SAĞLIK
İstanbul Spine Masters’ın 9’uncusu Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nde düzenlendi 30 Nisan 2026 Perşembe - 10:27:02 Omurga cerrahisi alanında uluslararası uzmanları bir araya getiren İstanbul Spine Masters toplantısının 9’uncusu Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nde gerçekleştirildi. Avrupa, Asya ve Afrika’dan çok sayıda uzman cerrahın katıldığı toplantıda yeni gelişen teknikler ve cerrahi tecrübeler paylaşıldı. Omurga cerrahisi alanında uzman ve ileri düzey cerrahların eğitimine yönelik düzenlenen İstanbul Spine Masters toplantısının 9’uncusu Acıbadem Kadıköy Hastanesi’nde yapıldı. Toplantıya Avrupa, Asya ve Afrika başta olmak üzere 12 farklı ülkeden katılımcı ve konuşmacı iştirak etti. İtalya, Portekiz, Fas, Cezayir, Çin, Almanya, Irak, Özbekistan, Kazakistan ve Kırgızistan’ın da aralarında bulunduğu birçok ülkeden gelen omurga cerrahları toplantıda buluştu. Program kapsamında cerrahlar kendi mesleki tecrübelerini paylaşırken, omurga cerrahisinde yeni gelişen teknikler üzerine sunumlar gerçekleştirildi. Uzman ve uzman üstü seviyedeki hekimlerin eğitimine katkı sunmayı amaçlayan toplantıda, uluslararası bilgi alışverişi sağlanırken farklı ülkelerden katılımcılar arasında mesleki iş birliğinin geliştirilmesi hedeflendi. "Baziler invajinasyonun şu an ve gelecekteki tedavisi altın standartlara oturtulmuş durumda" Baziler invajinasyon tedavisi noktasında hastaların stabil ve instabil olup olmama durumuna bakarak hareket edildiğini aktaran Prof. Dr. Massimiliano Visocchi, şu şekilde konuştu: "Baziler invajinasyon boyundaki 1’inci ve 2’nci kemiğin beyin sapı dediğimiz bölgeden yukarıya doğru bulunması gereken anatomik pozisyondan daha yukarıya çıkması ve bununla birlikte beyin sapı ve omuriliğin basıya maruz kalmasıyla ortaya çıkan klinik bir durumdur. Hastada baş ağrısı, baş dönmesi, kollarda ve bacaklarda ağrı ve kuvvetsizlik gibi şikayetler görülebilir. Baziler invajinasyonu olan her hastayı ameliyat etmiyoruz; bu hastaları sadece radyolojik olarak değerlendirmiyoruz. Cerrahiye aldığımız hastaların tamamı semptomları olan hastalardır. Baziler invajinasyonun şu an ve gelecekteki tedavisi altın standartlara oturtulmuş durumda. Biz Babiller invaginasyonu olan hastaların stabil ya da instabil olup olmadıklarına bakıyoruz; dolayısıyla gelecekte planladığımız tedavi seçenekleri de buna göre belirleniyor. Eğer baziler invajinasyon instabilse, yani boyun hareketleriyle birlikte boyun o kısmı sabit tutamıyorsa C1 ve C2’ye vidalar yerleştirerek oranın kemikleşmesini sağlıyoruz. Ama bileşke noktası stabilse bu bölgeye burun yoluyla ya da ağız yoluyla ulaşarak omurilikteki basıyı ortadan kaldırıyoruz." "Hastaların erken dönem konforları ve kozmetik sonuçları daha iyi" Kritik omurilik ameliyatlarında robotik cerrahi kullanımının henüz mümkün olmadığını dile getiren Beyin, Sinir ve Omurga Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Zileli, Özellikle dejenatif omurga hastalıklarında ve bazı küçük tümörlerde bu yaklaşımı kullanıyoruz. Kullandığımız yöntemlerde kaslara zarar vermediğimiz için hastaların ameliyat sonrası konforları da daha iyi oluyor ve daha çabuk ayağa kalkıp normal yaşamlarına dönebiliyorlar. Aslında endoskopik ve tüp rehberli cerrahilere hastalar tarafından da çok büyük bir ilgi var. Fakat şunu söylememiz lazım: uzun dönem sonuçları arasında bir fark yok. Ama tabii ki erken dönem konforları daha iyi ve kozmetik sonuçları da daha iyi. Özellikle robotik cerrahilerde navigasyon çok yaygın olarak kullanılıyor ancak şu an için değil; belki ileride yaygınlaşabilir çünkü robotların kemik diseksiyonu yapması lazım ve bunu henüz yapamıyorlar. Çünkü burada içinde son derece kıymetli omurilik ve sinirlerin olduğu bir kemik kanalının içine girmeniz lazım; o kanalı güvenli bir şekilde açmanın robotlar tarafından yapılması henüz mümkün değil" dedi. "Sagittal denge konsepti ileride ortaya çıkabilecek komplikasyonların da önüne geçebilmemizi sağlıyor" Dr. Mohammed Zohaır, omurilik tedavilerinde daha kapsamlı bir tespit sağlayabilen sagittal denge konseptine ilişkin şu ifadelere yer verdi: "Sagittal denge yeni bir konsept. Özellikle hastanın başını gövdesinin üzerinde tutması üzerine son dönemlerde geliştirilmiş bir yöntem. Eskiden boynunda ve sırtında şiddetli ağrıları olan hastaları şu an sagittal denge konseptiyle değerlendiriyoruz. Yorulan omurgayı kalçanın üzerinde tutmak için harcadığı enerjinin neden kaynaklı olduğunu artık tespit ederek buna göre bir cerrahi planlama yapabiliyoruz. Sagittal denge konsepti öncesi biz sadece sorunun olduğu bölgeye odaklanıyorduk; artık omurganın tamamına bakma fırsatımız var. Dolayısıyla biz bu ameliyatlarda hastalarda sorunun etkilediği bölge dışında global olarak değerlendiriyoruz. Ameliyatlarda hastaların hangi bölümlerinin füzyona katılması gerektiğini bu konsept ile belirleyebiliyoruz. Bu konsepti biliyor olmak ileride ortaya çıkabilecek komplikasyonların da önüne geçebilmemizi sağlıyor. Gelecekte yapay zeka da sagittal denge konseptine kesinlikle dahil olacaktır. Bizler için hastanın fenotipleri cerrahi öncesi planlamalarımızı değiştiren şeyler ve yapay zeka geliştikçe bu konsept de gelişecek ve planlamalarımızı buna göre belirlememize de yardımcı olacak." "’Ameliyat olamazsın, riskleri çok fazla’ denilen hastalar da gelişen tekniklerle birlikte artık ameliyat edilebilir hale geldi" Prof Dr. Onur Yaman, ileri tedavi yöntemleriyle birlikte artık omurga gelişiminde sıkıntı olan pek çok ileri yaştaki hastanın da tedavi edilebildiğini aktararak, "Biz omurgada ciddi eğriliği olan hastalarda bu eğriliği düzeltmek için omurganın belirli bölümlerinden kemik çıkartıyoruz. Özellikle çocukluk döneminde omurganın yarım geliştiği hastalarda ilerleyen dönemlerde kifoz ya da skolyoz gelişebiliyor. Bunu yine erken dönemde tespit ettiğimizde hastalarda omurgasını düzeltmemiz gerekli olabiliyor. Bunun dışında özellikle daha yaşlı ve ’Ameliyat olamazsın, riskleri çok fazla’ denilen hastalar da gelişen anestezi ve cerrahi teknikleriyle birlikte artık ameliyat edilebilir hale geldi. Dolayısıyla 70-80 gibi ileri yaş gruplarında da bu teknikleri kullanarak ameliyatlar yapabiliyoruz. Buradaki en önemli soru, ’Hangi hastayı ameliyat etmeliyiz, hangisini etmemeliyiz?’ Eğer cerrahi bir karar verdiysek cerrahi sonrasındaki görüntüleri de kabaca biliyor olmamız lazım ki bu ameliyatları yapabilelim. Elimizde mevcut olan yazılımlarla birlikte yaptığımız cerrahi planlamalarla hastanın omurga dizilimini ve duruşunu biz cerrahi öncesi daha ameliyatı yapmadan kabaca bilebilmekteyiz. Dolayısıyla yeni teknolojilerin cerrahi pratiğine girmesi hastanın yaşam kalitesini de arttırmaktadır" şeklinde konuştu.
30 Nisan 2026 Perşembe - 10:11 Grip olduğunu düşündü doktora gitmedi: Hayatının şokunu yaşadı Gribal enfeksiyon geçirdiğini düşünen ancak yapılan tetkikler sonucu 4. evre kanser tanısı konulan 23 yaşındaki Talha Taşpınar, Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Kliniği’nde yapılan başarılı ameliyatla sağlığına kavuştu. Doç. Dr. Ömer Faruk Demir, ameliyatın dünyada çok nadir ameliyatlardan biri olduğunu belirterek, ana toplardamarlardan birinin içine de yayılan yaklaşık 14 santimetre büyüklüğündeki tümörü aldıklarını söyledi. Gribal enfeksiyon geçirdiğini düşünen Talha Taşpınar (23), rahatsızlığı aylarca geçmeyince bir sağlık kuruluşuna başvurdu. Yapılan tahlil ve tetkikler sonucu 4. evre kanser hastası olduğunu öğrenen genç şok yaşadı. Taşpınar, bir yakınının tavsiyesi ile Ankara Atatürk Sanatoryum Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göğüs Cerrahisi Kliniği’ne başvurdu. Burada Doç. Dr. Ömer Faruk Demir ve ekibi tarafından Taşpınar’a tekrar çeşitli tahlil ve tetkikler yapıldı. Ameliyatın çok riskli olduğu ancak yaşı genç olduğu için bunu kaldırabilme ihtimali yüksek olduğu belirtilen Taşpınar, kabul etmesiyle Doç. Dr. Ömer Faruk Demir ve ekibi tarafından ameliyata alındı. Yaklaşık 6 saatlik ameliyatla tümör alınan ve 2 gün yoğun bakımda kalan genç, sağlığına kavuşmasıyla mutluluk gözyaşları döktü. "Üşüttüğümü düşündüm" Hastalanma sürecini anlatan Talha Taşpınar, ’’Bu süreçte sürekli bir öksürme oluyordu bende, iştahsızlık vardı. Yiyebildiğim yemekleri de sürekli bir çıkartma isteği oluyordu. Daha önceden böyle bir şikayetim olmamıştı. İlk defa oldu. Onu da ben soğuk algınlığı olarak hissetmiştim. Dedim herhalde ciğerlerimizi üşüttük. Nefes almamda zorlaşmalar oluyordu. Su dahi içemiyordum. Gece sürekli bir terleme oluyordu. Bu şekilde fark ettim. Aslında çok şükür şu an sağlığıma kavuştum, çok mutluyum. Ben burada bir şey söylemek istiyorum. Bu hastalığı geçiren biri korkmasın, Ankara’da çaresi var. Ankara’da bu hastaneye gelerek sorunsuz şekilde kendimi teslim edebilirim" dedi. "İman tahtasıyla kalbinin arasında çok büyük tümör vardı" Ameliyatı gerçekleştiren Doç. Dr. Ömer Faruk Demir, ’’Talha bize başvurduğunda dışarıda yapılan tetkiklerde iman tahtasıyla kalbi arasında çok büyük bir kitlesi vardı. Bu kitlenin uzun çapı yaklaşık 14 santim civarındaydı. Tabii hastamızın bu kitlesi kalbine çok ağır baskı uyguluyordu. Kalpten çıkan ana arterlerin üzerine çok ciddi bir baskı vardı ve arterlerin çapları çok ciddi daralmıştı. Bunun dışında kalp zarını tutmuş vaziyette görünüyordu. Yine sol akciğeri ve aynı kitle baş ve her iki kolunun damarsal drenajını sağlayan ana toplardamarlardan bir tanesinin içine girmiş vaziyette görünüyordu. Tabii gerekli tetkikleri tamamladıktan sonra özellikle bu tümörün buradan çıkartılması gerektiğine kanaat getirdik. Burada birkaç temel faktör bizim için önemliydi. Bir tanesi Talha‘nın klinik durumu çok ağırdı ve bu şekilde hayatını idame ettirmesi çok mümkün değildi. O yüzden ne yapabileceğimizi düşündük. Tabii hastamız çok genç bir hastaydı, bir de tümör yeri itibarı ve tuttuğu damarlar itibarı ile de çok nadir görülen bir şekilde başvurmuştu bize. Ki bu baş bölgesine ve kolların drenajını sağlayan ana damarı ameliyat esnasında yaklaşık 19 dakika kadar kapatmamız gerekti. Bu damarın içerisinden tümörlerini çıkartmamız gerekti. Damarı tekrar onarıp, çalışabilir vaziyette bıraktık. Ameliyattan sonraki süreçte Talha 48 saat kadar yoğun bakımda kaldı, ondan sonra yatağına aldık. Klinik durumu sabit gittikten sonra Talha ikinci günün sonunda ayağa kalktı ve klinik olarak çok rahatlamıştı. Başta ciddi bir nefes darlığı, halsizlik ve ameliyata yakın bir süreç içerisinde başlayan ağzında bir kanaması da olmuştu. Tabii ameliyattan sonra Talha’yı bu şekilde ayakta görüp gezdiğini, dolaştığını, nefes alabildiğini, ki ameliyatının daha erken dönemleri idi. Çift kademeli bir ameliyat yapmıştık aynı seansta Talha‘ya’’ ifadelerini kullandı. Yapılan ameliyatın dünyada çok nadir ameliyatlardan biri olduğunun altını çizen Demir, sözlerine şöyle devam etti: ’’Tabii Talha’yı ameliyattan sonra bu şekilde görünce biz bir hekim olarak çok keyif aldık. Tıbbi durumu itibarıyla çok çok nadir yapılan bir cerrahi türü. Özellikle bu damar tutulumları ile alakalı yapabileceğimiz şeyleri değerlendirmek için literatürü taramamız gerekti, başka hocalarımızla konuşmamız gerekti. Tekrar tekrar pek çok katılımla Talha’yı tartıştık, ondan sonra böyle bir şeye karar verdik. O da dediğimiz gibi hastamızın çok genç olması ve mevcut haliyle hayatını idame ettirmesinde ciddi sorunlar yaşayacağına kanaat getirdiğimiz için Talha’yla ve ailesiyle de konuşup bu ameliyata karar verdik. Çok yüksek riskli bir ameliyattı. Talha‘nın boynundaki damarda bir tutulum vardı. Bu baş bölgesi ve iki koluna drenajını sağlayan damardır. Bu damarla ilgili literatürde kabaca 30 dakikaya kadar bu damarların kilitlenebildiği, yani tamamen kapatılabildiği yazıyordu. Bizim yaptığımız cerrahi sırasında bu damarı yaklaşık olarak 19 dakika kadar bağlı tuttuk ve 19 dakika içerisinde bu damarın içerisinden tümörü çıkartıp, damarı bir miktar da keserek tümörle beraber çıkarttıktan sonra onarımını tamamladık. Bugün bu halde olabildiğimiz için hepimiz çok mutluyuz.’’
30 Nisan 2026 Perşembe - 09:44 Uzman Dr. Çakır: "Yorgunluk sandığınız belirti Hashimoto çıkabilir" Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mehmet Çakır, özellikle uzun süren halsizlik ve kilo artışı gibi şikayetlerin göz ardı edilmemesi gerektiği konusunda uyardı. Dr. Çakır, "Bağışıklık sisteminin tiroit bezine saldırmasıyla ortaya çıkan Hashimoto Hastalığı, çoğu zaman fark edilmeden ilerleyerek ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor" dedi. Dr. Çakır, bünyesinde yaptığı açıklamada, hastalığın çoğu zaman sinsi ilerlediğine dikkat çekti. Uzm. Dr. Çakır, "Hastalar genellikle yorgunluk, üşüme ve saç dökülmesi gibi şikayetleri günlük hayatın yoğunluğuna bağlıyor. Oysa bu belirtiler Hashimoto’nun erken sinyalleri olabilir" dedi. Kadınlarda daha sık görülüyor Hashimoto hastalığının kadınlarda erkeklere göre çok daha yaygın görüldüğünü belirten Dr. Çakır, hormonal faktörlerin bu farkta önemli rol oynadığını ifade etti. Dr. Çakır, "Sürekli halsizlik ve uyku hali. Nedensiz kilo artışı. Soğuğa karşı hassasiyet. Cilt kuruluğu ve saç dökülmesi. Konsantrasyon bozukluğu" ifadelerini kullandı. Hashimoto’nun basit kan testleriyle teşhis edilebildiğini vurgulayan Dr. Çakır, özellikle aile öyküsü olan kişilerin düzenli kontrol yaptırması gerektiğini söyledi. Hastalığın tamamen ortadan kaldırılamadığını ancak uygun tedaviyle kontrol altına alınabildiğini belirten Dr. Çakır, "Eksik olan tiroit hormonunu yerine koyduğumuzda hastalar sağlıklı bir yaşam sürdürebilir" ifadelerini kullandı. Yaşam tarzı da etkili Beslenme ve stres yönetiminin önemine değinen Dr. Çakır, dengeli beslenme ve düzenli egzersizin hastalığın seyrini olumlu etkileyebileceğini belirtti.
Kan bağışı kampanyasına destek
08 Ağustos 2025 Cuma - 12:05 Kan bağışı kampanyasına destek Düzce Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) ile Kızılay Düzce Kan Merkezi arasında, oda üyeleri başta olmak üzere Düzcelilerin düzenli kan bağışı bilinci kazanması ve farkındalığın artırılması için protokol imzalandı. Protokol imza törenine; DTSO Başkanı Erdoğan Bıyık ve Kızılay Düzce Kan Merkezi Müdürü Hakan Bahadır Bozkurt katılım sağladı. Başkan Bıyık, "Kan bağışı çok önemli bir konu. İhtiyaç anında hayati bir mesele. Bizler de sivil toplum kuruluşları arasındaki dayanışmayı artırmak, üyelerimizi ve vatandaşlarımızı düzenli kan bağışına teşvik etmek ve kan bağışı bilincini aşılamak amacıyla kan merkezi ile protokol imzaladık. Bu vesileyle hem üyelerimizi hem de Düzceli hemşerilerimizi düzenli kan bağışçısı olmaya davet ediyoruz" ifadelerini kullandı. Kan Merkezi Müdürü Bozkurt da projeye olan katkılarından dolayı Bıyık’a teşekkür ederek, "Kendisi bizim düzenli kan bağışçılarımızdan biri. Projeye olan duyarlılığı ve kamuoyunun bu konudaki bilincini artırmaya yönelik çalışmaları dolayısıyla sayın Başkanımıza teşekkür ediyoruz. Tüm Düzcelileri düzenli kan bağışçısı olmaya davet ediyoruz" şeklinde konuştu. İmzalanan protokol kapsamında; DTSO önderliğinde geniş katılımlı kan bağışı kampanyaları düzenlenmesi, farkındalık ve tanıtım çalışmaları yapılması, üye işyerlerinde tanıtıcı materyallerin kullanımına teşvik edilmesi hedefleniyor.
Uzmanlardan kadınlara uyarı: Serinlemek isterken vajinal enfeksiyona yakalanmayın
08 Ağustos 2025 Cuma - 11:16 Uzmanlardan kadınlara uyarı: Serinlemek isterken vajinal enfeksiyona yakalanmayın Yaz sıcaklarının en etkili olduğu dönemlerden birinin yaşandığı ülkemizde uzmanlar, deniz ve havuzda serinleyen kadınların hijyen kurallarına daha çok riayet etmesini önerdi. Toplu kullanım alanlarından biri olan havuzların yanı sıra kirli deniz suyunun da vajinal enfeksiyon başta olmak üzere değişik enfeksiyonlara neden olabileceğini hatırlatan Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, deniz ve havuzda yüzdükten hemen sonra kadınların duş alıp ıslak mayolarını değiştirmesini önerdi. Başta Aydın ve çevresi olmak üzere çöl sıcaklarının etkili olduğu yaz aylarında Ege Bölgesi’nde yaşayan kadınların genellikle havuz ve denize girerek serinlediğini belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın, kadınların enfeksiyona karşı daha hassas olduğunu belirterek, "Özellikle yazın daha dikkatli olun" tavsiyesinde bulundu. Toplu kullanım alanlarından biri olan havuzların yanı sıra kirli deniz suyunun da pek çok farklı enfeksiyona yol açabildiğini kaydeden Ezgi Aydın, "Bakteri ve mantarlara bağlı olarak oluşabilen bu enfeksiyonlar sindirim sistemi, cilt, kulak, göz rahatsızlıklarının yanı sıra kadın hastalıklarına yol açabilir. Reaksiyonel su hastalıkları olarak da tanımlanabilen bu rahatsızlıklar, çoğunlukla uygun ve iyi şekilde temizlenmeyen ya da doğru şekilde bakımı yapılmayan havuzlardan kaynaklanır. Kronik hastalıklara zemin hazırlayabilen bu enfeksiyonlar, hareketli su kaynaklarından biri olan denizlerden de kaynaklanabilir. Havuz ve deniz suyundaki PH değerinin vajinal sağlık için risk oluşturmasının yanı sıra kalabalık olan deniz sularında görülebilen atık maddeler, kadın hastalıklarının oluşumunda rol oynar" diyerek yaz aylarında havuza ve denize giren kadınların daha duyarlı olmasını önerdi. "Erkeklere kıyasla kadınlar daha fazla risk altında" Ege Bölgesi’nde yaz döneminde pek çok kişinin serinlemek için farklı su kaynaklarına girdiğini söyleyen Aydın, "Su parkları, site havuzları, otel havuzları, nehir, göl ve denizlerde yüzmek oldukça keyifli yaz aktiviteleri arasında olsa da özellikle iyi temizlenmemiş havuzlar ve temizliğinden emin olunmayan deniz suları, pek çok reaksiyonel su hastalıklarına yol açabilir. Erkeklere kıyasla kadınlar için çok daha fazla risk teşkil eden iyi temizlenmemiş ya da kirlenmiş sularda yüzmek, bu dönemde vajinal enfeksiyonların artmasına yol açar. Gün içinde pek çok kişinin kişinin yüzdüğü havuzlarda kişisel hijyene önem verilmemesi ve yüzme havuzlarının insan sağlığı için uygun şekilde temizlenmemesi, yaz aylarında artış gösteren vajinal enfeksiyonların başlıca sebepleri arasında yer alır. Bu nedenle kadınların yazın daha dikkatli olmasını suya girerken de çıkarken de duş almasını öneriyoruz " diye konuştu. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Ezgi Aydın vajinal enfeksiyonlarda akıntının sık görüldüğünü belirterek bu tür semptomlarla karşılaşanların hekime görünmesini önerdi. "Klor oranı çok önemli" Havuz suyunun temizliğinde kullanılan klorun oranının kadınlar için çok önemli olduğunu fazla klorun daha fazla hijyen ve sağlık olarak algılanmaması gerektiğini de kaydeden Dr. Aydın, "Havuz suyunun temizlenmesi için kullanılan klor miktarının doğru şekilde ayarlanması da son derece önemlidir. Uygun olmayan miktarda klor kullanımı, vajen sağlığı için önemli olan yararlı bakterilerin ölmesine yol açar. Bu gibi durumlarda da mantar enfeksiyonları oluşur" diyerek yaz sezonunda kadınların hijyene ve enfeksiyona karşı daha duyarlı olmasını tavsiyeetti.
Küçük kalpler dijital risk altında
08 Ağustos 2025 Cuma - 11:03 Küçük kalpler dijital risk altında Çocukların ekran başında geçirdiği sürenin günde altı saate kadar çıktığını aktaran Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Cüneyt Koçaş, ebeveynleri uyardı; "Ekran ışığı uyku kalitesi düşürür. Bu durum metabolizmayı bozarak kalp üzerinde dolaylı yükü arttırır." Danimarka’da yapılan bir araştırmada, akıllı telefon ve diğer elektronik cihazlarla aşırı zaman geçirmenin, çocuklar ve gençlerin kalp sağlığını olumsuz yönde etkilediği gözler önüne serildi. Araştırmada, ekran başında geçirilen uzun sürelerin, hareketsiz yaşam tarzını teşvik ederek kardiyovasküler riskleri artırdığı belirtildi. Binden fazla çocuk ve gencin verilerini analiz eden araştırmacılar, özellikle az ve geç uyuyanlarda bu riskin daha belirgin olduğu ve ekran süresinin uyku süresini "çalabileceğini" öne sürdüler. Daha fazla uyumanın, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve insülin direnci gibi rahatsızlıkların riskini azaltmaya yardımcı olduğu da aktarıldı. Araştırmacılar, daha kısa süre uykuda kalmanın ve daha geç uyumanın, daha uzun süre uyuyan ve daha erken uyuyanlara kıyasla aynı ekran süresiyle ilişkili önemli ölçüde daha yüksek bir riskle bağlantılı olduğunu söyledi. Kalp üzerindeki yükü artırabilir Yapılan araştırmayı değerlendiren Kardiyoloji Uzmanı Prof. Cüneyt Koçaş, ekran başında geçirilen sürenin günde altı saate kadar çıktığını kaydetti. Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, uzun ekran sürelerinin kardiyometabolik riskleri artırabileceğine dikkat çekerek, ebeveynlere önemli bir uyarıda bulundu: "Çocukların ekranla geçirdiği zamanı erken saatlere çekin, uyku süresini uzatın." Uzun süre ekran başında oturmanın fiziksel aktiviteyi azalttığını belirten Prof. Dr. Cüneyt Koçaş, olumsuz etkilerini de şöyle özetledi: "Bu durum kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebilir, obezite riskini artırır, insülin direnci ve tip 2 diyabet gelişimine zemin hazırlar." Ekran ışığının melatonin üretimini baskılayarak uyku kalitesini düşürdüğünü aktaran Prof. Dr. Koçaş, "Mavi ışığa maruz kalmak, sirkadiyen ritimleri etkileyen bir hormon olan melatonin salgılanmasını baskılar. Bu baskı metabolizmayı bozarak, kalp üzerinde dolaylı yükü artırır. Yapılan bazı araştırmalarda bozulan uyku düzeninin kanser, diyabet, kalp hastalığı ve obeziteye yol açabileceğini gösteriyor. Ekran karşısında geçirilen süre arttıkça abur cubur tüketimi de artar, öğün atlama ve sağlıksız atıştırmalıklar daha fazla tüketilir. Sağlıksız beslenme alışkanlığı zamanla kolesterol ve tansiyon problemlerine zemin hazırlar" ifadelerini kullandı.
Muğla EAH’ta diyabetli çocuklara teknoloji destekli eğitim
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:47 Muğla EAH’ta diyabetli çocuklara teknoloji destekli eğitim Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı’nda, Tip 1 diyabetli çocuklara yönelik tedavi seçenekleri teknolojiyle güçlendirilmeye devam ediyor. Son dönemde 8 çocuğa kablolu insülin infüzyon pompası, 2 çocuğa ise kablosuz (patch tipi) insülin infüzyon pompası uygulanarak bireyselleştirilmiş eğitim süreçleri başarıyla tamamlandı. Pompa tedavisi sürecinde çocuklar ve aileleri, insülin pompası kullanımı, günlük glukoz takibi, insülin doz ayarlamaları, hipoglisemi ve hiperglisemi ile başa çıkma gibi konularda ayrıntılı bir eğitim programına dahil edildi. Eğitim süreci, diyabet hemşiresi ve diyetisyen eşliğinde, çocukların yaşına ve ihtiyaçlarına özel olarak yapılandırıldı. Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Gülay Can Yılmaz, bölümde 300’den fazla Tip 1 diyabetli çocuğun düzenli takip edildiğini belirterek, "Pompa tedavisi, küçük yaşta diyabet tanısı alan çocuklarımızda hem glisemik kontrolü iyileştiriyor hem de ailelerin günlük yaşamlarını kolaylaştırıyor. Son yıllarda sürekli glukoz ölçüm sistemlerinin (CGM) kısmen de olsa geri ödeme kapsamına alınması, bu teknolojilere erişimi artırdı. Biz de bölümümüzde diyabet hemşiremiz, diyetisyenimiz ve çocuklarımızın aileleriyle birlikte hareket ederek en güncel ve etkili tedavi yöntemlerini uygulamaya devam ediyoruz" dedi.
Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil"
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:47 Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu: "Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Bizim politikalarımızda en önemli şey insanlarımızın sağlıklı kalmasını sağlamak. Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil" dedi. Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu bir dizi ziyaret için geldiği babaocağı Rize’de ilk olarak Rize Valiliği’ni ziyaret etti. Burada açıklamalarda bulunan Memişoğlu Rize’de yapımı devam eden yatırımları değerlendirerek Rize’nin çevre illere de hizmet verecek bir şehir hastanesine sahip olacağını dile getirdi. 2002 yılından bu yana Türkiye’de büyük bir sağlık dönüşü olduğunu ifade den Memişoğlu, "Türkiye’de sağlıkta özellikle fiziki alt yapıyla, sistematik değişimimizle, liderimiz Sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde Türkiye büyük bir sağlık hizmeti dönüşümü yaptı. Bugün baktığınız zaman alt yapı olarak 2002 senesinde 164 bin yataklı hizmet veren Türkiye’de sadece 18 bin yatak, tek kişilik, çift kişilik diğerleri hepsi koğuş sistemiyle. Ama bugün Türkiye’de Allaha hamdolsun 271 bin yatağın, 184 bini hastane yataklarının tek kişilik, çift kişilik nitelikli yatak. Dünyanın en iyi sağlık alt yapısına sahip ülkelerden bir tanesiyiz" dedi. Yapımı devam eden Rize Şehir Hastanesi’nin 2026 yılının sonunda hizmete açılacağını ifade eden Memişoğlu, Rize’deki diğer sağlık yatırımlarından da söz ederek "Sayın Cumhurbaşkanımızın hayalim dediği, kendi memleketine de bu hayalini ulaştırdığı Rize Şehir Hastanemizi 2026 sonu itibariyle milletimizin hizmetine sunacağız. Rize sadece Rize’ye değil çevre illere hatta yakın ülkelere sağlık hizmeti verebilecek bir seviyeye ulaşacak. Örnek şehir haline gelecek Rize sağlık. Bölgenin sağlık üssü haline getireceğiz Rize’yi. Sadece şehir hastanesini değil bugün inşaatının yaklaşık yüzde 30’nu bitirdiğimiz 2026’da hizmete vereceğimiz. Çayeli Devlet Hastanesi, artık son aşamasına gelen Güneysu Tenzile Erdoğan Devlet Hastanesinin 2025’in sonunda hizmete gireceğini ve aynı zamanda da şuanda kullandığımız Eğitim Araştırma Hastanemizi de Rize’nin hem acil hem kadın doğum hem de acil girişimlerle ilgili üssü haline getireceğimiz hastanemizle. Fındıklı’da proje sürecini başlattığımız hastanemizle, Çamlıhemşin ve İkizdere’de de yapacağımız küçük hastanelerle, Ardeşen’le de yanı sağlık tesisini inşa ederek Rize’mizi sağlık anlamında çok daha iyi yerlere getireceğiz. Bunun yanında özellikle temel sağlık dediğimiz, koruyucu sistemimizin en önemli unsurlarından, sağlıklı hayat merkezimiz dediğimiz Ketem’ in olduğu, fizyoterapistlerin olduğu, diyetisyenlerin olduğu ve hastalanmadan sağlığımızı koruyacağımız ve orada birçok sağlıkla ilgili bilgi alacağımız, aynı zamanda kanser taramalarının yapılacağı Rize’de 1 tane olan Sağlık Hayat Merkezlerimize 3 tane daha ilave edeceğiz. Şehir hastanemizin dolgu alanına da eğitim binamızı da inşallah yakın zamanda projelendirerek yapmış olacağız" şeklinde konuştu. "Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil" Sağlık Bakanlığı’nın görev alanının hastaları iyileştirmenin yanında insanların sağlığını da koruması için görevli olduğunu kaydeden Memişoğlu "Bizim politikalarımızda en önemli şey insanlarımızın sağlıklı kalmasını sağlamak. Bizim ismimiz sağlık bakanlığı, hastalık bakanlığı değil. Türkiye her ne kadar hastalandığımız zaman dünyanın en iyi alt yapı anlamında en iyi hizmetini sunsa bile toplumsal olarak sağlıklı kalmamız lazım. Bugün maalesef 3 insanımızdan 1’i sigara kullanıyor. Maalesef yüzde 70’imiz normal kilomuzun üzerinde hayat yaşıyoruz. Çabuk şehirleşen toplumun sağlıklı kalması için kendi sağlık kültürünü arttırarak bedenini koruması gerekiyor. Biz sigara ile ilgili özel bir mücadeleye yeniden başlıyoruz. Poliklinik sayımızı yüzde 20 oranında arttırdık. Son 6 ayda 209 bin kişi sigara bırakma polikliniğine başvuruda bulundu. 70 binin üzerinde sigara denetimi yapıldı. Online sigara bırakma poliklinikleri Türkiye genelinde yaygınlaştı. Dediğimiz gibi, bugün değil de ne zaman sigarayı bırakacağız" dedi. "Son 8 haftada biz her anne adayımıza bir ebe görevlendirdik" Gebelikte son 8 haftaya girildiğinde her anne adayı için 1 ebe görevlendirildiğini, ayrıca anne adaylarına gebelik boyunca bakanlık tarafından hazırlanan ‘Anne Yolculuğu’ isimli mobil uygulamayla bilgi verildiğini kaydeden Bakan Memişoğlu, "Gebelik ile ilgili, doğumla ilgili çalışmalarımız var. Normal olan normal doğum. Tıbbi gereklilik olmadığı zaman doğal şartlarda hem anne sağlığı hem bebek sağlığı için normal doğumu tercih etmeliyiz. Bunanla ilgili özellikle ilk anne adaylarımıza seslenmek istiyorum. Son 8 haftada biz her anne adayımıza bir ebe görevlendirdik. Bu anne adayımız ilk anneliğini yaşarken son 2 ayında bu süreci ebelerle birlikte yaşasınlar istiyoruz. Doğuma hazırlık, nasıl doğum yapılacağı, neler bekleneceği konusunda ebelerimiz anne adaylarımızın emrinde. Aynı zamanda ‘Anne Yolculuğu’ dediğimiz mobil uygulamamızdan, anne adaylarımız gebelik süresi boyunca, hatta gebelikten sonra da 2 yıl boyunca neler yapılması gerektiğini, nasıl hareket edilmesi gerektiğini bilgilerini bilimsel olarak öğrenebilecekler. Riskli dediğimiz anne adaylarımız için de yazılım ve uygulama yaptık. Onları daha sıkı daha yakından takip edebilmek için bir sisteme geçiyoruz" ifadelerini kullandı.
Kütahya’da 12 yaşındaki çocuğun kalbindeki delik ameliyatsız yöntemle kapatıldı
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:32 Kütahya’da 12 yaşındaki çocuğun kalbindeki delik ameliyatsız yöntemle kapatıldı Kütahya Şehir Hastanesi’nde ilk kez uygulanan transkateter yöntemiyle, 12 yaşındaki bir çocuğun kalbindeki delik başarılı bir şekilde kapatıldı. Çocuk Kardiyoloji ve Erişkin Kardiyoloji uzmanlarının ortak çalışmasıyla gerçekleştirilen işlem sonrası küçük hasta sağlığına kavuştu. Çocuk Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ahmet Sarı, hastaneye başvuran çocuk hastada yapılan ekokardiyografi ve tetkikler sonucunda Atrial Septal Defekt tespit ettiklerini belirtti. Sarı, çocuklarda en sık görülen doğuştan kalp hastalıklarından biri olduğunu ifade ederek, "Küçük boyuttaki delikler genellikle zararsızdır ve kendiliğinden kapanabilir. Ancak büyük boyuttaki defektler zamanla kalp yetmezliğine yol açabilir" dedi. Tedavi yöntemleri hakkında bilgi veren Sarı, "Büyük defektlerde cerrahi tedavi ya da transkateter yöntemi uygulanabilir. Transkateter kapatma işlemi, genel anestezi altında kasıktaki damardan girilerek kalbe ulaşılıp özel bir cihazla deliğin kapatılması şeklinde yapılır. Bu yöntem, iyileşme sürecini hızlandırır ve komplikasyon riskini azaltır" diye konuştu. Hasta ve ailesinin bilgilendirilmesinin ardından, Erişkin Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Taner Şen ve Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Durmuş’un desteğiyle operasyonun transkateter yöntemiyle yapılmasına karar verildi. Kütahya Şehir Hastanesi’nde ilk kez gerçekleştirilen işlem başarıyla tamamlanırken, Dr. Sarı, "Bu başarı, hem hasta ve ailesi hem de bizim için moral kaynağı oldu. Emeği geçen tüm ekibe teşekkür ediyorum" ifadelerini kullandı.
Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde anne sütünün önemine dikkat çekildi
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:31 Medical Point Gaziantep Hastanesi’nde anne sütünün önemine dikkat çekildi Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Kilim ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öznur Kademli, emzirme haftası dolayısıyla anne sütünün önemine dikkat çekti. Uzman Dr. Öznur Kademli, "Emzirme, bebeklerin sağlıklı gelişimi için en doğal ve etkili beslenme yöntemidir. Anne sütü, bebeklerin ilk altı ay boyunca ihtiyaç duyduğu tüm besin öğelerini içerdiği gibi, bağışıklık sistemlerini güçlendiren antikorlar ve enzimler de barındırır. Bu nedenle, Dünya Sağlık Örgütü, bebeklerin ilk altı ay yalnızca anne sütüyle beslenmesini ve ardından ek gıdalarla birlikte en az iki yıl süreyle emzirilmeye devam edilmesini tavsiye etmektedir. Emzirmenin sayısız sağlık faydası vardır. Anne sütü, bebekleri hastalıklara karşı korurken, aynı zamanda beslenme bozuklukları riskini de azaltır. Araştırmalar, emzirilen bebeklerin emzirmeyenlere kıyasla daha az enfeksiyon ve hastalık geçirdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle ishal, zatürre ve kulak enfeksiyonları gibi yaygın hastalıkların riski, emzirme sayesinde önemli ölçüde azalır. Emzirme, yalnızca bebekler için değil, anneler için de pek çok fayda sağlar. Düzenli emzirme, annelerin doğum sonrası kilo vermelerine yardımcı olurken, meme ve over kanseri risklerini de azaltmaktadır. Ayrıca, emzirme süreci annelerin ruh sağlığı üzerinde olumlu etkiler yapar. Emzirme sırasında salgılanan hormonlar, annelerin stres seviyelerini düşürür ve kendilerini daha mutlu hissetmelerini sağlar. Ancak, emzirme süreci bazı anneler için zorluklarla dolu olabilir. Doğum sonrası hormonsal değişiklikler, yorgunluk ve emzirme konusunda yetersiz bilgi gibi etmenler, annelerin bu dönemde zorlanmasına neden olabilir. Bunun yanı sıra, emzirme ile ilgili yaygın yanlış anlamalar ve toplumsal baskılar da, annelerin süreci daha da güçlükle atlatmalarına yol açmaktadır" dedi. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Esra Kilim ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öznur Kademli emzirme haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunarak, "Sağlıklı nesiller yetiştirmek için en iyi başlangıç, emzirme ile yapılır. Gaziantep Hastanesi olarak, tüm anneleri ve aileleri bu anlamlı haftada yanımızda görmekten büyük mutluluk duyacağız. Birlikte, sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirmek adına emzirmenin önemini vurgulayalım ve birbirimize destek olalım. Unutmayalım ki emzirme, sadece bir beslenme şekli değil; aynı zamanda sevgi, bağlılık ve güven duygularının pekiştiği özel bir süreçtir" diye konuştu.
Beynin derinliklerine uzanan umut: DBS
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:24 Beynin derinliklerine uzanan umut: DBS Beynin belirli bölgelerine yerleştirilen elektrotlarla uygulanan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), Parkinson’dan epilepsiye kadar birçok hastalıkta yaşam kalitesini artırıyor. Gelişmiş görüntüleme ve yapay zeka destekli teknikler sayesinde her hastaya özel tedavi planları yapılabiliyor. Her insan beyninde milyarlarca nöron bulunuyor ve bu hücreler elektriksel ve kimyasal sinyaller kullanarak birbirleriyle iletişim kuruyor. Çeşitli rahatsızlıklar, beynin farklı bölgelerindeki nöronların daha az aktif olmasına neden olabiliyor. Etkilenen beyin bölgesine bağlı olarak o bölgede kontrol edilen yeteneklerde bozulmalar yaşanabiliyor. Bu durumda önemli bir gelişme olarak kaydedilen Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) ile Parkinson, epilepsi gibi hastalıkların tedavisinde umut olarak görülüyor. Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, DBS yöntemi hakkında önemli bilgiler verdi. Parkinson hastalığı, distoni, epilepsi gibi hareket bozukluklarının yanı sıra tedaviye dirençli depresyon, takıntı hastalığı (OKB) ve bağımlılık gibi psikiyatrik hastalıklarda son yıllarda kullanılan Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) pek çok hasta için umut olabiliyor. 3. Avrupa Nöroloji ve Nöropsikiyatri Kongresi’nde Derin Beyin Stimülasyonu (DBS) ile ilgili klinik sonuçlar ve güncel teknolojik gelişmelerle ilgili bilgi veren Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, bu yöntemin sadece motor semptomları değil, aynı zamanda hastaların yaşam kalitesini de belirgin şekilde artırabildiğini vurguladı. Bilimsel olarak umut oluyor Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "Artık beynin içindeki devreleri görüntüleme ve hedefe yönelik elektriksel uyarılarla yeniden dengeleme imkanına sahibiz. Bu, hem bilimsel hem insani anlamda büyük bir umut kaynağı" dedi. Ayrıca DBS’nin geleceği hakkında da bilgi veren Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "Gelişmiş görüntüleme yöntemleri ve yapay zekâ destekli programlama sayesinde her hastaya özel tedavi planları yapılabiliyor. Özellikle Parkinson hastalarında kullanılan yeni nesil ‘yönlendirilmiş elektrot’ sistemlerinin, beyin içindeki hedef alanlara daha hassas uyarılar gönderebiliyor" ifadelerini kullandı. Her hastada aynı düzey yanıt olmayabilir Derin Beyin Stimülasyonu’nın, beyinde milimetrik düzeyde belirlenen hedeflere elektrot yerleştirilerek uygulanan cerrahi bir girişim olarak tanımlandığını söyleyen Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "DBS, yalnızca hareket bozukluklarında değil, bazı psikiyatrik tablolarda da umut verici sonuçlar verebiliyor ancak her hastada aynı düzeyde yanıt beklemek doğru olmaz. Bu yöntem dikkatli hasta seçimi, detaylı değerlendirme ve deneyimli merkezlerde uygulama gerektiriyor" değerlendirmesinde bulundu. Detaylı değerlendirme şart "DBS tedavisi öncesinde hastalar detaylı nörolojik ve psikolojik değerlendirmelerden geçirilir. Doğru hasta seçimi, tedavinin başarısında kritik bir rol oynar" diyen Op. Dr. Kaan Tuğberk Özdemir, "Cerrahi işlem sonrası hastalar birkaç gün hastanede izlenir ve ardından evde iyileşme sürecine devam eder. Tedavi sonrası, hastaların büyük bir kısmı hareket kontrolünde ve yaşam kalitesinde belirgin iyileşmeler bildirmiştir. Araştırmalarda DBS tedavisi uygulanan hastalar, günlük yaşamlarını daha rahat sürdürebildiklerini ve bağımsızlıklarını yeniden kazandıklarını ifade etmektedir. Parkinson hastaları, titreme ve kas sertliğinde azalmalar yaşarken, esansiyel tremor hastaları ise titremenin büyük ölçüde kontrol altına alındığını belirtmiştir" şeklinde görüş verdi.
Erzincan MGEAH’ta kornea nakli başarıyla yapılıyor
08 Ağustos 2025 Cuma - 10:17 Erzincan MGEAH’ta kornea nakli başarıyla yapılıyor Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Kemal Bayrakçeken tarafından, görme duyusunu kaybeden 49 yaşındaki Ersin B.’ye kornea nakli yapıldı. 1997 yılında Bingöl’ün Genç ilçesi kırsalında karakola mühimmat taşırken meydana gelen patlamada şarapnel parçasının göze gelmesi sonucu sol gözünde görme duyusunu kaybeden Ersin B. Erzincan Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan ameliyat ile yeniden görme duyusunu kavuştu. Görme duyusunu yeniden kazanan hasta Ersin B., Dr. Öğretim Üyesi Kemal Bayrakçeken’e teşekkür ederek yeniden görebildiği için çok mutlu olduğunu belirtti. Başarılı bir şekilde kornea nakli yapan Dr. Kemal Bayrakçeken, "Kornea gözün ön kısmında bulunan, saat camına benzeyen berrak şeffaf bir dokudur. Korneanın hasar görerek veya bir hastalık nedeniyle kalıcı olarak bulanıklaşması görme kaybına neden olmaktadır. Bu hastaların tedavisi ancak kornea nakli ile mümkün olabilmekte. Bu operasyonlarda en önemli nokta kornea temin etmektir. Kornea naklinde gözün tamamı alınmamaktadır, sadece tırnak kadar küçük bir doku nakledilmektedir. Burada organ ve doku naklinin çok önemli olduğunu belirtmek istiyorum. Bir donörden alınan 2 adet kornea, görmeyen 2 farklı hastanın görmesini sağlayabilmektedir." dedi. Dr. Bayrakçeken ve ekibi tarafından kornea nakli yapılan hasta Ersin B., ameliyat sonrası dördüncü günü taburcu edildi.