. Vatandaşlar online randevu alabiliyorlar. Burada değişik türde hayvanların tedavileri yapılıyor. Özellikle, sığır, koyun, keçi, at, kedi ve köpek ağırlıklı yapılıyor. Aylık baz da değerlendirdiğimizde 800 hayvan tedavisi gerçekleştiriyoruz. Bunun dışında hastanemizde, operasyonlar için küçük hayvan kliniğimizde 2 tane modern anlamda ameliyathanemiz, röntgen ünitemiz, büyük hayvanda ise 4 ana bilim dalının klinikleri bulunuyor. Burada iki amacımız var, birinci amacımız, öğrencileri yetiştirmek ikincisi ise halka hizmet etmektir" ifadelerini kullandı.
02 Mart 2026 Pazartesi - 10:42 Bayburt Devlet Hastanesinde Şubat ayında 40 bin 986 hastaya bakıldı Bayburt Devlet Hastanesi, Şubat ayında hastaneye başvuran hasta sayısını açıkladı. Açıklanan verilere göre ayaktan bakılan hasta sayısı 40 bin 986 olarak kayıtlara geçti. Ocak ayında 40 bin 4 olan hasta sayısının Şubat ayında artış gösterdiği görülürken, en fazla başvuru iç hastalıkları ve ortopedi polikliniklerine yapıldı. Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) üzerinden randevu alan 12 bin 439, MHRS dışı ayaktan başvuran 17 bin 674 ve acil servise müracaat eden 10 bin 873 hasta olmak üzere toplam 40 bin 986 kişi hastanede muayene edildi. Şubat ayında en fazla başvuru 4 bin 302 hasta ile iç hastalıkları polikliniğine yapıldı. Bu polikliniği 2 bin 924 başvuru ile ortopedi, 2 bin 381 ile kadın hastalıkları, 2 bin 327 ile göz hastalıkları ve 2 bin 196 ile çocuk polikliniği izledi. Acil servise ise 10 bin 873 hasta başvurdu. 01-28 Şubat tarihleri arasında polikliniklere tedavileri yapılmak üzere başvuran ve muayene edilenlerin sayıları ise şu şekilde: Uzman aile hekimliği: Bin 192 Anestezi polikliniği: 251 Beyin cerrahisi: Bin 211 Cildiye polikliniği: Bin 94 Çocuk cerrahisi: 168 Çocuk polikliniği: 2 bin 196 Çocuk ve ergen ruh sağlığı: 231 Enfeksiyon hastalıkları: 285 Fizik tedavi polikliniği: Bin 626 Genel cerrahi polikliniği: Bin 489 Göğüs cerrahisi polikliniği: 135 Göğüs hastalıkları polikliniği: 779 Göz hastalıkları polikliniği: 2 bin 327 İç hastalıkları polikliniği: 4 bin 302 Kadın hastalıkları polikliniği: 2 bin 381 Kalp damar cerrahisi: 342 Kardiyoloji polikliniği: Bin 862 Kulak burun boğaz polikliniği: Bin 386 Nöroloji polikliniği: Bin 437 Ortopedi polikliniği: 2 bin 924 Plastik cerrahi polikliniği: 184 Ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniği: Bin 121 Üroloji polikliniği: Bin 190 Acil servis hastası: 10 bin 873 Hastanede, 234 ameliyat ve 58 lokal ameliyat gerçekleştirilirken, 102 endoskopi, 37 kolonoskopi, 9 bronkoskopi ve 42 anjiyo işlemi yapıldı. Ayrıca 3 hastaya kalıcı kalp pili takıldı. Gebe okulundan yararlanan danışan sayısı ise 21 olarak açıklandı.
Medicana Ataşehir’e TÜSKA SAS akreditasyonu
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:42 Medicana Ataşehir’e TÜSKA SAS akreditasyonu Medicana Ataşehir Hastanesi, Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (TÜSKA) tarafından yürütülen SAS Akreditasyon Programı kapsamında, ilk başvurusunda standartlara yüzde 100 uyum sağlayarak akredite edildi. Etkinliğin açılış konuşmasını gerçekleştiren Medicana Ataşehir Hastanesi Genel Müdürü Dr. Murat Kaya, TÜSKA SAS Akreditasyon Belgesi’nin yalnızca bir sertifika değil, kurumsal bir dönüşümün göstergesi olduğunu ifade etti. Dr. Murat Kaya, "Akreditasyon belgeleri, eğer duvarları süslemenin ötesinde bir anlam taşımıyorsa, bu belgeleri almanın da hiçbir önemi yoktur. Biz bu süreci, sistemin kendisini denetlediği bir yönetim modeli olarak ele aldık" dedi. Medicana Ataşehir Hastanesi’nin kalite yolculuğunun 2022 yılında başladığını hatırlatan Dr. Murat Kaya, önce uluslararası akreditasyon sistemlerinin benimsendiğini, ardından bu sistemler üzerinden üç kez Re-akreditasyon sürecinin başarıyla tamamlandığını belirtti. TÜSKA denetimiyle alınan SAS Akreditasyon Belgesi’nin ise kurum için bir dönüm noktası olduğunu belirtti. "Türkiye’de ilk, dünyada sayılı güvenli hastanelerden biriyiz" Uluslararası denetim süreçlerine de değinen Dr. Murat Kaya, uluslararası sağlık akreditasyonunun Medicana Ataşehir Hastanesi’ni Türkiye’de ilk, dünyada ise beşinci ‘Güvenilir Hastane’ konumuna taşıdığını ifade etti. Dr. Murat Kaya, "Hasta güvenliği, tesis güvenliği ve çalışan güvenliği bizim için her şeyin önünde gelir. Bu unvan, doğru yolda yürüdüğümüzün en güçlü kanıtıdır" dedi. TÜSKA denetimlerinin kuruma yalnızca belge değil, ciddi bir öğrenme ve gelişim alanı sunduğunu söyleyen Dr. Murat Kaya, "Denetimler ve belgelendirmeler, kurumlar için aynı zamanda bir eğitim fırsatıdır. Süreçlerin giderek karmaşıklaştığı bu dönemde, akredite bir sisteme sahip olmak sürdürülebilir başarının en temel anahtarıdır" diye konuştu. "Hedefimiz dünyanın en iyi 50 hastanesi arasında yer almak" Konuşmasının sonunda gelecek vizyonuna değinen Kaya, Medicana Ataşehir Hastanesi’nin hedefinin önümüzdeki yıllarda dünyanın en iyi 50 hastanesi arasında yer almak olduğunu belirterek, "Bu yolculukta emeği geçen tüm çalışma arkadaşlarımıza ve bizleri yalnız bırakmayan TÜSKA ailesine teşekkür ediyorum" diye konuştu. ‘Bu belge bir sonuç değil, sürekli gelişimin başlangıcıdır’ Medicana Ataşehir Hastanesi Kalite ve Hasta Hakları Direktörü Özlem Akbulut, SAS Akreditasyon Belgesi’nin güçlü bir vizyonun ve disiplinli bir çalışma kültürünün ürünü olduğunu ifade etti. Özlem Akbulut, "Bu belge, sunduğumuz sağlık hizmetinin güvenilirliğinin ve sürdürülebilirliğinin resmi bir teyididir" diye konuştu. Medicana Sağlık Grubu’nun TÜSKA SAS Akreditasyon Programı’na giren öncü özel sağlık gruplarından biri olduğuna dikkat çeken Akbulut, grup genelindeki hastanelerde eş zamanlı yürütülen sürecin bütüncül bir yaklaşımla yönetildiğini, 2026 yılı itibarıyla grup bünyesindeki diğer hastanelerin de akreditasyon sürecine dahil edileceğini belirtti. TÜSKA Başkanı Doç. Dr. Bayram Demir, Medicana Ataşehir Hastanesi’nin elde ettiği başarının kurumun kendi emeğinin sonucu olduğunu vurguladı. Doç Dr. Demir, "TÜSKA akreditasyonu ile ödüllendirilmiş olmak çok kıymetlidir. Ancak bu başarı bizim değil, sizin başarınızdır. Aynı zamanda birlikte üretim anlayışının da bir ürünüdür" ifadelerini kullandı ve "Akreditasyonda kategorizasyon anlayışı geliştirdik. Buna göre sağlık testlerimizi altın, gümüş ve bronz şeklinde kategorize etmeye başlıyoruz 2026 yılından sonraki denetimlerimiz bu şekilde devam edecek" diye ekledi. Doç. Dr. Demir, 2025 yılının haziran ayında yapılan başvurunun, kasım ayında tecrübeli denetçiler tarafından yerinde değerlendirildiğini ve tüm kriterlerde başarı sağlandığını belirterek, "İlk seferde alınan akreditasyon son derece önemli bir başarıdır. Bu başarıların tüm sağlık tesislerine örnek olmasını diliyorum" dedi. "Türkiye markası olan kurumların bu süreçte rolü büyük" TÜSKA Birimler Koordinatörü Prof. Dr. Umut Beylik, Medicana Ataşehir Hastanesi’ni ve tüm çalışanlarını tebrik etti. Yapılan konuşmaların ardından düzenlenen sertifika teslim töreninde Demir, sürecin taşıdığı öneme dikkat çekerek, "Bu süreçte ‘biz denetime dahil olmak istiyoruz’ demek, güven ve cesaret işidir. Bu cesaret örneğini gösterdikleri için başta Medicana Ataşehir Hastanesi olmak üzere sürece dahil olan diğer hastaneleri de tebrik ediyorum" diye konuştu. Sertifikanın takdim edilmesinin ardından gerçekleştirilen pasta kesimi ve hatıra fotoğrafı çekimi ile tören sona erdi.
Kemik iliği nakli artık kardeş vericilerle sınırlı değil
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:29 Kemik iliği nakli artık kardeş vericilerle sınırlı değil Kemik iliği naklinde verici bulma sorununu büyük ölçüde ortadan kaldıran yarı uyumlu akraba nakilleri, son yıllarda tam uyumlu kardeş vericilerle benzer başarı oranlarına ulaşarak hastalar için yeni bir umut kapısı araladı. Hematoloji uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetin, "Yarı uyumlu yakın akraba vericilerin kolay ulaşılabilir olması, hastaların uzun süre donör beklemesinin önüne geçiyor" dedi. Kemik iliği nakli, lösemi, lenfoma, aplastik anemi ve bazı kalıtsal kan hastalıkları başta olmak üzere birçok kan ve kemik iliği hastalığının tedavisinde hayati önemini koruyor. Geçmişte, kemik iliği nakline ihtiyaç duyan hastaların yalnızca yüzde 25-30’unda tam uyumlu kardeş verici bulunabilirken, son yıllarda geliştirilen yeni yöntemler sayesinde bu tablo büyük ölçüde değişti. Günümüzde anne, baba, çocuklar ve yakın akrabalardan elde edilen yarı uyumlu kan kök hücreleriyle yapılan nakillerin, tam uyumlu kardeş vericilerle benzer başarı oranlarına ulaştığı belirtiliyor. Bu gelişme sayesinde hastaların yaklaşık yüzde 90-95’i için uygun vericiye ulaşmak mümkün hale geldi. Hastalar hastalık ilerlemeden nakle alınabiliyor Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Hematoloji ve Kemik İliği Nakli Bölümü’nden Prof. Dr. Mustafa Çetin, yarı uyumlu akraba vericilerin sağladığı avantajlara dikkat çekti. Prof. Dr. Çetin, "Yarı uyumlu yakın akraba vericilerin kolay ulaşılabilir olması, hastaların ulusal ve uluslararası donör bankalarında uzun süre verici beklemesini önlemektedir. Böylece hastalar, hastalık ilerlemeden ve olumsuz sağlık sorunları gelişmeden hızlı bir şekilde kemik iliği nakli tedavisine alınabilmektedir" ifadelerini kullandı. Genç yarı uyumlu vericiler öne çıkıyor Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmaların, vericinin yaşının da tedavi başarısında önemli bir faktör olduğunu ortaya koyduğunu belirten Prof. Dr. Çetin, bazı durumlarda yarı uyumlu fakat genç bir vericinin tercih edilebildiğini vurguladı. Çetin, "Yapılan çalışmalar, genç vericilerden yapılan nakillerin bağışıklık sisteminin yeniden yapılanmasını daha güçlü desteklediğini ve tedavi başarısını artırdığını göstermektedir. Bu nedenle bazı hastalarda, tam uyumlu ancak ileri yaşta bir verici yerine, yarı uyumlu fakat genç bir vericiden yapılan nakiller tercih edilebilmektedir" dedi. Tedavi sürecinde önemli avantajlar sağlıyor Yarı uyumlu akraba vericilerin, nakil sonrasında gerekebilecek hücresel destek tedavilerinin zamanında uygulanmasına da imkan tanıdığını ifade eden Prof. Dr. Çetin, bu durumun tedavi sürecini daha güvenli ve etkin hale getirdiğini kaydetti. Ayrıca bu yaklaşımın, donör bankalarından temin edilen hücresel ürünlerin yüksek maliyetini ve yoğun iş gücü ihtiyacını da önemli ölçüde azalttığını dile getirdi. "Daha ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir tedavi modeli" Tüm bu gelişmelerle birlikte kemik iliği naklinin daha fazla hasta için erişilebilir hale geldiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Çetin, "Bu yeni nakil yaklaşımı, hem sağlık sistemi hem de hastalar açısından daha sürdürülebilir bir tedavi modeli sunmaktadır. Yarı uyumlu akraba kemik iliği nakli, günümüz tıbbında hastalara umut veren önemli bir seçenek olarak öne çıkmaktadır" şeklinde konuştu.
Dünya Kanser Gününde hastalar bir araya geldi
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:28 Dünya Kanser Gününde hastalar bir araya geldi 4 Şubat Dünya Kanser Günü etkinlikleri kapsamında Denizli’de kanser taramaları sayesinde erken evrede tespit edilen kanseri yenen kişiler, kanser taraması yaptıracak vatandaşlara hikayelerini anlatarak örnek oldular ve kanser taramalarının zamanında yapılmasının ne kadar önemli olduğunu vurguladılar. Denizli İl Sağlık Müdürlüğü tarafından 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında ‘Benzersizliğimizle Biriz’ temasına uygun bir etkinlik düzenlendi. Pamukkale Sağlıklı Hayat Merkezinde düzenlenen etkinliğe; Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Aytekin Polat, Pamukkale ve Merkezefendi İlçe Sağlık Müdürleri, sağlık çalışanları, kanser atlatıp iyileşen hastalar ve tarama için Pamukkale Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezine (KETEM) gelen vatandaşlar katıldı. Etkinlikte; Denizli İl Sağlık Müdürlüğünün il geneli düzenlediği kanser taramalarında erken evrede kanser teşhisi konan ve tedavisi sonrası iyileşen hastalar, hiçbir belirtileri yokken kanser olduklarını öğrendiklerini ve tedavilerine erken başlanması ile de kanseri yendiklerini belirterek yaşadıkları süreçleri katılımcılara anlattılar. Düzenli kanser taramalarının hayat kurtarıcı önemine vurgu yapılan ve genel kanser ile ilgili bir bilgilendirme sunumunun da yapıldığı etkinlik sonrası İl Sağlık Müdürlüğü ekipleri tarafından katılımcılara kanserin rengi olan mor menekşeler hediye edildi, el baskısı ile kansere dikkat çekildi. Belirti Olmadan Muayene ve Taramalarımızı Zamanında Yaptırmalıyız Denizli İl Sağlık Müdürü Uz. Dr. Berna Öztürk, etkinliğin, kanser taramalarının zamanında ve aksatılmaması gerektiğinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirterek kanseri yenen hastalar ile tarama için gelen tüm katılımcılara teşekkür etti. Öztürk; "Dünya Kanser Günü teması ‘Benzersizliğimizle Biriz’ kapsamında herkesin yolculuğu farklı olsa da, kanserle mücadelede çok önemli olan umut ve dayanıklılık tüm bireylerde ortak duygular olabilmektedir. Bugün burada dinlediğimiz vatandaşlarımızın çoğu, hiçbir şikayeti olmadığı halde kimi zaman sağlık ekiplerimizin kimi zaman ailesinin ısrarlarıyla taramalarını yaptırdıklarını belirttiler. Hiç ihtimal vermedikleri bir dönemde kanser teşhisi aldıklarını, ama erken tespit edildiği için güzel bir tedavi süreci sonrası hepsi de sağlıklarına kavuştuklarını söylediler. Vatandaşlarımızın bugün burada anlattıkları bu hikayelerin, kanserde erken teşhisin önemi konusunda empatiyi arttıracağına inanıyoruz. Biz her zaman vurguluyoruz, asla bir belirti olmasını beklememeli ve hem kendi kendine muayenelerimizi hem de yaş aralıklarımıza göre düzenli taramalarımızı zamanında yaptırmalıyız. Ülkemizde yürütülen Ulusal Kanser Tarama programımız kapsamında; 40-69 yaş arasındaki kadınlarımızı 2 yılda bir meme kanseri, 30- 65 yaş arası tüm kadınlarımızı 5 yılda bir rahim ağzı kanseri ve 50-70 yaş arasındaki kadın ve erkekleri 2 yılda bir kalın bağırsak kanseri taraması için KETEM, Toplum Sağlığı Merkezleri, Sağlıklı Hayat Merkezleri ve Aile Sağlığı Merkezlerimizde ücretsiz kanser taramaları için bekliyoruz" diye konuştu. Kolon kanseri teşhisi sonrası iyileşen 63 yaşındaki Ramazan Orhun, eşinin KETEM’den getirdiği tarama kiti sayesinde kanser teşhisi aldığını belirterek; "Bir süre eşimin getirdiği kiti yapmak istemedim, oyalandım ama sonrasında testi yaptık. Kit testinde çift çizgi çıkınca önce telaşlandık, sonra Aile Hekimimize gittik, hemen tedaviye başlamamız gerektiği söylenince tedavi için hastaneye gittik. Ayrıntılı tetkikler ve sonrasında da tedavim gerçekleşti. Şu anda iyiyim ve 6 ayda bir kontrollerim devam ediyor. Vatandaşlarımız, ilk başta benim gibi duyarsız, aman ne olacak diye düşünebiliyorlar. Burada sağlık çalışanlarına daha fazla görev düşüyor, o kişileri biraz daha fazla uyarmalarını istiyorum. Vatandaşlarımız da bu konuda duyarlı olsunlar" şeklinde konuştu. Üçüncü evrede kanser tespit edilen 48 yaşındaki Fatma Kaygın ise kadınlara taramalarını yaptırmaları için çağrıda bulundu ve şöyle konuştu: "KETEM’de yapılan taramalarda üçüncü evre meme kanseri teşhisi aldım, başarılı geçen tedavi sürecinden sonra sağlığıma kavuştum. Kanser, korkulacak bir şey değil, belli bir yaşa gelen kadınlarımızın KETEM taramalarını yaptırmalarını rica ediyorum. Bu taramaların erken teşhis konmasında çok büyük bir faydası oluyor. Ben üçüncü evrede tedaviye başladım halde sağlıklı bir kadın olarak şu an hayatıma devam ediyorum" dedi.
Balıkesirli en çok kalpten ölüyor
05 Şubat 2026 Perşembe - 10:28 Balıkesirli en çok kalpten ölüyor Balıkesir’de yapılan araştırma şehirde yaşayanların en çok kalp ve damar hastalıklarından hayatını kaybettiği gerçeğini ortaya koydu. İlk sırada yer alan kalp ve damar hastalıklarının ardından kanser ölümleri ise ikinci sırada yer aldı. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan 2024 yılı Ölüm Nedeni İstatistikleri, Balıkesir’in sağlık tablosunu ortaya koydu. Verilere göre Balıkesir’de ölümlerin yüzde 43,9’u dolaşım sistemi hastalıkları nedeniyle gerçekleşti. Bu oran, Türkiye ortalaması olan yüzde 36’nın oldukça üzerinde dikkat çekici bir seviyeye ulaştı. Balıkesir’de iyi huylu ve kötü huylu tümörlere bağlı ölümler yüzde 14,4 olarak kayıtlara geçti. Bu oran Türkiye genelindeki yüzde 16,3’lük seviyenin altında kaldı. Uzmanlar, erken tanı ve düzenli sağlık kontrollerinin bu düşüşte etkili olabileceğine dikkat çekiyor. Balıkesir’de solunum sistemi hastalıklarına bağlı ölümler yüzde 17,1 ile üçüncü sırada yer aldı. Bu oran, hem Türkiye ortalamasının yüzde 15 ile birçok il ortalamasının üzerinde bulunuyor. Özellikle ileri yaş nüfus ve kronik hastalıkların bu tabloyu etkilediği görülüyor. Ölümlerin diğer nedenleri Balıkesir’de sinir sistemi ve duyu organları hastalıklarına bağlı ölümler yüzde 2,5, endokrin, beslenme ve metabolizma hastalıklarına bağlı ölümler ise yüzde 3,2 olarak açıklandı. Harici yaralanmalar ve zehirlenmeler yüzde 3,7 oranında gerçekleşirken, COVID-19 kaynaklı ölümler yüzde 0,02 ile yok denecek seviyede kaldığı açıklandı.
Erken tanı hayat kurtarıyor: "Kanser kontrol altına alınabiliyor"
05 Şubat 2026 Perşembe - 09:59 Erken tanı hayat kurtarıyor: "Kanser kontrol altına alınabiliyor" Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Levent A. Kazak, kanserin, erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalık olduğunu söyledi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi, Dünya Kanser Günü kapsamında kansere dikkat çekmek ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla bilgilendirici mesajlar vererek farkındalık etkinliği düzenledi. Büyük Anadolu Samsun Hastanesi lobi katında gerçekleştirilen etkinlikte, program akışını yöneten moderatör Kurumsal İletişim ve Pazarlama Direktörü Meral Kıvırcı, Büyük Anadolu Hastaneleri olarak Dünya Kanser Günü dolayısıyla yapılan bu çalışmalarla toplumda bilinç oluşturmayı, erken tanı kültürünü güçlendirmeyi ve sağlıklı yaşam farkındalığını artırmayı hedeflediklerini ifade etti. Genel Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Levent A. Kazak ise kanserle mücadelede erken teşhisin hayati rolünü anlattı. Dr. Kazak, "Kanser, erken tanı ve doğru tedaviyle kontrol altına alınabilen bir hastalıktır. Farkındalık, mücadelenin ilk adımıdır. Erken tanı; tedavi seçeneklerini artırır, başarı oranını yükseltir, yaşam süresi ve kalitesini korur, hastalığın ilerlemesini önleyebilir" dedi. "Sağlığınızı ertelemeyin" çağrısı yapan Kazak, düzenli taramaların, risk faktörlerinin bilinmesinin ve uzman hekim kontrollerinin kanserle mücadelede kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Etkinliğe katılan LÖSAM Yönetim Kurulu Üyesi ve Sosyal İşler Başkanı Sema Danışmaz, kansere yakalanmasına rağmen hastalığı her seferinde yenmeyi başaran biri olarak katılımcılara moral ve motivasyon verdi. Danışmaz, yaşadığı zorlu süreçlere rağmen yaşama sevincini kaybetmediğini belirterek, "Kanseri yenmenin en büyük etkeni hastalığı kabullenip ‘hastalığa hayır’ demekle başlıyor. Zor süreçleri kolaylaştırmayı öğrendim ve başardım. Size en büyük tavsiyem budur" diye konuştu. Büyük Anadolu Hastanesi Başhekimi Dr. Ahmet Muhlis Korur da hastaların her zaman yanında olduklarını vurgulayarak, "Birlikte güçlüyüz" mesajı verdi. Yönetim Kurulu Üyesi Yasemin Turan ise Sema Danışmaz’a hitaben, "Güç bazen gözyaşından sonra yeniden ayağa kalkmaktır. Sema Hanım, gücünüzle herkese örnek oldunuz, dediğiniz gibi önce inanmak ve ‘ben hasta değilim’ demekle başlıyor" ifadelerini kullandı. Etkinlikte ayrıca "Umut Panosu" oluşturuldu. Hastane yetkilileri, doktorlar ve katılımcılar tarafından "Yalnız değilsiniz, bu yolda birlikteyiz", "Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun", "Kanser değil, sen güçlüsün", "Farkında ol, geç kalma" gibi mesajlar yazılı stikerler panoya yapıştırıldı.
Kıbrıs’tan gelen küçük bir kalp, zamanında müdahalelerle sağlığına kavuştu
05 Şubat 2026 Perşembe - 09:40 Kıbrıs’tan gelen küçük bir kalp, zamanında müdahalelerle sağlığına kavuştu KKTC’de anne karnında doğuştan kalp hastalığı tanısı konulan 13 aylık Hasan Hacıarifoğlu, doğum sonrası uygulanan iki aşamalı stent tedavisi ve ardından gerçekleştirilen açık kalp ameliyatıyla sağlığına kavuştu. Uzmanlar, ağır doğumsal kalp hastalıklarında erken tanı, girişimsel işlemler ve doğru zamanda yapılan cerrahinin çocukların yaşam şansını belirgin şekilde artırdığını vurguladı. KKTC’den gelen Hasan Hacıarifoğlu’na anne karnındayken yapılan tetkikler sonucunda doğuştan kalp hastalığı tanısı konuldu. Gebelik sürecinde gerçekleştirilen fetal ekokardiyografi incelemesinde Ventriküler Septal Defekt (VSD) ve Pulmoner Atreziye (PA) yakın pulmoner hipoplazi saptandı. Halk arasında "mavi bebek hastalığı" olarak bilinen bu ciddi tablo nedeniyle Hasan bebek doğumunun ardından yakından takibe alındı. Bu süreçte, şu anda 13 aylık olan Hasan Hacıarifoğlu’na Prof. Dr. İbrahim Cansaran Tanıdır tarafından iki kez stent uygulanarak akciğer damarlarının gelişimi desteklendi ve cerrahi müdahalenin güvenli şekilde gerçekleştirilebilmesi için uygun şartlar oluşturuldu. Uygulanan tedaviler ve Prof. Dr. Sertaç Çiçek’in gerçekleştirdiği cerrahinin ardından Hasan bebek bugün, daha sağlıklı ve yaşıtları gibi büyüyüp gelişeceği bir geleceğe sahip oldu. Cerrahi konsey kararıyla yakın izlem Memorial Ataşehir Göztepe Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. İbrahim Cansaran Tanıdır, süreci şu sözlerle değerlendirdi: "Hasan bebeğin kalp hastalığı anne karnındayken tespit edildi. Doğumdan sonra acil müdahale gerekebileceğini öngördük. Doğum sonrası yaptığımız değerlendirmelerde tanıyı doğruladık ve hastamızı yenidoğan yoğun bakımda yakından izledik. İlk incelemelerde akciğerlere giden ana damarların ileri derecede gelişmemiş olduğunu gördük. Bu aşamada cerrahi konsey kararıyla yakın izlem tercih edildi. Yaklaşık 40 günlükken yeniden değerlendirdiğimizde akciğer damarlarının yeterince gelişmediğini damar çaplarının 1,5 milimetreden daha küçük, yani bir topluiğne başı kadar olduğunu saptadık. Damar çaplarının çok küçük olması nedeniyle açık cerrahinin yüksek risk taşıyabileceğini düşünerek girişimsel (anjiyografik) tedaviye yöneldik. Hasan bebeğe yaşamının 50’nci gününde sağ ventrikül çıkım yoluna ilk stent işlemini uyguladık. Takip sürecinde, akciğer damarlarının çapı 3-4 milimetreye ulaşmıştı, ancak hala ameliyat için yeterli değildi. Ayrıca Hasan büyümüştü. Bu nedenle ikinci bir stent ihtiyacı doğdu ve bu işlemi de 6 aylıkken gerçekleştirdik. Bu dönemde Tüm bu girişimsel stent işlemleri Hasan’ı cerrahiye güvenli şekilde hazırladı." "Kalıcı cerrahi için doğru zaman beklendi" "13 aylık olduğunda yapılan değerlendirmelerde, hastamızın artık cerrahi tedavi için uygun şartlara ulaştığını belirledik. Öncelikle 3’üncü bir anjiyografi yaparak aortadan akciğerlere giden anormal damarlar kapatıldı. Ardından Prof. Dr. Sertaç Çiçek tarafından gerçekleştirilen açık kalp ameliyatı ile kalpteki yapısal bozukluklar onarıldı ve normal kan dolaşımı sağlandı. Bu süreç, ağır doğumsal kalp hastalıklarında erken tanı ve doğru zamanlamanın ne kadar hayati olduğunu bir kez daha göstermektedir. Küçük kalp savaşçısı Hasan, erken tanının, zamanında yapılan doğru girişimsel işlemlerin ve uygun zamanda gerçekleştirilen cerrahinin, ağır doğumsal kalp hastalıklarında çocuklarımızın yaşam şansını ne kadar artırdığını gösteren çok değerli bir örnektir." "Küçük kalp için büyük bir cerrahi adım" Cerrahi süreci değerlendiren Prof. Dr. Sertaç Çiçek, doğumsal kalp cerrahisinde esas olanın tek bir operasyonun kendisinden çok, doğru planlama ve güçlü ekip çalışması olduğunu vurguladı: "Günümüzde doğumsal kalp hastalıklarının çok büyük bir bölümü, uygun merkezlerde cerrahi ya da girişimsel yöntemlerle başarıyla tedavi edilebilmektedir. Son yıllardaki bilimsel ve teknolojik gelişmeler sayesinde, geçmişte yüksek risk taşıyan pek çok kalp kusuru artık güvenle onarılabilmekte ve çocuklar sağlıklı, aktif ve normal bir yaşam sürebilmektedir. Rutin kabul edilen ameliyatlar bile, her hastada farklı anatomik ve fizyolojik özellikler taşıdığı için titiz bir değerlendirme ve kusursuz ekip uyumu gerektirir. Cerrahiden yoğun bakıma, anesteziden hemşirelik bakımına kadar uzanan bu çok disiplinli yaklaşım sayesinde, çocuklarımız için güvenli ve sağlıklı bir gelecek inşa etmek mümkün. Aileler için en önemli nokta ise çocuklarının doğru merkezde, deneyimli ve multidisipliner ekipler tarafından değerlendirilip tedavi edilmesidir." "İçimde hep güçlü bir umut vardı" Hasan bebeğin annesi Eda Hacıarifoğlu ise yaşadıklarını şu sözlerle anlattı: "Hasan’ın kalp hastalığı anne karnındayken Kıbrıs’ta tespit edildi. O süreçte hamileliğin sonlandırılması da önerildi, ancak ben bunu hiçbir zaman düşünmedim. İçimde hep güçlü bir umut vardı. Doğumdan sonra zorlu bir sürecin bizi beklediğini biliyordum, ama buna hazırdım. Ailem ve eşimin desteğiyle bu süreci çok güzel yönettik. En başından itibaren Prof. Dr. İbrahim Cansaran Tanıdır’a büyük bir güven duyduk; her aşamada bizi detaylı şekilde bilgilendirmesi bize güç verdi. Cerrahi aşamasında Prof. Dr. Sertaç Çiçek’e de aynı güvenle inandık. Bugün geldiğimiz noktada en büyük mutluluğum, oğlumun diğer çocuklar gibi fiziksel gelişiminin geride kalmayacak olması. Onun geleceğe umutla, korkmadan ve özgürce adım atacak bir çocuk olacağını bilmek, yaşadığımız tüm zorluklara değdiğini hissettiriyor."
DPÜ’ye "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İşyeri" belgesi
05 Şubat 2026 Perşembe - 09:40 DPÜ’ye "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İşyeri" belgesi Kütahya Dumlupınar Üniversitesi, Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında "Beslenme Dostu ve Fiziksel Aktiviteyi Destekleyen İşyeri Belgesi" almaya hak kazandı. Belgenin takdimi dolayısıyla Rektörlük makamında düzenlenen törene, DPÜ Rektörü Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, Kütahya İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Levent Onat ve beraberindeki heyet, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanı Prof. Dr. Ercan Taşkın ile üniversite personeli katıldı. Sağlık Bakanlığı tarafından çalışanlarda davranış değişikliği sağlayarak sağlığı geliştirmek ve üretken bir iş yeri ortamı oluşturmak amacıyla yürütülen proje kapsamında üniversiteye layık görülen belge, Dr. Levent Onat tarafından Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak’a takdim edildi. Törende konuşan Rektör Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak, çalışanların sağlığını korumaya ve kampüs genelinde sağlıklı yaşam kültürünü yaygınlaştırmaya yönelik çalışmaların bu belgeyle tescillenmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Çalışanlarımızın sağlığını korumak ve sağlıklı yaşam kültürünü kampüsümüzde yaygınlaştırmak adına yürüttüğümüz çalışmaların bu anlamlı belge ile tescillenmesinden büyük memnuniyet duyuyor, bu süreçteki destekleri için Sağlık Bakanlığımıza ve İl Sağlık Müdürlüğümüze teşekkür ediyorum. Üniversitemizde sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteyi destekleyen projelerimizi, personelimizi ve öğrencilerimizi merkeze alarak kararlılıkla sürdürmeye devam ediyoruz" dedi.